4 Aralık 2024 Çarşamba

KALP

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                               

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                               

                                                          

                                                          

Kalp Kur'an'da çok önemli bir organ olarak bizlere öğretilir. Vücuttaki kan pompalayan bir organ olarak elbette çok önemlidir fakat Kur’an'daki önemi bu değildir. Karar vermeye,  idrak etmeye, görmeye (gerçeği görme), anlamaya yarayan bir organ olarak işaret eder Yüce Rabb'imiz bizlere. Elbette duyguların merkezi olduğunu da biliyoruz. Yapacağımız tüm eylemlerde görev aldığını görmekteyiz. Beynimize, mantığımıza bile etki ettiğini ayetlerden anlamaktayız. O nedenle kalbi kavram olarak incelemenin doğru olacağını düşünerek bu başlığı açtım. Yüce Rabb'imiz bu kadar üzerinde duruyorsa bizimde bunu net olarak anlamamız gerekir. Kalp aslen kan pompalamak haricinde insan vücudunda ne işe yarar. Ayetleri incelediğimizde bunu net olarak anlayacağız. Kalbin en çok karar verme mekanizmasında rol oynadığını görmekteyiz. Şöyle düşünelim nasıl göz kendi başına göremez, aldığı verileri beyine iletir oda görüntüye dönüştürürse, veya beyin tek başına göremez gözden beyine veri akışı olması sonucu görür isek ya da nasıl kulak kendi başına duyamaz, titreşimleri beyine iletir beyinde bunu işler anlayacağımız sese çevirir yada beyin tek başına duyamaz, kulaktan bilgi akışına ihtiyaç duyarsa; aynı şekilde beyin ile kalp de bu şekilde vücutta çalışır. Beyindeki karar vermeyi sağlayan nöronlardan kalpte de bulunur.     

1991 yılında kalbin "küçük beyni" veya "içsel kardiyak sinir sistemi" olduğunu keşfedildi. Bu "kalp beyni", beyindeki nöronlara benzeyen yaklaşık 40.000 nörondan oluşur; bu da kalbin kendi sinir sistemine sahip olduğu anlamına gelir.                                                     

Kısa bilgilendirmeden sonra Yüce Rabb'imin ayetlerine bakalım. Detaylıca incelemeye çalışalım Rabb'im izin ve furkan nasip ederse eğer.                                                        

 

 KALP AKLEDER Mİ ? / KAVRAR MI ? - YASİN ÖZKAN

 

2/7     Mühürledi175 Allah kalplerinin üzerini; ve işitmelerinin üzerini; ve görüşlerinin üzerini; bir örtü/bir kılıf; ve onlaradır büyük bir azap.                                  

Yüce Rabb'im azap vereceği kişilerin azabını garantilemek için gerçeği anlamasınlar diye kalplerini, işitmelerini ve görüşlerini bir kılıf gibi örtmüş olduğunu bildirir bizlere. Demek ki gerçeği anlamada işitme ve görme gibi kalbinde rol oynadığını net anlarız. Yoksa neden kalpleri örtsün Yüce Rabb'imiz.

 

****************************************************************************************************

KAVRAYAN KALPLER

 

2/10   Kalplerindedir bir maraz/hastalık175; öyle ki ziyade etti/artırdı onlara Allah marazı/hastalığı; ve onlaradır elim/acıklı bir azap; yalan söylerler olduklarından dolayı.                                   

                                                          

Kalpteki var olan hastalığı Rabb'imiz daha da arttırmış. Çünkü yalan söyledikleri için bu duruma onlara uygun görmüş. Bu hastalık karar vermeye etkili olan kalpteki nöronların doğru çalışmaması olabilir, yanlış yolda kalma veya doğru yola görememelerinden bu durum hastalık olarak nitelendirilmiş olabilir veya yalancı olmaları hastalık olarak tabir edilmiş olabilir yada başka herhangi bir şey. Bu fark etmez anlamamız gereken kalplerindeki bu hastalık ile doğruyu kavrayamamalarıdır.   

 

6/25   Ve onlardan kimse kulak verir sana; ve yaptık kalplerinin üstüne perdeler ki anlamasınlar/kavramasınlar onu; ve kulaklarına ağırlık; ve eğer görseler her bir ayeti/mucizeyi inanmazlar ona; hatta geldikleri vakit sana tartışırlar/mücadele ederler seninle; derler kâfirlik eden (gerçeği örten gizleyen) kimseler: “Değildir bu evvellerin/öncekilerin masalları dışında.”                                 

                                                          

Kalbin üzerinin perdelenmesi mühürlemedir. Mühürleme o şeyin diğer şeylerle ilişkisinin kesilmesidir. Perde örneklerine Kur'an'dan bakabilirsiniz. Bir engel demektir. Ayette nebiyi Kur'an'ı insanlara deklere ederken dinleyenler arasında olanların arasından Yüce Rabb'imizin kalplerinin üzerine perde koydukları varmış. Neden bunu yapıyormuş Rabb'imiz? Bu kimseler onlara okunanı kavramasınlar diye. Bu yapılana muhatap olanların zaten gerçeği yalanlayan olduklarını açıklar bize Rabb'imiz. Kalp mühürlenirse, kavrama yeteneğimizde mühürleniyormuş. Bu aslında şu demek, senin bildiğin doğru olduğun şeyin aksine birisi apaçık delillerle ve kanıtlarla geldiği zaman senin onu anlayamaman ve aynı yanlışta ısrar edip, aynı yanlışta devam etmendir. Yoksa bu insanların IQ ları düşmüyor. Akıl düzeyleri de eksilmiyor. Sadece kavrayamıyor, idrak edemiyor, analitik düşünemyior, mantıklı karar veremiyorlar.     

 

7/100  Ya da doğru yol gösterilmedi mi onun (o yerin) ehlinden/toplumundan sonra o yere varis olan kimseler için; ki eğer dilersek vurup-işaretlendirirdik onları günahlarıyla/suçlarıyla; ve mühürleriz kalplerinin üstünü; öyle ki onlar işitmezler/duymazlar.

7/101  İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.                                     

Ayeti dikkatlice okursak kalbi mühürlemekten bahseder. Kalbi mühürlenen kişi de mühürlenme sonrası işitemez ve duyamazmış. Yani işitememe ve görememe direk kalp ile ilişkilendirilmiştir. Bu insanlar kör ve sağır oluyorlar ama gerçeğe karşı, doğruyu anlamaya karşı kör ve sağır oluyorlar. Yoksa görme ve duyma yetilerini kaybetmiyorlar. Mühürlemek demek, mühürlenen şeyin diğer şeylerle bağlantısının kesilmesi demektir. Yani kalbin burada işitme ve duymayla direk bağlantısı olduğunu Yüce Yaratıcımız bizlere öğretir. Ayetten de net anlaşılacağı gibi kalp mühürlenince kavrama yeteneği ortadan kalkar.

 

7/179  Ve ant olsun ürettik cehennem için cinden ve insandan birçok; onlaradır kalpler, anlamazlar/kavramazlar onunla; ve onlaradır gözler, görmezler onunla; ve onlaradır kulaklar, işitmezler onunla; işte onlar çiftlik hayvanları gibidir; Hayır! Onlar daha da sapıktır; işte onlar; onlardır gafiller/umursamazlar.                                

                                                          

Ayeti dikkatlice okuyalım. Yüce Rabb'imiz bazı kimseleri çiftlik hayvanlarına benzetmiş hatta bu hayvanlardan da aşağı olduklarını ifade etmiştir. Neden bu kimseleri bu derece aşağılık olarak örneklemiştir bizlere bunu anlamaya çalışalım ki Allah korusun bu duruma düşmeyelim. Şimdi bu kimseler kör, sağır falan değiller. Organları var ve çalışıyor ayetten bunu anlayabiliriz. Bu organlar gerçeğe kapalıdırlar. Bir şekilde doğru olanı kavrayamıyorlar. Şöyle örneklendirmeye çalışayım; kulak duyuyor, Allah'ın ayetlerini, göz görüyor yaratılanları ve kalpleri de var fakat idrak etme noktasında kalp bu işi kavrayamıyor. Aslında her şeyi herkesin algıladığı gibi algılayabildiklerini fakat iş doğruyu kavramaya, idrak etmeye geldiğinde kalplerinin kavramadığını yada kavrayamadığını net anlarız. Duyulanı, görüleni beyin vasıtası ile anlamalarına rağmen, beyin ve kalp ilişkisinde ise, kalp kavrayamadığından beyin ile idrak edemiyorlar. Çalışmanın başında bahsettiğimiz tam da buydu. Beyin duymak ve görmek için ekstra bir organa ve bu organlarda beyine ihtiyaç duyuyorsa, işte kalp ve beyin ilişkisi de bu şekilde işliyor insan vücudunda. Beyin kavrama noktasında kalbe ihtiyaç duymaktadır. Ayetten bu şekilde anlayabiliyoruz.

 

22/46  Öyleyse gezip dolaşmazlar mı yeryüzünde? Böylece olur onlara kalpler aklederler onunla; ya da kulaklar işitirler/duyarlar onunla; öyle ki doğrusu kör olmaz gözler ancak kör olur göğüsler içindeki kalpler.                              

Görüldüğü gibi direk olarak kalpler akletmeyle eşleştirilmiştir. Yüce Allah diyorsa elbette ki doğrudur. Akletmek için öncelikle anlamak, kavramak gerekir sonrasında da doğru karar vermek gerekir. Akletmek budur. Kulak işitirmiş, kalp akledermiş.

Bu ayette çok önemli bir işaret daha vardır; Kör olan gözler değil, kör olan kalptir. Bu tam olarak şu demek gözünle görürsün fakat kalbin bunu tastik etmez, anlamaz, kavramaz, direnç gösterir, engeller gördüğün doğru da olsa bunu idrak etmezsin. Kafirlerin durumu da tam bu şekildedir. Kör olan gözleri değil kalpleridir. Görürler fakat akledemezler. Beynin kabul etme noktasında kalp devreye girip doğruyu görmesini engeller, bir bakıma kör olurlar.

 

22/53  Yapması için şeytanın attığını bir imtihan/bir sınav; kalplerinde bir hastalık (olan) ve kalpleri katı/sıkı/sert kimseler için; ve doğrusu zalimler mutlak içindedir uzak bir ayrılık.                                     

                                                          

Kalplerinde hastalık olanların aynı zamanda inanmayanlar olduklarını ve bunların kalplerinin sertleşmiş olduğunu ayetten anlarız. Bu sertleşmeye ister bilimsel yaklaşın        isterseniz de bunların kalbi katılaşmış yani duygusuz olarak ister günahlarından katılaşmış diye nitelendirin isterseniz de başka yorum getirin. Bence sonuç farkı olmayacaktır. Ama bilimsel yönden incelemesini bu kavrayan kalpler çalışmasının altına İbrahim Esinler'in makalesini koyacağım. Zaten o makaleye göre KAVRAYAN KALPLER olarak ayetleri sıraladım.

 

24/50  Kalplerinde bir hastalık mı? Yoksa şüpheyle mi doldular; yoksa korktular mı Allah ve resûlü haksızlık yapar diye onlara; Hayır! işte onlar; onlardır zalimler.                               

                                                          

Kalplerinde hastalık olanların gerçeği kavrayamadığını anlatan bir ayettir bu ayette.      

 

47/24  Öyleyse dikkatlice okuyup çalışmazlar mı Kuran'ı? Yoksa kalpleri üstünde kilitler mi (var)?                                   

                                                          

Bu ayette de kilit gelmiş. Kilit, perde veya mühür aynı kapıya çıkmaktadır. Farklı kelimeler olsa da anlatılan şey aslında aynıdır. Bir şeyin diğer şeylerle ilişkisinin kesildiğini belirtir.            Kalplerinde kilit olanların Kur'an'ı okuyup, çalışmadıkları yada okuyup çalışsalar da kavrayamadıklarını net anlarız. Ve anlarız ki Kur'an'ı dikkatlice okuyup çalışmamız mutlak bir gerekliliktir.                                         

                                                          

Aşağıdaki linki mutlaka inceleyiniz. İbrahim hoca'dan Allah razı olsun. (Hoca hitabım doktor kimliğinedir)                                                                            

                                                                                                                                                                                                                                                      

    KAVRAYAN KALPLER                                                                                                                                          

 

********************************************************************************************************************


2/74   Sonra katılaştı kalpleriniz bunun* ardından; öyle ki o (kalp) taş gibi ya da daha sert katı; ve doğrusu taştan275; mutlak ki fışkırır ondan (taştan) nehirler; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki yarılarak ayrılır (su); böylece çıkar ondan su; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki iner (su); Allah’ın haşyetinden53; ve Allah gâfil/aymaz değildir yaptıklarınızdan.                                     

*Dirilme mucizesi

Kalpleri katılaşanlar bahseder Rabb'imiz. Bu olay Musa'nın Allah'ın izni ile kendisinin Allah elçisi olduğuna dair ayetleri göstermesinden sonra insanların tekrar küfre dönmelerini anlatır. Önceki ayetlere bakınız. Kalplerin katılaşmasına örnek ayettir. Aynı zamanda bilimsel yansıması da vardır.


Öyle bir taş ki; kendisinden nehirler gibi su fışkırır, kendisinden suayrılarak çıkar, suyu uzaydan indirir: Su içeren asteroitler ve kuyrukluyıldızlar.


*                   

2/93   Ve o zaman aldık mîsâklarını281; ve yükselttik üstlerine onların turu/dağı; “Tutun/edinin verdiğimizi sizlere bir kuvvetle; ve işitin”; dediler: “İşittik ve isyan     ettik”; ve içirildi/emdirildi kalplerine buzağı kâfirlikleriyle25; de ki: “Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır; emretti sizlere onu imanınız; eğer olduysanız müminler*.”                                     

*Gerçekten bu şekilde iman etmişseniz, kalpten iman etmişseniz durumunuz vahim demektir.

İşittik isyan ettik dediklerinden buzağı sevgisi (buzağıyı ilah edinmeleri) kalplerine işlenmiş. Size imanınız bunu emretti ise ve buna mümin olduysanız perişan der Rabb'imiz.                 

- İman genelde müslümanlıkla alakalandırılır. Burada sadece müslümanlıkla alakası olmadığını görüyoruz. İman inanmak demektir.                                         

- Mü'min de aynı şekilde müslüman olan diye anlaşılır. Ama aslında delille, kanıtla inanmak manasındadır. Neye inanılıyorsa.                                                                                           

 

*                   

4/155  Verdikleri sözü bozdukları, Allah'ın ayetlerini küfrettikleri, nebileri haksız yere öldürdükleri ve "Bizim kalplerimiz örtülüdür." dedikleri için; evet Allah, Küfürlerinden dolayı, onların kalplerini mühürlemiştir. Bu nedenle pek azı hariç, iman etmezler.                             

 

Yüce Allah kalplerini mühürlediklerinin nedenini bizlere öğretmiştir bu ayette.                                        

*                   

5/13   Anlaşmalarını bozmalarından dolayı onlara lanet ettik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar, öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unuturlar, içlerinden çok azı hariç, daima onların hainlik ettiklerini görürsün. Yine de vazgeç ve yaptıklarına aldırma. Kuşkusuz Allah, iyi davrananları sever.                                

                                                          

Kalplerini katılaştırdığı kimselerin neden bu duruma düşürüldüğünü anlatır Yüce Rahman'ımız.                                     

*                   

5/41   Ey Resul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla inandık dedikleri halde, kalben inanmadılar. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen Yahudiler, sana gelmeyen başka bir halk adına casusluk yapmak için dinlerler. Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar: "Eğer bu size verilirse onu alın, eğer bu verilmezse sakının!" diyorlar. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, onun için Allah'a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette de büyük bir azap vardır.                                  

                                                          

Konu bağlamında çok önemli 2 noktayı belirtmemiz gerekir. Birincisi İnanılan bir şeye kalben inanmanın önemi. Eğer bu gerçekleşmezse anlıyoruz ki inanç asla tam olmaz.              

İkincisi arınma (inceliycez) kalbin arınması ile olur. Kalp arındığı zaman gerçeği kavrama yollarımız açılır.                                  

Konu bağlamında olmayan önemli noktalar ise; nebi vayhi deklere ettiğinde inanmayanlarında olduğu, inanmış gibi gözüküp vahyi dinleyenlerin arasında da inanmayanların olduğu, bir kısmının ise casusluk yaptığı, ayetleri anlam bağlarından kopararak başka mana verdikleri (günümüzde de aynıdır), Allah’ın dileme iradesinin üzerinde kimsenin olamayacağı, Allah’a karşı kimsenin asla güç yetiremeyeceği, bu kafirlerin dünyada aşağılanma göreceği ve ahirette de azap göreceği şeklinde başlıklar halinde anlamamız mümkündür.

 

*                   

5/52   Kalplerinde hastalık bulunanların, "Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz." diyerek, onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Olur ki, Allah bir fetih veya kendi katından bir emir getirir ve böylece onlar içlerinde gizledikleri şeyden pişman olurlar!                                      

                                                          

Kalplerinde hastalık bulunanlar. Bunlar geçeği kavrayamanlardır, göz görür ama kalp idrak edemez. Ayetlerde kalbi marazlanmış, kalbi paslanmış veye kalbi katılaşmış, sertleşmiş,kilitlenmiş olarak görebiliriz. Bu kalbin idrak etme noktasında sağlıklı iş göremediğini anlatmakla beraber, bilimsel açıklaması da vardır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde buna değinicem.                                             

*                   

5/113  "Ondan yemeyi ve kalplerimizin iyice yatışmasını; senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve buna doğrudan tanık olmayı istiyoruz." dediler.                                                                  

Çok detaya girmeden; İsa'nın yanındaki havarileri (din yolunda yardımcıları/arkadaşları) İsa'nın elçi olduğuna kanıt olması ve kendileri için bayram olması için Allah’ın onlara bir sofra vermesini isterler kalplerinin yatışması için.

Bu ayet bağlamında kalpte oluşan diğer eylemlere de değinmek isterim. Kalbin yatışması, mütmain olması, ürpermesi, dinginleşmesi olabileceği gibi herkesin de bildiği gibi bir çok duygu kalpde başlar. Hatta çok fazla yoğun duygu yaşadığımızda bu aklımızı örtebilir. Aşırı sevinç, aşırı üzüntü, aşırı korku, aşırı öfke, aşırı sinir, aşırı kuşku veya aşırı aşk.          

 

*                   

6/43   Hiç olmazsa onlara sıkıntılarımız dokunduğu vakit tederru etselerdi! Fakat kalpleri katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını çekici gösterdi.                                    

Kalpleri katılaşanlardan örnekleyen Yüce Rabb'imiz, onlara sıkıntı dokundurduğunda da aynı katılıkları bozulmamış. Gerçeği görememişler. Şeytanın da etkisi olmuş.                                   

                                                          

Not: Kalplerdeki katılaşma, hastalık, perdeleme, örtme, mühürleme v.s. ile ilgili bir çok ayet vardır. Genelde aynı anlam bağlamında olduklarından tüm ayetleri almadım.

 

*                                                         

6/46   De ki: "Söyleyin bana! Eğer Allah; işitmenizi, görmenizi ve kalbinizin idrak etmesini yok etse, Allah'tan başka hangi ilah onları size geri verebilir?" Bak, ayetlerimizi nasıl çok yönlü açıklıyoruz. Buna rağmen yine de yüz çeviriyorlar.                              

                                                          

Kalp ve idrak etmeyi bu ayette de bağlamış Rabb'imiz. Kalp idrak etmede büyük rol oynar. Net ve kesindir.                                         

*                   

8/2     Gerçekten Mü'minler o kimselerdir ki: Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda bu imanlarını artırır ve yalnızca Rabb'lerine tevekkül ederler.                  

                                                          

Gerçek mü'min gerçeğe kanıtla, delille inandır. Allah'ın anılması ise Allah'ın büyüklüğü, yüceliğinin anlaşılmasıdır. İman artması da Allah'ın ayetlerine inanmaktır.                                             

*                   

8/10   Allah bunu, ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Yardım, ancak Allah'tandır. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.                                    

                                                          

Savaşta meleklerle yardım edeceğini bildiren Rabb'imiz savaşa girecekler için bu haberle kalplerinin yatışmasından bahseder. İlahi yardım ancak Kendisinden olduğunu, Kendisinin mutlak üstün olduğunu ve tek hüküm sahibi olduğunu da belirterek ekler.                                             

*                                                         

8/24   Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah'a ve Resul'üne icabet edin. Bilin ki Allah, kişi ile kalbinin arasına girer. Kuşkusuz hepiniz O'na dönüp toplanacaksınız.                                 

                                                          

Anlarız ki Yüce Allah kalplerimize müdahale edebilir. Ama perdelemek, örtmek için ama kalbimizi İslam'a açmak için ama dinginlik vermek için gibi gibi. 

 

*                                                         

8/63   Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Eğer yeryüzündeki her şeyi infak etseydin yine de onların kalplerini kaynaştıramazdın. Fakat Allah, onları kaynaştırdı. Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.                                 

Bu ayette de kalplerin kaynaşmasından bahseder Yüce Rabb'imiz. Arapça ellefte ile gelen bu kelime, kaynaşması, uzlaşması, bir şeye bağlı kalması, onaylaması, bir araya gelmesi, birleşmesi gibi anlamlara gelmektedir. Başka benzer anlamlara da gelen bu kelime ayet anlamı bakımından bu kelimelerle anlamlandırılması doğru olacaktır kanaatindeyim. Görüyoruz ki bir insan nebi dahi olsa her ne yaparsa yapsın asla bu kimselerin kalplerini uzlaştıramazmış. Burada hem Yüce Allah'ın hem kalplere müdahalesini hem dilemesini hem Yüceliğini görmekle beraber hemde kendi acizliğimizi görüyoruz.                                        

*                   

8/70   Ey Nebi! Elinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse, size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar." Allah'ın Rahmeti Bol'dur, Kesintisiz'dir.                   

                                                          

Kalpte hayır olmasından bahseder Yüce Allah. Hayırlı olan kalp, kalbinde hayır olması demek doğru yola yönelebilen, yönelen bir kalp olması demektir. Doğru yola yönelebilmenin anahtarı da kalptir.                                           

*                   

9/8     Nasıl olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar.                                      

Kalbimizde olmayan bir şeyi dışa vurmayıp, başka türlü ifade etmek yani kalptekinden faklı bir şey söylemek. Aslında kalben inanmadığı şeyi söylemek. Yani yalan söylemek oluyor. Bu insanlar iman etmedikleri halde iman etmiş gibi söz söylerler. Bunlar doğru yola değil, başka yola mümindirler.                                            

*                   

9/45   Doğrusu, senden, ancak Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmayanlar ve kalpleri kuşkuya düşüp, kuşku içinde bocalayanlar sefere çıkmamak için izin isterler.                             

                                                          

Görürüz ki kuşkuya düşen de kalptir. Bu kuşku hak yoluna iman etme, hak yoluna mümin olma kuşkusudur.    

                                  

*                   

9/60   Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere, kalpleri kazanılacak kimselere, rikab olanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yol oğluna aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.

                                                          

Kalp kazanmaktan bahseder ayet. Kalbi ısınmak da diyebiliriz.                                     

*                   

9/64   Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır."                              

                                                          

Hak yolu gösterildiğinde münafıkların kalplerinde daha önce inandıkları bir şeyler varmış. Dikkat edelim, düşüncelerinde denmiyor. Kendi kalbinde olanın kendilerine inmesini beklemişler. Durum böyle olmayınca da gözler görmüş, kulaklar duymuş ama kalpleri kavrayamamış.                                             

*                   

9/77   Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, Kendisi ile karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine nifak soktu.                                                                   

Yüce Rabb'im kalbiyle insanın arasına girerim demişti ya. İşte örneği.   

 

*                   

9/117  Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan muhacir ve ensarın tevbelerini kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                     

                                                          

Kalplerin kaymasından bahseder Rabb'imiz. Yezigu arapça kelime ile gelen bu anlam, geri çekilmek, sapmak, yoldan çıkmak, kenara çekilmiş, şüphe duyan gibi anlamlara da gelir.                                  

 

*                   

9/127  Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.                              

                                                          

Bu ayette de Yüce Allah'ın kalbe müdahalesi vardır. Bur da ise kalbi çevirmekten bahseder. Çevirmek sarafe kelimesiyle gelir. Bu kelime çevirmek, saptırmak, önlemek, öne sürmek, ortaya koymak, değiştirmek gibi anlamlara da gelir.

 

 

*                   

10/88  Musa: "Ey Rabb'imiz! Firavun ve melelerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabb'imiz! Onlar ise bunu Senin yolundan saptırmak için kullanıyorlar. Rabb'imiz! Mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver. Zira onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler." dedi.                                       

                                                          

Bir çok belki de tüm duyguların merkezi kalbin, sıkıntının da yaşandığı yer olduğunu görüyoruz.                                   

*                   

13/28  Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikri ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur.                              

                                                          

Mutmain olma, tatmin olmanın merkezi de kalptir.

                                              

*                   

15/12  Böylece onu mücrimlerin kalplerine sokarız.                                     

                                                          

Allah'ın kalbe müdahalesini anlatan başka bir ayet. Yüce Allah'ın mücrimlerin kalplerine yerleştirdiği kavrayamamaları, gerçeği görememeleri, inanmamalarıdır.                                    

*                   

16/22  Sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Buna rağmen, ahirete inanmayanların kalpleri, bunu kabul etmez. Ve onlar büyüklenen kimselerdir.                               

Gerçeği göremeyen, görse de kabul etmeyen veya kavrayaman organ kalp.                                         

*                   

16/106 Kalbi iman ile yatışmış olduğu halde, -baskı ile inkara zorlanan kimse hariç- kim imanından sonra Allah'ı küfrederse ve kim küfre göğüs açarsa, bilsin ki Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlar için büyük bir azap vardır.                              

                                                          

Kalbin iman ile yatışacağını görüyoruz. İman inanmak, kabul etmek demektir. Ayette bahsedilen iman Allah'a ve vahiylerine imandır. Yoksa insan başka şeylere de iman edebilir. Ama kalp bunlarla yatışmaz.                                          

 

*                   

16/108 İşte onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar, gafil olanların ta kendileridir.                               

 

Kulaklar ve gözler de mühürlenebiliyormuş.                                         

 

*                   

18/28  Sabah akşam O'nun yoluna yönelerek, Rabb'ine çağrıda bulunanlarla beraber olmada sabırlı ol. Dünya hayatının çekiciliğine kanarak gözlerini onlardan ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, tutkularına uymuş, işi aşırılık olan kimseye boyun eğme.                                      

                                                          

Zikir Kur'an demektir, vahiy demektir. Kur'an'ın kalplere hitap ettiğini anlarız bu ayetten. Yüce Allah bu ayetinde bazı kimselerin kalplerini kendi zikri olan Kur'an'a kapadığını bizlere bildirir. Zaten göz görse de kavrama kalptedir demişti ya Rabb'imiz ayetlerinde. İşte bu kimseler Kur’an'dan haberleri vardır fakat Allah insan ile kalbinin arasına girerek onları Kur'an'dan gafil kılmıştır. Günümüz müslamanları da genelde bu şekildedir. Ağızlarıyla Kur’an derler ama icraatları hadis ve sünnet uygulamalıdır. Adına İslam, kendilerine de Müslüman derler. Kendi bataklıklarında bocalarlar.                                           

 

*                   

22/32  İşte böyle! Kim Allah'ın şiarlarına saygı gösterirse, kuşkusuz bu saygı kalplerin takvasındandır.                             

                                                          

Takva ve kalp ilişkisi. Allah'a takvalı olmanın başlangıcının kalp olduğunu ve kalp ile takvalı olunacağını anlatır Yüce Rahman'ımız bize bu ayetinde. Kalp vahyi anlar, kavrar, idrak eder ve takvalı olunması gerektiğine karar verir, yada tam tersi, görür, duyar ama kavrayamaz. Tabii ki beyinle beraber. Beynin diz çöküp boyun eğmesi kalp ile olur, kalp ile başlar. Yüce Rabb’imiz dilerse tabii ki.

 

 

*                                                      

22/35  Kimseler; anıldığı zaman Allah korkar kalpleri; ve sabredenler51 kendileri üzerine isabet edene; ve dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.                                   

                                                          

Kalplerin ürpermesinden bahseden ayet. Allah'ın anılmasından kalp ürperir. Bu ürperme Yüce Allah'ın büyüklüğü, yüceliği ve her şeye tecelli etmesini idrak etmesiyle olacaktır. Bu farkındalıkla beraber Allah' karşı huşu ve haşyetimiz artar.                                           

 

*                   

26/89  "Allah'a selim bir kalple gelenler hariç."                                   

                                                          

Önceki (26/89 öncesi) ayeti okuyunuz. Mal ve evlat hesap gününde yarar sağlamaz. Yarar sağlayacak olan Allah' selim bir kalp ile gelebilmektir.

Selim kelime manaları; barış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak

                                              

*                   

33/4   Allah, hiç kimsenin bedenine iki kalp yerleştirmedi. Zihar yaptığınız eşlerinizi, size anne yapmadı. Ve himayeniz altına aldıklarınızı öz evladınız kılmadı. Bunlar sizin söylediğiniz boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler. Ve doğru yola O iletir.                                      

                                                          

Bu ayeti aslında konu başlığımızla bağlantılı olmamasına rağmen çalışmamıza almak istedim. Bu yukardaki çeviri de dahil olmak üzere gördüğüm genelde çeviriler yanlıştır. Hamile olan birinin bedeninde iki kalp, üç kalp, dört kalp olmuyor mu? Doğrusu Allah herhangi bir adamın için onun içinde iki kalp yapmadı şeklinde olmalıdır.

Doğru çevirisi : İbrahim Esinler tarafından yapılmıştır.

33/4 Yapmış değildir Allah bir adam için; içinde onun iki kalpten; ve yapmış değildir eşlerinizi -kimseler ki zihar yaparsınız onlardan- anneleriniz; ve yapmış değildir evlatlıklarınızı öz oğullarınız; bunlar ağızlarınızla söylediklerinizdir; Allah söyler hakkı/gerçeği; ve O kılavuzlar doğru yola.


İKİ KALP


*                   

39/22  Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse, Rabb'inden bir ışık üzerinde olmaz mı? Öyleyse Allah'ın öğütlerine karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar, apaçık bir sapkınlık içindedirler.                                   

                                                          

İslam'ı din olarak kabul etmek için kalple kavramak lazım, bu kavrama da ancak Allah kalbimizi İslam'a açar ise gerçekleşebilir. Bu gerçekleşirse Rabb'imiz bize nur nasip etmiş olur. Allah'ın yolu aydınlıktır, bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran Yüce Allah'tır, bunun yolu da Kur'an'a musallin olmak ile olabilir ancak. Bu yolda olmayanlarında kalbi katılaşmış olan kimselerdir, diye Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir. Nur suresi 40. Ayette de Yüce Rabb’imizin bize bildirdiği gibi Allah’ın aydınlığı ile aydınlanmamış kimse için başka aydınlık yoktur                                        

*                   

49/3   Allah'ın Resulünün yanında kısık sesle konuşanlar; işte onlar, Allah'ın takva için kalplerini sınav ettiği kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük ödül vardır.                                  

                                                          

Kalpte takva bağlantısını bildiren bir ayet daha. Takva için kalpler sınava tabi tutulur. Sınavımızda kalbin önemi de anlaşılır. Sınavdan kalp kalırsa bizde kalırız.                                           

*                   

49/14  Bedevi Araplar, "İnandık." dediler. De ki: "Siz inanmadınız, fakat teslim olduk, deyin. Çünkü henüz iman kalbinize girmedi. Eğer Allah'a ve Resul'üne itaat ederseniz, O, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez." Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                 

                                                          

Müthiş işaretleri olan bir ayet daha. Konu bağlamında inanmadan inandım demekle inanmış olunmuyor. Fakat teslim olunabiliyor. Teslim olmak demek iman etti anlamına gelmiyor.            İnanırsak iman etmiş olabiliyoruz. İman yani inanmak kalpte başlıyor, kalp kavrıyor.                                         

*                   

50/37  Kuşkusuz bunda kalbi olan ve can kulağıyla dinleyen ve tanık olan kimseler için kesinlikle alınacak öğüt vardır.                            

                                                          

Bir önceki ayetle okumak gerekir. Kendilerinden önce yok edilen nesilleri ve bu yok oluştan kaçmaya çalışıp kaçamadıklarını bir önceki ayette bize haber veren Yüce Rabb'imiz, bu ayetinde bu verdiği örnekten kalbi olan ve can kulağıyla dinleyen ve tanık olanlar için alınacak öğütler olduğunu bizlere bildirir. Şimdi şunu da belirtelim, Yüce Rabb'imiz bir çok ayetinde akledin, akletmezmisiniz diye belirtirken bu gibi ayetlerinde de bu akletmeyi kalp ile yapacağımızı bize bildirir. Çalışmamızın başında da belirttiğimiz gibi kalp akletmeye bire bir etki etmektedir.                                         

*                   

57/27  Sonra onların izleri üzerinde art arda resullerimizi gönderdik. Ve Meryem oğlu Îsa'yı gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyan kimselerin kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Allah'ın rızasını kazanmak için uydurdukları ve fakat gereği gibi de uymadıkları ruhbanlık Bizim buyruğumuzdan kaynaklanmış değildir. Onlardan iman edenlere ödüllerini verdik. Ne var ki onların çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdi.

 

Rabb'imizin daha önce ayetinde dediği gibi kalbe müdaahalesi örneğidir.

Ruhbanlık din adamı olarak kullanılmıştır. Aslen Kur’an’da din adamı veya din adamı gerkliliği yoktur. Herkesin dini kendine olmakla beraber, Kur’an’da apaçıktır. Yüce Allah bizi kimseye de asla muhtaç etmemiştir. Zaten kulluğumuz yalnız Allah’adır. Din de Allah’ındır. Hüküm koyanda açıklamasını yapan da odur. Günümüz sözde din adamları kendilerine veya kendi dinlerine çağırırlar. Bunlar din tüccarları, beyin yamyamlarıdır. Bu ayette de bu insanların yani bu din adamlarının Allah’ın emirlerine uymadığını açıkça görürüz, aynı günümüzdeki gibidir. Kilisedeki papaz ne ise camideki hoca da aynıdır. Tek farkları farklı şekillerde şirk koşarlar, farklı dinlere çağırırlar. Çağırdıkları dinde asla İslam değildir.                                   

*                   

59/14  Onlar, korunaklı şehirler içinde veya surlar arkasında olmadıkça, sizinle, toplu olarak karşı karşıya gelerek savaşmazlar. Kaldı ki kendi aralarında da derin ayrılıklar içindedirler. Sen, onların birlik olduklarını sanırsın, oysaki kalben farklı farklıdırlar. Bu, onların akıllarını doğru kullanmayan bir halk olmaları nedeniyledir.

Tüm ayetin açıklamasına girmeden, kendi aralarında çok ayrı olmaları kalplerinin farklılıklarından oluyormuş. Hepsinin kalplerinde farklı şeyler varmış. Bunu inanç ve heva olarak algılıyorum. Bunun nedeni akıllarını doğru kullanmamalarındanmış. Kalp ve akıl ilişkisini görebiliriz. Aklı kalp etkiliyor, kalbi de akıl.        

Görme noktasında nasıl beyin göze veya duyma noktasında kulağa ihtiyaç duyuyor ise veya tam tersi göz ve kulak beyine aynı şekilde de karar verme aşamasında da, kavrama aşamasında da beyin kalbe ihtiyaç duymaktadır.                                  

 

*                   

83/14  Hayır! Ancak paslandı kalplerinin üzeri; kazanır olduklarından.                                       

Genelde kalpleri pas tutmuş diye çevirdiklerinden, bilimsel yansımasını da bilmediklerinden ayet kalpleri kararmış diye çevrilir. Asıl çeviri paslanması olacaktır. Müteşabih olan bu ayet indirildiği zamanda kalpler günah ile kararmış, günah ile kaplanan kalpler kirlenmiş şeklinde anlaşılmıştır muhtemelen o dönem, tabii ki bu anlaşıldığı şekilde de doğru olacaktır fakat bilimsel yansıması da vardır. Bu paslanmayı demirin üzerindeki pas olarak algılamak yanlış olur. Oasın demire yansıması olarak anlamak doğru olacaktır. Nasıl pas demirin özelliğini bozar, kirletir, zamanla da tamamen bozulmasını sağlayarak demire bir zarar veriyorsa aynı kalbin paslanmasına da bu şekilde. Olmaması gereken bir etki ile kalbin özelliğini bozan bir hasar verici olaydır. Bu zarar müteşabih olarak ruhen zarar olabileceği gibi fiziksel de olabilir yada her ikisi birden.


KALP PASLANIR MI ?



AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

 

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).       

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.     

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.         Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.  

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.      

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.   

275Jüpiter bölgesinden yere/yeryüzüne düşen kuyruklu yıldızlar; asteroitler. İçlerinden nehirler gibi bol su çıkar. Suyu yeryüzüne indirirler.       

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.       





EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder