BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
ŞEFAAT
Bu konu şirk konusu gibi çok ama çok önemlidir. Nedeni ise
tek affedilmeyecek olan şirk günahını işletmek isteyen şeytanın en büyük
tuzaklarından biri belki de en büyük tuzağı bu konudadır. Aldatıcının bizi
Allah ile aldattığı ve eğer bu şekilde ölünürse asla geri dönüşü olmayacak bir
tuzağıdır. O nedenle hep beraber Yüce Allah'ın bu konudaki ayetleri çok güzel
anlayalım ve bu ayetler üzerinde lütfen akledelim.
Şeytanın tuzağına gelmeyelim. Şu veya bu şefaat edecek
diyen olduğu gibi, Allah şefaat etmez çünkü şefaatin kelime anlamı araya
girmektir, Allah neyin arasına girecek o yüzden Allah değil başkası şefaat
edecek diyende vardır. Kimseye ve hiçbir şeye bakmadan bu ve tüm konular için
tek ve en önemli olan aynı zamanda da tek hak ve gerçek olan Yüce Allah’ın
sözleridir. Bu sözlerin tek gerçek ve doğru kaynağı da Şerefli Kur’an’ımızdır.
O bakımdan Yüce Allah ne demiş, bizlere nasıl öğretmiş ona çalışacağız biz.
Şefaat araya girip müdahale etmektir. Bu aynı zamanda bir
yardım etmedir. Bu yardım etme dünyada Yüce Allah'ın dilemesi ve izni ile bazı
melekleri görevlendirdiğini bizlere öğretir Yüce Yaratıcı.
Tüm şefaat konuları ile ilgili ayetleri bu çalışmada
incelemeye çalışmamıza rağmen, asıl bu konu başlığında anlamaya çalışacağımız
şefaat, ahiret evreninde gerçekleşecek olan şefaattir, doğru yola oturan
şeytanın oturduğu yolun biridir bu konu.
Ahiret evrenindeki yargılama sürecine kurallar kesin, net
ve değiştirilmezdir. Bu uygulama esnasında herkesin kitabı ortaya konur,
nebiler ve şahitler de hazır bulunurlar. Yapılanlar, yapılmayanlar, iyi işler,
kötü işler, hangi dinde oldukları, neye tabi oldukları v.s. Kişi kendi ile ne
getirdiyse ortaya konur. Zaten herkesin kendi kitaplarında en ufak bir şey
atlanmadan yazılı olmasına rağmen insanın kendi uzuvları da şahitlik edecektir
ve ayrıca şahitlerde vardır ki zaten tanık olarak Yüce Allah yetecektir.
İşte bu noktada yani hesap çıkarılıp ne hak edildiği ortaya
çıktığı durumda şefaat devreye girecektir, eğer Yüce Allah dilerse tabii ki. Yüce Allah bu yargı sürecinde araya
girip, direk olarak müdahale eder ve kişinin suçlarını bağışlayıp, günahlarını
örter ve cezadan, azaptan, cehennemden kişiyi kurtarır. Cennetlerine
yerleştirir. Tabii bu şekilde dilerse.
Bu müdahaleyi yapmamayı takdir ederse ve ceza üzerlerine hak
olmuş olanlar ise cehenneme sürüklenir, atılır. Şefaati Yüce Allah yalnız
kendine yazmıştır. Yani bu müdahaleyi yalnız kendi yaparsa yapar, başkasına
ASLA bu yetkiyi vermemiştir. Birinin birine Muhammed’de dahil şefaat edeceğine
inanmak şirktir. Şefaatin tamamı Yüce Allah!a aittir. O'nun astından şefaatçiler ummak şirktir.
Muhammed kendi de bunu biliyordu. Gaybı bilmediğini ve
kendisine Yüce Allah'ın dilemesi dışında ne yarar sağlayabileceğini ne de zarar
verebileceğini bildiren Kur'an ayetleri kendisine vahyedilmişti.
Şefaat konusunda Allah’ın araya girip müdahalesi
adaletsizlik olduğu düşüncesi uyandırabilir. Kur'an bütünlüğüne bakarsak Yüce Allah'ın
zaten bu şefaati uygun gördüğü kimselere yapabileceğini bildirmesi, rahmetinin her
şeyi kuşattığını ama bu rahmeti kimlere isabet ettireceğini, azabından kimsenin
emin olamayacağını, dilediği kimsenin günahlarını bağışlayıp, suçlarını
örtebileceğini, neyi nasıl yapmamız veya neyi neden yapmamız veya neden yapmamamız ve sonuçlarını
sınavımızın tüm detaylarını verdiğine göre ortada bir haksızlık yoktur.
Elbette söz üzerlerine hak olan ve şirk koşan müşrikler
direk cehennemliktirler. Diğer kısım için ise Yüce Allah şefaat edebilir.
Yaratıcı yarattığını bilmez mi ? Kim nereye uygun bilmez mi ? Yüce Allah bu
manada araya girip müdahale edebileceğini de bizlere bildirir ki iyi ki de
böyle bir karar verip bu kararın tek uygulayıcısı olarak da kendi üzerine
yazmıştır. Çünkü böyle bir müdahalesi olmasaydı sanmıyorum ki cehennemden
kurtulabilelim, belki de tüm insanlık cehennemde olacaktı.
Şöyle bir örnek ile izah etmeye çalışalım. Bir sınav
düşünelim, dünyadaki sınavımız gibi. Sınav notu 1 ile 100 arası. Bu sınavdan
geçmek için 51 almak lazım. Sınava giren 3 kişi düşünelim. Biri 100 almış olsun
biri 48, değeri ise 0 puan. Şimdi 100 alan tartısı ağır gelen cennet ile
ödüllendirilecek. Sıfır alan ise şirk koşan tüm yaptıkları boşa giden
yaptıkları sıfır ile çarpılan söz üzerine hak olmuş cehennemlik. Sıfır alan
cehennemde ve 100 alan ise cennette. Şimdi sınavdan geçme şartı 51 iken fakat
48 alana gelelim. Burada işte şefaat devreye girer.
Yani kanaat notu. Bu kişi derslere katılım sağlayan,
arkadaşları ile iyi geçinen, disiplin cezası almayan ve çalışkan biri, (Müslüman
olarak ölmüş, yaşamında s-salihat yapmış). Öğretmeni de bu vesile ile birkaç
puandan sınavdan kalmasın diye kanaat notu kullanarak ortalamayı 3 puan
yükseltir. Hafif gelen tartı ağır gelir.
Yani Yüce Allah bu sürece kendi üzerine yazdığı gibi yani
notu verecek olanın inisiyatifindeki gibi araya girer günahlarını bağışlar
suçlarını örter. Yaratan yarattığını bilir neyi hak ettiğini de bilir. Bu
örnekteki notu verenin de öğrencisini tanıdığı misali gibi. Bu misalde elbette
100 alıp cennete giren ile kanaat notu yani şefaat ile cennete girenin derecesi
bir olmayacaktır. Buna göre cennette kalacağı yer onun derecesine uygun bir yer
olacaktır.
Kuranda çelişki yoktur ve Allah ne dediyse doğrudur. Bu çalışmada Rabb’im izin verirse şefaatle ilgili
tüm ayetleri inceliycez. Eğip büktükleri yamulttukları anlamlarını
değiştirdikleri kendi dinlerinde inandıkları şeyleri Kurana söyletmeye çalıştıkları
ayetler üzerinde akledicez.
Allah’ın kesin şefaat yok dediği halde nebiyi kullanarak
(nebiyi tenzih ederim) Allaha inat Allah adına uydurdukları yalan ve
iftiraları, nebi adına uydurdukları yalan ve iftiraları Allah’ın izni ile yine Allah’ın
ayetlerinden inceleyelim.
Ayrıca şunları da unutmayalım;
Şefaate inanmak net ve kesin şirk olmakla beraber, net ve
kesin mekan cehennem olur affı yoktur.
Ayrıca ;
Şefaate inanmak yani nefsin nefse yani kulun kula yani
Allah'tan başka şefaat edecek biri olduğuna inanmak Allah'tan daha iyi hüküm
koyan olduğuna inanmak, Allah’ın hükmünün üstünde birisinin hüküm yetkisi
olduğuna inanmak, Allah’ın bize öğrettiği dini Allaha öğretmeye çalışmak, Allah’ın adaletinden daha üstün
adaletli biri olduğuna inanmak, Allah’ın adaletinden şüphe etmek, Allah’ın
sözünün üstüne birinin söz söyleyeceğine inanmak, Allah'tan daha merhametli biri olduğuna
inanmak, insanı Allah'tan daha iyi tanıyan, bilen olduğuna inanmak demektir,
tüm bunları kabul etmek demektir, tüm bunlara da inanmak demektir.
Uyduruk dinlerinde istedikleri kadar Allah izin vericek,
izin verdiği şefaat edecek deyip dursunlar, istedikleri kadar istedikleri
uyduruk ilahlara tabi olsunlar Tek
Efendimiz Alemlerin yaratıcı olan Yüce Allah tam tersini söylüyor. Yalnız ben
şefaat ederim diyor. Bu kimseler Kur'an'a değil zanna tabi olanlardır. Zan
haktan yana ortaya bir şey koymayacağı gibi, Buda Kur'an’da Allah’ın nasıl bir
ilah olduğu anlatısına ve öğretisine tamamen zıttır. Biricik Kur'an'ımız da
yanlış ile doğruyu bıçak gibi kesip birbirinden ayırır. Bizi Yüce Allah'a
kılavuzlar.
Zaten Allah'tan başkasının şefaat edeceğine inanmakta aynı
zamanda Yüce Allah'ın ilah olarak yetersiz olduğunu kabul etmek ile eş
değerdir. Bir zahmet, aklını kullanmayı düşünen, aklını devreye almaya karar
veren, aklı ile hareket etmesi gerektiğini anlayan biri Kur'an açıp okusa bazı
peygamberlerin eşini, oğlunu veya babasını bile kurtaramadıkları kıssaları
görecekler Şerefli Kur'an’ımızdan. Yüce Allah hükmünü verdiğinde kendi en
yakınını kurtaramıyor peygamberde olsa. Kaldı ki şefaatin yalnız Yüce Allah'ın elinde
olduğunu ve kimseye izin vermeyeceğini söyleyen onlarca ayet var.
Ama dilimiz ile Kur'an deyip de anlamadığımız dilde açıp
okursak işte sonuç olarak bu uydurmasyonların peşinden gider, bu
uydurmasyonları din ediniriz, öylede olmuyor mu?
Muhammet ahirette Kur'an sonrası yaşamış insanları, kendi kavmini şikayet eder Rabb'ine
25/30 Ve
dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk
edilmiş."
Evet bir şeyi hem tutup hem terk etmek nasıl olur. İşte
aynen böyle de olmadı mı? Kur'an süs eşyası oldu, lafa gelince Kur'an ama
icraata gelince uydurmasyonlar ve zanlara göre hareket. Hem tutma hem de terk
etme.
Şunu da baştan belirteyim, bu çalışmada bazı yerlerde biraz
sert bir dil kullanmış olabilirim. Bu konu çok önemli iyice anlaşılması için
Rabb'imin bana öğrettiklerini, öğrettiği şekilde ve yumuşatmadan anlatıp Kur'an
bütünlüğünden edindiğim bilgiyi de aktarmak durumundaydım. Eminim ki arınmış
olarak ve yalnız Kur'an diyenler zaten bu konuları biliyor olacağından söylediğim
sert dili hem üzerlerine alınmayacaklar hem de anlayışla karşılayacaklardır.
Sert eleştirdiklerim zaten sizler değilsiniz.
Ama Kur'an'a dokunamamış, Rabb’imin ayetlerinden öğüt
almayan, almamak için direnen, zanna uyan, akledemeyen kişi;
Bazı yerlerde sert konuşmama ister alın, ister darıl,
istersen de ne yaparsan yap hiç sorun değil. Ben Rabb'imin öğretilerini deklere
ediyor olucam. Ayetlerden öğüt alırsan kendinedir. Yok alamazsan da ben Yüce
Rabb’imin ayetlerini samimi bir şekilde aktarmaya çalışmış ve elimden geleni
yapmış olucam.
Çalışmalarımda konu bağlamında tüm ayetleri almaya
çalışıyorum, konu belki uzuyor ama bazı sebeplerim var. Umarım tüm
çalışmalarımı sonuna kadar sıkılmadan izlersiniz. Bu sebeplerden bazılarını
paylaşayım;
1- Konu ile ilgili tüm ayetlerde konu bize nasıl anlatılmış
kavrayalım.
2- Konuyu, incelediğimiz mevzuyu enine, boyuna kavrayalım.
3-Rabb’imin tüm işaretlerini görelim.
4-Rabb’imin kelamları hakkında donanımlı olalım
5-Bu donanımı yeri geldiğinde takvalı olabilmek için yeri
geldiğinde de birilerini doğru yola klavuzlama çabasında kullanalım
6-Birisi bir şey uydurduğunda, bir ayet yamulttuğunda,
yalan ve iftira attığında hem onun Yüce Allah’ın kelamı olmadığını bilelim hem
de Yüce Allah’ın kelamlarından cevabını verelim.
Şeklinde özet geçebilirm. Sanırım ana fikir anlaşılmıştır.
Yalnız
öğüt alacaklar öğüt alır, dileyen Rabb'ine doğru bir yol tutar.
Artık kulağı olan işitsin; gözü olan görsün,
kalbi olan akletsin.
Rabb'imin izni ve dilemesi ile çalışmamıza, çalışmamıza Rabb’imin
ayetleri ile başlayalım.
2/48
Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir
nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten)
bir şefaat222; ve alınmaz ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve onlar
yardım edilir değillerdir.
*Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez
geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi
etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.
KUR'AN'DA GÜN KELİMESİNİN 365 KERE GEÇMESİ
Bir nefis bir nefisten karşılık alamayacak bir günden
sakınmamızı öğretir Yüce Rabb'imiz. Bu hesap günüdür ve bugün geldiğinde kimse
kimseden bir karşılık alamazmış. Ve öğretmeye devam eder Yüce Yaratıcımız, aynı
zamanda hiçbir şey kabul edilmezmiş ve şefaat de kabul edilmezmiş nefisten diye
ekler. Aynı zamanda da bu günde herhangi bir şeyin telafisi, geri dönüşü, zararı,
ödemesi olmayacağı gibi yardımda edilmezmiş.
Konu bağlamında hesap günü bir nefis bir nefisse yani kimse
kimseye şefaat edemeyecek nokta. Bu ayet bile tek başına yeterlidir ama biz
incelemeye devam edeceğiz.
Ayrıca takva konusunda inceleyeceğiz ama kısaca bahsedeyim. Takvalı olmak
yani sakınmak Kur’an’da 4 farklı şey için kullanılır. Biri bu ayette bir güne,
biri ateşe, biri rahimlere diğeri de elbette en çok kullanılan Allah’a takvalı
olmaktır.
*
2/123 Ve takvalı21 olun bir güne242;
ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul
edilmez ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve fayda vermez ona (nefse) bir
şefaat222; ve onlar yardım edilir değillerdir.
*Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez
geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi
etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.
2/48 ayetindeki öğretileri tekrar eden Yüce Rabb'imiz yeni bir şey öğretir bu ayetinde. 2/48 e ek olarak öğretimiz bir nefisten başka bir nefise yani bir kimseden başka bir kimseye hiçbir şeyi kabul etmeyeceğini net bir şekilde anlarız.
Ve müthiş bir işarette alırız. Kur'an bütünlüğünden de bildiğimiz ve bu ayette de gördüğümüz gibi yardım edilmeyecek tüm insanlık değil sadece onlardır. Zaten Rabb'imiz öğretti kime şefaat edecek, kime etmeyecek, bu çalışmada da üzerinden geçiyor olucaz.
*
2/254 Ey
iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin rızıklandırdığımızdan sizleri;
önceden ki gelir bir gün; olmaz bir alışveriş onda; ve (de) bir dostluk; ve
(de) bir şefaat114; ve kâfirleredir25; (ki) onlar zalimlerdir.
2/255 Allah’tır;
yoktur ilâh74 O'nun dışında; Hayy’dır371; Kayyûm’dur372; tutmaz O’nu bir
uyuklama ve de bir uyku; O'nadır göklerdeki ve yerdeki; kimdir ki şefâat114 eder indinde/katında O’nun; izni
dışında O'nun; bilir
ellerinin arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden
O’nun dilediği dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri ve yeri; ağır
gelmez O’na koruyup gözetmek ikisini; ve O’dur Aliyy373; Azîm94.
2/255 Allâhu lâ ilâhe illâ huve l-hayyu l-kayyûm, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhu s-semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.
ŞEYTANIN EN BÜYÜK TUZAĞI: ŞEFAAT ALDATMACASI
2/254 de Yüce Allah der ki, söylediklerimi (bu ayet ve
diğer ayetlerde ki öğütleri) dünyada iken yapın. Bir gün gelecek ki o gün
alışveriş olmayacak, o gün dostluk olmayacak ve o gün şefaat olmayacak. Ve
ayetten gene anlarız ki kafirlere Yüce Allah tarafından şefaat olmayacak. Tek
şefaat yetkisi kendi üzerinde olan Yüce Allah, kendi ayetlerini örtüp
gizleyenlere yardım etmeyeceğini açıkça belirtir.
2/255 ayetini ise yanlış anlamayalım. Bu ayeti yamulturlar ve kendi dinlerindeki inancı Kur'an'a söylettirmeye çalışırlar. Bu ayet aynı zamanda ayetel kürsi diye bilinir. Ayeti bir kez daha okuyalım ve akledelim;
Rabb’îm der ki, benim katında, benim iznim dışında kim
şefaat edebilir. Birilerinin şefaat edecek diye uyduracaklarını elbette Allah
biliyor ve siz kimsiniz benim izinim dışımda
benim katında kim şefaat edebilir hadsizler, haddinizi bilin diyor açıkça. Bu
söz birilerine izin verecek anlamına ASLA gelmez. Çünkü Kur'an'da Yüce Allah
kimseye şefaat etme yetkisi vermemiştir. Kendi üzerine yazmıştır. İlerde ayet
gelecek sadece bazı meleklere kendi şefaat ettiklerine yardım ulaştırma görevi
vermiştir ki buda anladığım kadarıyla dünya hayatındadır. Bu ayet bir uyarıdır,
bu ayet bir mesajdır, bu ayet bir tehdittir bu ayet öğüt alacaklara bir öğüttür.
Birinin birine şefaat edeceğine inanan yalancı nankörler bu ayete toslayacaklar
ve daha onlarcasına.
2/255 ayetindeki diğer mesajlara da lütfen akledelim önemlidir.
Mesela Allah'tan başka ilah yoktur demesine de dikkat edelim. Bu şefaat edecek
diye inandıkları uyduruk ilahlara da gider aynı zamanda, bu uydurulmuşlara tabi
olanlara da gider. Hayy, kayyum, aliyy ve azim
ne demek ona bakalım. Bu sıfatlarını Yüce Allah tecelli ettiriyor mu
bakalım, kendimiz hakka şahit olalım, olalım ki imanımız ve derecemiz artsın.
Yüce Allah'ın tüm eksikliklerden, noksanlıklardan, yanlış yakıştırmalardan ve
kusurlardan münezzeh olduğunu anlayalım. Göklerde ve yerdekive aralarındaki her şeyin ona ait
olduğu bilincini taşıyalım.
Rabb'imizin; O'nun; bilir ellerinin
arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden O’nun dilediği
dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri
ve yeri; ağır gelmez O’na koruyup
gözetmek ikisini; sözüne dikkat çekmek isterim bu söz üzerinde de
akledelim, uzun uzun düşünelim lütfen. Bu
saydıklarımı benim açıklamam yerine insan kendi aklederse daha kalıcı olur,
daha sağlam kanıtlar elde etmiş olur ve daha akılda kalıcı olur kanaatindeyim.
Gerektiği takdirde Rabb’imin bana verdiği ilim kadarıyla açıklayabilirim. Ama
bu sohbette bu konuya girmeyeğim.
Ayrıca 2/255 ayetinde men ve ellezi yani kim ve kimse Kur'an'da melekler için kullanılmadığından buradaki insandır, şefaat edecek olanda insan olur diye söyleyenlerde vardır.
Oysaki;
40/7 Kimseler; yüklenirler Arş'ı; ve kim onun (Arş’ın) çevresinde; tesbih ederler hamd ile Rablerini; ve inanırlar O'na ve mağfiret dilerler inanmış kimseler için; “Rabbimiz! Sen genişleyip kapladın her şeyi; bir rahmet ve bir ilim; öyleyse bağışla kimseleri; tövbe ettiler ve tabi oldular senin yoluna; ve koru onları cehennem azabına karşı.”
40/7 Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.
40/8 “Rabbimiz; ve sok onları Adn cennetlerine ki vadettin onlara; ve kim salih amel işledi/düzeltici-barışa yönelik işler yaptı, babalarından/atalarından ve eşlerinden ve çocuklarından; doğrusu sen, sensin aziz/üstün, hüküm sahibi-hikmetli.”
Görüldüğü gibi 40/7 ayetinde melek için de kullanılmıştır.
69/7 Ve melek; onun kenarlarındadır; ve yüklenir Rabbinin Arş'ını o gün, onlardan üstün-aşkın olan sekiz. |
69/7 ayetinde de 40/7 ayetindeki arşı yüklenenlerin melekler olduğunu net bir şekilde Rabb'imiz bizlere anlatır.
*
4/41 Öyle
ki nasıl (olur) getirdiğimiz zaman her bir ümmetten305 bir şahit/tanık; ve
getirdiğimizde seni bunlar* üzerine bir şahit/tanık.
*Kendilerini Muhammed peygamberin ümmeti olarak kabul eden,
dinlerini parça parça etmiş, mezheplere bölmüş olanlara karşı Muhammed
peygamberin bir tanık/şahit olarak dinleneceği anlaşılmaktadır. 25:30 ayetinde
Muhammed peygamberin nasıl bir tanıklık ettiği bildirilmiştir. Muhammed
peygamber ümmetinin Kur'an'ı terk edilmiş bir şekilde tuttuklarını, Kur'an'a
gerçek anlamda tabi olmadıklarını deklere etmiştir.
25/30 Ve
dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk
edilmiş."
Şefaat edecek diye kendi yanınızdan nebi adına yalan
uydurdunuz, iftira attınız ya işte nebinin cevabı. 25/30 okuyunuz.
Nebi ben yalnız Kur'an dedim. Kur'an'ı deklere ettim. Allah
kelamı dışına çıkmadım. Siz ise bu Kur'an'ı tutunuz bir terkedilmiş olarak.
Yani ağızlarınızla Kur'an dediniz ama Allah adına yalan uydurup, iftira
attınız. Kendi yanınızdan din uydurup ilahlar edindiniz. Sizin Kur'an'la bir
alakanız yoktu. Oysaki ben yalnız Kur'an'a tabi oldum, size de yalnız Kur'an'a
tabi olun dedim diyor kısaca.
Zaten hiçbir resul veya nebi bir insanın kafir olmasını
istemez. Aldığı vahiyde yalnız Yüce Allah şefaat edecekse, kutsal kitabı kalkıp
deklere ettikten sonra, siz bakmayın takılın ben size şefaat ederim mi diyecek.
Böyle bir şey olabilir mi, böyle akla zarar bir düşünce olabilir mi ve hepsini
geçtim buna sağlıklı düşünebilen biri inanabilir mi?
3/79 Allah'ın kendisine Kitap, Hüküm ve
Nebi'lik verdiği bir beşerin, insanlara "Allah'ın yanı sıra bana da kulluk
edin." demesi yakışmaz. Ancak, okuyup öğrendiğiniz Kitap'ın gereği olarak,
"Kulluğunuz yalnızca Rabb'inize ait olsun." demesi gerekir.
3/80 O, sizden Melekleri ve Nebileri
Rabb'ler edinmenizi istemez. Siz, Müslim olduktan sonra, sizden Kafir olmanızı
mı isteyecek?
Rabb’im der ki; 31/32 de Ve Biz'im ayetlerimize ancak, tam hain ve tam nankör
olanlardan başkası bile bile ilgisiz kalmaz. O yüzden zalimler, yalancı
nankörler gerçeği anladıklarında şöyle diyecekler.
25/27 O
Gün, zalim kimse, ellerini ısırarak: "Eyvah, keşke Resul'ün tuttuğu yolu
tutmuş olsaydım." diyecek.
Evet. Resulün tuttuğu yol yalnız Kur'an idi. Tamamı
uydurmasyon tamamı zan olan şeytan öğretileri hadisler Resulün yolu ASLA değildir.
Resule tabi olduğunuzu sanıyorsunuz ama aldatıcı sizi Allah ile aldatıyor.
Sizler iblisin hazır askerlerisiniz. Resul ASLA eşit değildir, söylentiler
hadisler. Resul eşittir Kur'an.
Peki soralım şeytana tabi olanlara, velisi, evliyası şeytan
olana;
36/62
Ant olsun ki sizden birçoklarını saptırdı. Sizde bunu anlayacak akıl yok muydu?
*
4/85 Kim şefâat* eder
iyi/güzel bir şefâate*; olur ona bir nasip ondan; ve kim şefâat* eder
kötü bir şefâate*; olur ona bir kefillik** ondan; ve oldu Allah her bir
şey üzerine bir Mukît519.
*Araya girip müdahale etmek, aracı olmak.
**Sorumluluk, mükellefiyet.
Bu dünyadaki bir şefaattir. Anlarız ki dünyada bir
şefaatleşme olabiliyor, iznimizde var. Ama dikkat neye şefaat ediyoruz. İyiye
mi kötüye mi? Çünkü bu şefaatten nasip alacaksınız diyor Rabb'im. Bu nasip
dünyada veya ahirette veya her ikisinde de olabilir. Allah bilir biz bilemeyiz.
*
5/109 Gündür (ki) bir araya getirir Allah
resûlleri418; öyle ki der (Allah): "Ne cevap verildi sizlere?";
derler: "Yoktur ilim/bilgi bizlere563; doğrusu sen; sensin
Alîm8 (olan) gayba62.
Resuller öldüklerinde dünya ile, dünya yaşamı ile, dünyada yaşayanlar ile bir ilgileri kalmaz. Geride kalanlar iyimi kötümü, Müslüman mı müşrik mi bilemezler. Diyelim ki uyduruk şefaat inancınız var ASLA Kur'an'a göre yok da. Hadi diyelim var. Resul kendi yaşadığı dönemdekileri biliyordu ama gene de öldükten sonra tanıdığı kişi değişmiş olabilir, hadi ona da değişmedi diyelim. Dünya ile ilişkileri kesen bu resuller hadi kendi dönemdekilere şefaat etti diyelim ki asla böyle bir yetkileri yok Yüce Allah vermemiş peki 1400 yıl sonra yaşayan sana nasıl şefaat edecek. Tanıyor mu seni. Yalancı şahitlik mi yapacak. Yada Yüce Allah bu cehennemlik dedikten sonra onun hükmüne mi müdahale edecek. Nefsin nefse şefaat edeceğine inananlar akletsinler. Onlarca ayete toslarsınız ve şirk koştuğunuzdan dolayı yeriniz cehennem olur.
Ayrıca hesapta sevdiğinizi söylediğiniz, itaat ettiğinizi iddia ettiğiniz nebi Muhammed'e bu yakıştırmanız net bir hakarettir. Nebinin hevasından konuştuğunu, dinde Kur'an harici hüküm getirdiğini, Yüce Allah'a değil kendisine çağırdığını söylemenizdir. Nebi Muhammet bu yalanlarınızdan ve iftiralarınızdan uzaktır. Siz nebiyi sevmiyor, ilahlaştırmaya çalışıyorsunuz asla söylemediği ve asla böyle bir iddiası olmadığı halde.
Nebiyi pedofili gösterende, azgın gösterende, gecede üç beş kadınla beraber olduğunu söyleyende, zulüm yapanda, 6 yaşında çocukla evlendiğini söyleyen de sizin de inandığınız bu şefaat inancınına olduğu şeytanın velilerinin kendi elleri ile yazdıkları uyduruk hadis kitaplarınızdır. Bu yalan, iftira ve yakıştırmalarınızın hesabını Yüce Rabb'im soracak sizden, meraklanmayın ve bekleyin. Bizde bekleyenlerdeniz.
Ben Rabb'imin ayetlerini iletir, Yalnız Kur'an'a çağırırım. Ancak öğüt alacaklar öğüt alır.
İlerleyen ayetlerde konusu gelecek şefaat edeceğinize
inandığınız gibi aynı Resullerden kimisi çocuğunu, bazıları da eşlerini kimisi babasını azaptan
kurtaramamıştır. Zaten kendilerine bile ne olacağını bilmeyen tüm Resuller
kendi ailesini kurtaramazken seni mi kurtarabilecek. Rabb'imiz sonuçta kimseye
şefaat yetkisi vermemiştir.
*
6/51 Ve uyar onunla* kimseleri (ki)
korkarlar ki haşredilirler 556 Rablerine4 karşı; olmaz onlara O’nun
astından bir veli28 ne de bir şefâat114; belki onlar
takvalı21 olurlar.
*Kur'an'la.
Adım adım ayet üzerinde akledelim;
Uyarı ne ile olacak ?
O'nunla yani Kur'an ile.
Uyarılacak kim ?
Kimseler. Uyarıyı dikkate alacak kimseler.
Kur'an'ın uyarısını ancak dikkate alan kimlerdir
İman edenler, inananlar
Uyarı nedir ?
Tekrar diriltilmekten, Rabb'lerinin huzuruna gelmekten
korkan kimselerseniz, yani Rabb'inizin istediği şeyleri yapmamış şekilde
gelmekten korkan kimselerseniz, Benim astımdan sizlere ne bir veli nede bir
şefaat veya şefaatçi vardır. İnanıyorsanız bilin ki tek veliniz ve şefaatçiniz
benim.
Bu ayetle uyarıyı dikkate alan için sonuç ne olur?
Takvalı olur ama belki takvalı olur. Ayeti dikkate almak
ile onu anlayıp hayatına empoze edebilmek ayrı şeylerdir.
Çünkü yalnız öğüt alacaklar öğüt alır.
*
6/70 Ve
bırak kimseleri (ki) edindiler dinlerini bir laubali* ve bir eğlence/oyun;
ve aldattı onları dünya hayatı; ve zikret/hatırlat onunla (Kur’an’la); ki
tutuklanır bir nefis201 kazandığıyla; olmaz ona (nefse) Allah’ın astından
bir veli28; ve ne de bir şefâatçi114; ve eğer adil olsa/eşitlese (o nefis) her
bir adaleti/eşitliği; alınmaz ondan (nefisten); işte bunlar; kimselerdir (ki)
tutuklandılar kazandıklarıyla; onlaradır kaynardan bir içecek; ve acıklı bir
azap kâfirlik25 ederler olduklarıyla.
*Davranışları ölçülü, olgun olmayan; ciddiyetsiz,
gayriciddi.
Bu ayette de tek veli ve tek şefaat edecek Yüce Allah'tır
diye öğretir Yüce Efendimiz bize. Genelde konu bağlamını inceleyip ayetin dip
anlamına girmiyoruz. Fakat bu ayet üzerinde
akledilmesi gerekiyor. Lütfen dikkatlice okuyup düşünelim.
Kısaca bahsedersek;
Dünya hayatı ile aldananlar, dinlerini oyun, eğlence
edinenleri işaret eden Rabb'imiz Kur'an ile hatırlatılmaları gerektiğini
öğütler. Her nefis kendi kazandığına karşılık bir rehin olduğunu belirterek, Rabb'imin
öğütlerine, tavsiyelerine ve buyruklarına uymamanın, ayetleri yalanlamanın,
gizlemenin sonucunda bu yaptıklarımız ile ancak kendi azabımızı kazanacağımız
işaretini verir. Çok yüzeysel geçtim. Ayet üzerinde düşünüp, akledelim lütfen.
*
6/94 Ve
ant olsun geldiniz bize yalnız* (olarak); evvelki** kez
yarattığımız627 gibi sizleri; ve terk ettiniz sizlere bağışladıklarımızı
sırtlarınız arkasında; ve görür değiliz sizinle birlikte şefâatçilerinizi114;
kimseleri (ki) iddia ettiniz ki onlar içinizden ortaklarınızdır; ant olsun
kesti (Allah) sizlerin arasını; ve saptırdı (Allah) sizlerden iddia eder
olduğunuzu.
*İnsan Rabbinin huzurunda bedeniyle birlikte yalnız olarak
duracaktır. Rabbinin huzuruna yalnız olarak gelecektir.
**Anlarız ki bu evrene/dünyaya gelmeden önce evvelki/ilk
yaratılmış olan bir bedenle Rabbimizin huzurunda durmuşuz. Rabbimizin huzuruna
gelmişiz.
Daha yani dünyaya gönderilmeden önce Rabb'imizin huzuruna çıktığımız
anlarız ve tabii ki tekrar diriltileceğimizde tekrar çıkacağız bunu da ayetten
anlarız.
Dikkat edelim ;
Rabb'im sonrasında der ki ; size bağışladığım yani dünyada
verdiğim tüm her şeyi geride bıraktınız (dünya yok olmuş hesap görülüyoruz)
hani şefaatçilerimiz var bunlar bize şefaat edecek diye uyduruyordunuz hani neredeler
onlarda aynı şekilde arkada kaldı, hani şefaat edeceklerdi, şefaat etmek için
yanınızda değiller. Boş iddialarda bulundunuz bir bilgi üzerinde değildiniz,
zan ile atıp tutuyordunuz, oysa ben onlarla sizin arasını ayırdım, nerede
ortaklarınız.
Boş iddialarda bulunan, açıklayıcı bir bilgi veya aydınlatıcı bir kitabı olmadan, zanlara uyan, ata dinine uyan, kanıtı delili olmadan ancak kelle sayıları arkasından giden akletmeyenler Yüce Yaratıcımızın bu ayeti üzerinde umarım düşünür, aklederler.
Ayrıca anlarız ki ilk yaratıldığımızda da hesap göreceğimiz zamanda da tek başımıza olacağız.
*
7/53 Onun* tevili401 dışındakine** mi
bakarlar? Gün*** (ki) gelir onun tevili401; der onu önceden nesh
etmiş/unutmuş**** kimseler: "Muhakkak gelmiş
Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; öyle ki olur mu bizlere
şefâatçiler114? Öyle ki şefâat114 ederler bizlere ya da geri
döndürülürüz*****; öyle ki yaparız olmaksızın yapar olmuş olduğumuzu"; muhakkak hüsrana uğrattılar
kendi nefislerini201 ve saptı****** onlardan iftira402 atar/uydurur
oldukları.
*Kur'an'ın.
**Kur'an ayetleri ortadayken onun tevilini ilimle/bilimle
yapacaklarına tamamı zan olan, uyduruk, şeytân öğretileri
olan söylentilere/hadislerle bakınırlar.
***Din günü Kur'an'ın gerçek tevili gelir ve hata
yaptıklarını anlarlar.
****Ayetleri söylentilerle/hadislerle nesh
edenler/unutanlar.
*****Dünya hayatına döndürülsek.
******Yüce Allah'a ve resûllerine karşı uydurulan binlerce
hadisin/söylentinin doğru olmadığı ortaya çıktı.
Kısaca, Kur'an'ın anlamından başka bir anlam mı ararlar ki
gün gelir neyin ne olduğunu anlarsınız. Bu Rabb'inzden gelen haktır, gerçektir.
Siz bunu anladığınızda şefaatçi ararsınız fakat bulamasısınız. Bakındığınız
size şefaat edecek veya şefaat edip tekrar geri dünyaya döndürecek bir güç
yoktur. Artık ne yaptıysanız onun karşılığını o kadar alacağınız zamandır. Bu
Kur'an harici yani Yüce Allah'tan gelen hak ve gerçeğe rağmen uydurduğunuz
yalanlar, attığınız iftiralar nedeniyle nefisleriniz saptı ve artık
hüsrandasınız. Uydurur olduklarınızın karşılığını alacaksınız.
Bu yalan, uydurma, iftira neler olur detaya girmeyeceğim.
Videoları baştan beri izleyenlerin illa ki fikri olmuştur. Ama gene de kısaca
söylemek gerekirse Kur'an harici dinde hüküm koyan her şey ama her şey buna
girer. Bu hüküm koyma insanla olabilir, kitap ile olabilir, birilerinin
arkasından gitme ile olabilir, inandığın şey ile olabilir v.s.
*
7/188 De ki687: "Malik* olamam kendi
nefsime201 bir menfaate; ve ne de bir zarara Allah'ın dilediği dışında;
velev/şayet gaybı bilir olsaydım; mutlak çoğaltırdım hayırdan; ve dokunur
olamazdı bana kötülük; ki ben ancak bir uyarıcıyım ve müjdeleyiciyim bir
iman47 eder bir kavim/toplum için.
*Sahip.
10/49 De ki: "Ben, kendime dahi Allah'ın
dilediğinden başka ne bir yarar sağlama ne de bir zarar verme gücüne
sahibim." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat öne
alınırlar ne de geriye bırakılırlar.
46/9 De
ki: "İlk Resul ben değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben,
yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
Bu çalışmada daha önce bahsettiğimiz gibi Yüce Allah bize
öğretiyor ki, şefaat edecek sandıkları yada daha doğru ifade ile yalan uydurup,
iftira attıkları Resüle Yüce Allah der ki, söyle onlara ben resulüm fakat
kendime Yüce Allah dilemediği takdirde ne yarar sağlayabilirim ne de zarar
verebilirim. Gaybıda bilmem. Eğer gaybı bilseydim zaten hep faydama olacak
şeyleri yapardım. Hayırları çoğaltırdım, kötülük bana dokunmazdı. Ama hayır,
ben Allah'ın dilemesi dışına çıkamam, gaybıda bilmem. Bana da size de ne
yapılacağını bilmiyorum. Sadece vahye uyuyorum. Beni olmadığım bir şey gibi
görmeyin. Ben yalnızca uyarıcı ve müjdeliyicim ama iman eden bir kavim için.
Yüce Allah resulünün görev ve yetkilerinden burada bizlere
bildirir. Muhammet şefaat edecek diyenler bu ayeti de bir düşünsünler diyorum.
Fakat benim şimdi söyleyeceklerim bu grup için değil, iman
edenler içindir. İman edenlerin mesajı ise tabiiki az önce bellirttiğimiz
detaylar, bu ayet ve Kur'an bütünlüğü içinde;
Bizlerde Yüce Allah'ın dilemesi dışında kendimize yarar
yada zarar sağlayamayacağımızı bilmek, gaybı ancak Yüce Allah'ın anlattığı
kadar bilebileceğimizi bilmek (bu fala, burca, yıldız falları gibi şeylere
inanmamalıyız), Muhammed’e bile kötülük isabet edebildiğine göre bize de
edebileceğinin bilinci ile beraber, eğer ederse de bu kendi ellerimizin yaptığı
sonucu olduğunu bilmeli ve Yüce Allah'ın bunlardan bir kısmına da engel
olduğunu bilmeli ve aynı zamanda bu sınav vesilesi olabileceği bilinci ile
dengeyi korumayı bilmeliyiz. Ayrıca hiçbir peygamberi de birbirinden ayırmamız
gerektiği gibi gözümüzde fazla büyütmeden, peygamberin yetki ve sorumluluklarını
şerefli Kur'an’ımızdan öğrenmeliyiz. Tabii ki peygamberlerin kıssalarını da
öğrenmeliyiz, çünkü bu kıssalarda bize bir çok öğütler mesajlar vardır.
Yine unutmayalım ki peygamberde olsa Yüce Allah izin
vermedikçe, yada bizzat Yüce Allah hidayet etmedikçe kimse hidayete eremez.
Rabb'im dilemedikçe, kişi hak etmedikçe doğru yola klavuzlanacak değildir.
Peygamberlerin dini olmaz. Onlara dini öğreten Yüce Allah'tır ve din onundur.
Peygamber parmaktır. Parmağa değil parmağın gösterdiği yere yani Yüce Allah'ın
kitabına bakmamız gerekir.
Muhammet üzerinden gidersek o inanların ilki idi (kendi
dönemi için). Yüce Allah'ın vahyi gelmeden önce tüm herkes kendi dahil Yüce
Allah'ın istediği şekilde bir inanan değillerdi. Yüce Allah onu şaşırmış bulup
doğru yola iletti. Sonrasında da Muhammet hevasından asla konuşmadı. Rabb'inden
aldığı vahyi Kur'an'da topladı, yazıya aktardı. Kur'an harici vahiy aldıysa da
bizi bağlamaz, çünkü Yüce Allah Kur'an'dan sorulacaksınız diyor. O bakımdan
dinde Kur'an harici dinde hüküm koyan her neye uyarsak, şirk koşmuş oluruz, bu
şekilde ölürsek de yerimiz süresiz cehennemdir.
Lütfen zanlara
uymayın. Hadis gibi söylentilerin tamamı zandır. Zan haktan yana hiçbir şey
ortaya koymaz. Ben tebliğ ettim. Dileyenin kalbi akleder.
*
9/80 Onlar
için ister bağışlanma dile ister dileme. Onlar için yetmiş defa bağışlanma
dilesen de yine Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve
Resul'ünü inkar etmelerindendir. Allah, fasık olan halkı doğru yola iletmez.
63/6 Zaten
onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de fark etmez. Allah, onları asla
bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, böyle fasık halkı asla doğru yola iletmez.
MUHAMMED ÜMMETİNE ŞEFAAT EDECEK Mİ ?
Yüce Allah bu ayetindeki ilk muhatap Nebi Muhammettir. Aynı
zamanda inananlara da gelir. Allah'ı ve resulünü inkar eden fasıklar için ister
bağışlanma dile, istersen de dileme. İstersen de onlar için yetmiş defa (70
burada rakamsal ifade değil süreklilik ifadesidir) yani istediğin kadar
bağışlama dile ben onları asla bağışlamayacağım der. Rabb'imin sözü en doğru
olandır. Tek hüküm vericidir. Tek hakemdir.
Muhammet şefaat edecek diyenlere gelsin. Siz bu inanca
sahip olarak Muhammedin Allah'ın sözünün üstünde olduğunu, Muhammedin hüküm
koyduğunu söylemiş oluyorsunuz. Neden akletmiyorsunuz, hiç mi öğüt
almıyorsunuz?
9/80 de kişisel bağışlanma dilememe için bahsederken Yüce
Allah 63/6 da da aynı bağışlanma dilememenin toplumsal olarak da yapılmasının
zalim bir topluma fayda sağlamayacağını belirtir. Kur'an bütünlüğünden biliyoruz
ki bir toplumun tamamı aynı kefeye koyulamaz. İçlerinde inanlarda olabilir. Bu
ayet o toplumdaki inanmayanları kapsar. Yüce Allah zaten inanan ile inanmayanı
biliyor. Dünyada da ahirette de inanan ve inanmayan bir olmayacaktır.
68/35
İşte böyle, hiç Allah'a teslim olanları, suçlularla bir tutar mıyız?
Allah ile peygamberin arasını açtığınızı, peygamber adına
ve bizzat Yüce Allah adına yalan uydurup iftira attığınızı, Yüce Allah'ın bazı
ayetlerini yalanladığınızı, örttüğünüzü,
gizlediğinizi, yamulttuğunuzu akletmezmisiniz. Peki bunun sonucunun ne olduğunu
Yüce Allah bildiriyor biricik Kur’an’ımızda, öğüt almazmısınız ?
Ayrıca Efendimiz der ki; (Yüce Allah)
9/113
Nebi ve Mü'minlere; Cehennem'lik oldukları açıkça belli olduktan sonra,
yakınları da olsa, Müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.
Şefaatçileri olacak sanan kimseler, Yüce Allah Muhammed’e
ve müminlere cehennemlikler için kim olursa olsun yakını da olsa benden
bağışlanma dilemeleri yakışmaz diyor. Dünyada iken bile benden bunlar için
bağışlanma dilemeyin diyor.
Hala düşünüp öğüt almaz mısınız?
*
10/3 Şüphesiz Rabbiniz Allah'tır ki yarattı gökleri ve yeri altı günde/evrede sonra istiva etti Arş üzerine; planlar/düzenler emri; yoktur hiçbir şefaatçi -haricinde O'nun izni sonrasında-; işte budur Rabbiniz Allah; öyleyse kulluk edin O'na; öyleyse öğüt almaz mısınız?
Rabb'imin izni olmadan hiçbir şefaatçi olmaz diye açıkça söyler Rabb'imiz. Ve başka ayetlerinde de şefaati kendi üzerine yazdığını ve izin vermediğini de açıkça belirtir. Yüce Allah kimseye şefaat izni vermemiştir ve vermeyecektir. Rabb'ime sonsuz şükürler olsun ki bu şekilde takdir etmiş. Zaten en iyi hüküm veren Yüce Rahman değil mi. Yaratıcımızdan da bu beklenirdi.
Burada bir çelişki var diye düşünmeyelim. Bu çalışmada bunu netleştiricez. Yüce Allah'ın bir kimseye şefaat etmeyi dilediği zaman, bunu ulaştırmasını söylediği melekler vardır. Bu şefaati melekler aracılığı ile ulaşmasını takdir etmiştir. İzin vereceği yalnız kendi takdir ettiği meleklerdir. Şefaat takdirini de kendi yapar, ne ile nasıl ne kadar ve kime şefaat edileceğini de kendi belirler. Sonra gene izni ve takdiri ve hükmü ile melek görevlendirir. Buradaki izin verme olayı budur. İzni sonrasında işaretine dikkat edelim.
Çalışmanın devamında şefaat edenlerin melekler olduğunu 53/26
da da açıkça görücez
*
10/17 Uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran veya O'nun
ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? O, mücrimleri kurtuluşa
erdirmez.
Daha önce bahsetmiştim ya, Yüce Allah açıkça şefaat yok
dediği halde bu uydurdukları şefaat inancına inanlar, yani nefsin nefse şefaat
edeceğine inanlar peygamber adına ve bizzat Allah adına iftira atıyor, yalan
uyduruyorlar demiştim ya, işte bu grubu ilgilendirecek bir ayetimiz daha. En
büyük zulüm Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır. Hem uyduruyorlar, hem yalan
söylüyorlar kalkıp bide bu iftira ve yalanları Yüce Allah'a dayandırıyorlar. Bu
Allah'tandır diyorlar. İnsanlarda kanıt olmadan, delil olmadan bu zalimlerin
peşinden gidiyorlar. Bu zalimleri günümüzde, cemaatler, tarikatlar, din
adamları, hoca tayfası, mezhep imamları, camiler, süleymaniye vakfı, diyanet
v.s. şeklinde örnekleyebiliriz.
Genel manada ise Yüce Allah'a değil kendine çağıran, İslam’a
değil kendi dinine çağıran, dinde hüküm koyan, dinden para kazanan, dinden
rant, şöhret veya izzet arayan, dini hevalarına göre eğip büken, Yüce Allah'ın
ayetlerini gizleyen, örten, eğip büken, yalanlayan, Yüce Allah'ın ayetlerinden
bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayan şekline özetleyebiliriz.
En basit manada ise Kur'an harici dinde hüküm koyan her şey
ama her şeydir. Kurum, kuruluş, yol, kitap, insan gibi.
Ayrıca unutmayalım bunlar karşılıklarını alacaklar;
2/174 Doğrusu kimseler
(ki) gizlerler Allah'ın indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir
bedele; işte bunlar; yer/tüketir değillerdir karınlarında; ancak ateştir;
ve konuşmaz onlara Allah kıyamet günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır
elim/acıklı bir azap.
*
10/18 Onlar, Allah'ın yanı sıra bir de kendilerine
ne bir zarar ne bir yarar sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve "Bunlar,
Allah'ın katında bizim şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki: "Allah'a, göklerde ve yerde
kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak
koştuklarından Münezzeh'tir ve Çok Yüce'dir.
Onlar diye bahsettiği Rabb'imin bir önceki ayette
inceleyeniz Yüce Allah adına yalan uyduran ve bu yalanı Yüce Allaha dayandıran
kimselerdir. Bu yalanları haricinde birde Allah'tan başka uyduruk ilahlar
edinmişler. Bu uyduruk ilahlar onlara yararda zararda sağlamadığı halde bir de
bu uyduruk ilahlar için bunlar şefaatçilerimiz diyorlarmış. Yüce Allah da
ayetinde bu uydurmalarınızdan ben münezzehim, bana bilmediğim bir şeyimi haber
veriyorsunuz diyerek hem öğüt verir hem yanlışlarını yüzüne vurur, hem bu
kimselerin arkasından gelenler için örnekleme yapar hem de kınar.
Aynı zamanda Yüce Allah dışında birinin şefaat edeceğine
inanmanın net şirk olduğunu da bu ayetten anlarız. Diğer bir çok ayetten anladığımız gibi.
*
11/81 "Ey Lut! Biz, Rabb'inin
elçileriyiz." dediler. "Onlar, sana dokunamazlar. Ailenle birlikte
gecenin bir bölümünde hemen yola çık. Hanımın hariç, hiç kimse arkada kalmasın.
Doğrusu onların başına gelecek olan musibet onun da başına gelecektir. Onlara
belirlenen vakit sabahtır. Sabah da yakın değil mi?"
Bu ayeti referans alıp hatırlatalım AKIL SAHİPLERİNE;
Peygamberlerden kıssalar anlatan ve bu kıssalarda bizler
için bir çok ders olduğunu öğreten,
Rabb'imiz der ki ;
Lut eşini kurtaramadı, şefaat edemedi 11/81 - 7/83 - 15/60
- 27/57 - 29/32,33
İbrahim babasını kurtaramadı, şefaat edemedi 60/4
Nuh eşini ve oğunu kurtaramadı, şefaat edemedi 66/10 -
11/43
Peki ya Muhammet 1400 yıl sonra yaşamış seni mi kurtaracak,
şefaat edecek, üstelik Yüce Allah kimseye izin vermemişken, deyip kapağı ortaya
bırakalım. Artık isteyen kullansın.
*
19/87 Rahman'ın yanında bir "ahd" edinmiş
olan kimse hariç, bir şefaate sahip olamayacaklar.
Rahmanın yanında bir söz, anlaşma, ahid, görevlendirme,
yetkilendirme, sorumluluk edinmemiş kimse hariç bir şefaate sahip olamayacakmış
kimse. Bu ayette çarptırılır yamultulur sanki Yüce Allah'ın şefaat etmesine
izin vereceği kimseler varmış gibi kendi dinlerine uydurarak, yamultarak,
yalanlayarak ve iftira atarak değiştirip anlamından kaydırıp meal verirler.
Çünkü Muhammed’e attıkları iftiralardan biride şefaat
edecek yalanı idi ya, aslında direk Allah'a iftira ve yalandır.
Ayete dikkatli baktığımızda zaten kimin şefaat edeceği
değil, kimlere şefaat edileceğidir anlatısı. Rabb'imizin indinde/katında/yanında
bir ahd edinmiş yani; Rabb'imin katında söz üzerine hak olmuş, salihatı yapan
anlaşmasına bağlı kalan, tek Allah'ı ilah edinen, ahirete inanan v.s. v.s. Bu
kısmı Yüce Allah bilir, biz anca bize öğrettiği kadarını biliriz Şerefli Kur’an’ımızdan
ki buda bize yeterlidir. Bu kimse hariç, hiç kimse herhangi bir şefaate sahip
olamayacak. Yani Rabb'im bu kimseler dışındakilere yardım etmeyecek ki zaten
başkası da asla yardım edemeyecek, şefaat edemeyecek.
*
20/109 O
Gün, şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut
olduğu kimse hariç.
Bu ayette nerdeyse 19/87 ayeti ile aynı anlamı
taşımaktadır. Aynı 19/87 gibi yamultulan bir ayettir. Bu ayette de kime şefaat
edileceğinden bahseder Yüce Rabb'imiz. Şefaatinin faydası yoktur derken Yüce
Allah birinin şefaatine inanların, dünyadayken ki bu inançları için öğütler.
Siz birinin şefaat edeceğine inanıyorsanız o gün yani hesap günü geldiğinde bu
inandığınız şey boşa çıkacaktır, size fayda sağlayacağını umduğunuz şefaat var
ya, işte o uydurduğunuz inanç size fayda sağlamaz diye öğütler.
Asıl şefaat kime yara sağlar ve kime şefaat ediceğini de
öğretir Yüce Rabb'imiz. Ancak kendisinden hoşnut ve memnun olduğu yani aslında kelime anlamının doğrusu memnun
olmak, rıza göstermek, kabul etmek, onaylamaktır. Bu kimselere ve izin verdiği
kullara yarar sağlarmış, Rabb'im dilerse ancak bu kimselere şefaat edermiş.
Yani sınav örneğin hatırlarsak, Rabb’im kanaat notunu bu kimseler için
kullanacakmış. Kur’an ile konuşursak da Yüce Allah tarafından ancak bu kimseler
günahlarının bağışlanacağını ve/veya suçlarının örtüleceğini umabilirler.
*
21/25 Senden önce hiçbir Resul göndermedik ki,
kendisine, "Benden başka ilah yoktur. Onun için Bana kulluk edin."
diye vahyetmiş olmayalım.
21/26 Ve onlar: "Rahman çocuk edindi."
dediler. O, bundan münezzehtir. Onlar, ikram olunmuş kullardır.
21/27 Onlar, O'nun sözüne aykırı hareket edemezler.
Onlar, yalnızca O'nun buyruğuna uyarlar.
21/28 Allah, onların bütün yapıp ettiklerini bilir.
Ve onlar, rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat edemezler. Onlar, O'na
duydukları derin saygıdan titrerler.
21/29 Onlardan kim, "O'nun yanı sıra ben de
ilahım." derse, işte o zaman onu Cehennem'le cezalandırırız. Biz,
zalimleri böyle cezalandırırız.
ŞEYTANIN EN BÜYÜK TUZAĞI: ŞEFAAT ALDATMACASI
21/25 de Nebi Muhammet’ten yani bir insan resulden bahseder
Rabb'imiz. Kur'an'dan biliyoruz ki Resul elçi demektir ki meleklerden de bir iş
için görevlendirilenler elçidir veya beynimizin her iki yanında bulunan
kaydediciler bir elçidir (blogumdan bakınız), Kur'an bir elçidir gibi gibi. Bu
bağlamda nebi de kendisine kutsal kitap verilendir. Bu kitap olabilir, sahife,
tablet v.s. olabilir. Resul bir görevle görevlendirilen olduğundan kendisine
kitap verilen değildir dolayısıyla her resul, nebi değildir, fakat her nebi
aynı zamanda resuldür dedikten sonra ayetlerimize geri dönelim.
21/26 da ise zalim kimselerin Rahman çocuk edindi diye
uydurdukları yalanı söyleyen Rabb'imiz, ben bu yalanlarınızdan münezzehim,
onlar ikram olunmuş kullar diyerek bu bahser.
Bu ayet grubunda 2 senaryo vardır. Birinden biri ve her
ikisi de olması muhtemeldir. Kur’an bütünlüğünden İsa için (haşa) Allah’ın oğlu
dendiğini de bunun melekler için dendiğinide ve cinler için Allah ile soy bağı (haşa)
uydurduklarını da biliyoruz.
Bu iki ihtimalin ilki Yüce Allah katında olan bir
varlık/varlıklar ikincisi nebiler ve resuller. Diğer işaretlerde bu 2 ihtimali
destekler.
Şöyle ki ; Yüce Allah’ın sözünden aykırı hareket edememesi,
Yalnız Yüce Allah’ın buruğuna uyması, Yüce Allah’ın onların her yaptığını
bilmesi,ikram edilen kullar olması her 2 grubu da kapsar. (meleklerde kuldur)
Yalnız burada 2 önemli ayırıcı özellik vardır. Birincisi
nebi veya resullerin hatalar yaptığını, günah ve suç işlediğini Kur’an’dan
biliyoruz ve meleklerde asla böyle bir işaret yok.
İkincisi de gene Kur’an’ımızdan Yüce Allah’ın meleklere
şefaat görevi verdiğini biliyoruz, bunu birazdan açıklayacağım.
Bu bağlamda kuvvetle muhtemel olan ayette bahsedilenler
melekler gibi Yüce Allah katındaki varlıklardır. Burada şu soru gelir. Bu
bahsedilenlerden cehenneme de giren varmış melekler cehenneme mi girer ? Şöyle
açıklayalım, dediğim gibi Yüce Allah katında olan varlıklardır, aynı şeytan
gibi ve şeytan küfrü, büyüklenesi, nankörlüğü, kibri, başkaldırması, bilmişlik
taslaması gibi sebeplerle cehenneme girecektir.
En doğrusunu Yüce Allah bilir diyelim ve bu çıkarımım
üzerinden devam edecek olursak,
Onlar, yani melekler, Yüce Allah'ın rızasına ermiş
olanlardan başkasına şefaat edemezlermiş diye öğretir Yüce Rahman'ımız bizlere.
İşin aslı karar, dileme, hüküm ve söz Yüce Allah'ın. Rıza gösteriyor bir kula
ve bir melek görevlendiriyor şefaat için. Allah istese kendi de yapar ama bu
şekilde takdir edip bu yolla da şefaat edeceğini veya edebileceğini öğretir
bizlere. Asında melekler uygulayıcıdır. Neyi uygularlar Yüce Allah'ın takdir
ettiğini takdir ettiği şekilde yerine getirme görevini uygularlar. Bu taktiri yerine
ulaştırırlar.
Şahsi kanaatimce bu yardım yani şefaat dünya hayatı ve/veya
ölüm anı gibi dünya ile tamamen bağımız kesilene kadar olan hayat kısmında
olacak bir şefaatten bahsediyor diye anlıyorum. Çünkü düşündüğümde ahiret
hayatı ile ilgili Yüce Allah'ın şefaat için melekleri görevlendirmesi sanki çok
mantıklı gelmiyor bana. Tabii ki en doğrusunu Yüce Allah bilir.
Ayetin devamında bu meleklerin saygıdan titrediklerini
öğretir Yüce Rabb'imiz, ve onlardan da ben ilahım diyen olursa onlarında yeri cehennem
olur diye bizleri bilgilendirir. Onlarıda
aynı insanlardan ayetleri yalanlayan ve şirk koşan zalimler gibi zalim
diye tanımlar. Tabii ki böyle bir iddiada bulunan var ise meleklerden bu tanım
yalnız onları kapsar.
Bu ayet grubundaki çıkarımlarım, diğer ayetlerle
destekleyip işte net budur diyebildiğim bir noktada değildir. İşaretlerden anladığımı samimi bir
şekilde deklere etmeye çalıştım ve yüzde yüz emin olmamakla beraber, doğru
tespit yaptığımı düşünüyorum, aksi Kur’an ayetleri ile ispat edilene kadar.
Herkes kendi aklını kullansın, söylediklerim beni bağlar, en doğrusunu Yüce
Allah bilir.
*
23/101 Sura
üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden
soramazlar!
Bu sanırım 2. sura üfleme yani diriltileceğimiz zamanki
çağrı. Önceki ve sonraki ayetlerden bunu anlıyorum. Anlaşılacağı gibi diriltildikten
sonra hesap görme aşamasında, öncesi ve sonrası da dahil en yakın olanlar dahi
birbirine yardım edemeyecek diye bizlere öğütler, öğretir Rabb'imiz.
Düşünüldüğünde ilk üfleyiş de olsa sonuç değişmez.
*
25/19 İşte onlar söylediklerinizden dolayı sizi
yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve
sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.
Onlar kimdir önceki ayetlere bakınız. Onlar, Allah'ın yanı
sıra kulluk ettikleri şeylerdir. Yani kulluk edilenler kulluk edenleri
kendilerine kulluk ettiğinden dolayı yalanlarlar, onlar kendileri azdılar
bizimle alakası yok derler. Allah'tan başka ilah edindikleri için artık bu
kimseler ne kendilerinden azabı uzaklaştırabilecek ne de hiçbir şekilde hiçbir
şeyden yardım alamayacaklar, yani şefaat alamayacaklar diye Rabb'imiz bizlere
öğretir. Bu kimselerinde kendilerine haksızlık yaptıklarını ve sonucunda azabın
büyüğünü hak ettiklerini anlarız. Büyük azap ahiret azabıdır.
Bu ayetin ışığında herkes kendini kontrol etmeli. Allah'tan
başka ilaha tabi oluyor muyuz, Allah'ın kelamı dururken başka sözlere mi
inanıyoruz, Allah'tan başkasını mı hakem ediniyoruz, İslam dininde miyiz,
Kur'an'a mı musalliniz her kes kendini kontrol etmeli.
Bu ayeti sığ düşünce ile değerlendirmemeliyiz. Ben puta,
ineğe, kuşa, böcüğe tapmıyorum, dolayısı ile Allah'tan başka ilah edinmiyorum, hem
zaten yalnız Kur'an diyorum, sadece Yüce Allah'ın dediğini yapıyorum diye
düşünce noktasında asıl hesaba katacağımız şey, dinde Kur'an harici hüküm koyuculara tabi oluyor muyuz.
Bildiğimiz bilgilerin, yaptığımız ibadetlerin Kur'an'da karşılığı var mı, Yüce
Allah dedi diye mi yapıyoruz yoksa birileri uydurdu da biz onlara mı tabi
oluyoruz. Eğer böyleyse hem İslam dininde olamazsın, hem Müslüman olamazsın,
hem Allah'ın astından ilah edinmiş olursun hem de şirk koşmuş olursun, sonu da
süresiz kalmak üzere süresiz cehennemdir.
Bilerek yada bilmeden başka ilah edinme ve başka dine girme
ile ilgili sohbetlerimizde çokça bahsettim daha detaya inmeyeyim.
*
26/87 "Yeniden dirilme gününde beni
utandırma."
26/88 "Evladın ve malın yarar sağlamadığı
gün."
26/89 "Allah'a selim bir kalple gelenler
hariç."
26/90 Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.
26/91 Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.
26/92 Ve
onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.
26/93 "Allah'tan başka size yardım edebilecek
var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?"
26/94 Arkasından onlar ve azgınlar onun içine tepetaklak
atılacaklar.
26/95 Ve İblisin bütün askerleri.
26/100 "Öyle ki yoktur bizlere şefaatçilerden."
26/87 de İbrahim’in duası ile başlayan ayet grubumuzdan
(önceki ayetlere de bakınız) dirilme gününde ne evladın ne de malın yarar
sağlamayacağını öğreniyoruz. Aynı zamanda yarar sağlayacak şeyin Yüce Allah'a
selim bir kalp ile kavuşabilmemiz olacaktır diye öğreniyoruz.
Allah'ın astından ilah edinenlere hani ilahlarınız nerde diye sorar Rabb'imiz. Bu ahiret aleminde gerçekleşecek olan gaypdan bir haberdir. Bu kulluk ettikleriniz dahil benden başka size yardım edecek var mı diye sorup ekler bu uyduruk ilahlarınız kendine bile yardım edemezken size yararı olacak mı? Hesabı görülen yalancı nankörler ise şeytanlar ile beraber cehenneme atılacakları haberini verir Yüce Allah'ımız bize. Onlarca ayette olduğu gibi kimse kimseye yardım edemeyecek, şefaat edemeyecek, Allah’tan başka şefaat edecek olmayacak diye tekrar tekrar bizlere öğretir, öğütler.
Ayrıca 26/100 de kelime çoğul gelir, şefaatçiler şeklinde. Yani birden fazla şefaat edecek olduğuna inanıldığını anlarız. Uyduruk hadislerde de böyle değilmi zaten. Muahmmed'in yanı sıra şehitler, küçük çocuklar, evliyalar, iyi kullar, cennettekiler de şefaat edecek demez mi bu söylenti/hadis kitapları.
Böyle inanıp böyle ölenlerin, gittikleri yerde umduklarını bulamadıklarını gene ayetlerden anlarız.
*
30/12 Sa'at'in gerçekleştiği O Gün, mücrimler umutlarını
kaybederler.
30/13 Ortak koştukları da onlara şefaatçi
olmayacaktır. Ortaklarını da yok sayacaklar.
30/14 Sa'at'in gerçekleştiği gün; O Gün, onlar
birbirinden ayrılırlar.
Dirilme gerçekleştiği gün suçluların neyin ne olduğunu ve
kurtuluş ümitlerinin olmadığını anlayacaklar. Ve onlar orada anlayacaklar,
bizlerden de yani hayatta olanlardan da hala anlamayan varsa Rabb'im izin
verirse şimdi anlayacağımız gibi, oraya gitmeden, daha doğrusu ölmeden anlamamız
gereken şeyleri Rabb'imiz bizlere Şerefli Kur'an'ımızda bildirir.
Bu üç ayetten anlamamız gereken verilen öğüt; kendi
ölümümüz gelmeden Yüce Allah'ın hudutlarında kalıp, Yüce Allah'ın hesap gününde
suçlu olarak karşısına çıkmamız gerektiği, Yüce Allah'a asla hiçbir şey ile
ortak koşmamamız gerektiği, hesap gününde ASLA Yüce Allah'tan başka şefaatçi
olmayacağını, Yüce Allah'ın o gün bir ayırma yapacağını anlamamız gerekir.
Bu ayırma için çok detaylı bir görüşüm var Kur'an
bütünlüğünde fakat sadece bu ayet özelindeki çok kısa ne ayrılacak bahsedelim.
Buradaki ayırma cennet ve cehennemliklerin ayrılması,
suçlularla salih olanların ayrılması, inanlarla inanmayanların ayrılması,
müşriklerle Allah’a ortak koşmayanların ayrılması diyebiliriz. En doğrusunu
Yüce Allah bilir.
*
31/33 Ey insanlar!
Rabb'inize takvalı olun. Ve babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamadığı,
çocuğun da babasına hiçbir şey ile yarar sağlayamadığı günden sakının. Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya
hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.
Kur’an’da genelde hitap, iman edenler, inanlar vs şeklinde
olmasına rağmen bazen de bu şekilde tüm insanlığa gelir. Aslında insanlar diye
çevrilen kelimeye karşılık gelen kelime nasu kelimesidir. Kökü Nun-Vav-Sin dir. Anlamı ise sallanmak, ileri geri
sallanmak, fistül oluşturmaktır. Kelime isim, erkek, çoğuldur. Bildiğiniz gibi
bir topluluğa hitap Arapçada hepsi kadın içinde bir erkek dahi olsa eril gelir.
Bu nedenle bu çeviri doğrudur ama bu detayı bilmekte fayda var diye
düşündüğümden paylaşmak istedim.
Rabb'imiz ayetinde kendisine karşı takvalı olmamız yani,
kendisinin belirlediği hudutlarda kalmamızı söyler. Allah'ın hudutlarında
kalabilmek için o hudutları bilmemiz gerekir. Bunun da tek yolu yalnız
Kur'an'dır. Dünya hayatı ile aldanmayın. Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın
der. Bu aldatıcı şeytandır, yani iblisin kendisi başta olmak üzere saptırıcı her
şey ve her kezdir.
Bu aldatmada
aldatıcının bizleri dünya hevalarına yönlendirip, onlara kapılmamızı ve aşırı
sevmemizi istediği ve bu yönde çalıştığını bize bu hevaları güzel göstererek
ahiret hayatını unutturduğunu anlarız. Ve yine anlarız ki hesap günü geldiğinde
ne baba çocuğuna ne de çocuk babasına yarar sağlayamayacaktır.
Yine anlarız ki bu aldatıcının başka bir oyunu daha bize
hesap gününde birilerinin yardım edececeğini telkin eder, vesvese verir. Yani
birinin bizlere şefaat edeceğine inandırması da aldatma yöntemlerinden biridir.
Ayeti aklederek analitik düşündüğümüzde bu sonuçlara rahatlıkla
ulaşırız. Rabb'imizin bize açıkça bildirdiği gibi, şeytan yani aldatıcı bize
apaçık düşmandır. Ve iblis bizim onu görmediğimiz yerden bizi görür. O yüzden
şeytandan ve şeytanın askerlerinden, şeytanın hazır askerlerinden (insanlar) ve
şeytanın velilerinden Yüce Allah'ın kelamları ile korunmalı ve sığınmalıyız.
Allah'a sığınmayı Rabb'im izin verirse inceleyeceğiz. Allah'a sığınma Allah'ın
kelamlarını bilmek ile olur ancak. Allah'ın hudutlarını, emir ve yasaklarını
bilmeden boş boş eüzü besmele çekerek Yüce Allah'a sığınmayı beklemek
akılsızlıktan başka bir şey değildir. Kendi konu başlığında detaylandırıcam
Rabb’im izin verirse.
*
32/4 O
Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattı. Sonra
arşa isteva etti. Sizin O'ndan başka veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Hala öğüt almaz mısınız?
Yüce Allah'tan başka şefaatçi olmadığına dair kesin ve net
bir ayet daha. Sizin O'ndan başka veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Hala öğüt almaz mısınız?
*
34/23 O'nun yanında şefaat,
yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku
giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği."
derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.
Başka çarptırılan bir ayet daha. Kendi dinlerini Kur'an'a
söyletmeye çalışanların yamultmaya çalıştıkları başka bir ayet daha. Genelde şu şekilde meal verir bu zalimler ;
Kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Sanki Yüce
Allah birine veya birisine izin verecekmiş gibi yamulturlar. Rabb'imin
söylediğinden uzaktan yakından alakası olmamakla beraber tamamen Kur'an'a
aykırıdır ve şirktir bu meal.
Bu kimselere sormak
isterim. Ateşe ne kadar dayanıklıdırlar?
Gelelim Rabb'imizin mesajına;
Öncelikle bu ayet kimin şefaat edeceğinden değil, kime
ve/veya kimlere şefaat edileceğinden bahseder. Allah'ın yanında şefaat ancak,
Allah'ın izin verdiğine fayda edermiş. Yani şefaat de Yüce Allah'ın elinde,
fayda sağlayacaksa Yüce Allah sağlayacak. O şefaat etmeden, izin vermeden kimse
hiçbir şekilde, hiçbir yerden veya kimseden yardım veya şefaat göremeyecekler.
Yalnız Rabb'imin inisiyatifinde, dilemesinde, izninde, hükmündedir.
*
34/42 Artık bugün birbirinize ne yarar ne de zarar
vermeye gücünüz yeter. Zulmedenlere: "Yalanlamış
olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz
Gene kimsenin kimseye bir faydası olmayacağını bizlere
öğreten başka bir ayetimiz. Ayrıca bu kimselerin ateşi yalanladıklarını da
anlarız. Bu yalanlama öldükten sonra dirilmek yok demekle veya ateş bize sayılı
gün dokunacak demekle olabileceği gibi biz Allah’ın sevdiği kullarız ateş bize
dokunmaz demekle de olabilir.
Ayrıca Allah’ın yanında dünyadaki nasibimden daha iyisini
bulurum diye düşünmekle ile de veya Yüce Rabb’imin, Allah’ın azabından kimse emin
olamaz kelamını dikkate almamakla da olabilir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
36/23 "Ben, O'nun yanı sıra ilahlar edinir
miyim? Eğer Rahman, bana bir zarar dilerse, onların şefaatinin bana hiçbir
yararı olmaz. Onlar beni kurtaramazlar."
Yüce Allah tek ilahtır. Kimsenin kimseye faydası olmayacağı
gibi, uydurulan uyduruk ilahlarında kimseye faydası asla olmayacaktır. İlah
edinme konularında bahsetmeye çalışıyorum. Birinin Yüce Allah'ın astından ilah
edinmesi için illa puta, fareye, ineğe, böceğe tapınması gerekmez. Elbette bu
uyduruk ilah edinmedir fakat günümüz Müslümanların çoğunun da ilah
edindiklerini Kur'an okuyunca net anlıyoruz ki zaten
Yüce Allah insanların çoğu inanmaz, inanlarında çoğu şirk koşmadan inanmaz
diyerek bizleri bilgilendiriyor.
Kendine Müslüman diyen şirk içinde yüzen günümüz sözde Müslümanlarının
çoğu şirk koşmaktadır. Evet aynı Mekkeli müşrikler gibi Allah'ı ilah
ediniyorlar ama yanında başka ilahlar ediniyorlar farkında bile değiller hatta
gözlerine soksak dahi kabul etmiyorlar.
Bu yöntemle ilah edinmenin yöntemi de dinde Kur'an harici
hüküm koyucular edinmeleridir. Tarikatlar, camiler, hocalar, din adamları,
sözde evliyalar, hadisler, şeyhler, diyanet, mezhepler, mezhep imamları bazı
vakıflar, dernekler v.s şeklinde.
Bu tarz yerler, kişiler, kurumlar veya kitaplar dinde hüküm
koyarlar ve kendi dinlerine çağırırlar. Bunların yolu asla İslam değildir,
Kitapları asla Kur'an değildir ve asla tek Allah'a inanmazlar. İstedikleri
kadar aksini iddia etsinler. Onu hesap günü Yüce Allah'a anlatırlar. Sohbetlerimizde
bunlardan bahsettim. Bura da uzunca konuya girmeyeceğim. Tek tek örneklersem
çok uzuyor. İşin özünü tekrar edeyim. Kur'an harici dinde hüküm koyan her şey
şirktir. Bunu yapanda, buna çağıran da bu çağrıya uyanda müşriktir.
*
39/19 Hakkında azap kararı gerçekleşmiş olana
gelince; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
39/20 Fakat Rabb'lerine takvalı olanlar için kat kat
bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği
sözdür. Allah verdiği sözden dönmez.
Nebi Muhammedin inanmayanlar için üzüldüğünü, hepsini
kurtarmak istediğini bildiğinden arada bazı ayetlerle hem gerçeği bildirir hem de
nebinin üzülmemesini sağlamak için apaçık ayetleri ile neyin ne olduğunu
bildirir. Bu iki ayette onlardandır. Ben hakkında azap olmasına karar verdiğim
kişiyi sen mi kurtaracaksın, bana takvalı olanlar için zaten ödüllerini ben
vericem, diye mesajını verir hem ona hem inananlara.
Bilmem Muhammet
şefaat edecek diyenler öğüt alabilirdiler mi?
Ancak öğüt alacaklar öğüt alır. Ancak Rabb'im dilerse
hidayet nasip eder. Dilerse de kör,sağır ve akletmez kalırlar.
*
39/43 Yoksa
Allah'ın yanı sıra şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye
sahip olmasalar ve akıl etmeseler de mi?"
39/44 De
ki: "Şefaat etme tamamıyla Allah'ın elindedir. Göklerin ve yerin
egemenliği yalnızca O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
Şefaatin Yalnız Allah'tan olabileceğine başka bir ayet
daha. Şefaat edecek diye inandıklarınız hem hiçbir şeye sahip değil hem de
akletmezler diyor Rabb’im. BUrada aynı zamanda bir eleştiri de vardır.
Buradaki akıl etmeme mevzusu biri ben şefaat ederim diye
ortaya çıkarsa Yüce Allah şefaatin yalnız kendisinde olduğunu belirtmesine
rağmen bu iddialarındaki akılsızlıktan bahsetmekle beraber diğer yönden
insanların putlar gibi cansız varlıklara tapıp Yüce Allah yanında onları da ilah
edindiklerini bizlere öğrettiğinden bu eşya olan malzemenin aklı olmadığını da
işaret etmiştir kanatindeyim. Tüm egemenliğin kendisinde olduğunu belirten
Rabb’imiz sonunda kendisine döndüreceği bilgisini de yine bizlere öğretir.
*
40/18 Yaklaşan gün hakkında onları uyar. O Gün
korkudan yürekler ağızlara gelir. Zalimler için ne samimi bir dost ne de sözü
dinlenir bir şefaatçi vardır.
Şefaatçi olmayacağına dair başka bir ayet. Yaklaşan gün
hesap günüdür. Hesap görülecek günün yaklaştığını, bu günün kesin olduğunu ve o
gün gelince hesaba çekileceklerini hatırlar, öğütler, öğretir Yüce Rahman’ımız.
O günün korkulan bir gün olduğunu da öğretir ayrıca zalimlere şefaat
edilmeyeceğini de.
Hesap günü demek dünyanın yok olup tekrar ahiret evreninde
hesap görmek diriltilmek demektir.
Bu hesap gününün yaklaşmasını şu şekillerde yorumlayabiliriz.
Kur’an’dan sonra artık dünyanın yok olacağı zaman
yaklaşmıştır diye yorumlayabilsek de bu çok doğru bir yaklaşım gibi gelmiyor.
Neye göre yaklaşmış. Neye göre baz alıcaz. Dünyanın oluşumuna göre mi, homo
sapiensin yaratılmasına göre mi, Kur’an’ın indiği tarihe göre mi?
Ayrıca Yüce Allah katında ki zamanında dünya da geçen
zamandan farklı olduğunu anlatan ayetlerimiz var.
Rabb’im muhtemelen dünya zamanının çok kısa olduğunu, göz
açıp kapayana kadar geçeceğini vurgularken aynı zamanda da bu yaklaşan gün için
illa dünyanın yok olmasını beklememizin anlamsız olacağını belirtir. Çünkü
insan öldüğünde daha doğrusu vefat ettiğinde aslında hesap günü başlamış
diyebiliriz. Çünkü insan vefat ettikten sonra dirileceği zamana kadar isterse 1
milyon yıl geçsin ona belki de 1 gün gibi kısa gelecek. Bir nevi koma halinde
gibi olacağından zaman kavramını yitirecek. Bu nedenle kısa dünya hayatında
yaklaşan insanın kendi ölümünü de kastetmiş olabilir. Bu daha mantıklı bir
yaklaşım olacağı kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
43/40 O
halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru
yolu gösterebilir misin?
43/41 Biz,
seni bu dünyadan alıp götürsek bile, onlara hak ettikleri cezayı mutlaka
vereceğiz.
Muhammed’e söylüyor Rabb'imiz. Dünyadayken benim izin
vermediğime sen doğru yolu gösterebilir misin. Seni dünyadan alsam da ben
onlara hak ettikleri cezayı vericem. Dünyada iken Yüce Allah'ın dilemesinin,
hükmünün, adaletinin önüne Asla geçemeyen Muhammet sizin dediğinize göre bunu
ahirette mi yapabilecek. Elbette bu asla olmayacak. Sizler bir bilgiye
dayanmadan, aydınlatıcı bir kitabınız olmadan anca zanlarla atıp tutuyorsunuz. Muhammet’e iftira
atıyorsunuz, onun adına yalan uyduruyorsunuz hatta ve hatta bizzat Yüce Allah
adına yalan uydurup, Allah adına iftira atıyorsunuz. Bu yalanlarınızı da
Allah'a dayandırıyorsunuz. Biraz daha faydalanın. Biraz daha bekleyin. Bizlerde
bekleyenlerdeniz.
Zamanı gelince Rabb'im hepimizin ayrılığa düştüğü konularda
hükmünü verecek ve sizlerle bizlerin arasını ayıracak.
Bu sözlerim yanlış anlaşılmasın. Bunu izleyen herkese
değildir lafım. Şefaatin yalnız Allah'tan olduğu bilene değildir sözüm, doğruya
ulaşmak için araştırma yapana değildir lafım, ama evet nefis nefise yani kul
kula şefaat edecek diye düşünüyorsan, Allah'a inat Yüce Allah dışında biri
şefaat edecek diye düşünüyorsan sanadır lafım.
*
43/86 Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri
kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe
tanıklık edenler kavrar.
Bu da yamultulan ayetlerdendir. Kendi heva ve dinlerinde
olanı Kur'an'a söylettirmeye çalıştıkları ayetlerdendir. Son cümlede gerçeğe
tanıklık edenler hariç diye meal vererek bazı kimselerin şefaat edeceğine
inandırmak isterler bu zalimler. İnandırsınlar ki kendi şirk dinlerine tabi
olsun insanlar. Kendileri gibi cehennemlik olsunlar. Bu görüşte olanları da
şeytan kandırmıştır. Şeytan bilir bunların cehennemlik olduklarını ama bu
ayetleri yamultanlar ise kendilerinin cehennemlik olduğunu ve ateşe
çağırdıklarının farkında değillerdir muhtemelen.
Böyle Rabb’imin ayetlerini inkar eden inançlarının sebebi
Yalnız Kur'an demedikleri, zanlara ve ata dinine uydukları, kutsal kitaplar
harici dinde hüküm koydukları veya koyanlara uydukları içindir. Yüce Allah ne demiş ona bakmazlar. Ata
dininde, kendi dinlerinde kendi önderleri ne diyor ona bakar, onu uygularlar
sorgulamadan, gerçeğe ulaşma çabası olmadan. Kanıt olmadan, delil olmadan. İşte
bunlar Kur'an'da bahsedilen maymunlardır, maymun gibi taklit ederler. Hayvanlar
gibi yerler, yol bulmada hayvandan daha aşağı olanlardır. (Kur’an’a bakınız,
hakaret etmiyorum, Rabb’imin ayetlerini deklere ediyorum)
Oysaki Yüce Rabb'im bu ayetinde şu mesajı verir.
Allah harici kime dua ediyorsanız size asla yardım
edemezler, şefaat edemezler. Buna rağmen siz gene uyduruk ilahlarınıza dua
ediyorsunuz. Şirk koşuyorsunuz. Bunun farkında da değilsiniz. Bu farkındalık
sahibi olanlar ancak gerçeğe tanıklık edenlerdir.
Bu gerçek nedir ve kimdir bunlar diye düşünürsek de ; İşte bu gerçek Yüce Allah'ın hak gerçek yolu, bu yolun öğreticisi Şerefli Kur'an’dır, Kur’an’ın içinde Rabb’imizin öğrettikleri gerçeklerdir. Bu kimselerde bu Kur'an'ı açıp kendi anladığı dilde okuyan, anlayan, çalışan, öğrenen, analitik düşünen kimseler dir ki buradan öğrendikleri Yüce Allah'ın öğretileri ile gerçeğe tanıklık ederler.
Ayrıca şunuda blirtelim Muhammede alemlerin efendisi demek, alemler onun için yaratıldı demek, şefaat ya resulallah demekte net şirktir. Nebinin böyle bir iddiası alsa olmadığı gibi bunların bu iftira ve yalanlarından haberi bile yoktur.
Hatta bu işi biraz daha ileri götürenler vardır. Bunlarda şeyciklerin şıhcıkların veya tarikat liderciklerinin de şefaat edeceklerini söylerler. Bu uyduruk şeyhcikler, şıhcıklar ve tarikat lidercikleri de kendilerinin şefaat edebileceğini söylerler.
*
44/40 Ayrışma Günü, onların hepsinin
kararlaştırılmış bir araya gelme zamanıdır.
44/41 O Gün, hiçbir yakının, yakınına bir yararı
olmaz. Onlar, yardım da olunmazlar.
44/42 Ancak Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç.
Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
60/3 Kıyamet
günü akrabalarınız ve çocuklarınız size asla fayda sağlamazlar. Sizin aranızı
ayıracaktır. Ve Allah, yaptıklarınızı En İyi Gören'dir.
Kimsenin kimseye faydası olmayacağına dair başka ayetler.
En yakın en yakınına yardım edemeyecek. Şahsen tanımadığın biri olan nebide
olsa yardım edeceğine inanmak, üstelik apaçık bir çok ayetle de Rabb'imizin
böyle bir şey olmadığını söylemesine rağmen böyle bir şeye inanmak akıllara
zarar bir şeydir. Nasıl döndürülüyorlar, nasıl çevriliyorlar Rabb'imin
kelamlarına rağmen.
*
45/34 "Bugüne kavuşmayı nasıl umursamadıysanız,
Biz de bugün sizi umursamıyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Ve sizin için bir yardımcı
da yoktur." denir.
Yüce Allah'ın ateşte olmalarına hüküm verdiği zalimleri
Muhammet veya şu veya bu mu kurtaracakmış. Öyle mi diyor Rabb'imiz bu veya
başka ayetinde. Öylemi diyor tek hüküm koyucu, en adaletli, en güzel söz
sahibi, tek hakem, tek veli, tek yardımcı, tek vekil, tek sığınağımız tek
yardımcımız olan Alemlerin yaratıcısı ve efendisi olan Yüce Efendi’miz.
*
46/16 Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi
şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan
kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir.
47/2 İman
eden, salihatı yapanlar ve Rabb'leri tarafından Muhammed'e indirilen
"Hakk'a" inanan kimselere gelince, Allah onların kötülüklerini örtüp
durumlarını düzeltecektir.
47/3 Bu,
Kafirlerin, "Batıl'a" uymaları, İman Edenlerin ise Rabb'lerinden
gelen "Hakk'a" uymaları nedeniyledir. İşte Allah, insanlara kendi
durumlarını böyle örnek verir.
Yüce Allah'ın şefaatinin bir örneğidir. Başka ayetlerde
vardır hepsini almadım. Yüce Allah dilediği kulları için günahlarını
bağışlayacağını ve suçlarını öreteceğini böylelikle ateşten o kullarını
koruyacağını, onları ateşten uzaklaştıracağını ve cennetlerine koyacağını
bizlere öğreten ayetleri vardır bu ayetler gibi. Demek ki Yüce Allah eğer
şefaat edecekse o kul bazı şeyleri hak etmiş demektir. Kendi yaptıkları ile
cennete direk giremeyecek olmasına rağmen Yüce Allah o kul için cennete
girmesini uygun görmüştür. Sohbetin başındaki örneği hatırlarsak kanaat notunu
kullanmıştır eğer tabiri doğru olacaksa. Yaratan yarattığını bilir, kişiye,
kişiden daha yakındır. Kalbindekini de ondan daha gizlisini de bilir. Her şeyi,
görür, duyar ve bilir. İlmi her şeyi kuşatmıştır. O kula bunu uygun gördüğüne
göre, bu o kul için daha adaletlidir demektir. En adil olan Rabb'imdir.
Bu bağlamda şu ayetide hatırlayalım:
48/2 Allah, senin geçmiş ve sonraki
suçlarını bağışlasın ve sana nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru yola iletsin
diye.
Bu ayette Muhammed’e fetih nasip ettiğini söyleyip bu
fetihin de Muhammedin önceki ve sonraki günahlarının bağışlanması için bir
sınav bir vesile olduğunu takdir ettiğini anlarız Yüce Allah'ın. Bir peygamberin bile
sonradan yani vayhi aldıktan sonrasında bile günahları, suçları olduğunu
anlıyoruz. Allah şefaat edecek ve bunları örtecek. Demek ki peygamber olmayan
ve peygamberi görmeyen bizler neler yapıyoruz burdan kendimize ders
çıkarabiliriz. Bundan dolayıdır da şahsi kanaatim, hiçbir nefis Yüce Allah'ın
rahmeti, bağışlayıcılığı, affediciliği, şefkati, kullarını çok sevmesi, şefaati
olmadan kendi ellerinin yaptıklarının sonucu cenneti hak etme olasılığı yok
denecek kadar azdır belki de yoktur diye söyleyebilirim. En doğrusunu Yüce Allah
bilir.
*
53/3 Ve
nutuk* eder değildir (o) hevâdan278.
*Söylem, konuşma, telaffuz.
53/4 Ki
o* ancak bir vahiydir603 vahyedilen603.
*Kur'an.
Bu iki ayet üzerinde akledelim. Rabb'imiz der ki; Muhammet
hevasından konuşmaz. Yani kendi istekleri, arzuları doğrultusunda konuşmaz.
Onun size söyledikleri, deklere ettikleri ancak sadece Kur'an'dır,
Kur'an'dandır. O sözler ancak vahiydir, benim kelamımdır, ona vahyedilendir,
benim kelamımdandır. Şimdi sözü en doğru
olan Yüce Rabb'im bu şekilde söylemektedir.
Akledelim ve hep beraber soralım.
Ey akıl sahipleri;
1-Muhammedin söyledikleri Kur'an'dan ise Kur'an'ın
neresinde Muhammet şefaat edecek diye bir vahiy var.
2-Kur'an'da yok da Muhammedin sözleri, hadisleri diyorsanız
o zaman kendi uydurmuş olmuyor mu?
3- Peki Yüce Allah o
hevasından konuşmaz diyor, başka ayetinde de öyle olsaydı canını alırdım bu
vahiyleri de unuttururdum diyor, peki Kur'an nasıl Tamamlandı?
4- Kur’an tamamlandı diyorsanız, neden Kur’an harici
uydurma kaynaklara ihtiyaç duyup, Kur’an dururken onlara tabi oluyorsunuz?
4-Kur'an'ın tamamlanmadı diyorsanız tamamlandığına dair,
kemale erdiğine dair ayet var onu damı yalanlıyorsunuz?
5-Ya da tamamlandı diyorsanız eğer, Rabb'im ondan
sorulacaksınız diyor, tekrar soruyorum nerde Muhammet şefaat edecek diyor.
6-Muhammet Kur'an harici vahiy aldı, ordan biliyoruz
diyorsanız, peki soralım
7-Kur'an'dan sorulacaksak, Muhammedin açıktan aldığı bir
vahiy varsa da, Yüce Allah bunu da Kur'an'a koymadıysa bizi neden bağlasın,
ondan sorulacaz.
8-Hevasından konuşmayan, yalnız Kur'an'a tabi olan, Yalnız
vahye uyan bir nebi Yüce Allah şefaat yok demesine rağmen kalkıp ben şefaat
edicem der mi?
9-Böyle deseydi Yüce Allah cezalandırmazmıydı,
10-Hiçbir resulün bir insanın müslim olduktan sonra kafir
olmasını istemediğini Yüce Allah Kur'an'da bize apaçık bildirmedi mi ?
11-Muhammet iman eden birinin kafir olmasını mı istedi ?
12-Peki Kur'an'ı Alemlerin yaratıcısı eksik mi bıraktı
Muhammet eklemeler yaptı
13-Din Allah’ınmı Muhammedin mi
14-Dini Allah mı Muhammed’e öğretti, Muhammet mi Allaha
15-İnsanları yaratan, en iyi tanıyan, en adaletli, tek
hüküm sahibi Yüce Allah mı Muhammet mi?
Bu soruları çoğaltabilirim uzamasın fazla. Lütfen bu
sorular üzerinde akledelim. Nerden tutarsanız orası elinizde kalır. Ayetlere,
mantığa, Kur’an bütünlüğüne, İslam dinine aykırı olan biri şefaat edecek
düşüncesi net şirktir. Akla zarar bir inançtır.
Bizzat Yüce Allah ve Nebi Muhammet bu yalanlarınızdan,
iftiralarınızdan uzaktır. Bunlar sizlerin yani sizin gibilerin yanlarınızdan
uydurduğunuz ve Allah'a ve nebiye dayandırdığınız, yalanlar ve iftiralardır.
Allah ile peygamberin arasını açmak, resulleri birbirinden ayırmak için bizzat
Allah adına yalan uydurup, bizzat Allah adına iftira atan zalimlersiniz.
Öğüt alacaklar lütfen Rabb'imin ayetleri üzerinde
akletsinler. Rabb'im hak edeni, dileyeni doğru yola klavuzlar. Takvalı
olacaklar Yalnız Yüce Allah’a takvalı olsunlar. Tevekkül edecekler Yalnız Yüce
Allah’a tevekkül etsinler.
Bizler Rabb'imizin gözleri önündeyiz.
*
53/26 Nicesi var ki meleklerden göklerde, işe yaramaz onların şefaati bir şeye; dışında ki izin vermesi sonrasında Allah'ın, dilediği ve razı olduğu kimse için.
-10/3 ayetinde bahsettiğimiz şefaat edenin melekler olduğunu açıklayan ayettir.
53/27 Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, melekleri dişi
varlıkların adları ile adlandırıyorlar.
53/28 Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri
yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan, "gerçekten" yana
hiçbir değer taşımaz.
Bu da sohbetin başında bahsettiğimiz meleklerin şefaatidir. Rabb'im şefaat edilecek kimseyi uygun görüp, şefaat olmasını diler. Bu kimselere şefaat ulaşması için melekler görevlendirir. Melekler kendi başlarına iş yapamaz ve şefaat de edemezler. Ancak Yüce Allah görevlendirir. Kime nasıl ve ne kadar şefaat edileceğinin hükmünü yalnız Yüce Allah verir. Ayette işaret edilen ise bu izni Yüce Allah’ın dilediği, hoşnut olduğu ve razı olduğu kişiler için olacağını belirtir. Melekler ise yalnızca Yüce Allah'ın izni ve görevlendirmesiyle uygulayıcıdırlar. Bu şekilde görevlendirme olmasına da elbette Yüce Allah karar vermiştir. Kannatimce bu dünyada olan bir yardım edilmedir şeklinde anlıyorum. Savaşlarda yardım için gönderilen melekler gibi. Ayetin başka mesajı ise melek de olsa her ne olursa olsun Yüce Allah'ın izni dışında bir şefaatin olmayacağı, olamayacağı, Yüce Allah'ın buna izin vermeyeceğidir. Zaten en adaletlisi de budur. Eğer bir yardım olacaksa her şeyi en iyi bilen ve en adaletli olanın karar vermesi gerekmez mi, en doğru hüküm bu şekilde gerçekleşmez mi. Alemlerin yaratıcısından da bu beklenirdi zaten. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
Ayetteki izin vermesi sonrasında önemli bir işarettir. Bahsettiğimiz gibi bu işaretten de anlaşılacağı gibi Yüce Allah bir kişiden hoşnut olduysa, razı olduysa ve dilerse o kimse için şefaat eder, edebilir. Bu şefaat izni sonrasında melekleri görevlendirirse eğer, melekler bu şefaati yerine getirmekle sorumlu olacaklardır.
Ayrıca 53/26 ayetindeki bu öğreti sonrası devam eden 53/27 ve 28 ayetlerinden de 53/26 ayetindeki öğretiyi inkar eden veya başka türlüsüne inananlar dahil, meleklere dişi varlıkların ismi koyanlarında ahirete inanmadıklarını öğretir Yüce Rabb’imiz.
Bu kimselerin de ancak zanna uyduklarını, bir bilgileri
olmadığını ve zannın gerçekten yana değer taşımadığını da öğretir Rabb'imiz.
53/27 de meleklere dişi varlıkların adını vermeleri, bu
kimselerin bu melekleri ilah zannettiklerini, ilah edindiklerini anlarız. Kur’an’da
örnekleri vardır.
Örnek verecek olursak;
34/40 Ve
O Gün O, onların hepsini bir araya toplayacak. Sonra meleklere: "Şunlar,
size mi kulluk ediyorlardı?" diye soracak.
Bu inançları doğrultusunda da belirttiğim gibi bu kimseler
ahirete inanmamış oluyorlar. Bu konuyu konuşmuştuk. Ahirete inanmamak şirk
koşmaktır. Yüce Allah'ın ahiret ile ilgili anlattığı şeylere anlattığı gibi ve
anlattığı kadar inanmamak bir şeyler ekleyip çıkarmak ahirete inanmamaktır. Örneğin
şefaate inanmak, sırat köprüsüne inanmak, kabir azabına inanmak, ölünce Allah
katında mutlaka iyi şeylerle ödüllendirileceğine inanmak gibi şeyler ahirete
inanmamaktır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ahirete inanmak kutsal kitaplarda
yazdığı şekliyle inanmaktır. Ahiret başlığı altında Rabb’im nasip ederse
detaylandırıcam.
*
56/12 Naim Cennetlerindedirler.
56/13 Birçoğu öncekilerden.
56/14 Birazı da sonrakilerden.
Ayetlerden anlarız ki Kur'an sonrası yaşayan insanlardan
ancak birazı cennette olacak. Hani bir ayette Rabb'im diyordu ya, inanların
çoğu şirk koşmadan inanmaz diye. Bize şefaat edecek Muhammet diyordunuz ya hani
toptan cennete giremeyecekmişiz işte. Rabb'im böyle diyor. Ben zaten bu uyduruk
inancı geçtim de asıl buradan çıkaracağımız daha önemli bir ders vardır.
Allah yolunda olmak isteyen, gayret gösteren, Yüce Allah'ın
uyarılarından ve makamından korkan herkes, kendini her gün test etmeli. Tek
affedilmeyecek şirk günahında mıyım, Kur'an'a mı musallinim, kelle sayılarının,
ata dinin arkasından sorgusuz sualsiz mi gidiyorum yoksa gittiğim yolda bir
bilgi üzerinde bir aydınlatıcı kitap üzerinde miyim. Zanna mı uyuyorum yoksa
hakka gerçeğe mi. Yüce Allah'a mı klavuzlanıyorum yoksa birilerinin yanlarında
uydurduğu uyduruk herhangi bir dinde miyim, Tek ilah olarak Yüce Allah'ı mı
birliyorum yoksa aldatıcı ve onun velileri beni Allah ile aldattı da Allah'ın
astından ilahlar mı edindim, Yüce Allah'a mı tabiyim yoksa iblise mi?
*
69/35 Artık bugün, onun burada hiçbir koruyucusu
yoktur.
Önceki ayetlere bakınız. Onun diye bahsedilen kimse
cehennemlik olandır ve neden cehennemdedir bize öğretir Rabb'imiz. Burada
derken ahiret hayatıdır ama nokta atışı yapalım tam olarak cehennemdir.
Yüce Allah cehennemi uygun gördüğünün, cehennemde
koruyucusu yok diyor. Buraya kadar incelediğimiz ayetler ışığında hala Muhammet
şefaat edecek diye hala inanan var ise demek ki Rabb'im gözlerini kör,
kulaklarını sağır ve kalplerini akletmez kılmıştır. Onların bu yetilerini
kilitlemiş, perdelemiş, mühürlemiştir. Bu kimse için Yüce Allah'ın dilemesi
dışında kimsenin elinden bir şey gelmez. Rabb'im
inanları kendine kılavuzlar inşaallah.
Ayrıca şimdi bir ayete daha bakalım. Muhammet şefaat edecek
ve azaptan kurtaracak düşüncesi olanlara gelsin.
70/28
Rabb'lerinin azabından kimse emin olamaz.
*
72/22 De ki: “Doğrusu ben; asla
koruyamaz222 beni Allah’tan birisi; ve asla bulamam O’nun astından bir
sığınak.”
Yüce Allah Muhammed’e diyor de ki; De ki; Beni Allah'tan
kimse koruyamaz ve Allah'tan başkada sığınağım yok. Resule itaat diye uyduruk
hadislere tabi olup dinde hüküm koyuyorsunuz, Muhammet şefaat edecek diye kendi
yanınızdan din uyduruyorsunuz, bu ve bunun gibi şeylerle de Allah'ın astından
ilahlar ediniyorsunuz. Peki hiç mi akletmiyorsunuz. Sizin inancınızın doğru
olmadığını kanıtlayacak onlarca, yüzlerce ayet var. Çalışmalarımda
bahsediyorum. İşinize geleni işinize geldiği gibi yamultup ona inanıyorsunuz. Resule
itaat Kur'an'a itaatdir uyduruk, kimin söylediği belli olmayan tamamı zan
tamamı uydurma insan sözleri değil. Bu ayetimize gelelim.
Ayette de açıkça görüldüğü gibi Nebi Muhammet, kendisini
koruyacak Yüce Allah harici başka hiçbir şey, hiçbir kimse aramamaktadır,
arayamaz da, çünkü inanan biri ve bundan öte peygamberdi. Yüce Allah'da 72/22
ayetini Muhammed’e vahyederek, öğreterek bunu açıkça belirtiyor. Zaten böyle
bir kimse de yoktur. Allah'tan gelecek bir şeye müdahale edebilecek bir güç
asla yoktur.
Yüce Allah'a denk hiçbir şey yoktur. Başka ilah da yoktur. Yüce
Allah Muhammed’e ve bizlere onlarca ayetinde şefaat yetkisinin yalnızca
kendisinde olduğunu açık ve net bir şekilde beyan etmiştir. Yalnız Yüce
Allah'ın şefaat edeceğine inanmamak direk şirktir, bu şekilde vefat edilirse
affı olmayacaktır. Bu şeytanın
aldatmacasıdır. Şeytan bize apaçık düşmandır.
Muhammet kendisini Allah’an başka koruyacak olmadığını bilirken, sizler
Muhammed’in veya şunun bunun sizi Allah’tan koruyacağına mı inanıyorsunuz.
Sizce bu düşünceniz normal mi, Kur’an’a uyuyormu, akla, mantığa uyuyormu ?
Artık akletmenin zamanı gelmedi mi ? Artık yalnız Kur'an
demenin zamanı gelmedi mi ? Artık Kur'an hariç dinde hüküm koyan her şeyin
bizleri cehenneme götüreceği bilincine kavuşup elimizin tersi ile itmenin
zamanı gelmedi mi? Artık öğüt almanın ve öğüt tutmanın zamanı gelmedi mi?
Kendi saatimiz gelene kadar hala vaktimiz var, eğer burada
benimleyseniz şuan hala vaktiniz var. Ne olur Yüce Allah'ın bize bahşettiği ve
en büyük yaratılış özelliğimiz olan aklımızı kullanalım, analitik düşünelim,
ölçüp tartalım delillere, kanıtlara bakalım, sonra mantıklı karar verelim. Rabb'im
bizlere furkan nasip etmesini temenni ederim.
*
74/48 Artık şefaatçilerin şefaati onlara yarar
sağlamaz.
82/17 Din Günü'nün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
82/18 Evet, Din Günü'nün ne olduğunu sen nereden
bileceksin?
82/19 O, kimsenin kimseye yardım etmeye gücünün
yetmeyeceği bir gündür. O gün karar vermek bütünüyle Allah'a aittir.
Dünyada yardım edenlerin yani şefaat edenlerin hesap günü
geldiğinde şefaat edemeyeceklerini anlarız. Şefaat edecek sandıkları da şefaat
edemeyecektir. Kimse kimseye şefaat edemeyecek fayda sağlayamayacak. Artık orda
tek şefaatçi, tek yardımcı, tek veli ve tek sığınak yalnız Yüce Allah'tır. İnsanı
yaratan ve en iyi bilen, ilmi her şeyi kuşatan, tek hüküm koyucu ve en adaletli
olan o gün adaleti tam ve eksiksiz sağlayacaktır. O yüzendir ki şefaat de
yalnız Yüce Allah'ın elindedir. Yüce Allah'ın hükmüne müdahale edecek biri
düşünülebilir mi? Yüce Allah böyle bir şeye izin verebilir mi?
Eğer Allah harici birileri şefaat etseydi insan düşünmez mi
Kur'an'da söz edilen şeyleri;
Hani Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştı, hani en
adaletliydi, hani en iyi söz onundu, hani tek hüküm koyucu idi, hani en
şefkatli, en merhametli, en bağışlayıcı idi, hani yarattığını biliyordu, hani
her şeyi en iyi, gören, en iyi duyan, en iyi bilendi, hani kalplerdekini ve
daha gizlisini biliyordu. Bunları sorgulamamız gerekmez miydi?
Tüm bunları sorgulardım şahsım adına ve bizzat Kur'an'ı
sorgulardım ben. Herkezede tavsiye ederim. İnandığınız şeye kanıtla delille
inanın. Bu sayede doğruluğunu test edersiniz. Doğru değilse uzaklaşır doğru ise
de inancınız artar.
Eğer kalkıp da birileri şefaat edecek denseydi bende bu
kitap ilahi değil derdim çünkü tüm bu söylemler ile çelişirdi. Ama alemlerin
yaratıcısı Yüce Allah Subhandır.
Ayrıca traji komik bir olay daha var bu ayetlerde daha
doğrusu şefaat eden olacak diyenler ile bu ayetler arasında. 82/17 ve 18 e
dikkat edelim. Rabb'im Muhammed’e diyor ki. Sen din gününün ne olduğunu nerden
bileceksin ve evet din gününün ne olduğunu sen nerden bileceksin. Tüm
bilmediklerimizi öğreten Rabb'imiz din günü hakkında ne öğrettiyse onu
biliyoruz. Bu yargılama gününün ne olduğunu bilmeyen Muhammet birilerine şefaat
edeceğini mi biliyor.
Yazık artık nebimizin üzerine pislik atmayın. Yalanlarınızla, iftiralarınızla canım İslam’ı karalamayın, yamulttuğunuz Kur'an ayetleri ile insanları dinden çıkarmayın. Debelenin kendi bataklığınızda fakat insanlara da bu pislikten sıçratmayın.
*
21/47 Kıyamet günü hak edileni eksiksiz belirleyen
tartıları kurarız. Hiç kimse, hiçbir biçimde haksızlığa uğratılmaz. Hardal
tanesi kadar da olsa her şeyi hesaba katarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.
23/102 Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar
kurtuluşa erenlerdir.
28/84 Kim bir iyilik ile gelirse; ona, ondan daha
hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük ile gelirse; yaptığı kötülük kadar
cezalandırılır.
48/5 Mü'min erkekleri ve Mü'min kadınları, içinde sürekli kalmak üzere, içinden nehirler akan Cennetlere koymak ve kötülüklerini örtmek içindir. İşte Allah'ın yanında büyük kurtuluş budur.
48/16 Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi
şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan
kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir.
Buraya kadar bahsettiğimiz Yüce Allah'ın şefaati ile ilgili
bilmemiz gereken bir detay daha vardır. Rabb'im ayetlerinde öğretti ya herkes
yaptığının karşılığını alır, tartısı ağır veya hafif gelmesine bağlı gideceği
yer belli olur, iyiliğe misli ile ve kötülüğe de tam karşılığı ile karşılık
bulur diye.
Rabb'imizin katında da büyük kurtuluş cennettir. Rabb'imin
birde sözü vardır. Bu söz kimin üzerine nasıl hak olduysa o şekilde
değerlendirecektir. Şirk koşanların üzerine hak olan söz cehennem olmasına
rağmen Rabb'im bazı kimselere ise kendi fazlından iyiliklerine ve doğru yolda
olmalarına bir sözü vardır. Bu söz de bu kişilerin günahlarını bağışlaması ve
suçlarını örtmesi vesilesi ile yani şefaati ile cennete varis kılmasıdır. Bu
Rabb'imin bizlere verdiği sözlerdir.
Yüce Allah asla torpil yapmaz. Bu şekilde düşünmek çok
yanlış olur. Zaten vaat ettiği, söylediği, öğrettiği ve beyan ettiği şeyi
tecelli ettirir. Yoksa cehennemlik olan bir müşriki veya kötü olan, tağut olan
bir zalimi veya zulmedeni alıp cennete sokacak değildir. Daha önce bahsettiğim
gibi bir nevi kanaat notu kullanacaktır hak edene, dilediğine. En doğrusunu
Yüce Allah bilir.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
4Efendi, komuta eden.
6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel
şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.
8Bilen.
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut
olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak
durmayı işaret eder.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı ö
rtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin
gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu
evliyadır.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.
74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne
doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve
sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma
uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü
kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir
şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli
ettirendir.
94Büyük/azametli.
114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat
kavramı şeytanın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir.
O'nun astından şefâatçiler ummak şirktir.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat
ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son
derece kesin kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur,
nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır
(6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de
getirilir. Bir kişi yargılama sonucunda
suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye girer. Yüce Allah yargılama
sürecinde araya girerek, direkt olarak
müdahale eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır. Cennetlere yerleştirir. Yüce Allah
yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını
bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmedilir ve bu kişi
cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek
müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine
şefaati yazmıştır. Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi yoktur.
Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir kişi
aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur. Muhammed peygamber kendisine ancak Yüce
Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de bilmelidir ki şefaat
sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada başkalarını şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı
yoktur. Artık kulağı olan işitsin; gözü olan gürsün, kalbi olan akletsin.
242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam
bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin
6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın
üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır
edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz.
278İstek, heves, meyil, sevme, düşme, ihtiras, rağbet.
305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir
kesim/kısım insan topluluğu.
370Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli
etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. İş
ve oluşların gerçekleştiği arena. Bu kürsü içinde
evrenler yaratılmaktadır.
371Diri, canlı, hayatta, yaşayan, aktif, durağan
olmayan. Bu sıfatla yarattıklarına hayat ve dirilik veren. 372Dik, ayakta,
eğilmeyen, çökmeyen. Bu sıfatıyla yarattıklarını ayakta tutan.
373Aşkın, her şeyden daha üstün, daha yüksek.
401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.
402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis
kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın
bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi
hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl
adına uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira
olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak.
Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı
edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.
519Besleyen, her şeyin var olması ve varlığını devam ettirmesi için gereken her şeyi kesintisiz şekilde sağlayan, sunan.
556Toplamak, bir araya getirmek.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.
627Şerefli Kur'an
bütün olarak okunduğunda anlaşılır ki; bu evrene gelmeden önce Rabbimizin
huzurunda yine bedenlerimizle yalnız olarak durmuşuz. Dikelmişiz.
O'nun huzuruna gelmişiz. 635:109 ayetinde Yüce Allah'ın ahiret
evreninde resûlleri bir araya getireceği bildirilmiştir. Resûllere Yüce Allah
gaybla ilgili bir soru sormaktadır. Resûller kendi kavimlerinin Yüce Allah'ın
mesajına cevaplarının ne olduğunu bilmediklerini açık ve net olarak
söylemektedirler. Bu da bizlere gösterir ki resûller de birer
beşerdir; insandır. Vefat ettirildiklerinde içinde yaşadığımız evrenle
bağlantıları kopar.
687Yüce Allah 7:188 ayetinde kendi elçisine şunları
demesini emretmiştir;Resûl Muhammed kendi nefisine/benliğine bile bir menfaat ya
da bir zarar sağlamaya malik değildir. Hiç bir yetkisi yoktur. Bir insana
menfaat ya da bir zarar sağlama yetkisi sadece Yüce Allah'ın
kendisindedir. O dilerse ancak bir nefse menfaat ya da bir zarar
verebilir. Resûl Muhammed gaybı bilemez. Hayırdan işleri artırmak gereklidir.
Hayırdan işler kötülüklerin dokunmasını engeller. Resûl Muhammed ancak bir uyarıcıdır; bir
müjdeleyicidir. Uyarı ve müjde ancak iman eden bir toplum içindir. İman etmeyen
toplumlar bu uyarı ve müjdeden faydalanamaz.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder