|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
|
Allah’ın adıyla Rahman Rahim. |
CENNET VE CEHENNEM
Cennet ve cehennem ile ilgili gurup ayetleri aldığım cennet
ve cehennem adlı çalışmamızın 2. Kısmıdır. Bu ayet grupları için genelde yorum
yapmadım. Ayetler cennet ve cehennem ile ilgili bir çok konuda bizlere
bilmediklerimizi öğretir. Artık akledip yolun doğrusuna girmenin zamanı gelmedi
mi ?
Artık gözü olan
görsün, kulağı olan duysun, aklı olan akletsin.
Dileyen Rabb’ine
doğru bir yol tutar.
Lütfen Yüce Allah’ın
ayetlerini dikkatlice okuyalım.
CENNET VE CEHENNEM 1 - YASİN ÖZKAN
CENNET VE CEHENNEM 2 - YASİN ÖZKAN
CENNET VE CEHENNEM 3 - YASİN ÖZKAN
CENNET VE CEHENNEM 4 - YASİN ÖZKAN
CENNET VE CEHENNEM 5 - YASİN ÖZKAN
*
7/36 Büyüklük
taslayarak, ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş halkıdırlar. Onlar,
orada sürekli kalıcıdırlar.
7/37 Allah'a
iftira eden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha haksız kim olabilir?
Kitaptaki nasipleri onlara erişecektir. Nihayet resullerimiz, canlarını almak
için onlara geldiğinde, "Allah'tan başka yakardığınız ilahlar
nerede?" dediklerinde; onlar da: "Onlar bizden uzaklaşıp
gittiler." dediler. Kafir olduklarına dair kendi aleyhlerinde tanıklık
ettiler.
7/38 Dedi
(Allah): “Girin ümmetlere/topluluklara; muhakkak ki halife65 oldu sizden
önce ateşe (cehenneme); cinden91 ve insandan”; ne zaman girdi bir
ümmet305; lanet etti (ümmet) kız kardeşine; ta kiyakaladıkları/ yetiştikleri* zaman
orada (cehennemde) topluca; dedi sonraki (ümmet) onların önceki (ümmeti) için:
“Rabbimiz! Bunlar dalalete128 sürüklediler bizleri; öyle ki ver onlara bir
kat (daha) azap ateşten; dedi (Allah):“Hepsi içindir bir kat; fakat
bilmezsiniz.” *Birbirlerini, birbirlerine.
7/39 Öncekiler
de sonrakilere: "Sizin, bizden iyi bir tarafınız yoktu. O halde
kazandıklarınıza karşılık azabı tadın." dediler.
7/40 Ayetlerimizi
yalanlayan ve büyüklenenler var ya, onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar
deve iğnenin deliğinden geçmedikçe, Cennet'e giremeyeceklerdir. Mücrimleri
böyle cezalandırırız.
7/41 Onlar
için cehennemden döşek ve örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.
7/42 İman
edip salihatı yapanlar- ki hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını
yüklemeyiz- Onlar, orada sürekli kalacaklardır.
7/43 Göğüslerinde
tasadan ne varsa çıkarıp almışız. Yanı başlarında ırmaklar akmaktadır. Derler
ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz kendiliğimizden
doğru yolu bulamazdık. Ant olsun ki Rabb'imizin resulleri gerçeği
getirmişlerdir." Onlara: "İşte yaptığınız işlere karşılık, hak
ettiğiniz Cennet budur." diye seslenilir.
7/44 Cennet
halkı, Cehennem halkına, "Rabb'imizin bize söz verdiklerinin gerçek
olduğunu gördük; siz de Rabb'inizin size söylediklerinin gerçek olduğunu
gördünüz mü?" diye seslenirler.Evet. derler. Aralarından bir çağırıcı,
"Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun." diye bağırır.
7/45 Onlar,
Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyen ve Ahireti de inkar
eden kimselerdi.
7/46 İki
taraf arasında bir hicap vardır. Ve A'raf' üzerinde de hepsini simalarından
tanıyan kimseler vardır. Henüz Cennet'e girmemiş olan, fakat girmeyi uman
Cennet halkına: "Size selam olsun." diye seslendiler.
7/47 Bakışları
ateş halkı tarafına döndürülünce de "Ey Rabb'imiz! Bizi zalim halkla
beraber bulundurma." derler.
7/48 A'raf
halkı, yüzlerinden tanıdıkları kimselere de: "Çokluğunuz da, tasladığınız
büyüklük de size bir yarar sağlamadı." dediler.
7/49 Cehennemliklere;
"Allah, hiçbir rahmete erdirmeyecek diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar
mıydı?" Onlara: "Girin Cennet'e, artık size korku yoktur. Üzülecek de
değilsiniz." denir.
7/50 Ateş
halkı, Cennet halkına, "Suyunuzdan veya Allah'ın rızık olarak verdiği
şeylerden biraz da bize verin." diye feryat ederler. Onlar, "Allah,
bu ikisini Kafirlere haram kılmıştır." derler.
7/51 Onlar
ki, dinlerini bir oyun ve eğlence yerine koydular. Dünya hayatı onları aldattı.
Onlar, karşılaşacakları bugünü unuttukları ve ayetlerimizi bile bile inkar
ettikleri gibi, biz de onları unuturuz.
7/52 Gerçekten
Biz, onlara, iman etmek isteyen bir halk için, bilgiye göre açıkladığımız; yol
gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
7/53 Onun
verdiği haberin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun haberinin gerçekleştiği
gün, daha önce onu unutmuş olanlar diyecekler ki: "Gerçekten Rabb'imizin
resulleri gerçeği getirmişler. Acaba bir şefaatçi var mıdır ki bize şefaatte
bulunsun veya geri döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?"
Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Uydurdukları şeyler
kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur.
*
15/39 İblis: "Rabbim! Beni azdırmandan dolayı,
ben de yeryüzündeki her şeyi cazip göstererek, kesinlikle onların hepsini
azdıracağım.
15/40 "Ancak
onlardan muhles kulların hariç."
15/41 Allah: "Bu, Bana varan dosdoğru
yoldur." dedi.
15/42 Sana uyan azgınlar hariç, kullarım üzerinde
hiçbir yaptırım gücün yoktur.
15/43 Onların tamamının buluşma yeri Cehennem'dir.
15/44 Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya onlardan
bir grup ayrılmıştır
15/45 Takva sahipleri, Cennetlerde ve pınarların
başlarındadırlar.
15/46 Onlara: "Güven ve esenlik içinde oraya
girin." denecek.
15/47 Ve onların göğüslerindeki kötü duyguların
tamamını yok ettik. Onlar, kardeşler olarak, tahtlar üzerinde karşı karşıya
otururlar.
15/48 Orada, kendilerine hiçbir yorgunluk dokunmaz
ve oradan hiç çıkarılmayacaklardır
15/49 Kullarıma haber ver: "Ben, Çok
Bağışlayıcıyım, Kesintisiz Rahmet Sahibiyim."
15/50 Fakat azabım, elem verici bir azaptır.
Ayet grubunu kısaca yorumlayalım. 15/39 öncesini okursanız
çok iyi olur. Yüce Allah ile iblis arasında geçen konuşmadan ve olaylardan
bahseder. Bunun sonucu insanları azdırmak için şeytan Yüce Allah'tan izin alır.
Şeytanın muhles olan kulların üzerinde bir etkisi olmadığını görürüz ayette. Ayrıca
cehennemin 7 kapısından bahseder ayet. Arapçada yedi sayısı çokluk ifade eder.
Yani tam 7 kapı olabileceği gibi en az yedi ve çokça kapıda olabilir.
Sonrasında cennet nimetlerinden de bahseden Rabb'imiz 15/49 kullarının
Kendisi'nin çok bağışlayıcı ve kesintisiz rahmet sahibi olmasını bilmelerini isterken aynı zamanda azabının da çok elem
verici, şiddetli olduğuna işaret eder. Yüce Allah'ın azabından kimse emin
olamaz. O yüzden elimizden
geldiğince hatta çok daha fazlasıyla Yüce Allah'a takvalı olalım, olalım ki
kurtuluşa erenlerden olmayı umut edebilelim.
*
16/27 Sonra Kıyamet Günü, onları rezil edecek. Ve
"Hani uğrunda ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" diyecek.
Kendilerine ilim verilenler, "Rezillik ve kötülük, bugün Kafirlerin
üzerinedir." diyecek.
16/28 Melekler, kendilerine haksızlık yapanların
canlarını alacakları zaman, onlar, teslimiyet içinde: "Biz, kötü bir iş
yapmadık." dediler. Hayır! Kuşkusuz, Allah, yapmış olduğunuz şeyleri çok
iyi bilendir.
16/29 O halde, içinde ebedi kalıcılar olarak
Cehennem'in kapılarından girin! Büyüklük taslayanlar için ne kötü bir yerdir
orası.
16/30 Ve takva sahiplerine: "Rabb'inizin
indirdiği şey nedir?" denildi. "İyilik." dediler. Bu dünyada,
iyilik yapanlar için iyilik vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır.
Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
16/31 İçinden ırmaklar akan Adn Cennetlerine
girerler. Orada, onlar için diledikleri şeyler var. İşte Allah, takva sahiplerini
böyle ödüllendirir
16/32 Melekler, onların canlarını tayyib şekilde
alırlar. "Selam size. Yapmış olduğunuz iyi şeylere karşılık girin
Cennete." derler.
16/33 Kendilerine meleklerin gelmesinden veya
Rabb'inin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler
de böyle yapmışlardı. Allah onlara haksızlık yapmadı. Fakat onlar kendilerine
haksızlık yapıyorlardı.
16/34 Böylece yaptıklarının kötülükleri onlara
isabet etti. Alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
Allah'a ortak koşanların cehennemlik olduğu belirten
yüzlerce ayetlerdendir bu ayet grubu da. Cennet ve cehennemden bahseden bu
ayetler takva sahibi olmaya dikkat çeker. Ayrıca azabı hak edende, kendine
zulmedende, kendine haksızlık edende yine insanın kendisi olduğunu öğretir Yüce
Allah ayetlerinde. Allah insana azap etmez, Allah haşa zalim değildir. Aksine
çok merhametlidir. Ancak uyarılarını da açıkça yapmış ve kurallara bağlamıştır.
Sünnetullahından asla ödün vermeyecek olan Yüce Allah azabı hak edene de
verecektir. Bu dünya hayatında, dünyayı isteyip, ahireti, hesabı, azabı gözetmeden
yaşarsak, hesap zamanı geldiğinde bu umursamadığımız şeyler bizleri
kuşatacaktır. Yüce Allah'ın vurduğu bağ, kimsenin vurduğu bağa benzemez.
89/23
İzin Günü Cehennem ortaya getirilir. O gün insan neyin ne olduğunu anlar, ancak
bunun ona bir yararı olmaz.
89/24
"Ah keşke hayattayken, ahiret hayatım için hazırlık yapmış olsaydım."
der.
89/25
Artık İzin Günü, O'nun azabı hiç kimsenin azabına benzemez.
89/26
O'nun vurduğu bağ, hiç kimsenin vurduğu bağa benzemez.
*
18/100 Ve sunduk/gösterdik cehennemi o gün
kâfirler25 için; bir sunuş/bir gösterme.
18/101 Kimseler; oldu gözleri onların bir örtü
içinde, zikrimden (Kur’an’ımdan); ve oldular güç yetiremeyenler bir işitmeye.
18/102 Yoksa Kafirler, Benim yanım sıra evliya
edinebileceklerini mi sandılar? Biz, Cehennem'i Kafirlere bir ikram olarak
hazırladık.
18/103 De ki: "Size, yaptıklarından dolayı en
çok kayba uğrayanları haber verelim mi?"
18/104 "Onlar, dünya hayatında iyi işler
yaptıklarını sanırlarken, yaptıkları boşa gitmiş olan kimselerdir."
18/105 İşte onlar, Rabb'lerinin ayetlerini ve O'na
kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu nedenle onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir.
Artık kıyamet günü onlara hiçbir değer vermeyiz.
18/106 Küfretmeleri, ayetlerimi ve Resullerimi alaya
almaları nedeniyle onların cezaları Cehennem'dir.
18/107 İman edip, salihatı yapanların ikramı Firdevs
Cennetleridir.
18/108 Orada devamlı kalırlar. Asla ayrılmak
istemezler.
Kısaca özetleyelim. Hak yolunu hak etmeyenlerin Kur'an'dan
nasiplenemeyerek cehenneme atılacaklarını anlarken, aynı zamanda da cehennemden kurtuluşunda yalnız Kur'an ile olabileceğini
idrak ederiz. Yüce Allah'tan başkalarını veli/evliya (vekil, veli, evliya
çalışmasına bakınız) edinenlerin sonu hüsran olacaktır. Ahirette de dünyada da
tek velimiz, tek yardımcımız Yüce Allah'tır. Bu insanlar müşrik olmuşlardır.
Çünkü Yüce Allah'ın değil evliya edindiklerinin söylediklerine, yazdıklarına
tabi olmuşlardır. Allah'ın astından ilahlar edinmişlerdir. Bu nedenle de Yüce
Allah bu kimselerin dünyada yaptığı tüm her şeyi boşa çıkaracaktır. Bu kimseler
ahirette değersiz olacaklardır, her ne ile gelirlerse gelsinler. Bunun nedenini
de Yüce Allah açıkça belirtir. Ayetleri inkar etmeleri, gerçeği gizlemeleri ve
resulleri alaya almaları. Resul illa insan olmak zorunda değildir. Burada
kastedilen insan resullerde olabilir, kutsal kitaplarda. Kur'an'da bir
resul/elçidir. Hatta insan resullerden çok daha büyük bir resuldür. Bu durumun
tam tersi davrananların ise yerinin ayrılmak istemeyecek kadar güzel ve tüm
ihtiyaçların karşılıksız karşılanacağı, Yüce Allah tarafından söz verilen
cennet olacaktır.
*
19/60 Ancak tevbe edip, iman eden ve salihatı
yapanlar hariç. İşte onlar Cennet'e girecekler ve onlara hiçbir şekilde
haksızlık yapılmayacaktır
19/61 Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz
verdi. Kuşkusuz O'nun sözü gerçekleşecektir.
19/62 Onlar, orada boş söz işitmezler. Ancak
"selam" işitirler. Ve orada, onların sabah akşam rızıkları vardır.
19/63 İşte bu, kullarımızdan takva sahibi olanlara
miras olarak vereceğimiz Cennet'tir.
Tevbe edip /Yüce Allah izin verirse) kabul edilirse ve
düzeltici, iyiye yönelik işler yapılırsa Yüce Allah cenneti söz vermiştir.
Orada ki sohbetlerin boş olmadığını, canımızın sıkılmayacağını anlarız ayetten.
Selam demek, iyilik, güzellik, esenlik demektir. İslam selam,teslimiyet
dinidir. Sabah akşam ise Arapçada süreklilik ifade eder. Yani sürekli, hiç
kesilmeyen bir rızık. Bu kimseler cennetin mirasçısı olacaklarmış. İnşaallah
Yüce Rabb'imiz bizi bu kimselerin içine katar.
*
19/68 Rabb'ine
ant olsun ki, onları ve şeytanları kesinlikle bir araya toplayacağız. Sonra
onları Cehennem'in kenarında diz üstü çökmüş olarak hazır tutacağız.
19/69 Sonra,
her topluluktan, Rahman'a karşı kim başkaldırmışsa onları mutlaka ortaya
çıkaracağız.
19/70 Sonra Biz, onu kimlerin hak ettiğini elbette daha iyi
biliriz.
19/71 Sizden
oraya gelmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabb'inin üzerine aldığı kesinleşmiş bir
yargıdır.
19/72 Sonra
Biz takva sahiplerini kurtuluşa erdireceğiz. Ve zalimleri, orada diz üstü
çökmüş halde bırakacağız.
19/85 O
gün takva sahiplerini Rahman'ın huzurunda konuk olarak toplayacağız.
19/86 Mücrimleri
de susamış olarak Cehennem'e süreceğiz.
Bu ayet
topluluğu için söylenecek en önemli şey 19/71 deki "oraya"
kelimesidir. Daha doğrusu oraya derken orası neresidir? Kur'an bütünlüğünden,
ayet anlatısından ve zamirin işaretinden anlarız ki orası mahşer yeri yani
hesap görülen yerdir. Anlarız ki hesap görme herkes için geçerlidir. Hesap
görme yerine herkes ama herkes gelecektir. Orada hesap görülecek herkes hak
ettiğini alacaktır. Yaptıklarına karşılık olarak içlerinde sürekli kalacakları
yerlere gönderileceklerdir. Asilik yapan, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların süresiz yeri kötü
bir konaklama yeri olan cehennem olmasına karşı takva sahiplerinin yeri ise
Yüce Allah'ın dilemesi ve mağfireti ile cennet olacaktır. Bu cennet ehli kurtuluşa erenler
olacaklardır ve cennetten asla çıkmak istemeyeceklerdir. Ayrıca gene Kur'an'dan
biliyoruz ki cehennem ehline her yerden ölüm gelmesine rağmen ölmelerine izin
verilmeyecektir. Cennet ehli ise tahtlarda, döşeklerde, kendilerine hizmet
edenler ve sohbet arkadaşları verilmiş şekilde her istedikleri şeyden ve her
seferinde farklı nimetlerle rızıklandırılacaklardır.
*
21/97 Uyarıldıkları
gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür.
"Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize
haksızlık etmişiz."
21/98 Siz
ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleriniz, Cehennem'in odunusunuz. Siz oraya
gireceksiniz.
21/99 Eğer
onlar gerçekten ilah olsalardı, Cehennem'e girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli
kalacaklardır.
21/100
Onlar için orada bir inleme vardır ve onlar orada kendi inlemelerinden
başka bir şey işitmezler.
21/101
Bizden kendilerine iyilik ulaşanlar, işte onlar, ondan uzaklaştırılanlardır.
21/102
Onlar, Cehennem'in uğultusunu bile duymazlar. Ve onlar canlarının
istediği şeylerin içinde sürekli kalacaklardır.
21/103
O en büyük dehşet, onları kaygılandırmayacak. Ve melekler, "İşte
bu, size söz verilen gününüzdür." diye onları karşılayacaklar.
21/104
O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü düreriz. Onu ilk yarattığımız
gibi yeniden yaratacağız. Bu Bizim katımızdan verilmiş bir sözdür. Kuşkusuz
sözümüzü yerine getiririz.
21/105
Ve ant olsun ki Biz, zikirden sonra zeburda, arza salih kullarımızın
varis olacağını yazdık.
21/106
Bunda kulluk eden bir toplum için açık bir duyuru vardır.
Ayetleri
dikkatlice inceleyelim;
21/97 de
kafir olanlar hesap gününü de reddedenlerdir. Gerçekle karşılaştıklarında şok
olurlar. Allah kimseye azap etmez. Kafirlerin cehennemi hak etmelerinin nedeni
kendi elleriyle yaptıklarının sonucudur. Bunlar şirk koşanlardır. Şirk
koşanları Yüce Allah asla affetmeyecektir.
21/98 Bu
şirk koşanlardan bahseden Yüce Rabb'imiz hem şirk koşanları hem de şirk
koşulanların yerinin cehennem olduğunu bildirir. Yalnız şirk koşulan yani İlah
edilenin böyle bir iddiası olması
şart değildir. Yani ben tanrıyım diye ortaya çıkmasına gerek olmaksızın dinde hüküm
koyarsa, İslam harici din oluşturursa, Yüce Allah'ın ayetlerini inkar ederse
veya bir kısmına inanır bir kısmını da reddederse, kendi hevalarına göre
ayetleri eğip bükerse bunları da servis ederse işte bu tanrılık iddiasıdır.
Bunlara hadis kitap yazarları, mezhep önderleri, tarikat liderleri, cami
hocaları v.s. gibi kimseleri örnek verebiliriz.
21/99 ve 21/100 de Yüce Allah eğer onlar
gerçekten tanrı olsalardı cehenneme girmezlerdi, oysa ki oraya atıcam onları
der. Ve yalnız kalıp yalnız azap edileceğini ayetten anlarız, yalnız kendi
inlemelerini duyarlarmış. 21/101 Rabb'imizin iyiliği sayesinde cehennemden
uzaklaşabileceğimizi anlarız.
21/102 ve
21/103 de Ve cennettekileri rahatsız edecek hiç bir şey olmadığını hatta
cehennemliklerin uğultularını bile duymayacaklarını söylerken Yüce Rahman'ımız
aynı zamanda cehennemde olanlarında azaptan inim inim inlediği mesajını vermektedir.
Cehennemin büyük dehşet verici bir yer olduğuna da işaret eden Yüce Allah
verdiği sözün mutlak yerine geleceğinin ve Kendi'sinin en iyi söz veren olduğunu
v sünnetullahının mutlak yerine geleceğini bizlere öğretir.
21/104 de
tüm evreni yok edeceğini belirtir. Yeniden ve yeni bir evren yaratılacağı
mesajını verir. Kur'an'dan anladığımızda bu şekildedir zaten. Tüm evren yok
edilecek ve henüz yaratılmamış olan içinde cennet ve cehennem evrenleri olan
yeni bir evren yaratılacaktır. Zaten dönüşün Allah' olacağı, yeni yaratılışın
olacağı mesajlarını da başka ayetlerde verir Yüce Rabb'imiz.
21/105 ve
21/106 da da Yüce Allah'ın gönderdiği tüm kitaplarda bunları belirttiğini ve bu
belirtilen olaylarında inananlar için açık bir beyan olduğunu belirtir.
*
22/19 Bu iki karşıt taraf, Rabb'leri hakkında
mücadele eden, birbirlerine iki düşmandır. Bunlardan Kafirler için ateşten
biçilmiş elbiseler vardır. Onların başlarının üstünden kaynar sular dökülecek!
22/20 Bununla iç organları ve derileri eritilecek.
22/21 Ve onlar için demirden topuzlar vardır.
22/22 Azaptan
kurtulmak için ne zaman oradan çıkmak isteyecek olurlarsa, yakıcı azabı
tatmaları için oraya geri döndürülürler.
22/23 Allah, iman eden ve salihatı yapanları,
içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak. Onlar, orada altından bilezikler ve
inciler ile süslenirler. Elbiseleri ipektendir.
22/24 Sözün temiz-hoş olanına yönlendirildiler.
Hamid'in yoluna yönlendirildiler.
Bu iki
karşıt taraf tahmin edildiği gibi inanan ve inanmayanlardır. Cennet ve
cehennemde olacaklardan bahseder Yüce Rabb'imiz. Cehennemdeki bir azap olan demir
topuz sadece bu ayette belirtilir. İçinden ırmaklar diye çevrilen ayetlerin
tamamında (en azından kontrol etttiklerimde) aslında altından ırmaklar anlamı
vardır. Maden altın değil, bir şeyin alt tarafı manasında. Bir de 22/20 de iç
organları diye çevrilen yer de aslında karınlarının içi olmalıdır. İç kısım
anlamına gelen bu kelimenin iç organlar diye çevrilmesi de bir anlamda doğru
olacaktır. İçilen bir kaynar su var ve içildiğinde içeride ne varsa
eritecektir.
*
23/102
Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir
23/103
Ve kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir;
Cehennem'de sürekli kalıcıdırlar.
23/104
Ateş yüzlerini yalar ve onlar, orada acıyla somurtup kalırlar.
23/105
"Ayetlerim size okunduğunda; onları yalanlayanlar siz değil
miydiniz?"
23/106
Dediler ki: "Rabb'imiz! Azgınlığımıza yenilen sapkın bir
halktık."
23/107
"Rabb'imiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak
zalim olduğumuz kesinleşmiş olur.
23/108
Dedi ki: "Sinin orada! Ben'den boşuna bir şey istemeyin!"
23/109
Gerçek şu ki, kimi kullarım: "Rabb'imiz! Biz iman ettik; bizi
bağışla, bize merhamet et, merhametlilerin en iyisi sensin." diyorlardı.
23/110
"Siz ise onları alaya aldınız; öyle ki Benim öğütlerimi kulak ardı
ettiniz. Onların haline gülüyordunuz."
23/111
"Gerçek şu ki, bugün onlara sabretmelerinin karşılığını verdim.
Onlar kazançlı çıkanlardır."
23/112
Allah: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" dedi.
23/113
"Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Hesabını tutanlara
sor!" dediler.
23/114
"Sadece az bir süre kaldınız. Keşke o zaman bunu kavramış olsaydınız."
dedi.
23/115
"Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi
sandınız?"
23/116
"Şunu bilin ki, gerçek egemenlik sahibi olan Allah, çok yücedir.
O'ndan başka ilah yoktur. O şerefli arşın Rabb'idir."
Ayet
grubundan kısaca bahsedelim; Hesap gününde kimseye haksızlık edilmeyeceğini
biliyoruz. Tartının ağır veya hafif gelmesi kabaca sevap ve günahların bir
tartıda tartılacağı gibi düşünebiliriz. İnsanın yaptıkları, yapması gerekirken
yapmadıkları, iyilikleri, kötülükleri veya akla gelen gelmeyen zerre kadar
hatta zerreden daha küçük olacak şekilde haksızlık edilmeden ne var ne yok
ortaya konacağı bir ölçme yeridir tartı, terazi.
Bu ölçümde
tartı ağır gelirse cennettesin, hafif gelirse ise cehennemdesin. Eğer şirk
koşmadıysan Yüce Allah günahları bağışlayıp, suçları örterek hafif gelen tartının
ağır gelmesini sağlayabilir, bu Yüce Allah'ın şefaatidir. Tartısı hafif geleceklerin genelde ayetleri yalanlayanlar olduklarını anlarız. Ve bu kimseler
ikinci bir şans isterler. Artık cehennem sözü üzerlerine hak olmuştur. Dünyada
iken ne yaptıklarını, ne yapmadıklarını ve ne yapmaları gerektiğini anlayan bu
cehennemlik kimseler son bir umutla bizi bir daha dünyaya gönder, salih amel
işleyelim. Eğer gene ayetlerini yalanlarsak o zaman zalim olduğumuz kesinleşir
diye bir hak daha istemelerine rağmen Yüce Allah onlara bu şansı vermez. Onlara öğüt alıcının öğüt alması
kadar zaman vermiştir zaten. Fakat sabredenlere de kazançları verilir.
Ayrıca dünya
hayatının cennet ve cehennem hayatına göre oldukça kısa olduğunu anlarız. Dünyadaki
insan hayatı ahiret hayatına göre bir günün bir kısmı kadar hatta birkaç saat
kadar olduğunu ayetten anlarız. Bu bildiklerinizi dünyada kavramış olsaydınız
bunlar başınıza gelmezdi. Boşa yaratıldığınızı ve yaratıcınıza dönmeyeceğinizi
mi sandınız diye ahiret hayatında olacak bir konuşmayı örnek veren Yüce
Rabb'imiz varlığın üzerinde tek egemen kendisi olduğunu, kendisinin yüce
olduğunu, kendisinden başka ilah olmadığını ve evrene tüm yasaları koyup,
ölçülendirip, işleyişini düzenleyip, kusursuz şekilde idare edenin, yerde ve
göklerde kim veya ne varsa kendisine ait olduğunu bir kez daha bizlere öğretir,
hatırlatır.
*
25/11 Hayır! Onlar Sa'at'i1 yalanladılar. Ve Biz, o
Sa'at'i yalanlayanlara alevli ateş hazırladık.
25/12 Cehennem onları uzak bir yerden gördüğü zaman,
onun öfkelenmesini ve uğultusunu işittiler.
25/13 Çaresizlik içinde, dar bir yere atıldıkları
zaman orada yok olmak için yakaracaklar.
25/14 Bugün bir kez değil, defalarca yok olmayı
isteyin.
25/15 De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa
takva sahipleri için bir ödül olan, dönüş yeri olarak söz verilen süresiz
Cennet mi?"
25/16 Onlar için orada diledikleri her şey süresiz
olarak vardır. Bu Rabb'inin yerine getirmeyi üstlendiği bir sözdür.
25/17 Ve O Gün, onları ve Allah'ın yanı sıra kulluk
ettikleri şeyleri toplar, sonra da onlara: "Kullarımı siz mi saptırdınız
yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?" der.
25/18 Dediler ki: "Seni tenzih ederiz, Senden
başka veliler edinmek bize yakışmaz. Ancak Sen, onları ve atalarını bolca
nimetlendirdin, nihayet onlar öğüdüne uymayı boş verdiler. Ve helak olmayı hak
eden bir halk oldular."
25/19 İşte onlar söylediklerinizden dolayı sizi
yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve
sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.
Gene ayetler apaçık. Değinmek istediğim nokta Sa'at
kavramıdır. Sa'at kavramı her şeyin yok olacağı andır. Yani şu anda kıyamet
kopması diye adlandırdığımız olaydır. Kıyamet kopması diye adlandırdığımız her şeyin
yok olacağı bu an aslında Şerefli Kur'an'ımızda Sa'at diye geçmektedir. Kıyamet
ise kıyam kökünden gelir. Kıyam ayağa kalma dikelme demektir. Yani yok oluş
sonrası dirildiğimiz zamandır. Cehennemde tarif edilemez şiddetli bir azap
olacağı işaretini veren Yüce Rabb'imiz, cennetin anahtarının yolunu da bu ayet
grubunda bizlere öğretir. Bu anahtar takva sahibi olmaktır. Yani Yüce Allah'ın
dediklerine uymaktır, hudutlarından çıkmamaktır, kul olmanın kuralları içinde
kalmaktır. Buda anca Biricik Kur'an'ımızı okumakla,
anlamakla, öğrenmekle çalışmakla ve bunu sürekli yaparak Yüce Allah'ın
kelamlarının sürekli hafızamızda olmasını sağlamakla olacaktır. Bu şekilde olmalıdır
ki bize apaçık düşman olan, tek işi gücü bizi doğru yoldan çıkarmak olan iblis
ve iblis milletinin bize verdiği vesveselerden takva ile korunalım. Her durumda
Yüce Allah'ın Şerefli Kur'an'ımızda bize öğrettiklerine göre davranalım. Budur
takvalı olmak, budur Yüce Allah'a sığınmak. Takvalı olacaklar yalnız Yüce Allah'a takvalı olsunlar.
*
25/63 Rahman'ın kulları yeryüzünde alçak
gönüllülükle yürürler. Cahiller, onlara laf attıkları zaman, "Selam."
derler.
25/64 Onlar, Rabb'lerinin buyruklarına tabi olmada
ve yerine getirmede önlem alırlar ve özenli davranırlar.
25/65 Onlar: "Rabbimiz Cehennem azabını bizden
uzaklaştır. Kuşkusuz onun azabı sürekli bir yok oluştur." derler.
25/66 Kuşkusuz o, kötü bir konaklama yeri ve
konaktır.
25/67 Onlar, infak ettikleri zaman israf da cimrilik
de etmezler. Bu ikisi arasında bir denge kurarlar.
25/68 Onlar, Allah'la birlikte başka bir ilaha dua
etmezler. Allah'ın haram kıldığı canı geçerli bir neden olmadıkça öldürmezler.
Zina yapmazlar. Kim bunları yaparsa günah işlemiş olur.
25/69 Kıyamet Günü onun azabı katlanır ve orada
sürekli horlanmış olarak kalır.
25/70 Ancak tevbe eden, iman edip salihat yapanlar
hariç. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, Çok
Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
25/71 Kim tevbe eder ve salihatı yaparsa, kuşkusuz
o, bağışlanmış olarak Allah'a döner.
25/72 Onlar, yalan yere tanıklık etmezler. Boş ve
anlamsız bir şeyle karşılaştıkları zaman, onurlu ve erdemlice oradan
uzaklaşırlar.
25/73 Onlara, Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı
zaman, onlara karşı kör ve sağırmış gibi görmezden gelmezler.
25/74 Ve onlar, "Rabb'imiz! Eşlerimizden ve
soyumuzdan bize göz aydınlığı bağışla. Ve bizi takva sahiplerine önder
yap!" derler.
25/75 İşte onlar, sabretmelerine karşılık yüksek
makamlarla ödüllendirilecekler. Orada saygınlık ve esenlik dilekleriyle karşılanacaklardır.
25/76 Sürekli orada kalacaklardır. Orası ne güzel
bir konaklama yeri ve konaktır.
25/77 De ki: "Başkasına yalvarmanız olmazsa
Rabb'im sizi ne yapsın?" Oysaki siz yalanladınız. Bunun karşılığını
yakında göreceksiniz.
Bu ayet grubunda cennete gireceklerin özelliklerinden
bahsedilir, bu kişilerin yüksek yerlerde/yüksek makamlarda olacağını, bu
kimseleri bu derece bakımından üstün yerlere koyacağını söyler Yüce
Rahman'ımız. Cennetinde, cehenneminde bize katmanlı/dereceli olduğunu Yüce
Allah bizlere öğretmişti. Bu ayet grubundan bu yüksek makamların her ne kadar
cennette daha yüksek bir kademe olduğunu düşünsem de gene de cennet kelimesi
geçmediğinden, çalışmanın en sonunda oluşturacağım (sonuç kısmı) tabloya
işaretleri koymadım.
Fakat bu ayetleri çalışmama koymadan da olmazdı. Lütfen çok
dikkatli bir şekilde Yüce Rabb'imizin yukarıdaki ayetlerini okuyunuz.
*
33/63 İnsanlar sana Sa'at'ten soruyorlar. De ki:
"Onun bilgisi yalnızca Allah'ın yanındadır." Ne bilirsin belki de o
Sa'at yaklaşmıştır.
33/64 Allah, Kafirlere lanet etmiştir. Onlar için
alevli ateşi hazırlamıştır.
33/65 Orada sürekli kalıcıdırlar. Orada bir koruyucu
ve yardımcı bulamazlar.
33/66 Yüzlerinin ateşin içinde bir taraftan bir
tarafa çevrileceği gün: "Keşke biz, Allah'a ve Resul'e itaat etseydik."
derler.
33/67 "Ey Rabb'imiz! Biz büyüklerimize ve
beylerimize uyduk, onlar da bizi yanlış yola saptırdılar." derler.
33/68 "Rabb'imiz! Onlara iki kat azap ver ve
onları büyük bir lanete uğrat."
Sa'at (25/19 a bakınız) konusunda Yüce Rabb'imiz bizi biraz
daha bilgilendirir. Zamanını yalnızca kendisi bildiğini söyler. Zaten gaybı
yalnız Yüce Allah ve izin verdikleri, izin verdiği kadar bilirler. Bunlar resuller veya melekler olabilir.
Bizlerde Kur'an'da bazı gayp haberini Yüce Allah'tan almış bulunuyoruz. Kafirlerin
ateşte olduğunu bu ayettevde belirten Yüce Rabb'imiz, bu azabın süresiz
olduğunu da tekrar açıklar. Eğer bu kafirler Allah'a ve resulüne itaat etselerdi
(yalnız Muhammed kastedilmez, tüm resuller, tüm zamanlarda) kurtuluşa
erebilirlerdi. Resule itaat = Kur'an'a itaattir. Resul Kur'an'dan başka bir şey
getirmemiş, yapmamıştır. Resule itaat ASLA hadislere itaat değildir. Hadislerin
tamamı zandır. Lütfen Resule itaat konu başlığı çalışmama bakınız. Bu ayetlerde
dikkat edilmesi gereken bir hususta bu kişilerin bir şeye uydukları, yani bir
din üzerine uydukları fakat Yüce Allah'a uymadıkları anlaşılır. Bu kimselerin
uydukları, mealde büyüklerimize ve beylerimize ile gelen kök kelimelerin asıl
anlamları aşağıdaki gibidir.
Sadetena
;
usta olmak ya da olmak, kafa, şef, reis, egemen, efendi, derebeyi , kural,
yönetmek, hükümdarlık, üzerinde); hakim olmak, baskın olmak, üstünlük sağlamak
Kubera'ena
;
kabara u (kabr) yaşını aşmak, daha yaşlı olmak, büyük, büyük, büyük olmak ya da
olmak; büyümek, artmak, çoğalmak, olmak daha büyük, daha büyük veya daha büyük;
olmak, ünlü olmak, önem kazanmak, olmak, önemli; çok büyük olmak, çok büyük
olmak, ayak parmağı büyük, ayak parmağını da baskıcı hale getirmek, acı verici,
çok üzücü, çok külfetli; dayanılmaz görünmek, çok zor, çok zor hale gelmek,
aşılmaz görünüyor, uzatmak, genişletmek, genişletmek, güçlendirmek.
Yani bu kimseler kendi zamanlarında, kendi zamanlarındaki
söz sahibi olan, toplumun yöneticisi olan (kral olur, şef olur, firavun olur
v.s.), topluma hakim olan sözü isteyerek yada zorla dinlenilen, anne, baba,
dede gibi aile büyükleri, din adamları (Kur'an'da din adamı olayını onaylamaz),
daha önemli olan, ileri gelen, zengin olan, tanınan, işin ehli sanılan, kural
koyan, baskı kuran v.s. gibi şahıslara uymuşlar, onların gösterdiği yoldan
gitmişler, onların dinine tabi olmuşlar. Ama bunlar asla Yüce Allah'ın hak yolu
olmamış.
Ancak sapmalarına vesile olmuş. İşte bu Yüce Allah'ımızın
onaylamadığı, Kur'an'da da istenmediği söylenen ATA DİNİ dir.
*
35/32 Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere
Kitap'ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan
bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle
hayırlarda önde giderler. İşte büyük fazilet budur.
35/33 Onların girecekleri yer Adn Cennetleridir.
Orada, altından bilezik ve incilerle süslenecekler. Giysileri ise ipektendir.
35/34 "Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun.
Rabb'imiz gerçekten Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir."
derler.
35/35 "O ki, bizi lütfundan kalınacak bir yurda
yerleştirdi. Orada bize bir yorgunluk dokunmayacak ve orada bize bir usanç
gelmeyecek."
35/36 Kafirlere gelince, onlar için Cehennem ateşi
vardır. Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar. Onların azaplarından da
hafifletilmez. İşte bütün Kafirleri böyle cezalandırırız.
35/37 Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar:
"Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka, düzgün amel
yapalım." Size dünyada öğüt dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek
kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık
zalimler için bir yardımcı yoktur.
35/38 Kuşkusuz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir.
Kuşkusuz O, göğüslerde olanı en iyi bilendir.
Kitaba mirasçı olanlardan zulmedenler ve orta yol tutanlar
(inanıp, inanmamak arası) bir de hayırlarda öne geçenler varmış. Bu hayırlarda
öne geçenler olmamızı söyler Rabb'imiz. Sonra cennet ve cehennemden sahneler
örnek verir. Cehennemden çıkmak için şans isteyenlerin örneklerini vererek bu
kimselere öğüt almaları için yeterli zamanlarının olduğunu hatırlatır. Öğüt
alsaydınız zamanında der. Uyarıcı da gönderdik uysaydınız der. Kendine
zulmedenler zalimler olarak artık cehennemde kalacak, yardımcıları olmayacak,
süresiz azabı tadacaklar mesajını verir. Bu gerçek bir sahnedir lütfen
düşünelim. Gaypdan (bu ayette gelecekten) bir haberdir, bir sahnedir.
Sonrasında Yüce Rabb'im göklerin ve yerin öncesini ve sonrasını ve her ne varsa
bildiği gibi insanlarında göğüslerindekini yani açıkladıklarını da,
gizlediklerini de bildiğini bizlere öğretir, hatırlatır.
*
36/54 Artık bugün kişi, hiçbir haksızlık görmeyecek.
Sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
36/55 Kuşkusuz Cennet ehli bugün keyifli bir uğraş
içindedir.
36/56 Onlar ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerine
kurulmuşlardır.
36/57 Orada onlar için meyve ve gönüllerinin çektiği
her şey vardır.
36/58 Rahmeti kesintisiz Rabb'den söz selamdır.
36/59 Ey mücrimler! Bugün ayrılın!
36/60 Ey Ademoğulları! Ben, size "Şeytana
kulluk etmeyin, o sizin için apaçık düşmandır, diye uyarıda bulunmadım
mı?"
36/61 Bana kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
36/62 Ant olsun ki sizden birçoklarını saptırdı.
Sizde bunu anlayacak akıl yok muydu?
36/63 İşte, uyarılmış olduğunuz Cehennem budur.
36/64 Kafir olduğunuz için bugün oraya girin!
36/65 Bugün onların ağızlarını kapatırız. Bize
elleri konuşur, ayakları da kazandıkları şeylere tanıklık eder.
36/66 Eğer dileseydik, elbette gözlerini kör ederdik
de yol bulmak için koşuşturup dururlardı. Yollarını nasıl bulacaklardı ki?
36/67 Eğer dileseydik, oldukları yerde sabit bir
şekle dönüştürürdük, ileri gitmeye de geri dönmeye de güç yetiremezlerdi.
Lütfen dikkatlice okuyuz. Bir iki konuyu anlatmak isterim.
36/56 da ki eşler dünyadaki karı-koca değildir. Çünkü her eş birlikte cennete
giremeyecektir. Giren olsa bile kademesi farklı olduğundan belki aynı yerde
olamayabilir. Burada Rabb'imizin bir rahmeti olarak verilecek olan sohbet
arkadaşlarıdır. Vakit geçirecekleri, paylaşımlar yapacakları kimselerdir. Mücrimler kelimesi suçlu olanlar anlamındadır.
Uzuvların şahitlik edeceğini de gene ayetten anlarız.
*
37/13 Kendilerine öğüt verildiği zaman, öğüdü
dikkate almıyorlar.
37/14 Ve bir ayet gördükleri zaman eğlenceye
alıyorlar.
37/15 "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey
değildir." diyorlar.
37/16 "Öldüğümüz; toprak ve kemik olduğumuz
zaman, yeniden diriltileceğiz öyle mi?"
37/17 "Yok olup gitmiş atalarımız da mı?"
37/18 De ki: "Evet, aşağılanmış olarak."
37/19 Artık o tek bir haykırıştır. O zaman neyin ne
olduğunu görecekler
37/20 "Eyvah bizlere! İşte bu Din
Günü'dür" derler.
37/21 Bu, yalanladığınız Fasıl Günü'dür.
37/22 Toplayın o zulmedenleri, eşlerini ve onların
kulluk ettikleri şeyleri;
37/23 Allah'ın yanı sıra. Artık onlara Cehennem
yolunu gösterin.
37/24 Onları durdurun! Kuşkusuz onlar sorumludurlar.
37/25 Size ne oldu da dünyadaki gibi
yardımlaşmıyorsunuz?
37/26 Hayır! Onlar O Gün teslim olmuşlardır.
37/27 Karşılıklı olarak birbirlerini suçluyorlar.
37/28 "Gerçek şu ki siz bize, hep sağ taraftan
geliyordunuz." derler.
37/29 "Hayır, siz zaten iman eden kimseler
değildiniz." derler.
37/30 "Bizim sizin üzerinizde yetkimiz yoktu.
Bilakis, siz azmış bir halktınız."
37/31 "Artık Rabb'imizin Söz'ü üzerimize hak
oldu. Kuşkusuz biz, azabı tadacak olanlarız."
37/32 "Biz, sizi azdırdık, çünkü biz
azgındık."
37/33 Onlar, O gün azapta ortaktırlar.
37/34 Mücrimleri böyle cezalandırırız.
37/35 Onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilah
yoktur." denildiği zaman büyüklük taslayanlardı.
37/36 "Mecnun bir şair için ilahlarımızı terk
edenler mi olacağız?" derlerdi.
37/37 Bilakis, o, Hakkı getirdi ve gönderilmiş
Resulleri doğruladı.
37/38 Siz, kesinlikle elim azabı tadacak
olanlarsınız.
37/39 Sadece yapmış olduğunuz şeyin karşılığını
alacaksınız.
37/40 Allah'ın muhles kulları hariç.
37/41 Onlar için bilinen bir rızık vardır.
37/42 Onlara meyveler ikram edilecek
37/43 Naim Cennetleri'nde.
37/44 Karşılıklı tahtlar üzerinde.
37/45 Etraflarında kaynaklardan doldurulmuş kaseler
dolaştırılır.
37/46 Berrak, içenlere lezzet veren.
37/47 İçinde kötü etkisi olan bir şey yoktur. Ve
ondan onların akılları karışmaz.
37/48 Yanlarında bakışlarını koruyanlar vardır.
37/49 Onlar, iyi korunmuş yumurta gibidir.
37/50 Birbirleriyle karşılıklı sohbet ediyorlar.
37/51 İçlerinden biri dedi ki: "Benim yakın bir
arkadaşım vardı."
37/52 Diyordu ki: "Sen gerçekten ahireti doğrulayanlardan
mısın?"
37/53 "Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz
zaman, gerçekten cezalandırılacak mıyız?"
37/54 "Siz yakından bilenler misiniz?"
derdi.
37/55 Derken yakından tanık oldu. Onu Cehennem'in
ortasında gördü.
37/56 "Vallahi az kalsın beni de
mahvedecektin." dedi.
37/57 "Eğer Rabb'imin nimeti olmasaydı, ben de
Cehennem'e atılanlardan olurdum."
37/58 "Biz artık bir daha ölmeyeceğiz, öyle
değil mi?"
37/59 "İlk ölümümüzden başka ölüm görmeyecek,
azaba uğratılacaklar da olmayacağız."
37/60 Bu gerçekten en büyük başarıdır.
37/61 Çalışanlar, bunun gibi şeyler için çalışsın.
37/62 İkram olarak bu mu daha iyi, yoksa zakkum
ağacı mı
37/63 Biz, onu zalimler için bir fitne yaptık
37/64 O, Cehennem'in dibinde çıkan bir ağaçtır.
37/65 Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
37/66 Onlar, ondan yiyecekler ve karınlarını onunla
dolduracaklardır.
37/67 Sonra da onun üstüne kaynar su karıştırılmış
bir içecek vardır.
37/68 Sonra dönecekleri yer, kesinlikle Cehennem'dir
37/69 Onlar, atalarını sapkın bir halde buldular.
37/70 Kendileri de onların izleri üzerinde
koşturdular
37/71 Ant olsun ki onlardan öncekilerin çoğu
sapkındı.
37/72 Ant olsun ki onlara içlerinden uyarıcılar
gönderdik
37/73 Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir
bak!
37/74 Ancak Allah'ın muhles kulları hariç.
*
38/49 Bu bir öğüttür. Kuşkusuz takva sahipleri için
iyi bir gelecek vardır.
38/50 Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
38/51 Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek
çok meyve ve içecek sunulur.
38/52 Ve yanlarında, bakışlarını koruyan yaşıtlar
vardır.
38/53 İşte bu, Hesap Günü için size söz
verilenlerdir.
38/54 Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
38/55 İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü
bir gelecek vardır.
38/56 Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü
bir yataktır.
38/57 İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
38/58 Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
38/59 İşte bunlar da sizinle birlikte azaba
katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek
olanlardır.
38/60 Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık
yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!"
dediler.
38/61 "Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun
ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
38/62 "Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz
adamları görmüyoruz?" derler.
38/63 Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa
buradalar da biz mi görmüyoruz?
38/64 Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri
kesinlikle gerçektir.
*
39/71 Kafirler bölük bölük Cehennem'e sürülürler.
Oraya vardıklarında, kapıları açılır. Cehennem'in bekçileri onlara:
"İçinizden size Rabb'inizin ayetlerini okuyan, sizi bu gününüzle
karşılaşacağınıza dair uyaran Resuller gelmedi mi?" derler. Onlar:
"Evet geldi." derler. Fakat azap sözü Kafirlerin üzerine gerçekleşti.
39/72 "İçinde sürekli kalmak üzere Cehennem'in
kapılarından girin!" denir. Büyüklük taslayanların kalacakları yer ne kötüdür.
39/73 Rabb'lerine karşı takva sahibi olanlar grup
grup Cennet'e sevk edilirler. Oraya vardıklarında, onun kapıları açılır. Onun
görevlileri, onlara: "Selam sizlere, siz aklandınız! Sürekli kalmak üzere
ona girin." derler.
39/74 Onlar da: "Hamd, bize verdiği sözü yerine
getiren Allah'a özgüdür. Bizi bu yere varis kıldı. Cennet'te istediğimiz yerde
kalabiliyoruz. Çalışanların ödülü ne güzel." derler.
39/75 Melekleri, arşın çevresini kuşatmış olarak,
Rabb'lerini övgü ile yücelttiklerini görürsün. Artık onların aralarında Hakk
ile hüküm verilmiştir. "Alemlerin Rabb'ine hamdolsun." denir.
CENNETLİKLER ÖLÜNCE DİREK CENNETE Mİ GİDER ?
*
40/47 Ateşin içinde birbirlerini suçlarlar; güçsüz
olanlar, büyüklük taslayanlara: "Biz size uyduk, şimdi siz ateşin bir
kısmını bizden savabilir misiniz?" derler
40/48 Büyüklük taslayanlar: "Hepimiz onun
içindeyiz. Artık Allah, kulları arasında hükmünü verdi." derler
40/49 Ateşte olanlar, Cehennem görevlilerine:
"Rabb'inize dua edin de bir gün de olsa azabı bizden hafifletsin."
derler.
40/50 Görevliler: "Resulleriniz, size kanıt
içeren bilgilerle gelmediler mi?" derler. Onlar: "Evet,
geldiler." derler. Görevliler: "O halde kendiniz yalvarıp yakarın;
Kafirlerin duası ancak boş ve anlamsızdır." derler.
40/51 Biz, Resullerimize ve iman edenlere dünya
hayatında ve tanıkların tanıklık edecekleri günde kesinlikle yardım ederiz.
40/52 O Gün zalimlere, mazeretleri yarar sağlamaz.
Onlara lanet okunacak ve yurtların en kötüsü onlar içindir.
*
40/70 Bu Kitap'ı ve Resullerimizle gönderdiklerimizi
yalanlayanlar elbette yakında gerçeği anlayacaklar.
40/71 O vakit boyunlarında halkalar ve zincirler
olduğu halde sürüklenecekler.
40/72 Kaynar suda sonra ateşte yakılacaklar.
40/73 Sonra onlara: "Şirk koştuklarınız
nerede?" denir;
40/74 Allah'tan başka. "Onlar, bizi ortada
bırakıp kayboldular. Demek ki daha önce yakardıklarımız bir hiçmiş."
derler. İşte Allah, Kafirleri böyle sapkınlıkta bırakır
40/75 İşte bu, yeryüzünde hak hukuk tanımaksızın
şımarıp azmanız nedeniyledir.
40/76 Orada sürekli kalmak üzere Cehennem'in
kapılarından girin. İşte, büyüklenenlerin yeri ne kötüdür!
Cehenneme gireceklerin kitapları ve resulleri
yalanladığını, şirk koştuklarını, Yüce Allah'ın hudutlarından çıkıp
şımardıklarını, böbürlendiklerini anlarız. Şirk koştuklarının hiçbir faydasını
göremeyen bu müşrikler yanlış yaptıklarını anlarlar. Fakat artık iş işten
geçmiştir. Bu davranışlarından dolayı boyunlarında zincirlerle, halkalarla
sürüklenerek kaynar su ve ateşte yakılacaklardır. Bu Yüce Allah'a kul olmaktan
böbürlenenlerin cezasıdır. Sürekli cehennemde kalacaklardır.
*
41/19 O Gün, Allah'ın düşmanları bir araya getirilip
topluca ateşe sürülecekler.
41/20 Nihayet oraya geldikleri zaman, yapmış
oldukları şeylere; işitme, görme duyuları ve bedenleri kendi aleyhlerine tanıklık
ederler
41/21 Bedenlerine, "Niçin aleyhimize tanıklık
ettiniz?" dediler. Bedenleri de: "Bizi, her şeyi konuşturan Allah
konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz."
41/22 "İşitme ve görme duyunuz ve bedeniniz
aleyhinize tanıklık eder diye sakınmıyordunuz. Yapmakta olduğunuz birçok şeyi
Allah'ın bilmediğini zannediyordunuz.
41/23 "İşte Rabb'iniz hakkındaki bu zannınız,
sizi helake sürükledi. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz."
41/24 Artık dayanabilirlerse, onlar için konaklama
yeri ateştir. Eğer özür beyan edip af isteseler de onlar affedilecek olanlardan
değillerdir.
41/25 Ve hedefledik/tanımladık/atadık onlara
kardeşler; öyle ki süslediler onlara iki ellerinin arasındakini ve
arkalarındakini215; ve hak/gerçek oldu söz/kelam ümmetler305 üzerlerine;
muhakkak ki halife65 oldu onlardan önce cinden210 ve insandan;
doğrusu onlar oldular hüsrana uğrayanlar.
41/26 Kafirler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin,
gürültü edin, belki üstün gelirsiniz." dediler.
41/27 Böylesi Kafirlere şiddetli bir azap
tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsü ile kesinlikle cezalandıracağız
41/28 İşte böyle! Allah'ın düşmanlarının cezası
ateştir. Ayetlerimizi bilerek reddetmeleri nedeniyle ceza olarak, onlar için
orada ebedilik yurdu vardır.
41/29 Ve dedi kâfirlik25 etmiş kimseler:
“Rabbimiz4! Göster bize ikisini; dalalete128 sürükledi ikisi bizleri;
cinden210 ve insandan; koyalım/yapalım ikisini ayaklarımızın altına; olmaları
için sefillerden.”
41/30 "Rabb'imiz Allah'tır." deyip,
dosdoğru olanlara gelince, onlara melekler gelerek: "Korkmayın ve
üzülmeyin. Söz verildiğiniz Cennet'le sevinin!" derler.
41/31 "Biz, dünya hayatında ve ahirette sizin
evliyanızız. Orada canlarınızın istediği her şey vardır ve istediğiniz her şey
emrinizdedir."
41/32 "Çok Bağışlayıcı ve Rahmeti Kesintisiz
olan tarafından bir ikram olarak."
Kelime anlamı açısından birkaç şey söylemek isterim.
41/19 ve 41/28 de Allah'ın düşmanları diye çevirilen
a'daullahi / ea'da'u / عدو kelimesine Allah'ın düşmanları diye çevirmek kısmen
doğrusudur fakat bu kelimenin anlamlarını bilirsek daha doğru değerlendiririz.
ea'da'u
:
koşmak, hızlanmak, dörtnala gitmek, yarış, geçmek, vazgeçmek, ayrılmak,
üzerinden geçmek, atlamak, yapmamak,, rahatsız etmek, muaf, hariç, saldırgan, düşmanca
eylemlerde bulunmak, saldırmak, baskın yapmak, engellemek, birinin sınırlarını
aşmak veya sınırlar, aşmak veya aşmaya neden olmak, ayrılmak düşman gibi davranmak,
düşmanlık yapmak, karşı koymak, itaatsizlik etmek, muhalefet, aykırı davranmak,
bulaştırmak için gibi anlamlara gelir.
Bu anlamları
okuduğumuzda ayetler daha bir anlam kazanmaktadır. Bu Allah'ın düşmanları
denilenlerin nasıl kimseler olduğuna dair bize çok güzel fikirler verir.
41/20 gibi ayetlerde uzuvların konuşup aleyhimize tanıklık
edeceklerini bazı mealciler abartılı bazıları da mecazi gibi anlamlandırsalar da
aynı parmak uçlarına kadar yaratılacağımız ayetindeki düşündükleri gibi (kimi
abartılı kimi mecazdır derler) ben bunlara katılamayacağım. Bence uzuvlarımız
aynen ayetteki gibi dile gelecekler ve parmak izlerimize kadar aynı yaratacak
Rabbîmiz kanaatindeyim.
En
doğrusunu Yüe Allah bilir.
41/24 cehennemdeki konaklama ateş içinde, ateş ile ve farklı
azap ile olacaktır. Ve affedilmeyeceklerdir. Dayanabilirlerse diye Yüce
Allah'ın söylemesinden 2 anlam çıkartıyorum. Birincisi dayansalar da
dayanmasalar da fark etmeyecek. Azap aynı şekilde devam edecek.
İkincisi dünyadayken bir düşünün
bakalım bu ateşe/ azaba dayanabilecek misiniz ki dünyada zalimler oldunuz.
Dünyada ufacık bir yeriniz yandığında nasıl bir acı hissediyorsunuz, cehennem
azabı ise bambaşka olacak ona nasıl dayanacaksınız, akledip hesaplamıyor musunuz,
şeklinde iki düşünceyi bana anlatıyor. Aşağıdaki ayeti de hatırlayalım.
2/175
İşte onlar, hidayete karşılık sapkınlığı satın alanlardır; bağışlanmaya
karşılık azabı. Ateşe ne kadar dayanıklıdırlar!
*
43/68 "Ey
kullarım! Bugün size korku yoktur. Siz üzülmeyeceksiniz."
43/69 "Ayetlerimize iman edenler ve teslim
olanlarsınız."
43/70 Cennete girin. Siz ve eşleriniz en iyi şekilde
ağırlanacaksınız."
43/71 Onların etraflarında altından tepsiler ve
bardaklarla dolaşılır. Orada, canların çektiği, gözlerin hoşlandığı her şey
vardır. Ve siz orada sürekli kalacaksınız.
43/72 İşte bu, yaptıklarınıza karşılık, mirasçı
kılındığınız Cennet'tir.
43/73 Sizin için orada yiyeceğiniz pek çok meyve
vardır.
43/74 Kuşkusuz mücrimler, Cehennem azabında sürekli
kalacak olanlardır.
43/75 Onlardan azap hafifletilmez. Onlar, orada
umutlarını kesmiş olanlardır.
43/76 Biz onlara haksızlık yapmadık. Fakat onlar
kendi kendilerine haksızlık yaptılar.
43/77 "Ey malik! Rabb'in bizim aleyhimize hüküm
versin." diye seslenirler. "Siz böyle kalacaksınız." dedi.
43/78 Ant olsun ki size Hakk'ı getirdik. Ancak
çoğunuz Hakk'tan hoşlanmadınız.
43/79 Yoksa onlar kesin karar mı verdiler? Biz de
kesin kararlıyız!
43/80 Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını
duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır! Onların yanlarında bulunan elçilerimiz her
şeyi kaydediyorlar.
*
44/43 Zakkum ağacı,
44/44 Günahkarların yemeğidir.
44/45 Erimiş maden gibi karınlarında kaynar.
44/46 Kaynar suyun kaynaması gibi.
44/47 "Onu tutun! Cehennem'in ortasına
sürükleyin."
44/48 "Sonra başına azap olarak kaynar su
dökün.
44/49 Tat bakalım! Hani sen gerçekten çok güçlü ve
şerefli biriydin!
44/50 Bu, sizin kendisinden kuşku duyduğunuz şeydir.
44/51 Kuşkusuz takva sahipleri güvenli bir yerde
olacaklar;
44/52 Bahçelerde ve pınar başlarında.
44/53 İpekten ve atlastan elbiseler giyerler,
karşılıklı otururlar.
44/54 İşte böyle. Ve onları güzel gözlü hurilerle
eşleştirdik
44/55 Orada güven içinde her türlü meyveden
isterler.
44/56 Orada bir daha ölümü tatmazlar. Onlar Cehennem
azabından korunmuştur.
44/57 Bunlar senin Rabb'inden bir armağandır. İşte
bu, en büyük kurtuluştur.
Zakkum ağacının azap verici bir yiyecek olduğunu ve
cehennemin ortasında yetiştiğini ayetlerden biliyoruz. Sanırsam cehennemlikler
sadece bundan yiyecekler. Bir şey yeme ihtiyaçları olacak. Bu ayet grubunda
çarpıtılan 44/54 ayeti üzerinde konuşmak isterim. Bu ayeti güzel
gözlü kadınlarla, güzel gözlü cariyelerle yada güzel gözlü bakirelerle
evlendiririz diye çevirirler. Bu şekilde hem anlam bakımından yanlış olur
hem de bu ödülün sadece erkeklere verileceği anlaşılır. Oysa ki Kur'an bütünlüğünde
cezada da, ödülde de ibadette de kadın-erkek ayrımı yoktur. Kur'an bütünlüğü
göz önüne alınarak kelimelere bakıp asıl anlamını anlamaya çalışalım.
44/54 Kezalik, ve zevvecnahum bi
hurin in.
كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ
بِحُورٍ ع۪ينٍۜ
Çeşitli mealler ;
İşte böyle. Ve onları güzel gözlü
hurilerle eşleştirdik.
Aynı şekilde onlara çok güzel eşler
veririz.
İşte böyle! Biz onları, (güzel) gözlü
hurilerle* (de)
eşleştirmiş (olacağ)ız.
İşte böyle… Ceylan gözlü hurileri de
yanlarına (hizmetçi olarak) veririz
İşte böyle olacak. Ve Biz onları sıradışı
güzellikte bir bakış, pırıl pırıl (bir kalp) taşıyan eşlerle birleştireceğiz.
Evet böyle (olacak); hem onları iri gözlü
hurilerle evlendirmişizdir.
İşte (emir) böyledir. Onlara bembeyaz,
şahin gözlü hurileri eş yapdık.
Örnek verilebilir.
Not: 52/20 ayetinde de aynı kelimelerle geçmektedir.
ve
zevve cnahum زوج
evlendirmek ve çifleştirmekte kelime anlamlarının içinde
olan bu kelime aynı zamanda çiftlere katılmaki çifti ikiz, istihdam etmek,
paralellik, teslim olmak, birleşmek, eşleştirmek için çift oluşturmak, çiftler
halinde olmak gibi anlamlara gelir.
* Bu kelimeyle anlatılan bir eşleştirmedir, çiftlemedir
illa evlendirmek manası aranmamalıdır. Belki bir evlilik gibi bir şey söz
konusu olsa dahi dünyadaki gibi evlen, çocuk yap, çalış gibi bir evlilik
olmaktan çok, ruh ikizi dediğimiz her kouda anlaşılan, her konuda mütabık
kalınan, her konuda hoş sohbet edilebilecek
bir eş, bir arkadaş, bir yoldaş manası taşımaktadır. Şu anki hayalimizde
oluşturabileceğimiz en iyi dost misali.
bihurin حور
Bu kelime için huriye erkek veya dişidir demek imkansızdır.
Bu kelimeye cinsiyet manası yüklemek anlamsızdır. Aşağıda anlamlarına bakalım.
dönmek, geri çekilmek, azalmak, azalmak, azalmak,
değiştirmek, değiştirmek, tadil etmek, dönüştürmek, yeniden düzenlemek, yeniden
modellemek, değiştirmek yuvarlamak ( ھ hamur); yapmak, beyaz, beyazlat ( ھ
s.th.); ağartmak , kumaş) III konuşmak, toplanmak, bir araya gelmek, konuşma (
å s.o. ile); tartışmak, tartışma,
tartışma IV (جوابا jawāban ile), cevapla, cevapla (yalnızca olumsuzlamalarla)
V'ye, değiştirilmek, değiştirilmek, tadil edilmek, dönüştürüldü, yeniden
düzenlendi, yeniden şekillendirildi, Devam etmek ve tartışmak için
değiştirilmiş VI, حور ḥawar beyaz kavak (ayrıca ḥaur olarak telaffuz edilir);
kabuğu tabaklanmış koyun derisi, reyhan; beyaz arasında belirgin bir kontrast,
korneanın ve irisin siyahının, حارة hāra pl. -çeyrek, kısım gibi anlamlara gelir.
*Huri bir amaç için değiştirilmiş, yeniden tadil edilmiş,
yeniden düzenlenmiş yeniden şekillendirilmiş bir şeymiş.
iynin عين
Bu kelimenin anlamı ise ne güzel gözlü ne iri gözlü gibi
gözün fiziksel özelliğini tarif eden bir şey değildir. Anlamları şu şekildedir.
Göz açıp kapayıncaya kadar, aniden, bir anda.
Kelimelerin anlamlarına baktığımızda anladığım cennetteki
kimse için her anına uygun olacak şekilde anlık değişen (o kimsenin hoşlanacağı
şekilde) şekilde yeniden yapılandırılmışlarla
eşleştirilmişler.
44/54 ayetinin meali aşağıdaki gibi kelime anlamları
bakımından daha doğru olacağı kanaatindeyim.
44/54 İşte böyle;
eşleştirdik (onları) anında değişen, yeniden yapılandırılmışlarla.
56/35,36,37,38 ayetlerine de bakılsın.
HURİLER İLE İLGİLİ İBRAHİM ESİNLER ANLATISI
En
doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
45/7 Bütün
yalancı günahkarların vay haline
45/8 Böyle
kimseler, kendilerine okunan Allah'ın ayetlerini duyduktan sonra, büyüklük
taslayarak sanki hiç duymamış gibi davranır. Artık onu can yakıcı bir azapla
haberdar et.
45/9 Ayetlerimizden
bir şey öğrendikleri zaman, onu alay konusu edinirler. İşte onlar için
alçaltıcı bir azap vardır
45/10 Cehennem peşlerindedir. Kazandıkları şeyler ve
Allah'ın yanı sıra edindikleri veliler onlara bir yarar sağlamaz. Onlar için
büyük bir azap vardır
45/34 "Bugüne kavuşmayı nasıl umursamadıysanız,
Biz de bugün sizi umursamıyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Ve sizin için bir
yardımcı da yoktur." denir.
45/35 İşte bu, Allah'ın ayetlerini alay konusu
etmeniz nedeniyledir. Sizi, dünya hayatı aldattı. Artık bugün onlar,
Cehennem'den çıkarılmazlar. Ve onlardan özür de kabul edilmez.
*
46/13 "Rabb'imiz Allah'tır." deyip, bu
sözlerine bağlı kalanlar için hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
46/14 İşte onlar Cennetliktirler. Yaptıklarına
karşılık, orada sürekli kalacaklardır
46/15 Biz insana, anne ve babasına çok iyi
davranmasını öğütledik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle bıraktı.
Onun taşınması ve ayrılması otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına ulaştığı ve kırk
yaşını tamamladığında: "Ey Rabb'im! Bana, anne ve babama bağışladığın
nimetlerin karşılığında şükretmede ve hoşnut olacağın işler yapmada beni
başarılı kıl. Ve soyuma da düzgün ve düzeltici olmayı nasip et. Kuşkusuz ben,
Sana yöneldim. Ve kuşkusuz ben, Sana teslim olanlardanım." dedi.
46/16 Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi
şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan
kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir.
*
50/26 O, Allah ile birlikte başka ilah edindi.
Öyleyse, onu şiddetli azaba atın
50/27 Onun yakını: "Rabb'imiz! Onu ben
azdırmadım, fakat o derin bir sapkınlık içindeydi." der.
50/28 "Huzurumda çekişmeyin! Size daha önce uyarımı
yapmıştım." der.
50/29 "Katımda söz değiştirilmez. Ben kullara
asla haksızlık eden değilim."
50/30 O Gün, Cehennem'e, "Doldun mu?"
deriz. O da "Daha yok mu?" der.
50/31 Cennet, takva sahipleri için uzak değil,
yaklaştırılmıştır
50/32 İşte size söz verilen şey budur. Yönelen ve
koruyanların tamamı içindir
50/33 Gaybda Allah'a huşu duyanların, gönülden bağlı
olanların ödülüdür.
50/34 Oraya esenlikle girin. İşte bu Süreklilik
Günü'dür.
50/35 Onlar için, orada diledikleri her şey vardır.
Yanımızda daha fazlası da vardır.
*
51/11 Onlar, cehalet içinde ne yaptığını
bilmeyenlerdir
51/12 "Din Günü ne zaman?" diye sorarlar.
51/13 O gün onlar, ateşe atılacaklar
51/14 Fitnenizi tadın. Bu, sizin acele istediğiniz
şeydir.
51/15 Takva sahipleri ise cennetlerde ve
pınarlardadırlar.
*
52/11 O Gün yalanlayanların vay hallerine.
52/12 Onlar ki, gereksiz şeylere dalıp
oyalanıyorlar.
52/13 O Gün, Cehennem ateşine sürüklenirler.
52/14 İşte bu, yalanladığınız ateştir!
52/15 Bu sihir miymiş? Yoksa siz mi
görmüyormuşsunuz?
52/16 Oraya girin. Artık dayansanız da dayanmasanız
da sizin için birdir. Yaptığınız şeylerin karşılığını görüyorsunuz.
52/17 Takva sahipleri cennetlerde ve nimetler
içindedirler;
52/18 Rabb'lerinin kendilerine verdiklerinden hoşnut
olarak. Rabb'leri onları Cehennem ateşinden korumuştur
52/19 Yaptıklarınızın karşılığı olarak, afiyetle
yiyin ve için;
52/20 Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Biz,
onları temiz, "güzel bakışlı" hurilerle eşleştirmişizdir.
52/21 İman eden, soyları da iman ederek kendilerine
tabi olan kimselerin, soylarını da kendilerine kattık. Ve onların
yaptıklarından bir şey eksiltmedik. Herkes kendi yaptıklarının karşılığını
alacak.
52/22 Onlara; meyvelerden, etlerden ve canlarının
çektiği şeylerden bol bol sunarız.
52/23 Birbirlerine, saçmalamaya ve günaha yol
açmayan kadehler sunacaklar
52/24 Sedefleri içine gizlenmiş inci gibi gılmanlar,
hizmet için çevrelerinde dolanırlar
52/25 Bir araya gelerek söyleşirler:
52/26 "Doğrusu biz, daha önce ailemizden dolayı
korkuyorduk."
52/27 "Şimdi, Allah, bizi nimetlendirdi ve bizi
kavurucu ateşin azabından korudu."
52/28 "İyi ki daha önce yalnızca O'na yöneldik.
Kuşkusuz ki O, İyilik Yapan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir."
*
55/41 Bilinir/tanınır suçlular
simalarıyla/yüzleriyle; öyle ki tutulur perçemleriyle ve ayaklarıyla.
55/42 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/43 İşte bu cehennemdir; ki yalanlar244 onu
suçlular.
55/44 Tavaf ederler/dolaşırlar onun (cehennemin)
arası ve kaynama derecesinde bir haşlayan arası.
55/45 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/46 Ve kimse içindir; korktu
(o) makamından/ayakta durma yerinden* Rabbinin4; iki cennet*.
*Rabbinin mekanında, O'nun huzurunda hesap vermek için durulan
yerde olmaktan.
**İki cennet evreninin işaret edilmesi insan ve cinlerin
cennetlerinin farklı olacağını düşündürür. Cennetlere girmeyi hak eden insan ve
cin klanından bireyler kendilerine özgü cennetlere gireceklerdir. 55/47 Öyleyse
Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/48 Sahibidir ikisi (iki cennet) dallılar/çatallılar245.
55/49 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/50 İkisindedir iki göz/pınar; akar ikisi.
55/51 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/52 İkisindedir her bir fâkih246 çiftten*.
*Dişi ve erkek özelliği olan.
55/53 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/54 Yaslananlardır serilip döşenenlere doğru;
içleri onun brokardandır247; ve hasadı iki cennetin yakındır/alçaktır*.
*Kolayca ulaşılabilir.
55/55 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/56 İkisindedir (iki cennettedir) kısaltanlar
bakışları*; asla temas etmez onlara251 bir insan öncesinde onların
(insanların); ve de bir cin.
*İlgisi, alakası, sevgisi, bakışı asla uzağa gitmeyen,
uzaklaşmayan.
55/57 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/58 Sanki onlar yakut248 ve mercan249.
55/59 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?23
55/60 Cezası/karşılığı ihsânın250; ihsân250 dışında
mıdır?
55/61 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/62 Ve ikisinin (iki cennetin) astından* iki
cennet (daha).
*Daha alçak seviyede.
55/63 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?23
55/64 Siyahımsı yeşil ikisi.
55/65 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/66 İkisindedir iki göz/pınar; fışkıran ikisi.
55/67 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?23
55/68 İkisindedir bir fâkih246; ve hurma ağacı; ve
nar.
55/69 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/70 İkisindedir bir hayır; bir güzellik.
55/71 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/72 Hûriler251; kısıtlayanlar* (kendilerini)
konak yerlerinde**.
*Çoğul ve aktif isim kelimesi olarak gelmiştir. Hûrilerin
zorla değil kendilerinin isteğiyle kendilerini kısıtladıkları anlaşılır.
**Bulundukları yerleşim yerinden hiçbir
zaman uzaklaşmayan, ayrılmayan, terk etmeyen.
55/73 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/74 Asla temas etmez onlara251 bir insan;
öncesinde onların (insanların); ve de bir cin.
55/75 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/76 Yaslananlardır yeşil yastıklara/döşeklere
doğru; ve rengârenk işlenmiş halılara; müthiş güzel.
55/77 Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini
(siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234
55/78 Bereketlendi252 Rabbinin4 adı/ismi49;
Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.
*
56/12 Naim Cennetlerindedirler.
56/13 Birçoğu öncekilerden.
56/14 Birazı da sonrakilerden.
56/15 İşlemeli tahtlar üzerinde.
56/16 Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
56/17 Yaşamları sürekli kılınmış gençler çevrelerinde
dolaşırlar.
56/18 Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve
billur kadehler ile.
56/19 Ondan; başları ağrımaz ve sarhoş olmazlar.
56/20 Ve beğendikleri meyveler,
56/21 Ve canlarının çektiği kuş etleri,
56/22 Güzel bakışlı huriler.
56/23 Korunmuş inci gibi.
56/24 Yaptıkları iyi şeylere karşılık olarak.
56/25 Orada boş, anlamsız ve günaha sokan şeyler
duymazlar.
56/26 Söz
olarak yalnızca; selam, selam sözü söylenir.
56/27 Sağın adamları! Nedir sağın adamları?
56/28 Dikensiz sedir ağaçları içindedirler.
56/29 Salkım salkım muz ağaçları,
56/30 Uzamış gölgeler,
56/31 Ve çağlayan sular,
56/32 Her türden meyveler,
56/33 Tükenmeyen ve yasaklanmayan,
56/34 Kabartılmış döşeklerdedirler.
56/35 Biz, onları yeni bir düzenleme ile düzenledik.
56/36 Onları dokunulmamışlar yaptık.
56/37 Sahibini yadırgamayan.
56/38 Sağın adamları için.
56/39 Bir kısmı öncekilerdendir.
56/40 Bir kısmı sonrakilerdendir.
56/41 Ve solun adamları! Nedir solun adamları?
56/42 Kavurucu bir azap ve kaynar su içindedirler.
56/43 Ve kara bir dumanın gölgesinde,
56/44 Serin olmayan, faydası olamayan!
56/45 Çünkü
onlar bundan önce varlık içinde zevklerine dalmışlardı.
56/46 Büyük ihanette ısrar ediyorlardı.
56/47 Ve "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını
olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz?" diyorlardı.
56/48 "Bizden önce ölmüş olan atalarımız da
mı?"
56/49 De ki: "Öncekiler de sonrakiler de diriltilecekler."
56/50 Bilinen günün belli olan zamanında kesinlikle
toplanmış olacaklar.
56/51 Sonra siz, ey gerçekten sapkınlıkta olan
yalancılar!
56/52 Kesinlikle zakkum ağacından yiyecek
olanlarsınız!
56/53 Karınlarınızı onunla dolduracaksınız!
56/54 Sonra da onun üzerine kaynar sudan
içeceksiniz.
56/55 Hem de susuz kalmış develerin içişi gibi
içeceksiniz.
56/56 İşte bu, Din Günü'nde onların ziyafetleridir.
**
56/88 Fakat eğer o, yaklaştırılanlardan ise,
56/89 O takdirde, rahat bir hayat, huzur, güzel kokulu
rızık ve nimetlerle dolu bir Cennet vardır.
56/90 Ve eğer o, sağın adamlarından1 ise,
56/91 O zaman sağın adamlarından, "Sana selam
olsun."
56/92 Ama sapkınlıkta olan yalanlayıcılardan ise,
56/93 O zaman kaynar sudan bir ziyafet vardır!
56/94 Ve Cehennem'e atılma vardır.
56/95 Kuşkusuz bu bildirdiklerimiz kesin olarak
gerçektir.
56/96 O halde Azim Rabb'inin adını tesbih et.
*
57/12 O Gün, Mü'min erkekleri ve Mü'min kadınları,
nurları önlerinde ve sağlarında olduğu halde koşarlarken göreceksin.
"Bugün müjdeniz; içinde sürekli kalacağınız, içinden ırmaklar akan
Cennetlerdir. İşte bu büyük kurtuluştur."
57/13 O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar,
iman eden kimselere: "Bize bakın da nurunuzdan biraz yararlanalım."
derler. Onlara: "Arkanıza dönün de oradan nur arayın." denir. O anda
aralarına kapısı olan bir duvar çekilir; duvarın iç tarafı rahmet, dış
tarafında ise azap vardır.
57/14 İman Edenlere, "Biz sizinle beraber değil
miydik?" diye seslenirler. İman Edenler, "Evet, ama siz kendinizi
fitneye düşürdünüz, bekleyip, kuşku duydunuz. Allah'ın emri gelinceye kadar
tutku ve kuruntularınız sizi aldattı. Ve o ğarur da sizi Allah ile aldattı."
dediler.
57/15 Bugün artık sizden kurtuluş fidyesi kabul
edilmez ve Kafirlerden de. Sizin varacağınız yer ateştir. Sizin mevlanız odur.
Ne kötü varış yeridir o.
**
57/19 Allah'a ve Resuller'ine iman edenler; işte
onlar Sıddıklardır. Ve Rabb'leri yanında şahitlerdir. Onların ödülleri ve
nurları vardır. Küfreden ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar Cehennem
halkıdırlar.
57/20 Bilin ki dünya hayatı bir oyundur, bir
oyalanmadır; bir ziynettir, aranızda bir övünmedir, mallarda ve çocuklarda
çokluk yarışıdır. Onun durumu; bitirdiği bitkilerle kafirlerin hoşuna giden
yağmur gibidir. Ardından o bitkileri kurur, onları sararmış görürsün. Sonra da
çer çöp olurlar. Ahirette, şiddetli bir azap da Allah'ın hoşnutluğu ve
bağışlaması da vardır. Dünya hayatı ise aldatıcı bir metadan başka bir şey
değildir.
57/21 Rabb'inizin bağışlamasını, Allah'a ve
Resuller'ine iman edenler için hazırlanmış, genişliği gökle yerin genişliği
gibi olan Cennet'i kazanmak için yarışın. İşte bu, Allah'ın lütfudur. Onu hak
edene verir. Ve Allah, büyük lütuf sahibidir.
*
58/16 Edindiler/tuttular
yeminlerini/sözleşmelerini bir örtü/gizleme; öyle ki saptırdılar/döndürdüler
Allah'ın yolundan; öyle ki onlaradır yıpratan/çöktüren bir azap.
58/17 Onların malları ve evlatları, Allah'tan
gelecek bir şeye karşı, onlara asla yarar sağlamaz. İşte onlar, ateşin
halkıdırlar. Orada sürekli kalacak olanlardır.
58/18 O gün Allah, onların tamamını yeniden
diriltecek. O zaman, size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler. Böylece
bir şey elde edeceklerini sanacaklar. Dikkat
edin! Onlar, kesinlikle yalancıdırlar.
58/19 Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah'ın
öğüdünü onlara unutturdu. Onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Dikkat edin!
Şeytanın taraftarları kesinlikle kaybedenlerdir.
58/20 Allah'a ve O'nun Resul'üne karşı haddi
aşanlar, işte onlar zillet içindedirler.
58/21 Allah: "Ben ve Resul'lerim kesinlikle
galip geleceğiz." diye hükmetmiştir. Kuşkusuz Allah; Mutlak Güç
Sahibi'dir, Mutlak Üstün Olan'dır.
58/22 Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir halkın,
Allah'a ve O'nun Resul'üne karşı haddi aşanlara karşı sevgi duyduklarına tanık
olamazsın; isterse bunlar, babaları, çocukları, kardeşleri veya akrabaları
olsun. Onlar, Allah'ın kalplerine iman yazdığı ve kendilerini, kendinden bir
ruh ile desteklediği kimselerdir. Allah, onları içinden ırmaklar akan
Cennet'lere koyacaktır. Onlar, orada sürekli kalacak olanlardır. Allah,
onlardan hoşnut oldu, onlar da O'ndan hoşnut oldular. İşte onlar, Allah'ın
taraftarlarıdır. Dikkat edin! Doğrusu Allah'ın taraftarları kurtuluşa
erenlerdir.
Allah'a verdiğimiz sözü bozmamız lazımdır. Bu söz Yüce
Allah katında bizim Allah'a biat verdiğimiz bir sözdür. Tek ilah olarak Allah'ı
tanıyıp, söylediklerinden çıkmayacağız sözüdür. Bunu Kur'an'dan anlarız ve bu
sözün hatırlatıcısıda bizzat Kur’an’dır.
Bu sözü bozmak bizi cehenneme götürür. Ayrıca bu sözü
bozdurmak için çabalayan ve insanları bu sözden döndürenlere de (dönene de) çöktüren
bir azap sözü vermiştir Yüce Rahman. Elbette Yüce Allah'ın huzurunda hem bu
sözümüzü hatırlayacağız hem de dünyada yaptıklarımızı. Ayrıca anlaşıldığı bu
kimselere dünyadaki hiçbir şeyleri fayda vermeyecek, azapta sürekli kalacaklar,
işte bunlar yalancılardır. Allah'ın ayetlerine kafirlik etmişlerdir. Bu
kimselere Yüce Allah'ın izni ile şeytan musallat olmuştur ve Yüce Allah'ın
zikrini unutturmuştur bu iblis. Saplandıkları bataklıkta kalmalarını sağlamış
hatta bunu onlara güzel göstermiştir.
Aynı zamanda da Allah taraftarını tarif eden Yüce Rahman,
Allah taraftarı olan birinin, Allah düşmanlarına en yakını da olsa sevgi
duymadıklarını açıkça belirtir Yüce Allah. Gerçek Allah taraftarı birisi Yüce
Allah'ın yardımı ile en yakını bile olsa eğer müşrik ise ondan uzak duran
biridir olarak bizlere öğretir.
*
59/16 Onların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir.
İnsana: "Kafir ol." der. Ne var ki insan Kafir olunca da:
"Kesinlikle ben senden uzağım, ben alemlerin Rabb'i olan Allah'tan
korkarım." der.
59/17 Her ikisinin de sonu, ateşin içinde sonsuza
dek kalmaktır. İşte zalimlerin cezası budur.
59/18 Ey İman Edenler! Allah'a karşı takva sahibi
olun! Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Allah'a karşı takva sahibi
olun. Kuşkusuz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
59/19 Allah'ı umursamayan, böylece kendileri ile baş
başa kalan kimseler gibi olmayın! İşte onlar fasıklardır.
59/20 Cehennemlikler ile Cennetlikler bir değildir.
Cennetlikler, kurtuluşa eren kimselerdir.
*
66/6 Ey
İman Edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı, yakıtı taşlar ve insanlar olan
ateşten koruyun. Onun üzerinde, Allah'ın buyruklarına karşı gelmeyen ve
buyrulan şeyi yapan çok güçlü ve acımasız melekler vardır.
66/7 Ey
Kafirler! Bugün özür dilemeyin! Siz, yalnızca yaptıklarınızın karşılığını
görmektesiniz.
66/8 Ey
İman Edenler! Öğüt veren bir tevbe ile Allah'a tevbe edin. Umulur ki Rabb'iniz,
kötülüklerinizi örter ve sizi altından nehirler akan Cennetlere koyar. O Gün
Allah, Nebileri ve onlarla beraber olanları asla üzmeyecektir. Onların ışıkları
önlerini ve yanlarını aydınlatır. "Rabb'imiz, bizim ışığımızı tamamla ve
bizi bağışla. Kuşkusuz Sen, Her Şeye Güç Yetiren'sin." derler.
66/9 Ey
Nebi! Kafirlere ve münafıklara karşı mücadele et. Ve onlara kararlılık göster.
Onların varacağı yer Cehennem'dir. O ne kötü dönüş yeridir.
*
67/5 Ant
olsun ki Biz, yakın gökyüzünü kandillerle süsledik. Onları, şeytanlar için
asılsız şeyler söyleme malzemesi yaptık. Onlar için ateşin azabını hazırladık.
67/6 Kafirler
için Cehennem azabı vardır. Ve o, ne kötü varış yeridir.
67/7 Oraya
atıldıklarında, onun kaynayan korkunç sesini duyarlar
67/8 Neredeyse
öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya her grup atıldığında, onun bekçileri
onlara: "Size uyarıcı gelmedi mi?" diye sorar.
67/9 Onlar,
"Evet, bize uyarıcı geldi, fakat biz onu yalanladık. Allah, hiçbir şey
indirmemiştir, siz büyük bir sapkınlık içindesiniz." dedik.
67/10 "Eğer dinlemiş veya düşünmüş olsaydık,
şimdi alevli ateşin halkı içinde olmazdık." dediler.
67/11 Böylece suçlarını itiraf ettiler. Rahmetten
uzak olsun Cehennemlikler.
67/12 Rabb'lerine gizlide içtenlikle saygı duyanlara
ise bağışlanma ve büyük ödül vardır.
*
69/19 Kitabı sağından verilen kimse: "Alın,
kitabımı okuyun." der
69/20 Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı
biliyordum.
69/21 Artık o, hoşnut olacağı bir hayat yaşayacak.
69/22 Mükemmel bir bahçede;
69/23 Olgunlaşmış meyveleri dallarından sarkmış bir
haldedir.
69/24 Dünyada yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı
olarak, afiyetle yiyin ve için.
69/25 Kitabı solundan verilen kimse ise: "Keşke
bana kitabım verilmeseydi." de;
69/26 "Hesabımın ne olduğunu hiç
bilmeseydim." der.
69/27 "Keşke o bitmiş olsaydı."
69/28 "Malım-gücüm bana hiçbir yarar
sağlamadı."
69/29 "Bütün saltanatım yok oldu."
69/30 "Onu tutun ve bağlayın."
69/31 "Sonra onu Cehennem'e atın."
69/32 "Sonra onu yetmiş arşın uzunluğunda bir
zincire bağlayın."
69/33 O, O Azim Allah'a inanmıyordu.
69/34 Miskinin yedirilmesini teşvik etmiyordu.
69/35 Artık bugün, onun burada hiçbir koruyucusu
yoktur.
69/36 Ve gislinden başka bir yiyecekleri yoktur.
69/37 Onu, yanlışlarında ısrar edenlerden başkası
yemez.
*
70/15 Hayır! Doğrusu o (cehennem) harlı ateştir.
70/16 Bir soyucu/sıyırıcı kafatasını.
70/17 Çağırır kimseyi; sırtını döndü o; ve
yüz çevirdi.
70/18 Ve topladı o; öyle ki istifledi.
Nasıl bir ateş ki kafatasını sıyırır. Ve nasıl bir yerdir
ki gelmiş geçmiş tüm insanlıktan cehenneme atılacak olanlara her zaman yeri
olan.
*
74/26 Onu
Sakar'a sokacağım.
74/27 Sakar'ın
ne olduğunu sana bildiren nedir?
74/28 O
bırakmaz ve terk etmez!
74/29 Beşeri
yakıp kavurucudur!
74/30 Onun
üzerinedir on dokuz!
**
74/40 Cennetlerde
sorarlar.
74/41 Cürüm
işleyenlerden/suçlulardan.
74/42 Ne
sürükledi sizleri Sekar’a111.
74/43 Dediler:
“Asla olmayız musallinden112”
74/44 Ve
asla olmayız yedirir miskine113.
74/45 Ve
olduk dalar; dalanlarla birlikte.
74/46 Ve
olduk yalanlar din gününü109.
74/47 Ta
ki geldi bizlere kesin olan*.
*Ölüm.
74/48 Öyle
ki, fayda verir değildir onlara şefâati114; şefâatçilerin114.
74/49 Öyle
ki ne oluyor onlara; hatırlatandan/öğüt verenden (Kur’an’dan) engelleyenler/yüz
çevirenler/uzaklaşanlar.
74/50 Sanki
onlar eşekler gibidir; şuursuzca firar eden/ürküp kaçan.
74/51 Firar
etti/kaçtı bir aslandan/bir avcıdan.
74/52 Hayır!
Onların tamamı, kendileri için yazılmış sahifeler gelmesini ister.
74/53 Hayır!
Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.
74/54 Hayır!
Kuşkusuz, o bir öğüttür.
74/55 Dileyen
ondan öğüt alır.
74/56 Allah
dilemedikçe onlar öğüt almazlar. O, takvaya ehildir ve bağışlamaya ehildir.
*
76/4 Kafirler
için zincirler, kelepçeler ve alevli ateş hazırladık.
76/5 İyi
olanlar ise içinde kafur bulunan bir kadehten içerler.
76/6 Allah'ın
kullarının, içtikleri ve diledikleri kadar yararlandıkları bir kaynak.
76/7 Verdikleri
sözü yerine getirirler, kötülüğü salgın bir günden korkarlar.
76/8 İhtiyaçları
olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
76/9 Biz,
sizi yalnızca Allah için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık veya bir teşekkür
beklemiyoruz.
76/10 Biz; yüzlerin asık olduğu, belalı, zor günde
Rabb'imizin azabından korkarız.
76/11 Allah da bu nedenle onları, o günün
kötülüğünden koruyacak. Ve onları, mutluluk ve sevince kavuşturacak.
76/12 Sabretmelerine karşılık onları cennet ve ipek
ile ödüllendirecektir.
76/13 Orada, tahtlara kurulacaklar. Orada ne
şiddetli bir sıcak ne de dondurucu bir soğuk görecekler.
76/14 Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine
sarkacak, meyveleri yemeye hazır olarak yaklaştırılacak.
76/15 Gümüşten kaplar ve billur kupalarla aralarında
dolaşılır.
76/16 Miktarını kendilerinin belirledikleri gümüşten
billur kadehler,
76/17 Ve orada, karışımı zencefil olan kadehler
sunulur.
76/18 Selsebil denilen bir pınardan.
76/19 Ölümsüz gençler aralarında dolaşırlar. Onları
gördüğünde, saçılmış inciler sanırsın.
76/20 Nereye baksan orada nimetler, büyük bir mülk
ve saltanat görürsün.
76/21 Üzerlerinde yeşil ince ipekten ve parlak
atlastan elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süslenecekler. Rabb'leri onlara
tertemiz içecekler sunacak.
76/22 Bu sizin ödülünüzdür. Çabalarınız bu karşılığı
hak etti.
76/23 Kuşkusuz Biz, Kur'an'ı sana parça parça
indirdik.
76/24 Artık Rabb'inin hükmü için sabret. Onlardan,
günahkarlara ve Kafirlere uyma.
76/25 Sabah akşam Rabb'inin ismini an.
76/26 Ve geceden171; öyle ki secde12 et O'na
(Allah’a); ve tesbih31 et O'nu (Allah’ı) bir gece171; uzunca.
76/27 Onlar çabuk geçen dünyayı seviyorlar, zor günü
umursamıyorlar.
76/28 Onları Biz yarattık. Yaratılışlarını
sapasağlam yaptık. Dilersek onları yok eder, yerlerine benzerlerini getiririz.
76/29 Bu bir öğüttür. Artık dileyen onunla Rabb'ine
varan bir yol edinir.
76/30 Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz
Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
76/31 Hak edeni rahmetine alır. Zalimler için ise
acıklı bir azap hazırladı.
*
77/28 O Gün yalanlayanların vay haline!
77/29 Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye
gidin bakalım!
77/30 Üç çatal sahibi gölgeye gidin;
77/31 Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.
77/32 O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.
77/33 Sanki o sarı deve sürüsüdür.
77/34 O Gün, yalanlayanların vay haline!
77/35 Bu, konuşamayacakları gündür.
77/36 Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.
77/37 O Gün, yalanlayanların vay haline!
77/38 Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, ayırma
günüdür.
77/39 Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa,
Bana karşı hemen planınızı uygulayın!
77/40 O Gün, yalanlayanların vay haline!
77/41 Takva sahipleri gölgelerde ve pınar
başlarındadırlar.
77/42 Ve canlarının çektiği meyveler.
77/43 Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve
için.
77/44 İyi olanları işte böyle ödüllendiririz.
*
78/21 Cehennem gözetleme yeri oldu;
78/22 Haddi aşanlar için varacakları yer olarak.
78/23 Orada "ahkaben" kalacaklardır.
78/24 Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de içecek
bir şey.
78/25 Yalnızca kaynar ve kokuşmuş su tadacaklar.
78/26 Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.
78/27 Onlar, hesap görüleceğini ummuyorlardı.
78/28 Ayetlerimizi yalanladıkça yalanladılar.
78/29 Oysa Biz, her şeyi yazıp kaydettik.
78/30 Şimdi azabı tadın bakalım! Artık size azaptan
başka bir şey artırmayacağız.
78/31 Takva sahipleri için ödül vardır;
78/32 Bağlar ve bahçeler,
78/33 Görkemli, dengi dengine,(eşler)
78/34 Ve dolu kaseler.
78/35 Orada yalan da boş söz de duymazlar.
78/36 Bunlar, Rabb'inden hesaba karşılık verilen
ödüldür.
78/37 O, göklerin, yerin ve ikisinin arasında
bulunanların Rabb'idir, Rahman'dır. Ondan bir hitaba, hiç kimse güç yetiremez.
78/38 O gün, o ruh ve o melekler saflar halinde
hazır bulunur. Rahman'ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz. İzin verilen de
doğruyu söyler.
78/39 İşte bu Hakk gündür. Dileyen Rabb'ine varan bir
yol edinir.
78/40 Sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi
ellerinin yaptıklarıyla karşı karşıya gelecek ve Kafir kimse: "Keşke
toprak olsaydım." diyecek.
*
79/34 Fakat o en büyük olay gerçekleştiği zaman.
79/35 O Gün insan ne yaptığını hatırlar.
79/36 Gören kimseler için Cehennem açıkça
gösterilecek.
79/37 Fakat kim azgınlaşmış,
79/38 Yalnızca dünya hayatını tercih etmişse
79/39 Kuşkusuz Cehennem onun için barınaktır.
79/40 Fakat Rabb'inin huzurunda suçlu olmaktan
korkarak, kendisini hevasından uzak tutana,
79/41 Cennet onun için barınaktır.
*
83/22 Ebrar kesinlikle nimetler içindedir,
83/23 Tahtlar üzerinde nimetleri seyre dalarlar.
83/24 Nimetlerin sevincini yüzlerinden anlarsın.
83/25 Onlara mühürlenmiş en leziz, en saf içecekler
içirilir.
83/26 Onun sonu misktir. Yarışanlar bunun için
yarışsınlar.
83/27 Onun katkısı tesnimdir.
83/28 Bir pınardır, yakınlaştırılmış olanların
içtiği.
*
87/11 Şaki olan ondan kaçınır.
87/12 Ki o, büyük ateşe atılacaktır.
87/13 Sonra orada ölüm de yok, yaşam da.
87/14 Doğrusu arınan kimse kurtuluşa ermiştir;
87/15 Rabb'inin adını anıp salla eden.
87/16 Ne var ki siz dünya hayatını tercih
ediyorsunuz.
87/17 Oysaki ahiret hayatı daha hayırlı ve daha
kalıcıdır.
87/18 Bu, önceki sahifelerde de vardı.
87/19 İbrahim'ın ve Musa'nın sahifelerinde.
*
88/1 Ğaşiyenin
hadisi sana geldi mi?
88/2 O
Gün birtakım yüzler öne düşüktür;
88/3 Bitmiş,
tükenmiş olarak.
88/4 Kızgın
ateşe atılacaklar.
88/5 Kaynar
bir kaynaktan içirilirler.
88/6 Onlar
için kuru dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur;
88/7 O,
beslemez ve açlığı gidermez.
88/8 O
Gün birtakım yüzler nimetler içindedirler.
88/9 Yaptıklarından
dolayı hoşnutturlar.
88/10 Mükemmel bir bahçededirler.
88/11 Orada boş söz duymazlar.
88/12 Orada devamlı akan bir pınar vardır.
88/13 Yükseklere kurulmuş divanlar,
88/14 İçime hazır içecekler,
88/15 Sıra sıra yastıklar,
88/16 Serilmiş halılar vardır.
*
89/23 O Gün Cehennem ortaya getirilir. O Gün insan
neyin ne olduğunu anlar, ancak bunun ona bir yararı olmaz.
89/24 "Ah keşke hayattayken, ahiret hayatım
için hazırlık yapmış olsaydım." der.
89/25 Artık O Gün, O'nun azbı hiç kimsenin azabına
benzemez.
89/26 O'nun vurduğu bağ, hiç kimsenin vurduğu bağa
benzemez.
89/27 "Ey mutmain nefs!
89/28 Rızasını kazanarak, razı olarak Rabb'ine dön.
89/29 Kullarıma katıl;
89/30 Cennetime gir."
*
92/4 Çabalarınız
çeşit çeşittir.
92/5 Fakat
kim verir ve takva sahibi olursa,
92/6 En
iyiyi doğrularsa,
92/7 Ona
en kolayı kolaylaştıracağız.
92/8 Fakat
kim cimrilik eder de kendisini müstağni görürse,
92/9 En
iyiyi yalanlarsa,
92/10 Ona en zoru kolaylaştıracağız
92/11 Düştüğü zaman malı ona yarar sağlamaz.
92/12 Kuşkusuz doğru yolu göstermek Biz'e aittir.
92/13 Kuşkusuz ilk de son da Bizimdir.
92/14 Alev saçan bir ateşe karşı sizi uyardım.
92/15 Ona şaki olandan başkası girmez.
92/16 O ki yalanladı ve yüz çevirdi.
92/17 Takva sahibi olan, ondan uzak tutulacak.
92/18 O ki malını vererek arınır.
92/19 Bunu kimseden karşılık beklemeden yapar.
92/20 İsteği yalnızca Yüce Rabb'inin rızasını kazanmaktır.
92/21 Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.
*
102/1 Çoğaltma isteği sizi oyaladı.
102/2 Ta ki ölüp kabirlere girinceye kadar.
102/3 Hayır, asla bildiğiniz gibi değil; yakında
bileceksiniz
102/4 Yine hayır, bildiğiniz gibi değil; yakında
bileceksiniz.
102/5 Hayır, asla bildiğiniz gibi değil, keşke kesin
bilgi ile bilseydiniz.
102/6 Bilesiniz ki kesinlikle alevli ateşle karşı
karşıya kalacaksınız
102/7 Sonra onu gözlerinizle kesin olarak göreceksiniz.
102/8 Sonra O Gün kesinlikle nimetten
sorulacaksınız.
Çoğaltma yarışı ile oyalananlar dünya hayatına kapılıp,
dalıp ahireti düşünmeyenlerdir. Bu nedenle azabı göz ardı ederler, sanki hiç
ölmeyeceklermiş, hesaba çekilmeyeceklermiş, Yüce Allah'a döndürülmeyeceklermiş
gibi. Yüce Allah'ın ahiret ile ilgili bize öğrettiklerinden tabii ki çok daha
fazlası bizleri bekliyor. Yani ahiret hayatını kazanmanın yolları tam olarak
bizlere öğretildi fakat başımıza gelecek azapların hepsi anlatılmamış olduğunu
düşünüyorum. Ahireti hesaba katmayanlar zaten ahiret hakkında bilgisi
olmayanlardır. Zaten Yüce Allah'ın kafirlere vereceği azabı Biricik Kur'an'ımızdan
okuyup da dehşete düşmeyecek, azaptan kurtulmaya çabalamayacak akıl sahibi
yoktur diye düşünüyorum. Bunları hesaba katmayanlar akledemeyen, doğru yolu
bulmada hayvan daha yetersiz (ayettir bu) olanlardır. Hiçbir şey düşünmeden hayvanlar
gibi (ayettir bu) yiyip içenlerdir. Normal aklı olan biri bu uyarıları dikkate
alacaktır. Ayrıca hesabımız Yüce Allah'ın bizlere bahşettiği nimetlerden
olacağını da ayetten anlarız.
CENNETLERDE SOY BAĞI OLANLAR BULUŞACAK MI ?
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
3En yüce övgü/methetme.
4Efendi, komuta eden.
7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.
8Bilen.
9Bilge/bilgelikle hükmeden.
12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.
17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden
sakınanlar.
18Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler.
19Affeden.
20Bağışlayan.
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut
olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak
durmayı işaret eder.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.
Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de
kâfirdirler.
27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun
evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi
olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.
31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce
Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.
35Öldürmek, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede
rahatsız etmek, zarar vermek.
37Güç yetiren.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
48Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin
dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya
bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene
yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre.
49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul
olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En
güzel isimler/sıfatlar O'nadır.
54Sermaye. Yararlanma.
65Sonrası gelen, halef.
63Karşılık, hak edilen.
80Çağırma.
91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde
yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir.
Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır.
Yeşilliklerle örtülü
olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin
kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre
değişir. Bunlar;
>Bir yerleşim yerinde yaşayan
insanların/halkın daha önce görmediği, o kimselere gizli kalmış, örtülü
kalmış yabancı kimseler/insanlar için kullanılır. Kur'an dinlemek için Muhammed
peygambere gelen yabancı insanlar ve Süleyman peygamberin ordusunda görev yapan
yabancı insanlar.
>İblîs ve onun soyu olan varlıklar da cin olarak işaret
edilir. Görünür, elle tutulur olan maddeden/atomlardan yaratılmadıklarımiçin
Rabbimiz onları da cin kelimesiyle işaret etmektedir.
109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın
yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır.
111Cehennem.
112Salla edenler. Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a
yani Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar,
umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı
birmhedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip
edenler.
113Açlık sınırında yaşayan.
114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat
kavramı şeytanın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir.
O'nun astından şefâatçiler ummak şirktir.
128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an
demeyen herkes.
148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin
dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya
bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene
yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre.
162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip
baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler
de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Evren tekil
olarak bir göktür. Bu gök içindeki her bir yer de göktür.
Örnek; galaksinin içindeki bir bulutsu da bir göktür. Bu nedenle
gökler çok sayıda gök içeren evrenimizi işaret eder.
171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır.
Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve
Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.
182Doğrular, dürüstler.
184Ezvâcun; ahiret evreninde cinsiyetin mevcut
olacağını şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz. Cennetlere girmiş olan kimselere
verilen, o kimseye özel olan, sadece o kimseyle bağlantı kuran, o kimsenin cinsiyetine
uygun olarak verilecek olan varlıklar. Bu varlıklar eşleri olan kimselere
sevginin/şefkatin en üst seviyesinde bir bağlantıyla bağlı olacaklardır.
185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var
olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e
secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu.
Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce
Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı
çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah
onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan
okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler
arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha
alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir.
İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. Şansımızı kullanıyoruz.
Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle
mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine
fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal
kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister.
Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce
Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.
212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden
yakın arkadaşlar.
215İki ellerinin yönlenmesiyle edindikleri şeyleri ve
arkalarında bıraktıkları şeyleri.
234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman
suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır.
Evrenimiz dev bir lego gibidir . Bu lego 31 farklı parçadan
oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın
birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.
239Haşmetli, görkemli, heybetli.
240İkrâm, cömertçe/bol bol sunmak, iyilik güzellikle
sunmak, sunarak onurlandıran, şereflendiren.
241Celâl ve İkrâm sahibi
244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek,
yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek. İşaret edilen şeyi inkâr
etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi
olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.
245Efnân; dallar, budaklar, çatallar, bölünmeler
içerenler. Ağaçları kapsamakla birlikte her türlü network yapan canlıları işaret
eder.
246Fâkih kelimesi keyif veren meyveleri işaret eder. Ayrıca
keyif, neşe, sevinç veren; iyi bir yaşam sürmeye katkıda bulunan her türlü
şeyi de işaret eder.
247Sırma veya gümüş işlemeli bir ipekli kumaş türü.
248Pembe veya erguvan tonları ile karışık koyu kırmızı
renkte, saydam bir korindon türü olan değerli taş.
249Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler
oluşturan canlıların iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında
kullanılan madde. Bu canlılar deniz ekosistemi için çok önemli bir rol üstlenirler. Kayaların üzerine
yerleşerek balıkların ve diğer çok sayıda deniz canlısının yumurtlaması ve
üremesi için güvenli bölgeler oluştururlar. Mercanlar bu nedenle denizden çıkan
her bir nimetin oluşmasında rol oynarlar.
250İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.
251Sadece cennet evrenleri için yaratılmış varlıklardır.
Daha önce ne insandan ne de cinden başka bir varlıkla fiziksel ve ruhsal asla
temas etmemişlerdir. İlgileri, alakaları, sevgileri ve bakışları
eşleştikleri kişiden asla uzağa gitmez, uzaklaşmaz.
252Fazla olma durumu; artağanlık, bolluk, feyiz, feyezan.
254İnsan ve cin klanı/kabilesi.
257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm
Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla
yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm
resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk
etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis
kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.
266II. Kiros (Zülkarneyn) zamanında Babil Sürgününden
Kudüs’e geri dönmeyen Yahudi kabilelerden çoğalanlar (MÖ 538). Zülkarneyn’in
etkisiyle Yahudilik dinini terk edip tek tanrıcı Zerdüştlük dinine dönen
kimseler. Kelimenin kök anlamı (صبا) ‘dönmek’ demektir. Dinden dönen kimseleri
işaret etmek için kullanılır.
267Sadece Tevrat'a tabi olmuş. Tek tanrıcı. Şirke girmemiş.
Talmud kitaplarına uyarak sapmamış, müşrik olmamış. Günümüzdeki Yahudilerle uzaktan
yakında ilgisi yoktur.
268Sadece İncil'e tabi olmuş
Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş.
İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış.
Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.
269Cennetlere girmenin minimum/asgari/en düşük kriterleri/şartları;
271Anne rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını
gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir.
Yüce Allah evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır.
280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş
kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm
uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk
ve huzur asla göremezler.
291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar,
normlar.
305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir
kesim/kısım insan topluluğu.
319Bağışlama, affetme.
320Tam karşılık, misilleme, tam karşılıklı öç/intikam.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal
kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.
375Taşkınlık, azgınlık, sınır aşmak.
400Yüce Allah'ın ayetlerini örtmek,
gizlemek. Ayetleri kabul etmemek, ayetler hakkında yalan
söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek de kâfirlik etmektir.
Kutsal kitapların hükümlerini örten hadis/söylenti kitaplarına tabi olanlar
Yüce Allah'ın ayetlerine kâfirlik etmiş olur.
402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis
kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın
bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi
hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl
adına uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle
iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak.
Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.
403Ehli kitabın Yüce Allah'a ve resûllerine yapmış
oldukları iftirayı kendilerini müslüman sanan ehli sünnet de yapmıştır.
Muhammed peygamberin ümmetinden olup da günahlarından dolayı cehenneme
girenlerin belirli bir süre sonra cehennemden çıkarak cennete
geçecekleri yalanı 'resûl buyurdu ki' yalanıyla uydurulmuştur. Oysa Kur'an
tamamen aksini buyurmaktadır. Bir kişi ya cennete girer ya da cehenneme
girer. Arası yoktur. Bu evrenlerde ölümsüzler olarak yaşarlar. Cehennemden
çıkmak/kaçmak isteyenlerin olacağını ancak dışarı çıkmalarına asla izin
verilmeyeceğini şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz.
416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı
edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.
460Büyük sıçrama 'Big Bounce' teorisine göre içinde
bulunduğumuz evren (gökler ve yer) içine çökerek tekillik hali olan saf enerji
haline tekrar dönecektir. Bu saf enerjiden yeni bir büyük patlama 'Big
Bang' gerçekleşecek ve yeni paralel evrenler yaratılacaktır. Bu
evrenlerden bazıları cennet evrenleri olacaktır. Bir tanesi de cehennem
evreni olacaktır. Eşit saf enerji nedeniyle yeni evrenlerin genişliği şu an
içinde bulunduğumuz evren kadar olacaktır. Fizikle tam uyumlu bir kavram.
464Ödül, mükâfat, karşılık.
478Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizin bir üst
boyutunda bulunan 2D zardaki/membrandaki bilgi 3D kuantum bilgileri
aracılığıyla evreni ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi canlandırır.
Evreni canlandıran ruh ve emir ışık hızında bir üst boyuttan alt boyuta
yani evrene indirilir. Her şey üst boyutlarda bulunan Yüce Allah'ın
indinden/katından iner. Anlarız ki 'Big Bounce' Büyük Sıçramayla oluşacak
olan cennetler ve cehennem evrenleri paralel evrenler olacak ve yine aynı
mekanizmayla yaratılacaklar. Yeni oluşan Levh-i Mahfuz'dan indirilen
bilgilerle yaratılacaklar.
509 4:46 ayeti büyük bir mucize sunar. Ayetten anlarız ki
cehennemde (Sekar) olan kimselerin derileri radyasyon benzeri bir ışımayla
sürekli olarak yanmaktadır. Ancak deri hiçbir zaman bitmemektedir. Yandıkça
altından yeni deriler gelmektedir. Bunun amacının acıyı tekrar tekrar tatmaları
için olduğu bildirilmiştir. Yüce Allah acaba neden bu işareti bizlere
sunmuştur? Bilimsel çalışmalardan biliyoruz kiderinin üst kısmında ağrıyı
algılayan sinir uçları vardır. Bu sinir uçları yanarak yok olduğunda artık acı
hissi kaybolmaktadır. Demek ki Kur'an'ın sahibi bu detayı 1400 yıl önceden
bilmekteymiş.
EN
DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder