11 Mayıs 2025 Pazar

ŞEFAAT

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                      

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                                                              

                                                                                                                                                                                                                    

                                                                                                                                                                                                                                           

ŞEFAAT                                                                                                                                                                                               

                                                                                             

Bu konu şirk konusu gibi çok ama çok önemlidir. Nedeni ise tek affedilmeyecek olan şirk günahını işletmek isteyen şeytanın en büyük tuzaklarından biri belki de en büyük tuzağı bu konudadır. Aldatıcının bizi Allah ile aldattığı ve eğer bu şekilde ölünürse asla geri dönüşü olmayacak bir tuzağıdır. O nedenle hep beraber Yüce Allah'ın bu konudaki ayetleri çok güzel anlayalım ve bu ayetler üzerinde lütfen akledelim.                                                                                           

Şeytanın tuzağına gelmeyelim. Şu veya bu şefaat edecek diyen olduğu gibi, Allah şefaat etmez çünkü şefaatin kelime anlamı araya girmektir, Allah neyin arasına girecek o yüzden Allah değil başkası şefaat edecek diyende vardır. Kimseye ve hiçbir şeye bakmadan bu ve tüm konular için tek ve en önemli olan aynı zamanda da tek hak ve gerçek olan Yüce Allah’ın sözleridir. Bu sözlerin tek gerçek ve doğru kaynağı da Şerefli Kur’an’ımızdır. O bakımdan Yüce Allah ne demiş, bizlere nasıl öğretmiş ona çalışacağız biz.                                                                                                                               

Şefaat araya girip müdahale etmektir. Bu aynı zamanda bir yardım etmedir. Bu yardım etme dünyada Yüce Allah'ın dilemesi ve izni ile bazı melekleri görevlendirdiğini bizlere öğretir Yüce Yaratıcı.

Tüm şefaat konuları ile ilgili ayetleri bu çalışmada incelemeye çalışmamıza rağmen, asıl bu konu başlığında anlamaya çalışacağımız şefaat, ahiret evreninde gerçekleşecek olan şefaattir, doğru yola oturan şeytanın oturduğu yolun biridir bu konu.                                

Ahiret evrenindeki yargılama sürecine kurallar kesin, net ve değiştirilmezdir. Bu uygulama esnasında herkesin kitabı ortaya konur, nebiler ve şahitler de hazır bulunurlar. Yapılanlar, yapılmayanlar, iyi işler, kötü işler, hangi dinde oldukları, neye tabi oldukları v.s. Kişi kendi ile ne getirdiyse ortaya konur. Zaten herkesin kendi kitaplarında en ufak bir şey atlanmadan yazılı olmasına rağmen insanın kendi uzuvları da şahitlik edecektir ve ayrıca şahitlerde vardır ki zaten tanık olarak Yüce Allah yetecektir.       

İşte bu noktada yani hesap çıkarılıp ne hak edildiği ortaya çıktığı durumda şefaat devreye girecektir, eğer Yüce Allah dilerse tabii ki.          Yüce Allah bu yargı sürecinde araya girip, direk olarak müdahale eder ve kişinin suçlarını bağışlayıp, günahlarını örter ve cezadan, azaptan, cehennemden kişiyi kurtarır. Cennetlerine yerleştirir. Tabii bu şekilde dilerse.                                                                           

Bu müdahaleyi yapmamayı takdir ederse ve ceza üzerlerine hak olmuş olanlar ise cehenneme sürüklenir, atılır. Şefaati Yüce Allah yalnız kendine yazmıştır. Yani bu müdahaleyi yalnız kendi yaparsa yapar, başkasına ASLA bu yetkiyi vermemiştir. Birinin birine Muhammed’de dahil şefaat edeceğine inanmak şirktir. Şefaatin tamamı Yüce Allah!a aittir. O'nun astından şefaatçiler ummak şirktir.                                                                                                                  

Muhammed kendi de bunu biliyordu. Gaybı bilmediğini ve kendisine Yüce Allah'ın dilemesi dışında ne yarar sağlayabileceğini ne de zarar verebileceğini bildiren Kur'an ayetleri kendisine vahyedilmişti.

Şefaat konusunda Allah’ın araya girip müdahalesi adaletsizlik olduğu düşüncesi uyandırabilir. Kur'an bütünlüğüne bakarsak Yüce Allah'ın zaten bu şefaati uygun gördüğü kimselere yapabileceğini bildirmesi, rahmetinin her şeyi kuşattığını ama bu rahmeti kimlere isabet ettireceğini, azabından kimsenin emin olamayacağını, dilediği kimsenin günahlarını bağışlayıp, suçlarını örtebileceğini, neyi nasıl yapmamız veya neyi neden yapmamız veya neden yapmamamız ve sonuçlarını sınavımızın tüm detaylarını verdiğine göre ortada bir haksızlık yoktur.                                                                                     

Elbette söz üzerlerine hak olan ve şirk koşan müşrikler direk cehennemliktirler. Diğer kısım için ise Yüce Allah şefaat edebilir. Yaratıcı yarattığını bilmez mi ? Kim nereye uygun bilmez mi ? Yüce Allah bu manada araya girip müdahale edebileceğini de bizlere bildirir ki iyi ki de böyle bir karar verip bu kararın tek uygulayıcısı olarak da kendi üzerine yazmıştır. Çünkü böyle bir müdahalesi olmasaydı sanmıyorum ki cehennemden kurtulabilelim, belki de tüm insanlık cehennemde olacaktı. 

Şöyle bir örnek ile izah etmeye çalışalım. Bir sınav düşünelim, dünyadaki sınavımız gibi. Sınav notu 1 ile 100 arası. Bu sınavdan geçmek için 51 almak lazım. Sınava giren 3 kişi düşünelim. Biri 100 almış olsun biri 48, değeri ise 0 puan. Şimdi 100 alan tartısı ağır gelen cennet ile ödüllendirilecek. Sıfır alan ise şirk koşan tüm yaptıkları boşa giden yaptıkları sıfır ile çarpılan söz üzerine hak olmuş cehennemlik. Sıfır alan cehennemde ve 100 alan ise cennette. Şimdi sınavdan geçme şartı 51 iken fakat 48 alana gelelim. Burada işte şefaat devreye girer.                                                                        

Yani kanaat notu. Bu kişi derslere katılım sağlayan, arkadaşları ile iyi geçinen, disiplin cezası almayan ve çalışkan biri, (Müslüman olarak ölmüş, yaşamında s-salihat yapmış). Öğretmeni de bu vesile ile birkaç puandan sınavdan kalmasın diye kanaat notu kullanarak ortalamayı 3 puan yükseltir. Hafif gelen tartı ağır gelir.

Yani Yüce Allah bu sürece kendi üzerine yazdığı gibi yani notu verecek olanın inisiyatifindeki gibi araya girer günahlarını bağışlar suçlarını örter. Yaratan yarattığını bilir neyi hak ettiğini de bilir. Bu örnekteki notu verenin de öğrencisini tanıdığı misali gibi. Bu misalde elbette 100 alıp cennete giren ile kanaat notu yani şefaat ile cennete girenin derecesi bir olmayacaktır. Buna göre cennette kalacağı yer onun derecesine uygun bir yer olacaktır.                                                     

Kuranda çelişki yoktur ve Allah ne dediyse doğrudur.  Bu çalışmada Rabb’im izin verirse şefaatle ilgili tüm ayetleri inceliycez. Eğip büktükleri yamulttukları anlamlarını değiştirdikleri kendi dinlerinde inandıkları şeyleri Kurana söyletmeye çalıştıkları ayetler üzerinde akledicez.

Allah’ın kesin şefaat yok dediği halde nebiyi kullanarak (nebiyi tenzih ederim) Allaha inat Allah adına uydurdukları yalan ve iftiraları, nebi adına uydurdukları yalan ve iftiraları Allah’ın izni ile yine Allah’ın ayetlerinden inceleyelim.

Ayrıca şunları da unutmayalım;                                                                                              

Şefaate inanmak net ve kesin şirk olmakla beraber, net ve kesin mekan cehennem olur affı yoktur.

Ayrıca ;                                                                                                                                 

Şefaate inanmak yani nefsin nefse yani kulun kula yani Allah'tan başka şefaat edecek biri olduğuna inanmak Allah'tan daha iyi hüküm koyan olduğuna inanmak, Allah’ın hükmünün üstünde birisinin hüküm yetkisi olduğuna inanmak, Allah’ın bize öğrettiği dini Allaha öğretmeye çalışmak,         Allah’ın adaletinden daha üstün adaletli biri olduğuna inanmak, Allah’ın adaletinden şüphe etmek, Allah’ın sözünün üstüne birinin söz söyleyeceğine inanmak,  Allah'tan daha merhametli biri olduğuna inanmak, insanı Allah'tan daha iyi tanıyan, bilen olduğuna inanmak demektir, tüm bunları kabul etmek demektir, tüm bunlara da inanmak demektir.                                                                      

Uyduruk dinlerinde istedikleri kadar Allah izin vericek, izin verdiği şefaat edecek deyip dursunlar, istedikleri kadar istedikleri uyduruk ilahlara tabi olsunlar Tek Efendimiz Alemlerin yaratıcı olan Yüce Allah tam tersini söylüyor. Yalnız ben şefaat ederim diyor. Bu kimseler Kur'an'a değil zanna tabi olanlardır. Zan haktan yana ortaya bir şey koymayacağı gibi, Buda Kur'an’da Allah’ın nasıl bir ilah olduğu anlatısına ve öğretisine tamamen zıttır. Biricik Kur'an'ımız da yanlış ile doğruyu bıçak gibi kesip birbirinden ayırır. Bizi Yüce Allah'a kılavuzlar.                                                                        

Zaten Allah'tan başkasının şefaat edeceğine inanmakta aynı zamanda Yüce Allah'ın ilah olarak yetersiz olduğunu kabul etmek ile eş değerdir. Bir zahmet, aklını kullanmayı düşünen, aklını devreye almaya karar veren, aklı ile hareket etmesi gerektiğini anlayan biri Kur'an açıp okusa bazı peygamberlerin eşini, oğlunu veya babasını bile kurtaramadıkları kıssaları görecekler Şerefli Kur'an’ımızdan. Yüce Allah hükmünü verdiğinde kendi en yakınını kurtaramıyor peygamberde olsa. Kaldı ki şefaatin yalnız Yüce Allah'ın elinde olduğunu ve kimseye izin vermeyeceğini söyleyen onlarca ayet var.

Ama dilimiz ile Kur'an deyip de anlamadığımız dilde açıp okursak işte sonuç olarak bu uydurmasyonların peşinden gider, bu uydurmasyonları din ediniriz, öylede olmuyor mu?

Muhammet ahirette Kur'an sonrası yaşamış insanları, kendi kavmini şikayet eder Rabb'ine

25/30 Ve dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk edilmiş."                                                                                       


ARŞIN ÇEVRESİNDE OLAN KİM ?


Evet bir şeyi hem tutup hem terk etmek nasıl olur. İşte aynen böyle de olmadı mı? Kur'an süs eşyası oldu, lafa gelince Kur'an ama icraata gelince uydurmasyonlar ve zanlara göre hareket. Hem tutma hem de terk etme.

Şunu da baştan belirteyim, bu çalışmada bazı yerlerde biraz sert bir dil kullanmış olabilirim. Bu konu çok önemli iyice anlaşılması için Rabb'imin bana öğrettiklerini, öğrettiği şekilde ve yumuşatmadan anlatıp Kur'an bütünlüğünden edindiğim bilgiyi de aktarmak durumundaydım. Eminim ki arınmış olarak ve yalnız Kur'an diyenler zaten bu konuları biliyor olacağından söylediğim sert dili hem üzerlerine alınmayacaklar hem de anlayışla karşılayacaklardır. Sert eleştirdiklerim zaten sizler değilsiniz.

Ama Kur'an'a dokunamamış, Rabb’imin ayetlerinden öğüt almayan, almamak için direnen, zanna uyan, akledemeyen kişi;

Bazı yerlerde sert konuşmama ister alın, ister darıl, istersen de ne yaparsan yap hiç sorun değil. Ben Rabb'imin öğretilerini deklere ediyor olucam. Ayetlerden öğüt alırsan kendinedir. Yok alamazsan da ben Yüce Rabb’imin ayetlerini samimi bir şekilde aktarmaya çalışmış ve elimden geleni yapmış olucam.

Çalışmalarımda konu bağlamında tüm ayetleri almaya çalışıyorum, konu belki uzuyor ama bazı sebeplerim var. Umarım tüm çalışmalarımı sonuna kadar sıkılmadan izlersiniz. Bu sebeplerden bazılarını paylaşayım;

1- Konu ile ilgili tüm ayetlerde konu bize nasıl anlatılmış kavrayalım.

2- Konuyu, incelediğimiz mevzuyu enine, boyuna kavrayalım.

3-Rabb’imin tüm işaretlerini görelim.

4-Rabb’imin kelamları hakkında donanımlı olalım

5-Bu donanımı yeri geldiğinde takvalı olabilmek için yeri geldiğinde de birilerini doğru yola klavuzlama çabasında kullanalım

6-Birisi bir şey uydurduğunda, bir ayet yamulttuğunda, yalan ve iftira attığında hem onun Yüce Allah’ın kelamı olmadığını bilelim hem de Yüce Allah’ın kelamlarından cevabını verelim.

Şeklinde özet geçebilirm. Sanırım ana fikir anlaşılmıştır.

 

Yalnız öğüt alacaklar öğüt alır, dileyen Rabb'ine doğru bir yol tutar.                                                                                                                     

Artık kulağı olan işitsin; gözü olan görsün, kalbi olan akletsin.                                                                                                                                                                                

                                                                                             

Rabb'imin izni ve dilemesi ile çalışmamıza, çalışmamıza Rabb’imin ayetleri ile başlayalım.                                                                                                                                                      

 

HER NEFİS TADICIDIR ÖLÜMÜ

ERHAN AKTAŞ - ŞEFAAT

SONİA CİHANGİR - ŞEFAAT



 

2/48  Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir şefaat222; ve alınmaz ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve onlar yardım edilir değillerdir.           

*Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.                                                                                                                                                                                      

     

KUR'AN'DA GÜN KELİMESİNİN 365 KERE GEÇMESİ

                                                                                                                                        

Bir nefis bir nefisten karşılık alamayacak bir günden sakınmamızı öğretir Yüce Rabb'imiz. Bu hesap günüdür ve bugün geldiğinde kimse kimseden bir karşılık alamazmış. Ve öğretmeye devam eder Yüce Yaratıcımız, aynı zamanda hiçbir şey kabul edilmezmiş ve şefaat de kabul edilmezmiş nefisten diye ekler. Aynı zamanda da bu günde herhangi bir şeyin telafisi, geri dönüşü, zararı, ödemesi olmayacağı gibi yardımda edilmezmiş.

Konu bağlamında hesap günü bir nefis bir nefisse yani kimse kimseye şefaat edemeyecek nokta. Bu ayet bile tek başına yeterlidir ama biz incelemeye devam edeceğiz.

Ayrıca takva konusunda inceleyeceğiz ama kısaca bahsedeyim. Takvalı olmak yani sakınmak Kur’an’da 4 farklı şey için kullanılır. Biri bu ayette bir güne, biri ateşe, biri rahimlere diğeri de elbette en çok kullanılan Allah’a takvalı olmaktır.

 

ŞEFAAT 1 - YASİN ÖZKAN

ŞEFAAT 2 - YASİN ÖZKAN



*

2/123  Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve fayda vermez ona (nefse) bir şefaat222; ve onlar yardım edilir değillerdir.  

*Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.                                                                                                                                                   

                                                                                                                                             

2/48 ayetindeki öğretileri tekrar eden Yüce Rabb'imiz yeni bir şey öğretir bu ayetinde. 2/48 e ek olarak öğretimiz bir nefisten başka bir nefise yani bir kimseden  başka bir kimseye hiçbir şeyi kabul etmeyeceğini net bir şekilde anlarız. 

Ve müthiş bir işarette alırız. Kur'an bütünlüğünden de bildiğimiz ve bu ayette de gördüğümüz gibi yardım edilmeyecek tüm insanlık değil sadece onlardır. Zaten Rabb'imiz öğretti kime şefaat edecek, kime etmeyecek, bu çalışmada da üzerinden geçiyor olucaz.

*

2/254  Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin rızıklandırdığımızdan sizleri; önceden ki gelir bir gün; olmaz bir alışveriş onda; ve (de) bir dostluk; ve (de) bir şefaat114; ve kâfirleredir25; (ki) onlar zalimlerdir.

2/255  Allah’tır; yoktur ilâh74 O'nun dışında; Hayy’dır371; Kayyûm’dur372; tutmaz O’nu bir uyuklama ve de bir uyku; O'nadır göklerdeki ve yerdeki; kimdir ki şefâat114 eder indinde/katında O’nun; izni dışında O'nun; bilir ellerinin arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden O’nun dilediği dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri ve yeri; ağır gelmez O’na koruyup gözetmek ikisini; ve O’dur Aliyy373; Azîm94.                                                                                                                                                                                               

2/255 Allâhu lâ ilâhe illâ huve l-hayyu l-kayyûm, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhu s-semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.


ŞEYTANIN EN BÜYÜK TUZAĞI: ŞEFAAT ALDATMACASI   


                                                                               

2/254 de Yüce Allah der ki, söylediklerimi (bu ayet ve diğer ayetlerde ki öğütleri) dünyada iken yapın. Bir gün gelecek ki o gün alışveriş olmayacak, o gün dostluk olmayacak ve o gün şefaat olmayacak. Ve ayetten gene anlarız ki kafirlere Yüce Allah tarafından şefaat olmayacak. Tek şefaat yetkisi kendi üzerinde olan Yüce Allah, kendi ayetlerini örtüp gizleyenlere yardım etmeyeceğini açıkça belirtir.     

2/255 ayetini ise yanlış anlamayalım. Bu ayeti yamulturlar ve kendi dinlerindeki inancı Kur'an'a söylettirmeye çalışırlar. Bu ayet aynı zamanda ayetel kürsi diye bilinir. Ayeti bir kez daha okuyalım ve akledelim;                                            

Rabb’îm der ki, benim katında, benim iznim dışında kim şefaat edebilir. Birilerinin şefaat edecek diye uyduracaklarını elbette Allah biliyor ve siz kimsiniz benim izinim dışımda     benim katında kim şefaat edebilir hadsizler, haddinizi bilin diyor açıkça. Bu söz birilerine izin verecek anlamına ASLA gelmez. Çünkü Kur'an'da Yüce Allah kimseye şefaat etme yetkisi vermemiştir. Kendi üzerine yazmıştır. İlerde ayet gelecek sadece bazı meleklere kendi şefaat ettiklerine yardım ulaştırma görevi vermiştir ki buda anladığım kadarıyla dünya hayatındadır. Bu ayet bir uyarıdır, bu ayet bir mesajdır, bu ayet bir tehdittir bu ayet öğüt alacaklara bir öğüttür. Birinin birine şefaat edeceğine inanan yalancı nankörler bu ayete toslayacaklar ve daha onlarcasına.

2/255 ayetindeki diğer mesajlara da lütfen akledelim önemlidir. Mesela Allah'tan başka ilah yoktur demesine de dikkat edelim. Bu şefaat edecek diye inandıkları uyduruk ilahlara da gider aynı zamanda, bu uydurulmuşlara tabi olanlara da gider. Hayy, kayyum, aliyy ve azim  ne demek ona bakalım. Bu sıfatlarını Yüce Allah tecelli ettiriyor mu bakalım, kendimiz hakka şahit olalım, olalım ki imanımız ve derecemiz artsın. Yüce Allah'ın tüm eksikliklerden, noksanlıklardan, yanlış yakıştırmalardan ve kusurlardan münezzeh olduğunu anlayalım. Göklerde ve yerdekive aralarındaki her şeyin ona ait olduğu bilincini taşıyalım.                                                                                  

Rabb'imizin; O'nun; bilir ellerinin arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden O’nun dilediği dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri  ve yeri; ağır gelmez O’na koruyup gözetmek ikisini; sözüne dikkat çekmek isterim bu söz üzerinde de akledelim, uzun uzun düşünelim lütfen.          Bu saydıklarımı benim açıklamam yerine insan kendi aklederse daha kalıcı olur, daha sağlam kanıtlar elde etmiş olur ve daha akılda kalıcı olur kanaatindeyim. Gerektiği takdirde Rabb’imin bana verdiği ilim kadarıyla açıklayabilirim. Ama bu sohbette bu konuya girmeyeğim.

Ayrıca 2/255 ayetinde men ve ellezi yani kim ve kimse Kur'an'da melekler için kullanılmadığından buradaki insandır, şefaat edecek olanda insan olur diye söyleyenlerde vardır.

Oysaki;

40/7 Kimseler; yüklenirler Arş'ı; ve kim onun (Arş’ın) çevresinde; tesbih ederler hamd ile Rablerini; ve inanırlar O'na ve mağfiret dilerler inanmış kimseler için; “Rabbimiz! Sen genişleyip kapladın her şeyi; bir rahmet ve bir ilim; öyleyse bağışla kimseleri; tövbe ettiler ve tabi oldular senin yoluna; ve koru onları cehennem azabına karşı.”

 40/7 Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.       

40/8 “Rabbimiz; ve sok onları Adn cennetlerine ki vadettin onlara; ve kim salih amel işledi/düzeltici-barışa yönelik işler yaptı, babalarından/atalarından ve eşlerinden ve çocuklarından; doğrusu sen, sensin aziz/üstün, hüküm sahibi-hikmetli.”       

Görüldüğü gibi 40/7 ayetinde melek için de kullanılmıştır.   

69/7 Ve melek; onun kenarlarındadır; ve yüklenir Rabbinin Arş'ını o gün, onlardan üstün-aşkın olan sekiz.

   69/7 ayetinde de 40/7 ayetindeki arşı yüklenenlerin melekler olduğunu net bir şekilde Rabb'imiz bizlere anlatır.                                                                                                                   


*

4/41   Öyle ki nasıl (olur) getirdiğimiz zaman her bir ümmetten305 bir şahit/tanık; ve getirdiğimizde seni bunlar* üzerine bir şahit/tanık.               

*Kendilerini Muhammed peygamberin ümmeti olarak kabul eden, dinlerini parça parça etmiş, mezheplere bölmüş olanlara karşı Muhammed peygamberin bir tanık/şahit olarak dinleneceği anlaşılmaktadır. 25:30 ayetinde Muhammed peygamberin nasıl bir tanıklık ettiği bildirilmiştir. Muhammed peygamber ümmetinin Kur'an'ı terk edilmiş bir şekilde tuttuklarını, Kur'an'a gerçek anlamda tabi olmadıklarını deklere etmiştir.                                                                             

25/30 Ve dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk edilmiş."                                                                                       

Şefaat edecek diye kendi yanınızdan nebi adına yalan uydurdunuz, iftira attınız ya işte nebinin cevabı. 25/30 okuyunuz.                                                                                                                    

Nebi ben yalnız Kur'an dedim. Kur'an'ı deklere ettim. Allah kelamı dışına çıkmadım. Siz ise bu Kur'an'ı tutunuz bir terkedilmiş olarak. Yani ağızlarınızla Kur'an dediniz ama Allah adına yalan uydurup, iftira attınız. Kendi yanınızdan din uydurup ilahlar edindiniz. Sizin Kur'an'la bir alakanız yoktu. Oysaki ben yalnız Kur'an'a tabi oldum, size de yalnız Kur'an'a tabi olun dedim diyor kısaca.                       

Zaten hiçbir resul veya nebi bir insanın kafir olmasını istemez. Aldığı vahiyde yalnız Yüce Allah şefaat edecekse, kutsal kitabı kalkıp deklere ettikten sonra, siz bakmayın takılın ben size şefaat ederim mi diyecek. Böyle bir şey olabilir mi, böyle akla zarar bir düşünce olabilir mi ve hepsini geçtim buna sağlıklı düşünebilen biri inanabilir mi?

3/79 Allah'ın kendisine Kitap, Hüküm ve Nebi'lik verdiği bir beşerin, insanlara "Allah'ın yanı sıra bana da kulluk edin." demesi yakışmaz. Ancak, okuyup öğrendiğiniz Kitap'ın gereği olarak, "Kulluğunuz yalnızca Rabb'inize ait olsun." demesi gerekir.

3/80 O, sizden Melekleri ve Nebileri Rabb'ler edinmenizi istemez. Siz, Müslim olduktan sonra, sizden Kafir olmanızı mı isteyecek?                                                                                                                                                              

 

 

Rabb’im der ki; 31/32 de Ve Biz'im ayetlerimize ancak, tam hain ve tam nankör olanlardan başkası bile bile ilgisiz kalmaz. O yüzden zalimler, yalancı nankörler gerçeği anladıklarında şöyle diyecekler.                                 

25/27 O Gün, zalim kimse, ellerini ısırarak: "Eyvah, keşke Resul'ün tuttuğu yolu tutmuş olsaydım." diyecek.                                                                            

           

Evet. Resulün tuttuğu yol yalnız Kur'an idi. Tamamı uydurmasyon tamamı zan olan şeytan öğretileri hadisler Resulün yolu ASLA değildir. Resule tabi olduğunuzu sanıyorsunuz ama aldatıcı sizi Allah ile aldatıyor. Sizler iblisin hazır askerlerisiniz. Resul ASLA eşit değildir, söylentiler hadisler. Resul eşittir Kur'an.

Peki soralım şeytana tabi olanlara, velisi, evliyası şeytan olana;

36/62 Ant olsun ki sizden birçoklarını saptırdı. Sizde bunu anlayacak akıl yok muydu?                                                                                                                                                                                                                                  

*

4/85   Kim şefâat* eder iyi/güzel bir şefâate*; olur ona bir nasip ondan; ve kim şefâat* eder kötü bir şefâate*; olur ona bir kefillik** ondan; ve oldu Allah her bir şey üzerine bir Mukît519.                                                                   

*Araya girip müdahale etmek, aracı olmak.                                                                  

**Sorumluluk, mükellefiyet.                                                                                                                                                   

                       

Bu dünyadaki bir şefaattir. Anlarız ki dünyada bir şefaatleşme olabiliyor, iznimizde var. Ama dikkat neye şefaat ediyoruz. İyiye mi kötüye mi? Çünkü bu şefaatten nasip alacaksınız diyor Rabb'im. Bu nasip dünyada veya ahirette veya her ikisinde de olabilir. Allah bilir biz bilemeyiz.

                                                                                                                                             

*

5/109  Gündür (ki) bir araya getirir Allah resûlleri418; öyle ki der (Allah): "Ne cevap verildi sizlere?"; derler: "Yoktur ilim/bilgi bizlere563; doğrusu sen; sensin Alîm8 (olan) gayba62.                                                                                                                                                         

                                                                                                                                 

Resuller öldüklerinde dünya ile, dünya yaşamı ile, dünyada yaşayanlar ile bir ilgileri kalmaz. Geride kalanlar iyimi kötümü, Müslüman mı müşrik mi bilemezler. Diyelim ki uyduruk şefaat inancınız var ASLA Kur'an'a göre yok da. Hadi diyelim var. Resul kendi yaşadığı dönemdekileri biliyordu ama gene de öldükten sonra tanıdığı kişi değişmiş olabilir, hadi ona da değişmedi diyelim. Dünya ile ilişkileri kesen bu resuller hadi kendi dönemdekilere şefaat etti diyelim ki asla böyle bir yetkileri yok Yüce Allah vermemiş peki 1400 yıl sonra yaşayan sana nasıl şefaat edecek. Tanıyor mu seni. Yalancı şahitlik mi yapacak. Yada Yüce Allah bu cehennemlik dedikten sonra onun hükmüne mi müdahale edecek. Nefsin nefse şefaat edeceğine inananlar akletsinler. Onlarca ayete toslarsınız ve şirk koştuğunuzdan dolayı yeriniz cehennem olur. 

Ayrıca hesapta sevdiğinizi söylediğiniz, itaat ettiğinizi iddia ettiğiniz nebi Muhammed'e bu yakıştırmanız net bir hakarettir. Nebinin hevasından konuştuğunu, dinde Kur'an harici hüküm getirdiğini, Yüce Allah'a değil kendisine çağırdığını söylemenizdir. Nebi Muhammet bu yalanlarınızdan ve iftiralarınızdan uzaktır. Siz nebiyi sevmiyor, ilahlaştırmaya çalışıyorsunuz asla söylemediği ve asla böyle bir iddiası olmadığı halde. 

Nebiyi pedofili gösterende, azgın gösterende, gecede üç beş kadınla beraber olduğunu söyleyende, zulüm yapanda, 6 yaşında çocukla evlendiğini söyleyen de  sizin de inandığınız bu şefaat inancınına olduğu şeytanın velilerinin kendi elleri ile yazdıkları uyduruk hadis kitaplarınızdır. Bu yalan, iftira ve yakıştırmalarınızın hesabını Yüce Rabb'im soracak sizden, meraklanmayın ve bekleyin. Bizde bekleyenlerdeniz.

Ben Rabb'imin ayetlerini iletir, Yalnız Kur'an'a çağırırım. Ancak öğüt alacaklar öğüt alır.   

İlerleyen ayetlerde konusu gelecek şefaat edeceğinize inandığınız gibi aynı Resullerden kimisi çocuğunu, bazıları da eşlerini kimisi babasını azaptan kurtaramamıştır. Zaten kendilerine bile ne olacağını bilmeyen tüm Resuller kendi ailesini kurtaramazken seni mi kurtarabilecek. Rabb'imiz sonuçta kimseye şefaat yetkisi vermemiştir.                                                                                                                                                                                                                                                              

*

6/51 Ve uyar onunla* kimseleri (ki) korkarlar ki haşredilirler 556 Rablerine4 karşı; olmaz onlara O’nun astından bir veli28 ne de bir şefâat114; belki onlar takvalı21 olurlar.

 *Kur'an'la.                                                                                                                             

 

Adım adım ayet üzerinde akledelim;                                                                                       

Uyarı ne ile olacak ?                                                                                                   

O'nunla yani Kur'an ile.                                                                                               

Uyarılacak kim ?                                                                                                        

Kimseler. Uyarıyı dikkate alacak kimseler.                                                                              

Kur'an'ın uyarısını ancak dikkate alan kimlerdir

İman edenler, inananlar

Uyarı nedir ?                                                                                                              

Tekrar diriltilmekten, Rabb'lerinin huzuruna gelmekten korkan kimselerseniz, yani Rabb'inizin istediği şeyleri yapmamış şekilde gelmekten korkan kimselerseniz, Benim astımdan sizlere ne bir veli nede bir şefaat veya şefaatçi vardır. İnanıyorsanız bilin ki tek veliniz ve şefaatçiniz benim.             

Bu ayetle uyarıyı dikkate alan için sonuç ne olur?                                                                    

Takvalı olur ama belki takvalı olur. Ayeti dikkate almak ile onu anlayıp hayatına empoze edebilmek ayrı şeylerdir.                                                                                                                    

Çünkü yalnız öğüt alacaklar öğüt alır.                                      

*

6/70   Ve bırak kimseleri (ki) edindiler dinlerini bir laubali* ve bir eğlence/oyun; ve aldattı onları dünya hayatı; ve zikret/hatırlat onunla (Kur’an’la); ki tutuklanır bir nefis201 kazandığıyla; olmaz ona (nefse) Allah’ın astından bir veli28; ve ne de bir şefâatçi114; ve eğer adil olsa/eşitlese (o nefis) her bir adaleti/eşitliği; alınmaz ondan (nefisten); işte bunlar; kimselerdir (ki) tutuklandılar kazandıklarıyla; onlaradır kaynardan bir içecek; ve acıklı bir azap kâfirlik25 ederler olduklarıyla.                                                                          

*Davranışları ölçülü, olgun olmayan; ciddiyetsiz, gayriciddi.                                                      

                                                          

Bu ayette de tek veli ve tek şefaat edecek Yüce Allah'tır diye öğretir Yüce Efendimiz bize. Genelde konu bağlamını inceleyip ayetin dip anlamına girmiyoruz. Fakat bu ayet            üzerinde akledilmesi gerekiyor. Lütfen dikkatlice okuyup düşünelim.                                                                 

Kısaca bahsedersek;

Dünya hayatı ile aldananlar, dinlerini oyun, eğlence edinenleri işaret eden Rabb'imiz Kur'an ile hatırlatılmaları gerektiğini öğütler. Her nefis kendi kazandığına karşılık bir rehin olduğunu belirterek, Rabb'imin öğütlerine, tavsiyelerine ve buyruklarına uymamanın, ayetleri yalanlamanın, gizlemenin sonucunda bu yaptıklarımız ile ancak kendi azabımızı kazanacağımız işaretini verir. Çok yüzeysel geçtim. Ayet üzerinde düşünüp, akledelim lütfen.                                                              

*

6/94   Ve ant olsun geldiniz bize yalnız* (olarak); evvelki** kez yarattığımız627 gibi sizleri; ve terk ettiniz sizlere bağışladıklarımızı sırtlarınız arkasında; ve görür değiliz sizinle birlikte şefâatçilerinizi114; kimseleri (ki) iddia ettiniz ki onlar içinizden ortaklarınızdır; ant olsun kesti (Allah) sizlerin arasını; ve saptırdı (Allah) sizlerden iddia eder olduğunuzu.                              

*İnsan Rabbinin huzurunda bedeniyle birlikte yalnız olarak duracaktır. Rabbinin huzuruna yalnız olarak gelecektir.                                                                                                                               

**Anlarız ki bu evrene/dünyaya gelmeden önce evvelki/ilk yaratılmış olan bir bedenle Rabbimizin huzurunda durmuşuz. Rabbimizin huzuruna gelmişiz.                                                                                                                                                                                                      

                                                                      

Daha yani dünyaya gönderilmeden önce Rabb'imizin huzuruna çıktığımız anlarız ve tabii ki tekrar diriltileceğimizde tekrar çıkacağız bunu da ayetten anlarız.

Dikkat edelim ;

Rabb'im sonrasında der ki ; size bağışladığım yani dünyada verdiğim tüm her şeyi geride bıraktınız (dünya yok olmuş hesap görülüyoruz) hani şefaatçilerimiz var bunlar bize şefaat edecek diye uyduruyordunuz hani neredeler onlarda aynı şekilde arkada kaldı, hani şefaat edeceklerdi, şefaat etmek için yanınızda değiller. Boş iddialarda bulundunuz bir bilgi üzerinde değildiniz, zan ile atıp tutuyordunuz, oysa ben onlarla sizin arasını ayırdım, nerede ortaklarınız. 

Boş iddialarda bulunan, açıklayıcı bir bilgi veya aydınlatıcı bir kitabı olmadan, zanlara uyan, ata dinine uyan, kanıtı delili olmadan ancak kelle sayıları arkasından giden akletmeyenler Yüce Yaratıcımızın bu ayeti üzerinde umarım düşünür, aklederler.   

Ayrıca anlarız ki ilk yaratıldığımızda da hesap göreceğimiz zamanda da tek başımıza olacağız.                                                                                                                                                                                                                       

*

7/53   Onun* tevili401 dışındakine** mi bakarlar? Gün*** (ki) gelir onun tevili401; der onu önceden nesh etmiş/unutmuş**** kimseler: "Muhakkak gelmiş Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; öyle ki olur mu bizlere şefâatçiler114? Öyle ki şefâat114 ederler bizlere ya da geri döndürülürüz*****; öyle ki yaparız olmaksızın yapar olmuş  olduğumuzu"; muhakkak hüsrana uğrattılar kendi nefislerini201 ve saptı****** onlardan iftira402 atar/uydurur oldukları.                                                                                                           

*Kur'an'ın.                                                                                                                  

**Kur'an ayetleri ortadayken onun tevilini ilimle/bilimle yapacaklarına tamamı zan olan, uyduruk, şeytân öğretileri olan söylentilere/hadislerle bakınırlar.                                                             

***Din günü Kur'an'ın gerçek tevili gelir ve hata yaptıklarını anlarlar.                              

****Ayetleri söylentilerle/hadislerle nesh edenler/unutanlar.                                           

*****Dünya hayatına döndürülsek.                                                                               

******Yüce Allah'a ve resûllerine karşı uydurulan binlerce hadisin/söylentinin doğru olmadığı ortaya çıktı.                                                                                                                                                                                                              

                                                                                  

Kısaca, Kur'an'ın anlamından başka bir anlam mı ararlar ki gün gelir neyin ne olduğunu anlarsınız. Bu Rabb'inzden gelen haktır, gerçektir. Siz bunu anladığınızda şefaatçi ararsınız fakat bulamasısınız. Bakındığınız size şefaat edecek veya şefaat edip tekrar geri dünyaya döndürecek bir güç yoktur. Artık ne yaptıysanız onun karşılığını o kadar alacağınız zamandır. Bu Kur'an harici yani Yüce Allah'tan gelen hak ve gerçeğe rağmen uydurduğunuz yalanlar, attığınız iftiralar nedeniyle nefisleriniz saptı ve artık hüsrandasınız. Uydurur olduklarınızın karşılığını alacaksınız.                                    

Bu yalan, uydurma, iftira neler olur detaya girmeyeceğim. Videoları baştan beri izleyenlerin illa ki fikri olmuştur. Ama gene de kısaca söylemek gerekirse Kur'an harici dinde hüküm koyan her şey ama her şey buna girer. Bu hüküm koyma insanla olabilir, kitap ile olabilir, birilerinin arkasından gitme ile olabilir, inandığın şey ile olabilir v.s.                                                                                                                                                                                                                                           

*

7/188  De ki687: "Malik* olamam kendi nefsime201 bir menfaate; ve ne de bir zarara Allah'ın dilediği dışında; velev/şayet gaybı bilir olsaydım; mutlak çoğaltırdım hayırdan; ve dokunur olamazdı bana kötülük; ki ben ancak bir uyarıcıyım ve müjdeleyiciyim bir iman47 eder bir kavim/toplum için.

*Sahip.                                                                                                                                  

10/49  De ki: "Ben, kendime dahi Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlama ne de bir zarar verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat öne alınırlar ne de geriye bırakılırlar.

46/9   De ki: "İlk Resul ben değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."                                                                                                                          

                                                                                                                                                                                                                    

Bu çalışmada daha önce bahsettiğimiz gibi Yüce Allah bize öğretiyor ki, şefaat edecek sandıkları yada daha doğru ifade ile yalan uydurup, iftira attıkları Resüle Yüce Allah der ki, söyle onlara ben resulüm fakat kendime Yüce Allah dilemediği takdirde ne yarar sağlayabilirim ne de zarar verebilirim. Gaybıda bilmem. Eğer gaybı bilseydim zaten hep faydama olacak şeyleri yapardım. Hayırları çoğaltırdım, kötülük bana dokunmazdı. Ama hayır, ben Allah'ın dilemesi dışına çıkamam, gaybıda bilmem. Bana da size de ne yapılacağını bilmiyorum. Sadece vahye uyuyorum. Beni olmadığım bir şey gibi görmeyin. Ben yalnızca uyarıcı ve müjdeliyicim ama iman eden bir kavim için.         

Yüce Allah resulünün görev ve yetkilerinden burada bizlere bildirir. Muhammet şefaat edecek diyenler bu ayeti de bir düşünsünler diyorum.

Fakat benim şimdi söyleyeceklerim bu grup için değil, iman edenler içindir. İman edenlerin mesajı ise tabiiki az önce bellirttiğimiz detaylar, bu ayet ve Kur'an bütünlüğü içinde;

Bizlerde Yüce Allah'ın dilemesi dışında kendimize yarar yada zarar sağlayamayacağımızı bilmek, gaybı ancak Yüce Allah'ın anlattığı kadar bilebileceğimizi bilmek (bu fala, burca, yıldız falları gibi şeylere inanmamalıyız), Muhammed’e bile kötülük isabet edebildiğine göre bize de edebileceğinin bilinci ile beraber, eğer ederse de bu kendi ellerimizin yaptığı sonucu olduğunu bilmeli ve Yüce Allah'ın bunlardan bir kısmına da engel olduğunu bilmeli ve aynı zamanda bu sınav vesilesi olabileceği bilinci ile dengeyi korumayı bilmeliyiz. Ayrıca hiçbir peygamberi de birbirinden ayırmamız gerektiği gibi gözümüzde fazla büyütmeden, peygamberin yetki ve sorumluluklarını şerefli Kur'an’ımızdan öğrenmeliyiz. Tabii ki peygamberlerin kıssalarını da öğrenmeliyiz, çünkü bu kıssalarda bize bir çok öğütler mesajlar vardır.                                                             

Yine unutmayalım ki peygamberde olsa Yüce Allah izin vermedikçe, yada bizzat Yüce Allah hidayet etmedikçe kimse hidayete eremez. Rabb'im dilemedikçe, kişi hak etmedikçe doğru yola klavuzlanacak değildir. Peygamberlerin dini olmaz. Onlara dini öğreten Yüce Allah'tır ve din onundur. Peygamber parmaktır. Parmağa değil parmağın gösterdiği yere yani Yüce Allah'ın kitabına bakmamız gerekir.

Muhammet üzerinden gidersek o inanların ilki idi (kendi dönemi için). Yüce Allah'ın vahyi gelmeden önce tüm herkes kendi dahil Yüce Allah'ın istediği şekilde bir inanan değillerdi. Yüce Allah onu şaşırmış bulup doğru yola iletti. Sonrasında da Muhammet hevasından asla konuşmadı. Rabb'inden aldığı vahyi Kur'an'da topladı, yazıya aktardı. Kur'an harici vahiy aldıysa da bizi bağlamaz, çünkü Yüce Allah Kur'an'dan sorulacaksınız diyor. O bakımdan dinde Kur'an harici dinde hüküm koyan her neye uyarsak, şirk koşmuş oluruz, bu şekilde ölürsek de yerimiz süresiz cehennemdir.

 Lütfen zanlara uymayın. Hadis gibi söylentilerin tamamı zandır. Zan haktan yana hiçbir şey ortaya koymaz. Ben tebliğ ettim. Dileyenin kalbi akleder.                                                                                                                                                                                                                    

*

9/80   Onlar için ister bağışlanma dile ister dileme. Onlar için yetmiş defa bağışlanma dilesen de yine Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Resul'ünü inkar etmelerindendir. Allah, fasık olan halkı doğru yola iletmez.

63/6   Zaten onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de fark etmez. Allah, onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, böyle fasık halkı asla doğru yola iletmez.                                                                                                                                                                                                      

      

MUHAMMED ÜMMETİNE ŞEFAAT EDECEK Mİ ?

                                                                

Yüce Allah bu ayetindeki ilk muhatap Nebi Muhammettir. Aynı zamanda inananlara da gelir. Allah'ı ve resulünü inkar eden fasıklar için ister bağışlanma dile, istersen de dileme. İstersen de onlar için yetmiş defa (70 burada rakamsal ifade değil süreklilik ifadesidir) yani istediğin kadar bağışlama dile ben onları asla bağışlamayacağım der. Rabb'imin sözü en doğru olandır. Tek hüküm vericidir. Tek hakemdir.

Muhammet şefaat edecek diyenlere gelsin. Siz bu inanca sahip olarak Muhammedin Allah'ın sözünün üstünde olduğunu, Muhammedin hüküm koyduğunu söylemiş oluyorsunuz. Neden akletmiyorsunuz, hiç mi öğüt almıyorsunuz?                                                                                                    

9/80 de kişisel bağışlanma dilememe için bahsederken Yüce Allah 63/6 da da aynı bağışlanma dilememenin toplumsal olarak da yapılmasının zalim bir topluma fayda sağlamayacağını belirtir. Kur'an bütünlüğünden biliyoruz ki bir toplumun tamamı aynı kefeye koyulamaz. İçlerinde inanlarda olabilir. Bu ayet o toplumdaki inanmayanları kapsar. Yüce Allah zaten inanan ile inanmayanı biliyor. Dünyada da ahirette de inanan ve inanmayan bir olmayacaktır.                                                                                                                                                                                                    

68/35 İşte böyle, hiç Allah'a teslim olanları, suçlularla bir tutar mıyız?                                                                                                                                                            

Allah ile peygamberin arasını açtığınızı, peygamber adına ve bizzat Yüce Allah adına yalan uydurup iftira attığınızı, Yüce Allah'ın bazı ayetlerini yalanladığınızı, örttüğünüzü,           gizlediğinizi, yamulttuğunuzu akletmezmisiniz. Peki bunun sonucunun ne olduğunu Yüce Allah bildiriyor biricik Kur’an’ımızda, öğüt almazmısınız ?       

Ayrıca Efendimiz der ki; (Yüce Allah)                                                                                      

9/113 Nebi ve Mü'minlere; Cehennem'lik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, Müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.                                                                                                                                         

Şefaatçileri olacak sanan kimseler, Yüce Allah Muhammed’e ve müminlere cehennemlikler için kim olursa olsun yakını da olsa benden bağışlanma dilemeleri yakışmaz diyor. Dünyada iken bile benden bunlar için bağışlanma dilemeyin diyor.

Hala düşünüp öğüt almaz mısınız?

*

 

10/3   Şüphesiz Rabbiniz Allah'tır ki yarattı gökleri ve yeri altı günde/evrede sonra istiva etti Arş üzerine; planlar/düzenler emri; yoktur hiçbir şefaatçi -haricinde O'nun izni sonrasında-; işte budur Rabbiniz Allah; öyleyse kulluk edin O'na; öyleyse öğüt almaz mısınız?                                                                                                                                                                                                                                                     

Rabb'imin izni olmadan hiçbir şefaatçi olmaz diye açıkça söyler Rabb'imiz. Ve başka ayetlerinde de şefaati kendi üzerine yazdığını ve izin vermediğini de açıkça belirtir. Yüce Allah kimseye şefaat izni vermemiştir ve vermeyecektir. Rabb'ime sonsuz şükürler olsun ki bu şekilde takdir etmiş. Zaten en iyi hüküm veren Yüce Rahman değil mi. Yaratıcımızdan da bu beklenirdi.  

Burada bir çelişki var diye düşünmeyelim. Bu çalışmada bunu netleştiricez. Yüce Allah'ın bir kimseye şefaat etmeyi dilediği zaman, bunu ulaştırmasını söylediği melekler vardır. Bu şefaati melekler aracılığı ile ulaşmasını takdir etmiştir. İzin vereceği yalnız kendi takdir ettiği meleklerdir. Şefaat takdirini de kendi yapar, ne ile nasıl ne kadar ve kime şefaat edileceğini de kendi belirler. Sonra gene izni ve takdiri ve hükmü ile melek görevlendirir. Buradaki izin verme olayı budur. İzni sonrasında işaretine dikkat edelim.                                        

Çalışmanın devamında şefaat edenlerin melekler olduğunu 53/26 da da açıkça görücez                                                                                                                                              

*

10/17  Uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran veya O'nun ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? O, mücrimleri kurtuluşa erdirmez.                                                                                                                                         

Daha önce bahsetmiştim ya, Yüce Allah açıkça şefaat yok dediği halde bu uydurdukları şefaat inancına inanlar, yani nefsin nefse şefaat edeceğine inanlar peygamber adına ve bizzat Allah adına iftira atıyor, yalan uyduruyorlar demiştim ya, işte bu grubu ilgilendirecek bir ayetimiz daha. En büyük zulüm Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır. Hem uyduruyorlar, hem yalan söylüyorlar kalkıp bide bu iftira ve yalanları Yüce Allah'a dayandırıyorlar. Bu Allah'tandır diyorlar. İnsanlarda kanıt olmadan, delil olmadan bu zalimlerin peşinden gidiyorlar. Bu zalimleri günümüzde, cemaatler, tarikatlar, din adamları, hoca tayfası, mezhep imamları, camiler, süleymaniye vakfı, diyanet v.s. şeklinde örnekleyebiliriz.                                                                                                                         

Genel manada ise Yüce Allah'a değil kendine çağıran, İslam’a değil kendi dinine çağıran, dinde hüküm koyan, dinden para kazanan, dinden rant, şöhret veya izzet arayan, dini hevalarına göre eğip büken, Yüce Allah'ın ayetlerini gizleyen, örten, eğip büken, yalanlayan, Yüce Allah'ın ayetlerinden bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayan şekline özetleyebiliriz.                                                              

En basit manada ise Kur'an harici dinde hüküm koyan her şey ama her şeydir. Kurum, kuruluş, yol, kitap, insan gibi.                                                                                                              

Ayrıca unutmayalım bunlar karşılıklarını alacaklar;                                                                                                                 

2/174 Doğrusu kimseler (ki) gizlerler Allah'ın indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir bedele; işte bunlar; yer/tüketir değillerdir karınlarında; ancak ateştir; ve konuşmaz onlara Allah kıyamet günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.                                                                                      

*

 

10/18  Onlar, Allah'ın yanı sıra bir de kendilerine ne bir zarar ne bir yarar sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve "Bunlar, Allah'ın katında bizim şefaatçilerimizdir." diyorlar.  De ki: "Allah'a, göklerde ve yerde kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koştuklarından Münezzeh'tir ve Çok Yüce'dir.                                                                                                                                      

                                  

Onlar diye bahsettiği Rabb'imin bir önceki ayette inceleyeniz Yüce Allah adına yalan uyduran ve bu yalanı Yüce Allaha dayandıran kimselerdir. Bu yalanları haricinde birde Allah'tan başka uyduruk ilahlar edinmişler. Bu uyduruk ilahlar onlara yararda zararda sağlamadığı halde bir de bu uyduruk ilahlar için bunlar şefaatçilerimiz diyorlarmış. Yüce Allah da ayetinde bu uydurmalarınızdan ben münezzehim, bana bilmediğim bir şeyimi haber veriyorsunuz diyerek hem öğüt verir hem yanlışlarını yüzüne vurur, hem bu kimselerin arkasından gelenler için örnekleme yapar hem de kınar.                       

Aynı zamanda Yüce Allah dışında birinin şefaat edeceğine inanmanın net şirk olduğunu da bu ayetten anlarız. Diğer bir çok ayetten anladığımız gibi.                                                                                                                        

*

11/81  "Ey Lut! Biz, Rabb'inin elçileriyiz." dediler. "Onlar, sana dokunamazlar. Ailenle birlikte gecenin bir bölümünde hemen yola çık. Hanımın hariç, hiç kimse arkada kalmasın. Doğrusu onların başına gelecek olan musibet onun da başına gelecektir. Onlara belirlenen vakit sabahtır. Sabah da yakın değil mi?"                                                                                                              

                                                                                             

Bu ayeti referans alıp hatırlatalım AKIL SAHİPLERİNE;

Peygamberlerden kıssalar anlatan ve bu kıssalarda bizler için bir çok ders olduğunu öğreten,                                                                                       

Rabb'imiz der ki ;                                                                                                                                                                              

Lut eşini kurtaramadı, şefaat edemedi 11/81 - 7/83 - 15/60 - 27/57 - 29/32,33                

İbrahim babasını kurtaramadı, şefaat edemedi 60/4                                                                 

Nuh eşini ve oğunu kurtaramadı, şefaat edemedi 66/10 - 11/43                                                

Peki ya Muhammet 1400 yıl sonra yaşamış seni mi kurtaracak, şefaat edecek, üstelik Yüce Allah kimseye izin vermemişken, deyip kapağı ortaya bırakalım. Artık isteyen kullansın.

                                                                                                                                             

*

19/87  Rahman'ın yanında bir "ahd" edinmiş olan kimse hariç, bir şefaate sahip olamayacaklar.                                                                                             

                                                                                                                                                                                            

Rahmanın yanında bir söz, anlaşma, ahid, görevlendirme, yetkilendirme, sorumluluk edinmemiş kimse hariç bir şefaate sahip olamayacakmış kimse. Bu ayette çarptırılır yamultulur sanki Yüce Allah'ın şefaat etmesine izin vereceği kimseler varmış gibi kendi dinlerine uydurarak, yamultarak, yalanlayarak ve iftira atarak değiştirip anlamından kaydırıp meal verirler.                                        

Çünkü Muhammed’e attıkları iftiralardan biride şefaat edecek yalanı idi ya, aslında direk Allah'a iftira ve yalandır.

Ayete dikkatli baktığımızda zaten kimin şefaat edeceği değil, kimlere şefaat edileceğidir anlatısı. Rabb'imizin indinde/katında/yanında bir ahd edinmiş yani; Rabb'imin katında söz üzerine hak olmuş, salihatı yapan anlaşmasına bağlı kalan, tek Allah'ı ilah edinen, ahirete inanan v.s. v.s. Bu kısmı Yüce Allah bilir, biz anca bize öğrettiği kadarını biliriz Şerefli Kur’an’ımızdan ki buda bize yeterlidir. Bu kimse hariç, hiç kimse herhangi bir şefaate sahip olamayacak. Yani Rabb'im bu kimseler dışındakilere yardım etmeyecek ki zaten başkası da asla yardım edemeyecek, şefaat edemeyecek.                                                                                                                                                            

*

20/109 O Gün, şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç.                                                                                                                    

           

Bu ayette nerdeyse 19/87 ayeti ile aynı anlamı taşımaktadır. Aynı 19/87 gibi yamultulan bir ayettir. Bu ayette de kime şefaat edileceğinden bahseder Yüce Rabb'imiz. Şefaatinin faydası yoktur derken Yüce Allah birinin şefaatine inanların, dünyadayken ki bu inançları için öğütler. Siz birinin şefaat edeceğine inanıyorsanız o gün yani hesap günü geldiğinde bu inandığınız şey boşa çıkacaktır, size fayda sağlayacağını umduğunuz şefaat var ya, işte o uydurduğunuz inanç size fayda sağlamaz diye öğütler.

Asıl şefaat kime yara sağlar ve kime şefaat ediceğini de öğretir Yüce Rabb'imiz. Ancak kendisinden hoşnut ve memnun olduğu yani      aslında kelime anlamının doğrusu memnun olmak, rıza göstermek, kabul etmek, onaylamaktır. Bu kimselere ve izin verdiği kullara yarar sağlarmış, Rabb'im dilerse ancak bu kimselere şefaat edermiş. Yani sınav örneğin hatırlarsak, Rabb’im kanaat notunu bu kimseler için kullanacakmış. Kur’an ile konuşursak da Yüce Allah tarafından ancak bu kimseler günahlarının bağışlanacağını ve/veya suçlarının örtüleceğini umabilirler.                                                                                                                                                                                       

*

21/25  Senden önce hiçbir Resul göndermedik ki, kendisine, "Benden başka ilah yoktur. Onun için Bana kulluk edin." diye vahyetmiş olmayalım.

21/26  Ve onlar: "Rahman çocuk edindi." dediler. O, bundan münezzehtir. Onlar, ikram olunmuş kullardır.        

21/27  Onlar, O'nun sözüne aykırı hareket edemezler. Onlar, yalnızca O'nun buyruğuna uyarlar.

21/28  Allah, onların bütün yapıp ettiklerini bilir. Ve onlar, rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat edemezler. Onlar, O'na duydukları derin saygıdan titrerler.

21/29  Onlardan kim, "O'nun yanı sıra ben de ilahım." derse, işte o zaman onu Cehennem'le cezalandırırız. Biz, zalimleri böyle cezalandırırız.                                                                                                                                                             


ŞEYTANIN EN BÜYÜK TUZAĞI: ŞEFAAT ALDATMACASI  


SAĞ VE SOLDAKİ ALGILIYICILAR                                                                                                                                                                            


21/25 de Nebi Muhammet’ten yani bir insan resulden bahseder Rabb'imiz. Kur'an'dan biliyoruz ki Resul elçi demektir ki meleklerden de bir iş için görevlendirilenler elçidir veya beynimizin her iki yanında bulunan kaydediciler bir elçidir (blogumdan bakınız), Kur'an bir elçidir gibi gibi. Bu bağlamda nebi de kendisine kutsal kitap verilendir. Bu kitap olabilir, sahife, tablet v.s. olabilir. Resul bir görevle görevlendirilen olduğundan kendisine kitap verilen değildir dolayısıyla her resul, nebi değildir, fakat her nebi aynı zamanda resuldür dedikten sonra ayetlerimize geri dönelim.                                             

21/26 da ise zalim kimselerin Rahman çocuk edindi diye uydurdukları yalanı söyleyen Rabb'imiz, ben bu yalanlarınızdan münezzehim, onlar ikram olunmuş kullar diyerek bu bahser.

Bu ayet grubunda 2 senaryo vardır. Birinden biri ve her ikisi de olması muhtemeldir. Kur’an bütünlüğünden İsa için (haşa) Allah’ın oğlu dendiğini de bunun melekler için dendiğinide ve cinler için Allah ile soy bağı (haşa) uydurduklarını da biliyoruz.

Bu iki ihtimalin ilki Yüce Allah katında olan bir varlık/varlıklar ikincisi nebiler ve resuller. Diğer işaretlerde bu 2 ihtimali destekler.

Şöyle ki ; Yüce Allah’ın sözünden aykırı hareket edememesi, Yalnız Yüce Allah’ın buruğuna uyması, Yüce Allah’ın onların her yaptığını bilmesi,ikram edilen kullar olması her 2 grubu da kapsar. (meleklerde kuldur)

Yalnız burada 2 önemli ayırıcı özellik vardır. Birincisi nebi veya resullerin hatalar yaptığını, günah ve suç işlediğini Kur’an’dan biliyoruz ve meleklerde asla böyle bir işaret yok.

İkincisi de gene Kur’an’ımızdan Yüce Allah’ın meleklere şefaat görevi verdiğini biliyoruz, bunu birazdan açıklayacağım.

Bu bağlamda kuvvetle muhtemel olan ayette bahsedilenler melekler gibi Yüce Allah katındaki varlıklardır. Burada şu soru gelir. Bu bahsedilenlerden cehenneme de giren varmış melekler cehenneme mi girer ? Şöyle açıklayalım, dediğim gibi Yüce Allah katında olan varlıklardır, aynı şeytan gibi ve şeytan küfrü, büyüklenesi, nankörlüğü, kibri, başkaldırması, bilmişlik taslaması gibi sebeplerle cehenneme girecektir.

En doğrusunu Yüce Allah bilir diyelim ve bu çıkarımım üzerinden devam edecek olursak,

Onlar, yani melekler, Yüce Allah'ın rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat edemezlermiş diye öğretir Yüce Rahman'ımız bizlere. İşin aslı karar, dileme, hüküm ve söz Yüce Allah'ın. Rıza gösteriyor bir kula ve bir melek görevlendiriyor şefaat için. Allah istese kendi de yapar ama bu şekilde takdir edip bu yolla da şefaat edeceğini veya edebileceğini öğretir bizlere. Asında melekler uygulayıcıdır. Neyi uygularlar Yüce Allah'ın takdir ettiğini takdir ettiği şekilde yerine getirme görevini uygularlar. Bu taktiri yerine ulaştırırlar.

Şahsi kanaatimce bu yardım yani şefaat dünya hayatı ve/veya ölüm anı gibi dünya ile tamamen bağımız kesilene kadar olan hayat kısmında olacak bir şefaatten bahsediyor diye anlıyorum. Çünkü düşündüğümde ahiret hayatı ile ilgili Yüce Allah'ın şefaat için melekleri görevlendirmesi sanki çok mantıklı gelmiyor bana. Tabii ki en doğrusunu Yüce Allah bilir.                                              

Ayetin devamında bu meleklerin saygıdan titrediklerini öğretir Yüce Rabb'imiz, ve onlardan da ben ilahım diyen olursa onlarında yeri cehennem olur diye bizleri bilgilendirir. Onlarıda  aynı insanlardan ayetleri yalanlayan ve şirk koşan zalimler gibi zalim diye tanımlar. Tabii ki böyle bir iddiada bulunan var ise meleklerden bu tanım yalnız onları kapsar.

Bu ayet grubundaki çıkarımlarım, diğer ayetlerle destekleyip işte net budur diyebildiğim bir noktada değildir.           İşaretlerden anladığımı samimi bir şekilde deklere etmeye çalıştım ve yüzde yüz emin olmamakla beraber, doğru tespit yaptığımı düşünüyorum, aksi Kur’an ayetleri ile ispat edilene kadar. Herkes kendi aklını kullansın, söylediklerim beni bağlar, en doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                      

*

23/101 Sura üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden soramazlar!                                                                            

 

Bu sanırım 2. sura üfleme yani diriltileceğimiz zamanki çağrı. Önceki ve sonraki ayetlerden bunu anlıyorum. Anlaşılacağı gibi diriltildikten sonra hesap görme aşamasında, öncesi ve sonrası da dahil en yakın olanlar dahi birbirine yardım edemeyecek diye bizlere öğütler, öğretir Rabb'imiz.

Düşünüldüğünde ilk üfleyiş de olsa sonuç değişmez.                                                                                                                                                                                                            

*

25/19  İşte onlar söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.                                                                                                                          

                                                                                                                                                                     

Onlar kimdir önceki ayetlere bakınız. Onlar, Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleri şeylerdir. Yani kulluk edilenler kulluk edenleri kendilerine kulluk ettiğinden dolayı yalanlarlar, onlar kendileri azdılar bizimle alakası yok derler. Allah'tan başka ilah edindikleri için artık bu kimseler ne kendilerinden azabı uzaklaştırabilecek ne de hiçbir şekilde hiçbir şeyden yardım alamayacaklar, yani şefaat alamayacaklar diye Rabb'imiz bizlere öğretir. Bu kimselerinde kendilerine haksızlık yaptıklarını ve sonucunda azabın büyüğünü hak ettiklerini anlarız. Büyük azap ahiret azabıdır.                          

Bu ayetin ışığında herkes kendini kontrol etmeli. Allah'tan başka ilaha tabi oluyor muyuz, Allah'ın kelamı dururken başka sözlere mi inanıyoruz, Allah'tan başkasını mı hakem ediniyoruz, İslam dininde miyiz, Kur'an'a mı musalliniz her kes kendini kontrol etmeli.

Bu ayeti sığ düşünce ile değerlendirmemeliyiz. Ben puta, ineğe, kuşa, böcüğe tapmıyorum, dolayısı ile Allah'tan başka ilah edinmiyorum, hem zaten yalnız Kur'an diyorum, sadece Yüce Allah'ın dediğini yapıyorum diye düşünce noktasında asıl hesaba katacağımız şey, dinde Kur'an            harici hüküm koyuculara tabi oluyor muyuz. Bildiğimiz bilgilerin, yaptığımız ibadetlerin Kur'an'da karşılığı var mı, Yüce Allah dedi diye mi yapıyoruz yoksa birileri uydurdu da biz onlara mı tabi oluyoruz. Eğer böyleyse hem İslam dininde olamazsın, hem Müslüman olamazsın, hem Allah'ın astından ilah edinmiş olursun hem de şirk koşmuş olursun, sonu da süresiz kalmak üzere süresiz cehennemdir.                                                    

Bilerek yada bilmeden başka ilah edinme ve başka dine girme ile ilgili sohbetlerimizde çokça bahsettim daha detaya inmeyeyim.                                                                                                                            

*

26/87  "Yeniden dirilme gününde beni utandırma."

26/88  "Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."

26/89  "Allah'a selim bir kalple gelenler hariç."

26/90  Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.

26/91  Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.

26/92  Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.

26/93  "Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?"

26/94  Arkasından onlar ve azgınlar onun içine tepetaklak atılacaklar.

26/95  Ve İblisin bütün askerleri.

26/100 "Öyle ki yoktur bizlere şefaatçilerden."                                                                                                                                                           

                                  

26/87 de İbrahim’in duası ile başlayan ayet grubumuzdan (önceki ayetlere de bakınız) dirilme gününde ne evladın ne de malın yarar sağlamayacağını öğreniyoruz. Aynı zamanda yarar sağlayacak şeyin Yüce Allah'a selim bir kalp ile kavuşabilmemiz olacaktır diye öğreniyoruz.                   

Allah'ın astından ilah edinenlere hani ilahlarınız nerde diye sorar Rabb'imiz. Bu ahiret aleminde gerçekleşecek olan gaypdan bir haberdir. Bu kulluk ettikleriniz dahil benden başka size yardım edecek var mı diye sorup ekler bu uyduruk ilahlarınız kendine bile yardım edemezken size yararı olacak mı? Hesabı görülen yalancı nankörler ise şeytanlar ile beraber cehenneme atılacakları haberini verir Yüce Allah'ımız bize. Onlarca ayette olduğu gibi kimse kimseye yardım edemeyecek, şefaat edemeyecek, Allah’tan başka şefaat edecek olmayacak diye tekrar tekrar bizlere öğretir, öğütler. 

Ayrıca 26/100 de kelime çoğul gelir, şefaatçiler şeklinde. Yani birden fazla şefaat edecek olduğuna inanıldığını anlarız. Uyduruk hadislerde de böyle değilmi zaten. Muahmmed'in yanı sıra şehitler, küçük çocuklar, evliyalar, iyi kullar, cennettekiler de şefaat edecek demez mi bu söylenti/hadis kitapları.

Böyle inanıp böyle ölenlerin, gittikleri yerde umduklarını bulamadıklarını gene ayetlerden anlarız.

*

30/12  Sa'at'in gerçekleştiği O Gün, mücrimler umutlarını kaybederler.

30/13  Ortak koştukları da onlara şefaatçi olmayacaktır. Ortaklarını da yok sayacaklar.

30/14  Sa'at'in gerçekleştiği gün; O Gün, onlar birbirinden ayrılırlar.                                                                                                                                                           

                                              

Dirilme gerçekleştiği gün suçluların neyin ne olduğunu ve kurtuluş ümitlerinin olmadığını anlayacaklar. Ve onlar orada anlayacaklar, bizlerden de yani hayatta olanlardan da hala anlamayan varsa Rabb'im izin verirse şimdi anlayacağımız gibi, oraya gitmeden, daha doğrusu ölmeden anlamamız gereken şeyleri Rabb'imiz bizlere Şerefli Kur'an'ımızda bildirir.                                                                 

Bu üç ayetten anlamamız gereken verilen öğüt; kendi ölümümüz gelmeden Yüce Allah'ın hudutlarında kalıp, Yüce Allah'ın hesap gününde suçlu olarak karşısına çıkmamız gerektiği, Yüce Allah'a asla hiçbir şey ile ortak koşmamamız gerektiği, hesap gününde ASLA Yüce Allah'tan başka şefaatçi olmayacağını, Yüce Allah'ın o gün bir ayırma yapacağını anlamamız gerekir.

Bu ayırma için çok detaylı bir görüşüm var Kur'an bütünlüğünde fakat sadece bu ayet özelindeki çok kısa ne ayrılacak bahsedelim.

Buradaki ayırma cennet ve cehennemliklerin ayrılması, suçlularla salih olanların ayrılması, inanlarla inanmayanların ayrılması, müşriklerle Allah’a ortak koşmayanların ayrılması diyebiliriz. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                        

*

31/33  Ey insanlar! Rabb'inize takvalı olun. Ve babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamadığı, çocuğun da babasına hiçbir şey ile yarar sağlayamadığı       günden sakının. Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.                                                                                                                               

                                  

Kur’an’da genelde hitap, iman edenler, inanlar vs şeklinde olmasına rağmen bazen de bu şekilde tüm insanlığa gelir. Aslında insanlar diye çevrilen kelimeye karşılık gelen kelime nasu kelimesidir. Kökü Nun-Vav-Sin dir. Anlamı ise sallanmak, ileri geri sallanmak, fistül oluşturmaktır. Kelime isim, erkek, çoğuldur. Bildiğiniz gibi bir topluluğa hitap Arapçada hepsi kadın içinde bir erkek dahi olsa eril gelir. Bu nedenle bu çeviri doğrudur ama bu detayı bilmekte fayda var diye düşündüğümden paylaşmak istedim.

Rabb'imiz ayetinde kendisine karşı takvalı olmamız yani, kendisinin belirlediği hudutlarda kalmamızı söyler. Allah'ın hudutlarında kalabilmek için o hudutları bilmemiz gerekir. Bunun da tek yolu yalnız Kur'an'dır. Dünya hayatı ile aldanmayın. Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın der. Bu aldatıcı şeytandır, yani iblisin kendisi başta olmak üzere saptırıcı her şey ve her kezdir.

 Bu aldatmada aldatıcının bizleri dünya hevalarına yönlendirip, onlara kapılmamızı ve aşırı sevmemizi istediği ve bu yönde çalıştığını bize bu hevaları güzel göstererek ahiret hayatını unutturduğunu anlarız. Ve yine anlarız ki hesap günü geldiğinde ne baba çocuğuna ne de çocuk babasına yarar sağlayamayacaktır.

Yine anlarız ki bu aldatıcının başka bir oyunu daha bize hesap gününde birilerinin yardım edececeğini telkin eder, vesvese verir. Yani birinin bizlere şefaat edeceğine inandırması da aldatma yöntemlerinden biridir.

Ayeti aklederek analitik düşündüğümüzde bu sonuçlara rahatlıkla ulaşırız. Rabb'imizin bize açıkça bildirdiği gibi, şeytan yani aldatıcı bize apaçık düşmandır. Ve iblis bizim onu görmediğimiz yerden bizi görür. O yüzden şeytandan ve şeytanın askerlerinden, şeytanın hazır askerlerinden (insanlar) ve şeytanın velilerinden Yüce Allah'ın kelamları ile korunmalı ve sığınmalıyız. Allah'a sığınmayı Rabb'im izin verirse inceleyeceğiz. Allah'a sığınma Allah'ın kelamlarını bilmek ile olur ancak. Allah'ın hudutlarını, emir ve yasaklarını bilmeden boş boş eüzü besmele çekerek Yüce Allah'a sığınmayı beklemek akılsızlıktan başka bir şey değildir. Kendi konu başlığında detaylandırıcam Rabb’im izin verirse.

                                                                                                                                             

*

32/4   O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattı. Sonra arşa isteva etti. Sizin O'ndan başka veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Hala öğüt almaz mısınız?                                                                                                 

                                  

Yüce Allah'tan başka şefaatçi olmadığına dair kesin ve net bir ayet daha. Sizin O'ndan başka veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Hala öğüt almaz mısınız?                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

*

34/23  O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler. "Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.                                                                                                                          

                       

Başka çarptırılan bir ayet daha. Kendi dinlerini Kur'an'a söyletmeye çalışanların yamultmaya çalıştıkları başka bir ayet daha. Genelde şu şekilde meal verir bu zalimler ; Kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Sanki Yüce Allah birine veya birisine izin verecekmiş gibi yamulturlar. Rabb'imin söylediğinden uzaktan yakından alakası olmamakla beraber tamamen Kur'an'a aykırıdır ve şirktir bu meal.                                      

Bu kimselere sormak  isterim. Ateşe ne kadar dayanıklıdırlar?                                                 

Gelelim Rabb'imizin mesajına;                                                                                                

Öncelikle bu ayet kimin şefaat edeceğinden değil, kime ve/veya kimlere şefaat edileceğinden bahseder. Allah'ın yanında şefaat ancak, Allah'ın izin verdiğine fayda edermiş. Yani şefaat de Yüce Allah'ın elinde, fayda sağlayacaksa Yüce Allah sağlayacak. O şefaat etmeden, izin vermeden kimse hiçbir şekilde, hiçbir yerden veya kimseden yardım veya şefaat göremeyecekler. Yalnız Rabb'imin inisiyatifinde, dilemesinde, izninde, hükmündedir.                                                                

*

34/42  Artık bugün birbirinize ne yarar ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Zulmedenlere: "Yalanlamış olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz                                                                                                                  

Gene kimsenin kimseye bir faydası olmayacağını bizlere öğreten başka bir ayetimiz. Ayrıca bu kimselerin ateşi yalanladıklarını da anlarız. Bu yalanlama öldükten sonra dirilmek yok demekle veya ateş bize sayılı gün dokunacak demekle olabileceği gibi biz Allah’ın sevdiği kullarız ateş bize dokunmaz demekle de olabilir.

Ayrıca Allah’ın yanında dünyadaki nasibimden daha iyisini bulurum diye düşünmekle ile de veya Yüce Rabb’imin, Allah’ın azabından kimse emin olamaz kelamını dikkate almamakla da olabilir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                           

*

36/23  "Ben, O'nun yanı sıra ilahlar edinir miyim? Eğer Rahman, bana bir zarar dilerse, onların şefaatinin bana hiçbir yararı olmaz. Onlar beni kurtaramazlar."                                                                                                                                   

                                  

Yüce Allah tek ilahtır. Kimsenin kimseye faydası olmayacağı gibi, uydurulan uyduruk ilahlarında kimseye faydası asla olmayacaktır. İlah edinme konularında bahsetmeye çalışıyorum. Birinin Yüce Allah'ın astından ilah edinmesi için illa puta, fareye, ineğe, böceğe tapınması gerekmez. Elbette bu uyduruk ilah edinmedir fakat günümüz Müslümanların çoğunun da ilah edindiklerini Kur'an okuyunca net anlıyoruz ki           zaten Yüce Allah insanların çoğu inanmaz, inanlarında çoğu şirk koşmadan inanmaz diyerek bizleri bilgilendiriyor.

Kendine Müslüman diyen şirk içinde yüzen günümüz sözde Müslümanlarının çoğu şirk koşmaktadır. Evet aynı Mekkeli müşrikler gibi Allah'ı ilah ediniyorlar ama yanında başka ilahlar ediniyorlar farkında bile değiller hatta gözlerine soksak dahi kabul etmiyorlar.

Bu yöntemle ilah edinmenin yöntemi de dinde Kur'an harici hüküm koyucular edinmeleridir. Tarikatlar, camiler, hocalar, din adamları, sözde evliyalar, hadisler, şeyhler, diyanet, mezhepler, mezhep imamları bazı vakıflar, dernekler v.s şeklinde.

Bu tarz yerler, kişiler, kurumlar veya kitaplar dinde hüküm koyarlar ve kendi dinlerine çağırırlar. Bunların yolu asla İslam değildir, Kitapları asla Kur'an değildir ve asla tek Allah'a inanmazlar. İstedikleri kadar aksini iddia etsinler. Onu hesap günü Yüce Allah'a anlatırlar. Sohbetlerimizde bunlardan bahsettim. Bura da uzunca konuya girmeyeceğim. Tek tek örneklersem çok uzuyor. İşin özünü tekrar edeyim. Kur'an harici dinde hüküm koyan her şey şirktir. Bunu yapanda, buna çağıran da bu çağrıya uyanda müşriktir.

*

39/19  Hakkında azap kararı gerçekleşmiş olana gelince; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?

39/20  Fakat Rabb'lerine takvalı olanlar için kat kat bina edilmiş, önlerinde nehirler akan köşkler vardır. Bu Allah'ın verdiği sözdür. Allah verdiği sözden dönmez.                                                                                                                                                                                                                                                                                              

Nebi Muhammedin inanmayanlar için üzüldüğünü, hepsini kurtarmak istediğini bildiğinden arada bazı ayetlerle hem gerçeği bildirir hem de nebinin üzülmemesini sağlamak için apaçık ayetleri ile neyin ne olduğunu bildirir. Bu iki ayette onlardandır. Ben hakkında azap olmasına karar verdiğim kişiyi sen mi kurtaracaksın, bana takvalı olanlar için zaten ödüllerini ben vericem, diye mesajını verir hem ona hem inananlara.

 Bilmem Muhammet şefaat edecek diyenler öğüt alabilirdiler mi?

Ancak öğüt alacaklar öğüt alır. Ancak Rabb'im dilerse hidayet nasip eder. Dilerse de kör,sağır ve akletmez kalırlar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      

*

39/43  Yoksa Allah'ın yanı sıra şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmasalar ve akıl etmeseler de mi?"

39/44  De ki: "Şefaat etme tamamıyla Allah'ın elindedir. Göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz."                                                                                                                                          

           

Şefaatin Yalnız Allah'tan olabileceğine başka bir ayet daha. Şefaat edecek diye inandıklarınız hem hiçbir şeye sahip değil hem de akletmezler diyor Rabb’im. BUrada aynı zamanda bir eleştiri de vardır.

Buradaki akıl etmeme mevzusu biri ben şefaat ederim diye ortaya çıkarsa Yüce Allah şefaatin yalnız kendisinde olduğunu belirtmesine rağmen bu iddialarındaki akılsızlıktan bahsetmekle beraber diğer yönden insanların putlar gibi cansız varlıklara tapıp Yüce Allah yanında onları da ilah edindiklerini bizlere öğrettiğinden bu eşya olan malzemenin aklı olmadığını da işaret etmiştir kanatindeyim. Tüm egemenliğin kendisinde olduğunu belirten Rabb’imiz sonunda kendisine döndüreceği bilgisini de yine bizlere öğretir.                                                                                                                           

*

40/18  Yaklaşan gün hakkında onları uyar. O Gün korkudan yürekler ağızlara gelir. Zalimler için ne samimi bir dost ne de sözü dinlenir bir şefaatçi vardır.                                                                                                                                         

Şefaatçi olmayacağına dair başka bir ayet. Yaklaşan gün hesap günüdür. Hesap görülecek günün yaklaştığını, bu günün kesin olduğunu ve o gün gelince hesaba çekileceklerini hatırlar, öğütler, öğretir Yüce Rahman’ımız. O günün korkulan bir gün olduğunu da öğretir ayrıca zalimlere şefaat edilmeyeceğini de.

Hesap günü demek dünyanın yok olup tekrar ahiret evreninde hesap görmek diriltilmek demektir. Bu hesap gününün yaklaşmasını şu şekillerde yorumlayabiliriz.

Kur’an’dan sonra artık dünyanın yok olacağı zaman yaklaşmıştır diye yorumlayabilsek de bu çok doğru bir yaklaşım gibi gelmiyor. Neye göre yaklaşmış. Neye göre baz alıcaz. Dünyanın oluşumuna göre mi, homo sapiensin yaratılmasına göre mi, Kur’an’ın indiği tarihe göre mi?

Ayrıca Yüce Allah katında ki zamanında dünya da geçen zamandan farklı olduğunu anlatan ayetlerimiz var.

Rabb’im muhtemelen dünya zamanının çok kısa olduğunu, göz açıp kapayana kadar geçeceğini vurgularken aynı zamanda da bu yaklaşan gün için illa dünyanın yok olmasını beklememizin anlamsız olacağını belirtir. Çünkü insan öldüğünde daha doğrusu vefat ettiğinde aslında hesap günü başlamış diyebiliriz. Çünkü insan vefat ettikten sonra dirileceği zamana kadar isterse 1 milyon yıl geçsin ona belki de 1 gün gibi kısa gelecek. Bir nevi koma halinde gibi olacağından zaman kavramını yitirecek. Bu nedenle kısa dünya hayatında yaklaşan insanın kendi ölümünü de kastetmiş olabilir. Bu daha mantıklı bir yaklaşım olacağı kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                       

*

43/40  O halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru yolu gösterebilir misin?  

43/41  Biz, seni bu dünyadan alıp götürsek bile, onlara hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğiz.                                                                                                                                          

                                                                                                                                                         

Muhammed’e söylüyor Rabb'imiz. Dünyadayken benim izin vermediğime sen doğru yolu gösterebilir misin. Seni dünyadan alsam da ben onlara hak ettikleri cezayı vericem. Dünyada iken Yüce Allah'ın dilemesinin, hükmünün, adaletinin önüne Asla geçemeyen Muhammet sizin dediğinize göre bunu ahirette mi yapabilecek. Elbette bu asla olmayacak. Sizler bir bilgiye dayanmadan, aydınlatıcı bir kitabınız olmadan anca zanlarla      atıp tutuyorsunuz. Muhammet’e iftira atıyorsunuz, onun adına yalan uyduruyorsunuz hatta ve hatta bizzat Yüce Allah adına yalan uydurup, Allah adına iftira atıyorsunuz. Bu yalanlarınızı da Allah'a dayandırıyorsunuz. Biraz daha faydalanın. Biraz daha bekleyin. Bizlerde bekleyenlerdeniz.                                                                                                     

Zamanı gelince Rabb'im hepimizin ayrılığa düştüğü konularda hükmünü verecek ve sizlerle bizlerin arasını ayıracak.

Bu sözlerim yanlış anlaşılmasın. Bunu izleyen herkese değildir lafım. Şefaatin yalnız Allah'tan olduğu bilene değildir sözüm, doğruya ulaşmak için araştırma yapana değildir lafım, ama evet nefis nefise yani kul kula şefaat edecek diye düşünüyorsan, Allah'a inat Yüce Allah dışında biri şefaat edecek diye düşünüyorsan sanadır lafım.

*

43/86  Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.                                                                                                                   

           

Bu da yamultulan ayetlerdendir. Kendi heva ve dinlerinde olanı Kur'an'a söylettirmeye çalıştıkları ayetlerdendir. Son cümlede gerçeğe tanıklık edenler hariç diye meal vererek bazı kimselerin şefaat edeceğine inandırmak isterler bu zalimler. İnandırsınlar ki kendi şirk dinlerine tabi olsun insanlar. Kendileri gibi cehennemlik olsunlar. Bu görüşte olanları da şeytan kandırmıştır. Şeytan bilir bunların cehennemlik olduklarını ama bu ayetleri yamultanlar ise kendilerinin cehennemlik olduğunu ve ateşe çağırdıklarının farkında değillerdir muhtemelen.  

Böyle Rabb’imin ayetlerini inkar eden inançlarının sebebi Yalnız Kur'an demedikleri, zanlara ve ata dinine uydukları, kutsal kitaplar harici dinde hüküm koydukları veya koyanlara uydukları içindir.  Yüce Allah ne demiş ona bakmazlar. Ata dininde, kendi dinlerinde kendi önderleri ne diyor ona bakar, onu uygularlar sorgulamadan, gerçeğe ulaşma çabası olmadan. Kanıt olmadan, delil olmadan. İşte bunlar Kur'an'da bahsedilen maymunlardır, maymun gibi taklit ederler. Hayvanlar gibi yerler, yol bulmada hayvandan daha aşağı olanlardır. (Kur’an’a bakınız, hakaret etmiyorum, Rabb’imin ayetlerini deklere ediyorum)       

Oysaki Yüce Rabb'im bu ayetinde şu mesajı verir.                                                                   

Allah harici kime dua ediyorsanız size asla yardım edemezler, şefaat edemezler. Buna rağmen siz gene uyduruk ilahlarınıza dua ediyorsunuz. Şirk koşuyorsunuz. Bunun farkında da değilsiniz. Bu farkındalık sahibi olanlar ancak gerçeğe tanıklık edenlerdir.

Bu gerçek nedir ve kimdir bunlar diye düşünürsek de ; İşte bu gerçek Yüce Allah'ın hak gerçek yolu, bu yolun öğreticisi Şerefli Kur'an’dır, Kur’an’ın içinde Rabb’imizin öğrettikleri gerçeklerdir. Bu kimselerde bu Kur'an'ı açıp kendi anladığı dilde okuyan, anlayan, çalışan, öğrenen, analitik düşünen kimseler dir ki buradan öğrendikleri Yüce Allah'ın öğretileri ile gerçeğe tanıklık ederler.  

Ayrıca şunuda blirtelim Muhammede alemlerin efendisi demek, alemler onun için yaratıldı demek, şefaat ya resulallah demekte net şirktir. Nebinin böyle bir iddiası alsa olmadığı gibi bunların bu iftira ve yalanlarından haberi bile yoktur.     

Hatta bu işi biraz daha ileri götürenler vardır. Bunlarda şeyciklerin şıhcıkların veya tarikat liderciklerinin de şefaat edeceklerini söylerler. Bu uyduruk şeyhcikler, şıhcıklar ve tarikat lidercikleri de kendilerinin şefaat edebileceğini söylerler.                                                                                                                                                  

*

44/40  Ayrışma Günü, onların hepsinin kararlaştırılmış bir araya gelme zamanıdır.

44/41  O Gün, hiçbir yakının, yakınına bir yararı olmaz. Onlar, yardım da olunmazlar.

44/42  Ancak Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç. Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

60/3   Kıyamet günü akrabalarınız ve çocuklarınız size asla fayda sağlamazlar. Sizin aranızı ayıracaktır. Ve Allah, yaptıklarınızı En İyi Gören'dir.               

           

Kimsenin kimseye faydası olmayacağına dair başka ayetler. En yakın en yakınına yardım edemeyecek. Şahsen tanımadığın biri olan nebide olsa yardım edeceğine inanmak, üstelik apaçık bir çok ayetle de Rabb'imizin böyle bir şey olmadığını söylemesine rağmen böyle bir şeye inanmak akıllara zarar bir şeydir. Nasıl döndürülüyorlar, nasıl çevriliyorlar Rabb'imin kelamlarına rağmen.                                                                                                                                                  

*

45/34  "Bugüne kavuşmayı nasıl umursamadıysanız, Biz de bugün sizi umursamıyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Ve sizin için bir yardımcı da yoktur." denir.                                                                                                                            

                                  

Yüce Allah'ın ateşte olmalarına hüküm verdiği zalimleri Muhammet veya şu veya bu mu kurtaracakmış. Öyle mi diyor Rabb'imiz bu veya başka ayetinde. Öylemi diyor tek hüküm koyucu, en adaletli, en güzel söz sahibi, tek hakem, tek veli, tek yardımcı, tek vekil, tek sığınağımız tek yardımcımız olan Alemlerin yaratıcısı ve efendisi olan Yüce Efendi’miz.                                                                                                                                                                                  

*

46/16  Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir.        

47/2   İman eden, salihatı yapanlar ve Rabb'leri tarafından Muhammed'e indirilen "Hakk'a" inanan kimselere gelince, Allah onların kötülüklerini örtüp durumlarını düzeltecektir.

47/3   Bu, Kafirlerin, "Batıl'a" uymaları, İman Edenlerin ise Rabb'lerinden gelen "Hakk'a" uymaları nedeniyledir. İşte Allah, insanlara kendi durumlarını böyle örnek verir.                                                                                                                                                                                  

                                                          

Yüce Allah'ın şefaatinin bir örneğidir. Başka ayetlerde vardır hepsini almadım. Yüce Allah dilediği kulları için günahlarını bağışlayacağını ve suçlarını öreteceğini böylelikle ateşten o kullarını koruyacağını, onları ateşten uzaklaştıracağını ve cennetlerine koyacağını bizlere öğreten ayetleri vardır bu ayetler gibi. Demek ki Yüce Allah eğer şefaat edecekse o kul bazı şeyleri hak etmiş demektir. Kendi yaptıkları ile cennete direk giremeyecek olmasına rağmen Yüce Allah o kul için cennete girmesini uygun görmüştür. Sohbetin başındaki örneği hatırlarsak kanaat notunu kullanmıştır eğer tabiri doğru olacaksa. Yaratan yarattığını bilir, kişiye, kişiden daha yakındır. Kalbindekini de ondan daha gizlisini de bilir. Her şeyi, görür, duyar ve bilir. İlmi her şeyi kuşatmıştır. O kula bunu uygun gördüğüne göre, bu o kul için daha adaletlidir demektir. En adil olan Rabb'imdir.           

Bu bağlamda şu ayetide hatırlayalım:

48/2 Allah, senin geçmiş ve sonraki suçlarını bağışlasın ve sana nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru yola iletsin diye.

Bu ayette Muhammed’e fetih nasip ettiğini söyleyip bu fetihin de Muhammedin önceki ve sonraki günahlarının bağışlanması için bir sınav bir vesile olduğunu takdir ettiğini anlarız Yüce Allah'ın. Bir peygamberin bile sonradan yani vayhi aldıktan sonrasında bile günahları, suçları olduğunu anlıyoruz. Allah şefaat edecek ve bunları örtecek. Demek ki peygamber olmayan ve peygamberi görmeyen bizler neler yapıyoruz burdan kendimize ders çıkarabiliriz. Bundan dolayıdır da şahsi kanaatim, hiçbir nefis Yüce Allah'ın rahmeti, bağışlayıcılığı, affediciliği, şefkati, kullarını çok sevmesi, şefaati olmadan kendi ellerinin yaptıklarının sonucu cenneti hak etme olasılığı yok denecek kadar azdır belki de yoktur diye söyleyebilirim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                      

*

53/3   Ve nutuk* eder değildir (o) hevâdan278.                                    

*Söylem, konuşma, telaffuz.                                                                                                   

53/4   Ki o* ancak bir vahiydir603 vahyedilen603.                              

*Kur'an.                                                                                                                                                                    

                                              

Bu iki ayet üzerinde akledelim. Rabb'imiz der ki; Muhammet hevasından konuşmaz. Yani kendi istekleri, arzuları doğrultusunda konuşmaz. Onun size söyledikleri, deklere ettikleri ancak sadece Kur'an'dır, Kur'an'dandır. O sözler ancak vahiydir, benim kelamımdır, ona vahyedilendir, benim kelamımdandır.  Şimdi sözü en doğru olan Yüce Rabb'im bu şekilde söylemektedir.

 Akledelim ve hep beraber soralım.                                                                           

Ey akıl sahipleri;                                                                                                                                                                             

1-Muhammedin söyledikleri Kur'an'dan ise Kur'an'ın neresinde Muhammet şefaat edecek diye bir vahiy var.                                                                                                                         

2-Kur'an'da yok da Muhammedin sözleri, hadisleri diyorsanız o zaman kendi uydurmuş olmuyor mu?

 3- Peki Yüce Allah o hevasından konuşmaz diyor, başka ayetinde de öyle olsaydı canını alırdım bu vahiyleri de unuttururdum diyor, peki Kur'an nasıl Tamamlandı?                                                       

4- Kur’an tamamlandı diyorsanız, neden Kur’an harici uydurma kaynaklara ihtiyaç duyup, Kur’an dururken onlara tabi oluyorsunuz?

4-Kur'an'ın tamamlanmadı diyorsanız tamamlandığına dair, kemale erdiğine dair ayet var onu damı yalanlıyorsunuz?                                                                                                           

5-Ya da tamamlandı diyorsanız eğer, Rabb'im ondan sorulacaksınız diyor, tekrar soruyorum nerde Muhammet şefaat edecek diyor. 

6-Muhammet Kur'an harici vahiy aldı, ordan biliyoruz diyorsanız, peki soralım                           

7-Kur'an'dan sorulacaksak, Muhammedin açıktan aldığı bir vahiy varsa da, Yüce Allah bunu da Kur'an'a koymadıysa bizi neden bağlasın, ondan sorulacaz.                                                     

8-Hevasından konuşmayan, yalnız Kur'an'a tabi olan, Yalnız vahye uyan bir nebi Yüce Allah şefaat yok demesine rağmen kalkıp ben şefaat edicem der mi?                                                

9-Böyle deseydi Yüce Allah cezalandırmazmıydı,                                                                    

10-Hiçbir resulün bir insanın müslim olduktan sonra kafir olmasını istemediğini Yüce Allah Kur'an'da bize apaçık bildirmedi mi ?                                                                                                   

11-Muhammet iman eden birinin kafir olmasını mı istedi ?                                                        

12-Peki Kur'an'ı Alemlerin yaratıcısı eksik mi bıraktı Muhammet eklemeler yaptı                        

13-Din Allah’ınmı Muhammedin mi                                                                                          

14-Dini Allah mı Muhammed’e öğretti, Muhammet mi Allaha                                                     

15-İnsanları yaratan, en iyi tanıyan, en adaletli, tek hüküm sahibi Yüce Allah mı Muhammet mi?                                                                                                                                              

Bu soruları çoğaltabilirim uzamasın fazla. Lütfen bu sorular üzerinde akledelim. Nerden tutarsanız orası elinizde kalır. Ayetlere, mantığa, Kur’an bütünlüğüne, İslam dinine aykırı olan biri şefaat edecek düşüncesi net şirktir. Akla zarar bir inançtır.

Bizzat Yüce Allah ve Nebi Muhammet bu yalanlarınızdan, iftiralarınızdan uzaktır. Bunlar sizlerin yani sizin gibilerin yanlarınızdan uydurduğunuz ve Allah'a ve nebiye dayandırdığınız, yalanlar ve iftiralardır. Allah ile peygamberin arasını açmak, resulleri birbirinden ayırmak için bizzat Allah adına yalan uydurup, bizzat Allah adına iftira atan zalimlersiniz.

Öğüt alacaklar lütfen Rabb'imin ayetleri üzerinde akletsinler. Rabb'im hak edeni, dileyeni doğru yola klavuzlar. Takvalı olacaklar Yalnız Yüce Allah’a takvalı olsunlar. Tevekkül edecekler Yalnız Yüce Allah’a tevekkül etsinler.

Bizler Rabb'imizin gözleri önündeyiz.                                                                                       

*

53/26  Nicesi var ki meleklerden göklerde, işe yaramaz onların şefaati bir şeye; dışında ki izin vermesi sonrasında Allah'ın, dilediği ve razı olduğu kimse için.

-10/3 ayetinde bahsettiğimiz şefaat edenin melekler olduğunu açıklayan ayettir.

53/27  Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, melekleri dişi varlıkların adları ile adlandırıyorlar.

53/28  Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan, "gerçekten" yana hiçbir değer taşımaz.                                                                                                                                                                    

                                  

Bu da sohbetin başında bahsettiğimiz meleklerin şefaatidir. Rabb'im şefaat edilecek kimseyi uygun görüp, şefaat olmasını diler. Bu kimselere şefaat ulaşması için melekler görevlendirir. Melekler kendi başlarına iş yapamaz ve şefaat de edemezler. Ancak Yüce Allah görevlendirir. Kime nasıl ve ne kadar şefaat edileceğinin hükmünü yalnız Yüce Allah verir. Ayette işaret edilen ise bu izni Yüce Allah’ın dilediği, hoşnut olduğu ve razı olduğu kişiler için olacağını belirtir. Melekler ise yalnızca Yüce Allah'ın izni ve görevlendirmesiyle uygulayıcıdırlar. Bu şekilde görevlendirme olmasına da elbette Yüce Allah karar vermiştir. Kannatimce bu dünyada olan bir yardım edilmedir şeklinde anlıyorum. Savaşlarda yardım için gönderilen melekler gibi. Ayetin başka mesajı ise melek de olsa her ne olursa olsun Yüce Allah'ın izni dışında bir şefaatin olmayacağı, olamayacağı, Yüce Allah'ın buna izin vermeyeceğidir. Zaten en adaletlisi de budur. Eğer bir yardım olacaksa her şeyi en iyi bilen ve en adaletli olanın karar vermesi gerekmez mi, en doğru hüküm bu şekilde gerçekleşmez mi. Alemlerin yaratıcısından da bu beklenirdi zaten. En doğrusunu Yüce Allah bilir.  

Ayetteki izin vermesi sonrasında önemli bir işarettir. Bahsettiğimiz gibi bu işaretten de anlaşılacağı gibi Yüce Allah bir kişiden hoşnut olduysa, razı olduysa ve dilerse o kimse için şefaat eder, edebilir. Bu şefaat izni sonrasında melekleri görevlendirirse eğer, melekler bu şefaati yerine getirmekle sorumlu olacaklardır.                                                                          

Ayrıca 53/26 ayetindeki bu öğreti sonrası devam eden 53/27 ve 28 ayetlerinden de 53/26 ayetindeki öğretiyi inkar eden veya başka türlüsüne inananlar dahil, meleklere dişi varlıkların ismi koyanlarında ahirete inanmadıklarını öğretir Yüce Rabb’imiz.

Bu kimselerin de ancak zanna uyduklarını, bir bilgileri olmadığını ve zannın gerçekten yana değer taşımadığını da öğretir Rabb'imiz.                                                                                             

53/27 de meleklere dişi varlıkların adını vermeleri, bu kimselerin bu melekleri ilah zannettiklerini, ilah edindiklerini anlarız. Kur’an’da örnekleri vardır.

Örnek verecek olursak;

34/40 Ve O Gün O, onların hepsini bir araya toplayacak. Sonra meleklere: "Şunlar, size mi kulluk ediyorlardı?" diye soracak.

Bu inançları doğrultusunda da belirttiğim gibi bu kimseler ahirete inanmamış oluyorlar. Bu konuyu konuşmuştuk. Ahirete inanmamak şirk koşmaktır. Yüce Allah'ın ahiret ile ilgili anlattığı şeylere anlattığı gibi ve anlattığı kadar inanmamak bir şeyler ekleyip çıkarmak ahirete inanmamaktır. Örneğin şefaate inanmak, sırat köprüsüne inanmak, kabir azabına inanmak, ölünce Allah katında mutlaka iyi şeylerle ödüllendirileceğine inanmak gibi şeyler ahirete inanmamaktır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ahirete inanmak kutsal kitaplarda yazdığı şekliyle inanmaktır. Ahiret başlığı altında Rabb’im nasip ederse detaylandırıcam.

                                                                                                                                             

*

56/12  Naim Cennetlerindedirler.

56/13  Birçoğu öncekilerden.

56/14  Birazı da sonrakilerden.                                                                                    

                       

Ayetlerden anlarız ki Kur'an sonrası yaşayan insanlardan ancak birazı cennette olacak. Hani bir ayette Rabb'im diyordu ya, inanların çoğu şirk koşmadan inanmaz diye. Bize şefaat edecek Muhammet diyordunuz ya hani toptan cennete giremeyecekmişiz işte. Rabb'im böyle diyor. Ben zaten bu uyduruk inancı geçtim de asıl buradan çıkaracağımız daha önemli bir ders vardır.

Allah yolunda olmak isteyen, gayret gösteren, Yüce Allah'ın uyarılarından ve makamından korkan herkes, kendini her gün test etmeli. Tek affedilmeyecek şirk günahında mıyım, Kur'an'a mı musallinim, kelle sayılarının, ata dinin arkasından sorgusuz sualsiz mi gidiyorum yoksa gittiğim yolda bir bilgi üzerinde bir aydınlatıcı kitap üzerinde miyim. Zanna mı uyuyorum yoksa hakka gerçeğe mi. Yüce Allah'a mı klavuzlanıyorum yoksa birilerinin yanlarında uydurduğu uyduruk herhangi bir dinde miyim, Tek ilah olarak Yüce Allah'ı mı birliyorum yoksa aldatıcı ve onun velileri beni Allah ile aldattı da Allah'ın astından ilahlar mı edindim, Yüce Allah'a mı tabiyim yoksa iblise mi?                                                                                                                                                                                

*

69/35  Artık bugün, onun burada hiçbir koruyucusu yoktur.                                                                                                                 

Önceki ayetlere bakınız. Onun diye bahsedilen kimse cehennemlik olandır ve neden cehennemdedir bize öğretir Rabb'imiz. Burada derken ahiret hayatıdır ama nokta atışı yapalım tam olarak cehennemdir.

Yüce Allah cehennemi uygun gördüğünün, cehennemde koruyucusu yok diyor. Buraya kadar incelediğimiz ayetler ışığında hala Muhammet şefaat edecek diye hala inanan var ise demek ki Rabb'im gözlerini kör, kulaklarını sağır ve kalplerini akletmez kılmıştır. Onların bu yetilerini kilitlemiş, perdelemiş, mühürlemiştir. Bu kimse için Yüce Allah'ın dilemesi dışında kimsenin elinden bir şey gelmez. Rabb'im inanları kendine kılavuzlar inşaallah.                                                              

Ayrıca şimdi bir ayete daha bakalım. Muhammet şefaat edecek ve azaptan kurtaracak düşüncesi olanlara gelsin.                                                                                                                              

70/28 Rabb'lerinin azabından kimse emin olamaz.                                                                                                                                                              

*

72/22  De ki: “Doğrusu ben; asla koruyamaz222 beni Allah’tan birisi; ve asla bulamam O’nun astından bir sığınak.”                                                                                                                               

                             

Yüce Allah Muhammed’e diyor de ki; De ki; Beni Allah'tan kimse koruyamaz ve Allah'tan başkada sığınağım yok. Resule itaat diye uyduruk hadislere tabi olup dinde hüküm koyuyorsunuz, Muhammet şefaat edecek diye kendi yanınızdan din uyduruyorsunuz, bu ve bunun gibi şeylerle de Allah'ın astından ilahlar ediniyorsunuz. Peki hiç mi akletmiyorsunuz. Sizin inancınızın doğru olmadığını kanıtlayacak onlarca, yüzlerce ayet var. Çalışmalarımda bahsediyorum. İşinize geleni işinize geldiği gibi yamultup ona inanıyorsunuz. Resule itaat Kur'an'a itaatdir uyduruk, kimin söylediği belli olmayan tamamı zan tamamı uydurma insan sözleri değil. Bu ayetimize gelelim.                                          

Ayette de açıkça görüldüğü gibi Nebi Muhammet, kendisini koruyacak Yüce Allah harici başka hiçbir şey, hiçbir kimse aramamaktadır, arayamaz da, çünkü inanan biri ve bundan öte peygamberdi. Yüce Allah'da 72/22 ayetini Muhammed’e vahyederek, öğreterek bunu açıkça belirtiyor. Zaten böyle bir kimse de yoktur. Allah'tan gelecek bir şeye müdahale edebilecek bir güç asla yoktur.

Yüce Allah'a denk hiçbir şey yoktur. Başka ilah da yoktur. Yüce Allah Muhammed’e ve bizlere onlarca ayetinde şefaat yetkisinin yalnızca kendisinde olduğunu açık ve net bir şekilde beyan etmiştir. Yalnız Yüce Allah'ın şefaat edeceğine inanmamak direk şirktir, bu şekilde vefat edilirse affı olmayacaktır.  Bu şeytanın aldatmacasıdır. Şeytan bize apaçık düşmandır.

Muhammet kendisini Allah’an başka koruyacak olmadığını bilirken, sizler Muhammed’in veya şunun bunun sizi Allah’tan koruyacağına mı inanıyorsunuz. Sizce bu düşünceniz normal mi, Kur’an’a uyuyormu, akla, mantığa uyuyormu ?

Artık akletmenin zamanı gelmedi mi ? Artık yalnız Kur'an demenin zamanı gelmedi mi ? Artık Kur'an hariç dinde hüküm koyan her şeyin bizleri cehenneme götüreceği bilincine kavuşup elimizin tersi ile itmenin zamanı gelmedi mi? Artık öğüt almanın ve öğüt tutmanın zamanı gelmedi mi?                

Kendi saatimiz gelene kadar hala vaktimiz var, eğer burada benimleyseniz şuan hala vaktiniz var. Ne olur Yüce Allah'ın bize bahşettiği ve en büyük yaratılış özelliğimiz olan aklımızı kullanalım, analitik düşünelim, ölçüp tartalım delillere, kanıtlara bakalım, sonra mantıklı karar verelim. Rabb'im bizlere furkan nasip etmesini temenni ederim.                                                                                   

*

74/48  Artık şefaatçilerin şefaati onlara yarar sağlamaz.

82/17  Din Günü'nün ne olduğunu sen nereden bileceksin?

82/18  Evet, Din Günü'nün ne olduğunu sen nereden bileceksin?

82/19  O, kimsenin kimseye yardım etmeye gücünün yetmeyeceği bir gündür. O gün karar vermek bütünüyle Allah'a aittir.                                                                                                                                                               

 

Dünyada yardım edenlerin yani şefaat edenlerin hesap günü geldiğinde şefaat edemeyeceklerini anlarız. Şefaat edecek sandıkları da şefaat edemeyecektir. Kimse kimseye şefaat edemeyecek fayda sağlayamayacak. Artık orda tek şefaatçi, tek yardımcı, tek veli ve tek sığınak yalnız Yüce Allah'tır. İnsanı yaratan ve en iyi bilen, ilmi her şeyi kuşatan, tek hüküm koyucu ve en adaletli olan o gün adaleti tam ve eksiksiz sağlayacaktır. O yüzendir ki şefaat de yalnız Yüce Allah'ın elindedir. Yüce Allah'ın hükmüne müdahale edecek biri düşünülebilir mi? Yüce Allah böyle bir şeye izin verebilir mi?        

Eğer Allah harici birileri şefaat etseydi insan düşünmez mi Kur'an'da söz edilen şeyleri;

Hani Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştı, hani en adaletliydi, hani en iyi söz onundu, hani tek hüküm koyucu idi, hani en şefkatli, en merhametli, en bağışlayıcı idi, hani yarattığını biliyordu, hani her şeyi en iyi, gören, en iyi duyan, en iyi bilendi, hani kalplerdekini ve daha gizlisini biliyordu. Bunları sorgulamamız gerekmez miydi?

Tüm bunları sorgulardım şahsım adına ve bizzat Kur'an'ı sorgulardım ben. Herkezede tavsiye ederim. İnandığınız şeye kanıtla delille inanın. Bu sayede doğruluğunu test edersiniz. Doğru değilse uzaklaşır doğru ise de inancınız artar.

Eğer kalkıp da birileri şefaat edecek denseydi bende bu kitap ilahi değil derdim çünkü tüm bu söylemler ile çelişirdi. Ama alemlerin yaratıcısı Yüce Allah Subhandır.

Ayrıca traji komik bir olay daha var bu ayetlerde daha doğrusu şefaat eden olacak diyenler ile bu ayetler arasında. 82/17 ve 18 e dikkat edelim. Rabb'im Muhammed’e diyor ki. Sen din gününün ne olduğunu nerden bileceksin ve evet din gününün ne olduğunu sen nerden bileceksin. Tüm bilmediklerimizi öğreten Rabb'imiz din günü hakkında ne öğrettiyse onu biliyoruz. Bu yargılama gününün ne olduğunu bilmeyen Muhammet birilerine şefaat edeceğini mi biliyor.

Yazık artık nebimizin üzerine pislik atmayın. Yalanlarınızla, iftiralarınızla canım İslam’ı karalamayın, yamulttuğunuz Kur'an ayetleri ile insanları dinden çıkarmayın. Debelenin kendi bataklığınızda fakat insanlara da bu pislikten sıçratmayın.  

                                                                                         

*

21/47  Kıyamet günü hak edileni eksiksiz belirleyen tartıları kurarız. Hiç kimse, hiçbir biçimde haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar da olsa her şeyi hesaba katarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.

23/102  Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

28/84  Kim bir iyilik ile gelirse; ona, ondan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük ile gelirse; yaptığı kötülük kadar cezalandırılır.

48/5   Mü'min erkekleri ve Mü'min kadınları, içinde sürekli kalmak üzere, içinden nehirler akan Cennetlere koymak ve kötülüklerini örtmek içindir. İşte Allah'ın yanında büyük kurtuluş budur.

48/16  Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir.                                                                                                                                                                                           

                                                          

Buraya kadar bahsettiğimiz Yüce Allah'ın şefaati ile ilgili bilmemiz gereken bir detay daha vardır. Rabb'im ayetlerinde öğretti ya herkes yaptığının karşılığını alır, tartısı ağır veya hafif gelmesine bağlı gideceği yer belli olur, iyiliğe misli ile ve kötülüğe de tam karşılığı ile karşılık bulur diye.

Rabb'imizin katında da büyük kurtuluş cennettir. Rabb'imin birde sözü vardır. Bu söz kimin üzerine nasıl hak olduysa o şekilde değerlendirecektir. Şirk koşanların üzerine hak olan söz cehennem olmasına rağmen Rabb'im bazı kimselere ise kendi fazlından iyiliklerine ve doğru yolda olmalarına bir sözü vardır. Bu söz de bu kişilerin günahlarını bağışlaması ve suçlarını örtmesi vesilesi ile yani şefaati ile cennete varis kılmasıdır. Bu Rabb'imin bizlere verdiği sözlerdir.

Yüce Allah asla torpil yapmaz. Bu şekilde düşünmek çok yanlış olur. Zaten vaat ettiği, söylediği, öğrettiği ve beyan ettiği şeyi tecelli ettirir. Yoksa cehennemlik olan bir müşriki veya kötü olan, tağut olan bir zalimi veya zulmedeni alıp cennete sokacak değildir. Daha önce bahsettiğim gibi bir nevi kanaat notu kullanacaktır hak edene, dilediğine. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                             

 

 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

4Efendi, komuta eden.                                                                                                                                                          

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.                                                                                                                                                               

8Bilen.                                                                                                                                                          

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.                                                                                                                                                           

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı ö                                                                                                                                                                    

rtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.                                                                                                                                                              

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.                                                                                                                                                                 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.                                                                        

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.                                                                       

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.                                   

94Büyük/azametli.                                                                                                     

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytanın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak şirktir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.                                                                                         

222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son derece kesin kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir kişi yargılama  sonucunda suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye girer. Yüce Allah yargılama sürecinde  araya girerek, direkt olarak müdahale eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır.          Cennetlere yerleştirir. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmedilir ve bu kişi cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine şefaati yazmıştır. Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi yoktur. Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir kişi aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur.  Muhammed peygamber kendisine ancak Yüce Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de bilmelidir ki şefaat sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada başkalarını  şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı yoktur. Artık kulağı olan işitsin; gözü olan gürsün, kalbi olan akletsin.                                                                

242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz.                                                                                   

278İstek, heves, meyil, sevme, düşme, ihtiras, rağbet.                                                 

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.             

370Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. İş ve oluşların gerçekleştiği arena. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır.  

371Diri, canlı, hayatta, yaşayan, aktif, durağan olmayan. Bu sıfatla yarattıklarına hayat ve dirilik veren. 372Dik, ayakta, eğilmeyen, çökmeyen. Bu sıfatıyla yarattıklarını ayakta tutan.                

373Aşkın, her şeyden daha üstün, daha yüksek.                                                         

401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.                                                        

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.                                 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.                                                                                                                   

519Besleyen, her şeyin var olması ve varlığını devam ettirmesi için gereken her şeyi kesintisiz şekilde sağlayan, sunan. 

556Toplamak, bir araya getirmek.                                                                               

 603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır.        Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

 627Şerefli Kur'an bütün olarak okunduğunda anlaşılır ki; bu evrene gelmeden önce Rabbimizin huzurunda yine bedenlerimizle yalnız olarak durmuşuz. Dikelmişiz. O'nun huzuruna gelmişiz. 635:109 ayetinde Yüce Allah'ın ahiret evreninde resûlleri bir araya getireceği bildirilmiştir. Resûllere Yüce Allah gaybla ilgili bir soru sormaktadır. Resûller kendi kavimlerinin Yüce Allah'ın mesajına cevaplarının ne olduğunu bilmediklerini açık ve net olarak söylemektedirler. Bu da bizlere gösterir ki resûller de birer beşerdir; insandır. Vefat ettirildiklerinde içinde yaşadığımız evrenle bağlantıları kopar.    

687Yüce Allah 7:188 ayetinde kendi elçisine şunları demesini emretmiştir;Resûl Muhammed kendi nefisine/benliğine bile bir menfaat ya da bir zarar sağlamaya malik değildir. Hiç bir yetkisi yoktur. Bir insana menfaat ya da bir zarar sağlama yetkisi sadece Yüce Allah'ın kendisindedir. O dilerse ancak bir nefse menfaat ya da bir zarar verebilir. Resûl Muhammed gaybı bilemez. Hayırdan işleri artırmak gereklidir. Hayırdan işler kötülüklerin dokunmasını engeller. Resûl Muhammed ancak bir uyarıcıdır; bir müjdeleyicidir. Uyarı ve müjde ancak iman eden bir toplum içindir. İman etmeyen toplumlar bu uyarı ve müjdeden faydalanamaz.                                                                                                                                                             

 

 

 

           

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.

                                                          

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder