|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Allah’ın adıyla Rahman Rahim. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
TAKVA |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
2/21 Ey insanlar*! Kulluk46 edin
Rabbinize4 ki yarattı sizleri ve sizden önceki kimseleri** belki
sizler takvalı21 olursunuz.
*Homo Sapiens.
**Homo Sapiens öncesi yeryüzünde yaşayan ve soyları kesilen
Homo Heidelbergensis, Homo Rudolfensis, Homo Habilis, Homo Floresiensis, Homo
Erectus ve Homo Neanderthalensis gibi
insan türleri.Günümüzde dünyaya egemen olan insan türünden (Homo Sapiens) önce
yaşamış olan insan türleri
Takvalı olmayı anlatan ilk ayetimizle başlıyoruz. Tüm
insanlığa daha doğrusu tüm homo sapienlere gelen bu ayet topluca ey insanlar
klluk edin Rabbinize diye başlıyor görüldüğü gibi. Sizleri ben yarattım, sizden
öncekileride öyleyse yalnız bana kulluk edin, sizin yaratıcınız ben isem,
fıtratınızı ben belirlediysem öyleyse benim dediklerime göre haeket edin, edin
ki belki sizler takvalı olursunuz.
Şimdi görüldüğü gibi takvalı olmak için yalnız Rabbimize
kulluk etmemiz lazım, bunun harici yapacağımız şeyler, edeceğimiz kulluk yani
Yüce Allah harici edilen kulluk venYüce Allah'ın sözleri harici sözlere uymak
bizi takvalı olmaktan çıkarır.
Rabbimize kulluk ettiğimizde bile belki takvalı olurmuşuz.
Peki tek Allah'a kulluk edince neden belki takvalı olursunuz der Rabbimiz bunu
düşündüğümüzde de şunlar gelir aklımıza. Allah
harici ilahlar edinildiğinde elbette takvalı olmayacağımız aşikar ama yalnız
Yüce Allah'a kulluk edince de belki takvalı olursmuşuz söyleminin altında şahsi
kanaatime göre şu nedenler yatmaktadır.
Yalnız Allah'a kulluk ediyorum deyipde hevalarına göre
hareket edenler olabilir, bazı ayetleri görmezden gelenler olabilir, Allah'a
kulum deyip Kur'an ile alakası olmadığından Yüce Allah'ın ayetlerinden bir
haber olanlar olabilir, ağızları ile Kur'an deyip hadis gibi uydurmasyonlara
göre hareket edenler olabilir, gösteriş için yada toplumsal baskılar nedeniyle
Allah'a kul olduğunu söyleyip de aslında Yüce Allah'a kulluktan kibirlenen,
büyüklenen olabilir.
Rabbi'imiz burada bunları kastediyor diye düşünüyorum. Bunları
öğretiyor, bunları bu şekilde yapmayın diyor. Yoksa sadece Yüce Allah'a kul
olucam deyip, şerefli Kur'an'ı okuyup Kur'an hükümlerine göre hareket edip, kul
olmanın kuralları içinde olup, dini yalnız Yüce Allah'a has kılıp her durum ve
her şartta Yüce Allah'a yüzünü dönen, Yüce Allah'ın ipine ve kulbuna sımsıkı tututan ve Yüce Allah'ın
boyası ile boyanan birinden elbtee Yalnız Yüce Allah'a takvalı olmuş olması
beklenir.
Rabb'imiz sözde değil özde bir takvalı olmaktan bahseder.
Yani Allah'a takvalı oldum deyip de aslında Yüce Allah'ın ayetlerini kaale
almayanların sözde takvasından bahseder. İşte bunlardır belki takvalı olanlar.
2/41 Ve iman47 edin indirdiğime
(Kur'ân'a); bir musaddıktır140 sizlerin yanındakine (Tevrât’a); ve olmayın
ilk kâfir25 ona*; ve satmayın ayetlerimi az bir fiyata; ve sadece bana;
öyle ki takvalı21 olun (sadece) bana.
*Kur’ân’a.
Bir önceki ayette belirttiğimiz gibi takva yalnız Yüce
Allah'adır. Bu ayette de takvalı olmanın yolları bizlere öğretilir apaçık bir
şekilde. Neymiş, ne yapmak lazımmış eğer
takvalı olmak istiyorsak.
Rabb'imizin indirdiğine iman edecekmişiz. Nedir Rabb'imizin
indirdiği, içinde Rabb'imizin kelamları, öğretileri olan Kur'an. Bu Kur'an'a
iman etmek ve Kur'an'a ve ayetlerine ökafirlik
etmemek. Yani Örtmemek, gizlememek. Ve bu ayetleri az bir fiyata satmamak
gerekiyormuş. Peki ne demek ayetleri az bir fiyata satmamak. Çok fiyata satın
mı diyor, Ayet satmak ne demek analitik düşünelim. Din ile ilgili hiçbir şeyden
para kazanmamak demektir. Bu aklınıza gelen her yol ile olur. Eğer işin içinde
din varsa demek ki para
olmamalı. Sadece para da demeyelim her hangi bir dünya kazancı olmamalı.
Bu ayetten şimdi söyleyeceğim şey çıkmaz ama Kur'an
bütünlüğü göz önüne alındığında şunu da diyebilirim ki ayetleri örtüp,
gizleyip, asla Yüce Allah'ın demediğini veya dediğini
değiştirerek işte bu da İslam dinidir, buda Allah'tandır diye yazılan kitaplar
veya bunun imamlığını, önderliğini yapanlar şu veya bu platformda işte bunlar
da bu kapsama girer ki vay elleriyle yazdıklarının der Rabb'imiz ve
kazandıklarının.
Elbette yalan uydurup, iftira atıp bu yalanları ve
iftiraları Yüce Allah'a dayandırmak, bunu dile getirmek veya kitaplaştırmak en
büyük zalimliktir ki başta hadis kitapları gelir bu ayette Yüce Allah'ın bizzat
kendi kelamlarını da her hangi bir kazanç aracı yapmak da bizi takva
sınırlarından çıkarır, dinden asla para kazanılmaz.
Rabbimiz ayeti ve sadece bana, öyle
ki takvalı olun bana diyerek bitirir ve açıktır ki işte bu saydıkları
yapılırsa takvalı olmaktan asla söz edilemez.
2/177 Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi
doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve
ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba* ve nebilere132; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-;
yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun
oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve
ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir
antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve
sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve
seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır
takva sahipleri21.
*Kur'ân'a.
Erdemli olmanın özelliklerini öğretir Rabb'imiz bu ayette
okursunuz. Birkaç kez üzerinde konuştuk ve erdem konusunu ayrı başlıkta
incelemeye çalışıcaz ayrıca kıble nedir onuda öğrendik bu konularda detaya
girmeden konu başlığımızı ilgilendiren kısmı konuşalım.
Neyin erdem olmadığını ve neyin eredem olduğunu, erdemli
kişinin nasıl olması gerektiği bizlere öğretilen ayetimizde erdemli olmanın
doğru olduğu ve erdemli kimselerinde
takva sahibi olduğu öğretilir.
İşte takvalı isen erdemlisindir, erdemli isen de
takvalısındır diyebiliriz. Erdemli olmanın gereklilikleri zaten bakıldığında
hem Kur'an öğretileri olup hemde zaten,aynı zamanda takvalı yani muttaki bir
kimsenin özellikleridir aynı zamanda.
Demekki eğer gerçekten erdemli isek, erdemli davranışlar
sergileriz ki demekk ki Kur'an öğretileridir bunlar ve takvalıyızdır aynı
zamanda diyebiliriz ayetimize göre. Erdemli
olmak için olmassa olmaz bir şart daha vardır onu da söylemeden geçmeyelim.
3/92 Rabbimiz öğretir ki Asla nail*
olmazsınız (erişemezsiniz) erdemliliğe444 ta ki infak6 edersiniz sevdiğinizden;
ve infak6 ettiğinizi bir şeyden öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.
2/179 Ve
sizleredir kısasta320 bir hayat*; ey mantık sahipleri! Belki sizler
takvalı21 olursunuz.
*Katletmeye meyilli kimselerin kısasla sayılarının ve
genetik geçirgenliklerinin azalması diğer insanlara hayat verir. Diğer
insanların yaşama olasılığını artırır. Ayrıca caydırıcı bir ceza olması da
insanların suç işleme oranını mutlak ki azaltır.
BU ayetimizde katletmeye karşılık kişiye katletme yetkisi
verilmiştir. Konu detaylıdır. Öldüme diye konu başlığımızda detaylı inceliycez
Rabb'im izin verirse. Detaya girmeden şunu belirteyim, katletme diye Kur'an'da
geçen yerler için, bu katletme illa ölüm veya öldürme demek asla değildir. Ölüm
ile sonuçlanabilir ama illa ölüm ile sonuçlanacak diye bir şey yoktur. Bir
eziyet, bir rahatsızlık verme şeklinde de olabilir.
Bu ayetin öncesine ve sonrasına bakarsınız, konumuz ile
ilgili kısım ise Rabb'imiz derki size böyle bir yetki verdim, yani kısas verdim
bu konu özelinde bu kısasta sizin için hem örnek, hem öğüt hem de caydırıcılık
vardır. Yetkiyi verdim ama bağışlamak sizin için daha iyidir (başka ayetlerin
öğretisi).
Düşünün bu olay için bu söylediğimi mantıklı bulacaksınız.
Belki takvalı olursunuz, yani belki söylediğimi söykediğim şekilde çarpıtmadan
yaparsınız. Belki yi konuştuk ama burada
ki belkiye örnek verelim. Rabb'imiz hüre hür, kadına kadın erkeğe erkek
şeklinde izin vermiştir.
Yani bir kadın öldürülürse yakınına (detaylıdır inceliycez
yakını diyelim şimdilik) öldüren kadını öldürme yetkisi yada katletme yetkisi
yani nasıl bir eziyet verdiyse aynı eziyeti verme yetkisi vermişti, bağışlaması
daha iyidir. Diyelim biri birini öldürdü, yakınıda onu. Bu iş burada biter.
İnsanlar ne yapıyor. İşte kanı kan temizler diye bu işi kan
davasına döküp nesiller boyu birbirlerini öldürüuorlar. İşte belki takvalı
olursanız kısmındaki takvalı olmayan, Rabb'imizin ayetlerini hiçe sayan, kendi
hevalarına uyanlardır bunlar ve asla takvalı olamamışlardır eğer bu şekilde bir
durum söz konusu ise.
2/183 Ey iman etmiş kimseler!* Yazıldı
üzerinize siyam/oruç322; yazıldığı gibi sizden önceki kimseler üzerine**; belki
sizler takvalı21 olursunuz***.
*Siyam/oruç sadece iman etmiş kimselere yazılmıştır.
Kur'an'a iman etmemiş kimselere siyam/oruç asla zorlanamaz.
**Geçmiş ümmetlere de siyam/oruç yazılmıştır.
***Siyam/oruç Yüce Allah'ın razı olmayacağı davranışlardan
sakınmak olan takvayı artırır.
Oruç konusuna bakarsınız. Ayette görüldüğü gibi siyam
yalnızca iman etmiş kimselere yazılmıştır. İman edenleri bağlar, Rabb'imiz iman
edenlere seslenir. İman etmiyorsa
kişi elbette siyam onu bağlamaz. Bizden önce iman edenlere yazıldığı gibi
bizede yazılan oruç için diyebiliriz ki takvalı olmanın şartlarından veya
gerekliliklerin bir tanesidir.
Bunun nedeni ise Rabb'imize olan takvamızı korumak,
arttırmak ve bilinçlenmek içindir diyebilirim şahsım adına. Yani net bir
şekilde diyebiliriz ki takvamızı arttıracak daha sağlamlaştıracak şey
tuttuğumuz oruçtur.
Takva genel çerçevede Rabb'imizin razı olacağı davranışlarda
bulunup, razı olmayacağı davranışlardan kaçınmaktır ki bu Kur'an ile bize zaten açıkça öğretilir. İşte Rabb'imizin razı ve
hoşnut olacağı davranışları yapmak adına, razı olmayacağı davranışlardan
kaçınmak adına tutulacak oruç bu sakınmayı artıracaktır.
2/189 Sual ederler/sorarlar sana hilallerden; de
ki: "O belirlenmiş vakitlerdir insanlar için ve hac327 için; ve
yoktur erdemlilik gelmenizde/varmanızda evlere arkalarından onun328*;velakin
erdemlilik takvalı olmuş kimsedir; ve gelin/varın evlere kapılarından onun328*;
ve takvalı21 olun Allah'a; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.
*Evin.
Hac mevzusunu hac konu başlığında detaylandırıcaz. Sadece
şunu söyleyeyim şu an ki hac Kur'an'ın gerçek haccı değildir. Erdemliliğin bir
özelliğinden bahseder Rabb'imiz bu ayetinde ve takvalı olmaya bağlayarak,
takvalı olmak ile de felaha ulaşabileceği mesajını bizlere verir, konuyu
öğretir.
Evlere arkalarından gelmekte bir erdemlilik yokmuş bu
takvalı olmaya da girmezmiş. Bu arapça da bir deyimdir. Bizdeki örneği için ise şöyle diyebiliriz kulağı ters taraftan
göstermek. Hani bir kişi bir işi kolay yolu varken zor yoldan yaparya. Bizde
örnek sağ elle sol kulağı tutarız bu işi böyle yaptın halbuki sağ kulağı
tutacaksan sağ elle tutmalısın neden kolayı varken zorluyorsun tarzında
söyleriz ya işte bu aynı şeydir.
Kolayı varsa kolayını yapmamız istenir. Bunun için şahsım
adına şunları söyleyebilirim. Kendimiz bir iş yapacaksak kolayı varken kolay
yoldan yapın emek ve zaman boşa harcamayın, insanlara da bunu tavisye edin diye
bir çıkarım yapabilirim ayrıca dinde zorlukta yoktur zorlamada yoktur
ayetlerinide işin içine katıp diyebilirim ki dinde şekilcilik yapmayın ki
şekilcilik yapmılmaması işaretini veren ayetler vardır, bu ayet için de
söyleyebiliriz.
Yüce Allah dinde bize zorlama ve zorluk istemediyse o zaman
Rabb'imizin söyediğini söylediği şekilde yapın. Detaylandırmayın,
şekillendirmeyin kolayı zorlaştırmayın.
Ne anlatılıyorsa oku anla ve anladığına uy. Ne kimseye sor,
ne kimseye tabi ol, ne taklit et aklını kullan. Hükmü veren aynı zamanda hesap sorandırda.
Anladığına uy ama yalnız Kur'an de. Şekillendirip detaylandırma yada bunları
yapana uyma. Eğer
Kur'an'dan anladığın şeyi zorlaştırıyorlarsa din adına sen Rabb'inin dediğini
yap, O en adaletli şekilde hükmü verecek olandır.
Yüce Allah hakimlerin hakimidir, tek hüküm koyucu, tek feyfa
veren, dinin ve din gününün tek sahibidir. O seni ve tüm evrenlerin yaratıcısı,
sahibi ve efendisidir. Sen Rabb'ine takvalı ol, yalnızca Rabb'ine takvalı ol
yalnızca Rabb'ine kul ol.
2/197 Hac327 malum343 aylardır*; öyle ki
kim farz497 kıldı onlarda (aylarda) haccı327; öyle ki yoktur cinsellik
içeren davranışlar; ve yoktur fasıklık38; ve yoktur dalaşma hacta; ve
yaptığınızı hayırdan/iyilikten bilir onu Allah; ve ikbal/tedarik/erzak
edinin**; öyle ki doğrusu hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21; ve
takvalı21 olun bana ey elbab/mantık sahipleri!
*Arapça gramer gereği çoğul 3 ve üzerinde başlar.
**Aylar boyunca sürecek olan hac için gerekli erzak hazır
edilmelidir.
Hac konuuna girmeden konu bağlamımıza bakıcaz. Hac ile
ilgili öğretileri bu ayetler ile bize öğreten Rabb'imiz bu konuları öğrettiği
şekilde yapmanın takvalı olmak olduğunu öğretir ki zaten sadece bu konu ile
ilgili değil Rabb'imizin tüm dediklerini dediği şekilde ve dediği kadar ekleme
veya çıkarma yapmadan şekillendirip, detaylandırmadan, ne nasıl ise onu o kadar
yapmak, yapmaya gayret göstermek takvanın asıl konusudur.
Ayetimizde çok önemli iki nokta vardır, üzerinde duralım.
Birinci mevzu takvalı olmak ile elbab eşleştirilir. Elbab,
mantık demektir. Elbab sahibi mantık sahibi olandır. Bir konu üzerinde akılcı
delillerle düşünüp analitik bir çıkarım yapandır. Kendi aklını kullanandır.
Aklı olupda fikri de olandır.
Rabb'imiz burda elbab sahiplerine hitap eder. Eğer analitik
düşünüyorsanız, düşün, akledin, tartın ve ulaşacağınız sonuç eğer elbab iseniz
bana takvalı olmanız olacaktır der. Yani elbab birinin yapacağı çıkarım ancak
ve sadece Yüce Allah'a kul olması gerektiğini bulmasıdır. Elbab bu doğruya
ulaşandır.
Net bir şekilde diyebiliriz ki en doğru sözlü Yüce Allah
olduğu için, bizi yaratan ve bizi en iyi bilen olarak yalnız Yüce Allah'a kul
olmayan biri asla elbab biri değildir. Her ne çıkarım yaptıysa, her ne seçim
yaptıysa asla mantıklı bir seçim olmayacaktır eğer yalnız Yüce Allah'a takvalı
olmayı yapmıyorsa.
İkinci mevzu öyle ki doğrusu
hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21, hac konusunda tedarik
edilecek şeylerden, hediye gerdanlıklardan bahseder Rabb'imiz ayetlerinde.
Nerde neyi nasıl yapılacağını, haccın ne olduğu anlatır ayetlerinde fakat bu
cümle çok ama çok önemlidir.
Her ne yaparsanız yapın, her ne tedarik ederseniz edin eğer
Yüce Allah'ın söylediğini söylediği şekilde yapmazsanız takvalı olamazsınız ki
edineceğiniz veya elde edeceğiniz
tedariğin, erzağın veya işte kazanmak istediğiniz sevap veya Allah'ın rızası da
bu işin içindedir diyebilirim şahsım adına işte tüm
bunların en hayırlısı en doğrusu takvadır.
Önce takvalı olucan, takvayı tedarik edicen, takva
elbisesini giyicen, takva ile kendini koruyacaksın ki diğer her şey ondan sonra
gelir. Yani önce Yüce Allah'ın dediğini
dediği şekilde yapıcan, takvalı olucan diğer tüm her şey ondan sonra gelir.
Allah'ın dediğini dediği şekilde yapmadıktan sonra şahsım adına diyebilirim ki
ibadet diye yaptığın şeylerin pek bir önemi kalmayacaktır Yüce Allah katında.
Sen Allah'ın dediğini dediği şekilde yapmadın, belki bir
kısmını öyle yaptın bir kısmınıda kendi kafana göre yaptın. Ekleme çıkarma
yaptın, haybeye detaylandırdın şekillendirdin, şu veya bu sebeple işte ilk
başta tedarik etmen gereken takvayı tedarik etmedin.
Bu ayet her ne kadar hac ile alakalı olsa da tüm
yaşamımızda, tüm ibadetlerimiz de bu ilkeyi baz almamız gerekir. Çünkü bizim
hayatımızda, nusukumuzda, yaşamımızda, ölümümüzde Allah için olmalı, alemlerin
Rabbi 6/162
2/203 Ve zikredin/hatırlayın78 Allah'ı
sayılı/adetli* günlerde; öyle ki kim acele etti iki gündedir; öyle ki
yoktur günah onun üzerine; ve kim tehir etti/geriye bıraktı; öyle ki yoktur
günah ona (da); takvalı21 olmuş kimse için; ve takvalı21 olun
Allah'a; ve bilin ki sizler O'na (Allah'a) haşredilirsiniz556.
*En az 3 gün. Sayısı/adeti belirlenmiş.
2/204 Ve insanlardan kiminin349 söylemi
acayip (etkiler) seni dünya hayatında; ve tanık/şahit eder Allah'ı kalbindekine
karşı; ve o en gaddar* hasımdır**.
*En acımasız, en azılı
**Düşman.
2/205 Ve döndüğü zaman başı çeker/çabalar
yerde/yeryüzünde; fesat çıkarmak265 için orada (yerde); ve
helak348 eder ekini ve nesli349; ve Allah sevmez fesadı265.
2/206 Ve dendiği zaman ona takvalı21 ol
Allah'a'; alır onu izzeti614 günaha; öyle ki yeterlidir ona cehennem; ve
mutlak ki perişan (bir) yataktır/dinlenme yeridir.
2/203 ayetinde Rabb'imiz işte bazı şeylerde bizlere kolaylık
olsun diye seçenekler sunar. Hac ile ilgili seçenek sunduğu bu ayette işte size
seçenek bu şekilde de yapabilirsiniz, buda takva sınırlarına girer çünkü böyle
uygun gördüm der. Yapmamız gereken şeyler için Rabb'imizin sunduğu seçenekleri
seçtiğimizde ki bazı şeyler için bazı şartlar sağlanması gerekebilir, işte
bunlara dikkat edip bu seçeneklere göre davranmanında asıl istenen şey
yapılmasa dahi takva sınırlarına girdiğini bizlere öğretir.
Ayetin sonunda da toplanıp Yüce Allah'a döneceğimiz
hatırlatılır ki işte takvalı olarak Yüce Allah'a kavuşmak isteniyor ise bu sınırlar
aşılmamalıdır. 204/205 ve 206 yıda almak istedim. Kısaca bahsedeyim.
İnsanlardan bazıları varmış ki sözleri ile diğer insanları etkilermiş. Ama bu
sözleri aslında kalbinden geçenler değilmiş. Allah bunu bilirmiş. İşte bu tarz
insan yada insanlar bizlere en azılı düşmanlarmış. Ve geriye döndüğü zaman ise
söylediğinin tam alakasızı olarak yeryüzünde
fesat çıkarmaya, ekini ve nesli heal etmeye çalışırmış.
Sözlerinden hoşnut olunması güzel şeyler söylemesindendir,
aksi halde kalbinde olan nesli ve ekini yok etmeyi söyleseydi elbette sözünden
hoşnut olmazdı Yüce Allah'a takvalı olan bir kimse. Ve bu kişinin nesli ve
ekini yok etme çabasında başı çektiğini anlarız ayetten. Ya sözü geçen biri ya
ülkede yönetici, ya ülkenin yöneticisi yada bu işlerin öncüsü olarak anlarız.
Ve bu işlerin takva ile alakası olmadığını, ona takvalı olun
dendiğinde de bu işten vazgeçmediğini anlarız. Ve anlarız ki Yüce Allah'ı,
cehennemi hesaba asla katmayab birisi yada birileridir bunlar. Ve yeri cehennem
olacaktır. Bu ayetler ile Rabb'imiz bize öğretir, öğütler. Özellikle aldım ki
hayatınızda, çevrenizde bu tarz insan yada insanlar var ise hem dikkatli
olalım, hem bu insanlar takvalı değiller ve her türlü kötülüğü yapabilirler,
hem bunlar nesli ve ekini yok etmeye çabalayanlardır, başı çekerler hemde
bunlara geçit vermeyelim.
Her kesi bu manada düşünmeye davet ediyorum, belki bunun
örneği hayatınızda vardır ama dikkat etmemiş olabilirsiniz, belki burnunuzun
dibindedir ama farketmemişsinizdir.
Rabb'imizin bu öğretisine dikkat ederek iman edenleri düşünmeye davet ediyorum.
2/223 Kadınlarınız bir tarladır* sizlere;
öyle ki gelin tarlanıza* istediğiniz uygun süre/zaman (da)**; ve önceden
gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki
sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.
*Ürün veren verimli, bereketli toprak. Rahim iç zarı humuslu
bir toprak gibidir. Katmanlardan oluşur. Toprağın bir tohuma tüm ihtiyaçlarını
sağlaması gibi insan tohumu olan embriyoya her türlü ihtiyaçlarını sağlar.
**Ennâ kelimesi zaman/süre/periyod demektir. Ayrıca
olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, acele etmemek
anlamındadır."Kadınlarınız ürün veren bir toprak sizlere öyleyse gelin ürün veren
toprağınıza arzu ettiğiniz zaman”; muhteşem bilimsel deliller sunan ve
kadınları yücelten ayetler.
Kadınlarınız tarladır mevzusuna burada girmeyelim. Daha önce
bahsettiğimi zannediyorum. Kısaca burada iki taraflı rıza söz konusu vardır ve
bu ayet anlaşıldığının aksine bu ayette
kadın bereketli bir toprağa benzetilir, kadınları yücelten bir ayet olması yanı
sıra ayrıca muhteşem bilimsel veriler, muhteşem bilimsel kanıtlar da ortaya koyan
bir ayet olması yanında enna kelimesi ile de zaman, süre periyoda vurgu
yaparken, ayrıca olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, aceleye etmemeye de
işaret verir.
Konumuza gelecek olursak da bu ayet öğretileri özelinde,
ayet anlatısına uygun hareket etmek takvalı olmak olacaktır. Önceden
gönderdiğiniz nefisleriniz için kısmına da dikkat edelim. Bu dünyada iken
yaptıklarımızdır fakat bu bağlamda daha öncede bahsettiğim gibi dünyada salih
bir amel yaparsak bu önceden gönderdiğimiz olacaktır ama işlevi devam eden bir
salih amel biz öldükten sonrada önceden gönderdiğimiz olarak anlamalıyız konusunda
analitik düşünmemiz lazım. İörneğin birilerine faydalı bir yapı yaptık, biz
öldükten sonra bu yapu salih işlerde kullanılmaya devam ediyor bu amel kitabımıza
yazılacakmı yada tam tersi devam eden kötü bir iş. Yada İyi olarak yaptıkta
sonradan kötüye döndü.
İşte amel defteri daha doğrusu amel kitabı konu başlığımızda
bunu incelemeye çalışıcaz henüz net bir görüşüm yok.
3/14 Süslendi insanlara şehvetlerin/aşırı
arzulamaların sevgisi; kadınlardan ve oğullardan; ve kantarlardan/yığınlardan
kantarlı/yığınlı altından ve gümüşten; ve cins atlardan; ve en'âmdan645; ve
ekinlerden; işte bunlar; metasıdır54 dünya hayatının; ve Allah'ın
indindedir/katındadır güzel geri dönüş yeri.
3/15 De ki: "Haber vereyim mi sizlere
bunlardan hayırlısını? Rablerinin4 indinde/katında takvalı21 olmuş
kimseleredir cennetler; akar onun (cennetin) altından nehirler; ölümsüzlerdir185 orada
(cennette); ve (vardır) tertemiz eşler184; ve Allah’tan bir rıza; ve Allah
görendir kullarını."
3/16 Kimseler (ki) derler: "Rabbimiz4!
Doğrusu bizler iman47 ettik; öyle ki mağfiret319 et bizlere
günahlarımızı; ve sakındır bizleri ateş azabından."
3/17 Sabredenlerdir51; ve sâdıklardır182; ve
kanaat398 edenlerdir; ve infak6 edenlerdir; ve
istiğfar396 edenlerdir seherlerde397.
3/76 Evet! Kim tastamam yerine getirdi
ahdini187; ve takvalı21 oldu; öyle ki doğrusu Allah sever
takva21 sahiplerini.
Rabb'imiz ile olan ahdimizden bahseder Yüce Allah. Nedir bu
dersek, Yüce Allah katında yaptığımız anlaşmadır. Şimdi bunu hatırlamasakta hesap zaman ı hatırlıycaz. Bize
verilen donanım ile tek ilah olarak Allah demek ve Yüce Allah'ın kelamlarına
sadık kalmaktır.
Bunun öğreticisi de gene Yüce Allah'tır ve hatırlatmayıda
şerefli Kur'an'ımız ile yapar. Yani Kur'an hudutlarında kalacağımza verdiğimiz
misak, ahit, sözleşmedir bu.
Bu ahdi tastamam yerine getirirsek eğer, yani Kur'an
hudutlarından çıkmazsak anlarız ki takvalı olmuş oluruz. Takvalı olmak için yalnız
Kur'an dememiz gerektiğinide ayetten anlarız.
Eğer hadis gibi uydurmasyonlara dinde hüküm koydurursak dini
yalnız Yüce Allah'a has kılmamış olmakla beraber bu ahdimizede sadık kalmamış olurz, dolayısıyla
Kur'an hudutlarından çıkmakla beraber takvalı da olmamış oluruz.
Ve Rabb'imiz takvalıları severmiş. Yaratıcısının kendisini
sevmesini istemeyen, Rahmanın sevgisine nail olmak istemeyen bir akıl sahibi, bir
elbab düşünemiyorum ben. Kim istemez bunu, akla, mantığa, fıtrata sığarmı böyle
Yüce, böyle ilahi bir sevgiyi istememe gibi bir olasılığı şahsım adına asla
düşünemem, elbette Rabbimin dilemesi haricinde şekilde anlayabiliriz.
Kur'an bütünlüğünden şahsım adına insanların birbirleri ile
yaptığı anlaşmalarda bu işin içine girer diye söyleyebilirim. Bu anlaşmalar
bireysel olarak en ufak anlaşmalardan, toplumsal ve ülkeler olarak en kapsamlı
ve geniş anlaşmalar dahil olmak üzere iki taraf arasında yapılan tüm yazılı
veya yazılı olmayan anlaşmaları kapsar diye düşünüyorum. Fakat elbette
anlaşmaya göre yazılı olması gerekliliğini yine Kur'an'dan anlayabilirz.
Çünkü verilen borç bile yazılı ve şahitli olmasının daha
doğru olduğunu belirten Yüce Allah bu tarz olaylarda da zannımca anlaşmaların sağlam
temellere oturtulmuş olmasını istemektedir diye belirteyim.
3/102 Ey iman47 etmiş kimseler!
Takvalı21 olun Allah’a; O’nun takvasının21 hakkı (-yla); ölmeyin
dışında (ki) ve sizler müslimsiniz45
İman etmişlere gelir gene takva. İman etmiş kimse isen
takvalı olun der Yüce yaratıcı. İman edenleri bağlar takvalı olmak. İman ettin
ve müslümsin, o zaman takvalı olmak gerekiyor. Ve müthiş bir öğüt daha vardır
bu ayette. Rabb'imizin takvasının hakkı dışında ölmeyin der Rabb'imiz.
Bu ne demektir. İman eetin ve müslim oldun ya işte hayatın
boyunca Rabb'imizin biricik dini İslam'ın biricik kaynağı Kur'an hudutlarında olarak,
yaşayın ve Kur'an hudutlarında kalın ve Kur>'an hudutları dışına çıkmayın ve
Kur'an hudutlarında kalarak yaşamınızı sürdürün ve Kur'an hudutlarından asla
çıkmamış olarak ölün.
Rabb'imiz öğütlemişti ya bizde burda bakmıştık ne demişti,
aslında hayatın sırrını vermişti. Salatınız, nusukunuz, yaşamınız ve ölümünüz
Allah için olmalı, Alemlerin Rabbi.
İşte bunu gerçekleştirmenin yolu takvalı olmaktır ki takvalı
olmayı öğrenebileceğimiz tek kaynakta şerefli biricik Kur'anımızdır. Kur'an'ımızı
bilicez, salatlarımızı ikame edicez ki her an Rabb'imizin ayetleri hafızamızda
canlı kalsın. Her durumda, her şartta ve her zaman Yüce Allah'a dönebilelim. Yüce Allah^'ın boyası ile
boyanalım, Yüce Allah'ın ipine ve kulbuna sımsıkı tutunalım.
İşte bu şekilde Rabb'imiz kalbimizi İslama açar ve takvalı
oluruz, ne şeytan bize erişebilir, ne bizi dosdoğru yolumuzdan alıkoyabilirler,
Kur'an harici hüküm koyuculara uymayalım, Rabb'imizin ayetleri ile dosdoğru
yola klavuzlanalım. İşte o zaman Rabb'imiz nuru ile bizi hem dünyada hem de
ahirette aydınlatacaktır.
Unutmayalım ki Yüce Allah'ın aydınlığı ile aydınlanmamış
kimse için başka aydınlık yoktur.
3/115 Ve hayırdan/iyilikten faaliyet yaptıklarına;
öyle ki asla kâfirlik* edilmez ona**; ve Allah bilendir muttakileri17.
*Örtmek, gizlemek, saklamak.
**Yapılan hayra/iyiliğe.
Giriş kısmında konuşmuştuk. Takva sahibi olan kişi tanım
olarak Kur'an'da muttaki diye geçer ki zaten takva kelime kökü ile aynı kökten
gelir. Muttaki kelimesini ayrı
inceliycez, bu konu ile bağlantılı olsa dahi bu konuya pek girmiycez, ayrı
inceleyeceğimiz için. Bu ayetteki mesaj önemli olduğundan aldım. Öğreti şudur
takvalı isen zaten iyi, güzel işler yaparsın ki bu işlerin karşılıkları da asla
örtülmez, karşılığını alırsın.
Sen Rabb'inin rızasını kazanmak için takvalı oldun, senin
Rabb'in bunu biliyor emin ol ve gene emin ol ki karşılığını çok güzel ve
fazlasıyla alacaksın. Zaten öğrenmiştik ya Rabb'imizn katında olanlar bizim
için asıl hayırlı ve kalıcı olanlardı, hatırla.
**
3/125 Evet! Eğer sabrederseniz51 ve
takvalı21 olursanız; ve gelseler (bile) sizlere birdenbire/fevrice şu
(anda); destekler sizleri Rabbiniz4 nişanlı meleklerden beş binle.
Ayetin öncesini ve sonrasını okuyunuz. Burada bahsedilenlere
hiç girmeden, konu başlığımız ile alakalı kısım için diyebilirim ki, eğer insan
sabreder ve takvalı olursa bilsin ki mutlak Rabb'i onu destekler, yardım eder.
Zamanı gelince bir çıkış yolu keşfeder.
Bu bağlamda sabır metanetle dengeyi korumadır diye tekrar
belirteyim, defalarca konuştuk ama tekrar edeyim. Çünkü derler ya Allah sabrını verir diye, bence yanlıştır bu
deyim. Evet belki Allah sabrı verir, destekler ok ama şunu bilelim ki sabır ile
söz konusu olsa bile öncelikle insandan sabır ister.
Sabredin der, önce sen gayret göstericen ki, kendini
göstericen, samimiyetini göstericen, ahdine sadıklığını göstericen ki sonra
Yüce Allah desteklerse destekler. Bunuda belirtmiş olayım.
Başka ayetlerde de aynı bu ayetin mesajının özü olarak
Rabb'imiz bizlere öğretir. Bakalım.
3/186 Mutlak
belalandırılırsınız256 mallarınızda ve nefislerinizde201; mutlak
işitirsiniz çokça bir eziyet/inciten kimselerden (ki) verildiler
kitap135 sizlerden önce ve kimselerden (ki) şirk koşarlar71; ve eğer
sabrederseniz51; ve takvalı21 olursanız öyle ki doğrusu işte budur azmi
gerektiren emirler/işler.
Kısaca Rabb'imiz mallarınız ve nefislerinizle test etme
amaçlı olarak bazı sıkıntılara sokulursunuz. Ehli kitaptan olan kimselerde size
şu veya bu şekilde eziyette bulunabilirler. Güncel dönem için hadis kitaplarına
tabi olanlar diyebiliriz. Bunlar aynı zamanda şirk koşanlardır.
İşte bu durumların içinde kaldığınızda dengenizi korur,
takva sınırlarından çıkmazsanız, işte bu iş gerçekten kararlılık gerektiren
işlerdendir, kararlılıkla gittiğiniz çizgiyi bozmayın, takva ile korunun diye
Rabb'imiz bizlere öğütler verir.
**
3/179 Olmuş değildir Allah bırakmak için
müminleri27 sizlerin üzerinde (olduğunuza) karşı; ta ki ayırır kötüyü
iyiden; ve olmuş değildir Allah (ki) görünür eder sizlere gaybı; velakin/fakat
Allah seçer resûllerinden418 dilediği kimseyi; öyle ki iman47 edin
Allah'a ve resûllerine418 O'nun; ve eğer iman47 ederseniz ve
takvalı21 olursanız, öyle ki sizleredir büyük bir ecir820.
Ayet anlatısına kısacık bakıp konumuza geçicez gene. Rabb'im
müminler ile kafirleri ayıracağı işaretini verir, önceki ve sonraki ayetlere
bakınız. Takvalı olanlara Rabb'imiz büyük bir ecir, yani büyük bir karşılık
vereceğini bizlere öğretir. Yani anlaşma yaptık, Allah'a takvalı olucaz ama karşılığnda
da Rabb'imiz büyük bir ecir vereceği müjdesini verir ayetimizde. Karşılık
verenlerin en hayırlı ve kalıcı olan elbette Rabb'imizin vereceği ecirdir.
Mümin olarak bizim elde edeceklerimiz, Rab'imizin verecekleri karşısında hiçbir
önemi yoktur.
4/77 Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi
onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin
zekâtı10"; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir
bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a;
ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin
yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir
süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için;
takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir
sicim137 (kadar).
Ayet anlatısına pek değinmeden gene konu başlığımızı
ilgilendiren kısma bakıcaz.
Rabb'imiz bir kısım insanlara çekin ellerinizi (iman
etmeyenlerden) salatı ikame edin, zekatı verin demiş ve üzerlerine savaşı
yazmış. Anlarız ki bunlar iman edenler. Hatta Rabb'lerinin savaş yazmasını
sorgulamışlar, neden yazdın savaş keşke erteleseydin belli bir ecele yani belli
bir süreye kadar demişler oysa ki iş ve oluşlardaki Yüce Allah'ın emirleri
kesindir ve değişmez. İşler, emirler O'na yükselir.
Rabb'imizde bu söylediklerimi yapın, savaşta olabileceklerde
ortadadır. Siz böyle düşünüyorsunuz ama dünya metası azdır, oysaki ahiret
hayırlıdır der. Yani burada dediklerimi yapmak size zor gelse de ki gelmemeli
eğer bana haşyet ve huşu duyuyorsanız yalnız bana, ki ben dinde sie zorluk
yüklemedim ayrıca savaştata ölmekten, mallarınızın ve canlarınızın kaybından
endişeleniyorsanız bilin ki sizlere ahirette daha güzelini vericem, ahiret
hayırıdır dünya metası yanındadiye öğretir, öüğütler.
Fakat kim için hayırlıymış, onuda öğretir, kimse için ki, takvalı oldu.
Demekki Rabb'imizin söykediğini söylediği şekilde yaptın ve
takvalı oldun, ahiret senin için hayırlı olacak ve bu kadar da bu kimseye bir
fitil, bir sicim kadar bile zulmedilmeyecek.
Şimdi sicim evrenin en küçük yapı taşıdır. Daha küçük bir
yapı yoktur. Sicim 1.6 x 10 üzeri eksi 135 metre uzunluğundadır. Bakarsınız
sicim teorisine. İlmimini arttıralım. Ayrıca ahirette cehenneme atılacaklara
daha cehenneme atılmadan türlü aşağılamalar olduğunu biliyoruz, bu veya benzeri
zulüm takvalılar için asla olmayacakmış Rabb'imizin sözüdür.
Buradan da yanlış bir sonuç çıkarmayalım, Allah asla
zulmetmez, kişi kendine zulmeder ve yaptıklarının karşılığını alır. En büyük
zulüm Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır. Seni yaratan, fıtratını
belirleyen, dünyayı beşik yapan, yararına ve hizmetine bildiğin ve bilmediğin
şeyler sunan ve bunları sunmasa asla bunlara erişmeye gücün olmazdı, rahimlerin
rahimi, en merhametli olan sana yaptığın anlaşmanın metnini gönderiyor. Ve sen
bu Kur'an'ı yalanlıyor, yüz çeviriyor, Ve ayrıca sadece iyilikler Yüce
Allah'tandır, kötülükler ise gene kendi yaptıklarımız sonucunda Yüce Allah
katında bu mekanizmayı devreye kendimiz sokarız, ve Yüce Allah'ın izni ile gerçekleşir. Yani iyilikleri bizzat
gönderen Yüce Allah'tır ama kötülükleri çağıran ise biziz. Konu ile ilgili
short videomuz var, ayrıca merak eden olursa 4/78 ve 79 ayetleri üzerinde
analitik düşünsün.
5/8 Ey iman47 etmiş kimseler! Olun
kavvamlar501 Allah için eşitliğe şahitler/tanıklar; ve
cürüm* işletmesin sizlere nefret/kin bir kavme karşı ki (o durumda)
adaleti gözetmez (olursunuz); adil680 olun; o daha yakındır takvaya21; ve
takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah bir
Habîr’dir466 yaptıklarınıza.
*Suç.
Bu ayetde çok öenmlidir. Kur'an'da çokca bahsedilen, çokca
üzerinde durulan ve çok önemli konular olan hak, adalet ve eşitlik gördüğünüz
gibi takvalı olmanın gerekliliklerindendir.
İman etmişlere gelen bu ayet olun kavvamlar der. Yani Ayakta
duran, dikelip kol kanat geren, evin direği derler ya öyle olun. Erkeklerde bu
bakımdan kavvamdır diye öğretir Yüce Allah
aile içinde. Ve Allah için eşitliğe şahitler, tanıklar olun, ve cürüm yani suç
işletmesin size duygularınız, adaletli olun, adil olun ki takvaya daha yakın
olasınız diye öğretir öğütler
Rabb'imiz. Bizde takvalı olmak istiyorsak ve elbette iman etmiş bir kimse isek
elbette bu sözleri hafife asla almayacağız, asla bu sözlere laubalilik
etmeyeceğiz.
Ve Allah haberdardır der Yüce Rahman.
Konuyu biraz açalım. Her ne şekilde her ne duygu beslersek
besleyelim, veya karşımızdaki en yakınımız dahi olsa hatta konu her ne ise
muhatabı direk kendimiz dahi olsak, Yüce Allah için, takvalı olmak için doğru,
dürüst, adil, hakkaniyetli, adaletli olucaz. Haktan, haklıdan yana olucaz bu
kendimiz bile olsak.
Veya biri zengin diye, güç sahibi diye, sözü geçer biri diye
veya şu veya bu sebeple gene haktan, adaletten, eşitlikten ayrılmayacağız. Bu
aynı zamanda bir kişi veya bir kurum karşısında cinsiyet, din, düşünce, ırk vs
gibi şeyler asla hesaba katılmadan adaletli ve eşit olmayı kapsamakla beraber,
üzerine basark söyleyelim erkek ve kadın eşitliğini de kapsar ki zaten
Kur'an'da kadın erkek diye bir ayırım asla yoktur.
Cezada, ödülde, ibadetde kadın erkek ayrı ı asla olmadığı
gibi Rabb'imizin indinde katında da asla böyle bir ayırım yoktur. Kadın peçe
gibi poşede koyulacak, kimliği, kişiliği yok edilecek 2. veya 3. sınıf insan
muamelesi yapılacak, hatta bazı mezheplerde insan yerine bile konulmaz bir
varlık değildir.
Erkek de egemen ırk değildir. Bir ayrıcalığımız yoktur Yüce
Allah katında. Elbette dünyada dünyevi konular özelinde farklı sorumlulıklarımız
ve faziletlerimiz olsa da, Kur'an'da bununla ilgili hükümler olsa da bu kadını
erkeğe veya erkeği kadına insan olarak veya Allah katında farklı bir konuma
getirecek şeyler asla
değildir.
Dünyada üstünlük asla söz konusu olmamasına rağmen, işte
Yüce Allah katında kademe, kıdem almak istiyorsanız, nasıl, ne şekilde ve ne
kadar takvalı olduğunuz ile alakalı
olacaktır. Kadın veya erkek olmanızla asla alakalı olmayacaktır. Nokta.
5/88 Ve yiyin rızıklandırdığından Allah'ın bir
helal* (olarak); bir iyi (olarak); ve takvalı21 olun Allah’a O ki
sizler O’na müminlersiniz27.
*Kur'an'da belirtilen haram yiyecekler dışında Yüce Allah'ın
rızık olarak verdiği yiyeceklerden sizlere iyi geleni, sevdiğinizi rahatlıkla
yiyin.
Bazı ayetleri almadan geçemedim. Almamak istememin nedeni
konumuz aslında nelere takvalı olacağımız değil, çünkü kişi bunlara bence kendi
çalışmalı ama Şimdi burada birkaç
çıkarımım olacak kısa konuşalım dedim ama çıkarımlarımı da söylemeden
geçmeyeyim.
İman etmek ve mümin olmak farklıdır. İman etmek inanmak,
mümin olmak kanıtla delille inanmaktır. Şimdiye kadar iman ve takva
eşleştirilirken bir tık daha önde
olanların işaret edilmesi önemlidir. Yani mümin, iman edenden herzaman bir tık
öndedir, kadamesi, kıdemi daha fazladır.
Çünkü kanıtla, delille inanmış, imanını sağlam temellere
oturtmuştur. İşte bu kimseler ve takvalı olmak eşleştirilir bu ayette. Ayrıca
rızık ve nimet farklı şeyler olarak gördüm Kur'an'da ayrı inceleyeince
kararımızı verelim. Burada Allah rızıklandırdıklarımdan ama helal olanlardan
yiyin diyor.
Sonrasında iyi olanları işaret ediyor. Bunun tecellisi
şahsım adına rızık olanlardan kötüleri de olabilirmi diye düşündürüyor ama
rızık ve nimet konusuna çalışınca sanırım net fikrim olur bu cepte.
İyi olanların diğer bir tecellsi ise şahsım adına şöyle
düşünelim. Birine iyi olan diğerine iyi olmaz. Örnek at, eşek İslam dininde
haram değil. Kedi, köpekde.
4 şeyden başka üzerimize haram edilen bir şey yoktur, 5/3 de
bunlar belirtilir, Haram kılındı üzerinize ölmüş; ve
kan; ve hınzır/domuz eti; ve kendisine Allah’ın dışında başkasının (ismi)
adanan/sunulan; ve boğulan (ölen); ve ağır darbeyle/hastalıkla (ölen); ve düşen
(ölen); ve boynuzlanmış (ölen); ve yırtıcıların yediği; dışındadır
boğazladığınız; ve (haram kılındı) boğazlanan dikilmişler* üzerine -ve ki
kısmet ararsınız fal oklarıyla**-; işte bunlar; bir fısktır38;
Şimdi şaşıranlar olabilir köpek mi yiycez diye. İşte iyi
olanlar derken bence bu kastediliyor. Bir ülkede senin asla yemediğin şeyleri
afiyetle yemiyorlarmı. Örneğin çinde kızarmış akrep, taylantda bambda yetişen
kurtlar, meksikada karınca yumurtası, japonyada arı larbası gibi böcekler veya
hayvanlara bakalım.
Gene çinde köpek eti, yılan çorbası, kaplunbağa, vietnamda
timsah, güney korede köpek, izlanda da köpekbalığı, nijeryada maymun ve yarasa,
fransada salyangoz ve kurbağa bacağı yenir.
Şimdi bunların hiç biri Kur'an'a göre bize haram değildir.
Belki içinde bir iki tane yemediğin ama yiyebileceğin vardır belkide yoktur.
Peki neden sence senin tiksindiğin şeyler buralarda afiyet ile yeniyor. Bu
coğrafyadan, ekonomiden veya kğltür ve gelenekten kaynaklanır.
Şöyle de örnekleyebiliriz. Bizim yediğimiz şeyden. Örneğin
yumurta. >Düşün yumurtayı nasıl yersin. Peki aynı yumurtayı filipinliler
nasıl yer. İçinde gelişmiş civciv olan
haşlanmış yumurta, Yumurtayı kırdığında kemikleşmeye başlamış civciv görülür
adına balut denir.
Şuraya getiricem işte helal olanların iyileri. Yani sana iyi
gelen. Yani senin kültürüne, coğrafyana, geleneğine uygun olanı ye. Adam köpek
yiyor diye yemek zorunda değilsin. Yalnız burada bir kırılım var. Haram olmayan
bir şeyi kendine haram edemezsin. Sen yemeyebilirsin, sana ters gelebilir,
tiksinirsin, iğrenirsin ve asla yemezsin bu başka bu haramdır demek bambaşka o
zaman şirke girersin. Aynı mideyeyi haram eden mezheptekiler gibi yerin
cehennem olur.
İyiki fazla uzatmadık. BU uzamamış hali ise.
Neyse geçelim diğer ayetimize.
konu ile ilgili şu ayetede bakalım.
5/93 Yoktur iman47 etmiş ve
sâlihât18 yapmış kimseler üzerine bir günah yediklerindekinde; zaman ki
takvalı21 oldular ve iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; sonra (da)
takvalı21 oldular ve iman47 ettiler; sonra (da)
takvalı21 oldular; ve (bu) daha güzeldir; ve Allah sever muhsinleri294.
Takvalı olduktan sonra iman etmiş biri için işte günah
yoktur diyor Rabb'imiz o kimse için. Ayette belirtilen özelliklerin de muhsin
bir kimse özelliği olduğu öğretilir ki muhsin kelimesine bakıcaz Rabb'im izin
verirse.
Yani Allah ne dedi ne kadar dedi ise onu o şekilde yaptın
işte takvalı oldun. Bunun öğreneceğin yer ise Yalnız Kur'a'dr. Şunuda
belirtelim üzerimize haram edilen yiyecekleri için Rabnb'imiz her zaman
kolayk-lık sağladığı için bu konuda da darda kalındığında ihtiyaç kadar
yiyebileceğimzi bizlere öğretir. Haram ve helal konu başlığında detaylandırmaya
çalışcaz.
6/51 Ve uyar onunla* kimseleri (ki)
korkarlar ki haşredilirler556 Rablerine4 karşı; olmaz onlara O’nun
astından bir veli28 ne de bir şefâat114; belki onlar
takvalı21 olurlar.
*Kur'an'la.
Ve uyar onunla neyle Kur'an ile. Kur'an uyarıcı ve
müjdeliyicidir ve daha bir çok şey. Rabb'lerinin huzurunda haşredilmekten yani
toplanmaktan korkan kimseleri Kur'an
ile uyar. Neden Kur'an ile çünkü öğütler, öğretiler ordadır, çünkü tek doğru
yol klavuzudur. Kur'an ile uyarıcak. Kur'anı okuyun, anlayın ve anladığınıza
uyun Rabb'inizin kelamlarına uyun, boyun eğin, itaat edin diye uyaracak. Asla
zorlama yok sadece uyarma, kişi kendi seçecek yolunu.
Ve deki asla Allah'ın astından bir veli bulamazsınız ve
bulamayacaksınız. Rabb'imiz bizim ahirette ve dünt-yada tek ilahi velimizdir,
yani koruyanımız, himaye edenimizdir. Allah harici sığınılacak bulamazsınız
der. Şefaatde bulamazsınız Allah haricinde der Rabb'imiz.
Uyduruk şefaat inancına sahip olanlara ayrıca gelsin bu
ayet. Muhammet veya şu bu şefaat edecek diyorsunuz ya Muhammet daha kendisine
ne yapılacağını bilmiyor aç bak Kur'an'dan sana şefaat edecek öylemi. Yüce
Allah böyle bir yetkiyi asla kimseye veya hiçbir şeye vermemiştir. Şefaat
yetkisi yalnız kendi ellerinin arasındadır. Şefaat çalışmasına bakarsınız.
Burada öne çıkaracağımız konu bağlamındaki mevzu takvalımı
olmak istiyorsun işte sana Kur'an, tek yetki Kur'an'da, tek hüküm Kur'an'da. Kur'an'a
uyarsan, Kur'an hudutlarında olursan işte ancak ve sadece bu şekilde takvalı
olursun, Kur'an'ın dışına çıktığın anda asla takvadan söz etmek mümkün
değildir.
Herşeyi kuşatan, her şeyi bilen, dinin ve din gününün tek
meliki, tek hüküm koyucu, tek fetfa veren, dinin öğreticisi, beyan edicisi aynı
zamanda da nelere takvalı olunacağını
beyan etmeyi kendi nefsi üzerine yazmıştır ki bunu da kutsal kitaplar ile
yapar. Akledenlerdenmisin, elbabmısın, iman ettin ve mümin mi oldun, takvalı
olman lazım. İşte takvalı olmanın öğretileri, ondan sorulacak olduğun biricik şerefli
elçi Kur'an'ımızdadır. Aç, anladığın dilde oku ve anladığına uy.
BU ayet öğretisi bağlanılı bir ayete daha bakalım.
6/69 Ve yoktur takvalı21 olan kimseler
üzerine onların* hesabından hiçbir şey; velakin/fakat bir
zikirdir/hatırlatmadır78; belki onlar** takvalı21 olurlar.
*Kur'an ayetleri hakkında laubali konuşanlar.
**Bu kimselere Kur'an ayetleri sadece hatırlatılır. Zorlama
yoktur.
Önceki ayetlere bakınız. Kur'an hakkında laubalice
konuşanların hesabından takvalı olanlara bir hesap olmadığını öğreniriz.
Buradaki şart takvalı olunmasıdır. Kur'an bir zikirdir, bir hatırlatmadır ki
inananlar takvalı olsunlar. Burada da takvalı olmanın yolunu bize Yüce Allah
ancak ve sadece Kur'an ile olabileceğini, ancak Kur'an'dan öğrenilebileceğini
açık ve net bir şekilde belirtmiştir. Ve bundan dolayıda rahatlıkla diyebiliriz
ki tekrar dile getireyim Kur'an harici tabi olunan her şey bizi şirke sokar ve asla
da zaten bunlara uyduğumuz takdirde Kur'an'ada uyduğumuzu iddia ediyor olsak
dahi takvalı olmaktan asla söz edilemez. Nokta.
6/152 Ve yaklaşmayın yetimin131 malına
dışında ki ona daha güzeliyle (olursa) ta ki ulaşır kendi
şiddetli* (zamanına); ve tamamlayın ölçüyü650 ve
mizanı650 eşitlikle; mükellef kılmayız
bir nefsi201 kuşattığının (nefsin) dışında; ve söylediğiniz zaman öyle ki
adaletli680 olun; şayet olduysa (o) yakınlık sahibi; ve Allah'a (olan)
ahdinizi tamamlayın;
6/153 Ve ki budur dosdoğru yolum124; öyle ki tabi
olun ona*; tabi olmayın yollara**; öyle ki fırkalara*** böler sizleri
O'nun (Allah'ın) yolundan124; işte sizleredir; vasiyet etti (Allah) sizlere
onunla; öyle ki belki sizler takvalı21 olursunuz.
*Yola. Sadece kutsal kitaplar. Sadece Kur'an.
**Çoğul gelmesi önemlidir. Bir yerde farklı yollar varsa
onların tamamı sapkınlık içindedir. Tek yol vardır. O da Yüce Allah'ın yoludur.
***Kendilerini müslüman sanan kimselerin durumu ortadadır.
Dinlerini parça parça edip fırkalara bölünmüşlerdir.
Birkaç çok önemli öğretilere bakıp konu bağlamımızaın
öğretisine geçelim.
6/152 ayetinde yetimin malını yemememiz öğretilir.
Yersenizde malı geri verirken daha güzelini verin diye öğretilir. Ve yetime
mallarını taki kendi şiddetlerine ulaşana kadar vermeyin der Yüce Rahhman.
Kur'an bütünlüğünden biliyoruz ki bir test etme olayı da vardır. Onları
belalandırıcaz ki bakıcaz akılları kemale ermişmi.
Kendilerini ve mallarını idare eder duruma gelmişlermi.
Evlenme mevzusundaki kıssas da budur. Kişi kendi şiddetine ulaşınca ancak
evlenme yaşına gelmiş demektir. Evlilik konusunda Rabb'im izin verirse
detaylandırıcaz.
Yani İslam dini ile uzaktan yakından alakası bile olmayan
ama adına İslam dedikleri zalimlerin sapkın inanca göre adet gören kız
evlenebilir. Gerçi 6 veya 7 yaşında da evlendirilir derler bazı kesim sefahat
olanlar bu da ayrı konu. Yani ufacık kız çocuğu adet görmesinin evlilik çağına
geldiğinin işareti olarak alırlar ve bunu İslam dinine dayandırır bu sefihler.
Vucütta bir uzuv işlem görmeye başladığında bunlara göre
işlem tamamdır. Oysaki Bir kapasitenin ilk ortaya çıkması, o kapasitenin tam ve
sağlıklı kullanıma hazır olduğu anlamına
gelmez. Oysaki ilk adet görme zamanında
henüz çocuk ki bu çocuktur daha hormonel denge oturmamıştır ve Beyin gelişimi (özellikle
karar verme merkezi) devam etmektedir. Yani kişi kendi şiddetine erişmemiştir.
İnsan beyninde karar verme, risk analizi ve sorumluluk alma
ile ilgili bölge olan prefrontal korteks yaklaşık 20’li yaşlara kadar gelişmeye
devam eder. Yani sadece fiziksel değil, zihinsel olgunluk da şarttır.
O zaman bunların mantığına göre konuşmaya başlayan bebeğe
konferans verdirsinler, direksiyon tutana araba sürdürsünler, harfleri öğrenene
roman yazdırsınlar, yada yürümeye başlayan bebeğide olimpiyatlarda koşu
yarışına soksunlar.
Biyolojik ergenlik başlangıçtır, evlilik ise ağır
sorumluluk, sosyal ve zihinsel oldunluk gerektirir ki bu konu Kur'an'da rüştünü
tamamlamak olarak geçer. Devam edersek mizanı ve ölçüyü tamamlamak öğretilir,
aklınıza mizan ve eşitlik ile ne geliyorsa ki gelmeyenlerin ana konularını Kur'an'dan öğrenebilirsiniz mükellef kılmama mevzusundan
bahsedilir ki bu konuyuda konuştuk, adaletten bahseden ayetimiz, ahdimizi
tamamlamamız gerektiğini de öğretir.
Rabb'imizin bu öğretileri bize belki hatırlarız diye vasiyet
ettiği bu ayetin son öğretisidir.
6/153 e geçtiğimizde işte Rabb'imizin bu ve Kur'an'da tüm
anlattıklarının Rabb'imizin dosdoğru yolu olduğunu öğreniriz. Ve tabi olun ona
der Yüce Rahman. Neye tabi olun der
Rabb'imizin dosdoğru yoluna yani sıratel müstakime. Ve tabi olmayın başka
yollara diye bizlere öğütler.
Eğer ki Rabb'imizin dosdoğru yolu dışında başka yollara tabi
olursak bizleri gruplara, fırkalara bölerlermiş. Doğru söuledi Allah. Zaten
böyle de değilmi. İnsanlar dinlerini fırkalara, gruplara bölmemişmi,
hiristiyanlar ve yahudiler kendi aralarında ayrıldıkları gibi günümüz sözde
müslümanları da bu şekilde değilmi.
Yok o mezhep, yok bu tarikat, yok bu cemiyet v.s. Bilmemne
böyle değilmi. Hepsi kendi yanındakiyle övünmüyormu, hepsi bu doğru demiyormu.
Hepsi de helal haram uydurmuyormu.
Zaten Yüce Allahda ayetinde bu dinini fırkalara bölenlerin
doğru yolda olmadıklarını açıkça belirtir. Ne der. tabi olmayın yollara**; öyle ki
fırkalara*** böler sizleri O'nun (Allah'ın) yolundan1
Bu öğretileri ve böyle yapmamamızı ve nasıl yapmamız
gerektiğini gene bu ayette bizlere Allah vasiyet etmiştir ki belki bizler
takvalı oluruz. Hep demiyormuyuz tek doğru yol Kur'an'dır ve Kur'an harici her
yol şirktir, İslam dini değildir diye, işte hevamızdan değil Rabb'imizin
öğretilerinden konuşuyoruz. Elbette seçim kişinindir. Ben yalnızca uyarıcıyım. hemen konu ile ilgili bir ayate daha
bakalım.
6/155 Ve bu bir kitaptır* (ki) indirdik
onu* bir mübarek139 (olarak); öyle ki tabi olun ona**; ve
takvalı479 olun; belki sizler rahmet271 edilirsiniz.
*Kur'an.
**Kur'an'a.
Bu şekilde takvalı olabileceğimiz öğretilerek bu ayette de
takva ve rahmet eşleştirilmiştir. Takvalı ol ki belki rahmet edilirsiniz. Çalışmamızda belki diye neden
söylenmiş olduğna dair bir öngörüm vardı hepsi için geçerlidir her seferinde
bahsetmeyelim. Peki rahmet ne demek diye sorsam ne cavap verirsiniz. Yüce
Allah'ın rahmeti, rahmet etmesi, bize rahmet edilmesi ne demek.
Merhamet demektir. Rahmetin tecellisi merhamettir. Şevkatli
olmak, her ihtiyacını karşılamak, kendine sığındırmak, sarıp kuşatmak, her
türlü korumayı sağlamak gibi bir çok şey rahmet kapsamına girer.
7/26 Ey âdemoğulları692! Muhakkak indirdik
sizlere bir elbise; örter ayıp olan cinsel organ bölgelerinizi; ve bir rîşâ*;
ve takva21 elbisesi; işte bu**; hayırlıdır; işte bu;
ayetlerindendir237 Allah'ın; belki onlar zikrederler78.
*Süslü, gösterişli elbiseler, süslü donatılar. Ziynet
kelimesinden farklıdır.
**Takva elbisesi.
Ademoğullarına gelir ayet. Bu tüm homo sapienler yani
bizleriz. İnsanlardan sadece erkekler değil tüm bilgelik verilmiş insanlardan
bahseder Rabb'imiz. Bahsettiğimiz
gibi takva elbisesi giymekten bahseder. Nasıl elbise vucudumuzu örter bizi dış
etkilerden korursa veya zırh bizi darbelerden korursa işte takva elbisesini
giydiğimizde de bizi tüm batıldan, tüm cahilden korur bu elbise aynı bir zırh
gibi.
İşte bu homo sapiene yani ademoğluna der ki Rabb'imiz takva
elbisesi hayırlıdır dünya metalarından (dünya metası olduğunu rişa kelimesinden
anlarız) işte bu elbiseyi giyin belki hatırlarsınız. Neyi hatırlıycaz. Bu
elbiseyi giymemiz gerektiğini, peki bu elbiseyi giymeyi, neden giymemiz
gerektiğini ve nasıl giyeceğimizi nerden öğreniriz, elbette zikirden yani
Kur'an'dan.
bağlantılı bir ayete daha bakalım.
7/35 Ey Âdemoğulları692! Bu esnada mutlak gelir
sizlere bir resûl418 sizlerden; kıssalaştırır430 sizlere
ayetlerimi454; öyle ki kim takvalı21 oldu ve ıslah316 oldu; öyle ki
olmaz bir korku üzerlerine; ve olmaz onlar hüzünlenirler.
Gene ademoğullarıdır muhatap. Size bir resul gelir
sizlerden, içinizden sizden olan, deklere eder ayetlerimi, öyle ki bu ayetleri
kaale alan, ayetlere uyan kişi
takvalı oldu ve ıslah oldu ise yani düzltti, iyileştirdi ise bu kimseler için
ne korku vardır nede hüzün.
Sen Yüce Allah kelamlarına uy takvalı ol, üzülmene de
korkmana da gerek kalmaz, zaten buna izin vermem der Yüce Allah. Örnek neden
korku duydun cehenneme gideceğinden mi korma, neye hüzünlendin Rabb'inin
rızasını kazanamamaktanmı üzülme.
Takvalı, Allah kelamına göre ıslah ol. Eğer sen bunları
yaparsan Yüce Allah sana bir söz veriyor korkmazsın ve hüzünlenmezsin. BU sözü hafifemi alıcaz, asla.
Biz üzerimize düşeni yapalım ki bu söz üzerimize hak olsun. Bunu bu şekilde
istemeyecek akıl sahibi, elbab düşünemiyorum şahsım adına. Elbette seçim
kilşinin kendi nefsinin.
7/156 Ve yaz bizlere bu dünyada bir
iyilik/güzellik ve ahirette (de); doğrusu bizler kılavuzlandık sana; dedi
(Allah) : "Azabım (ki) isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve
rahmetim271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki yazarım onu kimselere (ki)
takvalı21 olurlar; ve verirler zekâtı10; ve kimselerdir (ki) onlar
ayetlerimize iman47 ederler.
Buda müthiş bir ayettir. Rabb'imiz bize bir çağrı örneği
öğretir. Dünyada da ahirettede Rabb'imize bize güzellik yazmasını talep etmemiz
gerekiyor. Elbette yalnız Rabb'imize klavuzlandıysak. Şöyle diyelim dua
çalışmasına bakın, Rabb'imiz kendisine çağrı yapılmasını ister, kendisine dua
etmeyenin Bu kısım için bir şey dememeyi seçtim, lütfen herkes kendi akletsin.
Bakalım ayetimizin o kısmına konu bağlamımıza da girer aynı zamanda. Der ki
Yüce Rahman.
Azabım (ki) isabet ettiririm onu
dilediğim kimseye; ve rahmetim271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki
yazarım onu kimselere (ki) takvalı21 olurlar; ve verirler zekâtı10; ve
kimselerdir (ki) onlar ayetlerimize iman47 ederler.
7/200 Ve eğer gelirse sana kışkırtma;
şeytândan29 bir kışkırtma; öyle ki sığın Allah'a; doğrusu O bir
Semî’dir41; bir Alîm’dir8.
7/201 Doğrusu kimseler (ki) takvalı21 oldular
(Allah’a) temas ettiği zaman onlara bir tavaf/dolaşma* şeytândan29;
zikrettiler78 (Allah’ı); öyle ki o zaman onlar bakanlardır/görenlerdir**.
*Şeytânın musallat olması.
**Şeytânın kışkırtmalarını rahatlıkla görürler, anlarlar.
Bu konu özelindede takvalı olursak şeytan erişemez demiştik,
şeytandan korunmanın yolu takvalı olmak demiştik ve genel çerçevede
çalışmalarımızda da şeytandan Yüce
Allah'a sığınmanın yolu boş boş eüzü besmele çekmek değil, Yüce Allah'ın
ayetlerini bilmekle olur diye belirtmiştik çok defalarca.
Konu ile ilgili şeytandan Yüce Allah'a sığınma mevzusuna
bakınız, konuyu orada detaylandırdım.
Bu iki ayete baktığımız da da şeytendan bir kışkırtma geldi,
yani şeytan sana yakınlaştı ve bir şekilde etkilemeye çalışıyor, halk arasında
vesvese verdi böyle bir olay geldiğinde takvalı olacaklar.
Takvalı olanlar nasıl takvalı olcaklar zaten takvalılar diye
düşünebilirsiniz fakat kişi evet takvalı olabilir ama takvalı olmayı, hal,
hareket ve düşüncelerine de yansıtmalı yoksa takvalı olmaktan söz edilemez.
Kişi takvalı ama böyle bir durumda takvalı oldu. Yani ne
oldu. Yüce Allah kelamlarını hatırladı ve Yüce Allah nasıl dediyse öyle yaptı,
işte takvası olan bir kişi yada takvalı olan bir kişi takvalı oldu, takvalı
davrandı.
Zaten 7/201 de tam da bunu anlatıyor. Böyle bir durumda
Allah'ı zikretmişler yani Allah'ı hatırlamışlar yani Yüce Allah'ın kelamlarını
hatırlamışlar. Ve ancak böyle takvalı olabilmişler.
Arkadaşlar zikir konusu ve tavaf kelime anlam açıklama
videosunu izleyiniz lütfen. Kısaca bu çalışmada söyleyeyim zikir belli
kelimeleri tekrarlamak değildir, ayrıca
Allah'ı hatırlamak tek başına yetmez ki Allah'ın ayetlerini bilmiyorsan Allah'ı
hatırlamak sana bir şey kazandırmaz.
Ayrıca tavafda bir şeyin etrafında ipini koparmış deli dana
gibi boş boş dönmek asla değildir. Zaten bu ayetteki şeytanın tavafından
anlarsınız. Oraya gitmek,
ziyaret etmek, etrafında dolaşmak, oraya uğramak gibi anlamlara gelir.
8/29 Ey iman47 etmiş kimseler! Eğer
takvalı21 olursanız Allah’a; yapar sizlere bir furkân259; ve
kâfirlik498 eder sizden kötülüklerinizi; ve mağfiret319 eder sizlere;
ve Allah Zul* Fadlil285 Azîm94'dir286.
Müthiş süper bir ayet müthiş süper öğretiler. Rabb'imiz
öğretiyor bizde Rabb'imizin izni ve dilemesi ile öğreniyoruz. Haydi öğrenelim. İman
edenlere gelir gene ayet. İman edenlerdenseniz gelin öğrenelim. İman etmiş
kimseler ki iman ettiyseniz eğer takvalı olun Allah'a.
İman ettiniz ve eğer takvalı olduysanız işte Rabb'imizin
size sözü size furkan yapacak. Nedir furkan dostlar. Doğruyu yanlıştan ayırma
gücü, doğruyu yanlştan ayırt etme
yetisi, doğruyu yanlıştan bölüp ayırabilme ilmidir.
Peki Yüce allah' ama yalnız Yüce Allah'a takvalı olmayı
nereden öğreniyorduk. Elbette biricik Kur'an'ımızdan. Yani Kur'an dedikmi
Rabb'imiz bize furkanı verecek, yanlışı
ve doğruyu ayırt edebileceğiz. Kur'an batılı, cahili bir bıçak gibi keser atar.
Zaten Rabb'imiz bize Kur<'an'da her şeyi apaçık açıklamıştır ama üstüne her
şeyden apaçık örnekler vermiştir ama üstüne de tüm batılla gelen her şeye cevap
vermiştir.
İşte Rabb'imizin ayetleri ışığında, Kur'an'ı anladığımız
dilde okuduğumuzda sana Rabb'inden söz, en doğru sözlü, sözünden asla
dönmeyecek ve en güvenilir sözü olan Yüce Yaratcıcının bu sözünü hafife mi
alacağız asla. Takvalı ol, furkanın garanti.
Bitiyormu Rabb'imin sözü ve öğretileri bu ayette, hayır
devam ediyor Rabb'imiz. Rabb'imizin kafirlik ettiğini görüyoruz. Ne demektie
bu. Bu komuyuda inceledik ama üstünden geçelim, kafir demek gizleyen, örten
demektir. Çiftçi toğumu atar ve üzerini toprak ile örter ya işte çiftçi tohuma
kafirlik eder, yani tohumu gizler, örter.
Din için konuştuğumuzda da işte Rabb'iimin ayetlerini
gizleyenler, örtenler kafirlerdir. Rabb'imizin ayetlerine kafirlik ederler. Peki
Rabb'imizin ayette bahsettiği kendi şahsı adına kafirlik nedir. Bakalım önce
neye kafirlik ediyormuş Yüce Rahman.
Bizden kötülüklerimize. Peki bizden hangilerine bunu
yapıyor, İman etmiş kimselerden takvalı olanlardan. Toparlayalım. İman eden ve
takvalı olanlar Rabb'leri tarafından furkan ile ödüllendirildi ve bu kimseler
için Rabb'imizden bir söz daha.
Siz böyle olun bende sizin kötülüklerinize kafirlik edeyim
yani kötülüklerinizi örteyim. Başka ayetlerde de zaten Rabb'imiz ben sizin
suçlarınız örter ve kötülüklerinizi örterim de der. Ve devam eder ve mağfiret
de edermiş aynı zamanda yani bağışlarmış. Kötülüklerimizi örtmesi yanında bir
bağışlama olduğunuda müjdeler Yüce Rahman bize.
Ve ekler Allah zulfadlil azimdir diye. Yani Yüce Allah ZUL fazlalık, bolluk, çokluk, bunları çokça veren, AZİM büyük azametli imiş. Yani Yüce Allah zulfadlilazim Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk,
çokluk sahibiymiş öğretir bizlere kendisinin nasıl bir ilah olduğunu. Öğretir
ki Yüce Allah'ı tanıyalım ve Yüce Allah'ın kadrini kıymetini hakkıyla hamd
edebilelim.
Furkan ile ilgili bir ayete bakalım.
21/48 Ve ant olsun verdik Mûsâ’ya ve Hûrûn'a
furkânı259; ve bir ışımadır ve bir zikirdir78 muttakilere17.
Rabb'İMİZ BU AYETİNDE Musa ve Haruna bir furkan verdiğini
anlatır. Furkanı veren Yüce Allah'tır. Kur'an aynı zamanda furkandır. Doğruyla yanlışı ayırt etme ilmini
öğretir. Bunu Kur'an il Rabb'imiz öğretir. Bu nasıl çalışır derseniz. Bir
yerden birinden bir şey duyarsanız din
ile ilgili, işte orada furkan devreye girer. Salat çalışmaları yaptığımızdan
Rabb'imizin ayetleri her an hafızamızda canlıdır.
Ve hemen hatırlarız ola ki hatırlayamadık açar furkanın
kaynağına bakarız. Bu söylenen doğrumu Yüce Allah bu konuda neyi nasıl demiş. Hemen
bu söylenene değil Yüce Allah'ın söylediğine göre hareket ederiz. İşte bu
mekanizma böyle çalışır çalıştığında da işte takvalı omuş oluruz. Ayrıca bu
furkanın bir ışık, bir nur olduğunu söyler Rabb'imiz ama muttakiler için.
9/108 Dikelme* orada** ebediyen; mutlak
ki evvel/ilk günden takva21 üzerine kurulmuş bir mescit16 daha haktır
ki dikelirsin orada***; ondadır*** erkekler (ki) severler
temizlenmeyi****; ve Allah sever muttahhirleri779.
*Durma.
**Sahte mescitte.
***Takva üzerine kurulu tek tanrıcıların
mescitleri.****Pislik (rics) olan şirkten temizlenmeyi.
9/109 Öyle ki kimse mi (ki) kurdu binasını
takva21 üzerine Allah'tan; ve bir rızaya; bir hayra; yoksa kimse (mi) (ki)
kurdu binasını çöken bir uçurum kenarı üzerine; öyle ki çöktü* onunla** cehennem ateşine834; ve Allah
kılavuzlamaz192 zalimler257 kavmini/toplumunu.
*Bina.
**Kimseyle.
Tüm ayet anlatısına hiç girmeden gene konu bağlamımıza
bakıyor olucaz. Rabb'imiz mescitlerin takva üzerine kurulmuş olması gerektiğini
bizlere bildirir. Takva üzerine kurulmamış bir mescitte asla dikelme der, hatta
ilk günden takva üzerine kurulmuş bir mescit daha haktır orada dikel der. Rabb'imiz
muttahirleri sever diye bizlere öğretir, detaylandırıcaz.. Ve takva üzerine
kurulmamış bir mescidide çöken bir uçurumun kenarına kurulmuş bir yapıya
benzetir, örnekler, öğütler.
Bu çökmenin sonucunuda o kişi ve binasının cehenneme çökeceğini ve zalimleri de
Yüce Allah asla doğru yola klavuzlamayacağını anlatır.
Konu bağlamımızı ayetler ışığında biraz daha açalım.
Şimdi takva üzerine kurulmuş mescitlede bulunmamızı, takva
üzerinde kurulmamış ve takva üzerinde olmayan mescitlerde asla bulunmamamızı
öğretir yateler. BU bağlamda mescit çalışmamıza bakınız. Mescit Yüce Allah'a
çağrı yaptığın her yer ve her zamandır. Mescit ibadet edilen bir yerde
olabilir, Kur'an dersi çalıştığın yerde olabilir veya bir öğrenim yapılan
yerede mescit denilmesinde sakınca olduğunu şahsım adına düşünmüyorum ama din
ile ilgili ise illa din ile ilgili bir şeyler olmalı ve içinde Kendimizden örnekleyelim,
şu an ki cami denen yerler asla Yüce Allah'ın gerçek mescitleri değildir.
Mescit ve salat konusunda ezan konusuna bakarsınız detaylandırdım.
Gelelim muttahire. Muttahir temizlenenler demektir. Takva
üzerinde olduğumuzda ve/veya takva üzerinde olan mesctlerde ancak bulunmamız
öğütlendiğine göre muttahirde temizlenler
olduğuna göre demekki takvalı olan bir kimse temiz bir kimsedir. Bu temizlik
elbette manevi bir temizliktir. Elbette toplu ibadetlerde fiziksel olarak temiz
olmamız öğütlense de buradaki temizlenme ayet anlamı olarak bedensel değil,
dinen bir temizliktir.
Bu dini Yüce Allah'a has kılarak, Yüce Allah'ı birleyerek,
Yüce Allah'a kul olmanın kuralları içinde kul olarak, yalnız Kur'an diyerek,
Kur'an harici tüm hüküm
koyuculardan sıyrılıp, yalnız Yüce Allah kelamlarına teslim olmak vs vs gibi
müslim olmanın olmassa olmazlarını içine almakla beraber Yüce Allah'a şirk
koşan bir rics, bir pislik olan zalimlerden de uzaklaşmak ve/veya onları
uzaklaştırmaklada olacaktır, elbette bunların tapındıklarını da, idollerini de.
İşte tüm bu pisliklerden yalnız Kur'an diyerek
temizlenebilir, arınabiliriz ki ancak ve sadece Kur'an diyerek. Arınma
konusunada bakarsınız. Şöyle düşünelim bu pislikler uzun yıllar boyunca
üzerimize yapışmıştır, normal bir temizlenme ile çıkmayabilir. Aynı zifte
bulanmış biri banyo yaparsa değil ancak yani suyla değil tinerle ancak
temizlenir, işte şeytanın psiliği olan bu hadislere bulaşmış olan veya
bulaştırılmış olan bizleri de ancak ve yalnız Kur'an dersek ki Kur'an temizleyebilir.
Ancak anlayara Kur'an okursan ve yalnız Kur'an dersen ancak temizlenebilirsin,
arı-duru hale gelebilirsin, yoksa asla temizlenemez, arınamazsın.
İşte takvalı olmassak veya takva üzerine kurulmuş Yüce
Allah'ın mescitlerinde bulunmassak cehenneme doğru çöken bir uçurumun kenarında
yapımızı inşa eder ve o yapıyla beraber ancak ve sadece cehenneme
yuvarlanırız, başka bir sona ulaşabilmek imkansızdır, Rabb'imizin sözüdür bu,
öyleyse hafife mi lacağız, asla.
Arkadaşlar şu an burası da bir mescittir. Yüce Allah'a çağrı
yapıyoruz, Yüce Allah'a çağırıypruz, Kur'an'a davet ediyoruz, Rabb'imizin
kelamlarına çalışıyoruz, Rabb'imiz ne demiş daha iyi anlamaya çalışıyoruz.
Sanal bir ortam olmuş olması mescit olmaması anlamına gelmez ki eğer takva
üzerine isek şu an burası Yüce Allah'ın takva üzerine olan gerçek bir
mescididir ve bizler şu an salatı ikame ediyoruz diye belirtmiş olayım.
Hepinizden Yüce Allah razı olsun, hak edeni doğru yola
klavuzlasın.
9/115 Ve olmuş değildir Allah
dalalette128 bırakır bir kavmi/toplumu kılavuzladığı192 zaman
sonrasında; ta ki beyan226 eder* onlara neye takvalı21 olurlar;
doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.
*Allah.
Çalışmalarımızda hep bahsediypruz ya, Rabb'im dinin
öğreticisidir, beyan edicisidir. Dini öğretmeyi, beyan etmeyi ve nelere takvalı
olunacağını beyan etmeyi kendi nefsi üzerine yazmıltır aynı rahmeti kendi
üzerine yazdığı gibi diye. İşte neye takvalı olunacağı beyan ettiğini
söylediği, öğrettiği ayetlerden bir tanesi budur.
Der ki Yüce Rahman. Beb bir kavmi doğru yola kılavuzlarsam
eğer o kavmi asla delalette bırakmam. Ve nelere takvalı olucaklar onu da
mutlaka beyan ederim. Ben her şeyi bilirim der.
Şimdi bir kavim kendini doğru yola klavuzlamassa Allah
onları asla doğru yola klavuzlamaz bunuda öğretir ayetlerinde bize o zaman
analitik düşünelim. Bu ayetteki olayı, Kur'an'ın bütününe göre değerlendirelim.
Bir toplum var bu toplum zalim bir toplum veya islam dinininden bir haber
toplum. Bu topluma bir doğru yol klavuzu geliyor. BU klavuzda doğru yol
öğretileri, takvalı olmanın yolları din ve dinin gereklilikleri v.s var.
Toplum kendine gelen bu islam dinine iman ediyor ve
sonrasında Allah onları delalette bırakmıyor. Kitap ve/veya resül ile
destekliyor. Yüce Allah kendi dinini insanların delalette kalmaması adına
onlara öğrettiğini söylüyor, elbette bunlar bu doğru yola klavuzlandıkları
takdirde ve nelere takvalı olacakları da öğretiliyor.
Bu topluma gelen islam dinine bu toplum iman etmeyebilirdi,
yani o zaman hak etmemiş olurardı ki, kendilerini doğru yola klavuzlamamış
olduklarından her ne kadar kitapda orda olsa, içinde insanı delaletten
çıkaracak bilgiler ve takvalı olmanın yolları da olsa insanlar bunlara sağır ve
kör olacaklarından bunlar onlara
bir fayda sağlamayacaktı.
10/63 Kimselerdir (ki) iman47 ettiler; ve
takvalaşır21 oldular.
süreklilik gösterirler şeklinde yani yaşamlarının her anında
takvalı olmaktan bahseder ayet.
Ama şahsi kanaatimce şunu diyebilirim, takvalı olmanın
yanında takvalı olmayı önermek, buyurmak, hatırlatmakta takvalı olmak kadar
önem arz eder.
Takvalı olmanın yanında takvayı tavsiye etmek de gerekir
diyebilirim.
16/30 Ve denildi takvalı21 olmuş kimselere;
"Nedir indirdiği Rabbinizin4?"; Dediler: "Bir hayır kimselere
(ki) iyileştirdiler/güzelleştirdiler bu dünyada*; bir iyiliktir/güzelliktir
(onlara); ve ahiret
diyarı/yurdu642 (da) hayırlıdır"; ve ne muhteşemdir muttakilerin17 diyarı/yurdu642.
*Şu an içinde yaşadığımız evren ve yaşam.
16/31 Adn812 cennetleri; girerler ona*; akar
altından onun** nehirler; onlaradır orada*** diledikleri; işte
böyledir; mükafatlandırır Allah muttakileri17.
*Cennete.
**Cennetin.
***Cennette.
16/32 Kimseleri (ki) vefat621 ettirir
melekler522 iyilikler (-le); derler*: "Bir
selâm642 üzerinizedir; girin cennete970 yapar olduğunuzla."
*Melekler.
Takvalı olmuş olan kimselere Rabb'imiz furkan verirmiş
öğrenmiştik ya. İşte bu furkan ile takvalı olan bir kimse nelerin farkında
olurmuş bazılarından bahseder ayetler ve bu sayede neler kazanırlarmış. Kısaca
bakalım.
Sormuşlar takvalı kimselere nedir Rabb'inizin indirdiği
diye.Cevap vermiş takvalı olan bu kimseler. Bir hayırdır bizlere, bu takva ile
güzelleşir dünya hayatı ve
iyiliktir bizim için takva. Hem güzeli ve iyiliği öğretir hemde nasıl güzel
işler, salih işler yapılır öğretir bize.
Bu şekilde takvalı davrandığımızda da dünya hayatımızda,
ahireti kazanmak için çabalamış oluruz aynı zaman da ki biliriz ahiret hayatı, ahiret yurdu bizim için hayırlıdır
dünya hayatından çünkü biliriz ki bizim kazandıklarımız, elde ettiklerimiz Yüce
Allah'ın verecekleri yanında bir hiçtir. Hem yine biliriz ki ahiret hayatı daha
kalıcı ve hayırlıdır. Bu anlatımım sadece bu ayet öğretisi değil Kur'an'ın
bütününe göre bir anlatıdır diye belirtmiş olayım.
İşte kazanacağımız olan ahiret hayatı ve ahirette
Rabb'imizden alacağımız şeyler, edineceğimiz ahiret yurdu ne muhteşemdir ki
buna ancak muttakiler erişebilecektir. Rabb'imiz bu yurdu muttakilerin yurdu
olarak tanımlar, onlar için hazırlayacaktır.
14/30 ve 14/31 dede işte bu muttakilerin yurdu ile ilgili
bazı öğretiler öğretilir diye buraya aldım bakarsınız.
19/97 Öyle ki ancak ki kolaylaştırdık
onu* lisanınla972 senin; müjdelemen içindir
onunla** muttakileri17; ve uyarman içindir onunla** inatla
tartışan*** bir kavmi/toplumu.
*Şerefli Kur'ân'ı
**Şerefli Kur'ân'la.
***Şaşkın tartışmayla, temelsiz inatla.
Ayrıca Kur'an okunsun, anlaşılsın diye gönderilmiştir.
Kur'an dirilere gönderilmilştir. Kur'an nasıl ilk gönderildiğinde araplar muhatap olduğundan arapça ise biz
hangi dili anlıyrsak da o zaman kendi anladığımız dilde okunmalıdır.
Çünkü Kur'an anlamadan okunacak bir şey değildir. Ayettende
anlaşılacağı gibi anlayarak okunması gerekir ki zaten Allah kelamlırını
bilmeden Kur'an'a asla muhatap olamayız, Kur'an asla bize bir şey öğretemez.
Ve Kur'an'ın görevleri ile devam eder ayet. Neymiş bunlar,
muttakiler müjdelenirmiş, inat eden kavimler de uyarılırmış.
Zaten muttakiler yani takvalı olanları nelerle
müjdelendiğinden bahsettik ve çalışmamızda da bahsetmeye devam edicez, RabbWimizn
ayetleri ile ilmimiz artacak. Yeni bir öğreti olarak da Rabb'imizin ayetleri
ile inatlaşan, kendi hevalarında,ısrar eden, temeli olmayan iddialarla Allah
kelamlarına uymayan vs. v.s içinde bir uyarıcıymış Kur'an.
Görüldüğü gibi bir resul bir uyarıcıdır ama uyarıyı yaptığı
şey ise Yüce Allah kelamının olduğu Kur'an'dır. Kur'an ile uyarır. Rabb'im
Kur'an'da şöyle diyor, bunu istiyor vs gibi Kur'an ayetleri deklere edilerek
bir uyarıdır ki zaten nebi olsun, resul olsun kimseyi doğru yola klavuzlama
gücüne, en yakını dahi olsa bu asla sahip değildir.
Kişi klavuzlanacak, bunu kendi özgür iradesiyle seçmeli,
bunu hak etmeli, klauzu ize yalnız Kur'an olmalıdır.
20/113 Ve işte böyledir; indirdik onu* arabiy929 bir Kur'ân850 (olarak); ve sarflaştırdık1061 onda** vaatten***; belki
onlar takvalı21 olurlar ya da hadîs89 eder1113 onlara bir zikir78****
*Kur'ân'ı
**Kur'ân'da.
***Başlarına gelecek olandan.
****Arşta Rabbimize verdiğimiz sözü hatırlatır.
Ayetimizde konu bağlamı öğretisine bakmadan önce geçen
kavramlara bir göz atalım ki ayetimiz öğretisini daha iyi anlayalım. Sırasıyla,
arabiy arapça, arapçalaştırılmış, arapça yapmak, arapça bir form vermek, arapça
olarak açık hale getirmek, arapça beyan etmek manalarına gelir.
Kur'an kelimesi için de konuşalım. Bu kelime ikra yani oku
kökünden gelir. Kur'an'da geçen ikra yani oku ise başkaları duyacak şekilde oku,
okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış manalarına gelir. Kişinin
kendi okuması da bu işin olduğu gibi okuduğunu deklere,ermekte bu işin
içindedir. Kur'an ikra edilen bir şeydir. Kur'an bir kap, içinde kağıt ve
üstünde mürekkeple yazılmış harfler değildir.
İçinde yazılanın okunması, anlaşılması ve deklere edilmesi
gereken ilahi kelamların olduğu bir nurdur, şifadır. Neyin üzerine yazılı olduğu da önemli değildir. Kağıt olur, taş
tablet olur, kil tablet olur, parşömen olur, deri olur farketmez. Kur'an adı
Kur'an diye kutsal değildir, içinde yalnız Yüce Allah kelamı var diye
kutsaldır. Arapça olsun, türkçe olsun veya başka dilde olsun yazılı metin olan
tüm bu metinler mushaftır, asıl Kur'an orijinali Yüce Allah katındadır.
Konuştuk bunları ve delillendirdikde.
Saflaştırmak ise saf hale arı-duru hale getirmek, temizlemek
manalarına gelir ki ayet anlatısına göre burada kastedilen ise bir şeyi farklı
açılardan anlatıp iyice anlaşılmasını sağlamak, soru işareti kalmayacak şekilde
çeşitli açılardan çeşitli örneklerle anlatmaktır. Takvayı zaten inceliyoruz,
kısaca Yüce Allah'ın dediğinin dışına çıkmaktan sakınmak diyelim.
Hadis söz demektir. En doğru hadis ve tek inanılacak hadis
Kur'an'ın hadisleri yani Kur'an'ın sözleri yani Yüce Allah'ın sözleridir. Zikirde
hatırlatmadır. Kur'an'ın kendisi de zaten zikirdir. Kur'an zikirdir, zikir
Kur'an'dır, zikir Kur'an'ın içindedir.
Devamında çeşitli örneklerle, farklı açılardan farklı
şekillerde de Kur'an'daki vaatlerden bahsettik apaçık bir şekilde. Nedir bu
vaatler. Kur'an'daki ne yaparsan ne olur, neyi yap, neyi yapma, neyi ne kadar
yap, şunu yaptın bu olur, bunu yaptın şu olur v.s gibi gibi bize asla
bilmediklerimizin öğretileridir bu vaatler. Rabb'imizin verdiği sözler de
bunlara dahildir. İşte bunlar Kur'an ile, Kur'an'da açıklanmış bize.
Peki neden böyle bir şeyleri bu şekilde uygun görmüş ve
yapmış Rabb'imiz, belki onlar yani bizler takvalı oluruz diye. Burada parantez
açalım, Rabb'şmiz tüm bunları bu şekilde uygun gördü de Kur'an'ı anlamadığın
dilde anlamadan okuyasın diyemi.
Elbette hayır. Kur'an'ı ancak anladığımız dilde okursak
bunlar tecelli edecektir ve işte o zaman belki takvalı oluruz. Nasıl takvalı
oluruz Kur'an'da tüm detaylar mevcuttur. BU sakallı cübbeli salatıkların
dedikleri aksine Kur'an asla yetersiz değildir, asla eksik değildir, asla
kimseyi kimseye muhtaç etmez, kendi aklımızla anlayacağımız şekilde
kolaylaştırılmıştır, din tamamlanmıştır. Sözde peygamber hadisleri dedikleri
uydurmasyonlara Kur'an'ın asla ihtiyacı yoktur, dolayısıyla bizimde. Kur'an'dan
sorulucaz.
Şunları asla unutmayalım, dinin sahibi, öğreticisi, beyan
edicisi ve nelere takvalı olmamız gerektiğini söyleyen yalnız Yüce
Allah'tır.Nokta. Ya bu Kur'an'da anlatılanlarla belki takvalı olurlar yada
hadis eder onlara bir zikir. Bunada bakalım. Ya takvalı olurlarmış yada gelir Kur'an'dan hatırlatan bir söz
der Rabb'imiz. Yani belki bir söz ile bile doğru yola klavuzlanabilirsiniz diye
anlıyorum ben ki doğru söyledi Allah.
22/32 İşte budur; ve kim
azimleştirir* şi'ârlarını312 Allah'ın; öyle ki doğrusu
o** kalblerin takvasındandır21.
*Büyütür, önemser
**Azimleştirme.
Kalp ile takva eşleştirilir bu ayettede. Kalpler akledermi
çalışmasına bakarsınız. Akletme ile kalp bağlantılıdır. Görmeyen gözler değil
akletmeyen kalplerdir. Anlarız ki takva kalp ile başlar. Aklp akleder, kalp
kabul eder, kalp mutmain olur elbette beyin kavrar, diz çöker, boyun eğer
Rabb'imizin ayetlerine işte takvadır bu.
O kalplerin takvasındaymış. Nedir o. Azimleşme. Peki
azimleşme nedir, kararlılık gerektiren, önemli olan demektir. Şiar nedir daha doğrusu Allah'ın şiarı
nedir. Yüce Allah'ın nişanları, işaretleridir. Toparlayalım, Rabbimizin
işaretlerini görmek ve buna göre bu şiarlara göre hareket etmek kararlılık
gerektiren önemli işlerdendir ki buna ancak kalplerinde takva olanlar
erişebilir diye rahatlıkla anlamlandırabilirim şahsım adına.
22/37 Asla erişmez Allah'a etleri onun*; ve ne de
kanları onun*; velakin/fakat erişir O’na** takvanız21 sizlerden; işte
böyledir; boyun eğdirdi onu*** sizlere; büyüklemeniz**** içindir
Allah'ın sizleri kılavuzlaması192 üzerine; ve müjdele muhsinleri294.
*Üzerine Allah'ın ismini zikrederek kesilen hayvanın
**Allah'a.
***Üzerine Allah'ın ismini zikrederek kesilen hayvanı.
****Kebirleştirmek. Yüceltmek, büyük yapmak. Yüce Allah'ın
kılavuzlamasının önemini iyi anlamak.
Kurban konusuna bakabilirsiniz ayet detayı için, konu
bağlamımıza bakalım. Yaptığımız şeylerin muhteviyatı yada büyüklüğü yada nasıl
yaptığımız yada şu veya bu önemli değil Allah katında. Allah katında önemli
olan yaptığımız şeylerin takva sınırları içinde olması. Yüce Allah razı olacaksa
eğer takvaya bakarım ben diyor. Bu ayeti sadece kesilen kurban olarak
değerlendirmemek lazım. Çünkü muhsinler müjdeleniyor, yani iyi güzel işler yapan
demektir muhsin.
Senin yaptığın iş ne kadar güzel ve iyi ona bakıyor Yüce
Allah. Peki kime neye göre iyi güzel. Bu göreceli bir kavramdır. Herkese göre değişiklik gösterebilir değilmi.
Müşriklerde gittikleri yolu güzel görüyorlar şeytan onlara güzel gösteriyor. İşte
burada devreye evrensel kabul edilmişlikleri, iyiyi, güzeli tarif eden, bize
kılavuz olan Kur<'n devreye giriyor.
Kur'an anlatıyor, öğretiyor, sınırları çiziyor. Doğru
söyledi Allah. Yüce Allah'ın tarif ettiği şekild olcaktır, Yüce Allah öğretecek
bizlere asla bilmediğimizi.
Zaten eğer Rabb'im nasip ederse gidebilirsek cennetlerdeki
kadememizide bu takva belirleyecektir. Ne kadar takvalıyız, takvalı olduğumuz
süre nedir, hangi şeylere takvalı olabildik, takvalı olmayı tavsiye ettik mi,
kul olmanın kuralları içinde bir kulmuyduk, hevamıza uydukmu, kafirlere eğilim
gösterdikmi, sınava tabi tutulduğumuz şeylerde ne derece samimiydik,
nankörlükmü yaptık, sabırla Yüce Allah'a mı döndük v.s v.s v.s işte Rabb'imiz
bunu bize bildirecek ve buna göre kıdem kademe alacağız.
Rabb'imize yükselecek olan başka bir deyişle Rabb'imizin
asıl bakacağı kriter bu olacak diye ayetimizden anlıyoruz.
3/114 İman47 ederler* Allah'a ve ahiret
gününe; ve emrederler200 marufla291; ve menederler münkerden82; ve
seri/çabuk olurlar hayırda; ve işte onlar456; sâlihlerdendir217.
3/115 Ve hayırdan/iyilikten faaliyet yaptıklarına;
öyle ki asla kâfirlik* edilmez ona**; ve Allah bilendir muttakileri17.
Allah'a ve ahiret gününe iman edenler marufla emrederlermiş
ve münkerden men ederlermiş. Nedir maruf ve münker. Maruf Evrensel kabuller,
evrenin işleyişine uygun davranışlardır Münker ise İğrençleştirilmiş,
çirkinleştirilmiş. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalardır ki
bunlar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona eren davranışlardır.
Peki kuranda emretmek neydi, önermek, tavsiye etmek,
buyurmak idi. Rabb'imizin iş ve oluşlardaki emirleri hariç elbette. Yani
Rabb'ine iman eden, ahiret gününe inanan aynı zamanda kendisi iyi, doğru, güzel
işler yapar, kötüden, çirkinden, sonu kötü olacak olanladN uzak durur ve
bunları da insanlara tavsiye dermiş.
Ayetin devamında bu insanların hayırlarda seri olduklarının
öğretisi vardır. Yani bir nevi diyebiliriz ki bir hayır olduğunda bahaneler
uydurmaz, cimrilik yapmaz, israf yapmaz, ertelemez hemen onu eyleme geçirir, bu
davranışları insanlara tavsiye eder, belki de hayır yapmada birbirleriyle
yarışırlar diye de söylenmesi çok yanlış olmayacaktır kanaatindeyim.
Tüm bunlar kimin özellikleriymiş. Salih kimselerin. Yani
iyi, güzel, doğru, düeltici, barışa yönelik işler yapan kimsenin. 3/115 e
geçtiğimizde de bir hayır yaparsanız asla bunu örtmem der Rabbimiz, görmezden
gelmem der. Karşılığını mutlak veririm der. İşte Rabb'imizden bizlere bir söz
daha. Söz veriyor Rabbim. Sen iyi işler yap ecrin benden.
Ve ekliyor Allah bilendir muttakileri. Muttaki neydi,
takvalı olan kimse. O zaman bu iki ayet
takvalı olanların özelliklerinden bahseder diye rahatlıkla söyleyebiliriz.
Takvalı kimse demekki salih bir kimseymişde. Ve takvalı olduğumuzda da ecrimiz Yüce
Allah katında hazır bizi bekliyor. Doğru söyledi Allah.
36/45 Onlara: "Sahip olduğunuz ve olacağınız
şeylerde takva sahibi olun. Umulur ki böylece merhamet olunursunuz."
denildiği zaman;
36/46 Onlar, Rabb'lerinin ayetlerinden hangi ayet
gelirse gelsin ondan yüz çevirenler oldular.
36/45 Ve iza kile lehumutteku ma beyne
eydikum ve ma halfekum leallekum
turhamun.
İşte bir önceki ayette öğrendik ya işin mahiyeti değil, ne
kadar ve nasıl takvalı olduğudur Yüce Allah katında değer görecek olan diye. Bu
ayetlerde aynı bu olayı anlatır, öğretir bize. Ayrıca bir detay daha ekler.
Sahip olduğumuz ve olacaklarımız şeylerde de takvalı olmamız gerekiyor. Ne
demek bu. Sahip olduğumuz şeyleri Yüce Allah'ın dediğine göre harcama
yapmalıyız. Mesela infak edilmesi gerektiğini öğreten Yüce Allah gene şerefli
Kur'an'da kime nasıl infak edeceğimizin detaylarını da verir.
İnfak konusuna bakın Rabb'imizin bize rızık olarak
verdiklerinden, ne cimrilik ederek ve ne de israf ederek olacak ve kimler
faydalanacak öğretir.,
Herzaman üstüne basa basa basa basa söylediğimiz gibi
bunları öğreneceğimiz tek ve doğru olan kaynak yalnız Yüc Allah kelamını
barındıran biricik Kur'an'ımızdır.
Peki sahip olacaklarımız için nasıl bir takvalı olmak
öğretilir, henüz bizim değil ki bizim olmayanda nasıl bir takvalı olmak
öğretilir ona bakalım. Bakalım ve bu konu üzerinde düşünmeye başladım. Bu
çalışma esnasında olanları aktarıyorum. Buraya kadar anladığım kadarıyla bizden
sahip olduklarımız konusunda takvalı olmamız istenir. Sahip olacağınız şeylerde
takvalı olun ne demek. Ben henüz sahip değilim ve neye sahip olacağımı
bilmiyorum Ayeti çevireyim dedim. Ya yanlış yada bana tecelli etmedi. Birkaç
yere baktım bazılarında önünüzdekine ve arkanızdakine takvalı olun diye
geçiyor. Gelin beraber bakalım.
eydikum ve halfekum
kısmına bakıcaz, inceliycez sıkıntı burada diğer kelimelerde sorun gözükmüyor.
Baştan bakalım ama bu
kelimeleri didikleyelim.
Ve iza/ oldğudu zaman - kile/ denildi - lahum (u) / onlara -
tteku/sakının,korunun - ma şey(ler) -
beyne,??? - aydikum,??? / ve ma, ve şey(ler)
khalfekum, ???? - la'allakum, umulur ki siz - turhamun(a),
merhamet edilirsiniz.
İşte eydikum ve halfekum sahip olduğun ve olmadığın,
önündeki ve arkasında ki diye çevirilen kelimeler bakalım.
BEYNE (بان)
1 bāna i (بيان bayān) olmak veya haline gelmek, açık, belirgin, ortaya çıkmak,
gün yüzüne çıkmak;açık olmak (ل birine); (بين bain, بينونةbainūna)ayrılmak,
ayrılmak (من -den) IIaçık, belirgin, görünür, aşikâr kılmak (ھbir şeyi);
duyurmak (ھ bir şeyi); belirtmek (ھbir şeyi); göstermek, kanıtlamak(ھ bir
şeyi);açıklamak, izah etmek, aydınlatmak (ھ bir şeyi),aydınlatmak (ھ üzerine)
III ayrılmak, uzaklaşmak (ه-den), ayrılmak (ه bir şeyi);farklı olmak, farklı
olmakھ، ه) -den), bir şeye benzememek ( ھ );
EYDİKUM (yadī)
bastırdı elime V örtülmek veya kapatılmak VII = V; uygulanabilir olmak,
uygulanmak ( على -e),uygun olmak, yakışmak ( على -e, -e), geçerli olmak ( على
-e), doğru olmak ( على -e); 552 içinde olmak uygun olmak, tutarlı olmak, uyumlu
olmak, uygun olmak, uymak, anlaşmak ( على -e),karşılık gelmek ( على -e -e)
HALFEKUM kalafa
u birinin halefi olmak ( ه s.o.),birinin yerine geçmek ( ه s.o.): birinin
yerini almak ( ,(هyerine koymak (. s.o. için): değiştirmek ( ه s.o., ھs.th.):s.o.'nun
gerisinde kalmak ( عن ): geride kalmak ( s.o.'nun ayrılmasından sonra عن); III
çelişkili, zıt, karşıt olmak ( ھ e): çatışmak, çarpışmak, uyuşmaz olmak( ھile);
çelişmek ( ه s.o., ھ s.th.);farklı olmak, farklılaşmak, ayrılmak ( ھ
den),tutarsız olmak, uyumsuz olmak, uyumlu olmamak,uyumlu olmamak ( (ile);
bir emre, bir kurala karşı gelmek, kırmak, ihlal
etmek,itaatsizlik etmek (bir emre, bir kurala karşı gelmek) sözünü tutmamak,
sözünü bozmak, sözünden dönmek; hayal kırıklığına uğratmak (umutları, farklı
bir düşünceye sahip olmak VIII farklı olmak, farklı olmak,değişmek ( عن -den);
çeşitli olmak, değişen,değişken, çeşitli, farklı, benzer olmayan;değişmek ( بين
arasında); anlaşmazlık içinde olmak, farklı olmak görüşte olmak, anlaşmazlık
içinde olmak, tartışmak, kavga etmek,tartışmak (في
hakkında); gelmek veya gitmeksık sık (الى -e), sık sık gitmek, himaye etmek (الىbir
yeri), sık sık ziyaret etmek (الى birini, bir şeyi),gelmek ve gitmek (الى -e);
gelmek, inmek (على birinin üzerine; musibetler için söylenir), başına gelmek
Kök anlamlarına bakarak şöyle diyebilirim, bize başka
kimselere açıkça beyan olan şeyler için, kend, bildiklerimiz, sahip
olduklarımız için takvalı olucaz. Ayrıca örtülü kapalı olan, bizim bildiğimiz
ama başkalırnın bilmediği şeyler içinde takvalı olucaz. Ayrıca halfekum
üzerinde de takvalı olucaz. Bu kelimenin kök anlamlarına bakarsınız. Net bir
şey söylemem mümkün olmasa da sahip olmadıklarımızanlamı asla çıkmıyor. Birinin
yerine geçtiğimizde, birinin yerini aldığımızda, bir şekilde bir şeyden geri
kaldığımızda, bir şeye karşı çıktığımızda, çelişkiye
düştüğümüzde, uyumlu olup olmama konusunda, bir kurala karşı gelme durumu söz
konusu olduğunda gibi durumlarda takvalı olmaktan bahsediyor diye anlıyorum.
Sizde bakarsınız, kelimeye de bakın, ayete de bakın, takva
nedir onada bakın, kendi çıkarımınızı yaparsınız. Ben bu şekilde olduğunu
düşünüyorum, ayet anlamı, kelime köklerine göre bana bu şekilde tecelli ediyor.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
39/32 Öyleyse, Allah adına yalan uyduran ve
kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kafirlerin yeri
Cehennem'de değil mi?
39/33 Doğruyu getirenler ve onu doğrulayanlar,
işte onlar takva sahibidirler.
39/34 Onlar için Rabb'leri yanında diledikleri her
şey vardır. İşte budur muhsin olanların karşılığı.
39/35 Allah, onların yaptıklarının en kötülerine
kafir olacak; yaptıklarının karşılığında, en iyisiyle karşılık verecek.
Bu ayet grubunda bir karşılaştırmalı örnek ve öğreti
mevcuttur. 39/32 de müthiş bir öğreti bulunmaktadır. Allah adına yalan uyduranların ve gelen doğruyu yalanlayayanların
en zalimler olduğu öğretilir. Açalım biraz.
İslam dini adına ekleme veya çıkarma yapanlardır bunlar.
Allah ile aldatanlardır bunlar. Olan bir şeye yok veya olmayan bir şeye var diyenlerdir
bunlar. Dinde hüküm koyanlardır bunlar. Çok defalar bahsettik ve bahsetmeye
devam edicez Rabb'imin izni ile. İslam dininin tek kaynağı Kur'a'dır.
Kur'anda yoksa İslamda yoktur varsa da olduğu şekli ile
olduğu kadardır. Rabb'imiz bazen kesin hükümler verir bazende genel çerçeve çizer. Kesin hükümler, kesin fetfalar
tartışmasız o şekildedir. Hudutlarını çizdiği şeyler içinde kişi Kur'an'dan
bakarak kendi karar vermelidir. Ona buna sormamalıdır. Bu tarz şeylere kimse
hüküm veremez, Yüce Allah ile kul arasındadır. Hükmü veren Allah, fetfayı veren
Allah, dinin sahibi Allah, dini öğreten Allah, dinin beyan edicisi Allah,
uyarıcılar gönderen Allah, nelere takvalı olunacağını bildiren gene Yüce Allah.
Sonrasında adaletle hüküm verecek, ayrılığa düşülen konuları
açıklayacak da Yüce Allahtır. Biz ise Rabb'imizin huzurunda tek başımıza hesap
vericez. Bunu bira açalım. Oruç konusunda sakız çiğnemeden örneklendirmiştim
belki hatırlarsınız. Şimdi gene oruçtan bu sefer başka bir örnek vereyim.
İlaç yutmak orucu bozarmı. Bunun hükmünü hacı hocamı
verecek, yoksa Yüce Allah mı, hocanın dediğini mi yapacaksın yoksa kendi aklını
mı kullanacaksın, yol göstericin yok mu senin, şerefli Kur'an ellerinin
arasında değil mi. Ama değil değilmi en son duvara süs diye asmıştın. İşte onu
ordan indir, anladığın dilde oku.
Yüce Allah sana siyam hakkında tüm bilgiyi vermiştir bu
bilgilere hiç girmeden, oruç konusuna bakarsınız direk ne yapmamız gerektiği
konusunda düşünce yapımızdan bahsedelim. İlaç yeme içe değil, günde bir kere
almam lazım, yemiyorum içmiyorum ilacımı alır orucumu tutarım denilebilir, İlaç
almak zorundayım yoksa takatımı kllanıyprum oruç tutmam miskin doyururum
denilebilir, ilaç alıyorum ama takat ile alakası yok o bakımdan burada oruç
tutmak veya miskin doyurma biri seçilebilir, ilaç alıyorum, orucumuda tutarım
ama her ihtimale karşı ben miskinde doyururm denilebilir veya akla başka seçenekler
gelebilir benim bunlar geldi.
Tüm yapacakların sen ile Yüce Allah arasındadır, hükmü Allah
verecek, sen karar vericen ve verdiğin o karar ile Yüce Allah'ın huzurunda
hesap vericen. Kalbin hangisinde mutmain olacaksa Kur'an hudutları içinde onu
yaparsın. Yalnız bu kararında ki kırılım gerçekten Kur'an'a mı uydun, salih bir
şekilde gerçekten Yüce Allah'ın dediğine uygun davranmak maksadıylamı aldın
kararı artık hangi kararı aldıysan, yoksa inceden, gizliden hevana meyil vererek mi aldın. Bunu Yüce Allah bilir.
Yüce Allah gizliyi ve daha gizlisini bilir. Buna dikkat etmek lazım.
Aynı verdiğim sakız orucu bozarmı örneğindeki gibi. Yok
esansı varmış, yok şekersiz olsaymış, yok tükürük yutarmışız, yok yeme içmeye girmezmiş bilmemne alimcik bunu
demiş, 20 alim 8 ilim bitirmiş bilmemne de ortak karara varmışlar. Geçin abi
bunları. Kur'an'a göre ne yapmaya kalbin mutmain oluyorsa onu yaparsın, hesabı sen vereceksin, bilmemne
efendiye uydum deyip yırtamazsın.
Kur'andan ne anladın ona uy, bozmaz anladın çğne, bozar
anladın çiğneme yada sakat olabilir dedin emin olamadın kalbin neye mutmain ise onu yap, oruçluyken riske gireceğine
çiğneme ölmessin diye örneklendirebilirim.
Bu söylemlerin hiçbiri hüküm değil, yönlendirme değil veya
şunu bunu yap yada yapma değildir. Herkesin Kur'an'a bakıp kendi aklını
kullanıp kendi kararını vermesi gerektiğini anlatma çabamdır. Kimse bieşeyler
aramasın altında. Altında olanı şu an zaten açıkça beyan etmiş bulunuyorum.
Aynı ayetin devamda da kendisine gelen doğruyu yalanlayandan
bahseder. Yani sana doğru yol klavuzu olan Kur'an ile gelen doğruyu yalanlarsan, buda bahsettiğimiz aynı konulara
tekabül eder aşağı yukarı uzatmayalım.
Bu zalimlerin kafir olduğunu ve kafirlerin yerinin cehennem
olduğunu gene aynı ayet öğretisinde görüyoruz Ayet grubumuza devam edelim.
39/33 de bu kafirlerin tam tersi olarak takva sahiplerinden bahseder. Yani
kafirin zıttı takvaymış. Bu takvalılar doğruyu getirirlermiş ve onu
doğrulayanlarmış. Nedir bu doğru Kur'an.
Yani takva sahibi Kur'an ayetleri ile gelir ve/veya Kur'an
ayetleri ile geleni doğrularmış. Bu aynı zamanda Kur'an dışı gelen her şeyi de
yalanlar, kabul etmez demekle birlikte bu Kur'an dışı geleni de Kur'an ile Rabb'inin
ayetleri ile doğrusunu söyleyenlermiş diye net bir şekilde anlarız.
39/34 de takvalıların muhsin olduğu işareti vardır. Muhsin
iyi güzel iş yapan kimsedir. Takvalı olduğumuzda iyi güzel işler yaparmışız ve
Rabb'imize kavuştuğumuzda ise dilediğimiz her şey bize verilirmiş ki insan daha
ne ister.
Tekrar detay vermeye gerek yok takvalı olmayı öğrendiğimiz
yer Kur'an'dır. Rabb'imiz öğretecek ki ancak öğrenicez. Nokta.
39/35 de ise takvalı olan kimse için Rabb'imiz kötü şeyler
yapmış olsalarda bunları örteceğine ve bunların yerine ve yapılan iyi şeylerin
yerine en iyisi ile karşılık vereceği müjdesinin sözünü verir. Bu Rabb'imizden
sözdür. Kesindir, nettir asla değişmeyecek bir sözdür. Sen böyle ol ve bunları
ben sana vereceğim diyor öyleyse takvalı olmazmısınız.
Takvalı olacaklar yalnız Yüce Allah'a takvalı olsunlar,
elbette Kur'an'a muhatapsalar, Allah kelamlarını kaaşe alıyorlarsa, Yüce
Allah'ın öğretilerini hiçe saymıyor, Yüce Allah'ın makamından ve uyarılarından
korkuyorlarsa.
7/156 da Rabb'imiz öğretmedimi bize, Rabb'imiz azabını
dilediğine isabet ettirir fakat rahmeti her şeyi kuşatmıştır öyle ki rahmetini
de takvalı olanlar ve zekatı verenlere yazarım, onlar ayetlerimize iman
edenlerdir diye.
49/1 Ey İman Edenler! Allah'ın ve Resul'ünün
iki eli arasında öne geçmeyin. Allah için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah,
Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
49/2 Ey İman Edenler! Sesinizi, Nebi'nin
sesinden daha fazla yükseltmeyin. Birbirinizle bağrışarak konuştuğunuz gibi,
Nebi'yle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa farkında olmadan yaptıklarınız boşa
gider.
49/3 Allah'ın Resul'ünün yanında kısık sesle
konuşanlar; işte onlar, Allah'ın takva için kalplerini sınav ettiği
kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük ödül vardır.
49/1 ve2 iman edenlere gelir. Fakat farklı bir özelliği
vardır. O anda nebinin yanında olanlardır direk muhataplar fakat bizimde
çıkarmamız gereken dersler mevcuttur.
49/2 de Rabb'imiz resülün iki eli arasında öne geçmeyin.
Yani onun gücünün öününe geçmeyin der. Bu şu demektir. Rabb'im nebiye sultanlık vermiştir, Kur'an'ı deklere eder,
onun dediğini dinleyin, onlar benim sözlerim, bana takvalı olun diye anlıyorum ben. Sonrasında zaten takvalı
olun der, bu çıkarımımın doğru olduğu kanaatindeyim, eğer takvanın ne olduğunu anlarsak
bu anlam çıkmaktadır. Ben her şeyi duyarım ve bilirim der.
49/3 de ise gene nebinin yanındakilere gelir. Sesinizi
nebinin sesinden fazla yükseltmeyin der. Araplar yapı veya kültür veya gelenek
olarak veya hangi nedenle ise artık belki sizde tespit etmişsinizdir çok yüksek
sesle konuşurlar.
Yanyana da olsalar gereksi bir bağırış yaparak konuşurlar.
Alışmış adamlar sanırım huyları bu. Zaten birbirinizle bağıraşarak konuştuğunuz
gibi cümlesi de bunu açıklar. İşte nebinin sesini bastıracak şekild böyle
gereksiz bağırışmayın, o benim resülüm size ayetlerimi deklere ediyor hem
kendiniz duyamaz anlamassınız hemde başkaları diye arap kavmi özelinde ve
nebinin yanında o dönemde bulunanlar özelinde bir uyarı gelmektedir. Ve böyle
yaparsanız yaptıklarınız boşa gider diye çok ciddi bir uyarı alırlar.
Nerde bize ders onlara söylenmiş diyenler olursa kısaca
hemen bakalım. Şu çıkarımları yapabiliriz. Rabb'imizin sözleri ne ise ne kadar
ise ona o kadar uymak, Rabb'imiz için takvalı olmak, Rabb'imizin herzaman bizi
gördüğünü ve duyduğunu asla unutmadan iş ve oluşlarımızda bunu her an aklımızda
tutarak eğer Yüce Allah'ın makamı ve uyarılarında korkuyorsak, eğer iman etmişsek Rabb'imizin
hudutlarından çıkmamak ve kendi aramızda da bu şekilde bağırarak konuşmamak
gerektiğidir.
Biz bağırmıyoruz zaten ve o dönemdekilere gelmiş diyen
olabilir ama bu aslında genel bir öğüttür şöyle ki;
31/19 "Yürüyüşünde ölçülü ol; sesini alçalt. Seslerin
en çirkini, eşeklerin sesidir."
49/3 dede kalp ve takva eşleştirmesi yapılmıştır. Kalp ile
başlar takva diyebiliriz. Elbette Rabb'imizin ayetlerine beyin ile diz çöküp boyun
eğeceğiz ama kanıtlarla delillerlede kalbimizin mutmain olması lazımdır. Yoksa
bizi saptırabilirler. Kafirlere meyledebiliriz, eğer imanımızı sağlam temellere
oturtup mümin olamassak.
Ayrıca takva konusunda sınava kalbin girdiği öğretisi de
ayetimizde mevcuttur. Tüm iman edenleri Bu ayrıntıya dikkat etmeye davet ediyorum.
49/10 İman Edenler ancak kardeştir. Öyleyse
kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah için takva sahibi olun. Umulur ki
böylece merhamet olunursunuz.
İman edenlerin kardeş olduğu, iman edenlerin arasının iyi
olması gerektiğini, eğer bozulursa diğer iman edenler tarafından düzeltilmesi
gerektiğini öğreten ayetimiz aynı zamanda bu davranışların takvalı olmak
olduğunuda öğretmesi yanında takvanın Yüce Allah için olması gerektiğini
söyler. Yani Yüce Allah'ın dediği gibi, Yüce Allah'ın öğrettiği gibi, Yüce Allah'ın çizdiği sınırlarda ve Yüce
Allah'ın makamını ve uyarılarından korkarak ayrıca ahireti ve Yüce Allah'a
kavuşmayı unutmayarak yapılması gerektiğini anlatır.
Böyle olucaz ve Yüce Allah'ın bize mağfiret etmesini her
zaman umabilelim de ayet öğretisi içinde mevcuttur.
49/12 Ey İman Edenler! Zannın birçoğundan sakının.
Kuşkusuz bazı zanlar günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Bir
kısmınız, bir kısmınızın gıybetini yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş
kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Öyleyse
Allah için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti
Kesintisiz'dir.
Ayetimiz gene iman edenlere gelir. Eğer iman eden kimse
isen, zandan kaçınacaksın çünkü bazı zanlar günahmış. Bu konuda çok konuştuk
ama şöyle özetleyelim, bilmediğimiz bir şeyi Yüce Allah'tan istememede bu işin
içindedir, bilmediğimiz bir şeyi söylememe de, inanamama da bu işin içindedir.
Din ile ilgili bir bilgin mi açıp Kur'an'a bakacaksın. Varsa olduğu şekli ile
olduğu kadar vardır yoksa İslam dininde yeri yoktur. Kur'an'da olmayan her şey
zandır. Zan haktan yana ortaya bir şey koymaz.
Eğer Yüce Allah demediyse yada dediği şekilde değilse
şirktir. Nokta.,
Kusur araştırmanın ve gıybet yapmanın doğru olmadığını da bu
ayette belirtir Rabb'imiz. Gıybet konu başlığım var inceleyince net bilgi
aktarmak isterim. Gıybet nedir, neler gıybete girer Rabb'im nasip ederse
beraberce öğreniriz. Şu an net bir şekilde aktaracak kadar bilgim yok, yanlış
bir şey söylemek istemem.
Size nasıl tecelli eder bilmiyorum, ayetide kendim
çevirmedim ama bu çeviri üzerinden söylemek gerekirse sanki takvalı olmamış kimseye değilde kusur araştıran
ve/veya gıybet yapan ölü kardeşinin etini yiyene benzetilmiş diye anlıyorum.
Çünkü öyleyse takvalı olun der Yüce Allah yani bunları
yapmayın der şimdilik bu şekilde tecelli ediyor bana bu şekilde de iletmiş olayım.
Rabb'imizin tevbeleri kabul ettiğini ve kesintisiz rahmet
sahibi olduğu zikri ile ayetimiz biter. Tevbe konusuna bakarsınız.
49/13 Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kabilelere ve sülalelere ayırdık.
Allah'ın yanında en kerim olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır. Kuşkusuz
Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
İşte müthiş bir ayet daha. Rabb'imizin yanında en kerim olan
kişi en çok takva sahibi olan kişiymiş. Konuştuk ya Rabb'imiz öğretti ya Rabb'imize
ulaşan takva, derecemizi, kadememizi, kıdemimizi arttıracak takva, Rabb'imizin
bakacağı şey takva.
Ama burada şunu soralım kendimize en çok takvalı olmak ne
demek. Çünkü en kerim olunuyprmuş bu sayede. Doğru söyledi Allah. Çeviri
doğrudur en kerim ve en takva şeklinde biraz düşünelim. İki kişi ele alalım.
İkiside Kur'an hudutlarından çıkmamış olsun, bu şekilde
yaşayıp ölsün. En takvalı hangisi olacaktır, Rabb'imizin mesajını anlamaya
çalışalım. Burada benim anladığım takvalı olmak konusunda en çok hassasiyet
gösteren, daha samimi olan, takva sınırlarına çabuk dönen, daha bilinçli olan,
sorumluluk bilinci fazla olan, takvayı refleks haline getiren belki de
Sınırları sadece uygulayan değil, o sınırların anlamını içselleştirip en derin
bilinçle yaşayan kişi gibi kriterler geçerli olabilir kanaatindeyim.
Elbette bunları kural diye yazmadım, beyin fırtınası
yapmaktır amacım acaba nedir bu diye anlayalım istedim en doğrusunu Yüce Allah
bilir. Bu manada ayet öğretisini daha iyi anlamak için kerim kelime
anlamlarınada bakıp diğer ayetimize geçelim. En çok takvalı olduğumuz takdirde veya takvamıza göre
alacağımız kademe için Yüce Allah katında da ona göre kerim oluyormuşuz peki
nedir kerim.
كرم krm Kef-Ra-Mim
asil, yüce gönüllü, asil yürekli,cömert, cömert, bol olmak;
değerli olmak II asil ve yüce gönüllü ( ه s.o. ) olarak adlandırmak;
onurlandırmak, saygı göstermek,saygı duymak, saygıyla davranmak ( ه s.o.
);yüceltmek ( على ه s.o. 'nun üstüne çıkarmak),onur bahşetmek ( على ه s.o. 'nun
önüne başkalarından önce ) asil doğa;
yüksek düşüncelilik,asil düşüncelilik, asil yüreklilik,cömertlik, yüce
gönüllülük;nezaket, dostluk, cana yakınlık;cömertlik, cömertlik; كرما
karamanhendek nazikçe, isteyerek, iyilikten dolayı │كرم الأخلاق asil
düşüncelilik, asilkarakter
53/32 Kimselerdir (ki) uzak tutarlar büyükler* (olan)
günahları ve fahişelikleri490; dışındadır lemem957**; doğrusu (senin)
Rabbin4 Vâsi’dir297 mağfirete319; O*** (ki) daha iyi bilendir
sizleri inşa ettiği zaman sizleri yerden****; sizler
ceninlerken***** annelerinizin karınlarında; öyle ki temize
çıkarmayın955 nefislerinizi201; O*** (ki)
daha iyi bilendir takvalı21 olan kimseyi.
*Sıfat değil isim kelimesidir. Çoğuldur. Dikkat: Günahları
derecesi ne olursa olsun sürekli işlemek de büyükleştirir.
**Büyüklerden olan günahlar dışında kısa süreli,
tekrarlamayan.
***Allah.
****Yeryüzündeki atomlardan evrim süreciyle.
*****Fetüs.
Ayetimiz bazı takva sınırlarını daha bize açıklar. Öğretir
Rabb'imiz. Bakalım nelermiş bunlar.
Takvalı olan kendi nefsini büyüklerden yani büyük
günahlardan ve fahişeliklerden uzak tutanmış, uzak tutarmış. Burayı biraz
açalım. Sevgili dostlar. Günahın büyüğünün ve küçüğünün olduğu bu ayette bize
öğretilir. Ayrıca
6/120 ayetinde de günahın açığı ve gizlisi olduğuda
öğretilir diye belirtmiş olayım.
Rabb'imiz büyük günahları zaten Kur'an'da belirtir açıkça bu
detaya girmiycez, helal haram konu başlığımız olacak. Fakat burada büyük
günahlardan sayılan fahişelikten ayrıca bahsetmiş olması üzerinde duralım nedir
bu fahişelik. Daha doğrusu fahişelikler diye çoğul gelir. Bu konuyada bakıcaz
henüz incelemedim ama anladığım kadarıyla aktarayım, inceleyince daha net
konuşabilirim.
Bu genel manada aslında tüm sınırı aşma, evrensel kabullerş
aşma, marufun dışına çıkma diye söyleyebiliriz. Daha nokta atışı yaparsak,
Kur'an'da fuhuş ve fahişelik olarak geçer diyebiliriz. Buda şahsi kanaatimce
erkek veya kadın ayrımı olmaksızın tüm nikah ahdi olmayanlarla bir cinsel
ilişkiyi kasteder ayrıca hem cinslerle cinsel ilişkiyide kapsar. Yalnız
Kur'an'da dost hayatı yaşamama gerektiğinede vurgu vardır, buda buna girermi
incelediğimizde üzerinde
analitik düşünür çıkarımımızı yaparız.
Büyükler ve fahişeşelik anlarız ki takvalı olmamanın
sonucudur ve devam eder ayet dışındadır lemem. Lemem bunların dışındaymış.
Nedir lemem. Kalıcı olmayan, nadiren, seyrek demek. Yani Bunlara küçük günah
diyebiliriz. İnsanız şaşarız,
beşeriz, zayıf bir yartığız, ufak tefek ve sürekli olmayan günahlar bunun
dışındaymış.
Zaten Rabb'imiz öğretir bizlere 42/37 de tevekkül edenlerin
büyük günahlardan kaçındığını ve yine öğretir bize 4/31 de büyük günahlardan
kaçınırsak küçüklerini örteceğini.
Zaten bu ayettede Rabb'imizizn mağfirete vasi olduğunu da
öğretir. Yani bağışlamayı genişleten, enginleştirenmiş. Kimler için elbette
kendisinin bildiği takvalı olan kimselermiş. Bu
ayet öğretisi için şunuda rahatlıkla söyleyebiliriz devamlı, tekrarlı, sürekli
küçük günah işlenmeye devam edilmesi bu küçük günahı büyük günah statüsüne
sokar/sokabilir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
Bir öğreti daha vardır. Rabb'imizdir bizi temize çıkaran, bu
temize çıkmayı hak edenler ise elbette takva sahipleri olacaktır.
57/28 Ey İman Edenler! Allah için takvalı olun.
O'nun Resul'üne iman edin ki, size rahmetinden iki pay versin. Ve size
aydınlığında yürüyeceğiniz bir ışık yapsın. Sizi bağışlasın. Allah, Çok
Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
İman edenlere gelir ayet. Rabb'imize takvalı olucaz. Sakın
dediklerinden sakınıcaz, neyi nasıl ne kadar dedi ise ancak ona, o şekilde ve o
kadar uyucaz, Kur'an hudutlarından
çıkmıycaz. Ve resüle de iman geliyor ki elbette resule de iman etmemiz gerekir.
Bu şekilde olursak yani resule iman da olursa Yüce Allah sonsuz rahmetinden
bize iki pay verecekmiş.
Şimdi burada o zamnkilere söylenmiş gibi durabilir ama
kanaatimce bizi de kapsar. O zamankilere verilen 2 pay ondan sonrakilerden esirgenecek
olması, verilmemesi veya bunu hak edemiyor olmamız bana Kur'n bütünlüğünde çok
mantıklı gelmiyor. Bizlerde hiç birini birbirinden ayırmadan tüm resüllere iman
ediyoruz. Kur'an'da adı geçen 27 resul ve geçmeyenlerin tamamına hiçbir ayırım
gözetmeksizin iman ediyoruz. Ben 2 payımı isterim.
Resule itaat konusunada bakarsınız, resule itaat Kur'an'a
itaatdir, resüle itaat asla hadis söylentilerine itaat değildir. Müthiş bir
öğreti daha var ayetimizde. Rabb'imize takvalı olursak işte Rabb'imizden bize
bir söz, bize aydınlığında yürüyeceğimiz
bir ışık yapacak. Doğru söyledi Allah. Asla sözünden dönmez Allah.
Sünnetulahında da sözünde de asla değişiklik olmaz Rabb'imizin.
Bu ne ışığı, nasıl bir ışık, nerden geliyor bu ışık, nasıl
elde edicez bu ışığı ucu açımı bu konunun elbette değil. Sevgili dostlar Yüce
Allah'ın aydınlığı ile aydınlanmamış bir kimse için asla başka aydınlık yoktur.
Bizi karanlıklardan aydınlığa ulaştıracak, kendisi zaten bir
nur, bir şifa olan Kur'an'dır bu. Zaten Kur'an zikirdir, nurdur, doğru yol klavuzudur
ve daha bir çok şey bunları biliyoruz, 6/90 danda gönderilenlerin doğru yola
klavuzlandıkları, doğru yol klavuzunu takip edip örnek alıcağımızı biliyoruz.
Ayrıca ne öğretti Yüce Allah. Kur'an'ı anlayarak okuduğumuzda
bize furkanı vereceğini öğretti bu sözü verdi bize. Tüm bu kadarcık bilgi bile
konuyu anlamaya yeter. Parçaları birleştirdiğimizde Kur'an'ı oku, anla, sana
furkan verilecek, doğruyu yanlışı ayırt edicen, hakkı batılı ayırt edicen,
cahili hak yolunu ayırt edicen işte Rabb'imiz nurundan nasip etti sana.
Nur suresi 24/35 de Rabb'imiz kendi nurunu tarif eder gelin
bakalım.
24/35 Allah nurudur göklerin ve yerin; onun nurunun misali bir kandildir; içinde onun (kandilin) bir lamba; lamba içinde bir cam; cam, sanki o (cam) bir kevkeb (bir parlak gökcismi), inci (gibi); yakılır (lamba) bir ağaçtan; mübarek bir zeytin; değil doğulu ve değil
batılı; neredeyse yağı onun (ağacın) ışıldar; olsa bile asla temas etmez ona (yağa) ateş; nur üstüne nur; kılavuzlar Allah nuruna; dilediği kimseyi; ve vurur/ortaya koyar Allah
misaller; insanlar için; ve Allah her şeyi bilendir.
Arkadaşlar bu nur bu dünya hayatı ile sınırlı değildir. Ahirette
de Rabb'imizin izni ve dilemesi ile bizimle olacaktır. Dünyada Rbb'inin şekilde
olacak Rabb'imiz öğretir Kur'an'dan bakarsınız.
58/9 Ey İman Edenler! Bir araya geldiğiniz
zaman, aranızda günah, düşmanlık ve Resul'e karşı gelmek amacıyla görüşme
yapmayın. Görüşmelerinizi birr ve takva konusunda yapın. Huzurunda
toplanacağınız Allah'a karşı takva sahibi olun.
İman edenleri muhatap alan, iman edenlere hitap eden ve iman
edenleri bağlayan bir ayet daha. Bakalım öğretilerine ayetimizin. Bir araya geldiğiniz zaman günah, düşmanlık
ve resule karşı gelmek amacıyla görüşme yapmayın. Der.
Öncelikle şu an aramızda bir resul yok ama Kur'an doğru yol
klavuzu olduğundan ve resüllerin ve nebilerinde bu doğru yol klavuzu ile
klavuzlandıklarını bildiimizden aramızdaki resül Kur'an'dır demek çok doğru bir
çıkarım olacaktır. Ayrıca
resule karşı gelmek demek, aramızda olsun yada olmasın, resük Kur'an'a yani
Yüce Allah'a itaat ettiğinden, Allah kelamı dıına çıkmadığından bu Allah
kelamına karşı gelmek diye bu terkibi anlarız.
Bu toplanma bu amaçlarlada yapılabildiği gibi yani bu
amaçlar için toplanılabileceği gibi, başka herhangi bir şey için yapılıp konu
günah, Allah'a karşı gelmek veya düşmanlık konularınada dönebilir. O zmanda şu
ayeti baz alıcaz.
4/140
Ve muhakkak indirdi üzerinize kitapta* ki işittiğiniz zaman Allah'ın ayetlerini
(ki) kâfirlik25 ederler ona (ayete) ve maskaralık** ederler ona (ayete); öyle
ki kalmayın/oturmayın onlarla beraber ta ki dalarlar bir başka hadîse89;
doğrusu sizler (olursunuz) o zaman onların misli870; doğrusu Allah
münâfıkları26 ve kâfirleri25 topluca cehennemde bir toplayandır/bir araya
getirendir .
Yüce Allah'ın ayetlerine laubalilik edildiği, kifirlik
edildiği bir ortamdan uzaklaşıcaz ta ki onlar başka bir hadise yani söze dalana
kadar. Ama 58/9 ayetinde
belirtilen konular üzerinde bir toplantıya da asla katılmayacağız elbette iman
edenlerden isek. Peki bu toplantıları bu görüşmeleri nasıl yapıcaz. Rabb'imiz
onuda öğretir. Bir ve takva üzerine olacak toplantılarımız, bu ilkeler baz
alındığında ancak Yüce Allah rızasını gözetebiliriz. Takvayı konuşuyoruz peki
bir üzerine ne demek onada bakalım.
iylik, ihsan, gerçek, sadıklık, doğru sözlü olmayı kapsamanın yanında kanaatimce
Yüce Allah'ı birlemek de bu konu kapsamına girmektedir. Zaten takva da denince
Kur'an hudutlarında olacaktır bu görüşmeler.
Kabaca kötü işlere vesile olucu değil salihatı kapsayan
işler üzerine olması gerekmektedir.
59/18 Ey İman Edenler! Allah'a karşı takva sahibi
olun! Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Allah'a karşı takva sahibi
olun. Kuşkusuz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
59/18 Ya eyyuhellezine amenuttekullahe vel tenzur nefsun ma
kad demet ligad, vettekullah, innallahe habirun bi ma ta'melun.
Söylemeye gerek yok artık sanırım. Ey iman edenler bize
geliyor ayet. Dikkatlice inceleyelim ozaman. Bakalım Rabb'imiz ne demiş. Arkadaşlar
bu ayet benim için çok önemli nedenini izah etmeye çalışayım. Elbette tüm
ayetler aynı önem derecesinde olmalıdır ama bazı ayetler üzerinde daha fazla
analitik düşünmek lazım o bakımdan bir önem arz ettiği kanısındayım.
Şimdi Kur'an'da benim tespit erriğim kadarıyla aynı kökten
emir tekrarı bu konuştuğumuz ve 4/1 ayetinde var. 4/1 de de gene takvadır konu.
Bu ayeti bu çalışmada başka başlık altında bakıcaz. Bunun dışında ben görmedim
varsa söylersiniz bakarız.
Aynı ayette fiil davranışı tekrarı örneği vardır mesela
58/18 de bir yemin tekrarı görürüz. Ama dediğim gibi takva için 2 farklı ayette
aynı emir tekrarı gözümüze çarpmaktadır.
Bu metinsel davranış için pekiştirme bir anlatım biçi
diyebiliriz. Bu şahsım adına konunun önemini anlatmak ve pekiştirmek için bu şekilde bilere beyan edilmiştir
diyebilirim. Elbette başka işaretler varsa da birine tecelli ederse mutlaka
paylaşmasını gönülden rica ederm.
Şahsım adına bu takvaya, takva vurgusuna, takvanın önemine
çok güçlü bir merkeziyetçi yaklaşım sunmaktadır.
59/18 de takva emrei Allah'a diye gelir 4/1 de ise ilk takva
Rabb'e diye gelir ikincisi Allah'a diye gelir. Bu bilgiyide vermiş olayım.
Bu ayetlerde takva özelinde ayrıca dikkat çekmek, hükmü
pekiştirmek ve farklı boyutlarını aynı anda göstermek amaçlı olabileceğinide şahsım
adına söyleyebilirim.
Ayetimiz özelinde ise şöyle bir çıkarım yapabilirim. İman
edenler, Allah'a karşı takva sahibi olun, herkes yarın için ne hazırladığına
baksın. Önce takvalı oldun sonra yarın hazırlayacaklarına baktın, takva
sınırlarındamı yaptığın iş ve oluşlar buna bak diyor. Sonra Allah'a karşı
takvalı olun der. Dön bir daha bak gözünden bir şey kaçmasıni samimi olarak
elinden geleni yap, bir daha bak double check yap yani. Neden çünkü Yüce Allah
yaptıklarımızdan haberdarmış öğretir bize. Dikkatli olun diyor.
Defalarca uyarıyor ki
takva sınırlarında olalım, olalım ki Yüce Allah bizi cennetleri ile
ödüllendirmek ister. Bu ayette bakmak gereken bir konu daha var. Benimde
inceleyip üzerinde düşünmem gereken bir konu. Kendi konu başlığında bakıcaz ama şimdi bir brain storm yapalım.
Elbette başka ayetlerede bakıcaz ama bu ayet özelinde yapalım beyin
fırtınamızı.
Herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Bu sizce ne demek
düşünmenizi rica edicem. Ben, bence ne
demek onu izah edeyim. Bu gün girişeceğin iş ve oluşların ve bu iş ve
oluşların ileri zamanlara yansıması, yarın yapacakların ve yarın yapacaklarının
ileri zamanlara yansıması, ayrıca tüm hayatında yapıp ettiklerin tüm icraatlarınla
yarın gideceğin ahiret için ne yaptığın dır diye düşünüyorum.
İşte üzerinde düşüneceğimiz kısım da şudur. Biz ölünce artık
iyi kötü bir şey yapamayacağız. Fakat dünyada işleyen bir mekanizma bıraktık. Örnek kumar oynanan bir yer açtık
veya Kur'an çalışılan bir mekan açtık. Örnek olarak verdim yüzlerce örnek
verilebilir. Örnek birine Kur'an'da olmayan şeyleri söyledin inandı ve nesiller
boyu bu aktarıldı yada bir çeşme yaptırdın veya birininin doğru yola, klavuzlanmasına
vesile oldun ve bu vesile sayesinde nesiller boyu bazı kimselerde doğru yola
klavuzlandı.
Veya bu kanal özelinde konuşalım. Ben öldükten sonrada
burada işlediğimiz konular vasıtasıyla birileri Rabb'imin izni ile doğru yola
klavuzlandıysa Rabb'im beni vesile kıldıysa ama ben o an hayatta değilsem.
Rabb'im benim içimi dışımı biliyor. Ne maddi ne manevi bir
beklentimin olmadığını sadece kendisinden ecir beklentim olduğunuda biliyor.
Ayrıca olabildiğince kalıcı olmasını istediğide biliyor. Ayrıca sizin içinde bu
söz konusu. Yaptığınız bir paylaşımla, belki birmyorum veya beğenme ile birisi
geldi ve tek çababız olan yalnız Kur'an dedi. O da başkalarına vesile oldu sizi
Rabb'im vefat ettirdi diyelim. İşte
bunlar yarın için hazırladıklarımızdan mı olacak, buraya çalışcaz Rabb'im
dilerse, izin verirse.
Ve netleştiricez furkan ve ilim nasip ederse.
Netleştiremeskde bir çıkarım yaparız diye düşünüyorum. İşte bu işleyen bir
mekanızma biz ölünce bize getirisi bakımından bu getiri devreden çıkıyormu
yoksa işte bu ayetteki gibi yarın için hazırladığımız bir şey oluyorda buradan
gelecek olan getiriler bu mekanizma tamamen devreden çıkana kadar bize yarar
veya zarar sağlıyormu.
Fikri olan varsa paylaşırsa sevinirim. Konuyu Rabb'imin
ayetlerinden inceliycem ama net bir fikrim yok, en azından şu an.
65/10 Adetledi* Allah onlara şiddetli bir
azabı; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey elbâb88 sahipleri;
iman47 etmiş kimseler! Muhakkak indirdi Allah üzerinize bir zikir78.
*Sayısı belli olarak, ardışık gelecek şekilde.
Ayetimiz takvanın tanımı niteliğinde diyebiliriz. Çünkü
nasıl takvalı olunacağını gösterir. Daha spesifik konuşmak gerekirse takvalı
olmayı nereden öğreneceğimizi açıkça belirtir. Adetlenen, sayısı belli olan,
kademelendirilen, ardışık gelen, arkası kesilmeyecek bir azap müjdeler ya
insanlara Yüce Allah.
Bu arada azap da müjdelenir. İşte bu azabın varlığını, nasıl
ve ne yaparsan bu azabın içinde kalacağını bizlere öğreten Yüce Allah elbette
sakınmanın yollarını da öğretmiştir. Seçim kişinin nefisnindir, yani
kendisinindir.
İşte tam da bu ayetimizde böyle bir azap var eğer buna maruz
kalmak istemiyorsanız Takvalı olun bana diyor. Sakının benden diyor. Allah'a
takvalı olmak, Allah'tan sakınmak Yüce Allah'tan korkmak, Yüce Allah'tan
çekinmek, Yüce Allah'tan direk anlaşıldığı gibi bir sakınma asla değildir.
Sakınmamız gereken şeylerden bir sakınmadır. Yüce Allah'ın sözlerinin mutlak
olduğunu bu sözlerin asla
değişmeyeceğini ve bu sözlerin mutlaka yerine geleceğini bilip Yüce Allah
kelamları dışına çıkmamaktır.
Yüce Allah ile kavuşacağımızı bilmek, makamından ve
uyarılarından korkmak, ahireti umursamak, saatin geleceğini bilmek ve önceki
ayetimizde gördüğümüz gibi yarın haırlayacak olduklarımızı takva üzerine inşa
etmektir.
Allah'tan korkmak mevzusunu inceliycez Yüce Allah nasip eder
dilerse. Allah'tan elbette korkmalıyız bu kötü bir şey değil ama Kur'an'dan
Yüce Allah'tan nasıl korkmalıyız bunu öğrenicez. Yoksa sapkın inançların korkusu
bir korkumuz olmasın. Nedir bunların korkusu Allah yakar, Muhammet kurtarır.
Biz ise Yüce Allah'tan huşu ve haşyet duyduğumuz için, Yüce Allah kelamlarını kaale aldığımız
önemsediğimiz ve cennetlere varis olma çabasında olmak için Yüce Allah'tan
korkacağız, yani sakın dediklerinden sakınacağız.
Ve bunları kimler yapar biliyormusunuz. Bu ayetimizde tam da
bunun öğretisi var. Elbab sahibi ve iman etmiş kişi. İman edeni biliyoruz peki elbab nedir. Akıl ve mantık
sahibi, analitik düşünebilen, çıkarım yapabilen, kendi aklını kullanabilendir. Peki o kadar konuştuk tüm bunları nasıl
yaparız derseniz gene ayetimizde bunun öğretisi de mevcut. Her şeyi bilen öğretiyor.
Muhakkak indirdi üzerinize bir zikir. Zikir Kur'an'dır, zikir hatırlatmadır,
zikir öğüttür.
Anlarız ki atalarımızın ve bizim asla bilmediklerimiz bize
Yüce Allah, bizim için, bizim hatırlamamız, öğrenmemiz için, ondan sorulacak
olduğumuz bir zikir, bir Kur'an indirmiştir. İşte günümüzde duvar süsü olan,
dolap üstü objesi olan, ölü kitabı olan bu Kur'an aslında açıp anlayacağımız
dilde okuyup öğüt almamız, hatırlamamız, öğrenmemiz için bizzat Yüce Allah
tarafından indirilmiş bir yaşam kitabıymış.İşte yer yer bir ayet hatırlatıyorum
ya. Tam da konumuz gereği tekrar hatırlatayım.
Benim salatım, nusukum, hayatım ve ölümüm Allah içindir, Alemlerin
Rabb'i. Bu ayetinde hayatın sırrını veren Yüce Allah bunun yolunuda Kur'an ile bize apaçık açıklar yetmez, herşeyden
farklı örneklerle apaçık defalarca daha açıklar.
Öyleyse akledenlerdenmisiniz.
68/34 Takva sahipleri için, Rabb'lerinin yanında,
nimeti bol Cennetler vardır.
68/35 İşte böyle, hiç Allah'a teslim olanları,
suçlularla bir tutar mıyız?
Takva sahiplerine müjdelenen bol nimeti olan cennetlerin
sözünü verir Rabb'imiz 68/34 de. Üzerinde duracağımız ise 68/35 ayeti
olacaktır. Teslim olanlarla suçluları yani mucrimleri bir tutmam diyor Yüce
Allah.
Önce takvalı olmayan neden suçlu olacak ona kısaca bakalım.
Sizde 68/35 sonrası ayetlerine bakarsınız. Bu kimseler takvalı olmadıklarından
yani Yüce Allah'ın kelamlarını hayatlarında baz almadıklarından kendi
hükümlerini veren kimselerdir. Bu hükümler din, ibadet veya yaşayış tarzı
hükümleridir. Kendi hevalarını baz alarak kendi hükümlerini verirler. Oy saki
Rabb'imiz bunları düzenleyen kutsal kitap indirmiştr. Takvalı olun demiştir.
Ya işleri gelmemiş, ya hevalarına uymak daha uygun gelmiş,
ya şeytan saptırmış ya şu ya bu şeu veya bu nedenle kutsal kitap hükümlerini
yok sayıp bunların dışına çıkmışlardır. Yada şimdiki sözde müslümanların
yaptığı gibi Kur'an dururken uyduruk hadis kitapları gibi şeylere uymuş
olmaları yada kendi ruhban sınıfının dediklerine körü körüne uymuş olmalarıda mümkün.
Sebep her ne olursa olsun sonuç aynıdır bu mucrimler için,
Allah kelamına uymamışlardır.
Konu bağlamında 68/34 den başlayıp kalem suresini sonuna
kadar okumanızı naçizane taviye ederim, eğer müsaitseniz tamamını lütfen
okuyunuz.
Suçlular genel hatlarıyla sure özelinde bu şekildedir.
Anlarız ki bunlar takvalı değil. O zaman takvalı olanlar ve olmayanlar diye bir
ayırım yapabiliriz. Ve ayet özelinde de bu iki grup için takvalılar ve
mucrimler de diyebiliriz.
İşte ya o gruptasın yada bu grupta. Hangi grupta olursan ol
Allah katında bu ikisi bir tutulmayacak. Ey akıl sahibi, ey elbab eğer iman
ettiysen elbette kendin hangi grupta olmanın daha iyi, daha hayırlı olacağını
zaten idrak da etmişsindir.
Yollarınıda öğretir her şeyi bilen. O zaman takvalı olacaklar yalnız yüce
Allaha takvalı olsunlar.
71/3 "Ki kulluk46 edin Allah'a; ve
takvalı21 olun O'na; ve itaat edin573 bana."
Bu ayetimizde de kulluk etmek takva ile eşleştirilmiştir.
Allah'a kulluk ediyoruz demek için demek ki takvalı olmak lazımmış. Peki takvalı olmayıda, Yüce Allah'a
kul olmanın kuralları içinde kul olmayı da nereden öğreniyoruz. Yalnız
Kur'an'dan.
Peki neden yalnız Kur'an, çünkü tek ve doğru kaynaktır,
çünkü Yüce Allah kelamıdır, çünkü Yüce Allah kelamı olduğunu kanıtlayan
deliller bu kitabın içindedir, çünkü ondan sorulacağız, çünkü gönderilenlerde
kutsal kitap ile doğru yola klavuzlandı, çünkü
gönderilenlerin doğru yola klavuzlandıkları doğru yol klavuzunu örnek almamız,
takip etmemiz emredildi, çünkü zikirdir, çünkü hatırlatmadır, çünkü öğüttür,
çünkü en doğru söz ondadır, çünkü tek uyulacak söz ondadır, çünkü şifadır, çünkü nurdur, çünkü furkandır, çünkü
hakla batılı ayırır, çünkü batıldan gelen herşeye cevap vardır, çünkü Kur'an'da asla çelişki yoktur, çünkü kim bir araya
gelirse gelsin benzeri yapılamayacak bir kitaptır.
Çünküleri çok fazla çoğaltabiliriz. Kur'an bizim için tam
nelerdir Rabb'imiz bizlere öğretir. Ve Yüce Allah izin verirse Kur'an konu
başlığı altında oldukça detaylı incelemeye gayret göstericez.
Son olarak resüle itaat Kur'ana itaatdir. Kuran eşittir
resul, resül eşittir kuran. Resul asla eşit değildir hadisler ve/veya kuran. Resüle itaat konusuna bakarsınız.
74/56 Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. O,
takvaya ehildir ve bağışlamaya ehildir.
74/56 Ve ma yezkurune illa en yeşaallah, huve ehlut takva ve ehlul
magfireh.
Yüce Allah'ın dilemesini inceliycez Rabb'im nasip ederse.
Yüce Allah'ın dilemesi tamamen kişinin hak etmesi ile doğru orantılıdır diye
söylemiş olayım. Yüce Allah diler ama önce kişi bunu hak eder. Artık neyi nasıl
seçti ve neye nasıl çaba harcadıysa Yüce Allah'ın eğer dilerse, dileyeceğinin
bu yönde olacağını şerefli kuranımızdan öğreniriz.
Bu ayette ehil kelimesini konuşuyor olucaz ki ayetin tecellisini
iyi anlayalım. Çevirilere şöyle bir göz attım. Bu çeviri gene içlerinde en iyi
olduğunu düşünüyorum. Ayet dileme ile başladığından takvayı dileyendir diyen
var, takvanın sahibidir diyen var. Şahsım adına çevirilerin bir çoğu yanlış,
bir çoğuda Yüce Allah'ın mesajını örtmüştür. Ehili anladığımızda ayeti de
anlamış olucaz.
Ehil Kur'anda evet sahibi olarak da kerşımıza çıkar. Ama
ayet anlamına baktığımızda bu anlam buraa bunu asla karşılamaz. Ayeti
anlamlardırırken ehil ne demek anlamaya çalışırken baz alacağımız Yüce Allah'ın
takvanın kaynağı, yöneticisi ve öğreticisi olduğu ve tek mağfiret edebilecek
olan olduğu olmalıdır.
Aynı şükür konusunda veya kafir kkonusundaki gibi. Allah'da
şükreder ve kafirlik eder ama Yüce Allah'ın bu yaptıkları insanların
yaptıklarından elbette ayrıdır. Yüce Allah'ın şükrü bizim yaptıklarımıza
karşılık vermesi ve kafirlik etmeside bizim yaptığımız suçları örtmesidir. Şükür konusuna ve kafir kelime anlamına
çalıştık bakarsınız.
Ehil anlamına baktığımızda bir şeye ait olan, o şeye layık
olan veya yetkili, yetkiye uygun olan manalarına geldiğini görürüz. Kur'andaki
kullanımları ise, kitap ehli, ev ehli, bilgi ehli formlarındadır. Tüm bunları
gözden geçirdiğimizde şahsi kanaatim takva sahibi veya mağfiret sahibi bence
yetersizdir diye düşünüyorum.
Şöyle demek daha uygundur kanaatindeyim. Takvaya en layık
olan, kendisinden sakınılması gereken ve bağışlamaya tek yetkili şeklinde daha
doğru olacağı kanaatindeyim. Yani takva ve mağfiretin sahibi demek yanlıştır
demiyorum doğrudur ama kanaatimce eksik olacaktır düşüncesindeyim.
İşin özü takvanın yönelmesi gereken merci ve tek bağışlama
yetkisi olan daha doğru bir tanım olacak kanaatindeyim. Yada sakınılmaya layık
olan ve bağışlamaya yetkili olandır da diyebiliriz. Elbette takva ve merhabetin
sahibi veya takva ve merhamet sahibi
de diyebiliriz. Ben elimden geldiğince didiklemeye çalıştım karar sizlerin.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
91/8 Öyle ki ilham etti ona (nefse)
fücûrunu440 onun; ve takvasını441 onun*.
*Nefsin.
Bu sureyi komple okumanızı şiddetle tavsiye ederim
.Rabb'imizin nasıl bir yaratıcı olduğuna dair, neleri nasıl tecelli ettridiğine
dair müthiş bilgiler öğretir bize. Konu bağlamımızda ayet özeli öğretisine
baktığımızda da Rabb'imiz nefse fücurunu ve takvasını ilham etmiş. Burada ilham
etmesi ilahi bir olay diye anlıyorum İlahi bir güç ilahi bir oluş yapmıştır.
Kelime olarak bakarsak da içine doğurmak, fıtrata yerleştirmek,
içsel olarak bildirmek manalarına gelir ki bu da ilahi bir gücün eseridir
ancak. İlk bakışta aslında işte insana
takvayı ve fucüre verdi diye anlaşılabilir. Evet verdi verdi de verdim demiyor
ilham ettim diyor. Demekki verme ile ayrı bir şeydir bunu ve bunların ne
olduğunu anlamaya çalışıcaz bizde.
Bu olay bir nebiye veya resüle gelen bir vahiy gibi değil
dna düzeyinde bir nakış işlemesi gibi düşünülebilir. Aynı arılara yollarını
bulma, petek ve bal yapma ve bunları nerelerde nasıl yapacağı hücre düzeyinde
işlenmesi gibi düşünebiliriz.
Bu ayeti anlamadan önceki ayetlerede göz atalım o ayetlerde
de Rabb'imizin insanı biçimlendirdiği işaret edilir. Yaratmak, biçimlendirmek
ve inşa etmek ayrı şeylerdir. Geçtiği ayetlere göre müthiş işaretler vardır
diye söylemiş olayım.
Fucür alt benliktir. Psikiyatride ıd olarak tanımlanır.
Evrim sürecine bakılırsa ilk olarak bu fucur yani alt benlik gelişir ki zaten
ayette de ilk işaret budur. Rabb'imiz iş ve oluşlarda ve kronolojide ayetlerde
verdiği örnekler hep sıralıdır. Bunu unutmamamız lazım. Bu alt bemlik ahlaktan
yoksundur. İç güdüsel dürtülerdir. Acıkır yer, zamanı gelince çiftleşir yani
dürtüleri ile ben ci olarak hareket eden kısımdır.
Anlarız ki Rabb'imiz beynimize fucür ve takvayı ilham
etmiştir. Zaten diğer homo ırkları ile biim ırkımız olan homo sapieni ayırt
edici olan şeyde fucür ile beraber takvanında ilham edilmiş olmasıdır.
Takva ise süper egodur, üst benliktir. Evrensel maruf ile,
ahlak ile, insanı insan yapan özelliklerle karar vermemizi sağlayan kısımdır. Hani
konuştuk ya Rabb'imiz kendi ayetlerini yalanlayanları yalancı günahkar
perçeminden yakalarım demişti, bizde incelemiştik. Kafanın ön kısmında bulunan frontal lob du bu tamda perçem
kısmına denk gelen yerdi. Burasıyla karar verdi, Rabb'i öğütledi o ise bu öğütleri kaale almadı, bu ksım ile
yanlış karar verdi oysaki Rabb'i ona doğru yolu bulabilecek donanımı vermişti.
İbrahim eseinlerin makalesinden aynen aktarıyorum. Çok güzel
açıklamış.
İnsan bilincinin-benliğinin-kişiliğinin katmanları incelendiğinde alt
benlik (İd) ve üst benlik (Süperego) olarak isimlendirilen
katmanların varlığı görülür. İd zevk temelli istekler ve aşırı
ısrarcı temel enerjinin çıkış noktasıdır. Temel ve en ilkel benliktir. Ana
kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçların en
bencilce (ahlak kuralları gözetilmeden) doyurulmasıdır. Saldırganlık, kin, vicdansızlık, eleştiriyi
kabul etmeyen, güdüsel özelliği vardır. Yüce Allah’ın bilince ilham
ettiği fücur tam olarak İd’dir. Bu benliğin
dürtülerinde ahlak, erdemlilik, iyilik gibi değerlerin önemi
yoktur.
Süperego (Üst benlik) ise tam
olarak İd’nin tam tersi yönde işler. Kişinin benliğini İd’ye karşı korur. İd’in ihtiyaç
ve talepleriyle çatışma halindedir. İd’e karşı saldırgandır.
Kişinin benliği (Ego) üzerinde denetleyici ve yargıç
rolü üstlenir. Ahlaki değerlerin savunur. Erdemliliği savunur.
Kişinin Benliği (Ego) ise bu iki katmandan gelen
telkinleri dinler ve sonunda bir karar verir. İşte verilen kararlar
insanın karakteri ve kişiliği olur.
diye güzel bir şekilde açıklamış. Kendisinden Allah razı
olsun.
Zaten aklı örten şeylerden de uzak durmamızı öğütler ya Yüce
Allah. Aklı örten şey işte tamda bu perçem bölgesinde bulunan beynin frontal
lobunu örter. Bu takvanın olduğu kısmı devre dışı bırakır. Burası devre dışı
kalınca da takvanın baskıladığı alt benlik devreye girer ve homo sapien
olmamızın anlamı kalmaz. Frontal
loba, Ön Lob, Lobus Frontalis veya Frontal Korteks de denir.
Artık alt benlikle hayvansal içgüdüler doğrultusunda
mantıksız kararlar alıyor olucaz ve bu şekilde alınan kararlara da karar demek
çok doğru olmaz. İnsan olmanın özelliklerinde çıkılmış olur.
BAŞLIKLAR HALİNDE
TAKVA İLE İLGİLİ DİĞER BAZI AYETLERE DE BAKALIM.
Sabır ve takva
3/200 Ey iman47 etmiş kimseler! Sabredin51;
ve yarışın sabırda51; ve bağlanın*; ve takvalı21 olun Allah’a; belki
sizler felaha326 ulaşırsınız.
20/132 Ve emret200 ahaline568 salâtı5; ve
bağlan sabırla51 ona*; sual etmeyiz** sana bir rızık; biz
rızıklandırırız seni; ve akıbet892 takvalılaradır21.
*Salâta.
**Sormayız.
Elbab ve takva ile
felaha ulaşabilme ile takva
5/100 De ki: "Olmaz aynı seviyede
habis/kötülük ve iyilik; şayet hayranlık/şaşkınlık uyandırsa (da) sana çokluğu
habisin/kötülüğün; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey
elbâb88 sahipleri!; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.
NOT :Elbab ve takvanın eşleştirildiği ayet. Demekki mantık
sahibi takvalı olmayı anlayabilir diyebiliriz. Ayrıca kötülükle iyiliğin aynı
seviyede olmadığını öğretir Rabb'imiz.
Mantık sahibi olan takvalı bir kimsenin belki felaha kavuşabileceği işaretleri
verilir ayetimizde.
takva ile elde
edilebilecek olan Ahiret hayatının daha hayırlı olması ve akletme
6/32 Ve değildir dünya hayatı bir aldatıcı oyun
ve bir oyalayıcı dışında; ve mutlak ki ahiret diyarı hayırlıdır kimselere (ki)
takvalı21 olurlar; öyle ki akletmez562 misiniz?
12/57 Ve mutlak ki ahiret ecri820 hayırlıdır
kimselere (ki) iman ettiler47; ve oldular takvalılar21.
12/109 Ve göndermiş değiliz senden önce erkekler
dışında (ki) vahy603 ettik onlara kentlerin ehlinden568*; öyle ki hiç
seyahat etmezler mi yerde**; öyle ki bakmazlar mı nasıl oldu
akıbeti892 onlardan önceki kimselerin; ve ahiret
diyarı*** hayırlıdır**** kimselere (ki) takvalı21 oldular; öyle
ki akletmez562 misiniz?
*Kentlerin ahalisinin başına gelenler hakkında onlara da
vahy ettik.
**Yeryüzünde
antik kentleri gezin. ***Yurdu.
****Ahiret
diyarı/yurdu sadece takvalılara hayırlıdır. Başkalarına değil.
19/63 İşte şu; cennettir970 ki varis
ettiğimizdir kullarımızdan907 kimseye (ki) oldu bir takvalı21.
24/52 Kim Allah'a ve Resul'üne itaat eder, Allah'a
huşu duyar ve O'na takvalı olursa işte onlar kazançlı çıkacak olanlardır.
26/90 Ve Cennet, takva sahipleri için
yaklaştırılır.
28/83 İşte ahiret yurdu! Onu, yeryüzünde büyüklük
taslamayan ve bozgunculuk yapmayan kimseler için ayırdık. Gelecek takva
sahiplerinindir.
43/35 Ve altına boğardık. Bunların tamamı, dünya
hayatının kazanımından başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabb'inin yanında,
yalnızca takva sahipleri içindir.
47/15 Takva sahiplerine söz verilen Cennet,
şöyledir: İçinde; kokusu ve tadı değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan
sütten nehirler, içenlere zevk veren hamrdan nehirler ve saf baldan nehirler
bulunur. Orada, onlar için her türlü meyve bulunur. Onlara, Rabb'lerinden
bağışlanma vardır. Bu kimseler, ateşte devamlı kalacak olan ve sıcak kaynar su
içirilen, bundan dolayı da bağırsakları parça parça olan kimselerle bir olur mu
hiç?
47/16 Münafıklardan kimisi de seni dinliyormuş
gibi gözükür. Senin yanından ayrıldıktan sonra, kendilerine ilim verilenlere:
"O, biraz önce ne dedi?" dediler. İşte onlar, Allah'ın kalplerini
mühürledikleri ve hevalarına tabi olan kimselerdir.
47/17 Yöneltildikleri doğru yolda olanlara
gelince, onlara doğru yolları pekiştirildi ve onlara takvalarını verdi.
*47/17 Allah takva sahipleriyle beraberdir konu başlığına da
girer.
47/36 Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve
eğlencedir. Eğer iman eder ve takva sahibi olursanız, size ödülleriniz verilir.
Ve sizden mallarınızı istemez.
47/37 Eğer sizden onu isteyip de sizi zorlasaydı,
cimrilik ederdiniz. Böylece hoşnutsuzluğunuzu açığa çıkarırdı.
51/15 Takva sahipleri ise cennetlerde ve
pınarlardadırlar.
51/16 Rabb'lerinin kendilerine verdiğini alanlar,
daha önce iyi olanlardır.
51/17 Geceleri pek az uyurlardı.
51/18 Onlar seher vakitlerinde bağışlanma
dilerlerdi.
51/19 Mallarından –istesin, istemesin- ihtiyaç
sahipleri için bir pay ayırırlardı.
52/14 İşte bu, yalanladığınız ateştir!
52/15 Bu sihir miymiş? Yoksa siz mi
görmüyormuşsunuz?
52/16 Oraya girin. Artık dayansanız da
dayanmasanız da sizin için birdir. Yaptığınız şeylerin karşılığını
görüyorsunuz.
52/17 Takva sahipleri cennetlerde ve nimetler
içindedirler;
52/18 Rabb'lerinin kendilerine verdiklerinden
hoşnut olarak. Rabb'leri onları Cehennem ateşinden korumuştur.
52/19 Yaptıklarınızın karşılığı olarak, afiyetle
yiyin ve için;
92/14 Öyle ki uyardım sizleri
lezâlaşan800 bir ateşe834.
92/15 Sallanmaz ona* eşkiya842 dışında.
*Ateşe.
92/16 Yalanlayandır; ve sırt çevirendir.
92/17 Ve uzak tutulur ondan* daha
takvalılar21.
*Ateşe.
92/18 Verendir malını; saflaştırıp
büyütendir/geliştirendir.
92/19 Ve yoktur birine O'nun indinde/katında
hiçbir bir nimet757 (ki) cezalandırılır63*.
*Karşılığı bir nimet olarak verilebilecek bir şeyle
gelmezler.
92/20 Dışındadır yüce Rabbinin4 yüzünü
arayan.
92/21 Ve mutlak ki yakında razı* olacak.
*Rabbinin yüzünü arayan, Rabbinin yüzüne bakınan.
salatı ikame etme ve
haşredilme konusu ile takva bağlantısı
6/72 Ve ki
ikame572 edin salâtı5; ve takvalı21 olun O’na (Allah'a); ve O ki;
O’na haşredilirsiniz556.
30/31 Dönenler
(olun) O'na (Allah'a); ve takvalı21 olun O'na ; ve ikame572 edin
salâtı5; ve olmayın müşriklerden36.
takvalı olanlar ile
olmayanlar ayrımı
6/72 Ve şayet ki kentlerin
ehli568 (olanlar) iman47 etselerdi ve takvalı21 olsalardı; öyle
ki açardık üzerlerine bereketler gökten180 ve yerden; velakin/fakat
yalanladılar244; öyle ki tuttuk onları kazanır olduklarıyla.
13/35 Misalidir870 cennetin970 ki vaat
edilendir muttakilere17; akar altından onun* nehirler; meyvesi
onun* bir daimdir**; ve onun* gölgesi (de); işte şu;
akıbetidir892 kimselerin (ki) takvalı21 oldular; ve
akıbeti892 kâfirlerin25 ateştir834.
*Cennetin.
**Kesintisiz, sürekli kalan, yıkılmayan.
39/73 Rabb'lerine karşı takva sahibi olanlar grup
grup Cennet'e sevk edilirler. Oraya vardıklarında, onun kapıları açılır. Onun
görevlileri, onlara: Selam sizlere, siz aklandınız! Sürekli kalmak üzere ona
girin. derler.
Ancak kutsal kitap
ile takvalı olunur
7/171 Ve kaldırdığımız zaman dağı üstlerine ki
o* bir gölge gibiydi; ve zannettiler ki o* bir düşendi onlara;
tutun/edinin verdiğimi** sizlere kuvvetle; ve
zikredin78 onun** içindekini; belki sizler takvalı21 olursunuz.
*Dağ.
**Tevrât'ı.
24/34 Ve ant olsun ki size gerçeği apaçık gösteren
ayetler, sizden önce yaşamış olan kuşaklardan örnekler ve takva sahipleri için
bir va'az indirdik.
92/4 Doğrusu çabanız/uğraşınız mutlak
dağınıktır.
92/5 Öyle ki gelince kimseye (ki) verdi ve
takvalı21 oldu.
92/6 Ve doğruladı güzelliği*.
*Kur'an'ı.
92/7 Öyle ki kolaylaştıracağız* ona
kolaylığı.
Takva ile ıslah olma
8/1 Sual ederler sana enfâlden696; de ki
"Enfâl696 Allah’a ve resûlünedir700; öyle ki takvalı21 olun
Allah’a; ve ıslah360 edin aranızdaki hali/olanı; ve itaat76 edin
Allah'a ve resûlüne700 eğer olduysanız müminler27."
Allah takva sahipleri
ile beraberdir
9/36 Doğrusu adeti/sayısı ayların Allah'ın
indinde/katında on iki* aydır; Allah'ın kitabında**; günde (ki) yarattı
gökleri162***ve yeri; ondan dördü bir haramdır34; işte budur ayakta/dikelmiş/dik
din****; öyle ki zulmetmeyin onlarda***** nefislerinize201; ve
katledin35 müşrikleri36 bir topluca zapt etme (-yle) nasıl
katlederlerse36 sizleri bir topluca zapt etme (-yle); ve bilin ki Allah
muttakilerle17 beraberdir.
*Kur'an'da ay "month" kelimesi tekil olarak 12 kez
geçer.
**Yazgısında.
***Güneş sistemi.
****İslâm. Sadece kutsal kitaplar.
*****Haram aylarda.
16/128 Doğrusu Allah beraberdir kimselerle (ki)
takvalı21 oldular; ve kimselerle (ki) onlar muhsinlerdir294.
19/85 Gündür (ki)
haşrederiz556 muttakileri17 Rahmân’a17 karşı bir ziyaretçi
(olarak).
38/28 İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde
bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir
tutar mıyız?
41/18 Biz, iman eden ve takvalı davranan kimseleri
kurtardık.
44/51 Doğrusu muttakiler17 emin* bir
makamdadır**.
*Güvenilir
**Durdukları yer.
45/19 Onlar, Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi
senden savamazlar. Zalimler, birbirlerinin velileridirler, Allah ise takva
sahiplerinin velisidir.
45/21 Yoksa Bizim, kötülük yapan kimselerle, İman
edip, salihatı yapan kimseleri, hayatlarında ve ölümlerinde bir tutacağımızı mı
sanıyorlar. Ne kötü yargıda bulunuyorlar!
65/3 Ve şunlar ki kadınlarınızdan (ki) umudunu
kestiler hayız656 olmaktan; eğer şüphelendiyseniz öyle ki
iddetleri655 onların üç aydır; ve şunlar (da) (şu kadınlar da) ki asla hayız656 olmazlar;
ve hamileler olanların eceli ki bırakmalarıdır kendi yüklerini; ve kim takvalı
oldu Allah’a yapar ona emrinde/işinde bir kolaylık.
65/5 İşte bu; emridir Allah'ın; indirdi onu
üzerinize; ve kim takvalı21 olur Allah’a; kâfirlik498 eder (Allah)
ondan kötülükleri onun; ve azîmleştirir* ona ecri/karşılığı.
*Büyütür, azametli kılar.
Allah'a takvalı olun,
takva yalnız Yüce Allah'a dır
9/119 Ey iman47 etmiş kimseler!
Takvalı21 olun Allah’a; ve olun sâdıklarla182 beraber.
16/52 Ve O'nadır* göklerdeki162 ve
yerdeki; ve O’nadır* bir kesintisiz** din437; öyle ki Allah'tan
başkasına*** mı takvalı21 olursunuz?
*Allah'adır.
**Rabbimizin dini olan İslâm hiç değişmemiştir. Süreklidir.
Tüm nebiler ve resûller Yüce Allah'ın bu dinini sürekli olarak tebliğ
etmişlerdir.
***Yüce Allah'ın emir ve yasaklarından sakınacaklarına O'nun
astından sözde dinî kurallardan (hadisler) sakınırlar.
22/1 Ey insanlar! Takvalı21 olun
Rabbinize4; doğrusu sâatin470 zelzelesi* azametli** bir şeydir.
*Sarsıntısı.
**Görkemli, ululu, büyük.
23/52 Bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ben de
sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.
23/86 De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın
Rabb'i kimdir?"
23/87 "Allah'tır." diyecekler. De ki:
"O halde takva sahibi olmayacak mısınız?"
33/70 Ey iman47 etmiş kimseler;
takvalı21 olun Allah’a; ve deyin/söyleyin sedîd732 bir söylem.
39/10 De ki: "Ey iman eden kullar! Rabb'inize
karşı takvalı olun. Bu dünyada, iyi olanlar için iyilik vardır. Allah'ın arzı
geniştir. Ancak sabredenlere ödülleri hesapsız ödenir.
39/16 Onların üstlerinde de altlarında da ateşten
katmanlar vardır. İşte Allah'ın, kullarını uyarıp sakınmalarını istediği şey
budur. Ey kullarım, Bana karşı takvalı olun!
60/11 Ve eğer geçip gittiyse bir şey eşlerinizden
kâfir25 erkeklere doğru; öyle ki akabinde/ardında oldunuz (böyle bir
durumun aynısına karşı); öyle ki verin mislini870 infak743 ettiklerinin
kimselere* (ki) gitti/terk etti eşleri** onları*; ve
takvalı21 olun Allah'a; ki sizler O’na*** müminlersiniz27.
*Kâfir erkeklere, kâfir erkekleri.
**Kadınlar.
***Allah'a
64/16 Gücünüz yettiğince Allah'a karşı takva
sahibi olun. Dinleyin ve itaat edin. Kendi iyiliğiniz için infak edin. Kim
benliğinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
65/2 Öyle ki (kadınlar) ulaştıkları zaman
ecellerine*; öyle ki tutun onları (kadınları) marufla291 ya da ayırın
onları (kadınları) marufla291; ve şahid tutun adalet680 sahibi ikiyi (iki
erkek) sizlerden; ve kıyamda/ayakta tutun şahitliği Allah için; işte
sizleredir; vaaz653 edildi onunla kimseye (ki) oldu (o) iman47 eder
Allah'a ve ahiret gününe; ve kim takvalı21 olur Allah’a; yapar (Allah) ona
bir çıkış yeri.
*İddet sürelerine.
akibet takvalılarındır
11/49 İşte şu (ki) gayb62 haberlerindendir;
vahy603 ederiz onu* üzerine; olmuş değildin bilir
onu* sen** ve ne de senin kavmin/toplumun öncesinde bunun; öyle ki
sabret51; doğrusu akıbet892 takva21 sahiplerinedir.
*Gaybı.
**Resûl Muhammed.
38/49 Bu bir öğüttür. Kuşkusuz takva sahipleri
için iyi bir gelecek vardır.
38/50 Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
39/20 Fakat Rabb'lerine takvalı olanlar için kat
kat bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği
sözdür. Allah verdiği sözden dönmez.
39/61 Allah, takva sahiplerini, hak ettikleri
kurtuluşa erdirecektir. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.
77/41 Takva sahipleri gölgelerde ve pınar
başlarındadırlar.
77/42 Ve canlarının çektiği meyveler.
77/43 Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve
için.
77/44 İyi olanları işte böyle ödüllendiririz.
77/45 O Gün, yalanlayanların vay haline!
77/46 Yiyin ve yararlanın biraz. Siz
suçlularsınız.
78/31 Takva sahipleri için ödül vardır;
78/32 Bağlar ve bahçeler,
78/33 Görkemli, dengi dengine,(eşler)
78/34 Ve dolu kaseler.
78/35 Orada yalan da boş söz de duymazlar.
78/36 Bunlar, Rabb'inden hesaba karşılık verilen
ödüldür.
kanıtlar eşliğinde
takvalı olmayı akletmek
10/6 Doğrusu
halifeliği* gece ve gündüzün; ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı;
mutlak ayetlerdir237 takvalı olur bir kavim/toplum için.
*Ardışık gelişi.
10/31 De ki: "Kim rızıklandırır sizleri
gökten180 ve yerden*; ya da kim malik** olur işitmelere ve bakışlara;
ve kim çıkarır canlıyı ölüden ve çıkarır ölüyü canlıdan; ve kim tasarlar/organize
eder emri351?"; öyle ki diyecekler: "Allah"; öyleyse takvalı21 olmaz
mısınız?
*Yeryüzünden.
**Sahip olur.
gönderilenlerin/reüllerin
uyarıları
26/106 Dediği zaman onlara kardeşleri Nûh:
"Takvalı21 olmaz mısınız?"
26/124 Kardeşleri Hud onlara: "Takva sahibi
olmayacak mısınız?" demişti.
26/125 "Sizin için güvenilir bir Resul'üm."
26/132 "Bildiğiniz şeylerle size yardım edene
karşı takva sahibi olun."
26/142 Hani! Kardeşleri Salih onlara: "Takva sahibi
olmayacak mısınız?" demişti.
26/161 Kardeşleri Lut onlara: "Takva sahibi
olmayacak mısınız?" demişti.
26/177 Hani! Şu'ayb onlara: "Takva sahibi
olmayacak mısınız?" demişti.
TAKVALI OLUNMASI
GEREKENLER
ateşe takva
2/24 Öyle ki eğer asla yapmazsınız; ve asla
yapamazsınız; öyle ki takvalı21 olun ateşe ki yakıtı onun insanlar ve
taşlardır; hazırlandı kâfirler25 için.
3/131 Ve takvalı21 olun ateşe; ki hazırlandı
kâfirler için25.
bir güne
2/48 Ve takvalı21 olun bir
güne242 (ki) cezalandırılmaz63 bir nefis201 bir
nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan* bir şefaat222; ve
alınmaz ondan*bir telafi/tazmin; ve onlar yardım edilir değillerdir.
*Nefisten.
2/281 Ve takvalı21 olun bir güne;
döndürülürsünüz onda Allah'a; sonra tamamlanır her bir nefse201 kazandığı;
ve onlara zulmedilmez.
rahimlere
4/1 Ey insanlar! Takvalı21 olun
Rabbinize4 O ki yarattı sizleri bir tek nefisten201; ve yarattı
ondan* eşini** onun*; ve yaydı ikisinden birçok erkekler ve kadınlar;
ve takvalı21 olun Allah’a -O ki sorarsınız/istersiniz O’nunla (adıyla)- ve
rahimlere479 (de takvalı olun); doğrusu Allah oldu üzerinize bir Rakîb484.
*Dişil zamirle geldiği için ilk yaratılan nefsin dişi olduğu
anlaşılır.
**Dişil olan ilk nefisten yaratılan eş de mutlak ki erildir.
fitneye
8/25 Ve takvalı21 olun bir
fitneye610 (ki) isabet etmez sizlerden zulmetmiş257 kimselere bir
has* (olarak); ve bilin ki Allah Şedîd'tir536 akabinde.
*Sadece onlara has değil sizlere de isabet eder. Anlarız ki
zulmetmiş kimselere isabet ettirilen fitne müminleri de etkileyebilir. Müminler
bu konuda takvalı olmalıdır. Sadece Kur'an'ın mesajına tabi olarak fitneyi
güzel bir belaya çevirmeli ve kendisi için hayra dönüştürmelidir.
ahide takva
9/111 Doğrusu Allah satın aldı
müminlerden27 nefislerini201 ve mallarını ki onlara (olan) cennetle;
katledilip/katlederler720 Allah yolunda336; öyle ki katlederler35; ve
katledilirler35; bir vaattir O’nun* üzerine; bir haktır/gerçektir
Tevrât'ta ve İncîl'de ve Kur'ân'da; ve kimdir daha takvalı Allah'tan kendi
ahdinde**; öyle ki müjdelenin satışınızla o
ki sattınız onunla***; ve işte bu; o***; büyük fevzdir768.
*Yüce Allah'ın
**Antlaşmak, anlaşma.
***Satış.
mizana takva
11/85 Ve ey kavmim/toplumum*! Takvalı21 olun
ölçüye ve mizana650 eşitlikle; ve eksiltmeyin/azaltmayın insanların
eşyalarını; ve küstahlaşmayın yerde fesatçılar265 (olarak)."
*Resûl Şuayb kavmi Medyenlilere seslenmektedir.
4Efendi, komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve
sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç
sahipleri için harcama.
8Bilen.
10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme.
Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın
beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler.
Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür.
14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.
16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her
yer.
17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden
sakınanlar.
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut
olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak
durmayı işaret eder.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.
Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de
kâfirdirler.
27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren
kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna
kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.
34Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani
karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon. Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking
radyasyonu yayar.Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon
yayar.Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.Hâmiye=Çılgın ateş
35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız
etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce
Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla
menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten;
ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu
ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı
kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya"
anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme
illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.
36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah
hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek.
Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında
dinde kitaplar edinmek.
38Sapkın, doğru yoldan çıkan.
46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı
bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın
kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden
direnme/karşı durma.
53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet
ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.
54Sermaye. Yararlanma.
63Karşılık, hak edilen.
68Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu.
Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç
kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye
dahil olmuş olan insanlar o partinin ahalisi olur.
71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile
birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların
astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar
edinmek.
76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir.
Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat
etmek asla değildir.
78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile
bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.
88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.
94Büyük/azametli.
114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat
kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir.
O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin
yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce
Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak
beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların
ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur. Şeytanın
en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası
128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece
Kur'an demeyen herkes.
132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi
değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.
135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi
kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar.
137Evrenimizin en küçük yapıtaşı 1.6x10-35 metre
uzunluğunda, ipliksi, fitil benzeri titreşen bir sicimdir. İpliksi, fitil
benzeri yapılardır.Kur'an’da yüce Allah evrendeki en küçük yapının sicim
(kıvrılmış-fitil, ‘string’) olduğunu işaret etmektedir.
139Bereketli kılınmış, uğurlu edilmiş.
140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici/doğrulayıcı
değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu da tasdik edici.
162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip
baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler
de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş
sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok
sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok
sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir.
180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip
baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya
atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu
ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti
üzerinden okunmalıdır.
182Doğrular, dürüstler.
184Ezvâcun; ahiret evreninde cinsiyetin mevcut olacağını
şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz. Cennetlere girmiş olan kimselere verilen, o
kimseye özel olan, sadece o kimseyle bağlantı kuran, o kimsenin cinsiyetine
uygun olarak verilecek olan varlıklar. Bu varlıklar eşleri olan kimselere
sevginin/şefkatin en üst seviyesinde bir bağlantıyla bağlı olacaklardır.
185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu
sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen.
192Yönlendirmek, iletmek, hidayet etmek. Yüce Allah'ın
kılavuzu kutsal kitaplardır
200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat
etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir
şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat ahiret
evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son derece kesin
kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve
şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan
zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir
kişi yargılama sonucunda suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye
girer. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girerek, direkt olarak müdahale
eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır. Cennetlere
yerleştirir. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu
kişinin günahlarını bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına
hükmedilir ve bu kişi cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada
araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki
kendisine şefaati yazmıştır. Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi
yoktur. Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir
kişi aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur. Muhammed peygamber
kendisine ancak Yüce Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de
bilmelidir ki şefaat sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada
başkalarını şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı yoktur. Artık kulağı
olan işitsin; gözü olan görsün, kalbi olan akletsin.
226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.
237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize
anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak
muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce
Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce
Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.
242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir
tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede
yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin
oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini
şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz. Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam
olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında
kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Kur'an’da (يوم)
(yevm) gün kelimesi 365 defa geçmektedir.
244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek,
yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek. İşaret edilen şeyi inkâr
etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi
olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.
256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı,
felaket, bela, zor bir durum.
257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm
Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla
yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm
resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk
etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis
kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır
259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi
ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli
Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış
olur.
265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle,
aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden
olmak
271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en
iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü
ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye
tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır,
kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.
285Fazlalık, bolluk, çokluk; bunları bolca veren.
286Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.
291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar,
normlar.
294Güzel işler yapan, güzelleştiren.
297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.
319Bağışlama, affetme.
322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak
anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği
siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde-
başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan
uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı
dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık
sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır;
fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi
cinsel yakınlaşma serbesttir.
326Kurtuluş, başarı.
327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği;
belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan
toplanma, bir araya gelme; kongre.
328Arapça bir deyimdir. Türkçedeki 'kulağı ters taraftan
göstermek' benzeri bir anlamı vardır. Bir işin kolay yolu varken o işi daha zor
ve uzun yollar kullanarak yapmak. Benzer bir deyim 17:13 ayetinde de geçer. Her
insanın kuşunun boynuna tutturulması deyim olarak verilmiştir.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal
kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.
343Herkesin bildiği, gizli olmayan, herkesin öğrendiği.
3492:204-205 ayetinde işaret edilen kimseler müşrik
Yahudilerdir. Acayip etkileyici sözler ederek Yüce Allah'ı kalplerindekine haşa
yalancı tanık/şahit ederler. Kendi elleriyle yazdıkları uyduruk kitapların
Tevrat'tan olduğunu yani Allah katından geldiğini iddia ederler. Bu kimseler
yeryüzünde fesat/bozgun çıkaran kimselerdir. Ekini ve ekinin nesli olan tohumu
bozarlar. Yüce Allah'ın muhteşem bir mucizesini de bu ayette görmüş oluyoruz.
Günümüzde Yahudiler GDO'lu tohumlarla ekini ve onun neslini (tohumu) bozmaya
çalışmaktadır. Bu kimseler gaddardır. Acımaları asla yoktur. Düşmanlıkta sınır
tanımazlar.Not: Bir toplumu toptan kötü veya toptan iyi demek Kur'an'ın
öğretilerine asla uymaz. Bazı Yahudilerin de Rableri katında üzülmeyecek ve
cennetlere girecek olduklarını biliyoruz. Bu nedenle önemli olan insanları
bireysel olarak değerlendirmektir. Yüce Allah'ın sünneti de budur. Her insan
kendi yapıp ettikleri nedeniyle yargılanır.
351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi
kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin
sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları
bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında
çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.
360İyileştirme, düzeltme.
396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek
397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk
ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması öncesine
kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salatın içinde beyin her
secde ettiğinde Yüce Allah'tan bağışlanma dilemek gerekir.
398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan
aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden
hoşnut olma durumu, yeter bulmak.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen.
Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin
aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir
balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene
yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline
dönecektir.
4794:1 ayetinde Yüce Allah kendisine takvalı olunmasını
emretmiştir. Ayette ayrıca rahimlere de takvalı olunması gerektiği net bir
şekilde bildirilmiştir. Rahim kelimesine 'akrabalar' gibi anlamlar verilmeye
çalışılsa da kelimenin anlamı apaçık ortadadır. Türkçeye de geçmiş olan bu
kelimenin anlamı direkt olarak kadınlarda bulunan üreme organı rahimdir.
Rahimlere takvalı olmak kadınlara takvalı olmaktır. Kadınlar ve erkekler
birbirlerinin giysileridir. Birbirlerini tamamlarlar. Yüce Allah tüm insanlara
rahim sahipleri olan kadınların hoşnut olmayacağı işleri yapmamalarını
emretmektedir.
484Gözetleyen.
490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına
çıkmak.
497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden
fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak.
498Dilediği kulları için günahları, kötülükleri örtmesi,
gizlemesi.
522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli
elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler.
Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl
benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar.
Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi
gerçekleştirmek için ulaşabilirler.
556Toplamak, bir araya getirmek.
562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay
haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak
için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak.
Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu.
Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç
kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye
dahil olmuş olan insanlar o partinin ahalisi olur.
572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya
koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham
ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü
mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin
resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj
iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak
bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi
olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde
sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal
kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi
olduğumuzda mutlak ki Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz
621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin
korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel
işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat
olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir.
Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin
ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın
da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde
rızıklandırılırlar. 6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.."
buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki
uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan
talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak
ilişkilidir
642Cennete gitmeye hak kazanmış kimseler sadece vefat
ettirilir. Öldürülmezler. Yüce Allah yolunda katledilen kimseler nasıl ki
ölüler değillerdir gerçek müminler de asla ölüler değillerdir. Rableri katında
rızıklandırılırlar. İşte bu rızıklandırmanın nerede olacağını Rabbimiz bizlere
6:127 ve 10:25 ayetlerinde bildirmiştir. Kendi indinde/katında bulunan 'selâm
diyarı/yurdu' olarak isimlendirdiği yerde bu kimseleri rızıklandıracaktır.
10:26 ayetinden anlarız ki selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha
fazlalıklı olan yerler vardır ve bunlar mutlak ki cennetlerdir. Din gününde
kadar bu diyarda kalmayı ve sonrası da cennetlerine girmeyi Yüce Rabbimiz
bizlere nasip etsin inşAllah
645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz
çiftlerdir. Bak. 6:143-144.
650Mizan tartı/terazi demektir. Sadece fiziksel tartıları
değil beyinde gerçekleşen her türlü tartıyı da işaret eder. Beyinde kurulan
tartıda/terazide her zaman eşitlik gözetilmelidir. Ölçü de eşitlikle yapılmalıdır.
Yine beyinde yapılan her türlü ölçme, değerini belirleme işlemi eşitlikle
yapılmalıdır
653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.
655Yüce Rabbimiz kadınların iddet süresini yani yeni bir
evlilik yapmadan önce beklemeleri gereken sayılı günleri belirlemiştir.
Hayız/âdet/mens görmekten umudunu kesmiş kadınlarda şüphelenme olursa 3 ay.Asla
âdet görmeyen kadınlarda 3 ay.Hamile olan kadınlarda doğuma kadar. Doğumla
birlikte iddet süresi biter.Eşi vefat etmiş kadınlarda yukarıdakilerin
dışındaysa 4 ay ve 10 gün.
656Âdet, mens, periyot. Kadınların 21-35 günde bir düzenli
olarak yaşadıkları 2-7 gün süren, yaklaşık 30-80 cc miktarında olan vajinal
kanamaları. Rahim iç zarının kanla birlikte dökülmesi. Yüce Rabbimiz âdet
görmenin kadınlar için bir eziyet olduğunu bildirmiştir. Gerçekten de bu
dönemde kadınlar fiziksel ve ruhsal olarak zorluklar yaşarlar.
680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme.
Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma.
Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması.
Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve
eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.
697Ganimetler kelimesinden farklı bir anlamı vardır. Ganimetlerin
dağıtımında öncelikli olma/kayrılma/imtiyaz sahibi olmak demektir. Elde edilen
ganimetler öncelikli olarak Yüce Allah ve resûlüne yani Kur'an'a verilecektir.
Kur'an enfâl için ne diyorsa o yapılacaktır. Bu oran 1/5 olarak Rabbimiz
tarafından bildirilmiştir. Kalan ganimetler (4/5) hak edenler arasında
paylaşılacaktır.Yüce Allah'ın işaret ettiği oran maddi kazancın zekâtı olan
vergiye de yansıyabilir. Zekât kavramına lütfen bakınız.
700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la
resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi
aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl
olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü
denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.
720Yüce Allah Kur'an'da her kelimeyi ve kavramı doğru yerde
geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde
de tam olarak böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla
menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da
katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz
dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile
katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya",
"ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5
ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını
anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca
bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda
değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir
732Doğru, tam yerinde, nokta atışı, dosdoğru.
743Her türlü harcama. Evlilik sürecinde kadına yapılan
harcama veya tersi.
757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret
buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir
nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda
nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek
anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle
oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.
768Başarı, zafer.
779Temizlenenler. Yüce Allah müşrikleri yani Yüce Allah'a
şirk koşarak iman edenleri pislik/kir (rics) olarak tanımlamaktadır. Anlarız ki
temizlenmek bu pislikleri uzaklaştırmaktır. Günümüzde pislikler hadislerdir.
Hadislere iman bir insanı ancak müşrik yapar. Kur'an'dan saptırır. Pisliklerin
temizlenmesi ancak Kur'an'la olur. Nasıl ki tüm vücudu zifte batmış bir kimseyi
suyla değil de tinerle temizlemek gerekir; hadislere batmış bir kimseyi de
ancak Kur'an temizleyebilir. Din olarak sadece Kur'an okuyan (anlayarak!) kimse
kendisini temizlemiş olur
800Yalazlı ateş, uzaktan olsa bile yalazı etki gösteren
ateş.
812Kalıcı, daimi konaklama. Cennetlerin bu kelimeyle
cehennem evreninden farklı olarak işaret edilmesi Rabbimizin adn cennetlerini
hiç bozmayacağını düşündürür.
820Ödül, mükafat.
834Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani
karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon. Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking
radyasyonu yayar.Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon
yayar.Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.Hâmiye=Çılgın
ateş.
842Mutsuz, şanssız, sıkıntılı; kötü adam, suçlu, cani,
haydut, serseri; iğrenç, yaramaz.
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili,
misilleme.
892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.
907Köle olan. Sahibinin her dediğini yapan. Sahibini her an
ve her yerde takip eden. Sahibinin sözünden asla çıkmayan.
955Suçu günahı başkasına yüklemek; kendisinden temizlemek.
Yaptığı işlerin sonucunu kabul etmemek. Yağ gibi üste çıkmak.
957Kalıcı olmayan ziyaret, kısa süreli uğramak, ara sıra,
zaman zaman, nadiren, seyrek olarak.
970Şu anda içinde bulunduğumuz evrenimize benzer evrenler.
Şerefli Kur'an'a göre içinde bulunduğumuz evrenin kumaşı yırtılacak ve
yırtıklar ışık hızında evrenin her yerine ulaşacaktır. Genişleyemeyen evren
yerçekimiyle dev bir karadeliğe çökecektir. Daha sonra tekillik hali olan ilk
yaratılışa iade edilecektir. Bu tekillik enerjisinden tekrar büyük patlamayla
yeni evrenler yaratılacaktır. Bu evrenlerden bir tanesi ahiret evreni olacak ve
Rabbimiz bizleri burada yargılayacaktır. Yargılaması iyi bir hesapla
sonlananlar cennet evrenlerine yükseltileceklerdir. Rabbimiz cehennem
kelimesini tekil olarak bildirmesine rağmen cennetin cennetler olarak çoğul
şekilde bildirilmesi bizlere 3 veya daha fazla evrenin cennetler olarak
düzenleneceğini işaret eder. Şerefli Kur'an'dan cennetlerin asla yok olmayacağının
işaretlerini görürüz