BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
Riba Kur'an'da kesinlikle kabul edilmeyen bir uygulamadır. Bu uygulama Kur'an öncesi Araplarda çok yaygın olarak kullanıldığından dolayı da bu uygulamaya ve bunu devam ettirmek isteyenlere savaş açılmıştır. Bu uygulama borçluyu daha borçlu yaparak darda olanı daha
da dara sokan bir uygulama olarak karşımıza geliyor. Riba bir uygulamanın adı
olup Kur'an'da riba diye yazan yerlerin faiz diye çevrilmesi doğru değildir.
Faiz başka bişeydir. Kounumuzu ayetlerden incelemeye geçmeden önce İstanbul
Üniversitesinin hazırladığı Kur'an'da İslam öncesi Arap Kültürü araştırmasından
bazı pasajlar paylaşmak istiyorum. Çalışmanın tamamını da paylaşacağım oradan
kim hazırlamış, hangi profesörler imzalamış ve hangi bilgiler var
bakabilirsiniz. Dinde hüküm koyan tek kaynak Kur'an'dır deyip de insanların
hazırladığı tezlere neden bakıyorsun derseniz; hemen cevaplayayım. Bu veya
Kur'an harici hiçbir şeyi dinde kaynak yapmıyorum. Kur'an'dan zaten borçluyu
zora sokacak bir uygulama olduğunu ve borç verdiğimiz kişiye yardımcı olmamız
gerektiğini anlıyorum. Gene Kur'an'a baktığımda faiz olarak başka kelimelerin
kullanıldığını da görüyorum. Riba denilen uygulamanın ne olduğunu anlayabilmek
adına bu araştırmayı yaptım. Aynı müteşabih ayetlerin bilimsel yansımaları gibi
buda o dönemin yaşayış biçiminde uygulanan bir yöntem olduğunu anladığımda
taşlar yerine oturdu Yüce Rabb'imin izni ile. Kur’an’ı daha derin ve en doğru
şekilde anlayabilmek ve insanlara aktarabilmek adına yaptığım bu çalışmada bilimsel
ve tarihsel dökümanları tabii ki kullanabiliriz. O dönemdeki olaylar, yaşayış
şekilleri, davranışlar ve uygulamalar hakkında bilgimiz olursa Yüce Allah’ın
vahiylerinden bazılarını daha iyi anlayabiliriz. Tabii ki bunu herkes yapmak
zorunda değil. Kur’an normal okunursa da elbette anlaşılacaktır ve anlaşıldığı
kadarından sorumluyuz. Ama Yüce Rabb’imiz bize bir mesaj göndermiş bende bu
mesajı yine O’nun izni ile maksimum noktada anlamaya gayret gösterme
taraftarıyım. Yalnız dikkat edilecek iki husus vardır. Birincisi Kur’an harici hiçbir
şey asla dinde hüküm koyamaz. İkincisi ise incelediğin şey ne ise (tarih, bilim
v.s.) insan kaynaklı olduğundan hatalar olabilir. Tarihi insanlar yazıyor ve o
dönemde gerçeğe müdahale edilmiş olabilir isteyerek yada istemeyerek. Bilime
gelince de bizim bildiğimiz kadarı bilimdir. Bilmediğimiz çok fazla şey ve ispatlanması gereken de çok fazla şey
vardır. Bunları unutmayalım. Zaten Kur’an ve bilim asla çelişmez. Eğer bir
yerde bir çelişki görürsek (ben denk gelmedim) ya o konuda yanlış tespit etmişizdir
yada bilmiyoruzdur. Zamanı gelince gerçeğe ulaştığımızda o şeyin Kur’an’da
anlatıldığı gibi olacağı kesin ve nettir.
********************************************************************************************************************
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENTÜTÜSÜ DOKTORA
TEZİNDEN RİBA HAKKINDA BAZI PASAJLAR
Fıkıh literatüründe riba, borç verilen bir parayı veya malı
belli bir süre sonunda belirli fazlalıkla yahut borç ilişkisinden ve süresinde
ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp, bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri
almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Faizsiz olarak verilen borca
ise “karz-ı hasen” denilmiştir.
Cahiliye döneminde faiz için Kur’an’da geçen “riba”
kavramının kullanıldığı ve ribanın malı artırmanın en meşhur ve en garantili
yollarından biri olduğu görülür. Hatta Kur’an’da onların alışverişi faizle bir
tuttuklarının ifade edilmesi de faizin malı artırma yollarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.
Ancak riba cahiliye döneminde bilinen yaygın bir uygulama
olmasına rağmen, kâr oranlarını belirleyen kanun ve ahkâm olmadığından, uygulanan faizin en üst sınırı da belli
değildi. Hükümet ve yasama güçlerinin faizin en üst sınırı konusunda bir
görüşleri de yoktu. Bu bakımdan Kur’an’ın kat kat ifadesi de o dönemde alınacak
faizde bir sınırın olmadığını ortaya koyar. Cahiliyede riba, borçlarını
zamanında ödeyemeyen fakir ve zayıf kişilere uygulanırdı. Riba oranları
borçlunun ihtiyacına ve borç verenin de bu ihtiyaçtan elde edeceği kâra göre
değişirdi. Borcun üzerine konan faiz borçtan sayılır ve ödenmediği durumda ise
ödemekten geri duran ahdini ve akdini bozan kişi olarak telakki edilirdi. Şayet
alacaklı güçlü ise güç yoluyla parasını alır ve borcu ödeme tarihi ertelenerek
borca riba uygulanırdı.
Ancak şunu ifade edelim ki Kur’an’da yer alan faizle ilgili
ayetlerin aslında alım satım faizlerini ifade etmediği, bu ayetlerde sözü
edilen faizin borç (ödünç) faizi olduğu, Peygamber’in hadislerinde bahsedilen
alışveriş faiziyle bir ilgisinin olmadığı anlaşılır. Çünkü, “Alışveriş faizi
Araplar’ın daha önce bilmedikleri, ilk defa
Peygamber tarafından açıklanan bir faiz çeşidi” idi.O bakımdan Kur’an’ın
bahsettiği faizin daha çok, borçlanmaların
ödenememesi durumunda üzerine konulan faiz olduğu ve bunun cahiliye döneminde
yaygın bir faiz şekli olduğu, bundan dolayı da Kur’an’ın bu tür faizi
yasakladığı görülür. Kur’an’da anaparadan arta kalan ribanın alınmaması ve
ribacı sermayecilere tehditlerin savrulmasına dair ayetlerin hemen akabinde,
“Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer
bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.”
sözlerinin yer alması ve Cassas’ın da cahiliye Arapların altının altınla, gümüşün gümüşle alım satımından kaynaklanan
nesî ribasını, nakitle alım satımı bilmediklerini, onların bildikleri ve
uygulayageldikleri ribanın, şart koşulmuş bir fazlalık karşılığında belli bir
süre için verilmiş “karz” ribası olduğunu ifade etmesi de muhtemelen ribanın
daha çok, borçlanmalar yoluyla meydana geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla umumiyetle
faiz, muhtaçların sermaye sahiplerine borçlanma usulüyle meydana gelirdi. Borçlunun
borç vadesi geldiğinde alacaklı, “ya borcunu öde yahut artır.” yahut da borçlu olanın
ödeme durumu yok ise bizzat kendisi alacaklıya, “borcu tehir et sana şu kadar
fazlalık daha vereyim.” demek suretiyle alacak üzerine bir miktar faiz ilave
ederek borcu tehir ediyorlar ve yıldan yıla ribayı fazlalaştırıyorlardı. Bu
fazlalığa “az‘âfen müzâ‘afeh” ifadeleriyle
Kur’an da atıfta bulunmuştur. Ancak riba cahiliye döneminde bilinen yaygın bir
uygulama olmasına rağmen, kâr oranlarını belirleyen kanun ve ahkâm
olmadığından, uygulanan faizin en üst sınırı da belli değildi. Hükümet ve
yasama güçlerinin faizin en üst sınırı konusunda bir görüşleri de yoktu. Bu
bakımdan Kur’an’ın kat kat ifadesi de o dönemde alınacak faizde bir sınırın
olmadığını ortaya koyar. Cahiliyede riba, borçlarını zamanında ödeyemeyen fakir
ve zayıf kişilere uygulanırdı. Riba oranları borçlunun ihtiyacına ve borç verenin
de bu ihtiyaçtan elde edeceği kâra göre değişirdi. Borcun üzerine konan faiz
borçtan sayılır ve ödenmediği durumda
ise ödemekten geri duran ahdini ve akdini bozan kişi olarak telakki edilirdi.
Şayet alacaklı güçlü ise güç yoluyla parasını alır ve borcu ödeme tarihi ertelenerek
borca riba uygulanırdı.
Bu tez çok fazla konu içermekler beraber, riba konusuda buraya aldığım pasajlarla sınırlı değildir. Aşağıda vereceğim link ve bilgilerden kaynağa ulaşabilirsiniz.
Linke tıkladıktan sonra açılan sayfadan sağdaki resimdeki
pdf yazan kısma tıklayarak açılan pdf sayfasında dosyayı
indir dediğinizde pdf bilgisayarınıza inecektir.
açılan pdf den ctrl+f tuşuna basarak arayacağınız kelimeyi
yazıp arayabilirsiniz. Ayrıca çalışmanın başında da fihrist
bulunmaktadır. Kur'an öncesi arapların yaşayışına bakmak
bazı açılardan Kur'an'da anlatılanları daha doğru anlamaya
Kur'an öncesi Arap kültüründe riba'yı anladıktan sonra riba
konusunu ele alan ayetlerimize geçmeden önce dilerseniz Biricik Kur'an'ımızdan faiz,
arttırmak, daha fazlası, arttı gibi kelimelere bakalım ki riba faiz mi demek,
arttırmak mı demek yoksa faiz başka bir şey mi, riba farklı bir uygulama dedik
ama bu kelimelerle bağlantısı var mı, birkaç örnek ayetle incelemeye çalışalım
Yüce Rabb'imin izni ile.
fezadehumu : arttırılmış,
aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla
2/10 Onların
kalplerinde hastalık vardır. Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır. Bu yalancılıklarından dolayı onlara can
yakıcı bir azap vardır.
3/173 İnsanlar size karşı toplandılar, onlara derin
saygı duyun." diyenlerin sözleri, onların imanlarını daha da artırdı: "Allah bize yeter, O ne güzel
vekildir." dediler.
9/124 Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları:
"Bu hanginizin imanını arttırdı?" derler. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.
72/6 Gerçekten de insten bazı adamlar, cinden bazı
adamlara sığınıyorlardı. Böylece onların azgınlıklarını, beyinsizliklerini artırıyorlardı.
78/30 Şimdi azabı tadın bakalım! Artık size
azaptan başka bir şey artırmayacağız.
* Arttırmak, daha da artması, var olan bir şeyin artması
Şerefli Kur'anımızda bu şekillerde kullanışmıştır.
senezidu : arttırılmış, aşmış,
gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla
2/58 Hani:
"Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde
ederek girin. Ve "bizi bağışla" deyin ki Biz de yanlışlarınızı
bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz."
demiştik.
7/161 Onlara, "Şu beldeye yerleşin ve orada
dilediğiniz şeylerden yiyin. Af dilediğinizi söyleyin ve teslim
olmuş/kabullenmiş olarak kapısından girin" denilmişti. Biz,
"Yanlışlarınızı bağışlayalım ve iyilik edenlere fazlasıyla verelim."
*Bir önceki kelime ile aynı kökten gelir. Daha fazlası,
olandan fazlasıyla anlamlarında kullanılmıştır.
zdadu :
arttırılmış,
aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla
4/137 İman edip sonra küfreden, sonra iman edip,
tekrar küfreden; sonra arttı
inkarları, Allah ne affedecek ne de doğru yola iletecektir.
12/65 Tahıl yüklerini açtıklarında verdikleri
bedelin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Bak
sermayemiz bize geri verilmiş. Daha ne istiyoruz! Onunla da kendimize tahıl
getiririz. Kardeşimizi de koruruz. Fazladan
bir deve yükü daha alırız. Zaten bu bize yetmez." dediler.
13/8 Allah,
her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey koyduğu
düzene göre işlemektedir.
*Buda aynı kökten gelir. Gene fazlalık ve arttırmaktır
anlamı.
Bu 3 kelimede aynı kökten gelir ve anlamları fazlalığı,
arttırmayı bildirir. Birde faiz kelimesine bakalım. Faiz kelime olarak
Kur'an'da geçer. Ayrı olarak bahsedilmiştir.
faizun : başarılı
olmak için, muzaffer ol, zafer kazan; ulaşmak, ulaşmak,başarmak, elde etmek,
kazanmak, kazanmak yenmek, yenmek ( على bir rakibi, ب ile; spor vb.); kaçmak ( من
s.th.) │ ما فاز بطائل (bi-ṭā'ilin) başarısız olmak, başarısız olmak, çölü
geçmek için hiçbir şey başaramadım, çölde veya çölde seyahat etmek فوز başarı,
zafer, zafer; elde etme, ulaşma, başarma
23/111 "Gerçek
şu ki, bugün onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır."
23/111 İnni cezeytuhumul yevme bima saberu
ennehum humul faizun.
24/52 Kim Allah'a ve Resul'üne itaat eder, Allah'a
huşu duyar ve O'na takvalı olursa işte onlar kazançlı çıkacak olanlardır.
24/52 Ve
men yutıillahe ve resulehu ve yahşallahe ve yettakhi fe ulaike humul faizun.
59/20 Cehennemlikler ile Cennetlikler bir değildir.
Cennetlikler, kurtuluşa eren kimselerdir.
59/20 La
yestevi ashabun nari ve ashabul cenneh, ashabul cenneti humul faizun.
9/20 İman
edip, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenlerin, Allah
katında dereceleri daha üstündür. İşte onlar kazançlı olanlardır.
9/20 Ellezine
amenu ve haceru ve cahedu fi sebilillahi bi emvalihim ve enfusihim a'zamu
dereceten ındallah ve ulaike humul faizun .
*Görüldüğü gibi faiz kelimesi iyi manada kazanma olarak
kullanılmıştır.
Tüm bunların arkasından da riba kelimesi geçen ayetlere
geçmeden birde aynı kökten gelen birkaç kelimeye de bakalım. Ribanın anlamını
pekiştirmek adına.
2/265 Allah'ın
rızasına kavuşmak için, içten gelerek malını harcayan kimsenin durumu; kuvvetli
yağmur yağdığında kat kat ürün veren, kuvvetli yağmur olmasa da çisentisinin
yeteceği yüksek bir yerdeki cennete benzer. Allah, yaptığınız her şeyi
görendir.
2/265 Ve
meselullezine yunfikune emvalehumubtigae mardatillahi ve tesbiten min enfusihim
ke meseli cennetin bi rabvetin esabeha vabilun fe atet ukuleha dı'feyn,
fe in lem yusıbha vabilun fe tall, vallahu bima ta'melune basir.
*Bu ayette Ra-Be-Vav ربو rbw kökünden gelen kelimenin
anlamı kat kat arttırmak manasında kullanılmıştır.
16/92 İçinizden
bir topluluğun başka bir topluluktan diğer topluluktan daha
çok olmasından etkilenerek, yeminlerinizi aldatma amacıyla;
ipliğini sağlamca eğirdikten sonra, onu geri çözüp bozan kadın gibi olmayın.
Allah, sizi bununla sınıyor. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyler, kıyamet
günü size açıklanacaktır.
16/92 Ve
la tekunu kelleti nekadat gazleha min ba'di kuvvetin enkasa, tettehızune
eymanekum dehalen beynekum en tekune ummetun hiye erba
min ummeh, innema yeblukumullahu bih, ve le yubeyyinenne lekum yevmel
kıyameti ma kuntum fihi tahtelifun.
*Bu ayette de daha çok manasında kullanılmıştır.
69/10 Onlar,
Rabb'lerinin Resul'üne karşı geldiler. Bunun üzerine onları şiddetli
bir yakalayışla yakaladı.
69/10 Fe
asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.
*Bu ayette şiddeti gittikçe artan manasında kullanılmıştır.
Asıl konumuza gelebilirz artık. Yüce Rabb'imin kesin
yasakladığı, hatta bu riba yapmada veya almada ısrarcı olanların şeytanın
çarptığı gibi kalkarlar ve Allah ve resülü size savaş açar diye bize öğrettiği
uygulama nedir bakalım.
2/275 Riba yiyenler, ancak şeytanın dokunuşuyla
çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de
riba gibidir." demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kim Rabb'inden gelen
öğüde uyarak, ribadan vazgeçerse, geçmişte aldığı onundur. Onun kararı Allah'a
kalmıştır. Kim tekrar ribaya dönerse, işte onlar ateş ehlidirler ve orada
sürekli kalacaklardır.
Ribanın yenen bir şey olduğunu anlarız. Yemek misali değil
elbette. Yani bir kazanç söz konusu ve bu kazanç harcanabilir bir kazanç
olmalı. Bunu yiyenleri de Yüce Allah şeytanın dokunuşuyla çarptığı kimselerin
kalktığı gibi kalkarlar diye bizlere öğretir. Aslında daha doğru ifade etmek
istersek tam olarak riba alışveriş gibidir dedikleri için Yüce Allah’ın bu
şekilde söylediğini anlarız. Bir şeyin içinde şeytan var ise zaten o kesin
bizim hayrımıza olmayacaktır. Aynı zamanda ribanın alışveriş olmadığını da bu
ayette bizlere öğretir. Alış veriş riba konusu olmazmış. Bu ribayı yapan
vazgeçsin, vazgeçerse önce aldıkları kendisinin olurmuş. Ona Allah karar
verecekmiş. Buradaki onun kararı noktasında Yüce Allah’ın affedip
affetmeyeceği, nasıl ve ne kadar ceza alıp almayacağının kararı şeklinde
anlıyorum. Önce aldığı onun fakat bunu yaptığının bir karşılığı olacaktır diye
düşünüyorum. En doğrusunu Yüce Allah bilir. Fakat tekrar ribaya dönen olursa
karşılığı kesin olarak süresiz ateştir diyor Rabb'imiz.
*
2/276 Allah, ribayı eksiltir, sadakaları da artırır.
Allah, nankörlük ederek günahta ısrar edenleri sevmez.
Yüce Rabb'imin ahirette cezalandıracağını söylediği ribadan
dünyada da fayda göremeyeceğimizi anlarız. Sadaka verirsek bunun getirisini
bize attırır. Ayrıca riba yapanlar günaha girecekleri gibi bu kimseler
nankördür, isyankardır, inkarcıdır. Şükretmek başlığında çalıştığımız gibi,
şükrün zıttının nankörlük olduğunu görmüştük. Yani bu insanlar nankör oldukları
için aynı zamanda da şükretmezler.
*
2/278 Ey iman edenler! Allah'a karşı takvalı olun.
Eğer Mümin'seniz, ribadan geriye kalanı almayın.
2/279 Eğer bırakmazsanız, o zaman Allah ve
Resul'ünün size savaş açacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana malınız
sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne
de haksızlığa uğramış olursunuz.
2/280 Eğer borçlu dardaysa ona ödemede kolaylık
sağlayın, eğer alacağınızı bağışlarsanız, bunun sizin için daha hayırlı
olduğunu bilin.
Üç ayet birlikte incelenmelidir. Sırayla başlayalım.
Öncelikle riba alıyorsak takvalı olmak söz konusu değildir. Allah'a delil ile
kanıtla inancımız tam olamayacağını anlarız. Mümin demek bir şeye kanıtla,
delille inanmak demektir. Bu inanca iman da diyebiliriz. İman ise bir şeye
inanmak manasındadır. Eğer Allah'a delille kanıtla inanıyor, iman ediyorsak
(Yüce Allah'ın iman et dediği diğer şeylerle beraber sadece Allah'a iman etmek
yetmez) takvalı olmamız gerektiğini de biliriz. Yüce Allah’ta bize tam bunu
söyler. Müminseniz bana takvalı olun ribadan geriye kalan yani ribanın
fazlalığını yani ana malınız yada ana paranız haricini almayın der.
2/279 Yüce Rabb'im öğütlerine devam eder. Eğer 2/278 de
söylediğimi yapmazsanız (Allah öğüt verir ama insana özgür irade de verir) Ben
ve resulüm size savaş açar der. Bu çok önemli ve çok ciddi bir uyarıdır. Allah'ın
sözünden ben bu uygulamanın o dönemde çok yaydın ve kemikleşmiş olduğunu, insanların
ise bundan kendilerince fayda sağladığından
bırakmasının çok zor olacağını anlarım. Yüce Rabb'im bu işi bırakın ana
malınız/paranız sizindir der ve riba uygulamasının haksız bir uygulama olduğunu
açıkça belirtir.
2/280 Ribanın darda olana verildiğini anlarız. Yani darda
olanın talep ettiği, durumu iyi olanın uyguladığı bir uygulamadır. Zorda olan
daha da zora sokulur, güçsüz olan daha da güçsüz bırakılır, ezilen daha da
ezilir, zulme ve haksızlığa uğrar. Kaldı ki Bu Kur’an bütünü anlayışına asla
uymaz. Kur’an’da güçsüz bırakılıp ezilen, zulme uğrayan toplumları güçsüz bırakan toplumun bizzat
Allah tarafından yok edildiği örnekler olmasına yanı sıra aynı zamanda da bu
bir savaş sebebi de olabiliyor. Kendilerinin veya başka toplumdan güçlü olanların
bu ezilenlere yardım için savaşabilecekleri bizlere öğretilir. Kur’an’da
eşitlik vardır. Bir taraf bolluk bir tarafta darlık içinde olması Kur’an
anlayışına, İslam’a ve Müslümanlığa terstir.
Riba Darda olana borç olarak verilen mal yada paradır. Eğer
borçlu dardaysa ona ödeme kolaylığı sağlayın diyen Rabb'imizin sözünden ribanın
borçluyu daha zora soktuğunu anlarız. Borçluya kolaylık sağlayın hatta
alacağınızdan vazgeçin diye bizlere öğütleyen Yüce Rahman'ımız ayrıca eğer bu
alacağınızı da bağışlarsanız sizin için hayırlıdır der.
Not:
Çevirilerde hayırlıdır diye Arapça ‘hayrun’ kelimesi ile gelen yere neden daha
hayırlıdır şeklinde 'daha' kelimesini eklerler hiç anlamam. Kesinlikle
hatalıdır. Çünkü bir yerde sizin için iyidir, hayırlıdır v.s. tarzında kullanıp
bir yerde daha iyidir, daha hayırlıdır diye kullanırlar. Derseniz ki hayırlıdır
veya daha hayırlıdır kullanılsa ne olacak ne fark eder. Konuyu fazla dağıtmadan
izah edeyim ki bu kelimeyi gördüğümüz yerde anlamına dikkat edelim,
farkındalığımız artsın.
2/184 (Oruç
size) sayılı günlerde olmak üzere (farz kılındı). İçinizden kim hasta veya
yolcu olursa, (tutamadığı gün sayısı kadar) diğer günlerden o sayı(yı
tamamlasın). Oruç tutmaya zar zor güçleri yetenlerin ise bir fakiri doyuracak
kadar fidye (vermesi) gerekir. Kim gönüllü olarak iyilik yaparsa, bu kendisi
için daha hayırlıdır. Bilirseniz (zorluğa rağmen) oruç tutmanız sizin için daha
hayırlıdır.
Mesela bu ayeti ele alalım. Elemanın bitanesi çevirmiş isim
vermeyeyim. İlk bakışta sıkıntı yok gibi gözükse de, inceleyip bakalım.
Oruca gücü yetmeyenler in fakir doyurması lazım, kim
gönülden iyilik yaparsa hayırlıdır der Yüce Rabb'imiz. Aynı hayrun kelimesi ile
gelir ve daha hayırlı demez. Son cümleyi de oruç tutmanız size daha hayırlıdır
diye aynı hayrun kelimesini çevirirseniz insan daha hayırlı olanı yapmak
isteyecektir Allah'ın emri diye. Fakat Allah o da hayırlıdır buda hayırlıdır
diyerek bize seçenek sunmuştur. Bak oruç daha hayırlı zorlansanız da tutun
dememiştir. Bu çeviriyi yapan arkadaş Allah'a inat, Allah dinde size zorluk
istemiyorum sözüne inat bide parantez açıp zorluğa rağmen oruç tut bak bu daha
hayırlı diye meal vermiştir. Halbuki Yüce Rabb'im bunun tam tersini söyler.
Zorlamıyorsan eğer diyerek bizlere seçenek sunar ve ister bunu yap ister bunu
ikisi de hayırlıdır der. İşte hayrun kelimesini bir yerde hayırlıdır, bir yerde
daha hayırlıdır diye çevirmenin sonuçları bu şekildedir. Her yerde daha
hayırlıdır diye çevrilmesi de uygun değildir. Hayrun kelimesinde anlamını
çoğaltacak ‘daha’ gibi bir anlam olmamakla beraber bu yukarda incelediğimiz
ayete göre daha eklenmesi asla doğru olmayacaktır. O zaman dinde size zorluk
vermedim diyen Rabb'imizi çelişkili sözler söyledi gibi gösterirler. Hem zorluk
istemem diyor hem de oruç tutmada zorlananlara bakın zorlanıyorsunuz ama oruç
sizin için daha hayırlı bilesiniz diyerek zorlanmalarına rağmen oruca tutmaya
teşvik etmiş gibi gösterilir. Buda bir zorlamadır. Allah'ın sözlerinde asla
çelişki yoktur. Yüce Rabb'im size dinde zorluk çıkarmadım, kaldıracağınızdan
fazla yük vermedim dediyse bu böyledir ve asla zorlanacağımız bir şeyi istemez
veya üstü kapalı olsun açık olsun bize bu zorluğu yüklemez. Kaldı ki zaten bu
şekilde zorlanırsanız seçenekler bunlardır diye bildirir. İnşaallah izah
edebilmişimdir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
3/130 Ey
iman edenler! Kat kat artırarak riba yemeyin. Allah'a karşı takva sahibi olun.
Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Riba uygulamasının kat kat artırılarak yapıldığını anlarız.
Bundan yola çıkarak da bu uygulamanın bir devlet yönetiminde ve belli yasalara
bağlı değil cahiliye toplumunda kendi aralarında uyguladıklarıvbir yöntem
olduğunu anlarız. Dolayısıyla kat kat arttırmak kelimesinden bu artışın
arttırmanın bir sınırı olmadığını anlarız.
*
4/161 Yine,
yasaklandığı halde, onlardan riba alan ve haksız yoldan insanların mallarını
yiyen Kafirlere; çok acı bir azap hazırladık.
Riba Kur'an ile bu vahiyler geldiği anda yasaklanmıştır.
Karşısındakinin malını haksız yoldan yemenin yolunun riba olduğunu anlarız.
Başka yollardan da insanların malları haksız yollardan yenebilir. Fakat tüm
bunların arasında Yüce Rabb'imiz ribayı farklı bir kefeye koyarak, ayrıca
dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak en
çok sakınmamız gereken büyük günahlar arasında olduğunu bizlere bildirir.
*
30/39 İnsanların
mallarında artsın* diye ribadan* verdiğiniz, Allah'ın katında artmaz.
Allah'ın yüzünü dileyerek zekattan verenler, işte bunu yapanlar kat kat
arttıranlardır.
30/39 Ve
ma ateytum min riben* li yerbuve fi emvalin nasi fe la yerbu*
indallah, ve ma ateytum min zekatin turidune vechallahi fe ulaike humul
mud'ıfun.
*Çalışmamızın ilk başında arttırmak, daha da arttırmak,
daha fazla, faiz gibi konuları incelemiştirk hatırlarsanız. Bu ayette gene aynı
kökten gelen yerbu ve riben (riba) kelimeleri farklı anlamlara geldiğini
görebiliriz. Yerbu artmak manasında gelirken riben de yine riba olarak
gelmektedir. Söylemeye çalıştığımız bir şeyin artması demek illa riba olduğu anlamına gelmez. Çalışmanın en sonunda
detaylı açıklamaya gayret göstericem.
Ribadan yapılan sadaka, infak, hayır gibi şeylerin Allah'ın
katında artmadığınız açıkça belirtir Yüce Rabb'imiz.
Sonuç
kısmımıza geçmeden önce RİBA kelimesinin kelime anlamlarına bakalım.
(ربو ) rabā u ( رباء rabā’, ربو rubūw) to increase; to
grow; to grow up; to exceed, (على a number, also عن ), be more than (( علىما يربو
على المئة more than a hundred II to make
or let grow; to raise, rear, bring up ( هs.o.); to educate; to teach, instruct
( ه achild); to breed, raise ( ھ e.g., poultry, cattle); to develop ( ھ e.g., a
method) III to practice usury IV to make grow, augment, increase ( ھ s.th.); to
exceed ( على a number, an age, a measure) V to bebrought up, be educated; to be bred, be raised
rabā u ( رباء rabā’, ربو rubūw) için arttırmak; büyümek;
büyümek; aşmak, (على bir sayı, aynı zamanda عن), (( على ما يربو على المئة │
yüzden fazla II ila yap ya da büyümesine izin ver; yükseltmek, arka, yukarı
kaldırmak ( å Bu yüzden.); eğitmek; öğretmek, talimat vermek ( å açocuk);
üremek, yetiştirmek ( ھ örneğin kümes hayvanları,sığır); geliştirmek ( ھ
örneğin bir yöntem) III Büyümek, çoğalmak için tefecilik IV'ü uygulayın,artış (
ھ s.th.); aşmak ( على a sayı, yaş, ölçü) V olacak yetiştirilmek, eğitilmek;
yetiştirilmek, olmak kabarık
Bir de
ayet bazında özet çıkaralım sonra tüm bilgilerimizi değerlendirip bir sonuç
çıkaralım Yüce Allah'ın izni ile.
2/275 Riba
harcanabilen bişeydir.
2/275 Kesinlikle
yasak olan bir şeydir
2/275 Raiaba
alışveriş değildir ve alışverişte ribaya konu olamaz
2/275 Eğer
yapılıyorsa vazgeçilmeli yoksa onu yapmaya devam edenin veya bırakıpta tekrar
dönenin yeri ateş olacaktır.
2/276 Alınan
ribadan dünyada da fayda göremeyeceğimiz.
2/276 Riba almak
hem günah hemde nankörlüktür, inkarcılıktır.
2/278 Ribalı olan
takvalı olamaz
2/278 Kanıtla,
delille Allah'a inancımızda takvalı olmadığımız için tam olamaz.
2/279 Ribada ısrar
eden e Allah ve resülü savaş açar. Konu çok ciddidir.
2/279 Riba ana
maldan alınan fazlalıktır. Mal yada para.
2/279 Ana maldan
alınan fazlalık haksızlıktır.
2/279 Riba o
dönemde çok yaygın ve vazgeçilmesi zor bir uygulamadır.
2/280 Riba borç
verilen bir mal yada paradır.
2/280 Riba borçluyu
daha da zora sokan bir uygulamadır. Allah borçluya kolaylık sağlanmasını ister.
2/280 Kolaylık
olarak verilen borçtan bile vazgeçilebilir. Bu borcu verenin borcu bağışlaması
onun için hayırlıdır.
3/130 Riba kat kat
arttırılarak uygulanan, bir yasa ile sınırlandırma yapılmamış cahiliye halkı
arasında uygulanan bir yöntemdir
4/161 Kur'an ile
riba kesin oalrak yasaklanmıştır.
30/39 Ribadan
yapılan yardım, nifak,sadaka v.s. Allah katında artmaz.
Ayetler
ışığında, Yüce Rabb'imin yasakladığı RİBA tam olarak nedir ?
Liste halinde ayetler ışığında riba hakkında
öğrendiklerimizin çok detayına girmeden direk sonuca geçmek isterim. Yüce Allah'ın Kur'an'da yasakladığı riba, faiz
değildir. Riba o dönemde uygulanan, devlet yönetiminin inisiyatifinde ve/veya
kurallara bağlanlamayan halk arasında uygulanan bir borç verme uygulamasıdır.
Bu borç verme mal veya para ile olup, darda olana verilip bir vade belirleme
ile olduğunu düşünüyorum. Bu vade geldiğinde de parayı verecekmisin yoksa riba
mı yapalım denilerek, eğer borcu vermezse (verirken de riba uygulanıyor
olabilir) örneğin yüzde yüz üzerine koyup yeni belirlenmiş tarihe kadar ertelemedir.
Zaten darda olan insan riba uygulamalarından sonra bu borcu hiç ödemeyecek
duruma getirilerek, mallarına el koyma, kendisini
veya ailesini köleleştirme yoluna gidilmiş olabilir. Bu riba yapma birden fazla uygulanıyorda olabilir. Yani her
ödeyemediğinde tekrar tekrar kat kat arttırılarak. Üzerine koyulacak riba
miktarının da bir sınırı olmadığından bu uygulama ile alt sınıf yani mali
yönden güçsüz kısma zorbalık uygulanmakta olduğunu düşünüyorum.
Riba olarak adlandırılan uygulama Kur'an öncesi cahiliye
Arap toplumunda uygulanan bir yöntem olmakla beraber, zaman içinde ismi değişse
de bu uygulamalar devam etmektedir. Kendi
ülkemizden örnek gösterecek olursak bunun adı tefeciliktir. Kur'an'daki Arapların
ribasının Türkiye’deki yansıması ve tam karşılığı tefecilik olarak devam
etmektedir.
Ribayı tefecilikle eşleştirmenin nedenleri; borçluyu daha
borçlu yaparak dardakini daha dara sokmak, arttırılacak malın yada paranın
artacağı oranın belli olmaması, bir yasaya bağlı olmaması veya devlet
kontrolünde olmaması, haksız bir fazlalık olması, bu uygulama ile zorbalık ve
zülüm gelmesi olarak düşünebiliriz. Ticarette de haksız kazanç olabilir, ama
ayetten anladığımız gibi ribaya konu olmaz. Haksızlık veya adaletsizliğe konu
olur. Bankaların çalıştıkları faiz oranlarına gelirsek belli yasa ve kurallara
bağlı olarak herkese genelde aynı oranlar uygulandığını da, o zamanki
enflasyona göre belirlendiğini de düşünürsek kanaatimce riba olmayacaktır. Ayrıca
hizmet karşılığı bir para alışverişi oluyor bankalarla. Kredi verirken kendi
parasını verip vade farkı koyuyor, kendi paramızı yatırdığızdada mesela 1 ay
çekemiyorsun parayı işletiyor. Faiz oranlarının fazla olması gibi nedenlerle
bir haksız kazanç doğacaksa da zannımca ribaya konu olmayacaktır. Çünkü bankaya
yatırılan vadeli paralar veya bir şey için
çekilen krediler için uygulanan alınan veya verilen faizler hem bir hizmet
karşılığı, hem devlet yönetimde kurallara bağlı hem de bundan faydalananı zora
sokacak şeklinde değil faydalana yarar sağlayacak şeklindedir. Kredi çekti
ödeyemedi haciz geldi bu nasıl olacak ribaya benzemiyor mu noktası
tartışılabilir tabi ki. Veya ben vadeliye yatırıyorum benden aldığı parayı
insanlara kredi veriyor onlarda zora giriyor noktası da tartışılabilir. Ribadan
ayıran tek nokta bu faizin belli kurallara bağlı ve devlet yönetimde olması
ayrıca da o anki ekonomik koşullara göre faiz oranı alınması olacaktır. Genel
çerçevede baktığızda ise Kur’an’daki riba dediğim gibi bir kurum yönetiminde
belli kurallara bağlı olmayıp halk arasında bağımsız ve haksız bir uygulama
olması nedeniyle de bu tarz kredi alma ve vadeli mevduat hesapları ribaya konu
olmaktan uzak gibi algılıyorum.
Şu da var ; birazda insan kendi düşünmeli. Birinin bir
ihtiyacı var ise gerçekten ona borç verirken kendi şahsi çıkarlarımız değil o
insana yardım ettiğimizi düşünerek borç vermeliyiz. Bugün verdiğimiz para ile
20 ekmek alınıyorsa borcu alacağımız aman 21 ekmek alınabiliyorsa geri alırken
en fazla 21 ekmeklik para talep etmeliyiz. İnce bir çizgi var aslında bu konuda.
Hakkaniyetli olup Allah'ın hudutlarından çıkmamalıyız. Borçluyu daha da zora
sokacak tüm denetimsiz uygulamalar riba konusu olabileceği görülmektedir. Fakat
anladığım kadarıyla bunlar kanunlar çerçevesinde sınırlı olmaz ise ribaya konu olabiliyor.
Bunun dışındaki haksız fazlalık ise haksız kazanca konu oluyor. Bir malın
olması gerektiğinden fazla bir ücrete satılması veya kanun dışı uygulanan
faizler gibi.
Faizle elde edilen kazanç veya faiz adı altında verilen
para yada mal ribaya konu olurmu veya riba olurmu noktasında ayetler ışığında
neyi, nasıl anlarsak vicdanımızın rahat edeceği şekilde davranmalıyız. Ancak şuna net ve kesin olarak karşıyım,
riba asla faiz demek değildir. Eğer ribaya faiz der ve kesip atarsak anlam
bağlamından koparmış ve bize anlatılanı anlamamış oluruz. İsimlendirme olarak
adına riba de yatak de yorgan de fark etmez. Önemli olan yasaklanan şeyi
anlamaktır. Yüce Rabb’imizin işaret ettiğini kavramaya çalışalım.
Bir işin ribaya konu olması için oluşması gereken şartlar
Harcanabilirlik
Haksız fazlalık
Borç olması
Yasaya bağlı olmaması
Kat kat artması
Bir kuruma veya yasa bağlı olmadan artması
Zamanın şartlarına göre belirlenmemesi (o anki enflasyon v.s.)
Yüce Rabb'imin ayetlerinden anladığım budur. Çalışmamın
sonucundan anladığımı dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım. Ben kendi anladığımı
iletmeye çalışıyorum, herkes kendi kararını versin, sonuçta en doğrusunu Yüce
Allah bilir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder