7 Aralık 2024 Cumartesi

RİBA

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                         

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                          

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

Riba Kur'an'da kesinlikle kabul edilmeyen bir uygulamadır. Bu uygulama Kur'an öncesi Araplarda çok yaygın olarak kullanıldığından dolayı da bu uygulamaya ve bunu devam ettirmek isteyenlere savaş açılmıştır. Bu uygulama borçluyu daha borçlu yaparak darda olanı daha da dara sokan bir uygulama olarak karşımıza geliyor. Riba bir uygulamanın adı olup Kur'an'da riba diye yazan yerlerin faiz diye çevrilmesi doğru değildir. Faiz başka bişeydir. Kounumuzu ayetlerden incelemeye geçmeden önce İstanbul Üniversitesinin hazırladığı Kur'an'da İslam öncesi Arap Kültürü araştırmasından bazı pasajlar paylaşmak istiyorum. Çalışmanın tamamını da paylaşacağım oradan kim hazırlamış, hangi profesörler imzalamış ve hangi bilgiler var bakabilirsiniz. Dinde hüküm koyan tek kaynak Kur'an'dır deyip de insanların hazırladığı tezlere neden bakıyorsun derseniz; hemen cevaplayayım. Bu veya Kur'an harici hiçbir şeyi dinde kaynak yapmıyorum. Kur'an'dan zaten borçluyu zora sokacak bir uygulama olduğunu ve borç verdiğimiz kişiye yardımcı olmamız gerektiğini anlıyorum. Gene Kur'an'a baktığımda faiz olarak başka kelimelerin kullanıldığını da görüyorum. Riba denilen uygulamanın ne olduğunu anlayabilmek adına bu araştırmayı yaptım. Aynı müteşabih ayetlerin bilimsel yansımaları gibi buda o dönemin yaşayış biçiminde uygulanan bir yöntem olduğunu anladığımda taşlar yerine oturdu Yüce Rabb'imin izni ile. Kur’an’ı daha derin ve en doğru şekilde anlayabilmek ve insanlara aktarabilmek adına yaptığım bu çalışmada bilimsel ve tarihsel dökümanları tabii ki kullanabiliriz. O dönemdeki olaylar, yaşayış şekilleri, davranışlar ve uygulamalar hakkında bilgimiz olursa Yüce Allah’ın vahiylerinden bazılarını daha iyi anlayabiliriz. Tabii ki bunu herkes yapmak zorunda değil. Kur’an normal okunursa da elbette anlaşılacaktır ve anlaşıldığı kadarından sorumluyuz. Ama Yüce Rabb’imiz bize bir mesaj göndermiş bende bu mesajı yine O’nun izni ile maksimum noktada anlamaya gayret gösterme taraftarıyım. Yalnız dikkat edilecek iki husus vardır. Birincisi Kur’an harici hiçbir şey asla dinde hüküm koyamaz. İkincisi ise incelediğin şey ne ise (tarih, bilim v.s.) insan kaynaklı olduğundan hatalar olabilir. Tarihi insanlar yazıyor ve o dönemde gerçeğe müdahale edilmiş olabilir isteyerek yada istemeyerek. Bilime gelince de bizim bildiğimiz kadarı bilimdir. Bilmediğimiz çok fazla şey ve ispatlanması gereken de çok fazla şey vardır. Bunları unutmayalım. Zaten Kur’an ve bilim asla çelişmez. Eğer bir yerde bir çelişki görürsek (ben denk gelmedim) ya o konuda yanlış tespit etmişizdir yada bilmiyoruzdur. Zamanı gelince gerçeğe ulaştığımızda o şeyin Kur’an’da anlatıldığı gibi olacağı kesin ve nettir.                                                                                                                                                 

 

RİBA - YASİN ÖZKAN



********************************************************************************************************************

 

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENTÜTÜSÜ DOKTORA TEZİNDEN RİBA HAKKINDA  BAZI PASAJLAR                                                                                                            

                                                                                                                     

Fıkıh literatüründe riba, borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli fazlalıkla yahut borç ilişkisinden ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp, bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Faizsiz olarak verilen borca ise “karz-ı hasen” denilmiştir.                                                                                                             

                                                                                                                     

Cahiliye döneminde faiz için Kur’an’da geçen “riba” kavramının kullanıldığı ve ribanın malı artırmanın en meşhur ve en garantili yollarından biri olduğu görülür. Hatta Kur’an’da onların alışverişi faizle bir tuttuklarının ifade edilmesi de faizin malı artırma        yollarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.                                                                                                            

                                                                                                                     

Ancak riba cahiliye döneminde bilinen yaygın bir uygulama olmasına rağmen, kâr oranlarını belirleyen kanun ve ahkâm olmadığından,         uygulanan faizin en üst sınırı da belli değildi. Hükümet ve yasama güçlerinin faizin en üst sınırı konusunda bir görüşleri de yoktu. Bu bakımdan Kur’an’ın kat kat ifadesi de o dönemde alınacak faizde bir sınırın olmadığını ortaya koyar. Cahiliyede riba, borçlarını zamanında ödeyemeyen fakir ve zayıf kişilere uygulanırdı. Riba oranları borçlunun ihtiyacına ve borç verenin de bu ihtiyaçtan elde edeceği kâra göre değişirdi. Borcun üzerine konan faiz borçtan sayılır ve ödenmediği durumda ise ödemekten geri duran ahdini ve akdini bozan kişi olarak telakki edilirdi. Şayet alacaklı güçlü ise güç yoluyla parasını alır ve borcu ödeme tarihi ertelenerek borca riba uygulanırdı.                                                                                                             

                                                                                                                     

Ancak şunu ifade edelim ki Kur’an’da yer alan faizle ilgili ayetlerin aslında alım satım faizlerini ifade etmediği, bu ayetlerde sözü edilen faizin borç (ödünç) faizi olduğu, Peygamber’in hadislerinde bahsedilen alışveriş faiziyle bir ilgisinin olmadığı anlaşılır. Çünkü, “Alışveriş faizi Araplar’ın daha önce bilmedikleri, ilk defa  Peygamber tarafından açıklanan bir faiz çeşidi” idi.O bakımdan Kur’an’ın bahsettiği faizin daha çok,  borçlanmaların ödenememesi durumunda üzerine konulan faiz olduğu ve bunun cahiliye döneminde yaygın bir faiz şekli olduğu, bundan dolayı da Kur’an’ın bu tür faizi yasakladığı görülür. Kur’an’da anaparadan arta kalan ribanın alınmaması ve ribacı sermayecilere tehditlerin savrulmasına dair ayetlerin hemen akabinde, “Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.” sözlerinin yer alması ve Cassas’ın da cahiliye Arapların altının altınla,  gümüşün gümüşle alım satımından kaynaklanan nesî ribasını, nakitle alım satımı bilmediklerini, onların bildikleri ve uygulayageldikleri ribanın, şart koşulmuş bir fazlalık karşılığında belli bir süre için verilmiş “karz” ribası olduğunu ifade etmesi de muhtemelen ribanın daha çok, borçlanmalar yoluyla meydana geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla umumiyetle faiz, muhtaçların sermaye sahiplerine borçlanma usulüyle meydana gelirdi. Borçlunun borç vadesi geldiğinde alacaklı, “ya borcunu öde yahut artır.” yahut da borçlu olanın ödeme durumu yok ise bizzat kendisi alacaklıya, “borcu tehir et sana şu kadar fazlalık daha vereyim.” demek suretiyle alacak üzerine bir miktar faiz ilave ederek borcu tehir ediyorlar ve yıldan yıla ribayı fazlalaştırıyorlardı. Bu fazlalığa “az‘âfen müzâ‘afeh”  ifadeleriyle Kur’an da atıfta bulunmuştur. Ancak riba cahiliye döneminde bilinen yaygın bir uygulama olmasına rağmen, kâr oranlarını belirleyen kanun ve ahkâm olmadığından, uygulanan faizin en üst sınırı da belli değildi. Hükümet ve yasama güçlerinin faizin en üst sınırı konusunda bir görüşleri de yoktu. Bu bakımdan Kur’an’ın kat kat ifadesi de o dönemde alınacak faizde bir sınırın olmadığını ortaya koyar. Cahiliyede riba, borçlarını zamanında ödeyemeyen fakir ve zayıf kişilere uygulanırdı. Riba oranları borçlunun ihtiyacına ve borç verenin de bu ihtiyaçtan elde edeceği kâra göre değişirdi. Borcun üzerine konan faiz borçtan   sayılır ve ödenmediği durumda ise ödemekten geri duran ahdini ve akdini bozan kişi olarak telakki edilirdi. Şayet alacaklı güçlü ise güç yoluyla parasını alır ve borcu ödeme tarihi ertelenerek borca riba uygulanırdı.         

 

Bu tez çok fazla konu içermekler beraber, riba konusuda buraya aldığım pasajlarla sınırlı değildir. Aşağıda vereceğim link ve bilgilerden kaynağa ulaşabilirsiniz.


KAYNAK LİNKİ                          

 Linke tıkladıktan sonra açılan sayfadan sağdaki resimdeki                                                       

pdf yazan kısma tıklayarak açılan pdf sayfasında dosyayı                                                        

indir dediğinizde pdf bilgisayarınıza inecektir.                                                  

açılan pdf den ctrl+f tuşuna basarak arayacağınız kelimeyi                                                       

yazıp arayabilirsiniz. Ayrıca çalışmanın başında da fihrist                                                         

bulunmaktadır. Kur'an öncesi arapların yaşayışına bakmak                                                      

bazı açılardan Kur'an'da anlatılanları daha doğru anlamaya                                                      

yardımcı olacaktır.        

 

********************************************************************************************************************



Kur'an öncesi Arap kültüründe riba'yı anladıktan sonra riba konusunu ele alan ayetlerimize geçmeden önce dilerseniz Biricik Kur'an'ımızdan faiz, arttırmak, daha fazlası, arttı gibi kelimelere bakalım ki riba faiz mi demek, arttırmak mı demek yoksa faiz başka bir şey mi, riba farklı bir uygulama dedik ama bu kelimelerle bağlantısı var mı, birkaç örnek ayetle incelemeye çalışalım Yüce Rabb'imin izni ile.                                                                                                                                                                   

fezadehumu  : arttırılmış, aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla

 

2/10   Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır. Bu yalancılıklarından dolayı onlara can yakıcı bir azap vardır.  

3/173  İnsanlar size karşı toplandılar, onlara derin saygı duyun." diyenlerin sözleri, onların imanlarını daha da artırdı: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir." dediler.

 9/124 Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: "Bu hanginizin imanını arttırdı?" derler. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.

 72/6  Gerçekten de insten bazı adamlar, cinden bazı adamlara sığınıyorlardı. Böylece onların azgınlıklarını, beyinsizliklerini artırıyorlardı.

 78/30 Şimdi azabı tadın bakalım! Artık size azaptan başka bir şey artırmayacağız.                 

* Arttırmak, daha da artması, var olan bir şeyin artması Şerefli Kur'anımızda bu şekillerde kullanışmıştır.                                                                                                                                                                      

 

senezidu  :  arttırılmış, aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla                                                                                                                                                                                      

2/58   Hani: "Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde ederek girin. Ve "bizi bağışla" deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik.

7/161  Onlara, "Şu beldeye yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin. Af dilediğinizi söyleyin ve teslim olmuş/kabullenmiş olarak kapısından girin" denilmişti. Biz, "Yanlışlarınızı bağışlayalım ve iyilik edenlere fazlasıyla verelim."                                                    

*Bir önceki kelime ile aynı kökten gelir. Daha fazlası, olandan fazlasıyla anlamlarında kullanılmıştır.                                                                                                                                                                                                                                                                                  

zdadu :   arttırılmış, aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla                                                                                                                                                        

                       

4/137  İman edip sonra küfreden, sonra iman edip, tekrar küfreden; sonra arttı inkarları, Allah ne affedecek ne de doğru yola iletecektir.

12/65  Tahıl yüklerini açtıklarında verdikleri bedelin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Bak sermayemiz bize geri verilmiş. Daha ne istiyoruz! Onunla da kendimize tahıl getiririz. Kardeşimizi de koruruz. Fazladan bir deve yükü daha alırız. Zaten bu bize yetmez." dediler.

13/8   Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey koyduğu düzene göre işlemektedir.                                                                                                                                                       

*Buda aynı kökten gelir. Gene fazlalık ve arttırmaktır anlamı.                                                                                                                                                 

Bu 3 kelimede aynı kökten gelir ve anlamları fazlalığı, arttırmayı bildirir. Birde faiz kelimesine bakalım. Faiz kelime olarak Kur'an'da geçer. Ayrı olarak bahsedilmiştir.                                                

 

faizun  : başarılı olmak için, muzaffer ol, zafer kazan; ulaşmak, ulaşmak,başarmak, elde etmek, kazanmak, kazanmak yenmek, yenmek ( على bir rakibi, ب ile; spor vb.); kaçmak ( من s.th.) │ ما فاز بطائل (bi-ṭā'ilin) ​​başarısız olmak, başarısız olmak, çölü geçmek için hiçbir şey başaramadım, çölde veya çölde seyahat etmek فوز başarı, zafer, zafer; elde etme, ulaşma, başarma                                                                                                                                                                   

23/111 "Gerçek şu ki, bugün onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır."

23/111 İnni cezeytuhumul yevme bima saberu ennehum humul faizun.                                     

24/52  Kim Allah'a ve Resul'üne itaat eder, Allah'a huşu duyar ve O'na takvalı olursa işte onlar kazançlı çıkacak olanlardır.                                              

24/52  Ve men yutıillahe ve resulehu ve yahşallahe ve yettakhi fe ulaike humul faizun.       

 

59/20  Cehennemlikler ile Cennetlikler bir değildir. Cennetlikler, kurtuluşa eren kimselerdir.  

59/20  La yestevi ashabun nari ve ashabul cenneh, ashabul cenneti humul faizun.

9/20   İman edip, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenlerin, Allah katında dereceleri daha üstündür. İşte onlar kazançlı olanlardır.

9/20   Ellezine amenu ve haceru ve cahedu fi sebilillahi bi emvalihim ve enfusihim a'zamu dereceten ındallah ve ulaike humul faizun .                                                                                                                                   

*Görüldüğü gibi faiz kelimesi iyi manada kazanma olarak kullanılmıştır.                                                                                                                                                                                              

 

Tüm bunların arkasından da riba kelimesi geçen ayetlere geçmeden birde aynı kökten gelen birkaç kelimeye de bakalım. Ribanın anlamını pekiştirmek adına.                                                                                                                                                                   

2/265  Allah'ın rızasına kavuşmak için, içten gelerek malını harcayan kimsenin durumu; kuvvetli yağmur yağdığında kat kat ürün veren, kuvvetli yağmur olmasa da çisentisinin yeteceği yüksek bir yerdeki cennete benzer. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.                                        

2/265  Ve meselullezine yunfikune emvalehumubtigae mardatillahi ve tesbiten min enfusihim ke meseli cennetin bi rabvetin esabeha vabilun fe atet ukuleha dı'feyn, fe in lem yusıbha vabilun fe tall, vallahu bima ta'melune basir.                                                                                                                                                                                     

*Bu ayette Ra-Be-Vav ربو rbw kökünden gelen kelimenin anlamı kat kat arttırmak manasında kullanılmıştır.                                                                                                                                                                                               

16/92  İçinizden bir topluluğun başka bir topluluktan diğer topluluktan daha çok olmasından etkilenerek, yeminlerinizi aldatma amacıyla; ipliğini sağlamca eğirdikten sonra, onu geri çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, sizi bununla sınıyor. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyler, kıyamet günü size açıklanacaktır.                                                                                    

16/92  Ve la tekunu kelleti nekadat gazleha min ba'di kuvvetin enkasa, tettehızune eymanekum dehalen beynekum en tekune ummetun hiye erba min ummeh, innema yeblukumullahu bih, ve le yubeyyinenne lekum yevmel kıyameti ma kuntum fihi tahtelifun.                                                

*Bu ayette de daha çok manasında kullanılmıştır.                                                                                                                                                                                                      

69/10  Onlar, Rabb'lerinin Resul'üne karşı geldiler. Bunun üzerine onları şiddetli bir yakalayışla yakaladı.                                                                                      

69/10  Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.                                                 

*Bu ayette şiddeti gittikçe artan manasında kullanılmıştır.

 

 

                                                                                                                                             

Asıl konumuza gelebilirz artık. Yüce Rabb'imin kesin yasakladığı, hatta bu riba yapmada veya almada ısrarcı olanların şeytanın çarptığı gibi kalkarlar ve Allah ve resülü size savaş açar diye bize öğrettiği uygulama nedir bakalım.                                                                                                                                                                                                                                              

                                                                                                                                                                                

2/275  Riba yiyenler, ancak şeytanın dokunuşuyla çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de riba gibidir." demelerindendir. Oysa Allah,   alışverişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kim Rabb'inden gelen öğüde uyarak, ribadan vazgeçerse, geçmişte aldığı onundur. Onun kararı Allah'a kalmıştır. Kim tekrar ribaya dönerse, işte onlar ateş ehlidirler ve orada sürekli kalacaklardır.                                                                                                                    

Ribanın yenen bir şey olduğunu anlarız. Yemek misali değil elbette. Yani bir kazanç söz konusu ve bu kazanç harcanabilir bir kazanç olmalı. Bunu yiyenleri de Yüce Allah şeytanın dokunuşuyla çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar diye bizlere öğretir. Aslında daha doğru ifade etmek istersek tam olarak riba alışveriş gibidir dedikleri için Yüce Allah’ın bu şekilde söylediğini anlarız. Bir şeyin içinde şeytan var ise zaten o kesin bizim hayrımıza olmayacaktır. Aynı zamanda ribanın alışveriş olmadığını da bu ayette bizlere öğretir. Alış veriş riba konusu olmazmış. Bu ribayı yapan vazgeçsin, vazgeçerse önce aldıkları kendisinin olurmuş. Ona Allah karar verecekmiş. Buradaki onun kararı noktasında Yüce Allah’ın affedip affetmeyeceği, nasıl ve ne kadar ceza alıp almayacağının kararı şeklinde anlıyorum. Önce aldığı onun fakat bunu yaptığının bir karşılığı olacaktır diye düşünüyorum. En doğrusunu Yüce Allah bilir. Fakat tekrar ribaya dönen olursa karşılığı kesin olarak süresiz ateştir diyor Rabb'imiz.                                                                                                                                                        

*                                                        

2/276  Allah, ribayı eksiltir, sadakaları da artırır. Allah, nankörlük ederek günahta ısrar edenleri sevmez.                                                                                                                     

Yüce Rabb'imin ahirette cezalandıracağını söylediği ribadan dünyada da fayda göremeyeceğimizi anlarız. Sadaka verirsek bunun getirisini bize attırır. Ayrıca riba yapanlar günaha girecekleri gibi bu kimseler nankördür, isyankardır, inkarcıdır. Şükretmek başlığında çalıştığımız gibi, şükrün zıttının nankörlük olduğunu görmüştük. Yani bu insanlar nankör oldukları için aynı zamanda da şükretmezler.

 

*                                                

2/278  Ey iman edenler! Allah'a karşı takvalı olun. Eğer Mümin'seniz, ribadan geriye kalanı almayın.

2/279  Eğer bırakmazsanız, o zaman Allah ve Resul'ünün size savaş açacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana malınız sizindir.  Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

2/280  Eğer borçlu dardaysa ona ödemede kolaylık sağlayın, eğer alacağınızı bağışlarsanız, bunun sizin için daha hayırlı olduğunu bilin.                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                        

Üç ayet birlikte incelenmelidir. Sırayla başlayalım. Öncelikle riba alıyorsak takvalı olmak söz konusu değildir. Allah'a delil ile kanıtla inancımız tam olamayacağını anlarız. Mümin demek bir şeye kanıtla, delille inanmak demektir. Bu inanca iman da diyebiliriz. İman ise bir şeye inanmak manasındadır. Eğer Allah'a delille kanıtla inanıyor, iman ediyorsak (Yüce Allah'ın iman et dediği diğer şeylerle beraber sadece Allah'a iman etmek yetmez) takvalı olmamız gerektiğini de biliriz. Yüce Allah’ta bize tam bunu söyler. Müminseniz bana takvalı olun ribadan geriye kalan yani ribanın fazlalığını yani ana malınız yada ana paranız haricini almayın der.

2/279 Yüce Rabb'im öğütlerine devam eder. Eğer 2/278 de söylediğimi yapmazsanız (Allah öğüt verir ama insana özgür irade de verir) Ben ve resulüm size savaş açar der. Bu çok önemli ve çok ciddi bir uyarıdır. Allah'ın sözünden ben bu uygulamanın o dönemde çok yaydın ve kemikleşmiş olduğunu, insanların ise bundan kendilerince fayda sağladığından  bırakmasının çok zor olacağını anlarım. Yüce Rabb'im bu işi bırakın ana malınız/paranız sizindir der ve riba uygulamasının haksız bir uygulama olduğunu açıkça belirtir.     

2/280 Ribanın darda olana verildiğini anlarız. Yani darda olanın talep ettiği, durumu iyi olanın uyguladığı bir uygulamadır. Zorda olan daha da zora sokulur, güçsüz olan daha da güçsüz bırakılır, ezilen daha da ezilir, zulme ve haksızlığa uğrar. Kaldı ki Bu Kur’an bütünü anlayışına asla uymaz. Kur’an’da güçsüz bırakılıp ezilen, zulme uğrayan toplumları güçsüz bırakan toplumun bizzat Allah tarafından yok edildiği örnekler olmasına yanı sıra aynı zamanda da bu bir savaş sebebi de olabiliyor. Kendilerinin veya başka toplumdan güçlü olanların bu ezilenlere yardım için savaşabilecekleri bizlere öğretilir. Kur’an’da eşitlik vardır. Bir taraf bolluk bir tarafta darlık içinde olması Kur’an anlayışına, İslam’a ve Müslümanlığa terstir.

Riba Darda olana borç olarak verilen mal yada paradır. Eğer borçlu dardaysa ona ödeme kolaylığı sağlayın diyen Rabb'imizin sözünden ribanın borçluyu daha zora soktuğunu anlarız. Borçluya kolaylık sağlayın hatta alacağınızdan vazgeçin diye bizlere öğütleyen Yüce Rahman'ımız ayrıca eğer bu alacağınızı da bağışlarsanız sizin için hayırlıdır der.                                                                                                                                                                                            

Not: Çevirilerde hayırlıdır diye Arapça ‘hayrun’ kelimesi ile gelen yere neden daha hayırlıdır şeklinde 'daha' kelimesini eklerler hiç anlamam. Kesinlikle hatalıdır. Çünkü bir yerde sizin için iyidir, hayırlıdır v.s. tarzında kullanıp bir yerde daha iyidir, daha hayırlıdır diye kullanırlar. Derseniz ki hayırlıdır veya daha hayırlıdır kullanılsa ne olacak ne fark eder. Konuyu fazla dağıtmadan izah edeyim ki bu kelimeyi gördüğümüz yerde anlamına dikkat edelim, farkındalığımız artsın.                                     

2/184 (Oruç size) sayılı günlerde olmak üzere (farz kılındı). İçinizden kim hasta veya yolcu olursa, (tutamadığı gün sayısı kadar) diğer günlerden o sayı(yı tamamlasın). Oruç tutmaya zar zor güçleri yetenlerin ise bir fakiri doyuracak kadar fidye (vermesi) gerekir. Kim gönüllü olarak iyilik yaparsa, bu kendisi için daha hayırlıdır. Bilirseniz (zorluğa rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.                                                                                                                                                                                                         

Mesela bu ayeti ele alalım. Elemanın bitanesi çevirmiş isim vermeyeyim. İlk bakışta sıkıntı yok gibi gözükse de, inceleyip bakalım.

Oruca gücü yetmeyenler in fakir doyurması lazım, kim gönülden iyilik yaparsa hayırlıdır der Yüce Rabb'imiz. Aynı hayrun kelimesi ile gelir ve daha hayırlı demez. Son cümleyi de oruç tutmanız size daha hayırlıdır diye aynı hayrun kelimesini çevirirseniz insan daha hayırlı olanı yapmak isteyecektir Allah'ın emri diye. Fakat Allah o da hayırlıdır buda hayırlıdır diyerek bize seçenek sunmuştur. Bak oruç daha hayırlı zorlansanız da tutun dememiştir. Bu çeviriyi yapan arkadaş Allah'a inat, Allah dinde size zorluk istemiyorum sözüne inat bide parantez açıp zorluğa rağmen oruç tut bak bu daha hayırlı diye meal vermiştir. Halbuki Yüce Rabb'im bunun tam tersini söyler. Zorlamıyorsan eğer diyerek bizlere seçenek sunar ve ister bunu yap ister bunu ikisi de hayırlıdır der. İşte hayrun kelimesini bir yerde hayırlıdır, bir yerde daha hayırlıdır diye çevirmenin sonuçları bu şekildedir. Her yerde daha hayırlıdır diye çevrilmesi de uygun değildir. Hayrun kelimesinde anlamını çoğaltacak ‘daha’ gibi bir anlam olmamakla beraber bu yukarda incelediğimiz ayete göre daha eklenmesi asla doğru olmayacaktır. O zaman dinde size zorluk vermedim diyen Rabb'imizi çelişkili sözler söyledi gibi gösterirler. Hem zorluk istemem diyor hem de oruç tutmada zorlananlara bakın zorlanıyorsunuz ama oruç sizin için daha hayırlı bilesiniz diyerek zorlanmalarına rağmen oruca tutmaya teşvik etmiş gibi gösterilir. Buda bir zorlamadır. Allah'ın sözlerinde asla çelişki yoktur. Yüce Rabb'im size dinde zorluk çıkarmadım, kaldıracağınızdan fazla yük vermedim dediyse bu böyledir ve asla zorlanacağımız bir şeyi istemez veya üstü kapalı olsun açık olsun bize bu zorluğu yüklemez. Kaldı ki zaten bu şekilde zorlanırsanız seçenekler bunlardır diye bildirir. İnşaallah izah edebilmişimdir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                

*                                                

3/130  Ey iman edenler! Kat kat artırarak riba yemeyin. Allah'a karşı takva sahibi olun. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.                                                                                         

Riba uygulamasının kat kat artırılarak yapıldığını anlarız. Bundan yola çıkarak da bu uygulamanın bir devlet yönetiminde ve belli yasalara bağlı değil cahiliye toplumunda kendi aralarında uyguladıklarıvbir yöntem olduğunu anlarız. Dolayısıyla kat kat arttırmak kelimesinden bu artışın arttırmanın bir sınırı olmadığını anlarız.                                                                                                                                                                              

*                                            

4/161  Yine, yasaklandığı halde, onlardan riba alan ve haksız yoldan insanların mallarını yiyen Kafirlere; çok acı bir azap hazırladık.                                                                                     

Riba Kur'an ile bu vahiyler geldiği anda yasaklanmıştır. Karşısındakinin malını haksız yoldan yemenin yolunun riba olduğunu anlarız. Başka yollardan da insanların malları haksız yollardan yenebilir. Fakat tüm bunların arasında Yüce Rabb'imiz ribayı farklı bir kefeye koyarak, ayrıca dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak en çok sakınmamız gereken büyük günahlar arasında olduğunu bizlere bildirir.                                                                                                                                                                                                                                                                               

*                                                

30/39  İnsanların mallarında artsın* diye ribadan* verdiğiniz, Allah'ın katında artmaz. Allah'ın yüzünü dileyerek zekattan verenler, işte bunu yapanlar kat kat arttıranlardır.                                                                                                                                           

30/39  Ve ma ateytum min riben* li yerbuve fi emvalin nasi fe la yerbu* indallah, ve ma ateytum min zekatin turidune vechallahi fe ulaike humul mud'ıfun.                                                                                                                                             

*Çalışmamızın ilk başında arttırmak, daha da arttırmak, daha fazla, faiz gibi konuları incelemiştirk hatırlarsanız. Bu ayette gene aynı kökten gelen yerbu ve riben (riba) kelimeleri farklı anlamlara geldiğini görebiliriz. Yerbu artmak manasında gelirken riben de yine riba olarak gelmektedir. Söylemeye çalıştığımız bir şeyin artması demek illa riba olduğu      anlamına gelmez. Çalışmanın en sonunda detaylı açıklamaya gayret göstericem.                                                                      

Ribadan yapılan sadaka, infak, hayır gibi şeylerin Allah'ın katında artmadığınız açıkça belirtir Yüce Rabb'imiz.                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                                                                                                                                                                           

Sonuç kısmımıza geçmeden önce RİBA kelimesinin kelime anlamlarına bakalım.

 

(ربو ) rabā u ( رباء rabā’, ربو rubūw) to increase; to grow; to grow up; to exceed, (على a number, also عن ), be more than (( علىما يربو على المئة more than a hundred II to make or let grow; to raise, rear, bring up ( هs.o.); to educate; to teach, instruct ( ه achild); to breed, raise ( ھ e.g., poultry, cattle); to develop ( ھ e.g., a method) III to practice usury IV to make grow, augment, increase ( ھ s.th.); to exceed ( على a number, an age, a measure) V to bebrought up,            be educated; to be bred, be raised       

 

rabā u ( رباء rabā’, ربو rubūw) için arttırmak; büyümek; büyümek; aşmak, (على bir sayı, aynı zamanda عن), (( على ما يربو على المئة │ yüzden fazla II ila yap ya da büyümesine izin ver; yükseltmek, arka, yukarı kaldırmak ( å Bu yüzden.); eğitmek; öğretmek, talimat vermek ( å açocuk); üremek, yetiştirmek ( ھ örneğin kümes hayvanları,sığır); geliştirmek ( ھ örneğin bir yöntem) III Büyümek, çoğalmak için tefecilik IV'ü uygulayın,artış ( ھ s.th.); aşmak ( على a sayı, yaş, ölçü) V olacak yetiştirilmek, eğitilmek; yetiştirilmek, olmak kabarık       

 

 

Bir de ayet bazında özet çıkaralım sonra tüm bilgilerimizi değerlendirip bir sonuç çıkaralım Yüce Allah'ın izni ile.

 

 

2/275    Riba harcanabilen bişeydir.                                                                                        

2/275    Kesinlikle yasak olan bir şeydir                                                                                   

2/275    Raiaba alışveriş değildir ve alışverişte ribaya konu olamaz                                           

2/275    Eğer yapılıyorsa vazgeçilmeli yoksa onu yapmaya devam edenin veya bırakıpta tekrar dönenin  yeri ateş olacaktır.                                                                                                   

2/276    Alınan ribadan dünyada da fayda göremeyeceğimiz.                                                   

2/276    Riba almak hem günah hemde nankörlüktür, inkarcılıktır.                                             

2/278    Ribalı olan takvalı olamaz                                                                                           

2/278    Kanıtla, delille Allah'a inancımızda takvalı olmadığımız için tam olamaz.                        

2/279    Ribada ısrar eden e Allah ve resülü savaş açar. Konu çok ciddidir.                               

2/279    Riba ana maldan alınan fazlalıktır. Mal yada para.                                                       

2/279    Ana maldan alınan fazlalık haksızlıktır.                                                                       

2/279    Riba o dönemde çok yaygın ve vazgeçilmesi zor bir uygulamadır.                                

2/280    Riba borç verilen bir mal yada paradır.                                                                        

2/280    Riba borçluyu daha da zora sokan bir uygulamadır. Allah borçluya kolaylık sağlanmasını ister.

2/280    Kolaylık olarak verilen borçtan bile vazgeçilebilir. Bu borcu verenin borcu bağışlaması onun için  hayırlıdır.                                                                                                               

3/130    Riba kat kat arttırılarak uygulanan, bir yasa ile sınırlandırma yapılmamış cahiliye halkı arasında uygulanan bir yöntemdir                                                                                           

4/161    Kur'an ile riba kesin oalrak yasaklanmıştır.                                                                  

30/39    Ribadan yapılan yardım, nifak,sadaka v.s. Allah katında artmaz.           

 

 

 

Ayetler ışığında, Yüce Rabb'imin yasakladığı RİBA tam olarak nedir ?

 

 

Liste halinde ayetler ışığında riba hakkında öğrendiklerimizin çok detayına girmeden direk sonuca geçmek isterim. Yüce Allah'ın Kur'an'da yasakladığı riba, faiz değildir. Riba o dönemde uygulanan, devlet yönetiminin inisiyatifinde ve/veya kurallara bağlanlamayan halk arasında uygulanan bir borç verme uygulamasıdır. Bu borç verme mal veya para ile olup, darda olana verilip bir vade belirleme ile olduğunu düşünüyorum. Bu vade geldiğinde de parayı verecekmisin yoksa riba mı yapalım denilerek, eğer borcu vermezse (verirken de riba uygulanıyor olabilir) örneğin yüzde yüz üzerine koyup yeni belirlenmiş tarihe kadar ertelemedir. Zaten darda olan insan riba uygulamalarından sonra bu borcu hiç ödemeyecek duruma getirilerek, mallarına el koyma,  kendisini veya ailesini köleleştirme yoluna gidilmiş olabilir.        Bu riba yapma birden fazla uygulanıyorda olabilir. Yani her ödeyemediğinde tekrar tekrar kat kat arttırılarak. Üzerine koyulacak riba miktarının da bir sınırı olmadığından bu uygulama ile alt sınıf yani mali yönden güçsüz kısma zorbalık uygulanmakta olduğunu düşünüyorum.  

Riba olarak adlandırılan uygulama Kur'an öncesi cahiliye Arap toplumunda uygulanan bir yöntem olmakla beraber, zaman içinde ismi değişse de bu uygulamalar devam etmektedir. Kendi ülkemizden örnek gösterecek olursak bunun adı tefeciliktir. Kur'an'daki Arapların ribasının Türkiye’deki yansıması ve tam karşılığı tefecilik olarak devam etmektedir.                                                                   

Ribayı tefecilikle eşleştirmenin nedenleri; borçluyu daha borçlu yaparak dardakini daha dara sokmak, arttırılacak malın yada paranın artacağı oranın belli olmaması, bir yasaya bağlı olmaması veya devlet kontrolünde olmaması, haksız bir fazlalık olması, bu uygulama ile zorbalık ve zülüm gelmesi olarak düşünebiliriz. Ticarette de haksız kazanç olabilir, ama ayetten anladığımız gibi ribaya konu olmaz. Haksızlık veya adaletsizliğe konu olur. Bankaların çalıştıkları faiz oranlarına gelirsek belli yasa ve kurallara bağlı olarak herkese genelde aynı oranlar uygulandığını da, o zamanki enflasyona göre belirlendiğini de düşünürsek kanaatimce riba olmayacaktır. Ayrıca hizmet karşılığı bir para alışverişi oluyor bankalarla. Kredi verirken kendi parasını verip vade farkı koyuyor, kendi paramızı yatırdığızdada mesela 1 ay çekemiyorsun parayı işletiyor. Faiz oranlarının fazla olması gibi nedenlerle bir haksız kazanç doğacaksa da zannımca ribaya konu olmayacaktır. Çünkü bankaya yatırılan vadeli paralar veya bir şey için        çekilen krediler için uygulanan alınan veya verilen faizler hem bir hizmet karşılığı, hem devlet yönetimde kurallara bağlı hem de bundan faydalananı zora sokacak şeklinde değil faydalana yarar sağlayacak şeklindedir. Kredi çekti ödeyemedi haciz geldi bu nasıl olacak ribaya benzemiyor mu noktası tartışılabilir tabi ki. Veya ben vadeliye yatırıyorum benden aldığı parayı insanlara kredi veriyor onlarda zora giriyor noktası da tartışılabilir. Ribadan ayıran tek nokta bu faizin belli kurallara bağlı ve devlet yönetimde olması ayrıca da o anki ekonomik koşullara göre faiz oranı alınması olacaktır. Genel çerçevede baktığızda ise Kur’an’daki riba dediğim gibi bir kurum yönetiminde belli kurallara bağlı olmayıp halk arasında bağımsız ve haksız bir uygulama olması nedeniyle de bu tarz kredi alma ve vadeli mevduat hesapları ribaya konu olmaktan uzak gibi algılıyorum.

Şu da var ; birazda insan kendi düşünmeli. Birinin bir ihtiyacı var ise gerçekten ona borç verirken kendi şahsi çıkarlarımız değil o insana yardım ettiğimizi düşünerek borç vermeliyiz. Bugün verdiğimiz para ile 20 ekmek alınıyorsa borcu alacağımız aman 21 ekmek alınabiliyorsa geri alırken en fazla 21 ekmeklik para talep etmeliyiz. İnce bir çizgi var aslında bu konuda. Hakkaniyetli olup Allah'ın hudutlarından çıkmamalıyız. Borçluyu daha da zora sokacak tüm denetimsiz uygulamalar riba konusu olabileceği görülmektedir. Fakat anladığım kadarıyla bunlar kanunlar çerçevesinde sınırlı olmaz ise ribaya konu olabiliyor. Bunun dışındaki haksız fazlalık ise haksız kazanca konu oluyor. Bir malın olması gerektiğinden fazla bir ücrete satılması veya kanun dışı uygulanan faizler gibi.

Faizle elde edilen kazanç veya faiz adı altında verilen para yada mal ribaya konu olurmu veya riba olurmu noktasında ayetler ışığında neyi, nasıl anlarsak vicdanımızın rahat edeceği şekilde davranmalıyız. Ancak şuna net ve kesin olarak karşıyım, riba asla faiz demek değildir.  Eğer ribaya faiz der ve kesip atarsak anlam bağlamından koparmış ve bize anlatılanı anlamamış oluruz. İsimlendirme olarak adına riba de yatak de yorgan de fark etmez. Önemli olan yasaklanan şeyi anlamaktır. Yüce Rabb’imizin işaret ettiğini kavramaya çalışalım.

Bir işin ribaya konu olması için oluşması gereken şartlar

Harcanabilirlik

Haksız fazlalık

Borç olması

Yasaya bağlı olmaması

Kat kat artması

Bir kuruma veya yasa bağlı olmadan artması

Zamanın şartlarına göre belirlenmemesi (o anki enflasyon v.s.)


Yüce Rabb'imin ayetlerinden anladığım budur. Çalışmamın sonucundan anladığımı dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım. Ben kendi anladığımı iletmeye çalışıyorum, herkes kendi kararını versin, sonuçta en doğrusunu Yüce Allah bilir.

 

 İbrahim Esinlerin makalesi ile bu çalışmamızı bitirelim.


RİBA NEDİR ? FAİZ HARAM MI?



 

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.                  








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder