26 Nisan 2025 Cumartesi

MUSİBET

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.

 

 

 

 

MUSİBET / MUSİBETLER                                                                                                                             

                                                                                                                               

                                                                                                                               

Musibet insanların başına gelen bir sıkıntı, bir keder, bir zorluk, bir hastalık, bir bela, sıkıntı verecek bir durum v.s. için kullanılan bir kelimedir. Bu sıkıntı da genelde hiç beklenmedik zamanlarda gelebilir. Şahsi kanaatim insan bir problem, sıkıntı veya zorlukla karşılaştığı zaman önemli olan bu durum karşısında ne yapmalı, ona odaklanmalıdır.                                                                               

Şöyle ki; o sıkıntı ile kendini harap edeceği mesaiyi, o sıkıntıyı gidermek için ne yapabilir ona bakmalıdır. Ve önüne gelen seçenekler yeterli olmayabilir, farklı şekilde düşünüp farklı şekilde yaklaşıp başka bir açıdan bakmalı. Önemli olan problem değil, problemle ne yapılması gerektiğidir.

Örneğin bir su dolu küvet gösterseler. Bir fincan, bir marşaba ve bir kova verip küveti nasıl boşaltacağını sorduklarında cevap tıpasını çekerim olmalı.

Kur'an'da bahsedilen musibet konusu için konuşacak olursak bu bizim sınav vesilemiz olabileceğini ve azmamız için vesile olabileceğini aklımızdan çıkarmamalı, başımıza gelenin hayır mı yoksa şer mi olduğunu yalnız Yüce Allah'ın bildiğini, başımıza gelenlerin de kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonucu olup Yüce Allah'ın bunlardan bazılarına/bir çoğuna da engel olduğu bilincini taşımamız gerektiğini Kur'an bütünlüğünden anlarız. Ayrıca bilmediklerimizi bize öğreten Yüce Rabb'imizin her zorluktan sonra bir kolaylık ve/veya her zorlukla beraber bir kolaylık verebileceğini de aklımızdan çıkarmayalım.     

Konuyu Rabb'imin ayetleri ışığında incelemeye, akletmeye, öğrenmeye çalışalım, Rabb'imin izni ile.                                                                                                                                        

 

 MUSİBETLER - YASİN ÖZKAN



2/155  Ve mutlak belalandırırız256 sizleri bir şeyle; korkudan; ve açlıktan; ve noksanlık/eksilme mallardan ve nefislerden201; ve ürünlerden; ve müjdele sabredenleri51

2/156  Kimseler (ki) isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 derler: “Doğrusu biz Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na dönenleriz.”

2/157  İşte bunlar; onlaradır salâtlar22 Rablerinden4; ve bir rahmet271; ve işte bunlar; onlardır doğru yola kılavuzlular.                                                                                                                                            

                                                                                                                                                         

İnanların mutlaka çeşitli belalarla/musibetlerle sınava tabi tutulduklarını anlarız. Bunlar bir şeyle korkutarak, açlıkla, maldan eksiltme ile,kendi benlikleri ile veya ürünlerle olabileceğini 2/155 ayetinden net bir şekilde anlarız. Ve aynı ayetten anlarız ki bunlara sabretmemiz gerekir. Sabır dengeyi korumak, aşırılığa kaçmamaktır. Hayrında şerrinde Allah katından olduğu         bilinci ile sabredip, nankörlük ve isyan etmeyenlerin müjdelendiklerini öğretir Yüce Rabb'imiz.                                                            

2/156 ayetinde de bu sabır gösterme de her şeyin Allah katından olduğu bilinci ile eğer bir çare bulamazsak veya dayanamayacak duruma gelirsek her şeyimizin Allah için olduğunu ve Allah'a döneceğimizin bilincinde olup bunu dile getirmemizi emreder Yüce Yaratıcı. Bu ayette bize öğütleneni başımıza bir musibet geldiğinde hatırlayıp, Yüce Allah'ın dediği şekilde hareket edilmesi yararımıza olacaktır.

2/157 de de bu sınavı başarırsak eğer, Rabb'imiz bize rahmet ve doğru yola klavuzlama sözü verir. Aksini düşünürsek de nankörlük edip, isyan eden her şeyin Allah'tan olduğu ve Allah'a döneceği bilincinde olmayanların ise rahmete kavuşamayacağını ve doğru yola klavuzlanmayacaklarını anlarız.                                                                                                 


MUSIBETLER ALLAH'IN BİLGİSİ VE İZNİ İLEDİR                                 

*  

2/216  Yazıldı üzerinize katletme35; ve o (katletme) sevimsizdir sizlere; sevimsiz bulduğunuz bir şey belki de o bir hayırdır/iyidir sizlere; ve sevdiğiniz bir şey belki de o bir şerdir/kötüdür sizlere; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.                                                                                                             

           

Katletme üzerinden (savaş zamanı) verilen örnek olmasına rağmen bu örneği her türlü başımıza gelen şeyler üzerinde düşünebiliriz. Şöyle ki ; başımıza her ne gelirse o şeyden hoşlanmasak da belki o şeyde hayır olabilir, veya o başımıza gelen şeyden hoşlansak da belki o şey bizim için şer olabilir. Bunun sonucunu yani hayır mı şer mi olduğunu siz bilmezsiniz ben bilirim diyor Yüce Rabb'imiz.

Burada iki konu üzerinde konuşalım.                                                                                                                                      

Başımıza her ne geldiyse hayır mı yoksa şer mi ancak Yüce Allah bilir. Onun için sevinsekte üzülsekte aşırıya kaçmamalıyız. Dünyada hayır sandığımız şer veya şer sandığımız hayır olabileceği gibi dünyada hayır sandığımız ahiette şer gene dünyada şer sandığımız ahirette hayır olarak yansıyabilir bilemeyiz. Bunun bilincinde olmak lazım           .                                                                                                                               

İkincisi her şeyde hayır vardır diye kullanılan cümlenin de yanlışlığını hatta yanlış ötesi Yüce Allah'ın ayetini yalanlamak ve şirk koşmak olduğunu anlarız. Yüce Allah'a inat, Yüce Allah siz bilmezsiniz ben bilirim demesine karşılık her şeyde hayır vardır demek bizzat Yüce Allah'a iftira atmak, Yüce Allah adına yalan uydurmaktır.                                                                                                    

*

3/165  Ya da ne zaman isabet etti sizlere bir musibet311 (ki) muhakkak isabet ettirdiniz onlara iki mislini onun (musibetin); dediniz: "Neredendir bu (musibet)?"; de ki o (musibet) nefisleriniz201 indindendir/yanındandır; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

3/166  Ve iki toplanmışın* karşılaştığı gün isabet eden** sizlere; öyle ki izniyledir Allah'ın; ve bilindik kılması içindir (Allah'ın) müminleri.

*Bir araya gelmiş iki grup, ordu.                                                                                  

**Musibet.                                                                                                                             

3/167  Ve bilindik kılması içindir kimseleri (ki) münafıklık26 ettiler; ve denildi onlara: "Gelin; katledin35 Allah yolunda331 ya da defedin/savın*"; dediler: "Eğer bilseydik bir katletmeyi35; mutlak tabi olurduk sizlere"; onlar o gün küfre422 daha yakındılar; onlarda (olan) imandan47; kalplerinde olmayanı ağızlarıyla diyorlardı; ve Allah daha iyi bilendir gizlediklerini.                           

*Savunmada görev alın.                                                                                                                                            

           

Sapkınlık içinde olan halka bir resul gönderdi Rahman'ımız.Bu resul onlara Kur'an'ı deklere ediyor ve Kur'an'daki hikmeti anlatıyordu. Kur'an ve hikmet aynı şeydir. Kur’an hikmet içeren bir kitaptır. Yüce Allah'ın ayetlerini okuyan bu resul (nebi Muhammed) bu Yüce Allah'ın kelamı ile onları arındırıyordu . 

Bu olayların böyle olmasına hüküm veren Yüce Allah müminlere iyilik etmiş olduğunu belirtir (önceki ayetlere bakınız). Bundan önce ise onların sapkınlık içinde olduğunu bizlere öğretir Rabb'imiz. İnanlara bir musibet isabet ettiğinde nerden çıktı bu sıkıntı/bela diye söylediklerini ve bu musibetin kendi yaptıklarının sonucundan olduğunu anlamadıklarını ayetten anlıyoruz. 

Aynı zamanda da bu kişilerin bu isabet eden musibetin iki katını birilerine (muhtemelen de kendi düşmanlarına) isabet ettirdiklerini de anlarız. Yüce Allah da der ki bu başınıza gelen musibet benim iznimledir, çünkü müminlerin açık bir delil ve kanıtla bilinmesi içindir. Ve münafıklarında açık bir delil ve kanıt ile bilinmesi içindir. Bu ayette bu kişiler savaşa katılmamak için yalan söyledikleri için münafık olmuşlardır. Bu kişiler normalde inandık diyen kişiler olmalarına rağmen bu söylemleri ile yani kalplerinde olmayanı söylediklerinden dolayı teslimiyetten çok küfre daha yakın olduğunu bildirir Yüce Allah.                                                                                                                                     

*

3/140  Eğer dokunsa sizlere bir yara; öyle ki muhakkak dokundu (o) kavme/topluma (da) onun misli bir yara; ve işte şu; günlerdir (ki) döndürürüz* onu** periyodik olarak insanlar arasında; ve bilindik kılması içindir Allah'ın iman47 etmiş kimseleri; ve edinmesi (içindir) sizlerden şahitler/tanıklar***; ve Allah sevmez zalimleri257.                              

*Sınav gereği toplumlar dalgalanma yaşar. Bazı günler sıkıntı çeker, bazı günler refah içinde olur. 

**Sıkıntılı günü.                                                                                                         

***Kendinizin tanık/şahit olması için.                                                                                       

3/141  Ve damıtması/berraklaştırması* içindir Allah'ın iman47 etmiş kimseleri; ve silip gidermesi** (içindir) kâfirleri25.                             

*Fitne/test/deneme/sınav aracılığıyla iman etmiş kimseleri daha da saflaştırmak, damıtmak. Öz haline getirmek.                                                                                                         

**Kâfirler bu testi/sınavı/fitneyi geçemez. Başarısız olur. Silinir ve yok olup gider.                      

3/142  Ya da sandınız (mı) ki girersiniz cennete*; ve bilindik etmeden Allah sizlerden cihat356 etmiş kimseleri; ve bilindik etmeden sabredenleri51.

*Cennete girmek mücadele gerektirir; eylem gerektirir. Zorluklara karşı metanetle direnme gerektirir.                                                                                                                                          

                                                                                                                                                         

Eğer bir topluma yada kişiye bir sıkıntı isabet ederse o kişi veya toplum bilsin ki o sıkıntının misli zamanında başka topluma yada kişiye de isabet etmiştir. Bu sıkıntılar periyodik olarak insanların arasında döner. Bu Allah'tandır. Nedeni ise Allah'a iman edenlerin belli olması ve bu kimselerin arasından tanık çıkması içindir. Bu tanıklık zalimlere karşı yapılacak bir tanıklık olduğunu anlıyorum ayetten. Bu bir sınavdır. Bu sınav ile aynı zamanda iman edenleri Rabb'imiz arındırır ve kafirleri siler. Yani kafirler bu sınavdan geçemez. Ancak temiz bir kalp ile tek Allah'a gerçek ve samimi bir imanlı olan Rabb'inin izni ile bu sınavdan muaffak olacaktır. Bu sınavın konusu da cennete girecek olanların kesin bilinmesi yani bu kimselerin mücadele ettikleri ve cenneti hak etmek için uğraştıkları belli olsun, Allah yolunda cihat ettikleri bilinsin ve sabırları test edilsin.

Cihat Kur'an ile mücadeledir. Sabırda dengeyi korumaktır.                                                       

*

4/19   Ey iman47 etmiş kimseler! Helal olmaz sizlere ki varis olursunuz kadınlara bir zorlama (-yla)*; zorlaştırmanız/sorun yaratmanız (da) onlara (helal olmaz); alıp gitmek için bir kısmıyla kendilerine verdiğinizi**; dışındadır ki işlerler apaçık fahişelik; ve iç içe geçmiş/müşterek şekilde geçinin onlarla marufla291; öyle ki eğer hoşlanmadınızsa onlardan*** öyle ki belki de ki hoşlanmadığınız bir şeyi; ve yapmıştır Allah onda çokça bir hayır.

*Kadınların mallarına zorla varis olunamaz. Haramdır. Erkekler gibi kadınlar da ölmeden önce diledikleri şekilde vasiyet bırakma hakkına sahiptir. Vasiyet bırakmadan vefat gerçekleşirse 4:11, 4:12 ve 4:118 ayetleri devreye girer. Şüphesiz ki erkeklerde de durum aynıdır.                  

**2:229 ayetinden anlarız ki kadın boşanmak istemişse evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır. Boşanmak isteyen kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur. İşte kadınların evlilik hakkı olarak verilen sadakaların/mehirlerin bir kısmını geri almak için geçimsizlik yaratarak kadınları kendi istekleriyle boşanmaya zorlamak helal değildir.                       

***Fahişelik haricindeki hoşa gitmeyen durumlarda bile geçinmek için her türlü özveri gösterilmelidir. Yüce Allah hoşa gitmeyen şeylere de çokça bir hayır, iyilik koymuş olduğunu bildirmektedir.  

                                                                                             

Ayeti evlilik konusunda inceleyeceğiz. Konu başlığı ile ilgili kısmı ele alalım. İşaretli kısmı okuyalım. Net anlarız ki hoşlanmadığımız bir şey bile olsa belki bizim için Yüce Allah o şeyde hayır kılmıştır. Belki dünyada belki ahirette belki de her ikisinde.                                                                                                                                                                                                        

*

4/62   Öyle ki nasıldır; isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 kendi ellerinin kazandığı kademeyle/kıdemle; sonra geldiler sana (ki) yemin ederler Allah'a; "ki istedik ancak bir ihsan/iyilik ve bir uzlaşı."                                                                                                             

                                                                                             

İsabet eden bir müsibetin, insanın kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğunu anlarız. Ve Yüce Allah bunların bir çoğuna da engel olur. 42/30 ayetine bakınız.                                                    

 

*

4/78   Nerede olursanız ulaşıp yakalar sizleri ölüm; ve eğer olmuş olsanız da heybetli yüksek burçlarda; ve eğer isabet etse onlara bir iyilik derler: Bu indinden/katındandır Allah'ın; ve eğer isabet etse onlara bir kötülük derler: "Bu indinden/yanındandır senin"; de ki hepsi indinden/katındandır Allah'ın; öyle ki nedir bunlara (olan), (bu) kavme/topluma; yanaşmazlar onlar anlamaya bir hadis/söz.

4/79   İsabet eden sana bir iyilikten öyle ki Allah'tandır516; ve isabet eden sana kötülükten öyle ki kendi516 nefsindendir201; ve gönderdik seni insanlara bir resûl (olarak); ve kâfi geldi/yetti Allah bir Şehîd499 (olarak).                           

                                                                                                                                                         

4:78 ayetiyle 4:79 ayeti arasında çok önemli bir fark vardır. 4:78 ayetinde Yüce Allah'ın indi/katı işaret edilirken 4:79 ayetinde bizzat Yüce Allah'ın kendisi yani nefsi işaret edilmiştir. Anlarız ki hiçbir kötülük Yüce Allah'ın bizzat kendisinden gelmez. İyilikler Yüce Allah'tan gelir. Ancak insanın kendi nefsinden çıkan kötülükler Yüce Allah'ın indinde/katında olan bazı kurallar gereği ortaya çıkar. Yüce Allah'ın indinde bulunan bu kötülük mekanizması harekete geçiren insanın kendi nefsidir.  Yüce Allah asla değildir.                                                                                                                                 

*

6/17   Ve eğer temas ettirirse sana Allah bir zararı; öyle ki yoktur açan/keşfeden* onu O’nun dışında; ve eğer temas ettirirse sana bir hayrı; öyle ki O her bir şey üzerine bir Kadîr’dir177.                                              

*Zararı uzaklaştıracak yolları keşfetmek.                                                                                 

 

Yüce Allah'tan gelen bir şeye kimsenin asla engel olamayacağını, değiştiremeyeceğini yani asla hiçbir şekilde müdahale edemeyeceğini öğretir Yüce Yaratıcımız. Yüce Allah neyi nasıl dilerse o, o şekilde vücut bulacaktır. En iyi hükmü o verir. Her şeyi ölçeklendiren, derecelendiren ve değer belirleyendir.                                                                                                                                        

*

6/41   Evet! O’nu (Allah'ı) çağırırsınız; öyle ki keşfeder/kaldırır* çağırdığınız üzerine** eğer dilediyse; ve unutursunuz ortak koştuklarınızı.                 

*Keşfetmek. Kaldırıp görünür yapmak. Zorlukları kolaylığa çeviren yolları ortaya çıkarmak.

**Çağırdığınız şey üzerine.                                                                                                     

6/42   Ve ant olsun gönderdik ümmetlere305 senden önce; öyle ki tuttuk onları ızdırapla/sıkıntıyla/zorlukla ve darlıkla; belki onlar alçak gönüllü olurlar.

6/43   Öyle ki neden olmadı; geldiği zaman onlara ızdırabımız/sıkıntımız/zorluğumuz alçak gönüllü olsalardı; velakin/fakat katılaştı kalpleri175; ve süsledi onlara şeytân29 yapar olduklarını.   

6/44   Ne zaman ki unuttular kendisiyle zikredildiklerini/hatırlatıldıklarını; öyle ki açtık üzerlerine her bir şeyin kapılarını*; ta ki ferahladıkları zaman verildikleriyle tuttuk onları ansızın; öyle ki (o) zaman onlar umutsuzlardı/biçarelerdi.        

*Her yönden bereket/rahmet kapılarının açılması.                                                                                                                                          

                                                                                                                                                         

6/41 den anlaşılacağı gibi bir kul Yüce Allah'ı çağırır. Bir derdi vardır. Bir musibet veya sıkıntı isabet etmiştir ki Yüce Allah'tan bir ilahi yardım ister. Bu şeyin giderilmesi için Yüce Allah'a bir çağrı yapar. Ve Yüce Allah derki eğer dilersem o çağırdığınız şeyi üzerinizden kaldırırım hatta ortak koştuklarınızı da unuttururum.                                                                                                    

6/42 de Topluluklara Yüce Allah daha önce de nebi veya resul gönderdiğini bildirir. Kendilerine zulmettiklerinden dolayı ıstırapta olan bu halkı ıstırapta bırakmış onları bu durumdan kurtarmamıştır. Belki alçakgönüllü olurlar, hak yoluna girerler diye böyle bir durumu omlara uygun görmüş. Aslında bir şans vermiş.

6/43 de Şeytan onların yaptıklarını, onlara güzel gösterdikleri için bu şansı değerlendiremediklerini öğretir Rabb'imiz aynı zamanda bizlere de öğüttür. O duruma sizde düşmeyin mesajını verir. Bu kimseler gibi kalbiniz katılaşmasın der.                                                     

6/44 de ise artık tamamen doğru yola dönemeyecek duruma geldiklerin de de onları nimetlendirdi, biraz daha dünya hevalarında yararlandılar ve görecekleri azap çoğalmış oldu. Bu dünyada feraha çıkmanın ansızın biteceğini ve ansızın neyin ne olduğunu ve kurtulmanın imkansız olduğunu anlayıp umutsuzluk içinde kalacakları mesajını verir.                                                                                                                                                                                                                   

*

6/63   De ki: "Kim kurtarır sizleri karanlıklarından karanın ve denizin*; çağırırsınız O’nu alçak gönüllü (olarak) ve gizli (olarak); "Mutlak ki eğer kurtarırsa (Allah) bizleri bundan; mutlak oluruz şükredenlerden43." (diye).

*Bahr. Bol su. Tuzlu ve tatlı bol suları içerir.                                                                            

6/64   De ki: "Allah kurtarır sizleri ondan; ve her bir endişeden/dertten/kaygıdan; sonra sizler şirk71 koşarsınız."            

 

Görüldüğü gibi tek Allah çağırılarak dua edilirse, Rabb'im dilerse başa gelen her hangi bir şeyden insanı kurtarabileceğini söylüyor. Başa gelecek belalardan kurtarabileceği gibi herhangi bir endişe, dert veya kaygı durumunu da giderebilir. Bu ayetin asıl mesajı daha doğrusu öne çıkan öğretisi başımız sıkışınca önceden Allah'a şirk koşmuş olsak da can havliyle tek Allah yardıma çağırılır. Bilinçaltımızda aslında tek ilah Allah'tır bunun bilinceyizdir. Fakat sapkınlığımızdan dolayı Allah'ın ilahi yardımı sonrası refaha kavuşunca tekrar şirk koşmaya devam eden zalimleriz (inananların çoğu).                                                                                                                                                                             

*

7/188  De ki: "Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer gaybı bilseydim, elbette daha çok yararıma olan şeyi yapardım ve bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, iman eden bir halk için sadece bir uyarıcı ve haber verenim."                                                                                                                

Bu ayette çok önemli iki mesaj vardır;                                                                                                                                    

Birincisi bize yarar olan bir şeyin bize ulaşıp yarar sağlaması için bunu Yüce Allah'ın dilemesi gerekir ve gelecek bir zararı da yine Yüce Allah dilemedikçe başımızdan savamayız, bu sıkıntıyla baş edemeyiz. Ayrıca gaybı bilemeyeceğimizin de mesajını verir ayet.                                    

İkincisi Muhammet şefaat edecek diyen müşriklere gelir. Şefaat edecek dediğiniz Nebi Muhammet Yüce Allah dilemeden ne zararı uzaklaştırabiliyor nede kendine yarar sağlayabiliyor. Yüce Allah dilemeden bunları yapamazken Kur'an'ın neresinde Yüce Allah Nebi Muhammet size şefaat edecek diyor. Hangi ayette yazıyor.

Aksine bir çok ayette şefaatin olmayacağını Rabb'im açık ve net bir şekilde belirtiyor. Soruyorum bu uyduruk inanca sahip olanlara ; Neden Allah ile nebilerin/resullerin arasını ayırmaya çalışıyorsunuz, neden Muhammet adına yalan uyduruyorsunuz, neden Allah adına yalan uyduruyorsunuz, neden Muhammete ve bizzat Allah'a iftira atıyorsunuz, neden Rabb'imin bazı ayetlerine inanırken bazılarını inkar ediyorsunuz. Yüce Allah sizinle bizim aramızdaki hükmü zamanı gelince verecek. Şirk koşmaktan ve sizin gibi şirk koşanlardan Yüce Allah'a sığınırım.                                                       

*

9/55   Öyleyse, onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Doğrusu, Allah, bunlarla, onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kafir olarak çıkmasını istiyor.                                                                                                             

           

Demek ki dünyada bize iyi görünen şeyler bazen aslında bizi hüsrana uğratacak şeyler olabilir. Dünyada kafirlik edenlerin canlarının kafir olarak çıkmasını ve süresiz azap görmelerini takdir eden Yüce Allah, normalde dünya hayatında iyi görünen malk, mülk, para, evlat gibi dünya hevalarını aslında  birine bir musibet olarak takdir etmiş olabiliyor.        

9/85 ayetinde nerdeyse aynı bu cümle ile aynı şeyi söyler Rabb'imiz. Ayrıca başka bir çok ayette daha mal ve çocuğun bu kafirlere ahirette yarar sağlamayacağını da açıkça belirtir. Ayrıca inanlara da mal ve çocuk ile Allah katında mertebe olarak yaklaşılacak bir vesile olmadığını da öğretir ayetlerinde.                                                                                                                                           

*

10/107  Eğer Allah, sana bir sıkıntı verirse onu Kendisinden başka giderebilecek yoktur. Eğer senin için bir hayır dilerse, O'nun fazlını geri çevirebilecek yoktur. O, onu kullarından hak edene nasip eder. O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                                                                                                    

           

Yüce Allah'ın verdiği bir sıkıntının giderilmesi için gene Yüce Allah'ın kendisinden başkasının buna gücü yetmeyeceğini hatırlatan ayetimizdir. Aynı şekilde iyi bir şey dilerse de gene bu hayrı kimsenin engelleyemeyeciğini bizlere hatırlatır.

Önceki ayetlerde bunu öğrenmiştik yalnız bu ayetten yeni öğrendiğimiz şey ise Yüce Allah'ın bir kimse için hayır dilemesi için o kulun bunu hak etmiş olması gerekmektedir. Hak etmeyene kesin bir hayır vermez diyemesem de bu ayet özelinde hayır ulaşacak kişinin bunu hak etmesi            gerektiği mesajını alıyorum Yüce Rabb'imin bu ayetinden. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                     

*

11/8   Eğer, bir ümmet için azabı onlardan belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, "Bunu engelleyen şey nedir ki?" derler. Bilesiniz ki, onlara azap geldiği gün, artık geri çevrilmez. Alaya aldıkları azap onları kuşatır.

11/9   Eğer insana, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu geri alsak, ümitsizliğe kapılır ve küfreder.

11/10  Eğer, kendisine dokunan bir zarardan sonra, ona bir nimet tattırsak, "Kötülüklerden kurtuldum." diye böbürlenir ve şımarmaya başlar.

11/11  Ancak sabredenler ve salihatı yapanlar hariç. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.                                                                                                                                  

           

Azabın, sıkıntının, derdin, musibetin v.s. Kişisel olduğu gibi toplumsal olabileceğini anlarız bu ayetten. 

Yaratıcı yarattığı insanı, insanın kendisinden çok ama çok daha iyi tanıdığı ve bildiği için bizi bize anlatır, bizi bize öğretir. 

Ayetleri yalanlayanlar genelde resullere sen Allah'ın resulüsün biz sana inanmıyoruz eğer doğru söylüyorsan bize azabı getir tarzında bir duruma maruz kaldıklarını Kur'an'dan biliyoruz. İşte 11/8 de Yüce Rabb'imiz bunu anlatır. Onlar istedikleri için onlara azap hemen gelmez. Belki daha inanacak olan vardır, Rabb'imin belirlediği süre vardır şu veya bu sebeple o azap onların istediği zamanda gelmez. Neden azap gelmedi diyenlere cevaben de Rabb'imiz, bu azap gelince sizi kuşatacak, geri de çeviremeyeceksiniz diye uyarır ve bence şans da vermiş olabilir, bir süre daha verilmiş olabilir, belki dönerler diye.   

Sonra bizi bize öğretmeye devam eder Yüce Rabb'imiz. Yüce Allah insana rahmet nasip edip sonra geri alırsa o insan ümitsizliğe kapılır, nankörlük eder, isyan eder ve küfreder der. Zarardan sonra bir rahmet, bir nimet versek de bunu kendi başına kazandığını, kendi başarısı olduğunu zanneder. Aslında Yüce Allah'ın takdiri ve dilemesi olduğu bilincini unutarak böbürlenir, şımarır der Yüce Rahman'ımız.                                                                              

Fakat böyle yapmayın, sabredin ve salihat yapın. İşte o zaman bağışlanır ve büyük bir ödüle kavuşursunuz diye bizlere öğütler.                                                                                          

*

11/81  "Ey Lut! Biz, Rabb'inin elçileriyiz." dediler. "Onlar, sana dokunamazlar. Ailenle birlikte gecenin bir bölümünde hemen yola çık. Hanımın hariç, hiç kimse arkada kalmasın. Doğrusu onların başına gelecek olan musibet onun da başına gelecektir. Onlara belirlenen vakit sabahtır. Sabah da yakın değil mi?"                                                                                                              

           

Lut doğru yolu gösterdiği halde doğru yola asla gelmeyecek olan Lut'un kavmi için Yüce Allah'ın yok olmaları yönünde karar vermiştir. Aslında bu ayette musibet olarak geçmez. Onların başına gelen veya onlara isabet eden şeklinde anlamlandırmak daha doğru olacaktır. Mealde çevirisini musibet diye yapıldığından ve şundan dolayı aldım.

Lut bir elçi olmasına rağmen karısını kurtaramamıştır, aynı İbrahim babasını veya Musa oğlunu veya Nuh eşini ve oğlunu kurtaramadığı gibi.

Ey akletmeyenler, Yüce Allah'ın şefaatin olmayacağı, Yüce Allah'ın şefaat için kimseye izin vermeyeceği, şefaatin yalnız kendisinde olduğunu söyleyen onlarca ayet varken nasıl olurda Muhammed'in şefaat edeceğine inanarak Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlar, nebiye ve bizzat Yüce Allah'a iftira atar, Yüce Allah adına yalan uydurursunuz. Peki bu yalanlamaları yapanların şirk, koştuklarını, müşrik olduklarını ve yerlerinin süresiz cehennem olduğunu Yüce Allah'ın açık seçik ifade ettiğini de mi anlamazsınız. Ateşe karşı ne kadar dayanıklısınız.                                                                                                                                                                                                  

*

13/31  Kur'an'la dağlar yürütülseydi veya onunla yeryüzü yarılıp parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı yine de bir şey değişmezdi. Hayır! Bütün işler Allah'a aittir. İman Edenler hala anlamadılar mı ki Allah dileyecek olsa bütün insanları doğru yola iletir. Yaltaklanmalarından dolayı Kafirler bela ile karşı karşıya kalıp duracaktır. Veya evlerinin yanı başına inecek. Allah'ın vadi gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Kuşkusuz Allah sözünden dönmez.

 

Rahman toplumlara bir uyarıcı gönderdiği halde bu uyarıcıda onlara Yüce Allah'ın kelamlarını ilettiği halde bu kimseler apaçık deliller ve kanıtlara rağmen yinede Yüce Allah'a nankörlük ederler (bir önceki ayete bakınız) Yüce Allah'da Kur'an'la dağları yürütsek veya Kur'an'la yeryüzünü yarıp parçalara ayırsak veya ölüleri konuştursaydık bile yani hiç olmayacak şeyler yapsaydık bile, su götürmez deliller veya kanıtlar sunsaydık bile gene bu inanmayanlar inanmayacaktı diye bizlere öğretir. İman edenlere de derki anlayın artık dileseydim tüm her kez bana iman ederdi, her kesi doğru yola iletebilirdim. Ama nankörlüklerinden dolayı bu şekilde kalacaklar ve başlarına belalar gelecek. Bu şekilde de Ben'im vadim gelene kadar kalacaklar diye bizlere öğretir.

Yüne anlarız ki Yüce Allah bazı diğer nebi veya resullere verdiği ayetlerden/mucizelerden Nebi Muhammed’e vermemiş, herhangi bir mucize göstermesine izin vermemiştir.                            

*

21/35  Her nefs ölümü tadıcıdır. Sizi sınav olarak, iyilik ve kötülükle sınarız. Ve siz, yalnız Bize döndürüleceksiniz.                                                                    

           

Başımıza gelen bir musibetin sınav vesilesi olabileceği gibi başımıza gelen iyi bir şeyinde sınav vesilesi olabileceğini öğretir Yüce Allah'ımız. Bu ayetten iyilik ve kötülükle sınanacağımızı anlarız.  Tüm inanlarda bu tarz sınava tabi tutulabilirler kanaatindeyim. İnananda inanmayanda. Kafirlerin sınavı belki dönerler diye olacağını inananların ki ise bir samimiyet, sabır ve kararlılık sınavı olacaktır. Kafirlere doğru yolu bulmaları için bir şans veren Yüce Allah inanları ise verdiği musibet veya iyi şeylerle sınar. Kötü şeylerde nankörlük ediyor muyuz veya iyi şeylerle ise kibirlenip, böbürleniyor muyuz. Hepsi Allah katındandır idrak edebiliyor muyuzun sınavıdır.                                                                                                                                                                                         

*

21/88  Bunun üzerine çağrısına karşılık verdik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte inananları böyle kurtarırız.                                                                    

           

Önceki ayetlere bakınız. Yunusun çağrısına/duasına karşılık verdiğini söyler Rabb'imiz. Ve bizlere öğretir. Eğer inanıyorsanız, benden umut kesmeyin. En olmadık zamanda en olmadık şekilde yardım ederim. İşte size bu bir örnek diye mesaj verir.                                                                                                  

*

27/47  "Sen ve seninle beraber olanlar bize uğursuzluk getirdiniz." dediler. Salih: "Sizin uğursuzluğunuz Allah'ın takdirindedir. Belki sınav olunmakta olan bir toplumsunuz!" dedi.

28/47  Eğer elleriyle sundukları nedeniyle onlara bir bela isabet ederse: "Rabb'imiz! Keşke bize bir Resul gönderseydin böylece biz, Sen'in ayetlerine tabi olur ve iman edenlerden olurduk." diyemesinler diye.

30/36  İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla şımarırlar. Kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir kötülük gelirse, o zaman hemen umutsuzluğa kapılırlar.                                                                                                                                    

           

21/47 de Salih'e inanmayanlar üzerlerine gelen musibetlerden/uğursuzluklardan Salih'i sorumlu tutmuşlar. Salih de onlara hakkı açıklamış. Gaypdan haber veren Yüce Allah'ın kelamından bizde öğrenelim. Bu başlarına gelen Yüce Allah'ın takdiriymiş ve belki de sınav vesilesiymiş. Bizde toplumca veya kişisel olarak başımıza gelen şeylerin Allah'ın takdiri olduğunu bilelim.                  

Başımıza belayı Allah gönderdi demek değil bu. Başımıza gelenler kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonucudur. Ve Yüce Allah da bunlardan bir çoğunun da bize ulaşmasına izin vermez.           

Konuyla alakalı 42/30 ve 4/62 ayetlerine bakınız. Bu başımıza gelenler Yüce Allah'ın izin verdikleridir. Eğer Allah bir musibet takdir ettiyse de bunu hak etmişizdir. Belki de bu musibeti ve etkilerini Yüce Allah’ın hudutlarına göre değerlendir, baş eder ve iyi mücadele edersek ve bunun yansıması bizim için hayır olabilir.                                                                                                                              

*

30/41  İnsanların kendi yaptıklarından dolayı karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Belki akıllarını başlarına alırlar diye yaptıklarının bir kısmı onlara tattırıldı.                                                                                                                

Yüce Allah'ın ölçüde tartıda hakkaniyetli olun dediği ayetlerden birinde;                                                                                                                                   

55/7 Ve sema; onu yükseltti. Ve ölçüyü koydu.

55/8 Ölçüyü çiğnemeyin.                                                                                                                                 

diyerek doğadaki dengeyi bozmama konusunda bizleri öğütlemişti. İşte bu ölçüyü kaçıranlar, doğanın dengesini bozacak şeyler yapanların, yaptıkları sonucunda karada ve denizde olmaması gereken şekilde denge bozulmuştur. Mesela aşırı avlanma nedeniyle kara veya denizdeki bir veya birkaç canlının neslini tüketmiş ve o canlının doğadaki görevini yapacak başka canlı olmadığından denge bozulmuş olabilir. Bunun yansımasını da, bunu yapanların gördüklerini anlarız. Bu yansımanın olumsuz olduğunu ve akıllarını başlarına getirecek derecede önemli ve ciddi olduğunu da anlarız. Sonrasında akıllanıp yaptıklarından vazgeçtiler mi geçmediler mi Rabb'im bilgi vermez ama onların ne yaptıkları değil bizim bu Yüce Allah'ın öğüdü ile ne yapmamız gerektiğini anlamamız esastır ki Rabb’imin hudutlarında kalıp bizler de bu yanlışlara düşmeyelim.

İnsan ilişkilerinde ve ticarette tartıyı, ölçüyü ayağa kaldırmamız gerektiği gibi görüyoruz ki insan ile doğa ilişkisinde de bunu yapmalıyız. Sonuçta tüm bunların kötü sonucu bize kötü olarak, iyi sonucu ise iyi olarak hem dünyada hem ahritette ve/veya dünyada da ahirette de yansıyacaktır.

*

33/17  De ki: "Eğer Allah başınıza bir kötülük getirmeyi dilese sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilese…" Onlar, kendileri için Allah'tan başka bir veli de bir yardımcı da bulamazlar.                                                                                                                    

Yüce Allah ne dilerse o, o şekilde olur. Tek velimiz tek yardımcımız (ilahi veli ve ilahi yardımcı) dünyada da ahirette de Yüce Allah'tır. Bu ilahi velilik ve ilahi yardımcı demektir. Yoksa tek yardımcım Allah deyip doktora gidip beni iyileştir tarzında veya boğulurken yardım isteme tarzında veya evlatlarımıza veli olma tarzında bir velilik veya yardımcıdan bahsetmiyorum. Bizleri yani insanları aşan veli ve yardımcı yani ilahi bir yardım ilahi bir veli.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

*

39/49  İnsanın başı derde girdiği zaman Bize yönelir. Sonra ona tarafımızdan bir yardım bahşettiğimizde: "Bu bana bilgimden/yeteneğimden dolayı verilmiştir." der. Hayır! O bir fitnedir. Ne var ki onların çoğu bilmezler.                      

 

Bu ayetten çıkaracağımız dersler şunlardır.                                                                                                                                        

1-İnsan sadece başı derde girdiğinde Allah'ı hatırlamamalı veya dua etmemeli. Her an Yüce Allah'ı hatırlamalı her zaman her şey için Yüce Allah'a çağrıda bulunmalıyız.                                         

2-Hoşumuza giden bir şey başımıza geldiğinde kibirlenip, böbürlenip kendimizi bir şey zannetmemeliyiz. Bunun Yüce Allah katından olduğu bilincini kaybetmeden şükretmeli yani karşılığını vermeliyiz. Bu hoşa giden şey bir derde çare nasip edilmesi olabileceği gibi dert olmadan da Yüce Allah her hangi bir konuda ki yardımı olabilir.                                                                        

*Tam tersini de düşünmek lazım. Başımıza kötü bir şey geldiğinde de bunun kendi ellerimizin yaptığı sonucu olduğunu bilip, Yüce Allah'ın bu kendi ellerimizle yaptığımız sonucu başımıza gelecek olanlarında bir çoğuna engel olduğu bilincinde olup, her zorlukta veya her zorluktan sonra Rabb'imizin kolaylık nasip edeceğini de unutmayıp,          nankörlük etmemeli, isyan etmemeli, sabretmeliyiz (dengeyi koruma)                                                                                                                              

3-Kimsenin bilmeyip de Kur'an okuyan azınlığın öğrendiği ve okumayan yada inanmayan çoğunluğun bilmediğini bize öğreten Rabb'imiz bu başımıza gelenin bir sınav olduğunu bizlere bildirir. Samimiyet, kararlılık sınavıdır. İnanıyorsak inancımızın kanıtı, delili olması nedeniyledir.                                                                                                                                                                       

*

42/30  Size isabet eden musibet kendi ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.                                                                        

           

Bize isabet eden musibetlerin kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonucu olduğunu daha önceki ayetlerde öğreten Rabb'imiz bu ayetinde de aslında bu hak ettiğimiz musibetlerin bir çoğuna da engel olduğunu bizlere öğretir. Bu ayeti lütfen 4/62 - 27/47 - 28/47 ve 30/36 ile birlikte okuyalım.                        

*

57/22  Ne yeryüzünde ne de kendinizde meydana gelen bir musibet yoktur ki Biz onu gerçekleştirmeden önce bir Kitap'ta yazılmamış olsun. Kuşkusuz bu Allah'a kolaydır.                                                                                                             

           

Her şeyde olduğu gibi insanın başına gelecek bir musibette Yüce Allah'ın izni ve bilgisi dahilinde olacağını açıklar bu ayet bize. Hatta bu gerçekleşmeden önce de bir kitapta yazılı olduğu bilgisini verir Yüce Allah bizlere. Ve bunun da kendisi için kolay bir şey olduğunu söyler.

Bu ayet yanlış anlaşılan veya yanlış bilinen kader kavramının yanlış hali için delil gösterilir. Zaten her şeyi Allah yazmıştır ne yazdıysa o olur denir. Oysaki Kur'an'dan anladığımız ve yani Yüce Allah'ın bizlere öğrettiği böyle değildir. İnsana özgür irade verdiğini ve seçimlerini insanın kendisi yaptığını anlarız. Zaten ne seçeceğimiz yazılmışsa iradenin ne anlamı kalır. Yüce Allah neden dileyen inansın dileyende inanmasın der. Yüce Allah kendisini bulma yetisini bize vermiş, eğri ve doğru yolu göstermiş, ne yapmamız ve ne yapmamamızı bize öğretmiş ve bunların sonucunda ne ile karşılık göreceğimizi de bildirmiştir.

Eğer sonuç belli olsaydı neden bu kadar bilgi versin ki? Neden özgür irade versin ki? Peki her şeyi Allah belirliyorsa neden biz yaptıklarımızdan sorumlu olalım?

 Bu ayetin yanlış anlaşılmasının nedeni olarak sanırım bir kelimenin yanlış çevirisidir. Nebreeha kelimesine yaratma anlamı verilmektedir. nebreeha برا brA  Be-Ra-Elif  kelimesinin anlamı yapabilmek, muktedir olmak, genişletmek, yeterli alana sahip olmak, tutmak, barındırmak, muktedir olmaktır.

Aslında baktığımda yaratma anlamı taşımaz bu kelime. Ayet insanın başına gelen musibetlerin Allah tarafından yaratılır değil, tüm musibetlerin ve her şeyinde Yüce Allah'ın bilgisi ve izni ile olduğunu anlatır.          Zaten başka ayetlerde de Yüce Allah bu musibetlerin insanın kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğunu açıkça öğretmişti.                                                                                           

Devam eden ayetlere de baktığızda;                                                                                                                                      

57/23  Kaybettiklerinize üzülmemeniz, Allah'ın verdiği şeylerle şımarmamanız içindir. Allah, kendisini beğenip böbürlenen hiç kimseyi sevmez.

57/24  Böyleleri cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik yapmalarını tavsiye ederler. Kim yüz çevirirse bilsin ki Allah, Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır.                                                                                                                                         

Başımıza gelen musibetlerde bizim takvalı olmamıza vesile olması için Yüce Allah izin verir diye anlıyorum. Şöyle ki 57/23 ayetinde bu belalarla kaybettiklerimize üzülmemeyi ve bize verilenle de şımarmamayı öğreniyoruz, tabii yapabilirsek. Yüce Allah kendini beğenenleri, övünenleri sevmem diye mesajını verdikten sonra bu sözünden ve 57/24 ayetinde de anlarız ki, kaybettiklerine üzülen ve verilenle şımaranlar bu kendini beğenmişlerdir, böbürlenenlerdir. Ve bu yapıya sahip olan birinin de cimrilik ettiğini anlarız. Hatta insanlara da cimriliği öğütlediğini anlarız. Bu kişiler kayıpları küçük de olsa aşırı üzülürler malları veya paraları gitti diye ve kazanınca da biriktirme yarışına girip hep daha fazlasını isterler.                                                                                                                                                                                           

 MUSİBET KONUSUNDA KUR'A'DA ÇELİŞKİ AR MI?                                                                      


*

64/11  Allah'ın izni dışında hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, Allah, onun kalbini doğruya yöneltir. Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.                                                                                                                 

Az önce belirttiğimiz gibi musibetler Yüce Allah'ın izni ile başımıza gelir. O izin vermezse gelemez. Zaten bir çoğuna da engel olduğunu öğretmişti bizlere.          

 

*

Şu ayetleride unutmayalım, başımıza bir şey gelirse eğer Yüce Allah'tan asla umut kesilmez çünkü;                                                                                                                                                      

                                                                                                                                             

15/56  İbrahim: "Rabb'inin rahmetinden, sapkınlardan başka kim ümidini keser?" dedi.

94/5   Zira zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

94/6   Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

65/7   Varlık sahibi olanlar, varlıklarına göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait olmayan da Allah ne verdiyse ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine verdiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık verecektir.                                                                                                                                           

                                                                                                                                                         

Ayrıca ne istediğimize de dikkat etmemiz, başımıza gelen şeyleri önleyebilir kanaatindeyim, Nuh'un hatasına düşmeyelim;                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                         

11/47  "Rabb'im! Bilmediğim bir şeyi Sen'den istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum." dedi.

 

 *

 

 

Konu özelinde ayetlerden şahsi çıkarımım şöyledir ki ;

                                                                                                                                         

3/139 Ve gevşemeyin; ve üzülmeyin; ve sizler üstünlersiniz, eğer olmuşsanız inananlar.

3/153 Tırmanırken (tepeye) dönmezsiniz hiç kimseye ve resûl çağırır sizi arkanızdan; böylece ödüllendirdi (Allah) sizi gam/keder üzerine bir gamla/bir kederle; öyle ki üzülmeyin kaçırdığınıza ve isabet edene size; ve Allah haberdardır yaptıklarınızdan.                                                                                                                                   

                                                                                                                     

Savaş zamanından örneklendiren Yüce Rabb'imizin bu tavsiyelerine dikkat edelim. Gerçek inanlar hayatta başına gelecek zorluklara dayanmalıdır. Gevşememeli, üzülmemelidir.                          

Yüce Allah'ın bizi ne ile ödüllendireceğini bilemeyiz, kaçırdıklarımıza da üzülmemeliyiz, bize isabet edene de. Sabırla yani metanetle dengeyi koruyarak mücadele etmelidirler.                                

Her ne olursa aşırı sevinme veya aşırı üzülme ile aklı örtecek bir durumuma düşmeden dengeyi korumalıdır.                                                                                                                                    

                   

Asla unutmamalıyız ki ;

                                                                                                                                         

Her şey Allah’ın izni ve bilgisindedir Yüce Allah zorluktan sonra kolaylık ve/veya zorkukla beraber kolaylık ver3cektir. Aynı zamanda da ne bizim için ne hayır ne şer biz bilemeyiz, göründüğü gibi olmayabilir, Allah bilir biz bilemeyiz.                                                                                                                                                               

                   

6/59 Gaybın anahtarı yalnızca O'nun yanındadır. O'ndan başka hiç kimse onları bilemez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Bir yaprak düşse mutlaka onu bilir. Yerin karanlığında tek bir dane, canlı ve cansız yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.

65/7 Varlık sahibi olanlar, varlıklarına göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait olmayan da Allah ne verdiyse ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine verdiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık verecektir.

94/5 Zira zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

2/216 Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.                                                                                                                                

                   

Başımıza gelen musibetlerin bizim için sınav vesilesi olduğunu unutmayalım. Bu sınav ile doğru yola kılavuzlanabileceğimiz gibi dosdoğru yoldan sapabiliriz de. (sınav konusuna bakınız) Başımıza bir musibet geldiğinde bu ayete göre hareket etmeliyiz. Konumuzun en başında incelediğimiz ayettir. 2/155 ve 2/157 ile birlikte okunsun                                                                                   

                                                                                                                                         

2/156  Kimseler (ki) isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 derler: “Doğrusu biz Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na dönenleriz.”

6/162 De ki: "Benim salatım, nusukum, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabb'i olan Allah içindir."                                                                                                

7/156  “Ve yaz bize bu dünyada ve ahirette iyilik/güzellik; doğrusu biz kılavuzlandık sana.” Dedi (Allah): “Azabım; isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim; genişleyip kuşatır her şeyi; öyle ki yazarım onu takva sahibi olan ve zekâtı veren kimseler için; ve kimselere; onlar ayetlerimize inanırlar.

 

Zor durumlarda Yüce Allah bizlere nasıl dua edeceğimizi öğretiyor 2/156 ayetinde. Ayrıca 6/162 de de hani derler ya hayatın sırrı nedir. İşte hayatın sırrını veriyor Yüce Rabb’imiz bu ayetinde. 7/156 ayetinde ise (7/155 ve 7/157 ile birlikte okunsun) Musa ve kavminden 70 kişinin başına gelen bir sarsıntı/zelzele sonrası ettiği duayı bize öğretir Yüce Rahman’ımız.

Bilmediklerimizi bize öğreten Yüce Allah’ımızın bu öğretilerini dualarımızda kullanabiliriz.




 ASLA İSABET ETMEZ BİZE...

 

TOPLUM KENDİNİ DEĞİŞTİRMEZSE ALLAH DEĞİŞTİRECEK DEĞİLDİR


MUSİBETLER GELİRSE NASIL DUA EDELİM


GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN !!


ERHAN AKTAŞ - KADER, ECEL VE MUSİBET




AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

 

4Efendi, komuta eden                                                                                     

22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması (52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.                                              

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.                           

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü.                                                                       

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik        parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.                                                    

35Öldürmek, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek.                                                                                                                                        

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.                                                                                                                         

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.                                                            

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.                                                                                                                        

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.          

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir. Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.                                      

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.                                     

201Benlik, kişilik, öz varlık.                                                                                         

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.                                                                                                                      

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm            resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.

 271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.                                                      

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.                 

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

 311Sıkıntı veren.                                                                                                                  

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.                                                                                                                                 

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.         

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.                                                          

499Tanık olan, şahit olan.                                                                                                                     

 

                                                                                                                     

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder