30 Kasım 2024 Cumartesi

DUA

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                         

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                                                                            

Dua çağrıda bulunmak çağrı yapmak demektir. Doğru dua Allah'tan başkasının adını anmayarak, dini yalnızca Allah'a has kılarak, araya hiç bir şey sokmadan yapılan duadır. Ancak bu dualara Allah cevap verir. Onun haricinde yapılan dualar ancak sapkıncadır. İnanmayanların duaları da sapkıncadır. Allah'ın ayetlerine inanmayan yeri ashabı meşemedir ve onların dularını Yüce Rabb'imiz kabul etmez.

Dua her yerde ve her şekilde yapılabilir. El açıpda dua etmek diye bir şeyin İslam’da dayanağı yoktur. Dua yalnızca başımız sıkışınca edilecek bir şey de değildir. Allah'a şirk koşup da ölüm korkusu içine giren biri Yalnız Allah’a dua etse de ve Allah bu sıkıntıyı giderse bile tekrar şirke döneceklerinin işaretini ayetlerinde verir Rabb'imiz. Yani bu insanlar sadece bu durumda dini has kılarak yalnız Allah'a dua ederler.

Dua çağrıda bulunmaktır, bu çağrı İlla bir istek, dilek veya yardım talep etme olması gerekmez. Kalbimizdeki sıkıntıyı yaratıcımız ile paylaşma, kendi acizliğimizi belirtme, sevinç paylaşma, kalbimizi açma, Allah'ı yüceltme, onun yardımına ihtiyacımız olduğunu belirtme v.s. gibi konularda da dua edilebilir, çağtı yapılabilir(44/22 bakınız).

Şunu da unutmamak gerekir Allah'ın sünnetullahında değişiklik olmaz. Misal aynı yerde olan iki kişiden biri çamaşır asıp da yağmur yağmasın diye dua edebilirken diğeri tarlasını ekmiştir yağmur yağsın diye dua eder. Ama o an orda yağmur yağacaksa yağar yağmayacaksa yağmaz. Daha takvalı olanın veya kafir olanın yaptığı dua kabul olup, olmama durumu sünnetullah durumuna bağlıdır. Allah'ın bu kurallarını (sünnetullahı)  bozup da birinin duasını kabul etmesi Kur’an’a göre imkansızdır. Dua kendi bildiğimiz dil/dillerde yapılmalı. Arapça anlamını bilmeden ettiğimiz dualar doğru olmayacaktır, çünkü ağızdan çıkanın ne olduğu belli değil, ne dediğin ne istediğin belli değil, söylediğin Kur’an’dan mı yoksa şirk mi belli değil.

Ayrıca şundan şu kadar oku, yok suya üfle, bundan bu kadar söyle sağ ayakla kalk yataktan, dışarı çıkarken bunu oku, şunu oku zengin ol v.s. (bunları salladım ama bu tarz ne varsa) Kur’an’da dayanağı yoktur. Birde yok şu veli, yok bu evliyacık, yok şu bilmemne baba türbesi gibi araya sokularak Allah'a yaklaşılacağı veya Allah'ın duasını kabul edeceği inanç sisteminin de İslam’da dayanağı, Kur’an’da delili olmadığı gibi şirktir.

Gerçek dua nedir, nasıl dua edilir, kimlerin duası kabul edilir, dua ederken ne yapmalıyız v.s. dua ile ilgili tüm konuları bu çalışmada Şerfeli Kuran ayetleri ışığında Yüce Rabb'imizin izni ile incelemeye çalışalım.                                                                                                    


Öncesinde kendi videolarımın linkini ekleyeyim.

DUA 1

DUA 2


 

2/61   Ve o zaman dediniz: “Ey Musa! Asla sabretmeyiz51 tek bir yemeğe; öyle ki dua80 et bizlere; Rabbine4; çıkarsın bizlere bitirdiğinden yerin baklagilinden ve hıyarından/kabağından ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından onun”; dedi (Musa): “Takas mı edersiniz o ast/aşağı olanı o hayır olanla? İnin bir şehre; öyle ki doğrusu sizleredir sual ettiğiniz/sorduğunuz”; ve vuruldu üzerlerine aşağılık/alçaklık ve miskinlik113; ve maruz kaldılar Allah’tan bir gazaba; işte bu; nedeniyledir ki kâfirlik25 eder oldular Allah'ın ayetlerine; ve katleder35 (oldular) nebileri hak değilken; işte bu; nedeniyledir (ki) isyan ettiler ve sınırı aşar oldular.                                                                                                                             

 

Musa israiloğullarını kölelikten kurtardıktan sonra uzun süre çölde kaldığını ve çölde ne buldularsa onu yediklerini anlıyorum. Görünen o ki Yüce Allah Musa peygamber ve İsrailoğullarına çok besleyici, kolay ulaşılabilen, uzun süre beslenmeyi sağlayabilecek olan bir besin kaynağı bağışlamıştır. Araplar çöl trüfü olarak bilinen bir besine manne (Allah'tan bir hediye) demektedir. Allah’ın verdiği ile yetinmeyerek, kavmi Musa’ya Rabb’ine du et, çağırda bize şundan bundan versin derler.                                                                                                                                                      

2/57Ve gölgelendirdik üzerinize bulutu; ve indirdik üzerinize çöl trüfünü ve bıldırcını; yiyin rızıklandırdığı (Allah’ın) güzelliklerden sizleri; ve zulmetmiş değildir bize; fakat oldular nefislerine zulmedenler.                                                                                                   

Uzun süre bu besinle beslendikten sonra bu kavim daha öncede devalarca sapkınlık, azgınlık yaptığı gibi gene yoldan çıkmışlar Allah'ın bahşettiği nimetle yetinmeyip daha fazlasını istemişlerdir. Burada birde kölelikten kurtulan halkın köle iken en azından karınlarımız doyuyor çeşitli yemekler yiyorduk tekrar o hayata dönelim diye bir düşünce tarzı olduğunu düşünüyorum. Bu sapkınlıklarının sonucunu da ayetten anlaşıldığı gibi hak ettikleri karşılığı Yüce Allah vermiş onlara. Konu bağlamına gelecek olursak Musa’ya dua et Rabb'ine yani ondan yardım iste, onu yardıma çağır denmektedir.         





*                                                

2/68   Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o”; dedi (Musa): “Doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o* bir sığırdır; değildir bir yaşlı; ve değildir bir körpe**; bir orta yaşlıdır bunun arasında; öyleyse yapın emredildiğinizi.”                             

*Dişi sığır.

**Yavruluktan yeni çıkmış.                                                                                                                                                                         

Allah Musa’ya kavmin sığır kessin diye vahyedip Musa’da halkına bunu iletince kavmin yaptığı şekilciliği, onların bir sürü gereksiz soru sormalarını, haybeye gereksiz detaylara takılmalarını eleştiren ayetlerdir. Halbuki Allah sığır kes dediyse, al ordan bir sığır kes gereksiz detaylara takılma. Şu anda dinde yapılanda bu değil mi ? 2/67 ve 2/71 arasını okuyunuz. Doğruyu bulmak adına yardıma çağırma olarak gelir bu ayette dua.                                                                                                                                                              

*                                                

2/186  Ve o vakit sordu sana kullarım hakkımda; öyle ki, şüphesiz ben yakınım; cevaplarım çağrısını çağıranın, çağırdığı zaman beni; öyleyse cevap versinler bana ve iman etsinler bana; böylece onlar doğru yolda olurlar.                                                                                                                                        

                                              

Allah bize zaten yakın. Ona yakınlaşmak için veya dua Allah'a ulaşssın diye Allah ile araya hiçbir şey koymaya gerek yok, koyulmaz da zaten, koyulursa da şirk olur. Allah duaya karşılık verir zaten. Ama her duaya değil. İlerleyen ayetlerde hangi dualar kabul olur işaretimizi göreceğimiz gibi bu ayette de koşul önce Allah'ın çağrısına uymaktır. Allah'ın çağrısı Kur’an'dır. Biz Kur’an’a uyacağız ki Allah'ın çağrısına uymuş olalım o vakit Allah bize karşılık verecektir. Bu çok önemli bir koşul ve Çok önemli bir noktadır. Yüce Rabb'imiz cevap versinler bana yani benim çağrıma uysunlar diyor. Eğer duamız kabul olmuyorsa kendimizi gözden geçirelim. Önce Allah'ın çağrısını biliyor muyuz sonrasında uyuyor muyuz. Ve iman ettik mi, gerçek anlamda iman ettik mi? Tüm ayeti bir daha okuyup özellikle işaretli kısma çok dikkat edebilir miyiz?                                                                                                            

 

*                                                

3/17   Bunlar: Sabreden, dürüst olan, gönülden bağlı olan, infak eden ve seher vaktinde bağışlanma dileyenlerdir.                                                                                                                                                      

                                                          

Bu ayette dua kelimesi geçmez. Bağışlanma dileyenler olarak gelir. Bu dua anlamına da gelir, tövbe etme anlamına da her iki şekilde de Allah'ı çağırmaktır. Tövbe konusu altında da bu ayeti alıcam burada da bahsetmeden geçmek olmaz. Ayeti iyi anlamak için bu ayetten önceki ayetleri okumalıyız. Bakalım kimmiş bu seher vakitlerinde bağışlanma dileyenler. Bu yaklaşım doğru muymuş, doğruysa örnek alıp bizimde yapmamız gerekir, eğer yapmamız gerekiyorsa da bu seher vakti tam olarak hangi vakittir. Bunlara cevap bulmaya çalışalım. Yüce Rabb'imiz 3/17 öncesi özetle şunları bizlere bildirmektedir; dünyadaki geçimlilikler (mal, çocuk, kadın v.s) insanlara güzel gösterilmiştir fakat bunlar dünya hayatının geçimlilikleridir, sınav konusudur. Asıl iyi sonuç Allah'ın yanındadır, bu dünyadaki şeylerden size daha hayırlısını haber vereyim mi der Yüce Rabb'imiz ve bu haberi verir. Takva sahipleri(vahiy dışına çıkmayan/sakınan) için süresiz kalacakları cennet vardır, cennetin içinde de arındırılmış eşler(sohbet arkadaşı/dişi veya eril değil) ve Allah'ın rızası varmış. Allah'ın çok bağışlayıcı olduğunu yine Allah bizlere öğretiyor.                                                                                                                                                                                    

42/36 Size verilen her şey, geçici dünya hayatının geçimliğidir. İman edip, Rabb'lerine tevekkül edenlere Allah katından verilecek nimetler daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.

3/14 Kadınlara, çocuklara, yığınlarla altın ve gümüşe, soylu atlara, davarlara ve ekinlere karşı tutkulu sevgi insanlara cazip gösterilmiştir. Bunlar, dünya hayatının geçimlikleridir. Oysa asıl iyi olan sonuç Allah'ın yanındadır.

3/15 De ki: "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahipleri için, Rabb'lerinin katında, içinde sürekli kalacakları, içinden nehirlerin aktığı Cennetler, arındırılmış eşler ve Allah'ın rızası vardır." Kuşkusuz, Allah, kullarını Hakkıyla Gören'dir.                                                                                                                        

3/16 Bu kimseler: "Rabb'imiz! Biz, Sana iman ettik. Suçlarımızı bağışla, ateşin azabından bizi koru." derler;

4/110  Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet edici bulur.

O zaman bağışlanma dilemek doğru bir davranış ve takva sahibi isek bunu yapmamız gerekir diye anlıyorum. Bağışlanma dilemeyi her zaman yapabiliriz tabii ki ama en doğru zamanın seher vakti olduğunu açıkça bildirir Yüce Rabb'imiz.                                                                                                                                                                                          

51/18  Seherlerde bağışlanma dilerlerdi.                                                                                                                                     

Seherlerde bağışlanma dileme ve bunu yapanlar takvalı olanlar bu ayette de işaret edilir.

                                                                                                                                            

17/78  Dik/ayağa kaldır salâtı5; Güneş’in batmasından gecenin171 karanlığına; ve fecrin55 toplanması (da); doğrusu fecrin55 toplanması oldu bir tanık/şahit olunan.                                                                                                                         

17:78 Güneş'in batmasından gecenin tam kararmasına kadar salatı ayağa dik/kaldır, fecrin yoğunlaştığı zamanda da. ‘Fecrin yoğunlaşması gözle görülen bir zamandır.’ İşte bu zaman tam olarak seher (Tan, Şafak) vaktidir. Yüce Allah muttakilerin özelliklerinden birisinin de bu vakitte bağışlanma dileyenler olduğunu buyurmaktadır. Bu nedenle seherlerde (seher vakitlerinde)  sabah salatı ile birlikte Yüce Allah’tan bağışlanma dilemeliyiz.                                                                                                                               

 

Ne zaman tam olarak bu seher vakti ve fecr zamanı ona bakalım.




*                                                

3/38   Orada Zekeriya, Rabb'ine dua etti: "Rabb'im! Bana katından iyi bir nesil bağışla. Kuşkusuz, Sen duayı işitensin."                                                                                                                                                                                                    

Allah her şeyi duyduğu gibi elbette duayı da işitir.                                                             

 

*                                                

6/40   De ki: "Eğer doğru söyleyen kimselerseniz söyleyin bakalım. Size Allah'ın azabı gelse veya son saat gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız?"

6/41   "Hayır! Yalnız O'na yalvarırsınız, O da dilerse yalvarmanıza konu olan sıkıntıyı kaldırır ve siz de ortak koştuklarınızı anmazsınız."                                                                                                                                                                             

                                              

Allah'ın ayetlerini yalanlasalar bile ölüm anı gelip çatında onlarında tek yalvarıp dua ettikleri Allah olacaktır. Allah istese ayetleri yalanlayamazlar, şirk koşamazlar ama insana özgür irade vermiştir. İnsan kendi yolunu kendi çizer, karşılığını da bu yolda yaptıklarına göre en ufak haksızlık olmadan alacaktır.        Yaratıcı olduğuna inanmayan kendine ateist diyen biri bile diyelim ki uçakta ve uçak düşüyor. Can korkusuna kesinlikle Allah'a yalvaracaktır. Çünkü atesit bile aslında dinsiz değildir. Onun dini yaratıcıya inanmama üzerine kurulu bir dindir. Onun dini dinsiz olmasıdır. Kim neye inanırsa onun dini odur. Aslında bilinç altında mutlaka inanıyodur çünkü kendisini idrak edebilme yeteneğini Allah bizlere kendisini bulabilme yeteneği vermiştir. Şirk koşanların bile can korkusuyla şirk koştuklarını bırakıp sadece Allah'a yalvardığına dair ayetler mevcuttur.          

Bir kişi neye nasıl inansa da neyi nasıl yapsa da dönüş yalnızca Allah’adır. Hükmü verecek olan Allah’tır.                                                                                                                                                                     

10/22  Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Öyle ki siz gemide iken ve güzel bir rüzgarla akıp giderken, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, birden şiddetli bir kasırga gelip çatar ve her yönden dalgaların onları sarıp kuşattığı anda, dini Allah'a has kılarak: "Ant olsun, eğer bizi kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız." diye dua ederler.      

10/23  Ama onları kurtarınca, yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendiniz içindir. Dünya hayatı bir geçimliktir. Sonunda bize döneceksiniz. Yaptıklarınızı size haber veririz.

29/65  Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a özgü kılarak O'na dua ederler. Fakat onları karaya çıkarıp kurtardığımız zaman, hemen şirk koşarlar.

29/66  Onlar, kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve gönüllerince yaşasınlar! Yakında neyin ne olduğunu görecekler!                   

*                                                

6/71   De ki: "Allah'ı bırakıp da bize faydası da zararı da olmayan şeylere mi yalvaralım? Allah, bizi doğru yola ilettikten sonra, ökçelerimiz üzerinde gerisin geri dönelim? Arkadaşlarının "Bize gel" diye doğru yola çağırdıkları; şeytanların ise ayartıp şaşırttığı kimse gibi mi olalım? De ki: "Doğru yol ancak Allah'ın gösterdiği yoldur. Ve biz Âlemlerin Rabb'ine teslim olmakla emrolunduk."                                                                                                                                            

                                              

Allah dışında dua edilen, yalvarılan, şirk koşulan, dua daha iyi kabul olur diye araya sokulan, birini araya vasıta koyarak yapılan (bilmemkim türbesi, şeyhcik, cami papazı, Nebi Muhammet dahil v.s.) tüm dualar boşadır. Onların ne yarar nede zararı olabilir. Bu manada ne dua edersen et sana bu dua özelinde yarar veya zarar sağlamaya güçleri yoktur.Ayrıca şirk koşmuşuzdur. Bağışlanma dilenilmesse bu kimselerin yeri cehennemdir. Tabii Allah kabul ederse, kurtulabilirler anca, Biz bilemeyiz Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

*                                                

6/162  De ki: “Doğrusu benim salâtım5; ve adanmış tarzım*; ve hayatım; ve ölümüm; Allah içindir; alemlerin Rabbi.                                                                                                                                                                   

                                                                      

Nebi Muammed'e bu ayeti söyle der Yüce Rabb'imiz. Bu bize yani insanlığa hitaben söylenir. Nebi içinde geçerlidir tabii ki. Burada bir iki kelimeyi açıklayalım. Sonra Yüce Rabb'imizin bize lutfettiği müthiş işaretlere bakalım.                                                                                             

Salat Kur'an okumak, anlamak, öğrenmek çalışmaktır. Adanmışlık tarzım diye çeviri doğrusur. Arapçası nusuk (nusuki) نسك nsk Nun-Sin-Kef olarak gelir. Yapılan tüm ibadetler, tüm kulluk eylemleridir. Arapçasını söylemek daha kapsayıcı olacağından nusuk olarak söylenmesinde fayda görüyorum.

İşaret 1- Başka ayetlerde olduğu gibi burada da Allah'ın başka alemler yarattığı ve hepsinin efendisi olduğu.                                                                                                                 

İşaret 2- Bizim her yaptığımızın veya her yapacağımızın Allah için olması gerektiği. Kur'an çalışmamızın, nusukumuzun, hayatımızın hatta ölümümüzün.                              

*İşaret 2 bize ne anlatır.

a- Kur'an çalışırken Allah için çalışma yani Kur'an okurken, öğrenirken Allah'ın yolunda olmak için çalışılmalı, Allah'a takvalı olmak için çalışılmalı, temiz, salih bir kalp ile arınmış olarak çalışılmalı.                                                                                                                                                                                                 

b- Tüm ibadetlerimizde, kulluk eylemlerimizde Allah'ın istediği gibi, Allah'ın hudutlarından çıkmadan yapılmalı.                     

c- Hayatımızda Kur'an'ı baz alarak, Kur'an'a göre yaşadığımızda hayatımızı Allah için yaşamış oluruz. O ne dediyse, ne kadar dediyse ve nasıl dediyse onları yaparak.          

d- Ölümümüz de Allah için olmalı. Allah'ın istediği gibi yani Müslüman olarak ölmemiz gerekir. Tabi tüm bunlar kendimiz içindir unutmayalım.                                                                                                                                                                                       

İşaret 3-  Bu ayeti kendimize ilke almalıyız. Bu ayeti söylemek veya akılda tutmaktan daha önemlisi bu ayeti hayata geçirebilmemizdir. Bu şekilde olun der Yüce Rabb'imiz.                                                                                                                                                             

*                                                

7/29   De ki: “Emretti Rabbim eşitliği; ve kaldırıp doğrultun yüzlerinizi her bir mescitte16; ve çağırın O’nu (Allah’ı); halis/saf/katıksız kılanlar olarak O'na dini; başladığı gibi sizleri (yaratmaya); dönersiniz.

72/18  Ve doğrusu mescitler16* Allah içindir; öyle ki çağırmayın219 Allah ile birlikte birini220.                                                                                                       

*Yüce Allah'ın mescitleri işaret etmesi sonrası çağrıyı/duayı işaret etmesi anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı, akşam salâtı ve toplantı salâtı) beynin secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.                                                                                                                                                                 

                                                                                             

İnsan olarak herkes eşittir. Zaten nebi Muhammed’e Allah arkadaşınız der ayetlerde. O ne bir kral ne padişah ne şeyh ne müridi olan şıh v.s. (çoğaltabiliriz) değildi. Yeri geldiğinde lider olabildiği gibi yeri geldiğinde şefkatli bir arkadaştı. Kimseye tepeden bakmadı, büyüklenmedi. Ordamıydın sen nerden biliyorsun derseniz Kur’an açıp okursanız anlarsınız. O müjdeliyi, uyarıcı, müşriklere sert katı, müminlere şefkatli idi. Allah'tan gelen vahyi duyurdu işi buydu ve işini tam anlamıyla yaptı. Hadis, sünnet gibi saçmalıklar onun bize bıraktığı şeyler değil şeytanların (tüm saptırıcı, bozucu her şey) uydurduğu, nebiye ve bizzat Allah'ın kendisine iftiradır. Bu konuyu hadis başlığına inceleyelim.    

Allah beni çağırın diyor ama halis/saf katkısız olarak çağırın, dini yalnızca bana has kılarak çağırın diyor. Benim söylediğim şekilde beni çağırın benden yardım isteyin diyor. Bunun harici dualar demek ki geçerli olmayacak. Bu dualara Rabb'im cevap vermeyecek, bunu anlıyorum ben.

Şunu da belirtelim, mescit Allah'a ibadet edilen, Allah'a dua edilen, Allah'ı çağırdığımız her yerdir. Kapalı bir mekan veya toplu olması şartı aranmaz. Evimizin köşesi, dağ başı, okyanus ortası, mars uzay istasyonu, dünya yörüngesi uzay gemisi v.s. Bu yüzden bu ayeti anlarken, ha bak sadece mescitteyken, bu şekilde dua etmemiz lazım diye algılamamız Şerefli Kur’an’ımızı ıskalamak olur.                                                                                                                                                                                                                                                     

 

*                                                

7/55   Rabb'inize "tederruan" ve "hufyeten" dua edin. Kuşkusuz O, haddi aşanları sevmez.

7/56   Ve düzeltildikten sonra, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na korkarak/endişe ve umut ile dua edin. Kuşkusuz Allah'ın rahmeti muhsin olanlara yakındır.             

tederruan: alçak gönüllülük             hufyeten : açık ve gizli                                                                                                                                                                               

32/16  Onlar(Allah'ın ayetlerine inananlar) , yataklarından kalkarak korku ve ümit içinde Rabblerine dua ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.

19/48  "Sizden ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden uzak durup, yalnızca Rabb'ime dua edeceğim. Umulur ki, Rabb'ime ettiğim dualar sayesinde mahrum olmam."                

19/48 İbrahimin duası.                                                                                                         

21/90  Bunun üzerine çağrısına karşılık verdik. Ve kendisine Yahya'yı armağan ettik. Ve onun için eşini ıslah ettik. Onlar hayırlarda yarışıyor, umarak ve endişe ederek Bize yalvarıyorlardı. Ve Bize karşı içtenlikle saygı duyuyorlardı.        

21/90 Zekeriya’nın ettiği duaya karşılık Rabb'imizin karşılığı. Neler yaptıkları, nasıl dua ettikleri ve duydukları saygıyı anlatan ayet.                                                                        

                                                                      

Dua ederken acizliğimizin farkında olarak dua etmeliyiz. Allah'tan gelecek bir şeye (hayır yada şer) kimsenin engel olamayacağını, dünyada yararlandığımız ve hizmetimizde olan her şeyin Allah tarafından bize nasip edildiğini unutmadan, Allah'ın yardımına ihtiyacı olanın bizler olduğu bilincini kaybetmeden dua edilmeli. En olmayacak şey bile olsa Allah isterse onun olacağının bilincinde olarak Allah'dan umudu kesmemiz gerekir. Duamız gizlice olabileceği gibi açıkça da yapılabilir.

7/56 ayetindeki düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın kısmının dua ile bağlantısını şu şekilde anlamlandırdım şahsım adına; eğer bir dua ediyorsak ve bunu da Allah kabul ediyorsa demek ki dini yalnızca Allah' has kılarak, Allah'ı birleyerek, tevhid inancında dua etmişiz ki Allah da bizi doğru yola iletmiş ki duamız kabul olmuş. Bundan sonra tekrar eski halinize dönmeyin, imandan sonra küfre düşmeyin.

32/16 ayetindeki Allah'tan korkmanın şu şekilde doğru olacağını düşünüyorum. Allah'ın azabının şiddetini anlamamız ve şunlar azap görecek dediklerinin kurtuluşu olmayacağı bilincinde olup ona göre hareket etmemizi istemesinin yansımasıdır. Çünkü bizi yaratan, bizi seven, çok merhametli, çok bağışlayıcı, çok rahmetli, bize rızkımızı veren Alemlerin Rabb'inden neden korkalım. O’na kavuşacağımızı biliyoruz. O’nun hudutlarından çıkmazsak eğer ancak kavuşacağımız gün için sevinç içinde olabiliriz.

Ancak kendi yaptıklarımızdan ötürü başımıza geleceklerden korkmamız gerekir. Çünkü Allah’ın azabından kimse emin olamaz. Allah’a derin ve büyük huşu duymalıyız elbette. Yüceliğini bir insanın kavrayabileceği kadar, tecelli edişine ve tecelli ettiklerine bakarak kavramaya çalışmalıyız.

Yalnız huşu ve haşyet, korku ile eşleştirilmemelidir. Şöyle söyleyelim huşu ve haşyet duyuln derin saygıdan yüreğinin ürpermesi, heybetine, yüceliğinde karşı alçalmaktır, kendi acizliğimizin farkında olmaktır. . Korku ise belirli bir tehdit karşısında ortaya çıkan doğal bir tepkidir. Huşu ve haşyette zihinsel bir boyun eğme varken korku geçicidir, anlıktır. Tehdit ortadan kalktığında veya hatırlanmadığında otomatik ortadan yok olacaktır.  

Yüce Allah’ın makamından, uyarılarından, azabından, affedip affetmeyeceğincen, intikam alacağından, takvalı olmamak yada olamamaktan, azabından gibi ve/veya benzeri şeylerden elbette korkmalıyız. Ama kendisinden korkmak bana çok mantıklı gelmiyor.

Zaten Yüce Allah’ımızın benden korkun diye bir ayeti yoktur. Kendisinden sakınmamızı, takvalı olmamızı emreder. Korkacaksak Allah’tan değil kendi yaptıklarımızın sonucundan korkalım. Çünkü tam ve eksiksiz karşılığını bize verecek. Şahsım adına yaptığımın karşılığını tam veren en adaletli olan Yüce Yaratıcıdan (bizzat kendisinden) korkmamı gerektirecek tek bir sebep yoktur. Ama Şerefli Kur'an'ımız korkmamız gerektiğini söylüyorsa elbette korkarım.

Benden korkun diyen örnek bir ayet üzerinde konuşalım ki kendi düşünce tarzımı anlatabileyim.

2/40 Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimet verdim üzerinize; ve tutun ahdimi187; tutarım (ben) ahdinizi*; ve sadece bana; öyle ki korku474 duyun (sadece) bana.

Bu ayette evet Allah’tan korkacağız yalnız şunu der Yüce Allah. Size verdiğimi hatırlayın, sözünüzü tutun ki bende sözümü tutayım, sözünüzü insanlardan veya herhangi bir şeyden korkar da tutmazsanız azapta olanlardan olursunuz. O yüzden onlardan değil benden korkun, size azabımdan korkun, sözünüzü bozmaktan korkun ki tutun sözlerinizi.                                                                                                                              

                                                                                                                                 

4/147  Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin? Allah Şakir'dir. Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                                                                                                                                 

*                                                

7/180  En iyi isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.

17/110  De ki: “Dua80 edin Allah (diye) veya dua80 edin Rahman1 (diye); dua80 ettiğiniz hangisiyse”; öyle ki O'nadır en güzel isimler49; sesini yükseltme salâtında5; sessiz (de) etme onu; bakın/ara arasında bunun bir yol.

*Bu ayeti salatta ses konusunda inceledik.                                                                              

                                                                                                                                                                                            

Dua ederken Allah'ın bize öğrettiği isimler dışında başka isim söylememeliyiz. Allah'ı kastedsekde, Allah'ın ismi diye Kuran harici geçmeyen bir isim kullanmamalıyız. O yüzden esmaül-hüsna da geçen Allah'ın isimleri dedikleri isimleri körü körüne kabul etmemliyiz. Kuranda geçen bazıları orda yok, orda olan bazıları kuranda yok. Kendi tespit ettiğim Allah'ın en güzel isimlerini çalışmamıza koyucam Allah izin verirse. Tabiiki en doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                         

Not:  Bu ayet özelinde kendi sesini duyacak şekilde konuşmayı incelemeyece çalışıcaz. Salatta ses konusunda kendimiz duyacak kadar sesli okumayı incelemeye çalıştık.                                                                                                                                                                                        

Tabii ki bizim iyiliğimiz için. Yüce Allah her şeyi ama her şeyi bilir, görür ve işitir. Her şeyden anında haberdardır. Bizim yapacağımız duayı elbette  içimizden yapsak da duyar. Ancak kendi sesimizi duyacak şekilde dua etmek beynimizde inanılmaz olumlu değişiklikler yapmaktadır. Bize faydası olan bir yöntemdir.                                                                                              

2010 yılında Kaliforniya Üniversitesi ve Johns Hopkins Üniversitesinde (‘UC Berkeley, UCSF and Johns Hopkins University’) görevli nörobilim insanları çok yeni bir keşif yaptılar. İnsanın kendi konuşmasını takip etmesi (dua ederken sesini duyması ve konuşmasını takip etmesi gibi) insan beyninde çok çok kompleks-karmaşık bir mekanizmayı aktive etmektedir. İnsanın kendi sesini duyması ve takip etmesi beyinde ses ayarları ağını (network) aktive etmekte ve dilediğimiz sesleri yükseltme (‘amplify’), dilediğimiz sesleri sessiz hale getirme (‘silence’) imkanını sağlamaktadır. Hastaneye yatmış olan epilepsi hastalarının beyin dalgalarını inceleyen bilim insanları, kendi konuşmalarını takip eden hastalarda beynin duyma merkezindeki nöronların (sinir hücresi) aktivitesinin azaldığını, ancak beynin başka bölümlerinde sinir aktivitesinin arttığını tespit ettiler. Bu da şu demektir; Kendi sesini duyan ve takip eden bir kişi dış çevreden gelen sesleri duyan beynin duyma merkezini baskılamaktadır. Dış çevrelerden gelen seslere daha az duyarlı hale gelmektedir. Çevreden gelen sesler için tıpkı bir ‘mute’ ‘sessiz’ tuşuna basılmış gibi etki görülmektedir. Beyin kişinin kendi sesini ise artırmaktadırlar (amplifiye etmektedirler). Bilim insanları kendi sesimizi duymamızın ve takip etmemizin dil gelişiminde çok önemli rol oynadığını bildirmektedir. Kendi sesimizi duymamızın beynimizde  çok karmaşık mekanizmaları aktive ettiği gösterilmiştir. Kendi sesimizi duyup takip etmek dış seslere beynimizi kapamakta, kendi söylediklerimizi daha fazla duymamıza neden olmaktadır. Bu da daha çok konsantrasyon ve beyinde daha çok etki demektir. Ancak modern bilim ile faydası gösterilen bu durumunun Yüce Allah tarafından bize bildirilmesi büyük bir mucizedir.



*                                                

7/194  Allah'tan başka dua ettikleriniz, sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü kimselerseniz, haydi onlara dua edin de size karşılık versinler.                                                                                                                                        

Tek ilah Allah'tır, yerlerde ve göklerde ve arasında, Allah'ın kendi katında ne varsa yalnızca Allah'ın kullarıdır. Ona kul olarak geleceklerdir. Allah harici dua edilenlerden asla bir karşılık göremeyiz. Sonra hüsrana uğrayanlardan oluruz. Kendine haksızlık edenlerden oluruz. Telep eden de talep edilende acizdir. Hiçbir şeye güç yetiremezler. Bu Allah harici dua edilenlerin örneğini müthiş bir örnek ile 13/14 ayetinde bizlere öğretir Yüce Rabb’imiz. Ayet bu çalışmada var bakabilirsiniz.                                

 

*                                            

7/197  O'ndan başka dua ettiklerinizin, ne size yardım etmeye güçleri yeter, ne de kendilerine yardım etmeye."                                                                                                                                                                                                 

Varlığın üzerinde tek egemen Yüce Allah'tır. Allah harici kimsenin yardıma gücü yetmez. Ne başkasına ne de kendisine. Yüce Allah’tan gelecek herhangi bir şeye asla kimsenin gücü yetmez.                                                                                                                                 

 

*                                                

9/75   Onlardan kimi de "Eğer lütfundan bize verirse, ant olsun sadaka vereceğiz ve ant olsun salihlerden olacağız." diye Allah'a söz vermişlerdi.

9/76   Allah, onlara lütfundan verince, onlar cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten onlar dönektirler. 

9/77   Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, Kendisi ile karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine nifak soktu.

 9/78  Bilmiyorlar mı ki, Allah onların sırlarını da fısıldaşmalarını da bilmektedir. Allah, gaybı bilendir.                                                                                                                                                                            

                                                                                                                                 

Onlardan kimi yani münafıklardan kimi (önceki ayetlere bakınız) Allah'a dua edip söz vermişler, ettikleri dua kabul olup da isteklerine kavuşunca da sözlerinden dönmüşler. Bu ayetten anlamamız gereken (münafık olmasak da) bir şey için Allah'a çağrıda bulunup da Allah'da bunu kabul ederse (etmese de) duada ne söz verdiysek onu tutmalıyız. Duamız kabul olsa da ve olmasa da nankörlük, asilip yapamayız. Eğer yaparsak ve Allah'da kalbimizi mühürlerse artık bunun geri dönüşü olmaz. Tabii ki Allah nasip ederse kalbimizi açar tekrar ama bu ayetten anlaşılacağı gibi Allah'ın huzuruna çıkana kadar bu sapkınlıkta devam edileceği anlatılıyor bize. Bu konuda dikkatli olmak lazım.

Duamızın kabul olup olmaması nankörlük etmeye asla sebep olmamalıdır olursa hüsrana uğrarız, nankörlük yapmış oluruz. Kaldı ki bizim hoşlandığımız şey bizim için şer, bizim hoşlanmadığımız şey bizim için hayır olabilir. (Konu bağlamında 17/11 ayetine de bakabilirsiniz) Biz bilemeyiz Allah bilir. Duamız kabul olsa da olmasa da bu sınav vesilesi olabilir bizim için, bunu da Yüce Allah bilir.

2/216 Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.                                                           

Ayrıca Yüce Allah belki sabrımızı test etmek için istediğimiz şeyi vermeme noktasında bizi sınava tabii tutmuş olabilir. Yaşadığımız zoruk için Kolaylığını da verecektir.                                                                                                                                                                                                   

94/5 Zira zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

94/6 Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

65/7 Varlık sahibi olanlar, varlıklarına göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait olmayan da Allah ne verdiyse ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine verdiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık verecektir.                                                                                                                                                                                                                                                    

*                                                

10/10  Duaları80 onları orada (cennette); “Subhân'sın7 sen; ey Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri onların orada (cennette); “selâm”’dır; ve çağrılarının/dualarının sonu ki “hamd3 alemlerin Rabbi4 Allah'a”’dır.                                                                                                           

                                                          

Bir önceki ayetle (10/9 Kur’an’dan okuyunuz) beraber anlaşılması gerekir. İman edip salihatları yapanları Yüce Allah imanlarından dolayı doğru yola iletmiş ve naim cennetlere yerleştirmiştir. Ve bu cennetlerde olanların yaptıkları duaların sonunda söyledikleri sözlerden bahseder 10/10 ayeti.

Şimdi bu ayet özelinde akletmeye çalışalım. Öncelikle aklederken çalışma yöntemimiz ne olmalı kısaca bundan bahsedelim. İnsanın kendi çalışmasından başkası yoktur, herkes çalışmasına karşı rehindir. Ayetleri anlarken, ayetler üzerinde çalışırken diğer ayetlerde kelime nasıl geçiyor bakmalı başka ayetle bağlantısına bakmalı, her zaman Kur’an düşünülmeli bütünlüğüne bakmalı, bazen bilimsel yansıması araştırmalı bazen de üzerinde çokça düşünmeliyiz. Arapçanın gramerine dikkat edilmeli, kelime anlamlarına farklı yerlerden güzelce bakmalıyız.

Kur’an bütünlüğünden cennete giden bir insanın artık Rabb'i hakkında, ahiret, cennet, cehennem hakkında, şu anda bize gayb olan bazı şeyleri bizden çok daha iyi bildiğini hatta bunları bilirken ayrıca dünyadaki hayatını da hatırladığını biliyoruz(Dünya hayatı hatırlanır çalışmasınabakınız).

Bu insanlar artık cennettedir ve hala dua etmeye devam etmektedirler. Allah zaten süresiz nimetlendirmiş, istedikler her şey onlara verilmiş, artık cezada yok ölümde ama dua etmenin sonu gelmemiş. Cehennem halkının da duasının cehennemde devam ettiğini, Rabb'ine çağrılarını sürdürdüklerini Kur’an’dan biliyoruz ama onların dualarına karşılık verilmez. Cennetteki dua bir şey istemek için değil Allah'ı yüceltmek için ve verdiği nimetler içindir diye anlıyorum.

Şundan kesin emin olabilirim ki cennettekilerin dualarının sonu Yüce Allah'ım sen Sübhansın demeleri, temennileri/essennemeleri selam, hamd Alemlerin Rabb'i Allah'a dır derler. Bu ayete bakarak öğüt almam gerektiğini düşünerek bizimde dualarımızın sonu bu şekilde olmalı kanaatindeyim. Bu ayet bana bu mesajı veriyor.

Şu şekilde de yorumlayabiliriz. Cennettekiler bizden daha fazla birçok şeyi bildiklerinden Allah'ın Sübhan olduğunu (tüm isimlerini tecelli ettiren) bilir ve tanık olurlar, bunu dile getirirler cennette sadece tek temennileri selamdır, bunu da dile getirirler ve ve tüm duaların sonunda Hamd Alemlerin Rabb'i Allah'adır derler, Alemlerin Rabb'i olan Allah'a hamd olsun derler, bu şekilde dualarını bitirirler. Arada bir fark yok, ben duanın sonu olarak ayetin tamamının söylenmesi gerektiği kanaatindeyim fakat böyle olmadığını düşünende dualarının sonunda mutlaka hamd alemlerin Rabbi Allah'adır demesi gerektiğini düşünüyorum.      


*                                                

10/12  İnsana bir sıkıntı dokununca, yatarken, otururken veya ayaktayken bize dua eder; fakat Biz onun sıkıntısını giderince de karşılaştığı sıkıntıdan ötürü sanki Bize hiç dua etmemiş gibi davranmaya devam eder. İşte Müsriflere, yaptıkları şey böyle cazip gösterilmiştir.                                                                                                                                                   

                                                                      

Öncelikle duanın fiziksel şekli hakkında bilgi verir Yüce Rabb'imiz. Demek ki her şekilde dua edebiliriz. Yatarken, otururken veya ayaktayken. Bunu sadece bu şekilerdeyken edilebilir bunun harici edilmez olarak algılamayalım. Koşarken, arabadayken, eşşek sırtındayken, sudayken v.s. edilmez gibi algılamayalım. Yüce Allah'ımız bura da her şekilde ver her zaman dua edebilirsiniz der (aklınıza ne gelirse daha fazla açmayayım)

İkinci önemli konu bir dua ettik, Allah kabul etti. Sonarında bu duayı hiç etmemiş gibi davranmamalıyız. Kendimizden de bunu örnekleyebiliriz. Siz yaşadınız mı bilmiyorum ama ben yaşadım. Çok istediğim bir şey için yıllarca hemen hemen her gün dua ettim ve bir gün Allah nasip etti. O andan sonra hiç dua etmemiş gibi davrandım. Ne doğru dürüst Allah'a teşekkür ettim ne karşılığını verdim v.s. Sanki hiç dua etmemişim. Taki bu ayeti okuyana kadar. İşte o zaman yaptığın yanlışı ve yanlışın boyutunu anladım. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bunu bana gösterdi, anlamamı sağladı.

Devam edersek ayetimize müsriflere yaptığı şey cazip gösterilmiştir diye Yüce Allah genel olarak söylendi kanısındayım. Hem ettikleri dualarını unutmaları hem de dünya menfaatleri cazip gösterildi ki daha fazla yanlış yapsınlar, yanlış yolda kalsınlar ve daha fazla azap görsünler diye. Bazılarını/birçoğunu Allah doğru yola iletmez. Allah bilir biz bilemeyiz.                                                                                                                                                                                     

16/53  Sahip olduğunuz nimetlerin tamamı, Allah'tandır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınızda, yalnız O'na yalvarırsınız.

16/54  Sonra O, sizden sıkıntıyı giderince, bir kısmınız hemen Rabb'lerine şirk koşmaya başlar.

30/33  İnsanların başlarına bir sıkıntı gelince, Rabb'lerine yönelerek O'na dua ederler. Sonra, onlara kendinden bir rahmet tattırınca, onlardan bir kısmı Rabb'lerine şirk koşarlar.

39/8   İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, Rabbine yönelerek bütün benliğiyle O'na dua eder. Sonra kendisine bir nimet lütfettiği zaman, daha önce O'na yöneldiği halini unutur. O'nun yolundan saptırmak için Allah'a ortaklar koşar. De ki: "Nankörlüğünle biraz daha yararlan. Kuşkusuz ki sen ateşin halkındansın."

39/49  İnsanın başı derde girdiği zaman Bize yönelir. Sonra ona tarafımızdan bir yardım bahşettiğimizde: "Bu bana bilgimden/yeteneğimden dolayı verilmiştir." der. Hayır! O bir fitnedir. Ne var ki onların çoğu bilmezler.

6/40   De ki: "Eğer doğru söyleyen kimselerseniz söyleyin bakalım. Size Allah'ın azabı gelse veya son saat gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız?"

6/41   "Hayır! Yalnız O'na yalvarırsınız, O da dilerse yalvarmanıza konu olan sıkıntıyı kaldırır ve siz de ortak koştuklarınızı anmazsınız."                                                                                                                                                                               

*                                                 

13/14  O'nadır gerçek dua; ve O’nun aşağısından çağırıp-yalvardıkları kimseler değildir cevap verenler onlara bir şeyle; yalnızca her iki avucunu suya doğru uzatan kimse gibidir ulaşsın diye ağzına; oysa o ulaşmaz ona; ve değildir kâfirlerin duası sapkınlık içinde olmaktan başka.                                                                                                                                                     

                                                          

Gerçek olan dua yalnızca Allah'a yapılan duadır. Başkalarına yapılan dua kafirlerin duasıdır. Kafir olanlar bu şekilde dua eder. Ve Allah harici dua edilen varlıkların durumlarını Yüce Rabb'imiz ayette bildirir. Bunların dualarının aynı cehennem ehli duası gibi boşa gittiğini anlıyorum. Aynı cehennemde boşa dua ettikleri gibi. Bu dualarına karşılık alamazlar. Dualarına karşılık alamadıklarının göstergesi olarak da cehennem bekçilerinden isteğimizi Rabb'inize iletin diye belki onlar iletirler diye umarak onlara söylerler.

Duanın içinde Allah harici bir şeye sesleniliyorsa, anılıyorsa, adı geçiyorsa, yardım isteniyorsa bu dua kesinlikle gerçek dua değildir. Bu sapkınlar sadece Alah harici başka varlıklara dua edenler değil aynı zamanda da dua ederken Yüce Allah ile birlikte Yüce Allah’ın astından ilah sandıkları şeyleri dualarına karıştıranlardır. Yüce Rabb'imiz bu duayı kabul etmez ki zaten böyle bir dua ona yükselmez. Ayette de çok güzel örneklemiş Yüce Rabb'imiz.

İki avcunu açıp suya uzatan su ulaşsın diye bekleyen ama o suyun asla ulaşmayacağını öğretiyor bizlere. Yani yapılan olayda niyet iyi bile olsa çaba beyhudedir. Sonuç şirktir. Çünkü yöntem yanlıştır. Bereket yanında olmasına rağmen ona ulaşamaz. Şimdi bu ayeti okuyup ha Allah kafirlere demiş bana dememiş ki, tarzında düşünürseniz büyük yanılırsınız. Kafir demek Allah'sız, kitapsız demek değildir. Kur’an’da kafir demek bir şeyin üstünü örtmek, gizlemek demektir. Mesela bir çiftçi toprağa tohum atar ve tohumun üzerini örterse bu çiftçi kafirlik yapmış olur. Yani tohumun üzerini örtmüş olur. Eğer Yüce Rabb'imizin bu öğretilerini uygulamazsa mesela bu ayet özelinde duada Allah harici birinin ismini anar, yardım ister v.s. İsek kafirlik etmiş oluruz yani kafir oluruz yani Allah'ın ayetlerini örtmüş, gizlemiş, yalanlamış oluruz.

Bu bağlamda Kur’an ayetlerini kabul etmeyen yalanlayan kafir olur. Kur’an ayetlerini sözde kabul edip de o ayetlerin söylediği şeylere uymayan, ayetlerin tersini yapan da gerçeği yalanladığından kafir olur. Görüldüğü gibi kafirlerde dua eder ama onların duaları sapkıncadır. Allah'a yalvarıyorum diye peygamberlere, ölmüş insanlara şuna buna dua ediyorlar, şefaat ya bilmemkim diye şirke giriyorlar. Şirk affedilmeyecek tek günahtır. Yüce Rabb'imiz kendisine ortak koşulmasını affetmeyecektir. Neye, nasıl, ne şekilde dua ettiğimize dikkat edelim.                                                                                                                                                                                   

40/49  Ateşte olanlar, Cehennem görevlilerine: "Rabb'inize dua edin de bir gün de olsa azabı bizden hafifletsin." derler.

40/50  Görevliler: "Resulleriniz, size kanıt içeren bilgilerle gelmediler mi?" derler. Onlar: "Evet, geldiler." derler. Görevliler: "O halde kendiniz yalvarıp yakarın; Kafirlerin duası ancak boş ve anlamsızdır." derler.                                                                                                                                                                      

40/43 "Şu bir gerçek ki, sizin beni kendisine çağırdığınız şey, dünyada da ahirette de kendisine çağıranlara cevap verme gücü olmayan şeydir. Kuşkusuz dönüşümüz Allah'adır. Haddi aşanlar Cehennemliktirler."                              

*                                                

17/11  İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua ediyor. İnsan çok acelecidir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

Neye dua ettiğimizi bilmeliyiz. Bilmediğimiz bir şeyi söylemekten ve bilmediğimiz bir şeyi Allah'tan istemekten Allah'a sığınmalıyız. Buda aceleci olmamızdan kaynaklanıyor der Yüce Rabbimiz. Sonuçta bize iyi gözüken şey aslında bizim için şer olabilir yada tam tersi. Allah bilir, biz bilemeyiz. Hayır zannedip dua ederiz ama aslında bu şer olabilir yada tam tersi. O yüzden en mantıklısı sonucundan emin olmadığımız bir şeyi istememektir yada isteyeceksek de Yüce Rabb'imizden hayırlısını/hayırlı olanı/hayırlı ise  şeklinde istemek daha doğru olacaktır kanaatindeyim.                                                                                                                                                                     

2/216  …….….Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

4/19   …….. .. bilin ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır kılmış olabilir.                                                                                                                              

 

*                                                

17/20  Biz, bu dünyayı isteyene de ahireti isteyene de veririz. Bu, Rabb'inin atalarındandır. Rabb'inin ataları kısıtlanmış değildir.                                                                                                                                                                                                                    

Ne için dua ettiğimize çok dikkat edelim. Dünyaya fazla bağlanıp sadece dünya için dua edip dünyayı istersek, Allah verir, verir de sonra ;                                                                                        

11/15 Kim sadece dünya hayatını ve onun ziynetini isterse, onlara yaptıklarının karşılığını eksiksiz veririz. Bu hususta onlara hiçbir haksızlık yapılmaz.

11/16 İşte bu kimselere, ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Burada yaptıkları şeyler boşa gitmiştir. Zaten yaptıkları bütün işleri geçersizdir.

17/18 Kim aceleyi isterse, hak eden kimseye dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra onun için Cehennem'i mekan yaparız. Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.

2/86 Onlar, dünya hayatına karşılık ahiret hayatını satan kimselerdir. Bundan dolayı onlardan azap hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.

6/32 Dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, takva ehli olanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?                                                                                                                       

O zaman nasıl dua etmeliyiz dersek, her şeyi her türlü örnek ile apaçık bizlere öğreten Yüce Rahman’ımız elbette ki bunu da bizlere öğretmiştir.                                                                 

2/201 Kimileri de: "Rabb'imiz, bize dünyada da iyilik, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru." derler.                                                                   

2/202 İşte bunların, kazandıklarına karşılık payları vardır. Allah, hesabı çabuk görendir.                                                                                                      

 

*                                                

19/65  Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabb'idir. Öyle ise yalnızca O'na kul ol ve kulluğunda sabırlı ol. İsmi O'nunla anılmaya değer bir başkasını biliyor musun?                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

Yüce Rabb'imizin isminin yanında isim anılmaz çünkü böyle bir şey olamaz, En iyi isimler O’nundur,

 

7/180 En iyi isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.

17/110 De ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur." Salatında ne fazla yükselt ne de fazla kıs. Bu ikisi arasında bir yol tut.                                                                                                                                                                                        

İbadet ederken, dua ederken v.s. Allah'ın ismi yanında isim anılamaz. Şuan ki yat kalk egsersizinde (namaz dedikleri aymazlık ibadetinde) dua diye okudukları ve Kur’an’da olmayan Arapça zırvalıklarda bunu yaparlar, ezan dedikleri uydurmada bunu yaparlar ve aynı zamanda söyleyince Müslüman olduklarını zannettikleri (Allah'a iftira atarak) kelimi şahaadet dedikleri şeyi söyleyerek şirke girerler.

Hem Yüce Rabb'im Kur’an’da Müslüman olmayı anlatır ve bunun aksine Allah’ın sözüne göre değil kendi inançlarına göre biz bunu dedik mi Müslüman oluruz, iman tazeleriz derler Allah'a inat, Allah'ın ayetlerini yalanlarlar, ayıca da 19/65 ayetinde gene Allah'ın söylediğini hiçe sayarlar. Dua ederken bilmemkimin yüzüsüğü hürmetine diye dua eder, bilmemkim baba türbesine gider don bağlarlar falan filan. Şeytan öğretilerini uygulayan, şeytanın velileridir bunlar. İblisle gidecekleri yer de aynıdır. Kur’an okunduğunda bu açıkça görülür zaten. Bu kimselere ana/babamız dahi olsa  Allah'tan bir müşrik için bağışlanma dileyemeyiz ama Allah'tan herkes için merhamet etmesini dileyebiliriz 60/4 - 15/56 - 4/106. Fakat inanlar birbirleri için Allah'tan merhamet dileyebilirler 47/19.                              

Bunları yapmalarını öğreten şeylerde tamamı zan olan hadisler, sünnetler ve hadis, sünnet uydurmasyonlarına inanan bu inanca göre Kur’an ayetlerini eğip büken sözde Kur’an mealcileridir. Ve buna çanak tutan öğretim sistemimizdir. Din adı altında İslam’la alakası olmayan şeytan öğretilerinin bize dayatılması ilkokul zamanında lise sonuna      kadar devam eder. Bu zihniyet kendi inançlarını Kur’an’a söylettirmeye çalışırlar. Bunlarla kafamız yıkanır, bunlara inandırılırız. Bunları öğrenip bunu İslam zannettikten sonrası kolaydır. Tazecik beyinler yaklaşık 10-12 sene boyunca şeytan öğretilerinin karanlığında bırakıldığında sonrasında dini gerçek kaynağından (Kur’an) öğrenmeyi istemek bile insanın aklına gelmez. Geleninde bir kısmı bu sözde mealcilerin saçma sapan mealleri sayesinde (ayetleri hadislere göre eğip büken)  ya bu saçmalıkları doğru zanneder yada biraz daha derine inen bu ne saçma bir din der ki bu çeviriler dikkate alındığında bu tanı doğrudur, ya ateist olur ya putperes ya şu ya bu.                                                                                                                                                                                                  

60/4   Ancak İbrahim'in babasına: "Allah'tan olacak olana gücüm yetmez, fakat senin için bağışlanma dileyeceğim" sözü hariç. İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için iyi bir örnek vardır.

15/56  İbrahim: "Rabb'inin rahmetinden, sapkınlardan başka kim ümidini keser?" dedi.

4/106  Allah'tan bağışlanma dile. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

47/19  O halde, Allah'tan başka ilah olmadığını bil. Kendi suçların için, inanan erkekler ve kadınlar için bağışlanma dile. Allah, dönüp dolaşacağınız yeri ve varıp duracağınız yeri bilir.                                                                                                                                                                      

9/113 Nebi ve Mü'minlere; Cehennem'lik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, Müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.     

Başkası adınada dua edilebilir. Ama bu duada dikkat edilecek husus cehennemlik olduğunu bilirsek yani şirk koşan biri ise Allah'tan onun için bağışlama dilememeliyiz.


*                                                

22/62  İşte böyledir! Allah Hakk'ın ta kendisidir. O'ndan başka yöneldikleriniz ise Batıl'dır. Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.                                                                                                                                                           

 

Allah'tan başka dua edilenler, yada Allah'a yaklaştırsın diye, yada duası kabul olsun diye yönelilenler, araya sokulanlar, aracı kabul edilenler, başka isimler (Allah harici kim olursa nebi Muhammed’de dahil) batıldır der Yüce Rabb'imiz                                                                                                                                                                                           

22/12  Allah'ın yanı sıra kendilerine zarar da fayda da veremeyecek olan şeylere dua ediyorlar. İşte bu derin bir sapkınlıktır.

22/13  Gerçekten de zararı yararından daha yakın olana dua ediyorlar. O ne kötü mevla ne kötü yoldaştır!  

31/30  Çünkü Allah gerçekliğin ta kendisidir. Ve onların, O'nun yanı sıra yakardıkları ise kesinlikle gerçek dışıdır. Kuşkusuz Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.

34/22  De ki: "Allah'ın yanı sıra değer verdiklerinize yakarın! Onlar, göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değildirler. Onların, Göklerin ve yerin yaratılmalarında bir payları yoktur. Ve Allah'ın, onların yardımına ihtiyacı da yoktur.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

*                                                

22/73  Ey insanlar! Vuruldu size/verildi size bir misal; öyleyse dinleyin onu; doğrusu Allah’ın astından çağırdığınız kimseler asla yaratamazlar bir karasinek; şayet bir araya gelmiş olsalar bile ona; ve eğer onlardan kapsa karasinek bir şey, kurtaramazlar onu ondan; acizdir talep eden; ve talep edilen.                                                                                                                                                                                                                                                                        

Allah özellikle bu öğüde dikkat edin diyor. Allah harici dua edilenler herhangi bir şey talep edilenler acizdir, isteyende acizdir. Hepsi bir araya gelseler bir karasinek bile yaratamazlar hatta onun kaptığını geri alamazlar.

Tam olarak bu ayette Yüce Rabb'imiz ne demek istedi, karasineğin kaptığını nasıl geri alamazlarmış. İşaret verilen karasineği inceleyip bakalım Yüce Rabb’imiz ne demek istemiş anlamaya çalışalım.




*                                                                                                                                                                                        

23/117 Her kim, hakkında hiçbir burhan olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku yok ki Kafirler kurtuluşa eremezler.                                                                                                                   

                                              

Ayetten açıkça anlaşıldığı gibi Allah'tan başka kimden veya neyden bişey istenirse/çağrıda bulunulursa/dua edilirse net kafirdir. Hesabı Allah'a aittir.                                                                                                                                                                               

*                                                

25/59  O; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattı. Sonra arşa isteva etti. O, Rahman'dır. Öyleyse her şeyden haberdar olandan iste.                                                                                                                      

                                              

Her şeyin yaratıcısı, her şeyi bilen, gören ve duyan her şeye gücü yeten Alemlerin Rabb'inden iste ne isteyeceksen. Ondan gelecek herhangi bir şeye müdahale etmeye hiçbir varlığın gücü yetmez.                                                                                                                                                                    

*                                                

25/68  Onlar, Allah'la birlikte başka bir ilaha dua etmezler. Allah'ın haram kıldığı canı geçerli bir neden olmadıkça öldürmezler. Zina yapmazlar. Kim bunları yaparsa günah işlemiş olur.

16/20  Onların, Allah'ın yanı sıra dua ettikleri, bir şey yaratamazlar. Kendileri yaratılmışlardır.                                                                                                                                                                               

Rabb'im Allah'tır diyen Allah'ın kullarının Allah'tan başka dua ettikleri, Allah'tan başka ilah kabul ettikleri başka kul oldukları yoktur. Tek yaratıcı Allah'tır. Duaları kabul edebilecek yalnız Allah'tır.                                                                                                                                  

*                                                

25/77  De ki: “Önem verir/mühimser değildir sizleri Rabbim4; şayet olmasaydı duanız80; öyle ki muhakkak yalanladınız; öyle ki yakında olur bir lüzum/bir gereklilik."                                                                                                                                          

Rabb'imiz nebiye de ki der, eğer duanız olmazsa önemsenecek bir yanınızda olmaz. Yalanladığınız takdirde bunun gerekliliğini anlarsınız.   

Dua etmek aynı zaman da da Allah’ın ilahlığını kabul etmek, diz çökmek, boyun eğmek, O’nun her şeye gücünün yettiği bilincinde olmak la beraber kendi acizliğimizi ifade edip ilahi yardım istemek, Allah’ı çağırmaktır da. Allah’a dua etmessek bunları kabul etmemiş veya bilincinde olmamış oluruz. Olsaydık zaten ilahi yardım için Allah’ı çağırırdık. Biz Allah’a önem vermessek Allah neden bizlere önem versin ki?      Ayrıca kendimizi büyük görür, Allah’ın yardımına muhtaç olduğumuz bilincini kaybedersek yani Allah’a kulluk etmekten büyüklenirsek yerimiz cehennem olacaktır. 40/60                                                                  

 

*Erhan Aktaş meal

25/77 De ki: "Başkasına yalvarmanız olmazsa Rabbim sizi ne yapsın?" Oysaki siz yalanladınız. Bunun karşılığını yakında göreceksiniz.                                                                                                                     

*Erhan Aktaş yorumu : “Başkasına yönelmez, onlardan yardım istemezseniz Allah sizi ne diye cezalandırsın!”

Erhan abi bu şekilde yorumlamış. Görüşlerine değer verdiğim bir insan olmasına rağmen kendisinin bazı görüşlerine katılmadığım noktalardan biri de budur. Burada tabii ki görüşüne katılmadığımı belirtmek için değil farklı bir görüş açısı olduğu için paylaştım. Başkalarına yönelmeyenler de şirke girebilir, azap da görebilir. Ben Kur’an bütünlüğünden bunu anladım. Dolayısı ile bu yorum Kur’an’ın bütünlüğüne uyum sağlamıyor. Sadece Allah’a inanan bir insan şu veya bu şekilde Allah’ın ayetlerini yalanlayabilir, helale haram, harama helal diyebilir, ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayabilir v.s. Tüm bunlarda şirk olur. Ayrıca yaratıcıya inanmayan bir insan da başkasına yönelmiş olmaz. Tüm bunlar düşünüldüğünde Erhan abinin yorumunun yetersiz olduğuna kanaat getiriyorum.                                                          

 

*                                                

35/10  Kim izzet istiyorsa, bilsin ki izzet tamamen Allah'a aittir. Temiz sözler O'na yükselir. Düzgün iş onu yükseltir. Kötülük planı yapanlar için, şiddetli bir azap vardır. Kurdukları düzenler boşa gidecektir.                                                                                                                                            

                                              

Kim şeref istiyorsa bilsin ki şeref Allah'a aittir. Onu verip vermemek Allah'ın dilemesi ile mümkündür. Allah'a yükselen, Allah'ın (tabiri doğru olacaksa) kale alacağı sözler bunlardır. Yani Dini Allah'a has kılan, şirkten arınmış, Allah'ı birleyen, Allah'ın hudutları içinde söylenen sözlerdir temiz sözler. Aynı şekilde düzgün işlerde böyledir.       Bunlar da temiz sözlerin eyleme dönüşmüş hali yani salih ameller, salih işlerdir. Düzgün sözü yükselten düzgün ameldir.                                                                                                                                                                                                         

*                                                

40/14  Öyleyse, Kafirler hoşlanmasa da dini yalnızca kendisine özgü kılarak Allah'a dua edin.

40/65  O, diridir. Ondan başka ilah yoktur. O halde dini yalnızca O'na has kılarak O'na dua edin. Hamd yalnızca alemlerin Rabb'i olan Allah'a özgüdür.

40/62  İşte Rabbiniz olan Allah budur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da başka şeylere yöneliyorsunuz?                                                                                                                                                           

                                                          

Dua sadece Allah'ı birleyerek, tevhid inancı içerisinde, Allah'ın astından ilahlar edinmeyerek, Allah'tan başkasını her ne sebeple olursa olsun araya sokmamak, adını Allah' ile           birlikte anmamak, her ne isteyeceksen veya ne dua edeceksek sadece her şeyin yaratıcısından (Allah), her şeyi bilenden (Allah) isteyerek edilince gerçek dua olur. Bunun haricinde edilen dua, yapılan çağrı, bulunulan istek v.s. her ne olursa şirktir. Buda bizi Allah'ın ayetlerini yalanlayan zalimlerden yapar ki tövbe edip de Allah’da bağışlamazsa yerimiz net cehennemdir. Dualarımızda da ve her zamanda dini yalnızca Allah'a has kılmamız gerekir. Dini ve kulluğu sadace Yüce Allah'a özgülemek gerekir. Şirksiz bir inanç, şirksiz bir kulluk ancak bu şekilde olacaktır.         

 

*                                                

40/60  Rabb'iniz: "Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeye büyüklenenler, horlanmış olarak Cehennem'e gireceklerdir." dedi.                                                                                                                                

                                                          

Allah dua etmemizi ister, edelim ki karşılık versin ister. Allah'ın lutfu, rahmeti, ilmi her şeyi kuşatmıştır. Kullarını çok sevendir. Biz kendimizi Allah'ın kulu olarak görürsek (yerde gökte, Allah'ın katında nerde ne varlık varsa zaten ona kul olarak gelecekler) yani büyüklenmezsek, yani Allah'a kul olmak bize ağır gelmezse ki böyle insanlar var kesinlikle Allah duayı kabul edendir. Tabii diğer ayetlerde dikkate alınarak Kur’an’ın bütünlüğü göz önünde bulundurulup Allah’ın hudutlarında kalırsak. Başka şartlarda vardır, örneğin Allah'ın ayetleri inkar etmeme, şirk koşmama v.s. gibi. Dua Allah'a has kılınarak yapılmalıdır. Çalışmanın tamamını okuyunuz, hepsini ele almaya gayret gösterdim Yüce Rabb’imin izni ile. Ayrıca ayetlerinde Allah büyüklenenleri sevmediğini de açıkça söyler bize.                                                                                                                                                                                          

17/37  Yeryüzünde büyüklenerek/kibirlenerek yürüme! Sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin. 

17/38  Bütün bunlar, Rabb'inin yanında hoş görülmeyen kötü şeylerdir.

*17/38 de yazan bütün bunların ne olduğunu öğrenmek için  17. suren 22 ile 38 arasındaki ayetleri okuyunuz.                                                                                                                                                                                                                                                                            

*                                                

41/48  Ve daha önce tapındıkları şeyler, onlardan uzaklaşıp gittiler. Onlar, kendileri için kaçıp kurtulacak yer olmadığını anladılar.                                                                                                                                                    

                                                                      

Hesap görme zamanı Allah'tan başka kul olunanlar/çağırılanlar/dua edilenler/Allah'ın astından ilah edilinenler kim ve ne varsa kaybolup gider çünkü onlar ve onlara yapılan ibadetler boş, anlamsız ve batıldır.  Aman Allah duamızı daha iyi kabul eder bilmemkim efendi türbesinde, bilmemkim dedeye dua edelim, yok çaput bağlayalım, Allah duamıza karşılık verir duada şu şahsın (Muhammed bile olsa) ismini de söyleyelim, yok şu duadan 100 kere okursak bu olur, yok şu hacı, hoca bize üflesin şu derdimiz gitsin v.s. gibi tamamen Allah'ın ayetlerine ters ve İslam’da yeri olmayan olan şeyler yaparsak şirk koşmuş oluruz. Dini Allah'a has kılmamış oluruz. Allah'ın astından ilahlar edinmiş oluruz. Din olarak İslam’ı seçmemiş oluruz.

Aldatıcının (şeytan/iblis) bizi Allah ile aldatmasına kanmayalım, dikkat edelim. Şu an aramızda olan Şerefli Kur’an’ımıza, biricik elçimiz Kur’an’a musallin olalım, olalım ki arınarak, her türlü şeytandan (saptırıcı,bozucu) Allah'a sığınabilelim.        

Unutmayalım şeytan bizi, onu görmediğimiz yerden görür ve Allah ile aldatabilir. Recmedilmiş şeytandan ve bize yakınlaşmasından da ancak Allah’ın ayetlerini bilirsek Allah’a sığınabiliriz.

*Şeytandan Allah’a sığınma ve şeytan konusunu Rabb’im izin verirse inceliycez.

*                                                

41/49  İnsan iyilik istemekten bıkıp usanmaz. Eğer kendisine bir kötülük dokunursa, hemen karamsarlığa kapılır ve ümitsiz olur.

41/50  Fakat kendisine dokunan sıkıntıdan sonra, ona Tarafımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır. Ve Sa'at'ın geleceğini de sanmıyorum. Gelse bile, Rabb'imin huzuruna çıkarılacak olursam, O'nun yanında kesinlikle benim için en iyisi vardır." der. O zaman, Kafirlere yaptıklarını kesinlikle bildireceğiz ve onlara kesinlikle ağır bir cezadan tattıracağız.

41/51  İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirip yan çizer. Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman da bol bol dua ederek yardım ister.                                                                                                                                                                                

                                                          

Bu üç ayetin özeti olarak şunu söylemek isterim. İnsan hep iyilik istemekten bıkmaz evet bence de öyle. Fakat başımıza hoşumuza gitmeyen bir şey geldiğinde karamsarlığa kapılmadan Allah'tan ümit kesmeden Allah'a çağrıda bulunmaya devam etmeli, Yüce Rabb'imiz bizi bu sıkıntıdan kurtarırsa da karşılığını vermeli, gerek minnettarlığımızı dile getirerek gerekse de Allah'ın emir ve yasakları içinde hareket ederek karşılığını vermeli(şükür), duamızın sonucunda Allah o şeyi nasip ederse o duaları sanki hiç etmemiş gibi davranmamalı, nasip etmezse de aslında o şeyin bizin için hayır mı yoksa şer mi olduğunu bilmediğimizden nankörlük etmemeli, çağrımızı sadece başımıza kötü bir şey geldiği zaman yapmamalı, her zaman dua edebileceğimizin bilincinde olmalıyız.

 

*                                                

42/26  Ve cevaplar inanmış ve düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapmış kimseleri; ve artırır onlara lütfundan; ve kâfirler (gerçeği gizleyenler, örtenler); onlaradır kuvvetli/güçlü bir azap.                                                                                                                                                                                                                                                                    

Demek ki Yüce Rabb'imizin dualarını kabul edeceği kulları iman edip salihatı yapanlarmış. Hatta bu kulları lütfundan kullarının istediğinden fazlasını verirmiş. Sübnhanallah, lailahe illallah. Ne yücedir bizi Yaratan, Alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir, rahmeti bol ve kesintisizdir. Umarım bizleri de iman edip salihatı yapan kullarının arasına koyar.                                                                                                                                                                                        

Not : Dua sonrası amin (kabul buyur) demenin veya el açıp dua etmenin İslam’da dayanağı yoktur. Kur’an’dan anladığım kadarıyla şu kelimelerle ifade edeceklerimizi etmemiz daha doğru olacaktır.

yeşaallah_u allahın dilemesi                                                                                                   

insaallah_u allah dilerse                                                                                                         

maşaallah allahın diledigi                                                                                                       

bi nasrillah Allahın yardımıyla  

 

Ayrıca bir şeyi kesin yapıcam deyip Allah'ı anmayı unutursak demeliyiz ki, umarım Rabbim beni en doğru olanı yapmaya yöneltir veya Belki klavuzlar beni Rabb'im bundan daha yakın bir reşada.            

           

18/23  Ve deme bir şey için; şüphesiz ben yapıcıyım bunu yarın.

18/24  Ancak eğer dilerse Allah; ve zikret/an Rabb’ini4 unuttuğun zaman; ve de ki: “Belki de kılavuzlar beni Rabb’im4 bundan daha yakın bir reşada61”                                                                                                                                                 

*                                                

43/86  Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.                                                                                                                                                                                                                                                       

Bu ayette şefaat etme konusundan da bahseder. Bu ayeti gerçeğe tanıklık edenler hariç şefaat edemez diye çevirip ayetin anlamını yamulturlar. Yamulttukları ayetlere örnektir bu ayetde. Gerçeğe tanıklık edenler şefaat edebilir anlamını bilerek yada bilmeyerek bu ayete yüklerler ki şefaat edileceğine inanmak (kulun kula şefaati ahirette yoktur, yalnız Allah ve onun izin verdiği melekler şefaat edebilirler) Kur’an’ın bütünlüğüne bakıldığında şirktir. İnsanları şefaatin olduğuna inandırmaya çalışırlar. Hatta bir diyanetin Kur’an melainde (elimde 2 adet var) bu ayetin açıklamasında İsa ve Uzeyir şefaat edecek diye yazar. Belki sonra onu Muhammed şefaat eder diye değiştirmiş olmaları mümkün güncel çeviriye bakmadım gerek de yok diyanetin İslam ile alakaları olmadığını biliyorum, kendi uyduruk dinlerine çağırıyorlar. Birçok delilim var buda bunlardan biri.

Burda Rabb'imizin dediği şey Allah'tan başka kime dua edersen et, kimi çağırırsan çağır, kimden yardım istersen iste (ilahi yardım) Allah harici kimse şefaate güç yetiremez. Bunun bilincinde olanlarda gerçeğe tanıklık edenler, yani Kur’an’ı okuyup, anlayanlar, Allah'ın öğretilerini öğreneneler, Allah'ın furkan nasip ettikleri ancak bu gerçeği anlayabilirler.

* Kur’an’ı anlamak için okuyan anlar. Kur’an apaçıktır. Allah bizi kimseye veya hiçbir şeye muhtaç bırakmamıştır. Normal akıl düzeyi olan bir insan kendi sınavını geçmeye yetecek kadar olanı anlar, Kur’an ona hitap eder, Yüce Allah furkanda nasip eder. Ama zaten ben Kur’an’ı anlamam okusamda zihniyetinde olanlar müşrik olmaya daha yakın olmakla beraber, uydukları cehennem önderlerinin arkalarından azap younda ilerlerler.

Bu gerçeğe tanıklık edenler Allah'ın bu gerçeği kavramasına izin verdiği kullardır. Bu ve bunun gibi ayetlerle kulun kula şefaat edeceğini meşru göstermeye çalışıyorlar. Çünkü hadis uydurmalarının karanlığı içinde ayetleri anlamlandırmaya çalışıyorlar. Hadis dedikleri şeytan öğretileri zandır, zan haktan yana bir gerçeği ortaya koymaz. Bir kulun bir kula şefaat edemeyeceğini, Allah'ın bunu net ifade ettiğini şefaat konusunda Allah'ın izni ile detaylı incelemeye çalışacağız. Şefaat yetkisi tamamen Yüce Allah’ın elindedir. Allah’tan başka kimse şefaat edemez. Kulun kula şefaati yoktur diye belirtmemin nedeni Yüce Allah şefaat için melekler yetkilendirebiliyor.

Şunu kısaca ifade etmeliyim ki şefaate inanmak, bir kulun bir kula şefaat edeceğine inanmak, şefaat edeceği inanılan insanın hükmünün Allah'ın hükmünden daha üstün olduğunu, Allah'tan daha merhametli olduğunu, insanı yaratandan daha iyi tanıdığını, Allah'ın sözünden daha üstün söz sahibi olduğunu kabul etmek demektir. İstedikleri kadar Allah izin verecek, izin verirse şefaat eder deyip bu söylediklerimi kabul etmemeye yanaşsalar da bunun türkçesi budur, ayetlerle de sabittir. Allah’ın sünnetullahında asla değişiklik olmaz.

Buda Allah'ın ilah olarak (haşa) yeterli olmadığı düşüncesine sahip olmaktır. Kaldı ki Allah'ın azabından eşlerini kurtaramayan, babasını kurtaramayan, oğlunu kurtaramayan nebilerin kıssaları mevcut Kur’an’da. Muhammet ümmetine şefaat edecekmiş. 1500 yıl sonra yaşayan Ahmedi, Ayşeyi cehennemden kurtaracakmış hiç tanımadığı halde ki tanısa ne değişir. Yüce Allah ayetlerinde Muhammed’in bile kendisine ne yapılacağını bilmediğini söylemesine rağmen, Allah’a inat Muhammed’in şefaat edeceği inancı akla zarar bir inançtır, şirktir, Allah'a iftiradır, Allah adına yalan uydurmaktır, Allah'ın ayetlerine küfretmektir, ayetlerin bazılarına inanıp bazılarını inkar etmektir.           Zaten başlı başına da şirktir.                                                                                                              

 

*                                                

44/22  "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.                                                                                                                                    

                                                          

Musa, firavun ve kavmi için Allah'a yakarmış/dua etmiş bunlar suç işleyen bir toplum diye. Bu duada herhangi bir istek herhangi bir yardım v.s. Bulunmamaktadır. içindeki rahatsızlığı Rabb'i ile paylaşmış. Dua çağırmadır dediğimizde budur. İlla bir istek, dilek veya yardım talep etme olması gerekmez. Kalbimizdeki sıkıntıyı yaratıcımız ile paylaşma, kendi acizliğimizi belirtme, Allah'a kavuşacağımızın (ahirette) sevinci, Allah'ı yüceltme, onun yardımına ihtiyacımız olduğunu belirtme v.s. gibi konularda da dua edilebilir.                                                                                                                                                                                   

*                                                

46/5   Ve kim daha sapkındır kimseden, çağırır Allah'ın astından/berisinden kimseyi, cevap vermez ona diriliş gününe kadar? Ve onlar bunların çağrılarına gâfildir/habersizdir.                                                                                                                                                                                                                                                                                            

Demek ki Allah harici dua edenler sapkınlarmış, hem de en sapkınları bunlarmış. Dua edilenin bundan haberi bile yokken, cevap veremeyecekken bu müşrikler onlar için hazır askerlerdir.                                                                                                                                                               

*

54/10  Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: "Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et."                                                                                 

                                                                                                                     

Nuh'un Rabb'inden ilahi yardım istemesi. Yardım için de Yüce Allah'a dua edilir, çağrıda bulunulur.

*                                                

70/28  Rabb'lerinin azabından kimse emin olamaz.                                                                                                                                        

Çalışmamızda Rabb'imize umut ve endişe ile dua etmemiz gerektiğini söylemiştik ve ayeti incelemiştik ya 7.55/56 - 32/16 - 19/48 ve 21/90 ayetlerinde. İşte nedenini de Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir bu ayetinde.                                                                                                                             

Şu ayeti de unutmamak lazım tabiki.                                                                                       

7/156  Bize, bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Biz Sana yöneldik. Allah: "Azabıma hak edeni uğratırım, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, takva sahibi olanlara, zekatı yapanlara ve ayetlerimize inananlara yazacağım." buyurdu.                                                                                                       

 

*                                                

72/20  De ki: "Ben yalnızca Rabb'ime dua ederim ve hiçbir şeyi O'na şirk koşmam."                                                                                                                                   

Yüce Rabb'imiz nebi Muhammed’e yalnızca kendisine dua ederim diye söyle diyor herkese. Dolayısıyla bizim bu şekilde davranmamız gerekir. Anlıyoruz ki yalnızca Allah'a dua etmenin dışında kalan tüm dualar şirkmiş. Açık ve net.                                                                                                                                                                                                                                   

*************

Dua ederken Kur’an ayetlerini kullanabiliriz, hatta kullanmalıyız.                                                                                                                                                                    

Dua ederken Şerefli Kur’an’ımızdan ayetler ışığında dua etmemiz doğru olacaktır kanaatindeyim. Yani neye,nasıl ne şekilde dua edeceğimizi Yüce Rabb'imiz bize söyler. Fikir oluşturması asına hep beraber bir iki örnekle beyin fırtınası yapalım. Dualarımızda kullanabileceğimi birkaç ayete bakalım. Mesela;                                                                                                                                                                    

6/162  De ki: “Doğrusu benim salâtım; ve adanmış tarzım; ve hayatım; ve ölümüm; Allah içindir; alemlerin Rabbi

10/10  Duaları onları orada (cennette); “Subhân'sın sen; ey Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri onların orada (cennette); “selâm”’dır; ve çağrılarının/dualarının sonu ki “

3/150  Hayır! Sizin Mevla'nız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

2/115  Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye yönelirseniz yönelin, Allah'ın yönü orasıdır. Kuşkusuz, Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

8/40   Eğer yüz çevirirlerse, artık bilin ki Allah sizin mevlanızdır. O, ne güzel mevla, ne güzel yardımcıdır.

17/80  Ve de ki: “Rabbim! Girdir beni bir doğru girişe ve çıkar beni bir doğru çıkışa; ve yap benim için katından yardımcı bir güç/kuvvet.                                                                                                                                                   

Bu şekilde ayetleri alıp edeceğimiz dualarda kullanabiliriz. Bu ayetler örnek olarak verdiğim birkaç ayettir sadece.

Mesela benim Şerefli Kur’an’ımızdan oluşturduğum bir dua blog çalışmamızda mevcuttur.

Herkes kendi çalışmasını yapabilir. 




Tüm çalışma sonucunu aşağıda ayetlere göre notlar çıkarmaya çalıştım. Nasıl dua edilir, kimlerin duası kabul olunur, dua nasıl olur v.s. gibi, dua/çağrı/yalvarma gibi Allah'ı çağırdığımız konularda neyi, nasıl ne şekilde yapmamız gerektiğini Yüce Rabb'imiz gene bizleri kimseye muhtaç etmeden apaçık ve tastamam öğretmiştir.                                                                                                      

 

Duayı/çağırmayı ana hatlarıyla Allah'ın izni ile ayetler ışığında yazıp kavramaya çalışalım.

                       

2/61     Herhangi bir konuda yardıma çağırma, yardım isteme için dua edilebilir                         

2/186    Önce biz Allah'ın çağrısına (kurana) uyacağız                                                              

2/186    Dua ederken araya dua kabul olunsun diye Allah'tan başka hiç bir şey sokulmaz. Dua sadece Allah'a yapılır                                                                                                                         

2/186    İman edenlerin duaları kabul olur                                                                                

3/38     Allah duayı işitendir                                                                                                    

6/71     Allah dışında bir şey istenen ne yarar nede zarar verebilir                                               

7/29     Dua yalnızca dini Allah'a has kılarak yapılır                                                                  

7/55     Dua alçakgönüllülükle gizli veya açık yapılabilir                                                            

7/56     Dua Allah'tan korkarak ve umut kesmeden yapılmalıdır                                                

7/56     Kabul olan duadan sonra eski halimize dönmemeliyiz                                                   

7/56     Muhsin olana Allah'ın rahmeti daha yakındır                                                                

7/180    Dua ederken Kur'an'da geçmeyen bir isim Allah adına kullanılmaz                                  

7/194    Allah harici kime dua edilirse o ancak kuldur, onu da Allah yaratmıştır                           

7/197    Allah harici dua edilenlerin herhangi bir gücü yoktur, egemenlik Yüce Allah'ındır.           

9/77     Allah'a verilen sözü tutmazsak, Allah kalbimize nifak sokabilir ve bundan kurtuluş yoktur.

9/113   Başkası için de dua edebilmemize rağmen cehennemlik olanlara bağışlama dilememeliyiz

10/10    Dua etmek sadece dünyada değil ahiret hayatında da devam eder (cennet ve cehennemde)

10/10    Dualarımızın sonu Yüce Allah'ım sen Sübhansın, temennim selamdır, hamd Alemlerin Rabb'i Allah'a dır şeklinde olmalıdır                                                                                                     

10/12    Duada istenen şeyi Allah nasip ederse sanki dua etmemiş gibi davranamamalıyız          

10/12    Dua her şekilde yatarken, otururken, ayaktayken edilebilir                                            

10/12    Herhangi bir sıkıntının giderilmesi için Allah'a dua edilebilir                                           

13/14    Gerçek dua sadece Allah'a yapılan duadır                                                                    

13/14    Kafirlerin duası sapkıncadır                                                                                         

13/14    Kafirlerin duası ahiret aleminde de kabul görmez                                                           

16/20    Tek yaratıcı Allah'tır. Allah harici dua edilenleri de Allah yaratmıştır. Varlığın üzerinde tek egemen Yüce Allah'tır.                                                                                                           

17/11    Bilmediğimiz bir şeyi Allah'tan istemekten sakınmalıyız                                                 

17/20    Sadece dünya hayatını istemek için dua etmemeliyiz                                                    

17/110  Duayı kendi duyacağımız ölçüde ses tonu ile yapmalı                                                   

19/65    Çağrılarda Allah'ın adı yanında başka isim anılmaz                                                       

22/62    Allah harici yönelinen her şey batıldır                                                                           

22/73    Allah harici dua edilende edende acizdir                                                                      

25/59    Ne isteyeceksen her şeyi bilenden iste.                                                                        

25/77    Duamız olmazsa Rabb'imizin katında değerimizde olmaz                                              

35/10    Allah'a ulaşacak olan düzgün sözlerdir, şirksiz, arınmış temiz sözler.                            

40/14    Dua sadece dini Allah'a has kılarak yapılır                                                                   

41/48    Hesap günü Allah harici dua edilenler ortada olamayacaktır                                         

41/49    Başımıza gelen kötü bir durumda Allah'tan ümit kesmemeli onu çağırmalıyız                  

41/51    Duayı sadece başımıza kötü bir şey geldiğinde yapılacak bir şey gibi algılamamalıyız    

42/26    İman edip salihatı yapanların duaları kabul olur hatta Allah lutfundan daha fazlasını verir

44/22    Dua illa bir şey istemek değildir, kalbimizi yaratıcımıza açmak için de yapılır                    

46/5     Allah harici dua edilenlerin/yönelilenlerin bu duadan haberi olmaz, cevap da veremezler 

46/5     Allah harici dua edenler/yönü Allah olmayanlar sapkınların, en sapkınıdırlar                  

70/28    Rabb'imizin azabından kimse emin olamaz  

72/20    Duada Allah harici çağrı yapılan  her şey şirktir  



AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR


1En yüce merhametli.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter)  ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.

35Öldürmek, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek.

49Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

61Doğruluk/olgunluk.

80Çağırma.

113Açlık sınırında yaşayan.

219Dua etmek. Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle iletişime geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz. Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an bize yeter diyenlerin. Beynin secde etmesi sonrası yapılan duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası (fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a çağrıda bulunmak en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun kendisi için hayırlı olacaktır.    

220Dua sadece Yüce Allah'a yapılır. Çağrıda/duada Yüce Allah'ın adı haricinde kimseye aracılık yapması için çağrıda asla bulunulmaz. 'Yüzü suyu hürmetine' gibi şeyler söylemek tamamen şirktir. Sadece tayyib/güzel sözler ona ulaşır. Tamamı zan olan söylenti/hadis kitaplarına uyup da "şöyle yaparsan dua kabul olur, şu zamanda dua edersen dua kabul olur, şu şeyi şu kadar tekrar edersen duan kabul olur" gibi sözlerin tamamı şirktir. Dua yani Yüce Allah'a çağrı beyinle yapılır. Beynin secdesi sonrası yapılan çağrı/dua Rabbimize ulaşır. Dualara/çağrılara çokça karşılık veren Rabbimiz mutlak ki dualarımızı kabul eder. Önemli olan duanın şirk

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek






EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR