|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
|
Allah’ın adıyla Rahman Rahim. |
|
|
MUSİBET / MUSİBETLER
Musibet insanların başına gelen bir sıkıntı, bir keder, bir
zorluk, bir hastalık, bir bela, sıkıntı verecek bir durum v.s. için kullanılan
bir kelimedir. Bu sıkıntı da genelde hiç beklenmedik zamanlarda gelebilir.
Şahsi kanaatim insan bir problem, sıkıntı veya zorlukla karşılaştığı zaman
önemli olan bu durum karşısında ne yapmalı, ona odaklanmalıdır.
Şöyle ki; o sıkıntı ile kendini harap edeceği mesaiyi, o
sıkıntıyı gidermek için ne yapabilir ona bakmalıdır. Ve önüne gelen seçenekler
yeterli olmayabilir, farklı şekilde düşünüp farklı şekilde yaklaşıp başka bir
açıdan bakmalı. Önemli olan problem değil, problemle ne yapılması gerektiğidir.
Örneğin bir su dolu küvet gösterseler. Bir fincan, bir
marşaba ve bir kova verip küveti nasıl boşaltacağını sorduklarında cevap
tıpasını çekerim olmalı.
Kur'an'da bahsedilen musibet konusu için konuşacak olursak
bu bizim sınav vesilemiz olabileceğini ve azmamız için vesile olabileceğini
aklımızdan çıkarmamalı, başımıza gelenin hayır mı yoksa şer mi olduğunu yalnız
Yüce Allah'ın bildiğini, başımıza gelenlerin de kendi ellerimizle
yaptıklarımızın sonucu olup Yüce Allah'ın bunlardan bazılarına/bir çoğuna da
engel olduğu bilincini taşımamız gerektiğini Kur'an bütünlüğünden anlarız.
Ayrıca bilmediklerimizi bize öğreten Yüce Rabb'imizin her zorluktan sonra bir
kolaylık ve/veya her zorlukla beraber bir kolaylık verebileceğini de aklımızdan
çıkarmayalım.
Konuyu Rabb'imin ayetleri ışığında incelemeye, akletmeye,
öğrenmeye çalışalım, Rabb'imin izni ile.
2/155 Ve mutlak belalandırırız256 sizleri bir
şeyle; korkudan; ve açlıktan; ve noksanlık/eksilme mallardan ve nefislerden201;
ve ürünlerden; ve müjdele sabredenleri51
2/156 Kimseler (ki) isabet ettiği zaman onlara
bir musibet311 derler: “Doğrusu biz Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na
dönenleriz.”
2/157 İşte bunlar; onlaradır
salâtlar22 Rablerinden4; ve bir rahmet271; ve işte bunlar; onlardır doğru
yola kılavuzlular.
İnanların mutlaka çeşitli belalarla/musibetlerle sınava
tabi tutulduklarını anlarız. Bunlar bir şeyle korkutarak, açlıkla, maldan
eksiltme ile,kendi benlikleri ile veya ürünlerle olabileceğini 2/155 ayetinden
net bir şekilde anlarız. Ve aynı ayetten anlarız ki bunlara sabretmemiz
gerekir. Sabır dengeyi korumak, aşırılığa kaçmamaktır. Hayrında şerrinde Allah
katından olduğu bilinci ile
sabredip, nankörlük ve isyan etmeyenlerin müjdelendiklerini öğretir Yüce
Rabb'imiz.
2/156 ayetinde de bu sabır gösterme de her şeyin Allah katından olduğu bilinci ile eğer bir çare bulamazsak veya dayanamayacak duruma gelirsek her şeyimizin Allah için olduğunu ve Allah'a döneceğimizin bilincinde olup bunu dile getirmemizi emreder Yüce Yaratıcı. Bu ayette bize öğütleneni başımıza bir musibet geldiğinde hatırlayıp, Yüce Allah'ın dediği şekilde hareket edilmesi yararımıza olacaktır.
2/157 de de bu sınavı başarırsak eğer, Rabb'imiz bize rahmet ve doğru yola klavuzlama sözü verir. Aksini düşünürsek de nankörlük edip, isyan eden her şeyin Allah'tan olduğu ve Allah'a döneceği bilincinde olmayanların ise rahmete kavuşamayacağını ve doğru yola klavuzlanmayacaklarını anlarız.
MUSIBETLER ALLAH'IN BİLGİSİ VE İZNİ İLEDİR
*
2/216 Yazıldı üzerinize katletme35; ve o (katletme)
sevimsizdir sizlere; sevimsiz bulduğunuz bir şey belki de o bir hayırdır/iyidir
sizlere; ve sevdiğiniz bir şey belki de o bir şerdir/kötüdür sizlere; ve Allah
bilir; ve sizler bilmezsiniz.
Katletme üzerinden (savaş zamanı) verilen örnek olmasına
rağmen bu örneği her türlü başımıza gelen şeyler üzerinde düşünebiliriz. Şöyle
ki ; başımıza her ne gelirse o şeyden hoşlanmasak da belki o şeyde hayır
olabilir, veya o başımıza gelen şeyden hoşlansak da belki o şey bizim için şer
olabilir. Bunun sonucunu yani hayır mı şer mi olduğunu siz bilmezsiniz ben
bilirim diyor Yüce Rabb'imiz.
Burada iki konu üzerinde konuşalım.
Başımıza her ne geldiyse hayır mı yoksa şer mi ancak Yüce
Allah bilir. Onun için sevinsekte üzülsekte aşırıya kaçmamalıyız. Dünyada hayır
sandığımız şer veya şer sandığımız hayır olabileceği gibi dünyada hayır
sandığımız ahiette şer gene dünyada şer sandığımız ahirette hayır olarak
yansıyabilir bilemeyiz. Bunun bilincinde olmak lazım .
İkincisi her şeyde hayır vardır diye kullanılan cümlenin de
yanlışlığını hatta yanlış ötesi Yüce Allah'ın ayetini yalanlamak ve şirk koşmak
olduğunu anlarız. Yüce Allah'a inat, Yüce Allah siz bilmezsiniz ben bilirim
demesine karşılık her şeyde hayır vardır demek bizzat Yüce Allah'a iftira
atmak, Yüce Allah adına yalan uydurmaktır.
*
3/165 Ya da ne zaman isabet etti sizlere bir
musibet311 (ki) muhakkak isabet ettirdiniz onlara iki mislini onun
(musibetin); dediniz: "Neredendir bu (musibet)?"; de ki o (musibet)
nefisleriniz201 indindendir/yanındandır; doğrusu Allah her bir şey üzerine
Kadîr’dir177.
3/166 Ve iki toplanmışın* karşılaştığı gün
isabet eden** sizlere; öyle ki izniyledir Allah'ın; ve bilindik kılması
içindir (Allah'ın) müminleri.
*Bir araya gelmiş iki grup, ordu.
**Musibet.
3/167 Ve bilindik kılması içindir kimseleri (ki)
münafıklık26 ettiler; ve denildi onlara: "Gelin;
katledin35 Allah yolunda331 ya da defedin/savın*"; dediler:
"Eğer bilseydik bir katletmeyi35; mutlak tabi olurduk sizlere"; onlar
o gün küfre422 daha yakındılar; onlarda (olan) imandan47; kalplerinde
olmayanı ağızlarıyla diyorlardı; ve Allah daha iyi bilendir gizlediklerini.
*Savunmada görev alın.
Sapkınlık içinde olan halka bir resul gönderdi Rahman'ımız.Bu resul onlara Kur'an'ı deklere ediyor ve Kur'an'daki hikmeti anlatıyordu. Kur'an ve hikmet aynı şeydir. Kur’an hikmet içeren bir kitaptır. Yüce Allah'ın ayetlerini okuyan bu resul (nebi Muhammed) bu Yüce Allah'ın kelamı ile onları arındırıyordu .
Bu olayların böyle olmasına hüküm veren Yüce Allah müminlere iyilik etmiş olduğunu belirtir (önceki ayetlere bakınız). Bundan önce ise onların sapkınlık içinde olduğunu bizlere öğretir Rabb'imiz. İnanlara bir musibet isabet ettiğinde nerden çıktı bu sıkıntı/bela diye söylediklerini ve bu musibetin kendi yaptıklarının sonucundan olduğunu anlamadıklarını ayetten anlıyoruz.
Aynı zamanda da bu kişilerin bu isabet eden musibetin iki katını birilerine
(muhtemelen de kendi düşmanlarına) isabet ettirdiklerini de anlarız. Yüce Allah
da der ki bu başınıza gelen musibet benim iznimledir, çünkü müminlerin açık bir
delil ve kanıtla bilinmesi içindir. Ve münafıklarında açık bir delil ve kanıt
ile bilinmesi içindir. Bu ayette bu kişiler savaşa katılmamak için yalan
söyledikleri için münafık olmuşlardır. Bu kişiler normalde inandık diyen
kişiler olmalarına rağmen bu söylemleri ile yani kalplerinde olmayanı söylediklerinden dolayı teslimiyetten çok küfre daha yakın olduğunu bildirir Yüce Allah.
*
3/140 Eğer dokunsa sizlere bir yara; öyle ki
muhakkak dokundu (o) kavme/topluma (da) onun misli bir yara; ve işte şu;
günlerdir (ki) döndürürüz* onu** periyodik olarak insanlar arasında;
ve bilindik kılması içindir Allah'ın iman47 etmiş kimseleri; ve edinmesi
(içindir) sizlerden şahitler/tanıklar***; ve Allah sevmez zalimleri257.
*Sınav gereği toplumlar dalgalanma yaşar. Bazı günler
sıkıntı çeker, bazı günler refah içinde olur.
**Sıkıntılı günü.
***Kendinizin tanık/şahit olması için.
3/141 Ve damıtması/berraklaştırması* içindir
Allah'ın iman47 etmiş kimseleri; ve silip gidermesi** (içindir)
kâfirleri25.
*Fitne/test/deneme/sınav aracılığıyla iman etmiş kimseleri
daha da saflaştırmak, damıtmak. Öz haline getirmek.
**Kâfirler bu testi/sınavı/fitneyi geçemez. Başarısız olur.
Silinir ve yok olup gider.
3/142 Ya da sandınız (mı) ki girersiniz cennete*; ve
bilindik etmeden Allah sizlerden cihat356 etmiş kimseleri; ve bilindik etmeden
sabredenleri51.
*Cennete girmek mücadele gerektirir; eylem gerektirir.
Zorluklara karşı metanetle direnme gerektirir.
Eğer bir topluma yada kişiye bir sıkıntı isabet ederse o
kişi veya toplum bilsin ki o sıkıntının misli zamanında başka topluma yada
kişiye de isabet etmiştir. Bu sıkıntılar periyodik olarak insanların arasında
döner. Bu Allah'tandır. Nedeni ise Allah'a iman edenlerin belli olması ve bu
kimselerin arasından tanık çıkması içindir. Bu tanıklık zalimlere karşı yapılacak
bir tanıklık olduğunu anlıyorum ayetten. Bu bir sınavdır. Bu sınav ile aynı
zamanda iman edenleri Rabb'imiz arındırır ve kafirleri siler. Yani kafirler bu
sınavdan geçemez. Ancak temiz bir kalp ile tek Allah'a gerçek ve samimi bir
imanlı olan Rabb'inin izni ile bu sınavdan muaffak olacaktır. Bu sınavın konusu
da cennete girecek olanların kesin bilinmesi yani bu kimselerin mücadele ettikleri
ve cenneti hak etmek için uğraştıkları belli olsun, Allah yolunda cihat
ettikleri bilinsin ve sabırları test edilsin.
Cihat Kur'an ile mücadeledir. Sabırda dengeyi korumaktır.
*
4/19 Ey
iman47 etmiş kimseler! Helal olmaz sizlere ki varis olursunuz kadınlara
bir zorlama (-yla)*; zorlaştırmanız/sorun yaratmanız (da) onlara (helal olmaz);
alıp gitmek için bir kısmıyla kendilerine verdiğinizi**; dışındadır ki işlerler
apaçık fahişelik; ve iç içe geçmiş/müşterek şekilde geçinin onlarla marufla291;
öyle ki eğer hoşlanmadınızsa onlardan*** öyle ki belki de ki
hoşlanmadığınız bir şeyi; ve yapmıştır Allah onda çokça bir hayır.
*Kadınların mallarına zorla varis olunamaz. Haramdır.
Erkekler gibi kadınlar da ölmeden önce diledikleri şekilde vasiyet bırakma
hakkına sahiptir. Vasiyet bırakmadan vefat gerçekleşirse 4:11, 4:12 ve 4:118
ayetleri devreye girer. Şüphesiz ki erkeklerde de durum aynıdır.
**2:229 ayetinden anlarız ki kadın boşanmak istemişse
evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu
fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır. Boşanmak isteyen
kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur. İşte kadınların
evlilik hakkı olarak verilen sadakaların/mehirlerin bir kısmını geri almak için
geçimsizlik yaratarak kadınları kendi istekleriyle boşanmaya zorlamak helal
değildir.
***Fahişelik haricindeki hoşa gitmeyen
durumlarda bile geçinmek için her türlü özveri gösterilmelidir. Yüce Allah
hoşa gitmeyen şeylere de çokça bir hayır, iyilik koymuş olduğunu
bildirmektedir.
Ayeti evlilik konusunda inceleyeceğiz. Konu başlığı ile
ilgili kısmı ele alalım. İşaretli kısmı okuyalım. Net anlarız ki
hoşlanmadığımız bir şey bile olsa belki bizim için Yüce Allah o şeyde hayır
kılmıştır. Belki dünyada belki ahirette belki de her ikisinde.
*
4/62 Öyle
ki nasıldır; isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 kendi ellerinin
kazandığı kademeyle/kıdemle; sonra geldiler sana (ki) yemin ederler Allah'a;
"ki istedik ancak bir ihsan/iyilik ve bir uzlaşı."
İsabet eden bir müsibetin, insanın kendi elleriyle
yaptıklarının sonucu olduğunu anlarız. Ve Yüce Allah bunların bir çoğuna da
engel olur. 42/30 ayetine bakınız.
*
4/78 Nerede
olursanız ulaşıp yakalar sizleri ölüm; ve eğer olmuş olsanız da heybetli
yüksek burçlarda; ve eğer isabet etse onlara bir iyilik derler: Bu
indinden/katındandır Allah'ın; ve eğer isabet etse onlara bir kötülük derler:
"Bu indinden/yanındandır senin"; de ki hepsi indinden/katındandır
Allah'ın; öyle ki nedir bunlara (olan), (bu) kavme/topluma; yanaşmazlar onlar
anlamaya bir hadis/söz.
4/79 İsabet
eden sana bir iyilikten öyle ki Allah'tandır516; ve isabet eden sana kötülükten
öyle ki kendi516 nefsindendir201; ve gönderdik seni insanlara bir resûl
(olarak); ve kâfi geldi/yetti Allah bir Şehîd499 (olarak).
4:78 ayetiyle 4:79 ayeti arasında çok önemli bir fark
vardır. 4:78 ayetinde Yüce Allah'ın indi/katı işaret edilirken 4:79 ayetinde
bizzat Yüce Allah'ın kendisi yani nefsi işaret edilmiştir. Anlarız
ki hiçbir kötülük Yüce Allah'ın bizzat kendisinden gelmez. İyilikler Yüce
Allah'tan gelir. Ancak insanın kendi nefsinden çıkan kötülükler Yüce Allah'ın indinde/katında
olan bazı kurallar gereği ortaya çıkar. Yüce Allah'ın indinde bulunan bu
kötülük mekanizması harekete geçiren insanın kendi nefsidir. Yüce Allah
asla değildir.
*
6/17 Ve
eğer temas ettirirse sana Allah bir zararı; öyle ki yoktur
açan/keşfeden* onu O’nun dışında; ve eğer temas ettirirse sana bir hayrı;
öyle ki O her bir şey üzerine bir Kadîr’dir177.
*Zararı uzaklaştıracak yolları keşfetmek.
Yüce Allah'tan gelen bir şeye kimsenin asla engel
olamayacağını, değiştiremeyeceğini yani asla hiçbir şekilde müdahale
edemeyeceğini öğretir Yüce Yaratıcımız. Yüce Allah neyi nasıl dilerse o, o
şekilde vücut bulacaktır. En iyi hükmü o verir. Her şeyi ölçeklendiren,
derecelendiren ve değer belirleyendir.
*
6/41 Evet!
O’nu (Allah'ı) çağırırsınız; öyle ki keşfeder/kaldırır* çağırdığınız
üzerine** eğer dilediyse; ve unutursunuz ortak koştuklarınızı.
*Keşfetmek. Kaldırıp görünür yapmak. Zorlukları kolaylığa çeviren
yolları ortaya çıkarmak.
**Çağırdığınız şey üzerine.
6/42 Ve
ant olsun gönderdik ümmetlere305 senden önce; öyle ki tuttuk onları
ızdırapla/sıkıntıyla/zorlukla ve darlıkla; belki onlar alçak gönüllü olurlar.
6/43 Öyle
ki neden olmadı; geldiği zaman onlara ızdırabımız/sıkıntımız/zorluğumuz alçak
gönüllü olsalardı; velakin/fakat katılaştı kalpleri175; ve süsledi onlara
şeytân29 yapar olduklarını.
6/44 Ne
zaman ki unuttular kendisiyle zikredildiklerini/hatırlatıldıklarını; öyle ki
açtık üzerlerine her bir şeyin kapılarını*; ta ki ferahladıkları zaman
verildikleriyle tuttuk onları ansızın; öyle ki (o) zaman onlar
umutsuzlardı/biçarelerdi.
*Her yönden bereket/rahmet kapılarının açılması.
6/41 den anlaşılacağı gibi bir kul Yüce Allah'ı çağırır.
Bir derdi vardır. Bir musibet veya sıkıntı isabet etmiştir ki Yüce Allah'tan
bir ilahi yardım ister. Bu şeyin giderilmesi için Yüce Allah'a bir çağrı yapar.
Ve Yüce Allah derki eğer dilersem o çağırdığınız şeyi üzerinizden kaldırırım hatta
ortak koştuklarınızı da unuttururum.
6/42 de Topluluklara Yüce Allah daha önce de nebi veya
resul gönderdiğini bildirir. Kendilerine zulmettiklerinden dolayı ıstırapta
olan bu halkı ıstırapta bırakmış onları bu durumdan kurtarmamıştır. Belki
alçakgönüllü olurlar, hak yoluna girerler diye böyle bir durumu omlara uygun
görmüş. Aslında bir şans vermiş.
6/43 de Şeytan onların yaptıklarını, onlara güzel
gösterdikleri için bu şansı değerlendiremediklerini öğretir Rabb'imiz aynı zamanda
bizlere de öğüttür. O duruma sizde düşmeyin mesajını verir. Bu kimseler gibi
kalbiniz katılaşmasın der.
6/44 de ise artık tamamen doğru yola dönemeyecek duruma
geldiklerin de de onları nimetlendirdi, biraz daha dünya hevalarında
yararlandılar ve görecekleri azap çoğalmış oldu. Bu dünyada feraha çıkmanın
ansızın biteceğini ve ansızın neyin ne olduğunu ve kurtulmanın imkansız
olduğunu anlayıp umutsuzluk içinde kalacakları mesajını verir.
*
6/63 De
ki: "Kim kurtarır sizleri karanlıklarından karanın ve denizin*;
çağırırsınız O’nu alçak gönüllü (olarak) ve gizli (olarak); "Mutlak ki
eğer kurtarırsa (Allah) bizleri bundan; mutlak oluruz şükredenlerden43."
(diye).
*Bahr. Bol su. Tuzlu ve tatlı bol suları içerir.
6/64 De
ki: "Allah kurtarır sizleri ondan; ve her bir endişeden/dertten/kaygıdan;
sonra sizler şirk71 koşarsınız."
Görüldüğü gibi tek Allah çağırılarak dua edilirse, Rabb'im
dilerse başa gelen her hangi bir şeyden insanı kurtarabileceğini söylüyor. Başa
gelecek belalardan kurtarabileceği gibi herhangi bir endişe, dert veya kaygı
durumunu da giderebilir. Bu ayetin asıl mesajı daha doğrusu öne çıkan öğretisi
başımız sıkışınca önceden Allah'a şirk koşmuş olsak da can havliyle tek Allah
yardıma çağırılır. Bilinçaltımızda aslında tek ilah Allah'tır bunun
bilinceyizdir. Fakat sapkınlığımızdan dolayı Allah'ın ilahi yardımı sonrası
refaha kavuşunca tekrar şirk koşmaya devam eden zalimleriz (inananların çoğu).
*
7/188 De ki: "Allah dilemedikçe, kendime bir
yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil.
Eğer gaybı bilseydim, elbette daha çok yararıma olan şeyi yapardım ve bana bir
kötülük de dokunmazdı. Ben, iman eden bir halk için sadece bir uyarıcı ve haber
verenim."
Bu ayette çok önemli iki mesaj vardır;
Birincisi bize yarar olan bir şeyin bize ulaşıp yarar
sağlaması için bunu Yüce Allah'ın dilemesi gerekir ve gelecek bir zararı da
yine Yüce Allah dilemedikçe başımızdan savamayız, bu sıkıntıyla baş edemeyiz.
Ayrıca gaybı bilemeyeceğimizin de mesajını verir ayet.
İkincisi Muhammet şefaat edecek diyen müşriklere gelir.
Şefaat edecek dediğiniz Nebi Muhammet Yüce Allah dilemeden ne zararı
uzaklaştırabiliyor nede kendine yarar sağlayabiliyor. Yüce Allah dilemeden
bunları yapamazken Kur'an'ın neresinde Yüce Allah Nebi Muhammet size şefaat
edecek diyor. Hangi ayette yazıyor.
Aksine bir çok ayette şefaatin olmayacağını Rabb'im açık ve
net bir şekilde belirtiyor. Soruyorum bu uyduruk inanca sahip olanlara ; Neden
Allah ile nebilerin/resullerin arasını ayırmaya çalışıyorsunuz, neden Muhammet
adına yalan uyduruyorsunuz, neden Allah adına yalan uyduruyorsunuz, neden
Muhammete ve bizzat Allah'a iftira atıyorsunuz, neden Rabb'imin bazı ayetlerine
inanırken bazılarını inkar ediyorsunuz. Yüce Allah sizinle bizim aramızdaki
hükmü zamanı gelince verecek. Şirk koşmaktan ve sizin gibi şirk koşanlardan
Yüce Allah'a sığınırım.
*
9/55 Öyleyse,
onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Doğrusu, Allah, bunlarla,
onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kafir olarak çıkmasını
istiyor.
Demek ki dünyada bize iyi görünen şeyler bazen aslında bizi
hüsrana uğratacak şeyler olabilir. Dünyada kafirlik edenlerin canlarının kafir
olarak çıkmasını ve süresiz azap görmelerini takdir eden Yüce Allah, normalde
dünya hayatında iyi görünen malk, mülk, para, evlat gibi dünya hevalarını
aslında birine bir musibet olarak takdir
etmiş olabiliyor.
9/85 ayetinde nerdeyse aynı bu cümle ile aynı şeyi söyler
Rabb'imiz. Ayrıca başka bir çok ayette daha mal ve çocuğun bu kafirlere
ahirette yarar sağlamayacağını da açıkça belirtir. Ayrıca inanlara da mal ve
çocuk ile Allah katında mertebe olarak yaklaşılacak bir vesile olmadığını da
öğretir ayetlerinde.
*
10/107 Eğer Allah, sana bir sıkıntı verirse onu
Kendisinden başka giderebilecek yoktur. Eğer senin için bir hayır dilerse,
O'nun fazlını geri çevirebilecek yoktur. O, onu kullarından hak edene nasip
eder. O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Yüce Allah'ın verdiği bir sıkıntının giderilmesi için gene
Yüce Allah'ın kendisinden başkasının buna gücü yetmeyeceğini hatırlatan
ayetimizdir. Aynı şekilde iyi bir şey dilerse de gene bu hayrı kimsenin engelleyemeyeciğini
bizlere hatırlatır.
Önceki ayetlerde bunu öğrenmiştik yalnız bu ayetten yeni
öğrendiğimiz şey ise Yüce Allah'ın bir kimse için hayır dilemesi için o kulun
bunu hak etmiş olması gerekmektedir. Hak etmeyene kesin bir hayır vermez
diyemesem de bu ayet özelinde hayır ulaşacak kişinin bunu hak etmesi gerektiği mesajını alıyorum Yüce
Rabb'imin bu ayetinden. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
11/8 Eğer,
bir ümmet için azabı onlardan belli bir süreye kadar erteleyecek olursak,
"Bunu engelleyen şey nedir ki?" derler. Bilesiniz ki, onlara azap
geldiği gün, artık geri çevrilmez. Alaya aldıkları azap onları kuşatır.
11/9 Eğer
insana, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu geri alsak, ümitsizliğe
kapılır ve küfreder.
11/10 Eğer, kendisine dokunan bir zarardan sonra,
ona bir nimet tattırsak, "Kötülüklerden kurtuldum." diye böbürlenir
ve şımarmaya başlar.
11/11 Ancak sabredenler ve salihatı yapanlar hariç.
İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Azabın, sıkıntının, derdin, musibetin v.s. Kişisel olduğu gibi toplumsal olabileceğini anlarız bu ayetten.
Yaratıcı yarattığı insanı, insanın kendisinden çok ama çok daha iyi tanıdığı ve bildiği için bizi bize anlatır, bizi bize öğretir.
Ayetleri
yalanlayanlar genelde resullere sen Allah'ın resulüsün biz sana inanmıyoruz
eğer doğru söylüyorsan bize azabı getir tarzında bir duruma maruz kaldıklarını
Kur'an'dan biliyoruz. İşte 11/8 de Yüce Rabb'imiz bunu anlatır. Onlar
istedikleri için onlara azap hemen gelmez. Belki daha inanacak olan vardır,
Rabb'imin belirlediği süre vardır şu veya bu sebeple o azap onların istediği
zamanda gelmez. Neden azap gelmedi diyenlere cevaben de Rabb'imiz, bu azap
gelince sizi kuşatacak, geri de çeviremeyeceksiniz diye uyarır ve bence şans da
vermiş olabilir, bir süre daha verilmiş olabilir, belki dönerler diye.
Sonra bizi bize öğretmeye devam eder Yüce Rabb'imiz. Yüce Allah
insana rahmet nasip edip sonra geri alırsa o insan ümitsizliğe kapılır, nankörlük
eder, isyan eder ve küfreder der. Zarardan sonra bir rahmet, bir nimet versek
de bunu kendi başına kazandığını, kendi başarısı olduğunu zanneder. Aslında Yüce
Allah'ın takdiri ve dilemesi olduğu bilincini unutarak böbürlenir, şımarır der
Yüce Rahman'ımız.
Fakat böyle yapmayın, sabredin ve salihat yapın. İşte o
zaman bağışlanır ve büyük bir ödüle kavuşursunuz diye bizlere öğütler.
*
11/81 "Ey Lut! Biz, Rabb'inin
elçileriyiz." dediler. "Onlar, sana dokunamazlar. Ailenle birlikte
gecenin bir bölümünde hemen yola çık. Hanımın hariç, hiç kimse arkada kalmasın.
Doğrusu onların başına gelecek olan musibet onun da başına gelecektir. Onlara
belirlenen vakit sabahtır. Sabah da yakın değil mi?"
Lut doğru yolu gösterdiği halde doğru yola asla gelmeyecek
olan Lut'un kavmi için Yüce Allah'ın yok olmaları yönünde karar vermiştir.
Aslında bu ayette musibet olarak geçmez. Onların başına gelen veya onlara
isabet eden şeklinde anlamlandırmak daha doğru olacaktır. Mealde çevirisini musibet
diye yapıldığından ve şundan dolayı aldım.
Lut bir elçi olmasına rağmen karısını kurtaramamıştır, aynı
İbrahim babasını veya Musa oğlunu veya Nuh eşini ve oğlunu kurtaramadığı gibi.
Ey akletmeyenler, Yüce Allah'ın şefaatin olmayacağı, Yüce
Allah'ın şefaat için kimseye izin vermeyeceği, şefaatin yalnız kendisinde
olduğunu söyleyen onlarca ayet varken nasıl olurda Muhammed'in şefaat edeceğine
inanarak Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlar, nebiye ve bizzat Yüce Allah'a
iftira atar, Yüce Allah adına yalan uydurursunuz. Peki bu yalanlamaları
yapanların şirk, koştuklarını, müşrik olduklarını ve yerlerinin süresiz
cehennem olduğunu Yüce Allah'ın açık seçik ifade ettiğini de mi anlamazsınız.
Ateşe karşı ne kadar dayanıklısınız.
*
13/31 Kur'an'la dağlar yürütülseydi veya onunla
yeryüzü yarılıp parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı yine de bir
şey değişmezdi. Hayır! Bütün işler Allah'a aittir. İman Edenler hala
anlamadılar mı ki Allah dileyecek olsa bütün insanları doğru yola iletir.
Yaltaklanmalarından dolayı Kafirler bela ile karşı karşıya kalıp duracaktır. Veya
evlerinin yanı başına inecek. Allah'ın vadi gelinceye kadar bu böyle sürüp
gidecektir. Kuşkusuz Allah sözünden dönmez.
Rahman toplumlara bir uyarıcı gönderdiği halde bu uyarıcıda
onlara Yüce Allah'ın kelamlarını ilettiği halde bu kimseler apaçık deliller ve
kanıtlara rağmen yinede Yüce Allah'a nankörlük ederler (bir önceki ayete bakınız)
Yüce Allah'da Kur'an'la dağları yürütsek veya Kur'an'la yeryüzünü yarıp
parçalara ayırsak veya ölüleri konuştursaydık bile yani hiç olmayacak şeyler
yapsaydık bile, su götürmez deliller veya kanıtlar sunsaydık bile gene bu
inanmayanlar inanmayacaktı diye bizlere öğretir. İman edenlere de derki anlayın
artık dileseydim tüm her kez bana iman ederdi, her kesi doğru yola
iletebilirdim. Ama nankörlüklerinden dolayı bu şekilde kalacaklar ve başlarına
belalar gelecek. Bu şekilde de Ben'im vadim gelene kadar kalacaklar diye
bizlere öğretir.
Yüne anlarız ki Yüce Allah bazı diğer nebi veya resullere
verdiği ayetlerden/mucizelerden Nebi Muhammed’e vermemiş, herhangi bir mucize
göstermesine izin vermemiştir.
*
21/35 Her nefs ölümü tadıcıdır. Sizi sınav olarak,
iyilik ve kötülükle sınarız. Ve siz, yalnız Bize döndürüleceksiniz.
Başımıza gelen bir musibetin sınav vesilesi olabileceği
gibi başımıza gelen iyi bir şeyinde sınav vesilesi olabileceğini öğretir Yüce
Allah'ımız. Bu ayetten iyilik ve kötülükle sınanacağımızı anlarız. Tüm
inanlarda bu tarz sınava tabi tutulabilirler kanaatindeyim. İnananda
inanmayanda. Kafirlerin sınavı belki dönerler diye olacağını inananların
ki ise bir samimiyet, sabır ve kararlılık sınavı olacaktır. Kafirlere doğru
yolu bulmaları için bir şans veren Yüce Allah inanları ise verdiği musibet veya
iyi şeylerle sınar. Kötü şeylerde nankörlük ediyor muyuz veya iyi şeylerle ise
kibirlenip, böbürleniyor muyuz. Hepsi Allah katındandır idrak edebiliyor
muyuzun sınavıdır.
*
21/88 Bunun üzerine çağrısına karşılık verdik ve onu
sıkıntıdan kurtardık. İşte inananları böyle kurtarırız.
Önceki ayetlere bakınız. Yunusun çağrısına/duasına karşılık
verdiğini söyler Rabb'imiz. Ve bizlere öğretir. Eğer inanıyorsanız, benden umut
kesmeyin. En olmadık zamanda en olmadık şekilde yardım ederim. İşte size bu bir
örnek diye mesaj verir.
*
27/47 "Sen
ve seninle beraber olanlar bize uğursuzluk getirdiniz." dediler. Salih:
"Sizin uğursuzluğunuz Allah'ın takdirindedir. Belki sınav olunmakta olan
bir toplumsunuz!" dedi.
28/47 Eğer
elleriyle sundukları nedeniyle onlara bir bela isabet ederse: "Rabb'imiz!
Keşke bize bir Resul gönderseydin böylece biz, Sen'in ayetlerine tabi olur ve
iman edenlerden olurduk." diyemesinler diye.
30/36 İnsanlara
bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla şımarırlar. Kendi yaptıklarından dolayı
başlarına bir kötülük gelirse, o zaman hemen umutsuzluğa kapılırlar.
21/47 de Salih'e inanmayanlar üzerlerine gelen musibetlerden/uğursuzluklardan
Salih'i sorumlu tutmuşlar. Salih de onlara hakkı açıklamış. Gaypdan haber veren
Yüce Allah'ın kelamından bizde öğrenelim. Bu başlarına gelen Yüce Allah'ın
takdiriymiş ve belki de sınav vesilesiymiş. Bizde toplumca veya kişisel olarak
başımıza gelen şeylerin Allah'ın takdiri olduğunu bilelim.
Başımıza belayı Allah gönderdi demek değil bu. Başımıza
gelenler kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonucudur. Ve Yüce Allah da
bunlardan bir çoğunun da bize ulaşmasına izin vermez.
Konuyla alakalı 42/30 ve 4/62 ayetlerine bakınız. Bu
başımıza gelenler Yüce Allah'ın izin verdikleridir. Eğer Allah bir musibet
takdir ettiyse de bunu hak etmişizdir. Belki de bu musibeti ve etkilerini Yüce
Allah’ın hudutlarına göre değerlendir, baş eder ve iyi mücadele edersek ve bunun
yansıması bizim için hayır olabilir.
*
30/41 İnsanların kendi yaptıklarından dolayı karada
ve denizde fesat ortaya çıktı. Belki akıllarını başlarına alırlar diye
yaptıklarının bir kısmı onlara tattırıldı.
Yüce Allah'ın ölçüde tartıda hakkaniyetli olun dediği
ayetlerden birinde;
55/7 Ve sema; onu yükseltti. Ve ölçüyü
koydu.
55/8 Ölçüyü çiğnemeyin.
diyerek doğadaki dengeyi bozmama konusunda bizleri
öğütlemişti. İşte bu ölçüyü kaçıranlar, doğanın dengesini bozacak şeyler
yapanların, yaptıkları sonucunda karada ve denizde olmaması gereken şekilde
denge bozulmuştur. Mesela aşırı avlanma nedeniyle kara veya denizdeki bir veya
birkaç canlının neslini tüketmiş ve o canlının doğadaki görevini yapacak başka
canlı olmadığından denge bozulmuş olabilir. Bunun yansımasını da, bunu
yapanların gördüklerini anlarız. Bu yansımanın olumsuz olduğunu ve akıllarını
başlarına getirecek derecede önemli ve ciddi olduğunu da anlarız. Sonrasında akıllanıp
yaptıklarından vazgeçtiler mi geçmediler mi Rabb'im bilgi vermez ama onların ne
yaptıkları değil bizim bu Yüce Allah'ın öğüdü ile ne yapmamız gerektiğini
anlamamız esastır ki Rabb’imin hudutlarında kalıp bizler de bu yanlışlara
düşmeyelim.
İnsan ilişkilerinde ve ticarette tartıyı, ölçüyü ayağa kaldırmamız
gerektiği gibi görüyoruz ki insan ile doğa ilişkisinde de bunu yapmalıyız.
Sonuçta tüm bunların kötü sonucu bize kötü olarak, iyi sonucu ise iyi olarak
hem dünyada hem ahritette ve/veya dünyada da ahirette de yansıyacaktır.
*
33/17 De ki: "Eğer Allah başınıza bir kötülük
getirmeyi dilese sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilese…"
Onlar, kendileri için Allah'tan başka bir veli de bir yardımcı da bulamazlar.
Yüce Allah ne dilerse o, o şekilde olur. Tek velimiz tek
yardımcımız (ilahi veli ve ilahi yardımcı) dünyada da ahirette de Yüce
Allah'tır. Bu ilahi velilik ve ilahi yardımcı demektir. Yoksa tek yardımcım
Allah deyip doktora gidip beni iyileştir tarzında veya boğulurken yardım isteme
tarzında veya evlatlarımıza veli olma tarzında bir velilik veya yardımcıdan bahsetmiyorum.
Bizleri yani insanları aşan veli ve yardımcı yani ilahi bir yardım ilahi bir
veli.
*
39/49 İnsanın başı derde girdiği zaman Bize yönelir.
Sonra ona tarafımızdan bir yardım bahşettiğimizde: "Bu bana
bilgimden/yeteneğimden dolayı verilmiştir." der. Hayır! O bir fitnedir. Ne
var ki onların çoğu bilmezler.
Bu ayetten çıkaracağımız dersler şunlardır.
1-İnsan sadece başı derde girdiğinde Allah'ı hatırlamamalı
veya dua etmemeli. Her an Yüce Allah'ı hatırlamalı her zaman her şey için Yüce
Allah'a çağrıda bulunmalıyız.
2-Hoşumuza giden bir şey başımıza geldiğinde kibirlenip,
böbürlenip kendimizi bir şey zannetmemeliyiz. Bunun Yüce Allah katından olduğu
bilincini kaybetmeden şükretmeli yani karşılığını vermeliyiz. Bu hoşa giden şey
bir derde çare nasip edilmesi olabileceği gibi dert olmadan da Yüce Allah her
hangi bir konuda ki yardımı olabilir.
*Tam tersini de düşünmek lazım. Başımıza kötü bir şey
geldiğinde de bunun kendi ellerimizin yaptığı sonucu olduğunu bilip, Yüce
Allah'ın bu kendi ellerimizle yaptığımız sonucu başımıza gelecek olanlarında
bir çoğuna engel olduğu bilincinde olup, her zorlukta veya her zorluktan sonra
Rabb'imizin kolaylık nasip edeceğini de unutmayıp, nankörlük etmemeli, isyan etmemeli, sabretmeliyiz (dengeyi
koruma)
3-Kimsenin bilmeyip de Kur'an okuyan azınlığın öğrendiği ve
okumayan yada inanmayan çoğunluğun bilmediğini bize öğreten Rabb'imiz bu
başımıza gelenin bir sınav olduğunu bizlere bildirir. Samimiyet, kararlılık
sınavıdır. İnanıyorsak inancımızın kanıtı, delili olması nedeniyledir.
*
42/30 Size isabet eden musibet kendi ellerinizle
yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.
Bize isabet eden musibetlerin kendi ellerimizle
yaptıklarımızın sonucu olduğunu daha önceki ayetlerde öğreten Rabb'imiz bu
ayetinde de aslında bu hak ettiğimiz musibetlerin bir çoğuna da engel olduğunu
bizlere öğretir. Bu ayeti lütfen 4/62 - 27/47 - 28/47 ve 30/36 ile birlikte
okuyalım.
*
57/22 Ne yeryüzünde ne de kendinizde meydana gelen
bir musibet yoktur ki Biz onu gerçekleştirmeden önce bir Kitap'ta yazılmamış
olsun. Kuşkusuz bu Allah'a kolaydır.
Her şeyde olduğu gibi insanın başına gelecek bir musibette
Yüce Allah'ın izni ve bilgisi dahilinde olacağını açıklar bu ayet bize. Hatta
bu gerçekleşmeden önce de bir kitapta yazılı olduğu bilgisini verir Yüce Allah
bizlere. Ve bunun da kendisi için kolay bir şey olduğunu söyler.
Bu ayet yanlış anlaşılan veya yanlış bilinen kader
kavramının yanlış hali için delil gösterilir. Zaten her şeyi Allah yazmıştır ne
yazdıysa o olur denir. Oysaki Kur'an'dan anladığımız ve yani Yüce Allah'ın
bizlere öğrettiği böyle değildir. İnsana özgür irade verdiğini ve seçimlerini
insanın kendisi yaptığını anlarız. Zaten ne seçeceğimiz yazılmışsa iradenin ne
anlamı kalır. Yüce Allah neden dileyen inansın dileyende inanmasın der. Yüce
Allah kendisini bulma yetisini bize vermiş, eğri ve doğru yolu göstermiş, ne
yapmamız ve ne yapmamamızı bize öğretmiş ve bunların sonucunda ne ile karşılık
göreceğimizi de bildirmiştir.
Eğer sonuç belli olsaydı neden bu kadar bilgi versin ki?
Neden özgür irade versin ki? Peki her şeyi Allah belirliyorsa neden biz
yaptıklarımızdan sorumlu olalım?
Bu ayetin yanlış
anlaşılmasının nedeni olarak sanırım bir kelimenin yanlış çevirisidir. Nebreeha kelimesine yaratma anlamı
verilmektedir. nebreeha برا brA Be-Ra-Elif kelimesinin anlamı yapabilmek, muktedir olmak,
genişletmek, yeterli alana sahip olmak, tutmak, barındırmak, muktedir olmaktır.
Aslında baktığımda yaratma anlamı taşımaz bu kelime. Ayet insanın başına gelen musibetlerin Allah
tarafından yaratılır değil, tüm musibetlerin ve her şeyinde Yüce Allah'ın
bilgisi ve izni ile olduğunu anlatır. Zaten
başka ayetlerde de Yüce Allah bu musibetlerin insanın kendi elleriyle
yaptıklarının sonucu olduğunu açıkça öğretmişti.
Devam eden ayetlere de baktığızda;
57/23 Kaybettiklerinize üzülmemeniz, Allah'ın
verdiği şeylerle şımarmamanız içindir. Allah, kendisini beğenip böbürlenen hiç
kimseyi sevmez.
57/24 Böyleleri cimrilik ederler ve insanlara da
cimrilik yapmalarını tavsiye ederler. Kim yüz çevirirse bilsin ki Allah, Hiçbir
Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır.
Başımıza gelen musibetlerde bizim takvalı olmamıza vesile olması için Yüce Allah izin verir diye anlıyorum. Şöyle ki 57/23 ayetinde bu belalarla kaybettiklerimize üzülmemeyi ve bize verilenle de şımarmamayı öğreniyoruz, tabii yapabilirsek. Yüce Allah kendini beğenenleri, övünenleri sevmem diye mesajını verdikten sonra bu sözünden ve 57/24 ayetinde de anlarız ki, kaybettiklerine üzülen ve verilenle şımaranlar bu kendini beğenmişlerdir, böbürlenenlerdir. Ve bu yapıya sahip olan birinin de cimrilik ettiğini anlarız. Hatta insanlara da cimriliği öğütlediğini anlarız. Bu kişiler kayıpları küçük de olsa aşırı üzülürler malları veya paraları gitti diye ve kazanınca da biriktirme yarışına girip hep daha fazlasını isterler.
MUSİBET KONUSUNDA KUR'A'DA ÇELİŞKİ AR MI?
*
64/11 Allah'ın
izni dışında hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, Allah, onun
kalbini doğruya yöneltir. Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Az önce belirttiğimiz gibi musibetler Yüce Allah'ın izni
ile başımıza gelir. O izin vermezse gelemez. Zaten bir çoğuna da engel olduğunu
öğretmişti bizlere.
*
Şu
ayetleride unutmayalım, başımıza bir şey gelirse eğer Yüce Allah'tan asla umut
kesilmez çünkü;
15/56 İbrahim: "Rabb'inin rahmetinden,
sapkınlardan başka kim ümidini keser?" dedi.
94/5 Zira
zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
94/6 Elbette
zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
65/7 Varlık
sahibi olanlar, varlıklarına göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait
olmayan da Allah ne verdiyse ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine
verdiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık
verecektir.
Ayrıca
ne istediğimize de dikkat etmemiz, başımıza gelen şeyleri önleyebilir
kanaatindeyim, Nuh'un hatasına düşmeyelim;
11/47 "Rabb'im! Bilmediğim bir şeyi Sen'den
istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen hüsrana
uğrayanlardan olurum." dedi.
Konu
özelinde ayetlerden şahsi çıkarımım şöyledir ki ;
3/139 Ve
gevşemeyin; ve üzülmeyin; ve sizler üstünlersiniz, eğer olmuşsanız inananlar.
3/153
Tırmanırken (tepeye) dönmezsiniz hiç kimseye ve resûl çağırır sizi arkanızdan;
böylece ödüllendirdi (Allah) sizi gam/keder üzerine bir gamla/bir kederle; öyle
ki üzülmeyin kaçırdığınıza ve isabet edene size; ve Allah haberdardır
yaptıklarınızdan.
Savaş zamanından örneklendiren Yüce Rabb'imizin bu
tavsiyelerine dikkat edelim. Gerçek inanlar hayatta başına gelecek zorluklara
dayanmalıdır. Gevşememeli, üzülmemelidir.
Yüce Allah'ın bizi ne ile ödüllendireceğini bilemeyiz,
kaçırdıklarımıza da üzülmemeliyiz, bize isabet edene de. Sabırla yani metanetle
dengeyi koruyarak mücadele etmelidirler.
Her ne olursa aşırı sevinme veya aşırı üzülme ile aklı
örtecek bir durumuma düşmeden dengeyi korumalıdır.
Asla unutmamalıyız
ki ;
Her şey Allah’ın izni ve bilgisindedir Yüce Allah zorluktan
sonra kolaylık ve/veya zorkukla beraber kolaylık ver3cektir. Aynı zamanda da ne
bizim için ne hayır ne şer biz bilemeyiz, göründüğü gibi olmayabilir, Allah
bilir biz bilemeyiz.
6/59 Gaybın anahtarı yalnızca O'nun
yanındadır. O'ndan başka hiç kimse onları bilemez. Karada ve denizde olan her
şeyi bilir. Bir yaprak düşse mutlaka onu bilir. Yerin karanlığında tek bir
dane, canlı ve cansız yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
65/7 Varlık sahibi olanlar, varlıklarına
göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait olmayan da Allah ne verdiyse
ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine verdiğinden fazlasıyla sorumlu
tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık verecektir.
94/5 Zira zorlukla beraber bir kolaylık
vardır.
2/216 Hoşunuza
gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin
için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır.
Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Başımıza gelen musibetlerin bizim için sınav vesilesi
olduğunu unutmayalım. Bu sınav ile doğru yola kılavuzlanabileceğimiz gibi
dosdoğru yoldan sapabiliriz de. (sınav konusuna bakınız) Başımıza bir musibet
geldiğinde bu ayete göre hareket etmeliyiz. Konumuzun en başında incelediğimiz
ayettir. 2/155 ve 2/157 ile birlikte okunsun
2/156 Kimseler
(ki) isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 derler: “Doğrusu biz
Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na dönenleriz.”
6/162 De ki: "Benim salatım,
nusukum, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabb'i olan Allah içindir."
7/156 “Ve yaz bize bu dünyada ve ahirette
iyilik/güzellik; doğrusu biz kılavuzlandık sana.” Dedi (Allah): “Azabım; isabet
ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim; genişleyip kuşatır her şeyi; öyle
ki yazarım onu takva sahibi olan ve zekâtı veren kimseler için; ve kimselere;
onlar ayetlerimize inanırlar.
Zor durumlarda Yüce Allah bizlere nasıl dua edeceğimizi
öğretiyor 2/156 ayetinde. Ayrıca 6/162 de de hani derler ya hayatın sırrı
nedir. İşte hayatın sırrını veriyor Yüce Rabb’imiz bu ayetinde. 7/156 ayetinde
ise (7/155 ve 7/157 ile birlikte okunsun) Musa ve kavminden 70 kişinin başına
gelen bir sarsıntı/zelzele sonrası ettiği duayı bize öğretir Yüce Rahman’ımız.
TOPLUM KENDİNİ DEĞİŞTİRMEZSE ALLAH DEĞİŞTİRECEK DEĞİLDİR
MUSİBETLER GELİRSE NASIL DUA EDELİM
ERHAN AKTAŞ - KADER, ECEL VE MUSİBET
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
4Efendi, komuta eden
22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması
(52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması,
ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.
Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.
26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü.
29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir
kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp
ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran
cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir.
Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa
o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını
bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik
molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır.
Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.
35Öldürmek, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede
rahatsız etmek, zarar vermek.
43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek;
gönül borcu) sahibi olmak.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü
kaybetmeden direnme/karşı durma.
71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü
(Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek.
Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek.
Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.
175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle
duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin
adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön
lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede
kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır
(LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp
mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir.
Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş
boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir. Kalplerin
paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da
gerçekleşir.
177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı,
felaket, bela, zor bir durum.
257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm
Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla
yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan
ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde
tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi
olmaktır.
271Merhamet. Rahmetin,
merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin
bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı
sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti
evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret
evreninde müminler için olacaktır.
291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar,
normlar.
305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir
kesim/kısım insan topluluğu.
311Sıkıntı veren.
331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca
sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı,
sınırı aşmadan yapılan katletme.
356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek
olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde
kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz
apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de
mücahit denir.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.
499Tanık olan, şahit olan.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH
BİLİR.