21 Nisan 2026 Salı

TAKVA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.

TAKVA

Kur'an'da takvalı olmanın önemi büyüktür. Zaten Kur'an takvalı olmanın, olabilmenin yollarını bize 

gösterir.

Takvalı olmak demek; takva örtüsüne bürünmek, takva ile korunmak demektir. Bu takva öyle bir örtü, 

öyle bir elbisedir ki

bizi bir örtü gibi sararak cahilden, cahillikten bir zırh gibi korur. Bu zırh öyle kuvvetlidir ki

 Kur'an demeyi bırakmadığımız her an

için bu zırhı aşabilecek, bu örtüyü kaldırabilecek hiçbir kuvvet yoktur, Yüce Allah jaricinde.

Zaten takvalı olmamızı isteyen ve bunun yollarını gösteren Rabb'imize cevap verdiğimizde bu 

ilahi zırh devreye girer, Rabb'imizin

izni ile. Bu zırhın çalışma mekanızması ise şöyledir.

Bizim dinimize dışarıdan İslam dışı gelebilecek her türlü etkiyi absorve eder diyebiliriz ama 

aslında bu işlem tam bir absorvenin yerine

daha çok yansıtma şeklinde olur demek daha doğru olur.

Şöyle ki her durumda Yüce Allah'ın ayetlerine göre hareket eden, Yüce Allah kelamlarını baz alan, 

yalnız Kur'an diyen birine Kur'an harici

din adına gelebilecek tüm hüküm koyucuları elinin tersi ile itmesi ve Kur'an hudutlarında olması 

gerektiği gibi, insan olmanın gerektirdiği gibi

bir yaşam biçimi sürmesi şeklinde gerçekleşir.,

Kur'an'da geçen Takva kavramının karşılığı Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce 

Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden,

Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

İşte takvalı olmak Kur'an hudutlarından çıkmadan bir yaşam sürmek demektir. Zaten salatımızın, 

hayatımızın, yaşamımızın ve ölümümüzün

Allah için olması gerektiğini söyleyen, Alemlerin Rabbi, işte takvalı olmamızı söylerkende 

işte tam da aslında bunların özünü bizlere öğretir.

Kur'an'da batılla gelen her şeye cevap vardır. Rabb'imizin ayetlerini bilirsek, batıldan gelecek her şeye

 karşı da otomatk hazırlıklı olmuş oluruz ki zaten

Rabb'imizin ayetlerini bilmeden, takvalı olmak da asla mümkün değildir. Çünkü takvalı olun diyen 

Yüce Yaratıcı ancak ve sadece takvalı olmak

nedir bize öğretebilir. Bize bunu öğretecek olan her şeyi bilenden başkası asla olmaz.

Rabb'imiz kendisine takvalı olmamızı emreder ve birkaç başka şey daha belirtir ki bunlara da takvalı

 olun, yani bunlardan da sakının diye bize ayrıca öğütler.

Çalışmamızda Rabb'imiz takvayı bize nasıl öğretmiş, Kendisine takvalı nasıl olucaz ve nelere de 

takvalı olun demiş bunları bizzat Rabb'imizin kendisinden

öğreniyor olucaz, eğer Rabb'im diler ve izin verirse.

Sakınma odaklı olan Takva için ayrıca Yüce Allah'ın buyruklarına içtenlikle uymak demek diyebiliriz.


 

2/21      Ey insanlar*! Kulluk46 edin Rabbinize4 ki yarattı sizleri ve sizden önceki kimseleri** belki sizler takvalı21 olursunuz.        

*Homo Sapiens.              

**Homo Sapiens öncesi yeryüzünde yaşayan ve soyları kesilen Homo Heidelbergensis, Homo Rudolfensis, Homo Habilis, Homo Floresiensis, Homo Erectus ve Homo Neanderthalensis gibi insan türleri.Günümüzde dünyaya egemen olan insan türünden (Homo Sapiens) önce yaşamış olan insan türleri            

                             

                             

              

Takvalı olmayı anlatan ilk ayetimizle başlıyoruz. Tüm insanlığa daha doğrusu tüm homo sapienlere gelen bu ayet topluca ey insanlar klluk edin Rabbinize diye başlıyor görüldüğü gibi. Sizleri ben yarattım, sizden öncekileride öyleyse yalnız bana kulluk edin, sizin yaratıcınız ben isem, fıtratınızı ben belirlediysem öyleyse benim dediklerime göre haeket edin, edin ki belki sizler takvalı olursunuz. 

Şimdi görüldüğü gibi takvalı olmak için yalnız Rabbimize kulluk etmemiz lazım, bunun harici yapacağımız şeyler, edeceğimiz kulluk yani Yüce Allah harici edilen kulluk venYüce Allah'ın sözleri harici sözlere uymak bizi takvalı olmaktan çıkarır.             

Rabbimize kulluk ettiğimizde bile belki takvalı olurmuşuz. Peki tek Allah'a kulluk edince neden belki takvalı olursunuz der Rabbimiz bunu düşündüğümüzde de şunlar gelir aklımıza.      Allah harici ilahlar edinildiğinde elbette takvalı olmayacağımız aşikar ama yalnız Yüce Allah'a kulluk edince de belki takvalı olursmuşuz söyleminin altında şahsi kanaatime göre şu   nedenler yatmaktadır.     

Yalnız Allah'a kulluk ediyorum deyipde hevalarına göre hareket edenler olabilir, bazı ayetleri görmezden gelenler olabilir, Allah'a kulum deyip Kur'an ile alakası olmadığından Yüce Allah'ın ayetlerinden bir haber olanlar olabilir, ağızları ile Kur'an deyip hadis gibi uydurmasyonlara göre hareket edenler olabilir, gösteriş için yada toplumsal baskılar nedeniyle Allah'a kul olduğunu söyleyip de aslında Yüce Allah'a kulluktan kibirlenen, büyüklenen olabilir.           

Rabbi'imiz burada bunları kastediyor diye düşünüyorum. Bunları öğretiyor, bunları bu şekilde yapmayın diyor. Yoksa sadece Yüce Allah'a kul olucam deyip, şerefli Kur'an'ı okuyup Kur'an hükümlerine göre hareket edip, kul olmanın kuralları içinde olup, dini yalnız Yüce Allah'a has kılıp her durum ve her şartta Yüce Allah'a yüzünü dönen, Yüce Allah'ın ipine ve  kulbuna sımsıkı tututan ve Yüce Allah'ın boyası ile boyanan birinden elbtee Yalnız Yüce Allah'a takvalı olmuş olması beklenir.              

Rabb'imiz sözde değil özde bir takvalı olmaktan bahseder. Yani Allah'a takvalı oldum deyip de aslında Yüce Allah'ın ayetlerini kaale almayanların sözde takvasından bahseder. İşte bunlardır belki takvalı olanlar.      

2/41      Ve iman47 edin indirdiğime (Kur'ân'a); bir musaddıktır140 sizlerin yanındakine (Tevrât’a); ve olmayın ilk kâfir25 ona*; ve satmayın ayetlerimi az bir fiyata; ve sadece bana; öyle ki takvalı21 olun (sadece) bana.                                                                                                                                                         

*Kur’ân’a.                                                                                                                                                                                                                                                      

                                                          

Bir önceki ayette belirttiğimiz gibi takva yalnız Yüce Allah'adır. Bu ayette de takvalı olmanın yolları bizlere öğretilir apaçık bir şekilde. Neymiş, ne yapmak lazımmış   eğer takvalı olmak istiyorsak.

Rabb'imizin indirdiğine iman edecekmişiz. Nedir Rabb'imizin indirdiği, içinde Rabb'imizin kelamları, öğretileri olan Kur'an. Bu Kur'an'a iman etmek ve Kur'an'a ve ayetlerine               ökafirlik etmemek. Yani Örtmemek, gizlememek. Ve bu ayetleri az bir fiyata satmamak gerekiyormuş. Peki ne demek ayetleri az bir fiyata satmamak. Çok fiyata satın mı diyor, Ayet satmak ne demek analitik düşünelim. Din ile ilgili hiçbir şeyden para kazanmamak demektir. Bu aklınıza gelen her yol ile olur. Eğer işin içinde din varsa demek ki              para olmamalı. Sadece para da demeyelim her hangi bir dünya kazancı olmamalı.                                                                                                                                                                            

Bu ayetten şimdi söyleyeceğim şey çıkmaz ama Kur'an bütünlüğü göz önüne alındığında şunu da diyebilirim ki ayetleri örtüp, gizleyip, asla Yüce Allah'ın demediğini veya          dediğini değiştirerek işte bu da İslam dinidir, buda Allah'tandır diye yazılan kitaplar veya bunun imamlığını, önderliğini yapanlar şu veya bu platformda işte bunlar da bu kapsama girer ki vay elleriyle yazdıklarının der Rabb'imiz ve kazandıklarının.                                                                                                                                                      

Elbette yalan uydurup, iftira atıp bu yalanları ve iftiraları Yüce Allah'a dayandırmak, bunu dile getirmek veya kitaplaştırmak en büyük zalimliktir ki başta hadis kitapları gelir bu ayette Yüce Allah'ın bizzat kendi kelamlarını da her hangi bir kazanç aracı yapmak da bizi takva sınırlarından çıkarır, dinden asla para kazanılmaz.                                                                                                                                 

Rabbimiz ayeti ve sadece bana, öyle ki takvalı olun bana diyerek bitirir ve açıktır ki işte bu saydıkları yapılırsa takvalı olmaktan asla söz edilemez.                                                                                                                                                                                                                                              

                                                                                                                                                                                                                            

2/177    Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba* ve nebilere132; ve verdi               malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır                (boyunduruğu çözmededir); ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır takva sahipleri21.                                                       

*Kur'ân'a.                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                        

Erdemli olmanın özelliklerini öğretir Rabb'imiz bu ayette okursunuz. Birkaç kez üzerinde konuştuk ve erdem konusunu ayrı başlıkta incelemeye çalışıcaz ayrıca kıble nedir onuda öğrendik bu konularda detaya girmeden konu başlığımızı ilgilendiren kısmı konuşalım.                                                                            

Neyin erdem olmadığını ve neyin eredem olduğunu, erdemli kişinin nasıl olması gerektiği bizlere öğretilen ayetimizde erdemli olmanın doğru olduğu ve erdemli   kimselerinde takva sahibi olduğu öğretilir.                                                                                                                                                     

İşte takvalı isen erdemlisindir, erdemli isen de takvalısındır diyebiliriz. Erdemli olmanın gereklilikleri zaten bakıldığında hem Kur'an öğretileri olup hemde zaten,aynı zamanda takvalı yani muttaki bir kimsenin özellikleridir aynı zamanda.                                                                                            

Demekki eğer gerçekten erdemli isek, erdemli davranışlar sergileriz ki demekk ki Kur'an öğretileridir bunlar ve takvalıyızdır aynı zamanda diyebiliriz ayetimize göre.        Erdemli olmak için olmassa olmaz bir şart daha vardır onu da söylemeden geçmeyelim.                                                                                                                                                                                                                                                           

3/92 Rabbimiz öğretir ki Asla nail* olmazsınız (erişemezsiniz) erdemliliğe444 ta ki infak6 edersiniz sevdiğinizden; ve infak6 ettiğinizi bir şeyden öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.

 

2/179 Ve sizleredir kısasta320 bir hayat*; ey mantık sahipleri! Belki sizler takvalı21 olursunuz.                                                                                                                                                                                    

*Katletmeye meyilli kimselerin kısasla sayılarının ve genetik geçirgenliklerinin azalması diğer insanlara hayat verir. Diğer insanların yaşama olasılığını artırır. Ayrıca caydırıcı bir ceza olması da insanların suç işleme oranını mutlak ki azaltır.                                                                                                                                                                                                                                                        

BU ayetimizde katletmeye karşılık kişiye katletme yetkisi verilmiştir. Konu detaylıdır. Öldüme diye konu başlığımızda detaylı inceliycez Rabb'im izin verirse. Detaya girmeden şunu belirteyim, katletme diye Kur'an'da geçen yerler için, bu katletme illa ölüm veya öldürme demek asla değildir. Ölüm ile sonuçlanabilir ama illa ölüm ile sonuçlanacak diye bir şey yoktur. Bir eziyet, bir rahatsızlık verme şeklinde de olabilir.                                                                                                                                             

Bu ayetin öncesine ve sonrasına bakarsınız, konumuz ile ilgili kısım ise Rabb'imiz derki size böyle bir yetki verdim, yani kısas verdim bu konu özelinde bu kısasta sizin için hem örnek, hem öğüt hem de caydırıcılık vardır. Yetkiyi verdim ama bağışlamak sizin için daha iyidir (başka ayetlerin öğretisi).                                       

Düşünün bu olay için bu söylediğimi mantıklı bulacaksınız. Belki takvalı olursunuz, yani belki söylediğimi söykediğim şekilde çarpıtmadan yaparsınız. Belki yi konuştuk ama burada ki belkiye örnek verelim. Rabb'imiz hüre hür, kadına kadın erkeğe erkek şeklinde izin vermiştir.                                   

Yani bir kadın öldürülürse yakınına (detaylıdır inceliycez yakını diyelim şimdilik) öldüren kadını öldürme yetkisi yada katletme yetkisi yani nasıl bir eziyet verdiyse aynı eziyeti verme yetkisi vermişti, bağışlaması daha iyidir. Diyelim biri birini öldürdü, yakınıda onu. Bu iş burada biter.

İnsanlar ne yapıyor. İşte kanı kan temizler diye bu işi kan davasına döküp nesiller boyu birbirlerini öldürüuorlar. İşte belki takvalı olursanız kısmındaki takvalı olmayan, Rabb'imizin ayetlerini hiçe sayan, kendi hevalarına uyanlardır bunlar ve asla takvalı olamamışlardır eğer bu şekilde bir durum söz konusu ise.                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                           

2/183    Ey iman etmiş kimseler!* Yazıldı üzerinize siyam/oruç322; yazıldığı gibi sizden önceki kimseler üzerine**; belki sizler takvalı21 olursunuz***.                                                                          

*Siyam/oruç sadece iman etmiş kimselere yazılmıştır. Kur'an'a iman etmemiş kimselere siyam/oruç asla zorlanamaz.                                                                                                                           

**Geçmiş ümmetlere de siyam/oruç yazılmıştır.                                                          

***Siyam/oruç Yüce Allah'ın razı olmayacağı davranışlardan sakınmak olan takvayı artırır.                                                                                                                                                                                           

                                                                                        

Oruç konusuna bakarsınız. Ayette görüldüğü gibi siyam yalnızca iman etmiş kimselere yazılmıştır. İman edenleri bağlar, Rabb'imiz iman edenlere seslenir.         İman etmiyorsa kişi elbette siyam onu bağlamaz. Bizden önce iman edenlere yazıldığı gibi bizede yazılan oruç için diyebiliriz ki takvalı olmanın şartlarından veya gerekliliklerin bir tanesidir.                                                                                                                                                                                                                                                        

Bunun nedeni ise Rabb'imize olan takvamızı korumak, arttırmak ve bilinçlenmek içindir diyebilirim şahsım adına. Yani net bir şekilde diyebiliriz ki takvamızı arttıracak daha sağlamlaştıracak şey tuttuğumuz oruçtur.                                                                                                                                               

Takva genel çerçevede Rabb'imizin razı olacağı davranışlarda bulunup, razı olmayacağı davranışlardan kaçınmaktır ki bu Kur'an ile bize zaten     açıkça öğretilir. İşte Rabb'imizin razı ve hoşnut olacağı davranışları yapmak adına, razı olmayacağı davranışlardan kaçınmak adına tutulacak oruç bu sakınmayı artıracaktır.                                                                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                                            

2/189    Sual ederler/sorarlar sana hilallerden; de ki: "O belirlenmiş vakitlerdir insanlar için ve hac327 için; ve yoktur erdemlilik gelmenizde/varmanızda evlere arkalarından onun328*;velakin erdemlilik takvalı olmuş kimsedir; ve gelin/varın evlere kapılarından onun328*; ve takvalı21 olun Allah'a; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.                                                                                                     

*Evin.                                                                                                                                                                                                                                               

Hac mevzusunu hac konu başlığında detaylandırıcaz. Sadece şunu söyleyeyim şu an ki hac Kur'an'ın gerçek haccı değildir. Erdemliliğin bir özelliğinden bahseder Rabb'imiz bu ayetinde ve takvalı olmaya bağlayarak, takvalı olmak ile de felaha ulaşabileceği mesajını bizlere verir, konuyu öğretir.               

Evlere arkalarından gelmekte bir erdemlilik yokmuş bu takvalı olmaya da girmezmiş. Bu arapça da bir deyimdir. Bizdeki örneği için ise   şöyle diyebiliriz kulağı ters taraftan göstermek. Hani bir kişi bir işi kolay yolu varken zor yoldan yaparya. Bizde örnek sağ elle sol kulağı tutarız bu işi böyle yaptın halbuki sağ kulağı tutacaksan sağ elle tutmalısın neden kolayı varken zorluyorsun tarzında söyleriz ya işte bu aynı şeydir.                                                                                                                                                     

Kolayı varsa kolayını yapmamız istenir. Bunun için şahsım adına şunları söyleyebilirim. Kendimiz bir iş yapacaksak kolayı varken kolay yoldan yapın emek ve zaman boşa harcamayın, insanlara da bunu tavisye edin diye bir çıkarım yapabilirim ayrıca dinde zorlukta yoktur zorlamada yoktur ayetlerinide işin içine katıp diyebilirim ki dinde şekilcilik yapmayın ki şekilcilik yapmılmaması işaretini veren ayetler vardır, bu ayet için de söyleyebiliriz.                                                                                                                 

Yüce Allah dinde bize zorlama ve zorluk istemediyse o zaman Rabb'imizin söyediğini söylediği şekilde yapın. Detaylandırmayın, şekillendirmeyin kolayı zorlaştırmayın.                                                                         

Ne anlatılıyorsa oku anla ve anladığına uy. Ne kimseye sor, ne kimseye tabi ol, ne taklit et aklını kullan. Hükmü veren aynı zamanda hesap sorandırda. Anladığına uy ama yalnız Kur'an de. Şekillendirip detaylandırma yada bunları yapana uyma.                Eğer Kur'an'dan anladığın şeyi zorlaştırıyorlarsa din adına sen Rabb'inin dediğini yap, O en adaletli şekilde hükmü verecek olandır.

Yüce Allah hakimlerin hakimidir, tek hüküm koyucu, tek feyfa veren, dinin ve din gününün tek sahibidir. O seni ve tüm evrenlerin yaratıcısı, sahibi ve efendisidir. Sen Rabb'ine takvalı ol, yalnızca Rabb'ine takvalı ol yalnızca Rabb'ine kul ol.                                                                                                                                                                                                                                                   

                                                                                        

2/197    Hac327 malum343 aylardır*; öyle ki kim farz497 kıldı onlarda (aylarda) haccı327; öyle ki yoktur cinsellik içeren davranışlar; ve yoktur fasıklık38; ve yoktur dalaşma hacta; ve yaptığınızı hayırdan/iyilikten bilir onu Allah; ve ikbal/tedarik/erzak edinin**; öyle ki doğrusu hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21; ve takvalı21 olun bana ey elbab/mantık sahipleri!               

*Arapça gramer gereği çoğul 3 ve üzerinde başlar.                                                                    

**Aylar boyunca sürecek olan hac için gerekli erzak hazır edilmelidir.                                                                                                                                                                                                                                  

                                                                                        

Hac konuuna girmeden konu bağlamımıza bakıcaz. Hac ile ilgili öğretileri bu ayetler ile bize öğreten Rabb'imiz bu konuları öğrettiği şekilde yapmanın takvalı olmak olduğunu öğretir ki zaten sadece bu konu ile ilgili değil Rabb'imizin tüm dediklerini dediği şekilde ve dediği kadar ekleme veya çıkarma yapmadan şekillendirip, detaylandırmadan, ne nasıl ise onu o kadar yapmak, yapmaya gayret göstermek takvanın asıl konusudur.                                                                                             

Ayetimizde çok önemli iki nokta vardır, üzerinde duralım.                                                                                                                                                                                                                                                       

Birinci mevzu takvalı olmak ile elbab eşleştirilir. Elbab, mantık demektir. Elbab sahibi mantık sahibi olandır. Bir konu üzerinde akılcı delillerle düşünüp analitik bir çıkarım yapandır. Kendi aklını kullanandır. Aklı olupda fikri de olandır.                  

Rabb'imiz burda elbab sahiplerine hitap eder. Eğer analitik düşünüyorsanız, düşün, akledin, tartın ve ulaşacağınız sonuç eğer elbab iseniz bana takvalı olmanız olacaktır der. Yani elbab birinin yapacağı çıkarım ancak ve sadece Yüce Allah'a kul olması gerektiğini bulmasıdır. Elbab bu doğruya ulaşandır.   

Net bir şekilde diyebiliriz ki en doğru sözlü Yüce Allah olduğu için, bizi yaratan ve bizi en iyi bilen olarak yalnız Yüce Allah'a kul olmayan biri asla elbab biri değildir. Her ne çıkarım yaptıysa, her ne seçim yaptıysa asla mantıklı bir seçim olmayacaktır eğer yalnız Yüce Allah'a takvalı olmayı yapmıyorsa.                                                                                                                                                           

İkinci mevzu öyle ki doğrusu hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21, hac konusunda tedarik edilecek şeylerden, hediye gerdanlıklardan bahseder Rabb'imiz ayetlerinde. Nerde neyi nasıl yapılacağını, haccın ne olduğu anlatır ayetlerinde fakat bu cümle çok ama çok önemlidir.                  

Her ne yaparsanız yapın, her ne tedarik ederseniz edin eğer Yüce Allah'ın söylediğini söylediği şekilde yapmazsanız takvalı olamazsınız ki edineceğiniz  veya elde edeceğiniz tedariğin, erzağın veya işte kazanmak istediğiniz sevap veya Allah'ın rızası da bu işin içindedir diyebilirim şahsım adına işte            tüm bunların en hayırlısı en doğrusu takvadır.                                                                                                          

Önce takvalı olucan, takvayı tedarik edicen, takva elbisesini giyicen, takva ile kendini koruyacaksın ki diğer her şey ondan sonra gelir. Yani önce Yüce Allah'ın dediğini dediği şekilde yapıcan, takvalı olucan diğer tüm her şey ondan sonra gelir. Allah'ın dediğini dediği şekilde yapmadıktan sonra şahsım adına diyebilirim ki ibadet diye yaptığın şeylerin pek bir önemi kalmayacaktır Yüce Allah katında.                          

Sen Allah'ın dediğini dediği şekilde yapmadın, belki bir kısmını öyle yaptın bir kısmınıda kendi kafana göre yaptın. Ekleme çıkarma yaptın, haybeye detaylandırdın şekillendirdin, şu veya bu sebeple işte ilk başta tedarik etmen gereken takvayı tedarik etmedin.                                                                                            

Bu ayet her ne kadar hac ile alakalı olsa da tüm yaşamımızda, tüm ibadetlerimiz de bu ilkeyi baz almamız gerekir. Çünkü bizim hayatımızda, nusukumuzda, yaşamımızda, ölümümüzde Allah için olmalı, alemlerin Rabbi 6/162                                                                                                                                                                                                                                            

                                                                                        

2/203    Ve zikredin/hatırlayın78 Allah'ı sayılı/adetli* günlerde; öyle ki kim acele etti iki gündedir; öyle ki yoktur günah onun üzerine; ve kim tehir etti/geriye bıraktı; öyle ki yoktur günah ona (da); takvalı21 olmuş kimse için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler O'na (Allah'a) haşredilirsiniz556.

*En az 3 gün. Sayısı/adeti belirlenmiş.                                                                                                           

2/204    Ve insanlardan kiminin349 söylemi acayip (etkiler) seni dünya hayatında; ve tanık/şahit eder Allah'ı kalbindekine karşı; ve o en gaddar* hasımdır**.                                                                                 

*En acımasız, en azılı                                                                                                                           

**Düşman.                                                                                                                                                            

2/205    Ve döndüğü zaman başı çeker/çabalar yerde/yeryüzünde; fesat çıkarmak265 için orada (yerde); ve helak348 eder ekini ve nesli349; ve Allah sevmez fesadı265.

2/206    Ve dendiği zaman ona takvalı21 ol Allah'a'; alır onu izzeti614 günaha; öyle ki yeterlidir ona cehennem; ve mutlak ki perişan (bir) yataktır/dinlenme yeridir.                                                                  

                                                                                                                                                                                                                                                          

2/203 ayetinde Rabb'imiz işte bazı şeylerde bizlere kolaylık olsun diye seçenekler sunar. Hac ile ilgili seçenek sunduğu bu ayette işte size seçenek bu şekilde de yapabilirsiniz, buda takva sınırlarına girer çünkü böyle uygun gördüm der. Yapmamız gereken şeyler için Rabb'imizin sunduğu seçenekleri seçtiğimizde ki bazı şeyler için bazı şartlar sağlanması gerekebilir, işte bunlara dikkat edip bu seçeneklere göre davranmanında asıl istenen şey yapılmasa dahi takva sınırlarına girdiğini bizlere öğretir.                                                                                                                                                                                           

Ayetin sonunda da toplanıp Yüce Allah'a döneceğimiz hatırlatılır ki işte takvalı olarak Yüce Allah'a kavuşmak isteniyor ise bu sınırlar aşılmamalıdır. 204/205 ve 206 yıda almak istedim. Kısaca bahsedeyim. İnsanlardan bazıları varmış ki sözleri ile diğer insanları etkilermiş. Ama bu sözleri aslında kalbinden geçenler değilmiş. Allah bunu bilirmiş. İşte bu tarz insan yada insanlar bizlere en azılı düşmanlarmış. Ve geriye döndüğü zaman ise söylediğinin tam alakasızı olarak               yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesli heal etmeye çalışırmış.                                                                                                                                                                                                                                                       

Sözlerinden hoşnut olunması güzel şeyler söylemesindendir, aksi halde kalbinde olan nesli ve ekini yok etmeyi söyleseydi elbette sözünden hoşnut olmazdı Yüce Allah'a takvalı olan bir kimse. Ve bu kişinin nesli ve ekini yok etme çabasında başı çektiğini anlarız ayetten. Ya sözü geçen biri ya ülkede yönetici, ya ülkenin yöneticisi yada bu işlerin öncüsü olarak anlarız.                                                                                                                                                                                                                                           

Ve bu işlerin takva ile alakası olmadığını, ona takvalı olun dendiğinde de bu işten vazgeçmediğini anlarız. Ve anlarız ki Yüce Allah'ı, cehennemi hesaba asla katmayab birisi yada birileridir bunlar. Ve yeri cehennem olacaktır. Bu ayetler ile Rabb'imiz bize öğretir, öğütler. Özellikle aldım ki hayatınızda, çevrenizde bu tarz insan yada insanlar var ise hem dikkatli olalım, hem bu insanlar takvalı değiller ve her türlü kötülüğü yapabilirler, hem bunlar nesli ve ekini yok etmeye çabalayanlardır, başı çekerler hemde bunlara geçit vermeyelim.                                                                                                                                                                                                                                                       

Her kesi bu manada düşünmeye davet ediyorum, belki bunun örneği hayatınızda vardır ama dikkat etmemiş olabilirsiniz, belki burnunuzun dibindedir ama   farketmemişsinizdir. Rabb'imizin bu öğretisine dikkat ederek iman edenleri düşünmeye davet ediyorum.       

 

2/223    Kadınlarınız bir tarladır* sizlere; öyle ki gelin tarlanıza* istediğiniz uygun süre/zaman (da)**; ve önceden gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.                                                                                                                             

*Ürün veren verimli, bereketli toprak. Rahim iç zarı humuslu bir toprak gibidir. Katmanlardan oluşur. Toprağın bir tohuma tüm ihtiyaçlarını sağlaması gibi insan tohumu olan embriyoya her türlü ihtiyaçlarını sağlar.                                                                                                                                   

**Ennâ kelimesi zaman/süre/periyod demektir. Ayrıca olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, acele etmemek anlamındadır."Kadınlarınız ürün veren bir toprak sizlere                öyleyse gelin ürün veren toprağınıza arzu ettiğiniz zaman”; muhteşem bilimsel deliller sunan ve kadınları yücelten ayetler.                                                                                                                                                                            

                                                                                                                                                   

Kadınlarınız tarladır mevzusuna burada girmeyelim. Daha önce bahsettiğimi zannediyorum. Kısaca burada iki taraflı rıza söz konusu vardır ve bu ayet anlaşıldığının   aksine bu ayette kadın bereketli bir toprağa benzetilir, kadınları yücelten bir ayet olması yanı sıra ayrıca muhteşem bilimsel veriler, muhteşem bilimsel kanıtlar da ortaya koyan bir ayet olması yanında enna kelimesi ile de zaman, süre periyoda vurgu yaparken, ayrıca olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, aceleye etmemeye de işaret verir.                                                                                                                                                                                                                                                                     

Konumuza gelecek olursak da bu ayet öğretileri özelinde, ayet anlatısına uygun hareket etmek takvalı olmak olacaktır. Önceden gönderdiğiniz nefisleriniz için kısmına da dikkat edelim. Bu dünyada iken yaptıklarımızdır fakat bu bağlamda daha öncede bahsettiğim gibi dünyada salih bir amel yaparsak bu önceden gönderdiğimiz olacaktır ama işlevi devam eden bir salih amel biz öldükten sonrada önceden gönderdiğimiz olarak anlamalıyız konusunda analitik düşünmemiz lazım. İörneğin birilerine faydalı bir yapı yaptık, biz öldükten sonra bu yapu salih işlerde kullanılmaya devam ediyor bu amel kitabımıza yazılacakmı yada tam tersi devam eden kötü bir iş. Yada İyi olarak yaptıkta sonradan kötüye döndü.

İşte amel defteri daha doğrusu amel kitabı konu başlığımızda bunu incelemeye çalışıcaz henüz net bir görüşüm yok.                                                                                                                                                                                                                                                               

                                                                                                      

3/14      Süslendi insanlara şehvetlerin/aşırı arzulamaların sevgisi; kadınlardan ve oğullardan; ve kantarlardan/yığınlardan kantarlı/yığınlı altından ve gümüşten; ve cins atlardan; ve en'âmdan645; ve ekinlerden; işte bunlar; metasıdır54 dünya hayatının; ve Allah'ın indindedir/katındadır güzel geri dönüş yeri.

3/15      De ki: "Haber vereyim mi sizlere bunlardan hayırlısını? Rablerinin4 indinde/katında takvalı21 olmuş kimseleredir cennetler; akar onun (cennetin) altından nehirler; ölümsüzlerdir185 orada (cennette); ve (vardır) tertemiz eşler184; ve Allah’tan bir rıza; ve Allah görendir kullarını."

3/16      Kimseler (ki) derler: "Rabbimiz4! Doğrusu bizler iman47 ettik; öyle ki mağfiret319 et bizlere günahlarımızı; ve sakındır bizleri ateş azabından."

3/17      Sabredenlerdir51; ve sâdıklardır182; ve kanaat398 edenlerdir; ve infak6 edenlerdir; ve istiğfar396 edenlerdir seherlerde397.                                                                                                            

3/76      Evet! Kim tastamam yerine getirdi ahdini187; ve takvalı21 oldu; öyle ki doğrusu Allah sever takva21 sahiplerini.                                                                                                                                                 

                                                                                                      

Rabb'imiz ile olan ahdimizden bahseder Yüce Allah. Nedir bu dersek, Yüce Allah katında yaptığımız anlaşmadır. Şimdi bunu hatırlamasakta           hesap zaman ı hatırlıycaz. Bize verilen donanım ile tek ilah olarak Allah demek ve Yüce Allah'ın kelamlarına sadık kalmaktır.     

Bunun öğreticisi de gene Yüce Allah'tır ve hatırlatmayıda şerefli Kur'an'ımız ile yapar. Yani Kur'an hudutlarında kalacağımza verdiğimiz misak, ahit, sözleşmedir bu.                                                                        

Bu ahdi tastamam yerine getirirsek eğer, yani Kur'an hudutlarından çıkmazsak anlarız ki takvalı olmuş oluruz. Takvalı olmak için yalnız Kur'an dememiz gerektiğinide ayetten anlarız.                                                                                                                                                                                                                   

Eğer hadis gibi uydurmasyonlara dinde hüküm koydurursak dini yalnız Yüce Allah'a has kılmamış olmakla beraber bu ahdimizede             sadık kalmamış olurz, dolayısıyla Kur'an hudutlarından çıkmakla beraber takvalı da olmamış oluruz.                                                                                                                                                                                                                                                                   

Ve Rabb'imiz takvalıları severmiş. Yaratıcısının kendisini sevmesini istemeyen, Rahmanın sevgisine nail olmak istemeyen bir akıl sahibi, bir elbab düşünemiyorum ben. Kim istemez bunu, akla, mantığa, fıtrata sığarmı böyle Yüce, böyle ilahi bir sevgiyi istememe gibi bir olasılığı şahsım adına asla düşünemem, elbette Rabbimin dilemesi haricinde şekilde anlayabiliriz.                                                                       

Kur'an bütünlüğünden şahsım adına insanların birbirleri ile yaptığı anlaşmalarda bu işin içine girer diye söyleyebilirim. Bu anlaşmalar bireysel olarak en ufak anlaşmalardan, toplumsal ve ülkeler olarak en kapsamlı ve geniş anlaşmalar dahil olmak üzere iki taraf arasında yapılan tüm yazılı veya yazılı olmayan anlaşmaları kapsar diye düşünüyorum. Fakat elbette anlaşmaya göre yazılı olması gerekliliğini yine Kur'an'dan anlayabilirz.                                                                                                                                                                                                                                                               

Çünkü verilen borç bile yazılı ve şahitli olmasının daha doğru olduğunu belirten Yüce Allah bu tarz olaylarda da zannımca anlaşmaların sağlam temellere oturtulmuş olmasını istemektedir diye belirteyim.                                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

3/102    Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; O’nun takvasının21 hakkı (-yla); ölmeyin dışında (ki) ve sizler müslimsiniz45

İman etmişlere gelir gene takva. İman etmiş kimse isen takvalı olun der Yüce yaratıcı. İman edenleri bağlar takvalı olmak. İman ettin ve müslümsin, o zaman takvalı olmak gerekiyor. Ve müthiş bir öğüt daha vardır bu ayette. Rabb'imizin takvasının hakkı dışında ölmeyin der Rabb'imiz.                         

Bu ne demektir. İman eetin ve müslim oldun ya işte hayatın boyunca Rabb'imizin biricik dini İslam'ın biricik kaynağı Kur'an hudutlarında olarak, yaşayın ve Kur'an hudutlarında kalın ve Kur>'an hudutları dışına çıkmayın ve Kur'an hudutlarında kalarak yaşamınızı sürdürün ve Kur'an hudutlarından asla çıkmamış olarak ölün.                                                                                                                                                                 

Rabb'imiz öğütlemişti ya bizde burda bakmıştık ne demişti, aslında hayatın sırrını vermişti. Salatınız, nusukunuz, yaşamınız ve ölümünüz Allah için olmalı, Alemlerin Rabbi.

İşte bunu gerçekleştirmenin yolu takvalı olmaktır ki takvalı olmayı öğrenebileceğimiz tek kaynakta şerefli biricik Kur'anımızdır. Kur'an'ımızı bilicez, salatlarımızı ikame edicez ki her an Rabb'imizin ayetleri hafızamızda canlı kalsın. Her durumda, her şartta ve her zaman        Yüce Allah'a dönebilelim. Yüce Allah^'ın boyası ile boyanalım, Yüce Allah'ın ipine ve kulbuna sımsıkı tutunalım.                         

İşte bu şekilde Rabb'imiz kalbimizi İslama açar ve takvalı oluruz, ne şeytan bize erişebilir, ne bizi dosdoğru yolumuzdan alıkoyabilirler, Kur'an harici hüküm koyuculara uymayalım, Rabb'imizin ayetleri ile dosdoğru yola klavuzlanalım. İşte o zaman Rabb'imiz nuru ile bizi hem dünyada hem de ahirette aydınlatacaktır.                                                                                                                                                                              

Unutmayalım ki Yüce Allah'ın aydınlığı ile aydınlanmamış kimse için başka aydınlık yoktur.                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

3/115    Ve hayırdan/iyilikten faaliyet yaptıklarına; öyle ki asla kâfirlik* edilmez ona**; ve Allah bilendir muttakileri17.                                                                                                                                                                                                                                                             

*Örtmek, gizlemek, saklamak.                                                                                                                         

**Yapılan hayra/iyiliğe.                                                                                                                                                                                                                                                            

              

Giriş kısmında konuşmuştuk. Takva sahibi olan kişi tanım olarak Kur'an'da muttaki diye geçer ki zaten takva kelime kökü ile aynı kökten gelir.     Muttaki kelimesini ayrı inceliycez, bu konu ile bağlantılı olsa dahi bu konuya pek girmiycez, ayrı inceleyeceğimiz için. Bu ayetteki mesaj önemli olduğundan aldım. Öğreti şudur takvalı isen zaten iyi, güzel işler yaparsın ki bu işlerin karşılıkları da asla örtülmez, karşılığını alırsın.                                                                                                                                                                                                                                                               

Sen Rabb'inin rızasını kazanmak için takvalı oldun, senin Rabb'in bunu biliyor emin ol ve gene emin ol ki karşılığını çok güzel ve fazlasıyla alacaksın. Zaten öğrenmiştik ya Rabb'imizn katında olanlar bizim için asıl hayırlı ve kalıcı olanlardı, hatırla.

**                                                                                                                                                                                                                                                                                   

3/125    Evet! Eğer sabrederseniz51 ve takvalı21 olursanız; ve gelseler (bile) sizlere birdenbire/fevrice şu (anda); destekler sizleri Rabbiniz4 nişanlı meleklerden beş binle.                                                                                                                                                                                                                                                             

              

Ayetin öncesini ve sonrasını okuyunuz. Burada bahsedilenlere hiç girmeden, konu başlığımız ile alakalı kısım için diyebilirim ki, eğer insan sabreder ve takvalı olursa bilsin ki mutlak Rabb'i onu destekler, yardım eder. Zamanı gelince bir çıkış yolu keşfeder.

                             

Bu bağlamda sabır metanetle dengeyi korumadır diye tekrar belirteyim, defalarca konuştuk ama tekrar edeyim.        Çünkü derler ya Allah sabrını verir diye, bence yanlıştır bu deyim. Evet belki Allah sabrı verir, destekler ok ama şunu bilelim ki sabır ile söz konusu olsa bile öncelikle insandan sabır ister.                                                                                                                                                                                                                                                                 

Sabredin der, önce sen gayret göstericen ki, kendini göstericen, samimiyetini göstericen, ahdine sadıklığını göstericen ki sonra Yüce Allah desteklerse destekler. Bunuda belirtmiş olayım.                                                                                                                                                                                  

Başka ayetlerde de aynı bu ayetin mesajının özü olarak Rabb'imiz bizlere öğretir. Bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

3/186    Mutlak belalandırılırsınız256 mallarınızda ve nefislerinizde201; mutlak işitirsiniz çokça bir eziyet/inciten kimselerden (ki) verildiler kitap135 sizlerden önce ve kimselerden (ki) şirk koşarlar71; ve eğer sabrederseniz51; ve takvalı21 olursanız öyle ki doğrusu işte budur azmi gerektiren emirler/işler.                                                                                                                                                                                                                                                                         

              

Kısaca Rabb'imiz mallarınız ve nefislerinizle test etme amaçlı olarak bazı sıkıntılara sokulursunuz. Ehli kitaptan olan kimselerde size şu veya bu şekilde eziyette bulunabilirler. Güncel dönem için hadis kitaplarına tabi olanlar diyebiliriz. Bunlar aynı zamanda şirk koşanlardır.                                                   

İşte bu durumların içinde kaldığınızda dengenizi korur, takva sınırlarından çıkmazsanız, işte bu iş gerçekten kararlılık gerektiren işlerdendir, kararlılıkla gittiğiniz çizgiyi bozmayın, takva ile korunun diye Rabb'imiz bizlere öğütler verir.                                                                                                             

                             

**                                                                                                                                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

3/179    Olmuş değildir Allah bırakmak için müminleri27 sizlerin üzerinde (olduğunuza) karşı; ta ki ayırır kötüyü iyiden; ve olmuş değildir Allah (ki) görünür eder sizlere gaybı; velakin/fakat Allah seçer resûllerinden418 dilediği kimseyi; öyle ki iman47 edin Allah'a ve resûllerine418 O'nun; ve eğer iman47 ederseniz ve takvalı21 olursanız, öyle ki sizleredir büyük bir ecir820.                                                                                                                                                                                                                                                                  

                                                                                                      

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

Ayet anlatısına kısacık bakıp konumuza geçicez gene. Rabb'im müminler ile kafirleri ayıracağı işaretini verir, önceki ve sonraki ayetlere bakınız. Takvalı olanlara Rabb'imiz büyük bir ecir, yani büyük bir karşılık vereceğini bizlere öğretir. Yani anlaşma yaptık, Allah'a takvalı olucaz ama karşılığnda da Rabb'imiz büyük bir ecir vereceği müjdesini verir ayetimizde. Karşılık verenlerin en hayırlı ve kalıcı olan elbette Rabb'imizin vereceği ecirdir. Mümin olarak bizim elde edeceklerimiz, Rab'imizin verecekleri karşısında hiçbir önemi yoktur.                                                                                                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

4/77      Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10"; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim137 (kadar).                                                                                                                                                                                                                                                                        

                                                                                        

              

Ayet anlatısına pek değinmeden gene konu başlığımızı ilgilendiren kısma bakıcaz.                                         

Rabb'imiz bir kısım insanlara çekin ellerinizi (iman etmeyenlerden) salatı ikame edin, zekatı verin demiş ve üzerlerine savaşı yazmış. Anlarız ki bunlar iman edenler. Hatta Rabb'lerinin savaş yazmasını sorgulamışlar, neden yazdın savaş keşke erteleseydin belli bir ecele yani belli bir süreye kadar demişler oysa ki iş ve oluşlardaki Yüce Allah'ın emirleri kesindir ve değişmez. İşler, emirler O'na yükselir.                                                                                                                                                                           

Rabb'imizde bu söylediklerimi yapın, savaşta olabileceklerde ortadadır. Siz böyle düşünüyorsunuz ama dünya metası azdır, oysaki ahiret hayırlıdır der. Yani burada dediklerimi yapmak size zor gelse de ki gelmemeli eğer bana haşyet ve huşu duyuyorsanız yalnız bana, ki ben dinde sie zorluk yüklemedim ayrıca savaştata ölmekten, mallarınızın ve canlarınızın kaybından endişeleniyorsanız bilin ki sizlere ahirette daha güzelini vericem, ahiret hayırıdır dünya metası yanındadiye öğretir, öüğütler.                     

Fakat kim için hayırlıymış, onuda öğretir, kimse için ki, takvalı oldu.                                                                                                                                                                                                                                                    

Demekki Rabb'imizin söykediğini söylediği şekilde yaptın ve takvalı oldun, ahiret senin için hayırlı olacak ve bu kadar da bu kimseye bir fitil, bir sicim kadar bile zulmedilmeyecek.                                                                                                                                                                                                                 

              

Şimdi sicim evrenin en küçük yapı taşıdır. Daha küçük bir yapı yoktur. Sicim 1.6 x 10 üzeri eksi 135 metre uzunluğundadır. Bakarsınız sicim teorisine. İlmimini arttıralım. Ayrıca ahirette cehenneme atılacaklara daha cehenneme atılmadan türlü aşağılamalar olduğunu biliyoruz, bu veya benzeri zulüm takvalılar için asla olmayacakmış Rabb'imizin sözüdür.                                                                                                                                                                                                                                                                     

Buradan da yanlış bir sonuç çıkarmayalım, Allah asla zulmetmez, kişi kendine zulmeder ve yaptıklarının karşılığını alır. En büyük zulüm Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır. Seni yaratan, fıtratını belirleyen, dünyayı beşik yapan, yararına ve hizmetine bildiğin ve bilmediğin şeyler sunan ve bunları sunmasa asla bunlara erişmeye gücün olmazdı, rahimlerin rahimi, en merhametli olan sana yaptığın anlaşmanın metnini gönderiyor. Ve sen bu Kur'an'ı yalanlıyor, yüz çeviriyor, Ve ayrıca sadece iyilikler Yüce Allah'tandır, kötülükler ise gene kendi yaptıklarımız sonucunda Yüce Allah katında bu mekanizmayı devreye kendimiz sokarız, ve Yüce Allah'ın izni ile gerçekleşir. Yani iyilikleri bizzat gönderen Yüce Allah'tır ama kötülükleri çağıran ise biziz. Konu ile ilgili short videomuz var, ayrıca merak eden olursa 4/78 ve 79 ayetleri üzerinde analitik düşünsün.                                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                       

5/8         Ey iman47 etmiş kimseler! Olun kavvamlar501 Allah için eşitliğe şahitler/tanıklar; ve cürüm* işletmesin sizlere nefret/kin bir kavme karşı ki (o durumda) adaleti gözetmez (olursunuz); adil680 olun; o daha yakındır takvaya21; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah bir Habîr’dir466 yaptıklarınıza.                                                                                                                        

*Suç.                                                                                                                                                                      

                                                                                                      

              

Bu ayetde çok öenmlidir. Kur'an'da çokca bahsedilen, çokca üzerinde durulan ve çok önemli konular olan hak, adalet ve eşitlik gördüğünüz gibi takvalı olmanın gerekliliklerindendir.                                                           

İman etmişlere gelen bu ayet olun kavvamlar der. Yani Ayakta duran, dikelip kol kanat geren, evin direği derler ya öyle olun. Erkeklerde bu bakımdan kavvamdır diye öğretir Yüce       Allah aile içinde. Ve Allah için eşitliğe şahitler, tanıklar olun, ve cürüm yani suç işletmesin size duygularınız, adaletli olun, adil olun ki takvaya daha yakın olasınız           diye öğretir öğütler Rabb'imiz. Bizde takvalı olmak istiyorsak ve elbette iman etmiş bir kimse isek elbette bu sözleri hafife asla almayacağız, asla bu sözlere laubalilik etmeyeceğiz.                                                                                                                                       

Ve Allah haberdardır der Yüce Rahman.                                                                                                       

              

Konuyu biraz açalım. Her ne şekilde her ne duygu beslersek besleyelim, veya karşımızdaki en yakınımız dahi olsa hatta konu her ne ise muhatabı direk kendimiz dahi olsak, Yüce Allah için, takvalı olmak için doğru, dürüst, adil, hakkaniyetli, adaletli olucaz. Haktan, haklıdan yana olucaz bu kendimiz bile olsak.   

Veya biri zengin diye, güç sahibi diye, sözü geçer biri diye veya şu veya bu sebeple gene haktan, adaletten, eşitlikten ayrılmayacağız. Bu aynı zamanda bir kişi veya bir kurum karşısında cinsiyet, din, düşünce, ırk vs gibi şeyler asla hesaba katılmadan adaletli ve eşit olmayı kapsamakla beraber, üzerine basark söyleyelim erkek ve kadın eşitliğini de kapsar ki zaten Kur'an'da kadın erkek diye bir ayırım asla yoktur.                                                                                                                                                                               

Cezada, ödülde, ibadetde kadın erkek ayrı ı asla olmadığı gibi Rabb'imizin indinde katında da asla böyle bir ayırım yoktur. Kadın peçe gibi poşede koyulacak, kimliği, kişiliği yok edilecek 2. veya 3. sınıf insan muamelesi yapılacak, hatta bazı mezheplerde insan yerine bile konulmaz bir varlık değildir.   

Erkek de egemen ırk değildir. Bir ayrıcalığımız yoktur Yüce Allah katında. Elbette dünyada dünyevi konular özelinde farklı sorumlulıklarımız ve faziletlerimiz olsa da, Kur'an'da bununla ilgili hükümler olsa da bu kadını erkeğe veya erkeği kadına insan olarak veya Allah katında farklı bir konuma getirecek şeyler            asla değildir.                                                                                                                          

Dünyada üstünlük asla söz konusu olmamasına rağmen, işte Yüce Allah katında kademe, kıdem almak istiyorsanız, nasıl, ne şekilde ve ne kadar takvalı   olduğunuz ile alakalı olacaktır. Kadın veya erkek olmanızla asla alakalı olmayacaktır. Nokta.                                                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                

                                                                                                      

5/88      Ve yiyin rızıklandırdığından Allah'ın bir helal* (olarak); bir iyi (olarak); ve takvalı21 olun Allah’a O ki sizler O’na müminlersiniz27.                                                                                                                      

*Kur'an'da belirtilen haram yiyecekler dışında Yüce Allah'ın rızık olarak verdiği yiyeceklerden sizlere iyi geleni, sevdiğinizi rahatlıkla yiyin.                                                                                                                                                                                                                                                                  

                                                                                                      

              

Bazı ayetleri almadan geçemedim. Almamak istememin nedeni konumuz aslında nelere takvalı olacağımız değil, çünkü kişi bunlara bence kendi çalışmalı ama   Şimdi burada birkaç çıkarımım olacak kısa konuşalım dedim ama çıkarımlarımı da söylemeden geçmeyeyim.                                                                

İman etmek ve mümin olmak farklıdır. İman etmek inanmak, mümin olmak kanıtla delille inanmaktır. Şimdiye kadar iman ve takva eşleştirilirken bir tık daha         önde olanların işaret edilmesi önemlidir. Yani mümin, iman edenden herzaman bir tık öndedir, kadamesi, kıdemi daha fazladır.                                 

Çünkü kanıtla, delille inanmış, imanını sağlam temellere oturtmuştur. İşte bu kimseler ve takvalı olmak eşleştirilir bu ayette. Ayrıca rızık ve nimet farklı şeyler olarak gördüm Kur'an'da ayrı inceleyeince kararımızı verelim. Burada Allah rızıklandırdıklarımdan ama helal olanlardan yiyin diyor.

Sonrasında iyi olanları işaret ediyor. Bunun tecellisi şahsım adına rızık olanlardan kötüleri de olabilirmi diye düşündürüyor ama rızık ve nimet konusuna çalışınca sanırım net fikrim olur bu cepte.  

İyi olanların diğer bir tecellsi ise şahsım adına şöyle düşünelim. Birine iyi olan diğerine iyi olmaz. Örnek at, eşek İslam dininde haram değil. Kedi, köpekde.                                                                                       

4 şeyden başka üzerimize haram edilen bir şey yoktur, 5/3 de bunlar belirtilir, Haram kılındı üzerinize ölmüş; ve kan; ve hınzır/domuz eti; ve kendisine Allah’ın dışında başkasının (ismi) adanan/sunulan; ve boğulan (ölen); ve ağır darbeyle/hastalıkla (ölen); ve düşen (ölen); ve boynuzlanmış (ölen); ve yırtıcıların yediği; dışındadır boğazladığınız; ve (haram kılındı) boğazlanan dikilmişler* üzerine -ve ki kısmet ararsınız fal oklarıyla**-; işte bunlar; bir fısktır38;                                                                                                                                                                                                                                             

              

Şimdi şaşıranlar olabilir köpek mi yiycez diye. İşte iyi olanlar derken bence bu kastediliyor. Bir ülkede senin asla yemediğin şeyleri afiyetle yemiyorlarmı. Örneğin çinde kızarmış akrep, taylantda bambda yetişen kurtlar, meksikada karınca yumurtası, japonyada arı larbası gibi böcekler veya hayvanlara bakalım.                                                                                                                                                                            

Gene çinde köpek eti, yılan çorbası, kaplunbağa, vietnamda timsah, güney korede köpek, izlanda da köpekbalığı, nijeryada maymun ve yarasa, fransada salyangoz ve kurbağa bacağı yenir.                                 

Şimdi bunların hiç biri Kur'an'a göre bize haram değildir. Belki içinde bir iki tane yemediğin ama yiyebileceğin vardır belkide yoktur. Peki neden sence senin tiksindiğin şeyler buralarda afiyet ile yeniyor. Bu coğrafyadan, ekonomiden veya kğltür ve gelenekten kaynaklanır.                                              

Şöyle de örnekleyebiliriz. Bizim yediğimiz şeyden. Örneğin yumurta. >Düşün yumurtayı nasıl yersin. Peki aynı yumurtayı filipinliler nasıl yer.  İçinde gelişmiş civciv olan haşlanmış yumurta, Yumurtayı kırdığında kemikleşmeye başlamış civciv görülür adına balut denir.                                                

              

Şuraya getiricem işte helal olanların iyileri. Yani sana iyi gelen. Yani senin kültürüne, coğrafyana, geleneğine uygun olanı ye. Adam köpek yiyor diye yemek zorunda değilsin. Yalnız burada bir kırılım var. Haram olmayan bir şeyi kendine haram edemezsin. Sen yemeyebilirsin, sana ters gelebilir, tiksinirsin, iğrenirsin ve asla yemezsin bu başka bu haramdır demek bambaşka o zaman şirke girersin. Aynı mideyeyi haram eden mezheptekiler gibi yerin cehennem olur.                                            

İyiki fazla uzatmadık. BU uzamamış hali ise.       

 

Neyse geçelim diğer ayetimize. konu ile ilgili şu ayetede bakalım.

 

 

 

5/93      Yoktur iman47 etmiş ve sâlihât18 yapmış kimseler üzerine bir günah yediklerindekinde; zaman ki takvalı21 oldular ve iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; sonra (da) takvalı21 oldular ve iman47 ettiler; sonra (da) takvalı21 oldular; ve (bu) daha güzeldir; ve Allah sever muhsinleri294.                                                                                                                                                                                                                                                                

              

Takvalı olduktan sonra iman etmiş biri için işte günah yoktur diyor Rabb'imiz o kimse için. Ayette belirtilen özelliklerin de muhsin bir kimse özelliği olduğu öğretilir ki muhsin kelimesine bakıcaz Rabb'im izin verirse.

              

Yani Allah ne dedi ne kadar dedi ise onu o şekilde yaptın işte takvalı oldun. Bunun öğreneceğin yer ise Yalnız Kur'a'dr. Şunuda belirtelim üzerimize haram edilen yiyecekleri için Rabnb'imiz her zaman kolayk-lık sağladığı için bu konuda da darda kalındığında ihtiyaç kadar yiyebileceğimzi bizlere öğretir. Haram ve helal konu başlığında detaylandırmaya çalışcaz.                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                      

6/51      Ve uyar onunla* kimseleri (ki) korkarlar ki haşredilirler556 Rablerine4 karşı; olmaz onlara O’nun astından bir veli28 ne de bir şefâat114; belki onlar takvalı21 olurlar.                                        

*Kur'an'la.                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

Ve uyar onunla neyle Kur'an ile. Kur'an uyarıcı ve müjdeliyicidir ve daha bir çok şey. Rabb'lerinin huzurunda haşredilmekten yani toplanmaktan korkan kimseleri       Kur'an ile uyar. Neden Kur'an ile çünkü öğütler, öğretiler ordadır, çünkü tek doğru yol klavuzudur. Kur'an ile uyarıcak. Kur'anı okuyun, anlayın ve anladığınıza uyun Rabb'inizin kelamlarına uyun, boyun eğin, itaat edin diye uyaracak. Asla zorlama yok sadece uyarma, kişi kendi seçecek yolunu.                                                                                                  

Ve deki asla Allah'ın astından bir veli bulamazsınız ve bulamayacaksınız. Rabb'imiz bizim ahirette ve dünt-yada tek ilahi velimizdir, yani koruyanımız, himaye edenimizdir. Allah harici sığınılacak bulamazsınız der. Şefaatde bulamazsınız Allah haricinde der Rabb'imiz.                                                                     

Uyduruk şefaat inancına sahip olanlara ayrıca gelsin bu ayet. Muhammet veya şu bu şefaat edecek diyorsunuz ya Muhammet daha kendisine ne yapılacağını bilmiyor aç bak Kur'an'dan sana şefaat edecek öylemi. Yüce Allah böyle bir yetkiyi asla kimseye veya hiçbir şeye vermemiştir. Şefaat yetkisi yalnız kendi ellerinin arasındadır. Şefaat çalışmasına bakarsınız.                                                                                   

Burada öne çıkaracağımız konu bağlamındaki mevzu takvalımı olmak istiyorsun işte sana Kur'an, tek yetki Kur'an'da, tek hüküm Kur'an'da. Kur'an'a uyarsan, Kur'an hudutlarında olursan işte ancak ve sadece bu şekilde takvalı olursun, Kur'an'ın dışına çıktığın anda asla takvadan söz etmek mümkün değildir.                                                                                                                                                                     

Herşeyi kuşatan, her şeyi bilen, dinin ve din gününün tek meliki, tek hüküm koyucu, tek fetfa veren, dinin öğreticisi, beyan edicisi aynı zamanda da     nelere takvalı olunacağını beyan etmeyi kendi nefsi üzerine yazmıştır ki bunu da kutsal kitaplar ile yapar. Akledenlerdenmisin, elbabmısın, iman ettin ve mümin mi oldun, takvalı olman lazım. İşte takvalı olmanın öğretileri, ondan sorulacak olduğun biricik şerefli elçi Kur'an'ımızdadır. Aç, anladığın dilde oku ve anladığına uy.                                               

              

BU ayet öğretisi bağlanılı bir ayete daha bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

6/69      Ve yoktur takvalı21 olan kimseler üzerine onların* hesabından hiçbir şey; velakin/fakat bir zikirdir/hatırlatmadır78; belki onlar** takvalı21 olurlar.                                                                                   

*Kur'an ayetleri hakkında laubali konuşanlar.                                                                                             

**Bu kimselere Kur'an ayetleri sadece hatırlatılır. Zorlama yoktur.                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                      

Önceki ayetlere bakınız. Kur'an hakkında laubalice konuşanların hesabından takvalı olanlara bir hesap olmadığını öğreniriz. Buradaki şart takvalı olunmasıdır. Kur'an bir zikirdir, bir hatırlatmadır ki inananlar takvalı olsunlar. Burada da takvalı olmanın yolunu bize Yüce Allah ancak ve sadece Kur'an ile olabileceğini, ancak Kur'an'dan öğrenilebileceğini açık ve net bir şekilde belirtmiştir. Ve bundan dolayıda rahatlıkla diyebiliriz ki tekrar dile getireyim Kur'an harici tabi olunan her şey bizi şirke sokar ve asla da zaten bunlara uyduğumuz takdirde Kur'an'ada uyduğumuzu iddia ediyor olsak dahi takvalı olmaktan asla söz edilemez. Nokta.                                                                                                                                                                                                                                                                   

                                                                                                      

6/152    Ve yaklaşmayın yetimin131 malına dışında ki ona daha güzeliyle (olursa) ta ki ulaşır kendi şiddetli* (zamanına); ve tamamlayın ölçüyü650 ve mizanı650 eşitlikle; mükellef               kılmayız bir nefsi201 kuşattığının (nefsin) dışında; ve söylediğiniz zaman öyle ki adaletli680 olun; şayet olduysa (o) yakınlık sahibi; ve Allah'a (olan) ahdinizi tamamlayın;                                                                                       

6/153    Ve ki budur dosdoğru yolum124; öyle ki tabi olun ona*; tabi olmayın yollara**; öyle ki fırkalara*** böler sizleri O'nun (Allah'ın) yolundan124; işte sizleredir; vasiyet etti (Allah) sizlere onunla; öyle ki belki sizler takvalı21 olursunuz.                                                                                           

*Yola. Sadece kutsal kitaplar. Sadece Kur'an.                                                                                              

**Çoğul gelmesi önemlidir. Bir yerde farklı yollar varsa onların tamamı sapkınlık içindedir. Tek yol vardır. O da Yüce Allah'ın yoludur.                                                                                                           

***Kendilerini müslüman sanan kimselerin durumu ortadadır. Dinlerini parça parça edip fırkalara bölünmüşlerdir.                                                                                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                      

Birkaç çok önemli öğretilere bakıp konu bağlamımızaın öğretisine geçelim.                                                                                                                                                                                                                       

6/152 ayetinde yetimin malını yemememiz öğretilir. Yersenizde malı geri verirken daha güzelini verin diye öğretilir. Ve yetime mallarını taki kendi şiddetlerine ulaşana kadar vermeyin der Yüce Rahhman. Kur'an bütünlüğünden biliyoruz ki bir test etme olayı da vardır. Onları belalandırıcaz ki bakıcaz akılları kemale ermişmi.                                                                                                                                                                 

Kendilerini ve mallarını idare eder duruma gelmişlermi. Evlenme mevzusundaki kıssas da budur. Kişi kendi şiddetine ulaşınca ancak evlenme yaşına gelmiş demektir. Evlilik konusunda Rabb'im izin verirse detaylandırıcaz.       

Yani İslam dini ile uzaktan yakından alakası bile olmayan ama adına İslam dedikleri zalimlerin sapkın inanca göre adet gören kız evlenebilir. Gerçi 6 veya 7 yaşında da evlendirilir derler bazı kesim sefahat olanlar bu da ayrı konu. Yani ufacık kız çocuğu adet görmesinin evlilik çağına geldiğinin işareti olarak alırlar ve bunu İslam dinine dayandırır bu sefihler.                                                                                                   

Vucütta bir uzuv işlem görmeye başladığında bunlara göre işlem tamamdır. Oysaki Bir kapasitenin ilk ortaya çıkması, o kapasitenin tam ve sağlıklı kullanıma  hazır olduğu anlamına gelmez. Oysaki  ilk adet görme zamanında henüz çocuk ki bu çocuktur daha hormonel denge oturmamıştır ve Beyin gelişimi (özellikle karar verme merkezi) devam etmektedir. Yani kişi kendi şiddetine erişmemiştir.     

İnsan beyninde karar verme, risk analizi ve sorumluluk alma ile ilgili bölge olan prefrontal korteks yaklaşık 20’li yaşlara kadar gelişmeye devam eder. Yani sadece fiziksel değil, zihinsel olgunluk da şarttır.                                                                                                                                                                                         

O zaman bunların mantığına göre konuşmaya başlayan bebeğe konferans verdirsinler, direksiyon tutana araba sürdürsünler, harfleri öğrenene roman yazdırsınlar, yada yürümeye başlayan bebeğide olimpiyatlarda koşu yarışına soksunlar.                                                                                                                 

Biyolojik ergenlik başlangıçtır, evlilik ise ağır sorumluluk, sosyal ve zihinsel oldunluk gerektirir ki bu konu Kur'an'da rüştünü tamamlamak olarak geçer. Devam edersek mizanı ve ölçüyü tamamlamak öğretilir, aklınıza mizan ve eşitlik ile ne geliyorsa ki gelmeyenlerin ana konularını  Kur'an'dan öğrenebilirsiniz           mükellef kılmama mevzusundan bahsedilir ki bu konuyuda konuştuk, adaletten bahseden ayetimiz, ahdimizi tamamlamamız gerektiğini de öğretir.                                                                         

Rabb'imizin bu öğretileri bize belki hatırlarız diye vasiyet ettiği bu ayetin son öğretisidir.                                            

6/153 e geçtiğimizde işte Rabb'imizin bu ve Kur'an'da tüm anlattıklarının Rabb'imizin dosdoğru yolu olduğunu öğreniriz. Ve tabi olun ona der Yüce Rahman.       Neye tabi olun der Rabb'imizin dosdoğru yoluna yani sıratel müstakime. Ve tabi olmayın başka yollara diye bizlere öğütler.                      

Eğer ki Rabb'imizin dosdoğru yolu dışında başka yollara tabi olursak bizleri gruplara, fırkalara bölerlermiş. Doğru söuledi Allah. Zaten böyle de değilmi. İnsanlar dinlerini fırkalara, gruplara bölmemişmi, hiristiyanlar ve yahudiler kendi aralarında ayrıldıkları gibi günümüz sözde müslümanları da bu şekilde değilmi.                                                                                                                                           

Yok o mezhep, yok bu tarikat, yok bu cemiyet v.s. Bilmemne böyle değilmi. Hepsi kendi yanındakiyle övünmüyormu, hepsi bu doğru demiyormu. Hepsi de helal haram uydurmuyormu.                                            

Zaten Yüce Allahda ayetinde bu dinini fırkalara bölenlerin doğru yolda olmadıklarını açıkça belirtir. Ne der. tabi olmayın yollara**; öyle ki fırkalara*** böler sizleri O'nun (Allah'ın) yolundan1                                                                                                                                                                                                         

Bu öğretileri ve böyle yapmamamızı ve nasıl yapmamız gerektiğini gene bu ayette bizlere Allah vasiyet etmiştir ki belki bizler takvalı oluruz. Hep demiyormuyuz tek doğru yol Kur'an'dır ve Kur'an harici her yol şirktir, İslam dini değildir diye, işte hevamızdan değil Rabb'imizin öğretilerinden konuşuyoruz. Elbette seçim kişinindir. Ben yalnızca uyarıcıyım.     hemen konu ile ilgili bir ayate daha bakalım.                                                                                                                                                                        

 

6/155    Ve bu bir kitaptır* (ki) indirdik onu* bir mübarek139 (olarak); öyle ki tabi olun ona**; ve takvalı479 olun; belki sizler rahmet271 edilirsiniz.                                                                                

*Kur'an.                                                                                                                                                  

**Kur'an'a.                                                                                                                                                                                                                                                                   

Bu şekilde takvalı olabileceğimiz öğretilerek bu ayette de takva ve rahmet eşleştirilmiştir. Takvalı ol ki belki rahmet edilirsiniz.         Çalışmamızda belki diye neden söylenmiş olduğna dair bir öngörüm vardı hepsi için geçerlidir her seferinde bahsetmeyelim. Peki rahmet ne demek diye sorsam ne cavap verirsiniz. Yüce Allah'ın rahmeti, rahmet etmesi, bize rahmet edilmesi ne demek.                              

Merhamet demektir. Rahmetin tecellisi merhamettir. Şevkatli olmak, her ihtiyacını karşılamak, kendine sığındırmak, sarıp kuşatmak, her türlü korumayı sağlamak gibi bir çok şey rahmet kapsamına girer.                                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                 

7/26      Ey âdemoğulları692! Muhakkak indirdik sizlere bir elbise; örter ayıp olan cinsel organ bölgelerinizi; ve bir rîşâ*; ve takva21 elbisesi; işte bu**; hayırlıdır; işte bu; ayetlerindendir237 Allah'ın; belki onlar zikrederler78.                                                                             

*Süslü, gösterişli elbiseler, süslü donatılar. Ziynet kelimesinden farklıdır.                            

 **Takva elbisesi.                                                                                                                                                                                                                                                                      

                                                                                                      

Ademoğullarına gelir ayet. Bu tüm homo sapienler yani bizleriz. İnsanlardan sadece erkekler değil tüm bilgelik verilmiş insanlardan bahseder Rabb'imiz.          Bahsettiğimiz gibi takva elbisesi giymekten bahseder. Nasıl elbise vucudumuzu örter bizi dış etkilerden korursa veya zırh bizi darbelerden korursa işte takva elbisesini giydiğimizde de bizi tüm batıldan, tüm cahilden korur bu elbise aynı bir zırh gibi.          

İşte bu homo sapiene yani ademoğluna der ki Rabb'imiz takva elbisesi hayırlıdır dünya metalarından (dünya metası olduğunu rişa kelimesinden anlarız) işte bu elbiseyi giyin belki hatırlarsınız. Neyi hatırlıycaz. Bu elbiseyi giymemiz gerektiğini, peki bu elbiseyi giymeyi, neden giymemiz gerektiğini ve nasıl giyeceğimizi nerden öğreniriz, elbette zikirden yani Kur'an'dan.

bağlantılı bir ayete daha bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                       

7/35      Ey Âdemoğulları692! Bu esnada mutlak gelir sizlere bir resûl418 sizlerden; kıssalaştırır430 sizlere ayetlerimi454; öyle ki kim takvalı21 oldu ve ıslah316 oldu; öyle ki olmaz bir korku üzerlerine; ve olmaz onlar hüzünlenirler.                                                                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                      

Gene ademoğullarıdır muhatap. Size bir resul gelir sizlerden, içinizden sizden olan, deklere eder ayetlerimi, öyle ki bu ayetleri kaale alan, ayetlere uyan       kişi takvalı oldu ve ıslah oldu ise yani düzltti, iyileştirdi ise bu kimseler için ne korku vardır nede hüzün.                                                                                     

Sen Yüce Allah kelamlarına uy takvalı ol, üzülmene de korkmana da gerek kalmaz, zaten buna izin vermem der Yüce Allah. Örnek neden korku duydun cehenneme gideceğinden mi korma, neye hüzünlendin Rabb'inin rızasını kazanamamaktanmı üzülme.                                                                                      

Takvalı, Allah kelamına göre ıslah ol. Eğer sen bunları yaparsan Yüce Allah sana bir söz veriyor korkmazsın ve hüzünlenmezsin.                BU sözü hafifemi alıcaz, asla. Biz üzerimize düşeni yapalım ki bu söz üzerimize hak olsun. Bunu bu şekilde istemeyecek akıl sahibi, elbab düşünemiyorum şahsım adına. Elbette seçim kilşinin kendi nefsinin.                                                                                                              

                                                                                                      

7/156    Ve yaz bizlere bu dünyada bir iyilik/güzellik ve ahirette (de); doğrusu bizler kılavuzlandık sana; dedi (Allah) : "Azabım (ki) isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki yazarım onu kimselere (ki) takvalı21 olurlar; ve verirler zekâtı10; ve kimselerdir (ki) onlar ayetlerimize iman47 ederler.                                                                                                                                                                                                                                                            

              

Buda müthiş bir ayettir. Rabb'imiz bize bir çağrı örneği öğretir. Dünyada da ahirettede Rabb'imize bize güzellik yazmasını talep etmemiz gerekiyor. Elbette yalnız Rabb'imize klavuzlandıysak. Şöyle diyelim dua çalışmasına bakın, Rabb'imiz kendisine çağrı yapılmasını ister, kendisine dua etmeyenin Bu kısım için bir şey dememeyi seçtim, lütfen herkes kendi akletsin. Bakalım ayetimizin o kısmına konu bağlamımıza da girer aynı zamanda. Der ki Yüce Rahman.                                                                                      

Azabım (ki) isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki yazarım onu kimselere (ki) takvalı21 olurlar; ve verirler zekâtı10; ve kimselerdir (ki) onlar ayetlerimize iman47 ederler.                                                                                                                                                                                          

 

7/200    Ve eğer gelirse sana kışkırtma; şeytândan29 bir kışkırtma; öyle ki sığın Allah'a; doğrusu O bir Semî’dir41; bir Alîm’dir8.

7/201    Doğrusu kimseler (ki) takvalı21 oldular (Allah’a) temas ettiği zaman onlara bir tavaf/dolaşma* şeytândan29; zikrettiler78 (Allah’ı); öyle ki o zaman onlar bakanlardır/görenlerdir**.                                                                                                                                                                            

*Şeytânın musallat olması.                                                                                                                

**Şeytânın kışkırtmalarını rahatlıkla görürler, anlarlar.                                                                                                                                                                                                                                                             

              

Bu konu özelindede takvalı olursak şeytan erişemez demiştik, şeytandan korunmanın yolu takvalı olmak demiştik ve genel çerçevede çalışmalarımızda da  şeytandan Yüce Allah'a sığınmanın yolu boş boş eüzü besmele çekmek değil, Yüce Allah'ın ayetlerini bilmekle olur diye belirtmiştik çok defalarca.                                                                                                                                                                            

Konu ile ilgili şeytandan Yüce Allah'a sığınma mevzusuna bakınız, konuyu orada detaylandırdım.               

Bu iki ayete baktığımız da da şeytendan bir kışkırtma geldi, yani şeytan sana yakınlaştı ve bir şekilde etkilemeye çalışıyor, halk arasında vesvese verdi böyle bir olay geldiğinde takvalı olacaklar.                         

Takvalı olanlar nasıl takvalı olcaklar zaten takvalılar diye düşünebilirsiniz fakat kişi evet takvalı olabilir ama takvalı olmayı, hal, hareket ve düşüncelerine de yansıtmalı yoksa takvalı olmaktan söz edilemez.    

Kişi takvalı ama böyle bir durumda takvalı oldu. Yani ne oldu. Yüce Allah kelamlarını hatırladı ve Yüce Allah nasıl dediyse öyle yaptı, işte takvası olan bir kişi yada takvalı olan bir kişi takvalı oldu, takvalı davrandı.                                                                                                                                                      

Zaten 7/201 de tam da bunu anlatıyor. Böyle bir durumda Allah'ı zikretmişler yani Allah'ı hatırlamışlar yani Yüce Allah'ın kelamlarını hatırlamışlar. Ve ancak böyle takvalı olabilmişler.                                                  

Arkadaşlar zikir konusu ve tavaf kelime anlam açıklama videosunu izleyiniz lütfen. Kısaca bu çalışmada söyleyeyim zikir belli kelimeleri tekrarlamak değildir, ayrıca Allah'ı hatırlamak tek başına yetmez ki Allah'ın ayetlerini bilmiyorsan Allah'ı hatırlamak sana bir şey kazandırmaz.                                     

Ayrıca tavafda bir şeyin etrafında ipini koparmış deli dana gibi boş boş dönmek asla değildir. Zaten bu ayetteki şeytanın tavafından anlarsınız.              Oraya gitmek, ziyaret etmek, etrafında dolaşmak, oraya uğramak gibi anlamlara gelir.                                                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

8/29      Ey iman47 etmiş kimseler! Eğer takvalı21 olursanız Allah’a; yapar sizlere bir furkân259; ve kâfirlik498 eder sizden kötülüklerinizi; ve mağfiret319 eder sizlere; ve Allah Zul* Fadlil285 Azîm94'dir286.

                                                                                                                                                                                                                                                          

Müthiş süper bir ayet müthiş süper öğretiler. Rabb'imiz öğretiyor bizde Rabb'imizin izni ve dilemesi ile öğreniyoruz. Haydi öğrenelim. İman edenlere gelir gene ayet. İman edenlerdenseniz gelin öğrenelim. İman etmiş kimseler ki iman ettiyseniz eğer takvalı olun Allah'a.

İman ettiniz ve eğer takvalı olduysanız işte Rabb'imizin size sözü size furkan yapacak. Nedir furkan dostlar. Doğruyu yanlıştan ayırma gücü,  doğruyu yanlştan ayırt etme yetisi, doğruyu yanlıştan bölüp ayırabilme ilmidir.                                                                                                                                                              

Peki Yüce allah' ama yalnız Yüce Allah'a takvalı olmayı nereden öğreniyorduk. Elbette biricik Kur'an'ımızdan. Yani Kur'an dedikmi Rabb'imiz   bize furkanı verecek, yanlışı ve doğruyu ayırt edebileceğiz. Kur'an batılı, cahili bir bıçak gibi keser atar. Zaten Rabb'imiz bize Kur<'an'da her şeyi apaçık açıklamıştır ama üstüne her şeyden apaçık örnekler vermiştir ama üstüne de tüm batılla gelen her şeye cevap vermiştir.                                                                                                                                                                                                                                                               

İşte Rabb'imizin ayetleri ışığında, Kur'an'ı anladığımız dilde okuduğumuzda sana Rabb'inden söz, en doğru sözlü, sözünden asla dönmeyecek ve en güvenilir sözü olan Yüce Yaratcıcının bu sözünü hafife mi alacağız asla. Takvalı ol, furkanın garanti.                                                                                                                 

Bitiyormu Rabb'imin sözü ve öğretileri bu ayette, hayır devam ediyor Rabb'imiz. Rabb'imizin kafirlik ettiğini görüyoruz. Ne demektie bu. Bu komuyuda inceledik ama üstünden geçelim, kafir demek gizleyen, örten demektir. Çiftçi toğumu atar ve üzerini toprak ile örter ya işte çiftçi tohuma kafirlik eder, yani tohumu gizler, örter.                                                                                                                                                                                                                                             

Din için konuştuğumuzda da işte Rabb'iimin ayetlerini gizleyenler, örtenler kafirlerdir. Rabb'imizin ayetlerine kafirlik ederler. Peki Rabb'imizin ayette bahsettiği kendi şahsı adına kafirlik nedir. Bakalım önce neye kafirlik ediyormuş Yüce Rahman.                                                                                                                 

Bizden kötülüklerimize. Peki bizden hangilerine bunu yapıyor, İman etmiş kimselerden takvalı olanlardan. Toparlayalım. İman eden ve takvalı olanlar Rabb'leri tarafından furkan ile ödüllendirildi ve bu kimseler için Rabb'imizden bir söz daha.                                                                                                             

Siz böyle olun bende sizin kötülüklerinize kafirlik edeyim yani kötülüklerinizi örteyim. Başka ayetlerde de zaten Rabb'imiz ben sizin suçlarınız örter ve kötülüklerinizi örterim de der. Ve devam eder ve mağfiret de edermiş aynı zamanda yani bağışlarmış. Kötülüklerimizi örtmesi yanında bir bağışlama olduğunuda müjdeler Yüce Rahman bize.                                                                                                                     

Ve ekler Allah zulfadlil azimdir diye. Yani Yüce Allah ZUL fazlalık, bolluk, çokluk, bunları çokça veren, AZİM büyük azametli imiş. Yani Yüce Allah zulfadlilazim Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibiymiş öğretir bizlere kendisinin nasıl bir ilah olduğunu. Öğretir ki Yüce Allah'ı tanıyalım ve Yüce Allah'ın kadrini kıymetini hakkıyla hamd edebilelim.

Furkan ile ilgili bir ayete bakalım.                                                                                                                                                                              

21/48    Ve ant olsun verdik Mûsâ’ya ve Hûrûn'a furkânı259; ve bir ışımadır ve bir zikirdir78 muttakilere17.                                                                                                                                   

                                                                                                      

Rabb'İMİZ BU AYETİNDE Musa ve Haruna bir furkan verdiğini anlatır. Furkanı veren Yüce Allah'tır. Kur'an aynı zamanda furkandır.              Doğruyla yanlışı ayırt etme ilmini öğretir. Bunu Kur'an il Rabb'imiz öğretir. Bu nasıl çalışır derseniz. Bir yerden birinden bir şey duyarsanız               din ile ilgili, işte orada furkan devreye girer. Salat çalışmaları yaptığımızdan Rabb'imizin ayetleri her an hafızamızda canlıdır.                      

Ve hemen hatırlarız ola ki hatırlayamadık açar furkanın kaynağına bakarız. Bu söylenen doğrumu Yüce Allah bu konuda neyi nasıl demiş. Hemen bu söylenene değil Yüce Allah'ın söylediğine göre hareket ederiz. İşte bu mekanizma böyle çalışır çalıştığında da işte takvalı omuş oluruz. Ayrıca bu furkanın bir ışık, bir nur olduğunu söyler Rabb'imiz ama muttakiler için.                                                            

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

9/108    Dikelme* orada** ebediyen; mutlak ki evvel/ilk günden takva21 üzerine kurulmuş bir mescit16 daha haktır ki dikelirsin orada***; ondadır*** erkekler (ki) severler temizlenmeyi****; ve Allah sever muttahhirleri779.                                                                                                               

*Durma.                                                                                                                                                  

**Sahte mescitte.                                                                                                                                

***Takva üzerine kurulu tek tanrıcıların mescitleri.****Pislik (rics) olan şirkten temizlenmeyi.    

9/109    Öyle ki kimse mi (ki) kurdu binasını takva21 üzerine Allah'tan; ve bir rızaya; bir hayra; yoksa kimse (mi) (ki) kurdu binasını çöken bir uçurum kenarı üzerine;     öyle ki çöktü* onunla** cehennem ateşine834; ve Allah kılavuzlamaz192 zalimler257 kavmini/toplumunu.                                                       

*Bina.                                                                                                                                                      

**Kimseyle.                                                                                                                                                          

                                                                                                      

Tüm ayet anlatısına hiç girmeden gene konu bağlamımıza bakıyor olucaz. Rabb'imiz mescitlerin takva üzerine kurulmuş olması gerektiğini bizlere bildirir. Takva üzerine kurulmamış bir mescitte asla dikelme der, hatta ilk günden takva üzerine kurulmuş bir mescit daha haktır orada dikel der. Rabb'imiz muttahirleri sever diye bizlere öğretir, detaylandırıcaz.. Ve takva üzerine kurulmamış bir mescidide çöken bir uçurumun kenarına kurulmuş bir yapıya benzetir,               örnekler, öğütler. Bu çökmenin sonucunuda o kişi ve binasının cehenneme çökeceğini ve zalimleri de Yüce Allah asla doğru yola klavuzlamayacağını anlatır.                                                                                                                                          

Konu bağlamımızı ayetler ışığında biraz daha açalım.                                                                                                                                                                                                                                                                

Şimdi takva üzerine kurulmuş mescitlede bulunmamızı, takva üzerinde kurulmamış ve takva üzerinde olmayan mescitlerde asla bulunmamamızı öğretir yateler. BU bağlamda mescit çalışmamıza bakınız. Mescit Yüce Allah'a çağrı yaptığın her yer ve her zamandır. Mescit ibadet edilen bir yerde olabilir, Kur'an dersi çalıştığın yerde olabilir veya bir öğrenim yapılan yerede mescit denilmesinde sakınca olduğunu şahsım adına düşünmüyorum ama din ile ilgili ise illa din ile ilgili bir şeyler olmalı ve içinde Kendimizden örnekleyelim, şu an ki cami denen yerler asla Yüce Allah'ın gerçek mescitleri değildir. Mescit ve salat konusunda ezan konusuna bakarsınız detaylandırdım.                                                                     

Gelelim muttahire. Muttahir temizlenenler demektir. Takva üzerinde olduğumuzda ve/veya takva üzerinde olan mesctlerde ancak bulunmamız öğütlendiğine göre  muttahirde temizlenler olduğuna göre demekki takvalı olan bir kimse temiz bir kimsedir. Bu temizlik elbette manevi bir temizliktir. Elbette toplu ibadetlerde fiziksel olarak temiz olmamız öğütlense de buradaki temizlenme ayet anlamı olarak bedensel değil, dinen bir temizliktir.                                                                                               

Bu dini Yüce Allah'a has kılarak, Yüce Allah'ı birleyerek, Yüce Allah'a kul olmanın kuralları içinde kul olarak, yalnız Kur'an diyerek, Kur'an harici tüm           hüküm koyuculardan sıyrılıp, yalnız Yüce Allah kelamlarına teslim olmak vs vs gibi müslim olmanın olmassa olmazlarını içine almakla beraber Yüce Allah'a şirk koşan bir rics, bir pislik olan zalimlerden de uzaklaşmak ve/veya onları uzaklaştırmaklada olacaktır, elbette bunların tapındıklarını da, idollerini de.                                                                                   

İşte tüm bu pisliklerden yalnız Kur'an diyerek temizlenebilir, arınabiliriz ki ancak ve sadece Kur'an diyerek. Arınma konusunada bakarsınız. Şöyle düşünelim bu pislikler uzun yıllar boyunca üzerimize yapışmıştır, normal bir temizlenme ile çıkmayabilir. Aynı zifte bulanmış biri banyo yaparsa değil ancak yani suyla değil tinerle ancak temizlenir, işte şeytanın psiliği olan bu hadislere bulaşmış olan veya bulaştırılmış olan bizleri de ancak ve yalnız Kur'an dersek ki Kur'an temizleyebilir. Ancak anlayara Kur'an okursan ve yalnız Kur'an dersen ancak temizlenebilirsin, arı-duru hale gelebilirsin, yoksa asla temizlenemez, arınamazsın.                                                                                                                               

İşte takvalı olmassak veya takva üzerine kurulmuş Yüce Allah'ın mescitlerinde bulunmassak cehenneme doğru çöken bir uçurumun kenarında yapımızı inşa eder ve o yapıyla  beraber ancak ve sadece cehenneme yuvarlanırız, başka bir sona ulaşabilmek imkansızdır, Rabb'imizin sözüdür bu, öyleyse hafife mi lacağız, asla.                                                                                                                               

Arkadaşlar şu an burası da bir mescittir. Yüce Allah'a çağrı yapıyoruz, Yüce Allah'a çağırıypruz, Kur'an'a davet ediyoruz, Rabb'imizin kelamlarına çalışıyoruz, Rabb'imiz ne demiş daha iyi anlamaya çalışıyoruz. Sanal bir ortam olmuş olması mescit olmaması anlamına gelmez ki eğer takva üzerine isek şu an burası Yüce Allah'ın takva üzerine olan gerçek bir mescididir ve bizler şu an salatı ikame ediyoruz diye belirtmiş olayım.                                                                                                                   

Hepinizden Yüce Allah razı olsun, hak edeni doğru yola klavuzlasın.                                                                                                                                                                                                                                      

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

9/115    Ve olmuş değildir Allah dalalette128 bırakır bir kavmi/toplumu kılavuzladığı192 zaman sonrasında; ta ki beyan226 eder* onlara neye takvalı21 olurlar; doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.                                                                                                                                                               

*Allah.                                                                                                                                                                                                                                                             

Çalışmalarımızda hep bahsediypruz ya, Rabb'im dinin öğreticisidir, beyan edicisidir. Dini öğretmeyi, beyan etmeyi ve nelere takvalı olunacağını beyan etmeyi kendi nefsi üzerine yazmıltır aynı rahmeti kendi üzerine yazdığı gibi diye. İşte neye takvalı olunacağı beyan ettiğini söylediği, öğrettiği ayetlerden bir tanesi budur.               

Der ki Yüce Rahman. Beb bir kavmi doğru yola kılavuzlarsam eğer o kavmi asla delalette bırakmam. Ve nelere takvalı olucaklar onu da mutlaka beyan ederim. Ben her şeyi bilirim der.                  

Şimdi bir kavim kendini doğru yola klavuzlamassa Allah onları asla doğru yola klavuzlamaz bunuda öğretir ayetlerinde bize o zaman analitik düşünelim. Bu ayetteki olayı, Kur'an'ın bütününe göre değerlendirelim. Bir toplum var bu toplum zalim bir toplum veya islam dinininden bir haber toplum. Bu topluma bir doğru yol klavuzu geliyor. BU klavuzda doğru yol öğretileri, takvalı olmanın yolları din ve dinin gereklilikleri v.s var.                                                                                                                                                

Toplum kendine gelen bu islam dinine iman ediyor ve sonrasında Allah onları delalette bırakmıyor. Kitap ve/veya resül ile destekliyor. Yüce Allah kendi dinini insanların delalette kalmaması adına onlara öğrettiğini söylüyor, elbette bunlar bu doğru yola klavuzlandıkları takdirde ve nelere takvalı olacakları da öğretiliyor.                                                                                                                                                                            

Bu topluma gelen islam dinine bu toplum iman etmeyebilirdi, yani o zaman hak etmemiş olurardı ki, kendilerini doğru yola klavuzlamamış olduklarından her ne kadar kitapda orda olsa, içinde insanı delaletten çıkaracak bilgiler ve takvalı olmanın yolları da olsa insanlar bunlara sağır ve kör olacaklarından          bunlar onlara bir fayda sağlamayacaktı.                                                                          

                                                                                                                                    

10/63    Kimselerdir (ki) iman47 ettiler; ve takvalaşır21 oldular.                                                                                                                                                                                                                                                             

süreklilik gösterirler şeklinde yani yaşamlarının her anında takvalı olmaktan bahseder ayet.

Ama şahsi kanaatimce şunu diyebilirim, takvalı olmanın yanında takvalı olmayı önermek, buyurmak, hatırlatmakta takvalı olmak kadar önem arz eder.     

Takvalı olmanın yanında takvayı tavsiye etmek de gerekir diyebilirim.     

 

 

16/30    Ve denildi takvalı21 olmuş kimselere; "Nedir indirdiği Rabbinizin4?"; Dediler: "Bir hayır kimselere (ki) iyileştirdiler/güzelleştirdiler bu dünyada*; bir iyiliktir/güzelliktir (onlara);  ve ahiret diyarı/yurdu642 (da) hayırlıdır"; ve ne muhteşemdir muttakilerin17 diyarı/yurdu642.                       

*Şu an içinde yaşadığımız evren ve yaşam.                                                                                                  

16/31    Adn812 cennetleri; girerler ona*; akar altından onun** nehirler; onlaradır orada*** diledikleri; işte böyledir; mükafatlandırır Allah muttakileri17.                               

*Cennete.                                                                                                                                

**Cennetin.                                                                                                                                           

***Cennette.    

16/32    Kimseleri (ki) vefat621 ettirir melekler522 iyilikler (-le); derler*: "Bir selâm642 üzerinizedir; girin cennete970 yapar olduğunuzla."

*Melekler.                                                                                                                                                                                           

 

Takvalı olmuş olan kimselere Rabb'imiz furkan verirmiş öğrenmiştik ya. İşte bu furkan ile takvalı olan bir kimse nelerin farkında olurmuş bazılarından bahseder ayetler ve bu sayede neler kazanırlarmış. Kısaca bakalım.                                                                                                                                                          

Sormuşlar takvalı kimselere nedir Rabb'inizin indirdiği diye.Cevap vermiş takvalı olan bu kimseler. Bir hayırdır bizlere, bu takva ile güzelleşir         dünya hayatı ve iyiliktir bizim için takva. Hem güzeli ve iyiliği öğretir hemde nasıl güzel işler, salih işler yapılır öğretir bize.                                                                          

Bu şekilde takvalı davrandığımızda da dünya hayatımızda, ahireti kazanmak için çabalamış oluruz aynı zaman da ki biliriz ahiret hayatı,        ahiret yurdu bizim için hayırlıdır dünya hayatından çünkü biliriz ki bizim kazandıklarımız, elde ettiklerimiz Yüce Allah'ın verecekleri yanında bir hiçtir. Hem yine biliriz ki ahiret hayatı daha kalıcı ve hayırlıdır. Bu anlatımım sadece bu ayet öğretisi değil Kur'an'ın bütününe göre bir anlatıdır diye belirtmiş olayım.                                                                                                                                  

İşte kazanacağımız olan ahiret hayatı ve ahirette Rabb'imizden alacağımız şeyler, edineceğimiz ahiret yurdu ne muhteşemdir ki buna ancak muttakiler erişebilecektir. Rabb'imiz bu yurdu muttakilerin yurdu olarak tanımlar, onlar için hazırlayacaktır.                                                                                              

14/30 ve 14/31 dede işte bu muttakilerin yurdu ile ilgili bazı öğretiler öğretilir diye buraya aldım bakarsınız.                                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                            

19/97    Öyle ki ancak ki kolaylaştırdık onu* lisanınla972 senin; müjdelemen içindir onunla** muttakileri17; ve uyarman içindir onunla** inatla tartışan*** bir kavmi/toplumu.       

*Şerefli Kur'ân'ı                                                                                                                                     

**Şerefli Kur'ân'la.                                                                                                                               

***Şaşkın tartışmayla, temelsiz inatla.                                                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                

Ayrıca Kur'an okunsun, anlaşılsın diye gönderilmiştir. Kur'an dirilere gönderilmilştir. Kur'an nasıl ilk gönderildiğinde araplar muhatap olduğundan arapça ise biz hangi dili anlıyrsak da o zaman kendi anladığımız dilde okunmalıdır.                                                                                                                                            

Çünkü Kur'an anlamadan okunacak bir şey değildir. Ayettende anlaşılacağı gibi anlayarak okunması gerekir ki zaten Allah kelamlırını bilmeden Kur'an'a asla muhatap olamayız, Kur'an asla bize bir şey öğretemez.                                                                                                                                                                         

Ve Kur'an'ın görevleri ile devam eder ayet. Neymiş bunlar, muttakiler müjdelenirmiş, inat eden kavimler de uyarılırmış.                                                                                                                                                    

Zaten muttakiler yani takvalı olanları nelerle müjdelendiğinden bahsettik ve çalışmamızda da bahsetmeye devam edicez, RabbWimizn ayetleri ile ilmimiz artacak. Yeni bir öğreti olarak da Rabb'imizin ayetleri ile inatlaşan, kendi hevalarında,ısrar eden, temeli olmayan iddialarla Allah kelamlarına uymayan vs. v.s içinde bir uyarıcıymış Kur'an.                                                                                     

Görüldüğü gibi bir resul bir uyarıcıdır ama uyarıyı yaptığı şey ise Yüce Allah kelamının olduğu Kur'an'dır. Kur'an ile uyarır. Rabb'im Kur'an'da şöyle diyor, bunu istiyor vs gibi Kur'an ayetleri deklere edilerek bir uyarıdır ki zaten nebi olsun, resul olsun kimseyi doğru yola klavuzlama gücüne, en yakını dahi olsa bu asla sahip değildir.                                                                                                                                                

Kişi klavuzlanacak, bunu kendi özgür iradesiyle seçmeli, bunu hak etmeli, klauzu ize yalnız Kur'an olmalıdır.                                                                                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

20/113  Ve işte böyledir; indirdik onu* arabiy929 bir Kur'ân850 (olarak); ve sarflaştırdık1061 onda** vaatten***; belki onlar takvalı21 olurlar ya da hadîs89 eder1113 onlara bir zikir78****                                                                                                                                                  

*Kur'ân'ı                                                                                                                                                  

**Kur'ân'da.                                                                                                                                           

***Başlarına gelecek olandan.                                                                                                         

****Arşta Rabbimize verdiğimiz sözü hatırlatır.                                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                      

Ayetimizde konu bağlamı öğretisine bakmadan önce geçen kavramlara bir göz atalım ki ayetimiz öğretisini daha iyi anlayalım. Sırasıyla, arabiy arapça, arapçalaştırılmış, arapça yapmak, arapça bir form vermek, arapça olarak açık hale getirmek, arapça beyan etmek manalarına gelir.                           

Kur'an kelimesi için de konuşalım. Bu kelime ikra yani oku kökünden gelir. Kur'an'da geçen ikra yani oku ise başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış manalarına gelir. Kişinin kendi okuması da bu işin olduğu gibi okuduğunu deklere,ermekte bu işin içindedir. Kur'an ikra edilen bir şeydir. Kur'an bir kap, içinde kağıt ve üstünde mürekkeple yazılmış harfler değildir.                                                                                                                                                                                

İçinde yazılanın okunması, anlaşılması ve deklere edilmesi gereken ilahi kelamların olduğu bir nurdur, şifadır.  Neyin üzerine yazılı olduğu da önemli değildir. Kağıt olur, taş tablet olur, kil tablet olur, parşömen olur, deri olur farketmez. Kur'an adı Kur'an diye kutsal değildir, içinde yalnız Yüce Allah kelamı var diye kutsaldır. Arapça olsun, türkçe olsun veya başka dilde olsun yazılı metin olan tüm bu metinler mushaftır, asıl Kur'an orijinali Yüce Allah katındadır. Konuştuk bunları ve delillendirdikde.

Saflaştırmak ise saf hale arı-duru hale getirmek, temizlemek manalarına gelir ki ayet anlatısına göre burada kastedilen ise bir şeyi farklı açılardan anlatıp iyice anlaşılmasını sağlamak, soru işareti kalmayacak şekilde çeşitli açılardan çeşitli örneklerle anlatmaktır. Takvayı zaten inceliyoruz, kısaca Yüce Allah'ın dediğinin dışına çıkmaktan sakınmak diyelim.                                                                             

Hadis söz demektir. En doğru hadis ve tek inanılacak hadis Kur'an'ın hadisleri yani Kur'an'ın sözleri yani Yüce Allah'ın sözleridir. Zikirde hatırlatmadır. Kur'an'ın kendisi de zaten zikirdir. Kur'an zikirdir, zikir Kur'an'dır, zikir Kur'an'ın içindedir.  

Devamında çeşitli örneklerle, farklı açılardan farklı şekillerde de Kur'an'daki vaatlerden bahsettik apaçık bir şekilde. Nedir bu vaatler. Kur'an'daki ne yaparsan ne olur, neyi yap, neyi yapma, neyi ne kadar yap, şunu yaptın bu olur, bunu yaptın şu olur v.s gibi gibi bize asla bilmediklerimizin öğretileridir bu vaatler. Rabb'imizin verdiği sözler de bunlara dahildir. İşte bunlar Kur'an ile, Kur'an'da açıklanmış bize.                                                                                                                                                                          

Peki neden böyle bir şeyleri bu şekilde uygun görmüş ve yapmış Rabb'imiz, belki onlar yani bizler takvalı oluruz diye. Burada parantez açalım, Rabb'şmiz tüm bunları bu şekilde uygun gördü de Kur'an'ı anlamadığın dilde anlamadan okuyasın diyemi.                                                                                                                   

Elbette hayır. Kur'an'ı ancak anladığımız dilde okursak bunlar tecelli edecektir ve işte o zaman belki takvalı oluruz. Nasıl takvalı oluruz Kur'an'da tüm detaylar mevcuttur. BU sakallı cübbeli salatıkların dedikleri aksine Kur'an asla yetersiz değildir, asla eksik değildir, asla kimseyi kimseye muhtaç etmez, kendi aklımızla anlayacağımız şekilde kolaylaştırılmıştır, din tamamlanmıştır. Sözde peygamber hadisleri dedikleri uydurmasyonlara Kur'an'ın asla ihtiyacı yoktur, dolayısıyla bizimde. Kur'an'dan sorulucaz.                                                                                                                                                                             

Şunları asla unutmayalım, dinin sahibi, öğreticisi, beyan edicisi ve nelere takvalı olmamız gerektiğini söyleyen yalnız Yüce Allah'tır.Nokta. Ya bu Kur'an'da anlatılanlarla belki takvalı olurlar yada hadis eder onlara bir zikir. Bunada bakalım. Ya takvalı olurlarmış yada          gelir Kur'an'dan hatırlatan bir söz der Rabb'imiz. Yani belki bir söz ile bile doğru yola klavuzlanabilirsiniz diye anlıyorum ben ki doğru söyledi Allah.                                                                                                                                                                                                                                                               

                                                                                                                     

22/32    İşte budur; ve kim azimleştirir* şi'ârlarını312 Allah'ın; öyle ki doğrusu o** kalblerin takvasındandır21.                                                                                                                                                

*Büyütür, önemser                                                                                                                                             

**Azimleştirme.                                                                                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                 

Kalp ile takva eşleştirilir bu ayettede. Kalpler akledermi çalışmasına bakarsınız. Akletme ile kalp bağlantılıdır. Görmeyen gözler değil akletmeyen kalplerdir. Anlarız ki takva kalp ile başlar. Aklp akleder, kalp kabul eder, kalp mutmain olur elbette beyin kavrar, diz çöker, boyun eğer Rabb'imizin ayetlerine işte takvadır bu.                                                                                                                       

O kalplerin takvasındaymış. Nedir o. Azimleşme. Peki azimleşme nedir, kararlılık gerektiren, önemli olan demektir.    Şiar nedir daha doğrusu Allah'ın şiarı nedir. Yüce Allah'ın nişanları, işaretleridir. Toparlayalım, Rabbimizin işaretlerini görmek ve buna göre bu şiarlara göre hareket etmek kararlılık gerektiren önemli işlerdendir ki buna ancak kalplerinde takva olanlar erişebilir diye rahatlıkla anlamlandırabilirim şahsım adına.                                                                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                                                                                

22/37    Asla erişmez Allah'a etleri onun*; ve ne de kanları onun*; velakin/fakat erişir O’na** takvanız21 sizlerden; işte böyledir; boyun eğdirdi onu*** sizlere; büyüklemeniz**** içindir Allah'ın sizleri kılavuzlaması192 üzerine; ve müjdele muhsinleri294.                                               

*Üzerine Allah'ın ismini zikrederek kesilen hayvanın                                                                  

**Allah'a.                         

***Üzerine Allah'ın ismini zikrederek kesilen hayvanı.                                               

****Kebirleştirmek. Yüceltmek, büyük yapmak. Yüce Allah'ın kılavuzlamasının önemini iyi anlamak.                                                                                                                                                                              

Kurban konusuna bakabilirsiniz ayet detayı için, konu bağlamımıza bakalım. Yaptığımız şeylerin muhteviyatı yada büyüklüğü yada nasıl yaptığımız yada şu veya bu önemli değil Allah katında. Allah katında önemli olan yaptığımız şeylerin takva sınırları içinde olması. Yüce Allah razı olacaksa eğer takvaya bakarım ben diyor. Bu ayeti sadece kesilen kurban olarak değerlendirmemek lazım. Çünkü muhsinler müjdeleniyor, yani iyi güzel işler yapan demektir muhsin.                                                                         

Senin yaptığın iş ne kadar güzel ve iyi ona bakıyor Yüce Allah. Peki kime neye göre iyi güzel. Bu göreceli bir kavramdır.   Herkese göre değişiklik gösterebilir değilmi. Müşriklerde gittikleri yolu güzel görüyorlar şeytan onlara güzel gösteriyor. İşte burada devreye evrensel kabul edilmişlikleri, iyiyi, güzeli tarif eden, bize kılavuz olan Kur<'n devreye giriyor.     

Kur'an anlatıyor, öğretiyor, sınırları çiziyor. Doğru söyledi Allah. Yüce Allah'ın tarif ettiği şekild olcaktır, Yüce Allah öğretecek bizlere asla bilmediğimizi.                                                                                        

Zaten eğer Rabb'im nasip ederse gidebilirsek cennetlerdeki kadememizide bu takva belirleyecektir. Ne kadar takvalıyız, takvalı olduğumuz süre nedir, hangi şeylere takvalı olabildik, takvalı olmayı tavsiye ettik mi, kul olmanın kuralları içinde bir kulmuyduk, hevamıza uydukmu, kafirlere eğilim gösterdikmi, sınava tabi tutulduğumuz şeylerde ne derece samimiydik, nankörlükmü yaptık, sabırla Yüce Allah'a mı döndük v.s v.s v.s işte Rabb'imiz bunu bize bildirecek ve buna göre kıdem kademe alacağız.                                                                                                                                                                       

Rabb'imize yükselecek olan başka bir deyişle Rabb'imizin asıl bakacağı kriter bu olacak diye ayetimizden anlıyoruz.                                                                                                                                                                                  

 

3/114    İman47 ederler* Allah'a ve ahiret gününe; ve emrederler200 marufla291; ve menederler münkerden82; ve seri/çabuk olurlar hayırda; ve işte onlar456; sâlihlerdendir217.

3/115    Ve hayırdan/iyilikten faaliyet yaptıklarına; öyle ki asla kâfirlik* edilmez ona**; ve Allah bilendir muttakileri17.                                                                                                                                                                                                                 

                                                          

              

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler marufla emrederlermiş ve münkerden men ederlermiş. Nedir maruf ve münker. Maruf Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlardır Münker ise İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalardır ki bunlar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona eren davranışlardır.                                                                                                                                                                                                                      

Peki kuranda emretmek neydi, önermek, tavsiye etmek, buyurmak idi. Rabb'imizin iş ve oluşlardaki emirleri hariç elbette. Yani Rabb'ine iman eden, ahiret gününe inanan aynı zamanda kendisi iyi, doğru, güzel işler yapar, kötüden, çirkinden, sonu kötü olacak olanladN uzak durur ve bunları da insanlara tavsiye dermiş.                                                                                                                                                              

Ayetin devamında bu insanların hayırlarda seri olduklarının öğretisi vardır. Yani bir nevi diyebiliriz ki bir hayır olduğunda bahaneler uydurmaz, cimrilik yapmaz, israf yapmaz, ertelemez hemen onu eyleme geçirir, bu davranışları insanlara tavsiye eder, belki de hayır yapmada birbirleriyle yarışırlar diye de söylenmesi çok yanlış olmayacaktır kanaatindeyim.                                                                                                     

Tüm bunlar kimin özellikleriymiş. Salih kimselerin. Yani iyi, güzel, doğru, düeltici, barışa yönelik işler yapan kimsenin. 3/115 e geçtiğimizde de bir hayır yaparsanız asla bunu örtmem der Rabbimiz, görmezden gelmem der. Karşılığını mutlak veririm der. İşte Rabb'imizden bizlere bir söz daha. Söz veriyor Rabbim. Sen iyi işler yap ecrin benden.                                                                                               

Ve ekliyor Allah bilendir muttakileri. Muttaki neydi, takvalı olan kimse.  O zaman bu iki ayet takvalı olanların özelliklerinden bahseder diye rahatlıkla söyleyebiliriz. Takvalı kimse demekki salih bir kimseymişde. Ve takvalı olduğumuzda da ecrimiz Yüce Allah katında hazır bizi bekliyor. Doğru söyledi Allah.                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                                                                                

36/45    Onlara: "Sahip olduğunuz ve olacağınız şeylerde takva sahibi olun. Umulur ki böylece merhamet olunursunuz." denildiği zaman;                                                                                                  

36/46    Onlar, Rabb'lerinin ayetlerinden hangi ayet gelirse gelsin ondan yüz çevirenler oldular. 

              

36/45 Ve iza kile lehumutteku ma beyne eydikum ve ma halfekum leallekum turhamun.                                                                                                                                                                                                                                           

İşte bir önceki ayette öğrendik ya işin mahiyeti değil, ne kadar ve nasıl takvalı olduğudur Yüce Allah katında değer görecek olan diye. Bu ayetlerde aynı bu olayı anlatır, öğretir bize. Ayrıca bir detay daha ekler. Sahip olduğumuz ve olacaklarımız şeylerde de takvalı olmamız gerekiyor. Ne demek bu. Sahip olduğumuz şeyleri Yüce Allah'ın dediğine göre harcama yapmalıyız. Mesela infak edilmesi gerektiğini öğreten Yüce Allah gene şerefli Kur'an'da kime nasıl infak edeceğimizin detaylarını da verir.           

İnfak konusuna bakın Rabb'imizin bize rızık olarak verdiklerinden, ne cimrilik ederek ve ne de israf ederek olacak ve kimler faydalanacak öğretir.,                                                                                                 

Herzaman üstüne basa basa basa basa söylediğimiz gibi bunları öğreneceğimiz tek ve doğru olan kaynak yalnız Yüc Allah kelamını barındıran biricik Kur'an'ımızdır.                                                

Peki sahip olacaklarımız için nasıl bir takvalı olmak öğretilir, henüz bizim değil ki bizim olmayanda nasıl bir takvalı olmak öğretilir ona bakalım. Bakalım ve bu konu üzerinde düşünmeye başladım. Bu çalışma esnasında olanları aktarıyorum. Buraya kadar anladığım kadarıyla bizden sahip olduklarımız konusunda takvalı olmamız istenir. Sahip olacağınız şeylerde takvalı olun ne demek. Ben henüz sahip değilim ve neye sahip olacağımı bilmiyorum Ayeti çevireyim dedim. Ya yanlış yada bana tecelli etmedi. Birkaç yere baktım bazılarında önünüzdekine ve arkanızdakine takvalı olun diye geçiyor. Gelin beraber bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

eydikum ve  halfekum kısmına bakıcaz, inceliycez sıkıntı burada diğer kelimelerde sorun gözükmüyor.

 Baştan bakalım ama bu kelimeleri didikleyelim.                                                                                                       

Ve iza/ oldğudu zaman - kile/ denildi - lahum (u) / onlara - tteku/sakının,korunun -  ma şey(ler) - beyne,??? - aydikum,??? / ve ma, ve şey(ler)                                                                                            

khalfekum, ???? - la'allakum, umulur ki siz - turhamun(a), merhamet edilirsiniz.                              

İşte eydikum ve halfekum sahip olduğun ve olmadığın, önündeki ve arkasında ki diye çevirilen kelimeler bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                

BEYNE                 (بان) 1 bāna i (بيان bayān) olmak veya haline gelmek, açık, belirgin, ortaya çıkmak, gün yüzüne çıkmak;açık olmak (ل birine); (بين bain, بينونةbainūna)ayrılmak, ayrılmak (من -den) IIaçık, belirgin, görünür, aşikâr kılmak (ھbir şeyi); duyurmak (ھ bir şeyi); belirtmek (ھbir şeyi); göstermek, kanıtlamak(ھ bir şeyi);açıklamak, izah etmek, aydınlatmak (ھ bir şeyi),aydınlatmak (ھ üzerine) III ayrılmak, uzaklaşmak (ه-den), ayrılmak (ه bir şeyi);farklı olmak, farklı olmakھ، ه) -den), bir şeye benzememek ( ھ );                                                                                                                                             

                                                          

EYDİKUM                           (yadī) bastırdı elime V örtülmek veya kapatılmak VII = V; uygulanabilir olmak, uygulanmak ( على -e),uygun olmak, yakışmak ( على -e, -e), geçerli olmak ( على -e), doğru olmak ( على -e); 552 içinde olmak uygun olmak, tutarlı olmak, uyumlu olmak, uygun olmak, uymak, anlaşmak ( على -e),karşılık gelmek ( على -e -e)                                                                                                                              

 

HALFEKUM                        kalafa u birinin halefi olmak ( ه s.o.),birinin yerine geçmek ( ه s.o.): birinin yerini almak ( ,(هyerine koymak (. s.o. için): değiştirmek ( ه s.o., ھs.th.):s.o.'nun gerisinde kalmak ( عن ): geride kalmak ( s.o.'nun ayrılmasından sonra عن); III çelişkili, zıt, karşıt olmak ( ھ e): çatışmak, çarpışmak, uyuşmaz olmak( ھile); çelişmek ( ه s.o., ھ s.th.);farklı olmak, farklılaşmak, ayrılmak ( ھ den),tutarsız olmak, uyumsuz olmak, uyumlu olmamak,uyumlu olmamak ( (ile);                                                                                                                                                                                                              

bir emre, bir kurala karşı gelmek, kırmak, ihlal etmek,itaatsizlik etmek (bir emre, bir kurala karşı gelmek) sözünü tutmamak, sözünü bozmak, sözünden dönmek; hayal kırıklığına uğratmak (umutları, farklı bir düşünceye sahip olmak VIII farklı olmak, farklı olmak,değişmek ( عن -den); çeşitli olmak, değişen,değişken, çeşitli, farklı, benzer olmayan;değişmek ( بين arasında); anlaşmazlık içinde olmak, farklı olmak görüşte olmak, anlaşmazlık içinde olmak, tartışmak, kavga etmek,tartışmak   (في hakkında); gelmek veya gitmeksık sık (الى -e), sık sık gitmek, himaye etmek (الىbir yeri), sık sık ziyaret etmek (الى birini, bir şeyi),gelmek ve gitmek (الى -e); gelmek, inmek (على birinin üzerine; musibetler için söylenir), başına gelmek

 

 

Kök anlamlarına bakarak şöyle diyebilirim, bize başka kimselere açıkça beyan olan şeyler için, kend, bildiklerimiz, sahip olduklarımız için takvalı olucaz. Ayrıca örtülü kapalı olan, bizim bildiğimiz ama başkalırnın bilmediği şeyler içinde takvalı olucaz. Ayrıca halfekum üzerinde de takvalı olucaz. Bu kelimenin kök anlamlarına bakarsınız. Net bir şey söylemem mümkün olmasa da sahip olmadıklarımızanlamı asla çıkmıyor. Birinin yerine geçtiğimizde, birinin yerini aldığımızda, bir şekilde bir şeyden geri kaldığımızda, bir şeye karşı çıktığımızda,  çelişkiye düştüğümüzde, uyumlu olup olmama konusunda, bir kurala karşı gelme durumu söz konusu olduğunda gibi durumlarda takvalı olmaktan bahsediyor diye anlıyorum.                                                                                                                                                                                                                                          

Sizde bakarsınız, kelimeye de bakın, ayete de bakın, takva nedir onada bakın, kendi çıkarımınızı yaparsınız. Ben bu şekilde olduğunu düşünüyorum, ayet anlamı, kelime köklerine göre bana bu şekilde tecelli ediyor.                                                                                                                                         

En doğrusunu Yüce Allah bilir.   

 

 

39/32    Öyleyse, Allah adına yalan uyduran ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kafirlerin yeri Cehennem'de değil mi?                                                                                                      

39/33    Doğruyu getirenler ve onu doğrulayanlar, işte onlar takva sahibidirler.                                 

39/34    Onlar için Rabb'leri yanında diledikleri her şey vardır. İşte budur muhsin olanların karşılığı.

39/35    Allah, onların yaptıklarının en kötülerine kafir olacak; yaptıklarının karşılığında, en iyisiyle karşılık verecek.                                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                

Bu ayet grubunda bir karşılaştırmalı örnek ve öğreti mevcuttur. 39/32 de müthiş bir öğreti bulunmaktadır.  Allah adına yalan uyduranların ve gelen doğruyu yalanlayayanların en zalimler olduğu öğretilir. Açalım biraz.                                                                                                                                                        

İslam dini adına ekleme veya çıkarma yapanlardır bunlar. Allah ile aldatanlardır bunlar. Olan bir şeye yok veya olmayan bir şeye var diyenlerdir bunlar. Dinde hüküm koyanlardır bunlar. Çok defalar bahsettik ve bahsetmeye devam edicez Rabb'imin izni ile. İslam dininin tek kaynağı Kur'a'dır.                           

Kur'anda yoksa İslamda yoktur varsa da olduğu şekli ile olduğu kadardır. Rabb'imiz bazen kesin hükümler verir  bazende genel çerçeve çizer. Kesin hükümler, kesin fetfalar tartışmasız o şekildedir. Hudutlarını çizdiği şeyler içinde kişi Kur'an'dan bakarak kendi karar vermelidir. Ona buna sormamalıdır. Bu tarz şeylere kimse hüküm veremez, Yüce Allah ile kul arasındadır. Hükmü veren Allah, fetfayı veren Allah, dinin sahibi Allah, dini öğreten Allah, dinin beyan edicisi Allah, uyarıcılar gönderen Allah, nelere takvalı olunacağını bildiren gene Yüce Allah.                                                                    

Sonrasında adaletle hüküm verecek, ayrılığa düşülen konuları açıklayacak da Yüce Allahtır. Biz ise Rabb'imizin huzurunda tek başımıza hesap vericez. Bunu bira açalım. Oruç konusunda sakız çiğnemeden örneklendirmiştim belki hatırlarsınız. Şimdi gene oruçtan bu sefer başka bir örnek vereyim.                                                                                                                                                                

İlaç yutmak orucu bozarmı. Bunun hükmünü hacı hocamı verecek, yoksa Yüce Allah mı, hocanın dediğini mi yapacaksın yoksa kendi aklını mı kullanacaksın, yol göstericin yok mu senin, şerefli Kur'an ellerinin arasında değil mi. Ama değil değilmi en son duvara süs diye asmıştın. İşte onu ordan indir, anladığın dilde oku.                                                                                                                                              

Yüce Allah sana siyam hakkında tüm bilgiyi vermiştir bu bilgilere hiç girmeden, oruç konusuna bakarsınız direk ne yapmamız gerektiği konusunda düşünce yapımızdan bahsedelim. İlaç yeme içe değil, günde bir kere almam lazım, yemiyorum içmiyorum ilacımı alır orucumu tutarım denilebilir, İlaç almak zorundayım yoksa takatımı kllanıyprum oruç tutmam miskin doyururum denilebilir, ilaç alıyorum ama takat ile alakası yok o bakımdan burada oruç tutmak veya miskin doyurma biri seçilebilir, ilaç alıyorum, orucumuda tutarım ama her ihtimale karşı ben miskinde doyururm denilebilir veya akla başka seçenekler gelebilir benim bunlar geldi.                                                                

Tüm yapacakların sen ile Yüce Allah arasındadır, hükmü Allah verecek, sen karar vericen ve verdiğin o karar ile Yüce Allah'ın huzurunda hesap vericen. Kalbin hangisinde mutmain olacaksa Kur'an hudutları içinde onu yaparsın. Yalnız bu kararında ki kırılım gerçekten Kur'an'a mı uydun, salih bir şekilde gerçekten Yüce Allah'ın dediğine uygun davranmak maksadıylamı aldın kararı artık hangi kararı aldıysan, yoksa inceden, gizliden hevana meyil       vererek mi aldın. Bunu Yüce Allah bilir. Yüce Allah gizliyi ve daha gizlisini bilir. Buna dikkat etmek lazım.                                                                                

Aynı verdiğim sakız orucu bozarmı örneğindeki gibi. Yok esansı varmış, yok şekersiz olsaymış, yok tükürük        yutarmışız, yok yeme içmeye girmezmiş bilmemne alimcik bunu demiş, 20 alim 8 ilim bitirmiş bilmemne de ortak karara varmışlar. Geçin abi bunları. Kur'an'a göre ne yapmaya kalbin mutmain oluyorsa onu yaparsın,             hesabı sen vereceksin, bilmemne efendiye uydum deyip yırtamazsın.        

Kur'andan ne anladın ona uy, bozmaz anladın çğne, bozar anladın çiğneme yada sakat olabilir dedin emin olamadın     kalbin neye mutmain ise onu yap, oruçluyken riske gireceğine çiğneme ölmessin diye örneklendirebilirim.

Bu söylemlerin hiçbiri hüküm değil, yönlendirme değil veya şunu bunu yap yada yapma değildir. Herkesin Kur'an'a bakıp kendi aklını kullanıp kendi kararını vermesi gerektiğini anlatma çabamdır. Kimse bieşeyler aramasın altında. Altında olanı şu an zaten açıkça beyan etmiş bulunuyorum.                                                                                                                                                                                                                                                  

Aynı ayetin devamda da kendisine gelen doğruyu yalanlayandan bahseder. Yani sana doğru yol klavuzu olan Kur'an ile   gelen doğruyu yalanlarsan, buda bahsettiğimiz aynı konulara tekabül eder aşağı yukarı uzatmayalım.                                                                                                                       

Bu zalimlerin kafir olduğunu ve kafirlerin yerinin cehennem olduğunu gene aynı ayet öğretisinde görüyoruz Ayet grubumuza devam edelim. 39/33 de bu kafirlerin tam tersi olarak takva sahiplerinden bahseder. Yani kafirin zıttı takvaymış. Bu takvalılar doğruyu getirirlermiş ve onu doğrulayanlarmış. Nedir bu doğru Kur'an.                                                                                                                                       

Yani takva sahibi Kur'an ayetleri ile gelir ve/veya Kur'an ayetleri ile geleni doğrularmış. Bu aynı zamanda Kur'an dışı gelen her şeyi de yalanlar, kabul etmez demekle birlikte bu Kur'an dışı geleni de Kur'an ile Rabb'inin ayetleri ile doğrusunu söyleyenlermiş diye net bir şekilde anlarız.                

39/34 de takvalıların muhsin olduğu işareti vardır. Muhsin iyi güzel iş yapan kimsedir. Takvalı olduğumuzda iyi güzel işler yaparmışız ve Rabb'imize kavuştuğumuzda ise dilediğimiz her şey bize verilirmiş ki insan daha ne ister.                                                                                                                            

Tekrar detay vermeye gerek yok takvalı olmayı öğrendiğimiz yer Kur'an'dır. Rabb'imiz öğretecek ki ancak öğrenicez. Nokta.                                                                                                                           

39/35 de ise takvalı olan kimse için Rabb'imiz kötü şeyler yapmış olsalarda bunları örteceğine ve bunların yerine ve yapılan iyi şeylerin yerine en iyisi ile karşılık vereceği müjdesinin sözünü verir. Bu Rabb'imizden sözdür. Kesindir, nettir asla değişmeyecek bir sözdür. Sen böyle ol ve bunları ben sana vereceğim diyor öyleyse takvalı olmazmısınız.                                                                           

Takvalı olacaklar yalnız Yüce Allah'a takvalı olsunlar, elbette Kur'an'a muhatapsalar, Allah kelamlarını kaaşe alıyorlarsa, Yüce Allah'ın öğretilerini hiçe saymıyor, Yüce Allah'ın makamından ve uyarılarından korkuyorlarsa.                                                                                                                                                        

7/156 da Rabb'imiz öğretmedimi bize, Rabb'imiz azabını dilediğine isabet ettirir fakat rahmeti her şeyi kuşatmıştır öyle ki rahmetini de takvalı olanlar ve zekatı verenlere yazarım, onlar ayetlerimize iman edenlerdir diye.                                                                                                                                                            

                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

49/1      Ey İman Edenler! Allah'ın ve Resul'ünün iki eli arasında öne geçmeyin. Allah için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

49/2      Ey İman Edenler! Sesinizi, Nebi'nin sesinden daha fazla yükseltmeyin. Birbirinizle bağrışarak konuştuğunuz gibi, Nebi'yle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa farkında olmadan yaptıklarınız boşa gider.

49/3      Allah'ın Resul'ünün yanında kısık sesle konuşanlar; işte onlar, Allah'ın takva için kalplerini sınav ettiği kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük ödül vardır.                                                                                                                                                                                                                                 

                                                                                                                     

              

49/1 ve2 iman edenlere gelir. Fakat farklı bir özelliği vardır. O anda nebinin yanında olanlardır direk muhataplar fakat bizimde çıkarmamız gereken dersler mevcuttur.                                                           

49/2 de Rabb'imiz resülün iki eli arasında öne geçmeyin. Yani onun gücünün öününe geçmeyin der. Bu şu demektir.       Rabb'im nebiye sultanlık vermiştir, Kur'an'ı deklere eder, onun dediğini dinleyin, onlar benim sözlerim, bana takvalı olun diye     anlıyorum ben. Sonrasında zaten takvalı olun der, bu çıkarımımın doğru olduğu kanaatindeyim, eğer takvanın ne olduğunu anlarsak bu anlam çıkmaktadır. Ben her şeyi duyarım ve bilirim der.                                                                                                                             

49/3 de ise gene nebinin yanındakilere gelir. Sesinizi nebinin sesinden fazla yükseltmeyin der. Araplar yapı veya kültür veya gelenek olarak veya hangi nedenle ise artık belki sizde tespit etmişsinizdir çok yüksek sesle konuşurlar.                                                                                                                                 

Yanyana da olsalar gereksi bir bağırış yaparak konuşurlar. Alışmış adamlar sanırım huyları bu. Zaten birbirinizle bağıraşarak konuştuğunuz gibi cümlesi de bunu açıklar. İşte nebinin sesini bastıracak şekild böyle gereksiz bağırışmayın, o benim resülüm size ayetlerimi deklere ediyor hem kendiniz duyamaz anlamassınız hemde başkaları diye arap kavmi özelinde ve nebinin yanında o dönemde bulunanlar özelinde bir uyarı gelmektedir. Ve böyle yaparsanız yaptıklarınız boşa gider diye çok ciddi bir uyarı alırlar.                                                                                                                                                       

Nerde bize ders onlara söylenmiş diyenler olursa kısaca hemen bakalım. Şu çıkarımları yapabiliriz. Rabb'imizin sözleri ne ise ne kadar ise ona o kadar uymak, Rabb'imiz için takvalı olmak, Rabb'imizin herzaman bizi gördüğünü ve duyduğunu asla unutmadan iş ve oluşlarımızda bunu her an aklımızda tutarak eğer Yüce Allah'ın makamı ve uyarılarında korkuyorsak,      eğer iman etmişsek Rabb'imizin hudutlarından çıkmamak ve kendi aramızda da bu şekilde bağırarak konuşmamak gerektiğidir.          

Biz bağırmıyoruz zaten ve o dönemdekilere gelmiş diyen olabilir ama bu aslında genel bir öğüttür şöyle ki;

31/19 "Yürüyüşünde ölçülü ol; sesini alçalt. Seslerin en çirkini, eşeklerin sesidir."                            

              

49/3 dede kalp ve takva eşleştirmesi yapılmıştır. Kalp ile başlar takva diyebiliriz. Elbette Rabb'imizin ayetlerine beyin ile diz çöküp boyun eğeceğiz ama kanıtlarla delillerlede kalbimizin mutmain olması lazımdır. Yoksa bizi saptırabilirler. Kafirlere meyledebiliriz, eğer imanımızı sağlam temellere oturtup mümin olamassak.                                                                                                                                         

Ayrıca takva konusunda sınava kalbin girdiği öğretisi de ayetimizde mevcuttur. Tüm iman edenleri Bu ayrıntıya dikkat etmeye        davet ediyorum.                                                                                                     

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

49/10    İman Edenler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah için takva sahibi olun. Umulur ki böylece merhamet olunursunuz.                                                                                                                                                                                                                                                            

                                                                                                      

İman edenlerin kardeş olduğu, iman edenlerin arasının iyi olması gerektiğini, eğer bozulursa diğer iman edenler tarafından düzeltilmesi gerektiğini öğreten ayetimiz aynı zamanda bu davranışların takvalı olmak olduğunuda öğretmesi yanında takvanın Yüce Allah için olması gerektiğini söyler. Yani Yüce Allah'ın dediği gibi, Yüce Allah'ın      öğrettiği gibi, Yüce Allah'ın çizdiği sınırlarda ve Yüce Allah'ın makamını ve uyarılarından korkarak ayrıca ahireti ve Yüce Allah'a kavuşmayı unutmayarak yapılması gerektiğini anlatır.                                                                                                                                          

Böyle olucaz ve Yüce Allah'ın bize mağfiret etmesini her zaman umabilelim de ayet öğretisi içinde mevcuttur.                                                                                                                                                               

                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

49/12    Ey İman Edenler! Zannın birçoğundan sakının. Kuşkusuz bazı zanlar günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Bir kısmınız, bir kısmınızın gıybetini yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                                                                                                                                                                                                                 

                                                                                                       

Ayetimiz gene iman edenlere gelir. Eğer iman eden kimse isen, zandan kaçınacaksın çünkü bazı zanlar günahmış. Bu konuda çok konuştuk ama şöyle özetleyelim, bilmediğimiz bir şeyi Yüce Allah'tan istememede bu işin içindedir, bilmediğimiz bir şeyi söylememe de, inanamama da bu işin içindedir. Din ile ilgili bir bilgin mi açıp Kur'an'a bakacaksın. Varsa olduğu şekli ile olduğu kadar vardır yoksa İslam dininde yeri yoktur. Kur'an'da olmayan her şey zandır. Zan haktan yana ortaya bir şey koymaz.                                                                                                                                                                        

Eğer Yüce Allah demediyse yada dediği şekilde değilse şirktir. Nokta.,                                                               

Kusur araştırmanın ve gıybet yapmanın doğru olmadığını da bu ayette belirtir Rabb'imiz. Gıybet konu başlığım var inceleyince net bilgi aktarmak isterim. Gıybet nedir, neler gıybete girer Rabb'im nasip ederse beraberce öğreniriz. Şu an net bir şekilde aktaracak kadar bilgim yok, yanlış bir şey söylemek istemem.                                                                                                                                                                      

Size nasıl tecelli eder bilmiyorum, ayetide kendim çevirmedim ama bu çeviri üzerinden söylemek gerekirse sanki takvalı olmamış            kimseye değilde kusur araştıran ve/veya gıybet yapan ölü kardeşinin etini yiyene benzetilmiş diye anlıyorum.

Çünkü öyleyse takvalı olun der Yüce Allah yani bunları yapmayın der şimdilik bu şekilde tecelli ediyor bana bu şekilde de iletmiş olayım.                                                                                                                   

Rabb'imizin tevbeleri kabul ettiğini ve kesintisiz rahmet sahibi olduğu zikri ile ayetimiz biter. Tevbe konusuna bakarsınız.       

 

 

 

 

49/13    Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kabilelere ve sülalelere ayırdık. Allah'ın yanında en kerim olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.                                                                                                                                                                                                                                            

                                                                                                                                                                                

                                                                                        

İşte müthiş bir ayet daha. Rabb'imizin yanında en kerim olan kişi en çok takva sahibi olan kişiymiş. Konuştuk ya Rabb'imiz öğretti ya Rabb'imize ulaşan takva, derecemizi, kadememizi, kıdemimizi arttıracak takva, Rabb'imizin bakacağı şey takva.                                                                                               

Ama burada şunu soralım kendimize en çok takvalı olmak ne demek. Çünkü en kerim olunuyprmuş bu sayede. Doğru söyledi Allah. Çeviri doğrudur en kerim ve en takva şeklinde biraz düşünelim. İki kişi ele alalım.                                                                                                                                                                            

İkiside Kur'an hudutlarından çıkmamış olsun, bu şekilde yaşayıp ölsün. En takvalı hangisi olacaktır, Rabb'imizin mesajını anlamaya çalışalım. Burada benim anladığım takvalı olmak konusunda en çok hassasiyet gösteren, daha samimi olan, takva sınırlarına çabuk dönen, daha bilinçli olan, sorumluluk bilinci fazla olan, takvayı refleks haline getiren belki de Sınırları sadece uygulayan değil, o sınırların anlamını içselleştirip en derin bilinçle yaşayan kişi gibi kriterler geçerli olabilir kanaatindeyim.                  

Elbette bunları kural diye yazmadım, beyin fırtınası yapmaktır amacım acaba nedir bu diye anlayalım istedim en doğrusunu Yüce Allah bilir. Bu manada ayet öğretisini daha iyi anlamak için kerim kelime anlamlarınada bakıp diğer ayetimize geçelim. En çok takvalı olduğumuz             takdirde veya takvamıza göre alacağımız kademe için Yüce Allah katında da ona göre kerim oluyormuşuz peki nedir kerim.                                                                                                                                                                                   

كرم krm               Kef-Ra-Mim                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

asil, yüce gönüllü, asil yürekli,cömert, cömert, bol olmak; değerli olmak II asil ve yüce gönüllü ( ه s.o. ) olarak adlandırmak; onurlandırmak, saygı göstermek,saygı duymak, saygıyla davranmak ( ه s.o. );yüceltmek ( على ه s.o. 'nun üstüne çıkarmak),onur bahşetmek ( على ه s.o. 'nun önüne başkalarından önce )  asil doğa; yüksek düşüncelilik,asil düşüncelilik, asil yüreklilik,cömertlik, yüce gönüllülük;nezaket, dostluk, cana yakınlık;cömertlik, cömertlik; كرما karamanhendek nazikçe, isteyerek, iyilikten dolayı │كرم الأخلاق asil düşüncelilik, asilkarakter                                                                                                                                                                                                                                      

 

 

53/32    Kimselerdir (ki) uzak tutarlar büyükler* (olan) günahları ve fahişelikleri490; dışındadır lemem957**; doğrusu (senin) Rabbin4 Vâsi’dir297 mağfirete319; O*** (ki) daha iyi bilendir sizleri inşa ettiği zaman sizleri yerden****; sizler ceninlerken***** annelerinizin karınlarında; öyle ki temize çıkarmayın955 nefislerinizi201;     O*** (ki) daha iyi bilendir takvalı21 olan kimseyi.

*Sıfat değil isim kelimesidir. Çoğuldur. Dikkat: Günahları derecesi ne olursa olsun sürekli işlemek de büyükleştirir.                                                                                                                                  

**Büyüklerden olan günahlar dışında kısa süreli, tekrarlamayan.                                           

***Allah.                                                                                                                                  

****Yeryüzündeki atomlardan evrim süreciyle.                                                                          

*****Fetüs.                                                                                                                                                                                                                                                   

Ayetimiz bazı takva sınırlarını daha bize açıklar. Öğretir Rabb'imiz. Bakalım nelermiş bunlar.                      

Takvalı olan kendi nefsini büyüklerden yani büyük günahlardan ve fahişeliklerden uzak tutanmış, uzak tutarmış. Burayı biraz açalım. Sevgili dostlar. Günahın büyüğünün ve küçüğünün olduğu bu ayette bize öğretilir. Ayrıca                                                                                                                                        

6/120 ayetinde de günahın açığı ve gizlisi olduğuda öğretilir diye belirtmiş olayım.          

Rabb'imiz büyük günahları zaten Kur'an'da belirtir açıkça bu detaya girmiycez, helal haram konu başlığımız olacak. Fakat burada büyük günahlardan sayılan fahişelikten ayrıca bahsetmiş olması üzerinde duralım nedir bu fahişelik. Daha doğrusu fahişelikler diye çoğul gelir. Bu konuyada bakıcaz henüz incelemedim ama anladığım kadarıyla aktarayım, inceleyince daha net konuşabilirim.                          

Bu genel manada aslında tüm sınırı aşma, evrensel kabullerş aşma, marufun dışına çıkma diye söyleyebiliriz. Daha nokta atışı yaparsak, Kur'an'da fuhuş ve fahişelik olarak geçer diyebiliriz. Buda şahsi kanaatimce erkek veya kadın ayrımı olmaksızın tüm nikah ahdi olmayanlarla bir cinsel ilişkiyi kasteder ayrıca hem cinslerle cinsel ilişkiyide kapsar. Yalnız Kur'an'da dost hayatı yaşamama gerektiğinede vurgu vardır, buda buna girermi incelediğimizde            üzerinde analitik düşünür çıkarımımızı yaparız.                                                                                                                                                                                     

Büyükler ve fahişeşelik anlarız ki takvalı olmamanın sonucudur ve devam eder ayet dışındadır lemem. Lemem bunların dışındaymış. Nedir lemem. Kalıcı olmayan, nadiren, seyrek demek. Yani Bunlara küçük günah diyebiliriz. İnsanız       şaşarız, beşeriz, zayıf bir yartığız, ufak tefek ve sürekli olmayan günahlar bunun dışındaymış.                                                                                                                                          

Zaten Rabb'imiz öğretir bizlere 42/37 de tevekkül edenlerin büyük günahlardan kaçındığını ve yine öğretir bize 4/31 de büyük günahlardan kaçınırsak küçüklerini örteceğini.                                               

Zaten bu ayettede Rabb'imizizn mağfirete vasi olduğunu da öğretir. Yani bağışlamayı genişleten, enginleştirenmiş. Kimler için elbette kendisinin bildiği takvalı olan kimselermiş.               Bu ayet öğretisi için şunuda rahatlıkla söyleyebiliriz devamlı, tekrarlı, sürekli küçük günah işlenmeye devam edilmesi bu küçük günahı büyük günah statüsüne sokar/sokabilir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.         

Bir öğreti daha vardır. Rabb'imizdir bizi temize çıkaran, bu temize çıkmayı hak edenler ise elbette takva sahipleri olacaktır.                                                                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                                                                                         

57/28    Ey İman Edenler! Allah için takvalı olun. O'nun Resul'üne iman edin ki, size rahmetinden iki pay versin. Ve size aydınlığında yürüyeceğiniz bir ışık yapsın. Sizi bağışlasın. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                                                                                                                                                                                                                             

              

İman edenlere gelir ayet. Rabb'imize takvalı olucaz. Sakın dediklerinden sakınıcaz, neyi nasıl ne kadar dedi ise ancak ona, o şekilde ve o kadar    uyucaz, Kur'an hudutlarından çıkmıycaz. Ve resüle de iman geliyor ki elbette resule de iman etmemiz gerekir. Bu şekilde olursak yani resule iman da olursa Yüce Allah sonsuz rahmetinden bize iki pay verecekmiş.                                                                                           

Şimdi burada o zamnkilere söylenmiş gibi durabilir ama kanaatimce bizi de kapsar. O zamankilere verilen 2 pay ondan sonrakilerden esirgenecek olması, verilmemesi veya bunu hak edemiyor olmamız bana Kur'n bütünlüğünde çok mantıklı gelmiyor. Bizlerde hiç birini birbirinden ayırmadan tüm resüllere iman ediyoruz. Kur'an'da adı geçen 27 resul ve geçmeyenlerin tamamına hiçbir ayırım gözetmeksizin iman ediyoruz. Ben 2 payımı isterim.                                                                                                 

Resule itaat konusunada bakarsınız, resule itaat Kur'an'a itaatdir, resüle itaat asla hadis söylentilerine itaat değildir. Müthiş bir öğreti daha var ayetimizde. Rabb'imize takvalı olursak işte Rabb'imizden bize bir söz, bize aydınlığında yürüyeceğimiz   bir ışık yapacak. Doğru söyledi Allah. Asla sözünden dönmez Allah. Sünnetulahında da sözünde de asla değişiklik olmaz Rabb'imizin.                                                                  

Bu ne ışığı, nasıl bir ışık, nerden geliyor bu ışık, nasıl elde edicez bu ışığı ucu açımı bu konunun elbette değil. Sevgili dostlar Yüce Allah'ın aydınlığı ile aydınlanmamış bir kimse için asla başka aydınlık yoktur.

Bizi karanlıklardan aydınlığa ulaştıracak, kendisi zaten bir nur, bir şifa olan Kur'an'dır bu. Zaten Kur'an zikirdir, nurdur, doğru yol klavuzudur ve daha bir çok şey bunları biliyoruz, 6/90 danda gönderilenlerin doğru yola klavuzlandıkları, doğru yol klavuzunu takip edip örnek alıcağımızı biliyoruz.            

Ayrıca ne öğretti Yüce Allah. Kur'an'ı anlayarak okuduğumuzda bize furkanı vereceğini öğretti bu sözü verdi bize. Tüm bu kadarcık bilgi bile konuyu anlamaya yeter. Parçaları birleştirdiğimizde Kur'an'ı oku, anla, sana furkan verilecek, doğruyu yanlışı ayırt edicen, hakkı batılı ayırt edicen, cahili hak yolunu ayırt edicen işte Rabb'imiz nurundan nasip etti sana.                                                                                      

Nur suresi 24/35 de Rabb'imiz kendi nurunu tarif eder gelin bakalım.

24/35 Allah nurudur göklerin ve yerin; onun nurunun misali bir kandildir; içinde onun (kandilin) bir lambalamba içinde bir camcam, sanki o (cam) bir kevkeb (bir parlak gökcismi), inci (gibi); yakılır (lamba) bir ağaçtan; mübarek bir zeytin; değil doğulu ve değil batılı; neredeyse yağı onun (ağacın) ışıldar; olsa bile asla temas etmez ona (yağa) ateş; nur üstüne nur; kılavuzlar Allah nuruna; dilediği kimseyi; ve vurur/ortaya koyar Allah misaller; insanlar için; ve Allah her şeyi bilendir.

                                                                         

Arkadaşlar bu nur bu dünya hayatı ile sınırlı değildir. Ahirette de Rabb'imizin izni ve dilemesi ile bizimle olacaktır. Dünyada Rbb'inin şekilde olacak Rabb'imiz öğretir Kur'an'dan bakarsınız.                                                                                                                                                                                          

                                                                                        

                                                                                                                                                                                                                                                                         

58/9      Ey İman Edenler! Bir araya geldiğiniz zaman, aranızda günah, düşmanlık ve Resul'e karşı gelmek amacıyla görüşme yapmayın. Görüşmelerinizi birr ve takva konusunda yapın. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı takva sahibi olun.                                                                                                                                                                                                                                                        

                                                                                        

İman edenleri muhatap alan, iman edenlere hitap eden ve iman edenleri bağlayan bir ayet daha. Bakalım öğretilerine ayetimizin.    Bir araya geldiğiniz zaman günah, düşmanlık ve resule karşı gelmek amacıyla görüşme yapmayın. Der.                                                                                                                       

Öncelikle şu an aramızda bir resul yok ama Kur'an doğru yol klavuzu olduğundan ve resüllerin ve nebilerinde bu doğru yol klavuzu ile klavuzlandıklarını bildiimizden aramızdaki resül Kur'an'dır demek çok doğru bir çıkarım olacaktır.             Ayrıca resule karşı gelmek demek, aramızda olsun yada olmasın, resük Kur'an'a yani Yüce Allah'a itaat ettiğinden, Allah kelamı dıına çıkmadığından bu Allah kelamına karşı gelmek diye bu terkibi anlarız.                                                                                                                               

Bu toplanma bu amaçlarlada yapılabildiği gibi yani bu amaçlar için toplanılabileceği gibi, başka herhangi bir şey için yapılıp konu günah, Allah'a karşı gelmek veya düşmanlık konularınada dönebilir. O zmanda şu ayeti baz alıcaz.                                                                                                                                                                                                                                            

                                                                                                                                                                                                                                                                         

              

4/140 Ve muhakkak indirdi üzerinize kitapta* ki işittiğiniz zaman Allah'ın ayetlerini (ki) kâfirlik25 ederler ona (ayete) ve maskaralık** ederler ona (ayete); öyle ki kalmayın/oturmayın onlarla beraber ta ki dalarlar bir başka hadîse89; doğrusu sizler (olursunuz) o zaman onların misli870; doğrusu Allah münâfıkları26 ve kâfirleri25 topluca cehennemde bir toplayandır/bir araya getirendir .                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                                                                                         

              

Yüce Allah'ın ayetlerine laubalilik edildiği, kifirlik edildiği bir ortamdan uzaklaşıcaz ta ki onlar başka bir hadise yani söze dalana kadar.              Ama 58/9 ayetinde belirtilen konular üzerinde bir toplantıya da asla katılmayacağız elbette iman edenlerden isek. Peki bu toplantıları bu görüşmeleri nasıl yapıcaz. Rabb'imiz onuda öğretir. Bir ve takva üzerine olacak toplantılarımız, bu ilkeler baz alındığında ancak Yüce Allah rızasını gözetebiliriz. Takvayı konuşuyoruz peki bir üzerine ne demek onada bakalım.           iylik, ihsan, gerçek, sadıklık, doğru sözlü olmayı kapsamanın yanında kanaatimce Yüce Allah'ı birlemek de bu konu kapsamına girmektedir. Zaten takva da denince Kur'an hudutlarında olacaktır bu görüşmeler.                                                                               

Kabaca kötü işlere vesile olucu değil salihatı kapsayan işler üzerine olması gerekmektedir.                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                

59/18    Ey İman Edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun! Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Allah'a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.                                                               

59/18 Ya eyyuhellezine amenuttekullahe vel tenzur nefsun ma kad demet ligad, vettekullah, innallahe habirun bi ma ta'melun.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                 

Söylemeye gerek yok artık sanırım. Ey iman edenler bize geliyor ayet. Dikkatlice inceleyelim ozaman. Bakalım Rabb'imiz ne demiş. Arkadaşlar bu ayet benim için çok önemli nedenini izah etmeye çalışayım. Elbette tüm ayetler aynı önem derecesinde olmalıdır ama bazı ayetler üzerinde daha fazla analitik düşünmek lazım o bakımdan bir önem arz ettiği kanısındayım.                                                      

Şimdi Kur'an'da benim tespit erriğim kadarıyla aynı kökten emir tekrarı bu konuştuğumuz ve 4/1 ayetinde var. 4/1 de de gene takvadır konu. Bu ayeti bu çalışmada başka başlık altında bakıcaz. Bunun dışında ben görmedim varsa söylersiniz bakarız.                                                                          

Aynı ayette fiil davranışı tekrarı örneği vardır mesela 58/18 de bir yemin tekrarı görürüz. Ama dediğim gibi takva için 2 farklı ayette aynı emir tekrarı gözümüze çarpmaktadır.                             

Bu metinsel davranış için pekiştirme bir anlatım biçi diyebiliriz. Bu şahsım adına konunun önemini anlatmak ve pekiştirmek için bu              şekilde bilere beyan edilmiştir diyebilirim. Elbette başka işaretler varsa da birine tecelli ederse mutlaka paylaşmasını gönülden rica ederm.                              

Şahsım adına bu takvaya, takva vurgusuna, takvanın önemine çok güçlü bir merkeziyetçi yaklaşım sunmaktadır.

59/18 de takva emrei Allah'a diye gelir 4/1 de ise ilk takva Rabb'e diye gelir ikincisi Allah'a diye gelir. Bu bilgiyide vermiş olayım.

Bu ayetlerde takva özelinde ayrıca dikkat çekmek, hükmü pekiştirmek ve farklı boyutlarını aynı anda göstermek amaçlı olabileceğinide şahsım adına söyleyebilirim.                                                                                                                                                                                                                                    

Ayetimiz özelinde ise şöyle bir çıkarım yapabilirim. İman edenler, Allah'a karşı takva sahibi olun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Önce takvalı oldun sonra yarın hazırlayacaklarına baktın, takva sınırlarındamı yaptığın iş ve oluşlar buna bak diyor. Sonra Allah'a karşı takvalı olun der. Dön bir daha bak gözünden bir şey kaçmasıni samimi olarak elinden geleni yap, bir daha bak double check yap yani. Neden çünkü Yüce Allah yaptıklarımızdan haberdarmış öğretir bize. Dikkatli olun diyor.

 Defalarca uyarıyor ki takva sınırlarında olalım, olalım ki Yüce Allah bizi cennetleri ile ödüllendirmek ister. Bu ayette bakmak gereken bir konu daha var. Benimde inceleyip üzerinde düşünmem gereken bir konu. Kendi konu başlığında bakıcaz       ama şimdi bir brain storm yapalım. Elbette başka ayetlerede bakıcaz ama bu ayet özelinde yapalım beyin fırtınamızı.                                                                                                                                                                                                                                       

Herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Bu sizce ne demek düşünmenizi rica edicem. Ben, bence ne  demek onu izah edeyim. Bu gün girişeceğin iş ve oluşların ve bu iş ve oluşların ileri zamanlara yansıması, yarın yapacakların ve yarın yapacaklarının ileri zamanlara yansıması, ayrıca tüm hayatında yapıp ettiklerin tüm icraatlarınla yarın gideceğin ahiret için ne yaptığın dır diye düşünüyorum.                                                                                                                                                                                   

İşte üzerinde düşüneceğimiz kısım da şudur. Biz ölünce artık iyi kötü bir şey yapamayacağız. Fakat dünyada işleyen bir mekanizma     bıraktık. Örnek kumar oynanan bir yer açtık veya Kur'an çalışılan bir mekan açtık. Örnek olarak verdim yüzlerce örnek verilebilir. Örnek birine Kur'an'da olmayan şeyleri söyledin inandı ve nesiller boyu bu aktarıldı yada bir çeşme yaptırdın veya birininin doğru yola, klavuzlanmasına vesile oldun ve bu vesile sayesinde nesiller boyu bazı kimselerde doğru yola klavuzlandı.                                                                                                                                                    

Veya bu kanal özelinde konuşalım. Ben öldükten sonrada burada işlediğimiz konular vasıtasıyla birileri Rabb'imin izni ile doğru yola klavuzlandıysa Rabb'im beni vesile kıldıysa ama ben o an hayatta değilsem.                                                                                                                                                              

Rabb'im benim içimi dışımı biliyor. Ne maddi ne manevi bir beklentimin olmadığını sadece kendisinden ecir beklentim olduğunuda biliyor. Ayrıca olabildiğince kalıcı olmasını istediğide biliyor. Ayrıca sizin içinde bu söz konusu. Yaptığınız bir paylaşımla, belki birmyorum veya beğenme ile birisi geldi ve tek çababız olan yalnız Kur'an dedi. O da başkalarına vesile oldu sizi Rabb'im vefat ettirdi  diyelim. İşte bunlar yarın için hazırladıklarımızdan mı olacak, buraya çalışcaz Rabb'im dilerse, izin verirse.                                                                                                                                                         

Ve netleştiricez furkan ve ilim nasip ederse. Netleştiremeskde bir çıkarım yaparız diye düşünüyorum. İşte bu işleyen bir mekanızma biz ölünce bize getirisi bakımından bu getiri devreden çıkıyormu yoksa işte bu ayetteki gibi yarın için hazırladığımız bir şey oluyorda buradan gelecek olan getiriler bu mekanizma tamamen devreden çıkana kadar bize yarar veya zarar sağlıyormu.                                         

Fikri olan varsa paylaşırsa sevinirim. Konuyu Rabb'imin ayetlerinden inceliycem ama net bir fikrim yok, en azından şu an.                                                                                                                                                                                                                                  

 

                                                                                                                                                                                

65/10    Adetledi* Allah onlara şiddetli bir azabı; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey elbâb88 sahipleri; iman47 etmiş kimseler! Muhakkak indirdi Allah üzerinize bir zikir78.                                                                                                                                                                                                 

*Sayısı belli olarak, ardışık gelecek şekilde.                                                                                                                                                                                                                                       

              

Ayetimiz takvanın tanımı niteliğinde diyebiliriz. Çünkü nasıl takvalı olunacağını gösterir. Daha spesifik konuşmak gerekirse takvalı olmayı nereden öğreneceğimizi açıkça belirtir. Adetlenen, sayısı belli olan, kademelendirilen, ardışık gelen, arkası kesilmeyecek bir azap müjdeler ya insanlara Yüce Allah.                    

Bu arada azap da müjdelenir. İşte bu azabın varlığını, nasıl ve ne yaparsan bu azabın içinde kalacağını bizlere öğreten Yüce Allah elbette sakınmanın yollarını da öğretmiştir. Seçim kişinin nefisnindir, yani kendisinindir.                                                                                                                                                       

İşte tam da bu ayetimizde böyle bir azap var eğer buna maruz kalmak istemiyorsanız Takvalı olun bana diyor. Sakının benden diyor. Allah'a takvalı olmak, Allah'tan sakınmak Yüce Allah'tan korkmak, Yüce Allah'tan çekinmek, Yüce Allah'tan direk anlaşıldığı gibi bir sakınma asla değildir. Sakınmamız gereken şeylerden bir sakınmadır. Yüce Allah'ın sözlerinin mutlak olduğunu bu sözlerin      asla değişmeyeceğini ve bu sözlerin mutlaka yerine geleceğini bilip Yüce Allah kelamları dışına çıkmamaktır.                                                                                                                                                                 

Yüce Allah ile kavuşacağımızı bilmek, makamından ve uyarılarından korkmak, ahireti umursamak, saatin geleceğini bilmek ve önceki ayetimizde gördüğümüz gibi yarın haırlayacak olduklarımızı takva üzerine inşa etmektir.                                                                                                                                                               

Allah'tan korkmak mevzusunu inceliycez Yüce Allah nasip eder dilerse. Allah'tan elbette korkmalıyız bu kötü bir şey değil ama Kur'an'dan Yüce Allah'tan nasıl korkmalıyız bunu öğrenicez. Yoksa sapkın inançların korkusu bir korkumuz olmasın. Nedir bunların korkusu Allah yakar, Muhammet kurtarır. Biz ise Yüce Allah'tan huşu ve haşyet duyduğumuz için, Yüce Allah               kelamlarını kaale aldığımız önemsediğimiz ve cennetlere varis olma çabasında olmak için Yüce Allah'tan korkacağız, yani sakın dediklerinden sakınacağız.                                                                                                                                            

Ve bunları kimler yapar biliyormusunuz. Bu ayetimizde tam da bunun öğretisi var. Elbab sahibi ve iman etmiş kişi.          İman edeni biliyoruz peki elbab nedir. Akıl ve mantık sahibi, analitik düşünebilen, çıkarım yapabilen, kendi aklını kullanabilendir.        Peki o kadar konuştuk tüm bunları nasıl yaparız derseniz gene ayetimizde bunun öğretisi de mevcut. Her şeyi bilen öğretiyor. Muhakkak indirdi üzerinize bir zikir. Zikir Kur'an'dır, zikir hatırlatmadır, zikir öğüttür.                                            

Anlarız ki atalarımızın ve bizim asla bilmediklerimiz bize Yüce Allah, bizim için, bizim hatırlamamız, öğrenmemiz için, ondan sorulacak olduğumuz bir zikir, bir Kur'an indirmiştir. İşte günümüzde duvar süsü olan, dolap üstü objesi olan, ölü kitabı olan bu Kur'an aslında açıp anlayacağımız dilde okuyup öğüt almamız, hatırlamamız, öğrenmemiz için bizzat Yüce Allah tarafından indirilmiş bir yaşam kitabıymış.İşte yer yer bir ayet hatırlatıyorum ya. Tam da konumuz gereği tekrar hatırlatayım.                     

Benim salatım, nusukum, hayatım ve ölümüm Allah içindir, Alemlerin Rabb'i. Bu ayetinde hayatın sırrını veren Yüce Allah  bunun yolunuda Kur'an ile bize apaçık açıklar yetmez, herşeyden farklı örneklerle apaçık defalarca daha açıklar.           

Öyleyse akledenlerdenmisiniz.                                                                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                                                                                                                                          

68/34    Takva sahipleri için, Rabb'lerinin yanında, nimeti bol Cennetler vardır.                                

68/35    İşte böyle, hiç Allah'a teslim olanları, suçlularla bir tutar mıyız?                                              

              

Takva sahiplerine müjdelenen bol nimeti olan cennetlerin sözünü verir Rabb'imiz 68/34 de. Üzerinde duracağımız ise 68/35 ayeti olacaktır. Teslim olanlarla suçluları yani mucrimleri bir tutmam diyor Yüce Allah.                                                                                                                                                                                                                                        

Önce takvalı olmayan neden suçlu olacak ona kısaca bakalım. Sizde 68/35 sonrası ayetlerine bakarsınız. Bu kimseler takvalı olmadıklarından yani Yüce Allah'ın kelamlarını hayatlarında baz almadıklarından kendi hükümlerini veren kimselerdir. Bu hükümler din, ibadet veya yaşayış tarzı hükümleridir. Kendi hevalarını baz alarak kendi hükümlerini verirler. Oy saki Rabb'imiz bunları düzenleyen kutsal kitap indirmiştr. Takvalı olun demiştir.                                                                                       

Ya işleri gelmemiş, ya hevalarına uymak daha uygun gelmiş, ya şeytan saptırmış ya şu ya bu şeu veya bu nedenle kutsal kitap hükümlerini yok sayıp bunların dışına çıkmışlardır. Yada şimdiki sözde müslümanların yaptığı gibi Kur'an dururken uyduruk hadis kitapları gibi şeylere uymuş olmaları yada kendi ruhban sınıfının dediklerine körü körüne      uymuş olmalarıda mümkün.                                                    

Sebep her ne olursa olsun sonuç aynıdır bu mucrimler için, Allah kelamına uymamışlardır.                          

Konu bağlamında 68/34 den başlayıp kalem suresini sonuna kadar okumanızı naçizane taviye ederim, eğer müsaitseniz tamamını lütfen okuyunuz.                                                                               

Suçlular genel hatlarıyla sure özelinde bu şekildedir. Anlarız ki bunlar takvalı değil. O zaman takvalı olanlar ve olmayanlar diye bir ayırım yapabiliriz. Ve ayet özelinde de bu iki grup için takvalılar ve mucrimler de diyebiliriz.                                                                                                                                          

İşte ya o gruptasın yada bu grupta. Hangi grupta olursan ol Allah katında bu ikisi bir tutulmayacak. Ey akıl sahibi, ey elbab eğer iman ettiysen elbette kendin hangi grupta olmanın daha iyi, daha hayırlı olacağını zaten       idrak da etmişsindir. Yollarınıda öğretir her şeyi bilen. O zaman takvalı olacaklar yalnız yüce Allaha takvalı olsunlar.                                                                                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                                                                                                                          

                                                                                                                                                                                                                                                          

71/3      "Ki kulluk46 edin Allah'a; ve takvalı21 olun O'na; ve itaat edin573 bana."                                                                                                                                                                                                            

                                                                                                      

Bu ayetimizde de kulluk etmek takva ile eşleştirilmiştir. Allah'a kulluk ediyoruz demek için demek ki takvalı olmak lazımmış.             Peki takvalı olmayıda, Yüce Allah'a kul olmanın kuralları içinde kul olmayı da nereden öğreniyoruz. Yalnız Kur'an'dan.                                                                                                              

Peki neden yalnız Kur'an, çünkü tek ve doğru kaynaktır, çünkü Yüce Allah kelamıdır, çünkü Yüce Allah kelamı olduğunu kanıtlayan deliller bu kitabın içindedir, çünkü ondan sorulacağız, çünkü gönderilenlerde kutsal kitap ile doğru yola klavuzlandı,     çünkü gönderilenlerin doğru yola klavuzlandıkları doğru yol klavuzunu örnek almamız, takip etmemiz emredildi, çünkü zikirdir, çünkü hatırlatmadır, çünkü öğüttür, çünkü en doğru söz ondadır, çünkü tek uyulacak söz ondadır, çünkü şifadır,           çünkü nurdur, çünkü furkandır, çünkü hakla batılı ayırır, çünkü batıldan gelen herşeye cevap vardır, çünkü Kur'an'da      asla çelişki yoktur, çünkü kim bir araya gelirse gelsin benzeri yapılamayacak bir kitaptır.                                                                                                                                                  

Çünküleri çok fazla çoğaltabiliriz. Kur'an bizim için tam nelerdir Rabb'imiz bizlere öğretir. Ve Yüce Allah izin verirse Kur'an konu başlığı altında oldukça detaylı incelemeye gayret göstericez.

Son olarak resüle itaat Kur'ana itaatdir. Kuran eşittir resul, resül eşittir kuran. Resul asla eşit değildir hadisler ve/veya kuran. Resüle itaat konusuna bakarsınız.                                                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                

74/56    Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. O, takvaya ehildir ve bağışlamaya ehildir.                                                                                                                     

74/56 Ve ma yezkurune illa en yeşaallah, huve ehlut takva ve ehlul magfireh.                                                                                                            

                                                                                                                                                                                

Yüce Allah'ın dilemesini inceliycez Rabb'im nasip ederse. Yüce Allah'ın dilemesi tamamen kişinin hak etmesi ile doğru orantılıdır diye söylemiş olayım. Yüce Allah diler ama önce kişi bunu hak eder. Artık neyi nasıl seçti ve neye nasıl çaba harcadıysa Yüce Allah'ın eğer dilerse, dileyeceğinin bu yönde olacağını şerefli kuranımızdan öğreniriz.                                                                                                      

Bu ayette ehil kelimesini konuşuyor olucaz ki ayetin tecellisini iyi anlayalım. Çevirilere şöyle bir göz attım. Bu çeviri gene içlerinde en iyi olduğunu düşünüyorum. Ayet dileme ile başladığından takvayı dileyendir diyen var, takvanın sahibidir diyen var. Şahsım adına çevirilerin bir çoğu yanlış, bir çoğuda Yüce Allah'ın mesajını örtmüştür. Ehili anladığımızda ayeti de anlamış olucaz.                              

Ehil Kur'anda evet sahibi olarak da kerşımıza çıkar. Ama ayet anlamına baktığımızda bu anlam buraa bunu asla karşılamaz. Ayeti anlamlardırırken ehil ne demek anlamaya çalışırken baz alacağımız Yüce Allah'ın takvanın kaynağı, yöneticisi ve öğreticisi olduğu ve tek mağfiret edebilecek olan olduğu olmalıdır.                                                                                                                                                               

Aynı şükür konusunda veya kafir kkonusundaki gibi. Allah'da şükreder ve kafirlik eder ama Yüce Allah'ın bu yaptıkları insanların yaptıklarından elbette ayrıdır. Yüce Allah'ın şükrü bizim yaptıklarımıza karşılık vermesi ve kafirlik etmeside bizim yaptığımız suçları örtmesidir.    Şükür konusuna ve kafir kelime anlamına çalıştık bakarsınız.                                                                                                           

Ehil anlamına baktığımızda bir şeye ait olan, o şeye layık olan veya yetkili, yetkiye uygun olan manalarına geldiğini görürüz. Kur'andaki kullanımları ise, kitap ehli, ev ehli, bilgi ehli formlarındadır. Tüm bunları gözden geçirdiğimizde şahsi kanaatim takva sahibi veya mağfiret sahibi bence yetersizdir diye düşünüyorum.                                                                                                                                            

Şöyle demek daha uygundur kanaatindeyim. Takvaya en layık olan, kendisinden sakınılması gereken ve bağışlamaya tek yetkili şeklinde daha doğru olacağı kanaatindeyim. Yani takva ve mağfiretin sahibi demek yanlıştır demiyorum doğrudur ama kanaatimce eksik olacaktır düşüncesindeyim.           

İşin özü takvanın yönelmesi gereken merci ve tek bağışlama yetkisi olan daha doğru bir tanım olacak kanaatindeyim. Yada sakınılmaya layık olan ve bağışlamaya yetkili olandır da diyebiliriz. Elbette takva ve merhabetin sahibi veya takva ve merhamet      sahibi de diyebiliriz. Ben elimden geldiğince didiklemeye çalıştım karar sizlerin.                                                                                                          

En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                  

                                                                                                                                                                                

 

91/8      Öyle ki ilham etti ona (nefse) fücûrunu440 onun; ve takvasını441 onun*.                           

*Nefsin.                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                                                                                          

Bu sureyi komple okumanızı şiddetle tavsiye ederim .Rabb'imizin nasıl bir yaratıcı olduğuna dair, neleri nasıl tecelli ettridiğine dair müthiş bilgiler öğretir bize. Konu bağlamımızda ayet özeli öğretisine baktığımızda da Rabb'imiz nefse fücurunu ve takvasını ilham etmiş. Burada ilham etmesi ilahi bir olay diye anlıyorum İlahi bir güç ilahi bir oluş yapmıştır.                                                                                             

Kelime olarak bakarsak da içine doğurmak, fıtrata yerleştirmek, içsel olarak bildirmek manalarına gelir ki bu da ilahi bir gücün eseridir ancak.  İlk bakışta aslında işte insana takvayı ve fucüre verdi diye anlaşılabilir. Evet verdi verdi de verdim demiyor ilham ettim diyor. Demekki verme ile ayrı bir şeydir bunu ve bunların ne olduğunu anlamaya çalışıcaz bizde.                                                                                                      

Bu olay bir nebiye veya resüle gelen bir vahiy gibi değil dna düzeyinde bir nakış işlemesi gibi düşünülebilir. Aynı arılara yollarını bulma, petek ve bal yapma ve bunları nerelerde nasıl yapacağı hücre düzeyinde işlenmesi gibi düşünebiliriz.

Bu ayeti anlamadan önceki ayetlerede göz atalım o ayetlerde de Rabb'imizin insanı biçimlendirdiği işaret edilir. Yaratmak, biçimlendirmek ve inşa etmek ayrı şeylerdir. Geçtiği ayetlere göre müthiş işaretler vardır diye söylemiş olayım.

Fucür alt benliktir. Psikiyatride ıd olarak tanımlanır. Evrim sürecine bakılırsa ilk olarak bu fucur yani alt benlik gelişir ki zaten ayette de ilk işaret budur. Rabb'imiz iş ve oluşlarda ve kronolojide ayetlerde verdiği örnekler hep sıralıdır. Bunu unutmamamız lazım. Bu alt bemlik ahlaktan yoksundur. İç güdüsel dürtülerdir. Acıkır yer, zamanı gelince çiftleşir yani dürtüleri ile ben ci olarak hareket eden kısımdır.    

Anlarız ki Rabb'imiz beynimize fucür ve takvayı ilham etmiştir. Zaten diğer homo ırkları ile biim ırkımız olan homo sapieni ayırt edici olan şeyde fucür ile beraber takvanında ilham edilmiş olmasıdır.                          

Takva ise süper egodur, üst benliktir. Evrensel maruf ile, ahlak ile, insanı insan yapan özelliklerle karar vermemizi sağlayan kısımdır. Hani konuştuk ya Rabb'imiz kendi ayetlerini yalanlayanları yalancı günahkar perçeminden yakalarım demişti, bizde incelemiştik.        Kafanın ön kısmında bulunan frontal lob du bu tamda perçem kısmına denk gelen yerdi. Burasıyla karar verdi, Rabb'i öğütledi o  ise bu öğütleri kaale almadı, bu ksım ile yanlış karar verdi oysaki Rabb'i ona doğru yolu bulabilecek donanımı vermişti.                                                                                                                                                     

İbrahim eseinlerin makalesinden aynen aktarıyorum. Çok güzel açıklamış.                                                                                                                                                                                                                         

İnsan bilincinin-benliğinin-kişiliğinin katmanları incelendiğinde alt benlik (İd) ve üst benlik (Süperego) olarak isimlendirilen katmanların varlığı görülür.  İd zevk temelli istekler ve aşırı ısrarcı temel enerjinin çıkış noktasıdır. Temel ve en ilkel benliktir. Ana kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçların en bencilce (ahlak kuralları gözetilmeden)                doyurulmasıdır. Saldırganlık, kin, vicdansızlık, eleştiriyi kabul etmeyen, güdüsel özelliği vardır. Yüce Allah’ın bilince ilham ettiği fücur tam olarak İd’dir. Bu benliğin dürtülerinde ahlak, erdemlilik, iyilik gibi değerlerin önemi yoktur.                                                       

Süperego (Üst benlik) ise tam olarak İd’nin tam tersi yönde işler. Kişinin benliğini İd’ye karşı korur. İd’in ihtiyaç ve talepleriyle çatışma halindedir. İd’e karşı saldırgandır. Kişinin benliği (Ego) üzerinde denetleyici ve yargıç rolü üstlenir. Ahlaki değerlerin savunur. Erdemliliği savunur.                                                                                        

Kişinin Benliği (Ego) ise bu iki katmandan gelen telkinleri dinler ve sonunda bir karar verir. İşte verilen kararlar insanın karakteri ve kişiliği olur.                                                                                        

diye güzel bir şekilde açıklamış. Kendisinden Allah razı olsun.                                                                                                                                                                                                                                  

Zaten aklı örten şeylerden de uzak durmamızı öğütler ya Yüce Allah. Aklı örten şey işte tamda bu perçem bölgesinde bulunan beynin frontal lobunu örter. Bu takvanın olduğu kısmı devre dışı bırakır. Burası devre dışı kalınca da takvanın baskıladığı alt benlik devreye girer ve homo sapien olmamızın anlamı kalmaz.             Frontal loba, Ön Lob, Lobus Frontalis veya Frontal Korteks de denir.                                                                                                                                                                                          

Artık alt benlikle hayvansal içgüdüler doğrultusunda mantıksız kararlar alıyor olucaz ve bu şekilde alınan kararlara da karar demek çok doğru olmaz. İnsan olmanın özelliklerinde çıkılmış olur.                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  

 

BAŞLIKLAR HALİNDE TAKVA İLE İLGİLİ DİĞER BAZI AYETLERE DE BAKALIM.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

Sabır ve takva                                                                                                         

                                                                                                                                    

3/200    Ey iman47 etmiş kimseler! Sabredin51; ve yarışın sabırda51; ve bağlanın*; ve takvalı21 olun Allah’a; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

20/132  Ve emret200 ahaline568 salâtı5; ve bağlan sabırla51 ona*; sual etmeyiz** sana bir rızık; biz rızıklandırırız seni; ve akıbet892 takvalılaradır21.                                                                                      

*Salâta.                                                                                                      

**Sormayız.                                                                                                              

                                                                                                                                    

              

Elbab ve takva ile felaha ulaşabilme ile takva                                                                                                          

                                                                                                                                    

5/100    De ki: "Olmaz aynı seviyede habis/kötülük ve iyilik; şayet hayranlık/şaşkınlık uyandırsa (da) sana çokluğu habisin/kötülüğün; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey elbâb88 sahipleri!; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.                                                                                                                

NOT :Elbab ve takvanın eşleştirildiği ayet. Demekki mantık sahibi takvalı olmayı anlayabilir diyebiliriz. Ayrıca kötülükle iyiliğin aynı seviyede olmadığını öğretir          Rabb'imiz. Mantık sahibi olan takvalı bir kimsenin belki felaha kavuşabileceği işaretleri verilir ayetimizde.                                                                                                          

              

takva ile elde edilebilecek olan Ahiret hayatının daha hayırlı olması ve akletme                                                                                                                    

                                                                                                                                    

6/32      Ve değildir dünya hayatı bir aldatıcı oyun ve bir oyalayıcı dışında; ve mutlak ki ahiret diyarı hayırlıdır kimselere (ki) takvalı21 olurlar; öyle ki akletmez562 misiniz?

12/57    Ve mutlak ki ahiret ecri820 hayırlıdır kimselere (ki) iman ettiler47; ve oldular takvalılar21.

12/109  Ve göndermiş değiliz senden önce erkekler dışında (ki) vahy603 ettik onlara kentlerin ehlinden568*; öyle ki hiç seyahat etmezler mi yerde**; öyle ki bakmazlar mı nasıl oldu akıbeti892 onlardan önceki kimselerin; ve ahiret diyarı*** hayırlıdır**** kimselere (ki) takvalı21 oldular; öyle ki akletmez562 misiniz?                                                                                          

*Kentlerin ahalisinin başına gelenler hakkında onlara da vahy ettik.                                                    

               **Yeryüzünde antik kentleri gezin.                                                                                                                 ***Yurdu.                                                                                                                 

               ****Ahiret diyarı/yurdu sadece takvalılara hayırlıdır. Başkalarına değil.                                                                                                        

19/63    İşte şu; cennettir970 ki varis ettiğimizdir kullarımızdan907 kimseye (ki) oldu bir takvalı21.

24/52    Kim Allah'a ve Resul'üne itaat eder, Allah'a huşu duyar ve O'na takvalı olursa işte onlar kazançlı çıkacak olanlardır.

26/90    Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.

28/83    İşte ahiret yurdu! Onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk yapmayan kimseler için ayırdık. Gelecek takva sahiplerinindir.

43/35    Ve altına boğardık. Bunların tamamı, dünya hayatının kazanımından başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabb'inin yanında, yalnızca takva sahipleri içindir.

47/15    Takva sahiplerine söz verilen Cennet, şöyledir: İçinde; kokusu ve tadı değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere zevk veren hamrdan nehirler ve saf baldan nehirler bulunur. Orada, onlar için her türlü meyve bulunur. Onlara, Rabb'lerinden bağışlanma vardır. Bu kimseler, ateşte devamlı kalacak olan ve sıcak kaynar su içirilen, bundan dolayı da bağırsakları parça parça olan kimselerle bir olur mu hiç?

47/16    Münafıklardan kimisi de seni dinliyormuş gibi gözükür. Senin yanından ayrıldıktan sonra, kendilerine ilim verilenlere: "O, biraz önce ne dedi?" dediler. İşte onlar, Allah'ın kalplerini mühürledikleri ve hevalarına tabi olan kimselerdir.

47/17    Yöneltildikleri doğru yolda olanlara gelince, onlara doğru yolları pekiştirildi ve onlara takvalarını verdi.                                                                                                                    

*47/17 Allah takva sahipleriyle beraberdir konu başlığına da girer.                                                      

47/36    Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve takva sahibi olursanız, size ödülleriniz verilir. Ve sizden mallarınızı istemez.      

47/37    Eğer sizden onu isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz. Böylece hoşnutsuzluğunuzu açığa çıkarırdı.

51/15    Takva sahipleri ise cennetlerde ve pınarlardadırlar.

51/16    Rabb'lerinin kendilerine verdiğini alanlar, daha önce iyi olanlardır.

51/17    Geceleri pek az uyurlardı.

51/18    Onlar seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.

51/19    Mallarından –istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı. 

52/14    İşte bu, yalanladığınız ateştir!    

52/15    Bu sihir miymiş? Yoksa siz mi görmüyormuşsunuz?

52/16    Oraya girin. Artık dayansanız da dayanmasanız da sizin için birdir. Yaptığınız şeylerin karşılığını görüyorsunuz.              

52/17    Takva sahipleri cennetlerde ve nimetler içindedirler;                                                                 

52/18    Rabb'lerinin kendilerine verdiklerinden hoşnut olarak. Rabb'leri onları Cehennem ateşinden korumuştur.

52/19    Yaptıklarınızın karşılığı olarak, afiyetle yiyin ve için;

92/14    Öyle ki uyardım sizleri lezâlaşan800 bir ateşe834.

92/15    Sallanmaz ona* eşkiya842 dışında.                                                                                                  

*Ateşe.                                                                                                       

92/16    Yalanlayandır; ve sırt çevirendir.

92/17    Ve uzak tutulur ondan* daha takvalılar21.                                                                                    

*Ateşe.                                                                                                       

92/18    Verendir malını; saflaştırıp büyütendir/geliştirendir.

92/19    Ve yoktur birine O'nun indinde/katında hiçbir bir nimet757 (ki) cezalandırılır63*.

*Karşılığı bir nimet olarak verilebilecek bir şeyle gelmezler.                                                                   

92/20    Dışındadır yüce Rabbinin4 yüzünü arayan.

92/21    Ve mutlak ki yakında razı* olacak.                                                                                                   

*Rabbinin yüzünü arayan, Rabbinin yüzüne bakınan.                                                                                                             

                                                                                                                     

                                                                                                                                    

salatı ikame etme ve haşredilme konusu ile takva bağlantısı                                                                                                           

                                                                                                                                    

6/72      Ve ki ikame572 edin salâtı5; ve takvalı21 olun O’na (Allah'a); ve O ki; O’na haşredilirsiniz556.                                                                                                                  

                                                                                                                                    

30/31    Dönenler (olun) O'na (Allah'a); ve takvalı21 olun O'na ; ve ikame572 edin salâtı5; ve olmayın müşriklerden36.                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

takvalı olanlar ile olmayanlar ayrımı                                                                                                            

                                                                                                                                    

6/72      Ve şayet ki kentlerin ehli568 (olanlar) iman47 etselerdi ve takvalı21 olsalardı; öyle ki açardık üzerlerine bereketler gökten180 ve yerden; velakin/fakat yalanladılar244; öyle ki tuttuk onları kazanır olduklarıyla.

13/35    Misalidir870 cennetin970 ki vaat edilendir muttakilere17; akar altından onun* nehirler; meyvesi onun* bir daimdir**; ve onun* gölgesi (de); işte şu; akıbetidir892 kimselerin (ki) takvalı21 oldular; ve akıbeti892 kâfirlerin25 ateştir834.                                                                                

*Cennetin.                                                                                                                

**Kesintisiz, sürekli kalan, yıkılmayan.                                                                                                          

39/73    Rabb'lerine karşı takva sahibi olanlar grup grup Cennet'e sevk edilirler. Oraya vardıklarında, onun kapıları açılır. Onun görevlileri, onlara: Selam sizlere, siz aklandınız! Sürekli kalmak üzere ona girin. derler.                                                                                                         

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

Ancak kutsal kitap ile takvalı olunur                                                                                                            

                                                                                                                                    

7/171    Ve kaldırdığımız zaman dağı üstlerine ki o* bir gölge gibiydi; ve zannettiler ki o* bir düşendi onlara; tutun/edinin verdiğimi** sizlere kuvvetle; ve zikredin78 onun** içindekini; belki sizler takvalı21 olursunuz.                                                                                                        

*Dağ.                                                                                                          

**Tevrât'ı.                                                                                                                

24/34    Ve ant olsun ki size gerçeği apaçık gösteren ayetler, sizden önce yaşamış olan kuşaklardan örnekler ve takva sahipleri için bir va'az indirdik.

92/4      Doğrusu çabanız/uğraşınız mutlak dağınıktır.

92/5      Öyle ki gelince kimseye (ki) verdi ve takvalı21 oldu.

92/6      Ve doğruladı güzelliği*.                                                                                                        

*Kur'an'ı.                                                                                                                   

92/7      Öyle ki kolaylaştıracağız* ona kolaylığı.                                                                                          

              

 

 

 

 

Takva ile ıslah olma                                                                                                             

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

8/1         Sual ederler sana enfâlden696; de ki "Enfâl696 Allah’a ve resûlünedir700; öyle ki takvalı21 olun Allah’a; ve ıslah360 edin aranızdaki hali/olanı; ve itaat76 edin Allah'a ve resûlüne700 eğer olduysanız müminler27."

 

 

Allah takva sahipleri ile beraberdir                                                                                                               

                                                                                                                                    

9/36      Doğrusu adeti/sayısı ayların Allah'ın indinde/katında on iki* aydır; Allah'ın kitabında**; günde (ki) yarattı gökleri162***ve yeri; ondan dördü bir haramdır34; işte budur ayakta/dikelmiş/dik din****; öyle ki zulmetmeyin onlarda***** nefislerinize201; ve katledin35 müşrikleri36 bir topluca zapt etme (-yle) nasıl katlederlerse36 sizleri bir topluca zapt etme (-yle); ve bilin ki Allah muttakilerle17 beraberdir.                                                                                                               

*Kur'an'da ay "month" kelimesi tekil olarak 12 kez geçer.                                                       

**Yazgısında.                                                                                                           

***Güneş sistemi.                                                                                                                 

****İslâm. Sadece kutsal kitaplar.                                                                                                                 

*****Haram aylarda.                                                                                                           

16/128  Doğrusu Allah beraberdir kimselerle (ki) takvalı21 oldular; ve kimselerle (ki) onlar muhsinlerdir294.                                                                                                                    

19/85    Gündür (ki) haşrederiz556 muttakileri17 Rahmân’a17 karşı bir ziyaretçi (olarak).

38/28    İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir tutar mıyız?

41/18    Biz, iman eden ve takvalı davranan kimseleri kurtardık. 

44/51    Doğrusu muttakiler17 emin* bir makamdadır**.                                                                        

*Güvenilir                                                                                                                  

**Durdukları yer.                                                                                                                  

45/19    Onlar, Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi senden savamazlar. Zalimler, birbirlerinin velileridirler, Allah ise takva sahiplerinin velisidir.

45/21    Yoksa Bizim, kötülük yapan kimselerle, İman edip, salihatı yapan kimseleri, hayatlarında ve ölümlerinde bir tutacağımızı mı sanıyorlar. Ne kötü yargıda bulunuyorlar!

65/3      Ve şunlar ki kadınlarınızdan (ki) umudunu kestiler hayız656 olmaktan; eğer şüphelendiyseniz öyle ki iddetleri655 onların üç aydır; ve şunlar (da) (şu kadınlar da) ki asla hayız656 olmazlar; ve hamileler olanların eceli ki bırakmalarıdır kendi yüklerini; ve kim takvalı oldu Allah’a yapar ona emrinde/işinde bir kolaylık.

65/5      İşte bu; emridir Allah'ın; indirdi onu üzerinize; ve kim takvalı21 olur Allah’a; kâfirlik498 eder (Allah) ondan kötülükleri onun; ve azîmleştirir* ona ecri/karşılığı.                                                        

*Büyütür, azametli kılar.                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

Allah'a takvalı olun, takva yalnız Yüce Allah'a dır                                                                      

 

 

9/119    Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; ve olun sâdıklarla182 beraber.

16/52    Ve O'nadır* göklerdeki162 ve yerdeki; ve O’nadır* bir kesintisiz** din437; öyle ki Allah'tan başkasına*** mı takvalı21 olursunuz?                                                                                                        

*Allah'adır.                                                                                                               

**Rabbimizin dini olan İslâm hiç değişmemiştir. Süreklidir. Tüm nebiler ve resûller Yüce Allah'ın bu dinini sürekli olarak tebliğ etmişlerdir.                                                                                                                    

***Yüce Allah'ın emir ve yasaklarından sakınacaklarına O'nun astından sözde dinî kurallardan (hadisler) sakınırlar.                                                                                                              

22/1      Ey insanlar! Takvalı21 olun Rabbinize4; doğrusu sâatin470 zelzelesi* azametli** bir şeydir.

*Sarsıntısı.                                                                                                                

**Görkemli, ululu, büyük.                                                                                                                  

              

23/52    Bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.

23/86    De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın Rabb'i kimdir?"

23/87    "Allah'tır." diyecekler. De ki: "O halde takva sahibi olmayacak mısınız?" 

33/70    Ey iman47 etmiş kimseler; takvalı21 olun Allah’a; ve deyin/söyleyin sedîd732 bir söylem.

39/10    De ki: "Ey iman eden kullar! Rabb'inize karşı takvalı olun. Bu dünyada, iyi olanlar için iyilik vardır. Allah'ın arzı geniştir. Ancak sabredenlere ödülleri hesapsız ödenir.

39/16    Onların üstlerinde de altlarında da ateşten katmanlar vardır. İşte Allah'ın, kullarını uyarıp sakınmalarını istediği şey budur. Ey kullarım, Bana karşı takvalı olun!

60/11    Ve eğer geçip gittiyse bir şey eşlerinizden kâfir25 erkeklere doğru; öyle ki akabinde/ardında oldunuz (böyle bir durumun aynısına karşı); öyle ki verin mislini870 infak743 ettiklerinin kimselere* (ki) gitti/terk etti eşleri** onları*; ve takvalı21 olun Allah'a; ki sizler O’na*** müminlersiniz27.                                                                                                                  

*Kâfir erkeklere, kâfir erkekleri.                                                                                                       

**Kadınlar.                                                                                                               

***Allah'a                                                                                                                 

64/16    Gücünüz yettiğince Allah'a karşı takva sahibi olun. Dinleyin ve itaat edin. Kendi iyiliğiniz için infak edin. Kim benliğinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.                  

65/2      Öyle ki (kadınlar) ulaştıkları zaman ecellerine*; öyle ki tutun onları (kadınları) marufla291 ya da ayırın onları (kadınları) marufla291; ve şahid tutun adalet680 sahibi ikiyi (iki erkek) sizlerden; ve kıyamda/ayakta tutun şahitliği Allah için; işte sizleredir; vaaz653 edildi onunla kimseye (ki) oldu (o) iman47 eder Allah'a ve ahiret gününe; ve kim takvalı21 olur Allah’a; yapar (Allah) ona bir çıkış yeri.

*İddet sürelerine.                                                                                                                  

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

akibet takvalılarındır                                                                                                            

                                                                                                                                    

 

11/49    İşte şu (ki) gayb62 haberlerindendir; vahy603 ederiz onu* üzerine; olmuş değildin bilir onu* sen** ve ne de senin kavmin/toplumun öncesinde bunun; öyle ki sabret51; doğrusu akıbet892 takva21 sahiplerinedir.                                                                                                                   

*Gaybı.                                                                                                       

**Resûl Muhammed.                                                                                                            

                                                          

38/49    Bu bir öğüttür. Kuşkusuz takva sahipleri için iyi bir gelecek vardır.

38/50    Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.

39/20    Fakat Rabb'lerine takvalı olanlar için kat kat bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden dönmez. 

39/61    Allah, takva sahiplerini, hak ettikleri kurtuluşa erdirecektir. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.

77/41    Takva sahipleri gölgelerde ve pınar başlarındadırlar.

77/42    Ve canlarının çektiği meyveler.  

77/43    Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.

77/44    İyi olanları işte böyle ödüllendiririz.

77/45    O Gün, yalanlayanların vay haline!

77/46    Yiyin ve yararlanın biraz. Siz suçlularsınız.

78/31    Takva sahipleri için ödül vardır; 

78/32    Bağlar ve bahçeler,

78/33    Görkemli, dengi dengine,(eşler)

78/34    Ve dolu kaseler.

78/35    Orada yalan da boş söz de duymazlar.

78/36    Bunlar, Rabb'inden hesaba karşılık verilen ödüldür.                                                                   

              

 

kanıtlar eşliğinde takvalı olmayı akletmek                                                                                                                

              

10/6 Doğrusu halifeliği* gece ve gündüzün; ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı; mutlak ayetlerdir237 takvalı olur bir kavim/toplum için.                                                                                       

*Ardışık gelişi.                                                                                                         

10/31    De ki: "Kim rızıklandırır sizleri gökten180 ve yerden*; ya da kim malik** olur işitmelere ve bakışlara; ve kim çıkarır canlıyı ölüden ve çıkarır ölüyü canlıdan; ve kim tasarlar/organize eder emri351?"; öyle ki diyecekler: "Allah"; öyleyse takvalı21 olmaz mısınız?                     

*Yeryüzünden.                                                                                                         

**Sahip olur.                                                                                                            

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

gönderilenlerin/reüllerin uyarıları                                                                                                                 

                                                                                                                                    

                                                                                                                                    

26/106  Dediği zaman onlara kardeşleri Nûh: "Takvalı21 olmaz mısınız?"

26/124  Kardeşleri Hud onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.

26/125  "Sizin için güvenilir bir Resul'üm."

26/132  "Bildiğiniz şeylerle size yardım edene karşı takva sahibi olun."

26/142  Hani! Kardeşleri Salih onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.

26/161  Kardeşleri Lut onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.

26/177  Hani! Şu'ayb onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.                                                                                                       

                                                                                                                                    

 

TAKVALI OLUNMASI GEREKENLER                                                                                                                                 

                                                                                                                                    

ateşe takva                                                                                                                                                                                                                                                                 

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

2/24      Öyle ki eğer asla yapmazsınız; ve asla yapamazsınız; öyle ki takvalı21 olun ateşe ki yakıtı onun insanlar ve taşlardır; hazırlandı kâfirler25 için.

3/131    Ve takvalı21 olun ateşe; ki hazırlandı kâfirler için25.                                                                                                                                                                                                                                                   

                                           

                                                                                                                                                                                                                                                                                       

bir güne                                                                                                                                                                                                                                                                       

                                                                                                      

2/48      Ve takvalı21 olun bir güne242 (ki) cezalandırılmaz63 bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan* bir şefaat222; ve alınmaz ondan*bir telafi/tazmin; ve onlar yardım edilir değillerdir.                                                                                                                                                                  

*Nefisten.                                                                                                                                                             

2/281    Ve takvalı21 olun bir güne; döndürülürsünüz onda Allah'a; sonra tamamlanır her bir nefse201 kazandığı; ve onlara zulmedilmez.                                                                                                                                                                                                                                                                  

                                                                                                                                                                                

                                                                                                      

rahimlere                                                                                                                                                                                                                                                                     

4/1         Ey insanlar! Takvalı21 olun Rabbinize4 O ki yarattı sizleri bir tek nefisten201; ve yarattı ondan* eşini** onun*; ve yaydı ikisinden birçok erkekler ve kadınlar; ve takvalı21 olun Allah’a -O ki sorarsınız/istersiniz O’nunla (adıyla)- ve rahimlere479 (de takvalı olun); doğrusu Allah oldu üzerinize bir Rakîb484.                                                                                                                                                     

*Dişil zamirle geldiği için ilk yaratılan nefsin dişi olduğu anlaşılır.                                           

**Dişil olan ilk nefisten yaratılan eş de mutlak ki erildir.                                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                               

fitneye                                                                                                                                                                                                                                                            

8/25      Ve takvalı21 olun bir fitneye610 (ki) isabet etmez sizlerden zulmetmiş257 kimselere bir has* (olarak); ve bilin ki Allah Şedîd'tir536 akabinde.                                                                                

*Sadece onlara has değil sizlere de isabet eder. Anlarız ki zulmetmiş kimselere isabet ettirilen fitne müminleri de etkileyebilir. Müminler bu konuda takvalı olmalıdır. Sadece Kur'an'ın mesajına tabi olarak fitneyi güzel bir belaya çevirmeli ve kendisi için hayra dönüştürmelidir.                                                                                                                                                                                                                                                                   

              

 

ahide takva                                                                                                                                                                                                                                                                 

9/111    Doğrusu Allah satın aldı müminlerden27 nefislerini201 ve mallarını ki onlara (olan) cennetle; katledilip/katlederler720 Allah yolunda336; öyle ki katlederler35; ve katledilirler35; bir vaattir O’nun* üzerine; bir haktır/gerçektir Tevrât'ta ve İncîl'de ve Kur'ân'da; ve kimdir daha takvalı Allah'tan kendi ahdinde**; öyle ki müjdelenin satışınızla     o ki sattınız onunla***; ve işte bu; o***; büyük fevzdir768.                                                                                                                                                            

*Yüce Allah'ın                                                                                                                                        

**Antlaşmak, anlaşma.                                                                                                                      

***Satış.             


mizana takva                                                                                                                                                                                                                                                              

11/85    Ve ey kavmim/toplumum*! Takvalı21 olun ölçüye ve mizana650 eşitlikle; ve eksiltmeyin/azaltmayın insanların eşyalarını; ve küstahlaşmayın yerde fesatçılar265 (olarak)."   

*Resûl Şuayb kavmi Medyenlilere seslenmektedir.            





AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR



4Efendi, komuta eden.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.

8Bilen.

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür.

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

34Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon. Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.Hâmiye=Çılgın ateş

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

54Sermaye. Yararlanma.

63Karşılık, hak edilen.

68Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye dahil olmuş olan insanlar o partinin ahalisi olur.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.

94Büyük/azametli.

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur. Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar.

137Evrenimizin en küçük yapıtaşı 1.6x10-35 metre uzunluğunda, ipliksi, fitil benzeri titreşen bir sicimdir. İpliksi, fitil benzeri yapılardır.Kur'an’da yüce Allah evrendeki en küçük yapının sicim (kıvrılmış-fitil, ‘string’) olduğunu işaret etmektedir.

139Bereketli kılınmış, uğurlu edilmiş.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici/doğrulayıcı değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu da tasdik edici.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır.

182Doğrular, dürüstler.

184Ezvâcun; ahiret evreninde cinsiyetin mevcut olacağını şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz. Cennetlere girmiş olan kimselere verilen, o kimseye özel olan, sadece o kimseyle bağlantı kuran, o kimsenin cinsiyetine uygun olarak verilecek olan varlıklar. Bu varlıklar eşleri olan kimselere sevginin/şefkatin en üst seviyesinde bir bağlantıyla bağlı olacaklardır.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen.

192Yönlendirmek, iletmek, hidayet etmek. Yüce Allah'ın kılavuzu kutsal kitaplardır

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son derece kesin kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir kişi yargılama sonucunda suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye girer. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girerek, direkt olarak müdahale eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır. Cennetlere yerleştirir. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmedilir ve bu kişi cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine şefaati yazmıştır. Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi yoktur. Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir kişi aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur. Muhammed peygamber kendisine ancak Yüce Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de bilmelidir ki şefaat sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada başkalarını şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı yoktur. Artık kulağı olan işitsin; gözü olan görsün, kalbi olan akletsin.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.

242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz. Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Kur'an’da (يوم) (yevm) gün kelimesi 365 defa geçmektedir.

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek. İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır

259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış olur.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.

285Fazlalık, bolluk, çokluk; bunları bolca veren.

286Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

319Bağışlama, affetme.

322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.

326Kurtuluş, başarı.

327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre.

328Arapça bir deyimdir. Türkçedeki 'kulağı ters taraftan göstermek' benzeri bir anlamı vardır. Bir işin kolay yolu varken o işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak. Benzer bir deyim 17:13 ayetinde de geçer. Her insanın kuşunun boynuna tutturulması deyim olarak verilmiştir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

343Herkesin bildiği, gizli olmayan, herkesin öğrendiği.

3492:204-205 ayetinde işaret edilen kimseler müşrik Yahudilerdir. Acayip etkileyici sözler ederek Yüce Allah'ı kalplerindekine haşa yalancı tanık/şahit ederler. Kendi elleriyle yazdıkları uyduruk kitapların Tevrat'tan olduğunu yani Allah katından geldiğini iddia ederler. Bu kimseler yeryüzünde fesat/bozgun çıkaran kimselerdir. Ekini ve ekinin nesli olan tohumu bozarlar. Yüce Allah'ın muhteşem bir mucizesini de bu ayette görmüş oluyoruz. Günümüzde Yahudiler GDO'lu tohumlarla ekini ve onun neslini (tohumu) bozmaya çalışmaktadır. Bu kimseler gaddardır. Acımaları asla yoktur. Düşmanlıkta sınır tanımazlar.Not: Bir toplumu toptan kötü veya toptan iyi demek Kur'an'ın öğretilerine asla uymaz. Bazı Yahudilerin de Rableri katında üzülmeyecek ve cennetlere girecek olduklarını biliyoruz. Bu nedenle önemli olan insanları bireysel olarak değerlendirmektir. Yüce Allah'ın sünneti de budur. Her insan kendi yapıp ettikleri nedeniyle yargılanır.

351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

360İyileştirme, düzeltme.

396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek

397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması öncesine kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salatın içinde beyin her secde ettiğinde Yüce Allah'tan bağışlanma dilemek gerekir.

398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulmak.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.

470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

4794:1 ayetinde Yüce Allah kendisine takvalı olunmasını emretmiştir. Ayette ayrıca rahimlere de takvalı olunması gerektiği net bir şekilde bildirilmiştir. Rahim kelimesine 'akrabalar' gibi anlamlar verilmeye çalışılsa da kelimenin anlamı apaçık ortadadır. Türkçeye de geçmiş olan bu kelimenin anlamı direkt olarak kadınlarda bulunan üreme organı rahimdir. Rahimlere takvalı olmak kadınlara takvalı olmaktır. Kadınlar ve erkekler birbirlerinin giysileridir. Birbirlerini tamamlarlar. Yüce Allah tüm insanlara rahim sahipleri olan kadınların hoşnut olmayacağı işleri yapmamalarını emretmektedir.

484Gözetleyen.

490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına çıkmak.

497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak.

498Dilediği kulları için günahları, kötülükleri örtmesi, gizlemesi.

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.

556Toplamak, bir araya getirmek.

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye dahil olmuş olan insanlar o partinin ahalisi olur.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar. 6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir

642Cennete gitmeye hak kazanmış kimseler sadece vefat ettirilir. Öldürülmezler. Yüce Allah yolunda katledilen kimseler nasıl ki ölüler değillerdir gerçek müminler de asla ölüler değillerdir. Rableri katında rızıklandırılırlar. İşte bu rızıklandırmanın nerede olacağını Rabbimiz bizlere 6:127 ve 10:25 ayetlerinde bildirmiştir. Kendi indinde/katında bulunan 'selâm diyarı/yurdu' olarak isimlendirdiği yerde bu kimseleri rızıklandıracaktır. 10:26 ayetinden anlarız ki selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha fazlalıklı olan yerler vardır ve bunlar mutlak ki cennetlerdir. Din gününde kadar bu diyarda kalmayı ve sonrası da cennetlerine girmeyi Yüce Rabbimiz bizlere nasip etsin inşAllah

645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.

650Mizan tartı/terazi demektir. Sadece fiziksel tartıları değil beyinde gerçekleşen her türlü tartıyı da işaret eder. Beyinde kurulan tartıda/terazide her zaman eşitlik gözetilmelidir. Ölçü de eşitlikle yapılmalıdır. Yine beyinde yapılan her türlü ölçme, değerini belirleme işlemi eşitlikle yapılmalıdır

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

655Yüce Rabbimiz kadınların iddet süresini yani yeni bir evlilik yapmadan önce beklemeleri gereken sayılı günleri belirlemiştir. Hayız/âdet/mens görmekten umudunu kesmiş kadınlarda şüphelenme olursa 3 ay.Asla âdet görmeyen kadınlarda 3 ay.Hamile olan kadınlarda doğuma kadar. Doğumla birlikte iddet süresi biter.Eşi vefat etmiş kadınlarda yukarıdakilerin dışındaysa 4 ay ve 10 gün.

656Âdet, mens, periyot. Kadınların 21-35 günde bir düzenli olarak yaşadıkları 2-7 gün süren, yaklaşık 30-80 cc miktarında olan vajinal kanamaları. Rahim iç zarının kanla birlikte dökülmesi. Yüce Rabbimiz âdet görmenin kadınlar için bir eziyet olduğunu bildirmiştir. Gerçekten de bu dönemde kadınlar fiziksel ve ruhsal olarak zorluklar yaşarlar.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

697Ganimetler kelimesinden farklı bir anlamı vardır. Ganimetlerin dağıtımında öncelikli olma/kayrılma/imtiyaz sahibi olmak demektir. Elde edilen ganimetler öncelikli olarak Yüce Allah ve resûlüne yani Kur'an'a verilecektir. Kur'an enfâl için ne diyorsa o yapılacaktır. Bu oran 1/5 olarak Rabbimiz tarafından bildirilmiştir. Kalan ganimetler (4/5) hak edenler arasında paylaşılacaktır.Yüce Allah'ın işaret ettiği oran maddi kazancın zekâtı olan vergiye de yansıyabilir. Zekât kavramına lütfen bakınız.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

720Yüce Allah Kur'an'da her kelimeyi ve kavramı doğru yerde geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde de tam olarak böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya", "ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5 ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir

732Doğru, tam yerinde, nokta atışı, dosdoğru.

743Her türlü harcama. Evlilik sürecinde kadına yapılan harcama veya tersi.

757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.

768Başarı, zafer.

779Temizlenenler. Yüce Allah müşrikleri yani Yüce Allah'a şirk koşarak iman edenleri pislik/kir (rics) olarak tanımlamaktadır. Anlarız ki temizlenmek bu pislikleri uzaklaştırmaktır. Günümüzde pislikler hadislerdir. Hadislere iman bir insanı ancak müşrik yapar. Kur'an'dan saptırır. Pisliklerin temizlenmesi ancak Kur'an'la olur. Nasıl ki tüm vücudu zifte batmış bir kimseyi suyla değil de tinerle temizlemek gerekir; hadislere batmış bir kimseyi de ancak Kur'an temizleyebilir. Din olarak sadece Kur'an okuyan (anlayarak!) kimse kendisini temizlemiş olur

800Yalazlı ateş, uzaktan olsa bile yalazı etki gösteren ateş.

812Kalıcı, daimi konaklama. Cennetlerin bu kelimeyle cehennem evreninden farklı olarak işaret edilmesi Rabbimizin adn cennetlerini hiç bozmayacağını düşündürür.

820Ödül, mükafat.

834Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon. Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.Hâmiye=Çılgın ateş.

842Mutsuz, şanssız, sıkıntılı; kötü adam, suçlu, cani, haydut, serseri; iğrenç, yaramaz.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

907Köle olan. Sahibinin her dediğini yapan. Sahibini her an ve her yerde takip eden. Sahibinin sözünden asla çıkmayan.

955Suçu günahı başkasına yüklemek; kendisinden temizlemek. Yaptığı işlerin sonucunu kabul etmemek. Yağ gibi üste çıkmak.

957Kalıcı olmayan ziyaret, kısa süreli uğramak, ara sıra, zaman zaman, nadiren, seyrek olarak.

970Şu anda içinde bulunduğumuz evrenimize benzer evrenler. Şerefli Kur'an'a göre içinde bulunduğumuz evrenin kumaşı yırtılacak ve yırtıklar ışık hızında evrenin her yerine ulaşacaktır. Genişleyemeyen evren yerçekimiyle dev bir karadeliğe çökecektir. Daha sonra tekillik hali olan ilk yaratılışa iade edilecektir. Bu tekillik enerjisinden tekrar büyük patlamayla yeni evrenler yaratılacaktır. Bu evrenlerden bir tanesi ahiret evreni olacak ve Rabbimiz bizleri burada yargılayacaktır. Yargılaması iyi bir hesapla sonlananlar cennet evrenlerine yükseltileceklerdir. Rabbimiz cehennem kelimesini tekil olarak bildirmesine rağmen cennetin cennetler olarak çoğul şekilde bildirilmesi bizlere 3 veya daha fazla evrenin cennetler olarak düzenleneceğini işaret eder. Şerefli Kur'an'dan cennetlerin asla yok olmayacağının işaretlerini görürüz


                                

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder