BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
Kalp Kur'an'da çok önemli bir organ olarak bizlere öğretilir. Vücuttaki kan pompalayan bir organ olarak elbette çok önemlidir fakat Kur’an'daki önemi bu değildir. Karar vermeye, idrak etmeye, görmeye (gerçeği görme), anlamaya yarayan bir organ olarak işaret eder Yüce Rabb'imiz bizlere. Elbette duyguların merkezi olduğunu da biliyoruz. Yapacağımız tüm eylemlerde görev aldığını görmekteyiz. Beynimize, mantığımıza bile etki ettiğini ayetlerden anlamaktayız. O nedenle kalbi kavram olarak incelemenin doğru olacağını düşünerek bu başlığı açtım. Yüce Rabb'imiz bu kadar üzerinde duruyorsa bizimde bunu net olarak anlamamız gerekir. Kalp aslen kan pompalamak haricinde insan vücudunda ne işe yarar. Ayetleri incelediğimizde bunu net olarak anlayacağız. Kalbin en çok karar verme mekanizmasında rol oynadığını görmekteyiz. Şöyle düşünelim nasıl göz kendi başına göremez, aldığı verileri beyine iletir oda görüntüye dönüştürürse, veya beyin tek başına göremez gözden beyine veri akışı olması sonucu görür isek ya da nasıl kulak kendi başına duyamaz, titreşimleri beyine iletir beyinde bunu işler anlayacağımız sese çevirir yada beyin tek başına duyamaz, kulaktan bilgi akışına ihtiyaç duyarsa; aynı şekilde beyin ile kalp de bu şekilde vücutta çalışır. Beyindeki karar vermeyi sağlayan nöronlardan kalpte de bulunur.
1991 yılında kalbin "küçük beyni" veya "içsel kardiyak sinir sistemi" olduğunu keşfedildi. Bu "kalp beyni", beyindeki nöronlara benzeyen yaklaşık 40.000 nörondan oluşur; bu da kalbin kendi sinir sistemine sahip olduğu anlamına gelir.
Kısa bilgilendirmeden sonra Yüce Rabb'imin ayetlerine
bakalım. Detaylıca incelemeye çalışalım Rabb'im izin ve furkan nasip ederse
eğer.
KALP AKLEDER Mİ ? / KAVRAR MI ? - YASİN ÖZKAN
2/7 Mühürledi175 Allah
kalplerinin üzerini; ve işitmelerinin üzerini; ve görüşlerinin üzerini; bir
örtü/bir kılıf; ve onlaradır büyük bir azap.
Yüce Rabb'im azap vereceği kişilerin azabını garantilemek
için gerçeği anlamasınlar diye kalplerini, işitmelerini ve görüşlerini bir
kılıf gibi örtmüş olduğunu bildirir bizlere. Demek ki gerçeği anlamada işitme
ve görme gibi kalbinde rol oynadığını net anlarız. Yoksa neden kalpleri örtsün
Yüce Rabb'imiz.
****************************************************************************************************
KAVRAYAN KALPLER
2/10 Kalplerindedir
bir maraz/hastalık175; öyle ki ziyade etti/artırdı onlara Allah
marazı/hastalığı; ve onlaradır elim/acıklı bir azap; yalan söylerler
olduklarından dolayı.
Kalpteki var olan hastalığı Rabb'imiz daha da arttırmış.
Çünkü yalan söyledikleri için bu duruma onlara uygun görmüş. Bu hastalık karar
vermeye etkili olan kalpteki nöronların doğru çalışmaması olabilir, yanlış
yolda kalma veya doğru yola görememelerinden bu durum hastalık olarak
nitelendirilmiş olabilir veya yalancı olmaları hastalık olarak tabir edilmiş olabilir
yada başka herhangi bir şey. Bu fark etmez anlamamız gereken kalplerindeki bu
hastalık ile doğruyu kavrayamamalarıdır.
6/25 Ve
onlardan kimse kulak verir sana; ve yaptık kalplerinin üstüne perdeler ki
anlamasınlar/kavramasınlar onu; ve kulaklarına ağırlık; ve eğer görseler her
bir ayeti/mucizeyi inanmazlar ona; hatta geldikleri vakit
sana tartışırlar/mücadele ederler seninle; derler kâfirlik eden (gerçeği
örten gizleyen) kimseler: “Değildir bu evvellerin/öncekilerin masalları dışında.”
Kalbin üzerinin perdelenmesi mühürlemedir. Mühürleme o şeyin diğer
şeylerle ilişkisinin kesilmesidir. Perde örneklerine Kur'an'dan bakabilirsiniz.
Bir engel demektir. Ayette nebiyi Kur'an'ı insanlara deklere ederken
dinleyenler arasında olanların arasından Yüce Rabb'imizin kalplerinin üzerine
perde koydukları varmış. Neden bunu yapıyormuş Rabb'imiz? Bu kimseler onlara
okunanı kavramasınlar diye. Bu yapılana muhatap olanların zaten gerçeği
yalanlayan olduklarını açıklar bize Rabb'imiz. Kalp mühürlenirse, kavrama
yeteneğimizde mühürleniyormuş. Bu aslında şu demek, senin bildiğin doğru
olduğun şeyin aksine birisi apaçık delillerle ve kanıtlarla geldiği zaman senin
onu anlayamaman ve aynı yanlışta ısrar edip, aynı yanlışta devam etmendir. Yoksa
bu insanların IQ ları düşmüyor. Akıl düzeyleri de eksilmiyor. Sadece
kavrayamıyor, idrak edemiyor, analitik düşünemyior, mantıklı karar
veremiyorlar.
7/100 Ya da doğru yol gösterilmedi mi onun (o yerin)
ehlinden/toplumundan sonra o yere varis olan kimseler için; ki eğer dilersek
vurup-işaretlendirirdik onları günahlarıyla/suçlarıyla;
ve mühürleriz kalplerinin üstünü; öyle ki onlar
işitmezler/duymazlar.
7/101 İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini
anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce
yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin kalplerini işte
böyle mühürler.
Ayeti dikkatlice okursak kalbi mühürlemekten bahseder.
Kalbi mühürlenen kişi de mühürlenme sonrası işitemez ve duyamazmış. Yani
işitememe ve görememe direk kalp ile ilişkilendirilmiştir. Bu insanlar kör ve
sağır oluyorlar ama gerçeğe karşı, doğruyu anlamaya karşı kör ve sağır
oluyorlar. Yoksa görme ve duyma yetilerini kaybetmiyorlar. Mühürlemek demek,
mühürlenen şeyin diğer şeylerle bağlantısının kesilmesi demektir. Yani kalbin
burada işitme ve duymayla direk bağlantısı olduğunu Yüce Yaratıcımız bizlere
öğretir. Ayetten de net anlaşılacağı gibi kalp mühürlenince kavrama yeteneği
ortadan kalkar.
7/179 Ve ant olsun ürettik cehennem için cinden ve
insandan birçok;
onlaradır kalpler, anlamazlar/kavramazlar onunla; ve onlaradır
gözler, görmezler onunla; ve onlaradır kulaklar, işitmezler onunla; işte onlar
çiftlik hayvanları gibidir; Hayır! Onlar daha da sapıktır; işte onlar; onlardır
gafiller/umursamazlar.
Ayeti dikkatlice okuyalım. Yüce Rabb'imiz bazı kimseleri
çiftlik hayvanlarına benzetmiş hatta bu hayvanlardan da aşağı olduklarını ifade
etmiştir. Neden bu kimseleri bu derece aşağılık olarak örneklemiştir bizlere
bunu anlamaya çalışalım ki Allah korusun bu duruma düşmeyelim. Şimdi bu kimseler kör, sağır falan değiller.
Organları var ve çalışıyor ayetten bunu anlayabiliriz. Bu organlar gerçeğe
kapalıdırlar. Bir şekilde doğru olanı kavrayamıyorlar. Şöyle örneklendirmeye
çalışayım; kulak duyuyor, Allah'ın ayetlerini, göz görüyor yaratılanları ve
kalpleri de var fakat idrak etme noktasında kalp bu işi kavrayamıyor. Aslında
her şeyi herkesin algıladığı gibi algılayabildiklerini fakat iş doğruyu kavramaya,
idrak etmeye geldiğinde kalplerinin kavramadığını yada kavrayamadığını net
anlarız. Duyulanı, görüleni beyin vasıtası ile anlamalarına rağmen, beyin ve
kalp ilişkisinde ise, kalp kavrayamadığından beyin ile idrak edemiyorlar. Çalışmanın
başında bahsettiğimiz tam da buydu. Beyin duymak ve görmek için ekstra bir
organa ve bu organlarda beyine ihtiyaç duyuyorsa, işte kalp ve beyin ilişkisi
de bu şekilde işliyor insan vücudunda. Beyin kavrama noktasında kalbe ihtiyaç
duymaktadır. Ayetten bu şekilde anlayabiliyoruz.
22/46 Öyleyse gezip dolaşmazlar mı yeryüzünde?
Böylece olur onlara kalpler aklederler onunla; ya da kulaklar
işitirler/duyarlar onunla; öyle ki doğrusu kör olmaz gözler ancak kör olur
göğüsler içindeki kalpler.
Görüldüğü gibi direk olarak kalpler akletmeyle
eşleştirilmiştir. Yüce Allah diyorsa elbette ki doğrudur. Akletmek için
öncelikle anlamak, kavramak gerekir sonrasında da doğru karar vermek gerekir.
Akletmek budur. Kulak işitirmiş, kalp akledermiş.
Bu ayette çok önemli bir işaret daha vardır; Kör olan gözler değil, kör olan kalptir.
Bu tam olarak şu demek gözünle görürsün fakat kalbin bunu tastik etmez,
anlamaz, kavramaz, direnç gösterir, engeller gördüğün doğru da olsa bunu idrak etmezsin.
Kafirlerin durumu da tam bu şekildedir. Kör olan gözleri değil kalpleridir. Görürler
fakat akledemezler. Beynin kabul etme noktasında kalp devreye girip doğruyu görmesini
engeller, bir bakıma kör olurlar.
22/53 Yapması için şeytanın attığını bir imtihan/bir
sınav; kalplerinde bir hastalık (olan)
ve kalpleri katı/sıkı/sert kimseler için; ve doğrusu zalimler
mutlak içindedir uzak bir ayrılık.
Kalplerinde hastalık olanların aynı zamanda inanmayanlar
olduklarını ve bunların kalplerinin sertleşmiş olduğunu ayetten anlarız. Bu
sertleşmeye ister bilimsel yaklaşın isterseniz
de bunların kalbi katılaşmış yani duygusuz olarak ister günahlarından katılaşmış
diye nitelendirin isterseniz de başka yorum getirin. Bence sonuç farkı olmayacaktır.
Ama bilimsel yönden incelemesini bu kavrayan kalpler çalışmasının altına
İbrahim Esinler'in makalesini koyacağım. Zaten o makaleye göre KAVRAYAN KALPLER
olarak ayetleri sıraladım.
24/50 Kalplerinde bir hastalık mı? Yoksa
şüpheyle mi doldular; yoksa korktular mı Allah ve resûlü haksızlık yapar diye
onlara; Hayır! işte onlar; onlardır zalimler.
Kalplerinde hastalık olanların gerçeği kavrayamadığını
anlatan bir ayettir bu ayette.
47/24 Öyleyse dikkatlice okuyup çalışmazlar mı
Kuran'ı? Yoksa kalpleri üstünde kilitler mi (var)?
Bu ayette de kilit gelmiş. Kilit, perde veya mühür aynı
kapıya çıkmaktadır. Farklı kelimeler olsa da anlatılan şey aslında aynıdır. Bir
şeyin diğer şeylerle ilişkisinin kesildiğini belirtir. Kalplerinde kilit olanların Kur'an'ı okuyup, çalışmadıkları
yada okuyup çalışsalar da kavrayamadıklarını net anlarız. Ve anlarız ki
Kur'an'ı dikkatlice okuyup çalışmamız mutlak bir gerekliliktir.
Aşağıdaki linki mutlaka inceleyiniz. İbrahim hoca'dan Allah
razı olsun. (Hoca hitabım doktor kimliğinedir)
********************************************************************************************************************
2/74 Sonra
katılaştı kalpleriniz bunun* ardından; öyle ki o (kalp) taş gibi ya da
daha sert katı; ve doğrusu taştan275; mutlak ki fışkırır ondan (taştan)
nehirler; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki yarılarak ayrılır (su); böylece
çıkar ondan su; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki iner (su); Allah’ın
haşyetinden53; ve Allah gâfil/aymaz değildir yaptıklarınızdan.
*Dirilme mucizesi
Kalpleri katılaşanlar bahseder Rabb'imiz. Bu olay Musa'nın Allah'ın izni ile kendisinin Allah elçisi olduğuna dair ayetleri göstermesinden sonra insanların tekrar küfre dönmelerini anlatır. Önceki ayetlere bakınız. Kalplerin katılaşmasına örnek ayettir. Aynı zamanda bilimsel yansıması da vardır.
*
2/93 Ve
o zaman aldık mîsâklarını281; ve yükselttik üstlerine onların turu/dağı;
“Tutun/edinin verdiğimizi sizlere bir kuvvetle; ve işitin”; dediler: “İşittik
ve isyan ettik”; ve
içirildi/emdirildi kalplerine buzağı kâfirlikleriyle25; de ki: “Ne
bedbahtlıktır/perişanlıktır; emretti sizlere onu imanınız; eğer olduysanız
müminler*.”
*Gerçekten bu şekilde iman etmişseniz,
kalpten iman etmişseniz durumunuz vahim demektir.
İşittik isyan ettik dediklerinden buzağı sevgisi (buzağıyı
ilah edinmeleri) kalplerine işlenmiş. Size imanınız bunu emretti ise ve buna mümin
olduysanız perişan der Rabb'imiz.
- İman
genelde müslümanlıkla alakalandırılır. Burada sadece müslümanlıkla alakası
olmadığını görüyoruz. İman inanmak demektir.
- Mü'min
de aynı şekilde müslüman olan diye anlaşılır. Ama aslında delille, kanıtla
inanmak manasındadır. Neye inanılıyorsa.
*
4/155 Verdikleri sözü bozdukları, Allah'ın
ayetlerini küfrettikleri, nebileri haksız yere öldürdükleri ve "Bizim
kalplerimiz örtülüdür." dedikleri için; evet Allah, Küfürlerinden dolayı, onların
kalplerini mühürlemiştir. Bu nedenle pek azı hariç, iman etmezler.
Yüce Allah kalplerini mühürlediklerinin nedenini bizlere
öğretmiştir bu ayette.
*
5/13 Anlaşmalarını
bozmalarından dolayı onlara lanet ettik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri
bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar, öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi
unuturlar, içlerinden çok azı hariç, daima onların hainlik ettiklerini
görürsün. Yine de vazgeç ve yaptıklarına aldırma. Kuşkusuz Allah, iyi
davrananları sever.
Kalplerini katılaştırdığı kimselerin neden bu duruma
düşürüldüğünü anlatır Yüce Rahman'ımız.
*
5/41 Ey
Resul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla inandık
dedikleri halde, kalben inanmadılar. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen
Yahudiler, sana gelmeyen başka bir halk adına casusluk yapmak için dinlerler.
Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar: "Eğer bu size verilirse
onu alın, eğer bu verilmezse sakının!" diyorlar. Allah, kimin fitneye
düşmesini isterse, onun için Allah'a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte
onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlar için
dünyada aşağılanma, ahirette de büyük bir azap vardır.
Konu bağlamında çok önemli 2 noktayı belirtmemiz gerekir.
Birincisi İnanılan bir şeye kalben inanmanın önemi. Eğer bu gerçekleşmezse
anlıyoruz ki inanç asla tam olmaz.
İkincisi arınma (inceliycez) kalbin arınması ile olur. Kalp
arındığı zaman gerçeği kavrama yollarımız açılır.
Konu bağlamında olmayan önemli noktalar ise; nebi vayhi
deklere ettiğinde inanmayanlarında olduğu, inanmış gibi gözüküp vahyi
dinleyenlerin arasında da inanmayanların olduğu, bir kısmının ise casusluk
yaptığı, ayetleri anlam bağlarından kopararak başka mana verdikleri (günümüzde
de aynıdır), Allah’ın dileme iradesinin üzerinde kimsenin olamayacağı, Allah’a
karşı kimsenin asla güç yetiremeyeceği, bu kafirlerin dünyada aşağılanma
göreceği ve ahirette de azap göreceği şeklinde başlıklar halinde anlamamız
mümkündür.
*
5/52 Kalplerinde
hastalık bulunanların, "Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz."
diyerek, onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Olur ki, Allah bir fetih
veya kendi katından bir emir getirir ve böylece onlar içlerinde gizledikleri
şeyden pişman olurlar!
Kalplerinde hastalık bulunanlar. Bunlar geçeği
kavrayamanlardır, göz görür ama kalp idrak edemez. Ayetlerde kalbi marazlanmış,
kalbi paslanmış veye kalbi katılaşmış, sertleşmiş,kilitlenmiş olarak görebiliriz. Bu kalbin
idrak etme noktasında sağlıklı iş göremediğini anlatmakla beraber, bilimsel
açıklaması da vardır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde buna değinicem.
*
5/113 "Ondan yemeyi ve kalplerimizin iyice
yatışmasını; senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve buna doğrudan tanık olmayı
istiyoruz." dediler.
Çok detaya girmeden; İsa'nın yanındaki havarileri (din
yolunda yardımcıları/arkadaşları) İsa'nın elçi olduğuna kanıt olması ve
kendileri için bayram olması için Allah’ın onlara bir sofra vermesini isterler
kalplerinin yatışması için.
Bu ayet bağlamında kalpte oluşan diğer eylemlere de
değinmek isterim. Kalbin yatışması, mütmain olması, ürpermesi, dinginleşmesi
olabileceği gibi herkesin de bildiği gibi bir çok duygu kalpde başlar. Hatta
çok fazla yoğun duygu yaşadığımızda bu aklımızı örtebilir. Aşırı sevinç, aşırı
üzüntü, aşırı korku, aşırı öfke, aşırı sinir, aşırı kuşku veya aşırı aşk.
*
6/43 Hiç
olmazsa onlara sıkıntılarımız dokunduğu vakit tederru etselerdi! Fakat kalpleri
katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını çekici gösterdi.
Kalpleri katılaşanlardan örnekleyen Yüce Rabb'imiz, onlara
sıkıntı dokundurduğunda da aynı katılıkları bozulmamış. Gerçeği görememişler.
Şeytanın da etkisi olmuş.
Not:
Kalplerdeki katılaşma, hastalık, perdeleme, örtme, mühürleme v.s. ile ilgili
bir çok ayet vardır. Genelde aynı anlam bağlamında olduklarından tüm ayetleri
almadım.
*
6/46 De
ki: "Söyleyin bana! Eğer Allah; işitmenizi, görmenizi ve kalbinizin idrak
etmesini yok etse, Allah'tan başka hangi ilah onları size geri verebilir?"
Bak, ayetlerimizi nasıl çok yönlü açıklıyoruz. Buna rağmen yine de yüz
çeviriyorlar.
Kalp ve idrak etmeyi bu ayette de bağlamış Rabb'imiz. Kalp
idrak etmede büyük rol oynar. Net ve kesindir.
*
8/2 Gerçekten
Mü'minler o kimselerdir ki: Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, onlara
Allah'ın ayetleri okunduğunda bu imanlarını artırır ve yalnızca Rabb'lerine
tevekkül ederler.
Gerçek mü'min gerçeğe kanıtla, delille inandır. Allah'ın
anılması ise Allah'ın büyüklüğü, yüceliğinin anlaşılmasıdır. İman artması da
Allah'ın ayetlerine inanmaktır.
*
8/10 Allah
bunu, ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Yardım,
ancak Allah'tandır. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm
Veren'dir.
Savaşta meleklerle yardım edeceğini bildiren Rabb'imiz
savaşa girecekler için bu haberle kalplerinin yatışmasından bahseder. İlahi
yardım ancak Kendisinden olduğunu, Kendisinin mutlak üstün olduğunu ve tek
hüküm sahibi olduğunu da belirterek ekler.
*
8/24 Ey
iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah'a ve
Resul'üne icabet edin. Bilin ki Allah, kişi ile kalbinin arasına girer. Kuşkusuz hepiniz O'na dönüp toplanacaksınız.
Anlarız ki Yüce Allah kalplerimize müdahale edebilir. Ama
perdelemek, örtmek için ama kalbimizi İslam'a açmak için ama dinginlik vermek
için gibi gibi.
*
8/63 Ve
onların kalplerini uzlaştırdı. Eğer yeryüzündeki her şeyi infak etseydin yine
de onların kalplerini kaynaştıramazdın. Fakat Allah, onları kaynaştırdı.
Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Bu ayette de kalplerin kaynaşmasından bahseder Yüce
Rabb'imiz. Arapça ellefte ile gelen
bu kelime, kaynaşması, uzlaşması, bir şeye bağlı kalması, onaylaması, bir araya
gelmesi, birleşmesi gibi anlamlara gelmektedir. Başka benzer anlamlara da gelen
bu kelime ayet anlamı bakımından bu kelimelerle anlamlandırılması doğru
olacaktır kanaatindeyim. Görüyoruz ki bir insan nebi dahi olsa her ne yaparsa
yapsın asla bu kimselerin kalplerini uzlaştıramazmış. Burada hem Yüce Allah'ın hem kalplere müdahalesini hem dilemesini hem Yüceliğini görmekle beraber hemde kendi
acizliğimizi görüyoruz.
*
8/70 Ey
Nebi! Elinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah kalplerinizde bir hayır
olduğunu bilirse, size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi
bağışlar." Allah'ın Rahmeti Bol'dur, Kesintisiz'dir.
Kalpte hayır olmasından bahseder Yüce Allah. Hayırlı olan
kalp, kalbinde hayır olması demek doğru yola yönelebilen, yönelen bir kalp
olması demektir. Doğru yola yönelebilmenin anahtarı da kalptir.
*
9/8 Nasıl
olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de
bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut
etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar.
Kalbimizde olmayan bir şeyi dışa vurmayıp, başka türlü
ifade etmek yani kalptekinden faklı bir şey söylemek. Aslında kalben inanmadığı
şeyi söylemek. Yani yalan söylemek oluyor. Bu insanlar iman etmedikleri halde
iman etmiş gibi söz söylerler. Bunlar doğru yola değil, başka yola mümindirler.
*
9/45 Doğrusu,
senden, ancak Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmayanlar ve kalpleri kuşkuya düşüp,
kuşku içinde bocalayanlar sefere çıkmamak için izin isterler.
Görürüz ki kuşkuya düşen de kalptir. Bu kuşku hak yoluna
iman etme, hak yoluna mümin olma kuşkusudur.
*
9/60 Sadakalar,
Allah'tan bir farz olarak; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili
görevlilere, kalpleri kazanılacak kimselere, rikab olanlara, borçlulara, Allah
yoluna ve yol oğluna aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kalp kazanmaktan bahseder ayet. Kalbi ısınmak da
diyebiliriz.
*
9/64 Münafıklar,
kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden
çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi
açığa çıkaracaktır."
Hak yolu gösterildiğinde münafıkların kalplerinde daha önce
inandıkları bir şeyler varmış. Dikkat edelim, düşüncelerinde denmiyor. Kendi
kalbinde olanın kendilerine inmesini beklemişler. Durum böyle olmayınca da
gözler görmüş, kulaklar duymuş ama kalpleri kavrayamamış.
*
9/77 Allah'a
verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, Kendisi ile
karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine nifak soktu.
Yüce Rabb'im kalbiyle insanın arasına girerim demişti ya.
İşte örneği.
*
9/117 Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda
ona destek olan muhacir ve ensarın tevbelerini kabul etti. İçlerinden bir
kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti.
Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Kalplerin kaymasından bahseder Rabb'imiz. Yezigu arapça kelime ile gelen bu
anlam, geri çekilmek, sapmak, yoldan çıkmak, kenara çekilmiş, şüphe duyan gibi
anlamlara da gelir.
*
9/127 Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören
var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların
kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.
Bu ayette de Yüce Allah'ın kalbe müdahalesi vardır. Bur da
ise kalbi çevirmekten bahseder. Çevirmek sarafe
kelimesiyle gelir. Bu kelime çevirmek, saptırmak, önlemek, öne sürmek, ortaya
koymak, değiştirmek gibi anlamlara da gelir.
*
10/88 Musa: "Ey Rabb'imiz! Firavun ve
melelerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabb'imiz! Onlar ise
bunu Senin yolundan saptırmak için kullanıyorlar. Rabb'imiz! Mallarını yok et,
kalplerine sıkıntı ver. Zira onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman
etmezler." dedi.
Bir çok belki de tüm duyguların merkezi kalbin, sıkıntının
da yaşandığı yer olduğunu görüyoruz.
*
13/28 Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikri
ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur.
Mutmain olma, tatmin olmanın merkezi de kalptir.
*
15/12 Böylece onu mücrimlerin kalplerine sokarız.
Allah'ın kalbe müdahalesini anlatan başka bir ayet. Yüce
Allah'ın mücrimlerin kalplerine yerleştirdiği kavrayamamaları, gerçeği
görememeleri, inanmamalarıdır.
*
16/22 Sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Buna rağmen,
ahirete inanmayanların kalpleri, bunu kabul etmez. Ve onlar büyüklenen
kimselerdir.
Gerçeği göremeyen, görse de kabul etmeyen veya kavrayaman
organ kalp.
*
16/106 Kalbi
iman ile yatışmış olduğu halde, -baskı ile inkara zorlanan kimse hariç- kim
imanından sonra Allah'ı küfrederse ve kim küfre göğüs açarsa, bilsin ki
Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlar için büyük bir azap vardır.
Kalbin iman ile yatışacağını görüyoruz. İman inanmak, kabul
etmek demektir. Ayette bahsedilen iman Allah'a ve vahiylerine imandır. Yoksa
insan başka şeylere de iman edebilir. Ama kalp bunlarla yatışmaz.
*
16/108 İşte
onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir.
Onlar, gafil olanların ta kendileridir.
Kulaklar ve gözler de mühürlenebiliyormuş.
*
18/28 Sabah akşam O'nun yoluna yönelerek, Rabb'ine
çağrıda bulunanlarla beraber olmada sabırlı ol. Dünya hayatının çekiciliğine
kanarak gözlerini onlardan ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız,
tutkularına uymuş, işi aşırılık olan kimseye boyun eğme.
Zikir Kur'an demektir, vahiy demektir. Kur'an'ın kalplere
hitap ettiğini anlarız bu ayetten. Yüce Allah bu ayetinde bazı kimselerin
kalplerini kendi zikri olan Kur'an'a kapadığını bizlere bildirir. Zaten göz
görse de kavrama kalptedir demişti ya Rabb'imiz ayetlerinde. İşte bu kimseler
Kur’an'dan haberleri vardır fakat Allah insan ile kalbinin arasına girerek
onları Kur'an'dan gafil kılmıştır. Günümüz müslamanları da genelde bu şekildedir.
Ağızlarıyla Kur’an derler ama icraatları hadis ve sünnet uygulamalıdır. Adına
İslam, kendilerine de Müslüman derler. Kendi bataklıklarında bocalarlar.
*
22/32 İşte böyle! Kim Allah'ın şiarlarına saygı
gösterirse, kuşkusuz bu saygı kalplerin takvasındandır.
Takva ve kalp ilişkisi. Allah'a takvalı olmanın
başlangıcının kalp olduğunu ve kalp ile takvalı olunacağını anlatır Yüce
Rahman'ımız bize bu ayetinde. Kalp vahyi
anlar, kavrar, idrak eder ve takvalı olunması gerektiğine karar verir, yada tam
tersi, görür, duyar ama kavrayamaz. Tabii ki beyinle beraber. Beynin diz çöküp
boyun eğmesi kalp ile olur, kalp ile başlar. Yüce Rabb’imiz dilerse tabii ki.
*
22/35 Kimseler; anıldığı zaman Allah korkar
kalpleri; ve sabredenler51 kendileri üzerine isabet edene; ve
dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları
infak6 ederler.
Kalplerin ürpermesinden bahseden ayet. Allah'ın
anılmasından kalp ürperir. Bu ürperme Yüce Allah'ın büyüklüğü, yüceliği ve her
şeye tecelli etmesini idrak etmesiyle olacaktır. Bu farkındalıkla beraber
Allah' karşı huşu ve haşyetimiz artar.
*
26/89 "Allah'a selim bir kalple gelenler
hariç."
Önceki (26/89 öncesi) ayeti okuyunuz. Mal ve evlat hesap
gününde yarar sağlamaz. Yarar sağlayacak olan Allah' selim bir kalp ile
gelebilmektir.
Selim kelime
manaları; barış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun
eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak
*
33/4 Allah,
hiç kimsenin bedenine iki kalp yerleştirmedi. Zihar yaptığınız eşlerinizi, size
anne yapmadı. Ve himayeniz altına aldıklarınızı öz evladınız kılmadı. Bunlar
sizin söylediğiniz boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler. Ve doğru yola O iletir.
Bu ayeti aslında konu başlığımızla bağlantılı olmamasına
rağmen çalışmamıza almak istedim. Bu yukardaki çeviri de dahil olmak üzere
gördüğüm genelde çeviriler yanlıştır. Hamile olan birinin bedeninde iki kalp,
üç kalp, dört kalp olmuyor mu? Doğrusu Allah herhangi bir adamın için onun
içinde iki kalp yapmadı şeklinde olmalıdır.
Doğru çevirisi : İbrahim Esinler tarafından yapılmıştır.
33/4 Yapmış değildir Allah bir adam için;
içinde onun iki kalpten; ve yapmış değildir eşlerinizi -kimseler ki zihar
yaparsınız onlardan- anneleriniz; ve yapmış değildir evlatlıklarınızı öz
oğullarınız; bunlar ağızlarınızla söylediklerinizdir; Allah söyler
hakkı/gerçeği; ve O kılavuzlar doğru yola.
*
39/22 Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse,
Rabb'inden bir ışık üzerinde olmaz mı? Öyleyse Allah'ın öğütlerine karşı
kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar, apaçık bir sapkınlık
içindedirler.
İslam'ı din olarak kabul etmek için kalple kavramak lazım,
bu kavrama da ancak Allah kalbimizi İslam'a açar ise gerçekleşebilir. Bu
gerçekleşirse Rabb'imiz bize nur nasip etmiş olur. Allah'ın yolu aydınlıktır,
bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran Yüce Allah'tır, bunun yolu da Kur'an'a
musallin olmak ile olabilir ancak. Bu yolda olmayanlarında kalbi katılaşmış
olan kimselerdir, diye Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir. Nur suresi 40. Ayette de
Yüce Rabb’imizin bize bildirdiği gibi ‘Allah’ın
aydınlığı ile aydınlanmamış kimse için başka aydınlık yoktur’
*
49/3 Allah'ın
Resulünün yanında kısık sesle konuşanlar; işte onlar, Allah'ın takva için
kalplerini sınav ettiği kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük ödül
vardır.
Kalpte takva bağlantısını bildiren bir ayet daha. Takva
için kalpler sınava tabi tutulur. Sınavımızda kalbin önemi de anlaşılır.
Sınavdan kalp kalırsa bizde kalırız.
*
49/14 Bedevi Araplar, "İnandık." dediler.
De ki: "Siz inanmadınız, fakat teslim olduk, deyin. Çünkü henüz iman
kalbinize girmedi. Eğer Allah'a ve Resul'üne itaat ederseniz, O,
yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez." Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır,
Rahmeti Kesintisiz'dir.
Müthiş işaretleri olan bir ayet daha. Konu bağlamında
inanmadan inandım demekle inanmış olunmuyor. Fakat teslim olunabiliyor. Teslim
olmak demek iman etti anlamına gelmiyor. İnanırsak
iman etmiş olabiliyoruz. İman yani inanmak kalpte başlıyor, kalp kavrıyor.
*
50/37 Kuşkusuz bunda kalbi olan ve can kulağıyla
dinleyen ve tanık olan kimseler için kesinlikle alınacak öğüt vardır.
Bir önceki ayetle okumak gerekir. Kendilerinden önce yok
edilen nesilleri ve bu yok oluştan kaçmaya çalışıp kaçamadıklarını bir önceki
ayette bize haber veren Yüce Rabb'imiz, bu ayetinde bu verdiği örnekten kalbi
olan ve can kulağıyla dinleyen ve tanık olanlar için alınacak öğütler olduğunu
bizlere bildirir. Şimdi şunu da belirtelim, Yüce Rabb'imiz bir çok ayetinde
akledin, akletmezmisiniz diye belirtirken bu gibi ayetlerinde de bu akletmeyi
kalp ile yapacağımızı bize bildirir. Çalışmamızın başında da belirttiğimiz gibi
kalp akletmeye bire bir etki etmektedir.
*
57/27 Sonra onların izleri üzerinde art arda
resullerimizi gönderdik. Ve Meryem oğlu Îsa'yı gönderdik ve ona İncil'i verdik.
Ona uyan kimselerin kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Allah'ın rızasını
kazanmak için uydurdukları ve fakat gereği gibi de uymadıkları ruhbanlık Bizim
buyruğumuzdan kaynaklanmış değildir. Onlardan iman edenlere ödüllerini verdik. Ne
var ki onların çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdi.
Rabb'imizin daha önce ayetinde dediği gibi kalbe
müdaahalesi örneğidir.
Ruhbanlık din adamı olarak kullanılmıştır. Aslen Kur’an’da
din adamı veya din adamı gerkliliği yoktur. Herkesin dini kendine olmakla
beraber, Kur’an’da apaçıktır. Yüce Allah bizi kimseye de asla muhtaç etmemiştir.
Zaten kulluğumuz yalnız Allah’adır. Din de Allah’ındır. Hüküm koyanda açıklamasını
yapan da odur. Günümüz sözde din adamları kendilerine veya kendi dinlerine
çağırırlar. Bunlar din tüccarları, beyin yamyamlarıdır. Bu ayette de bu
insanların yani bu din adamlarının Allah’ın emirlerine uymadığını açıkça
görürüz, aynı günümüzdeki gibidir. Kilisedeki papaz ne ise camideki hoca da
aynıdır. Tek farkları farklı şekillerde şirk koşarlar, farklı dinlere
çağırırlar. Çağırdıkları dinde asla İslam değildir.
*
59/14 Onlar, korunaklı şehirler içinde veya surlar
arkasında olmadıkça, sizinle, toplu olarak karşı karşıya gelerek savaşmazlar.
Kaldı ki kendi aralarında da derin ayrılıklar içindedirler. Sen, onların birlik
olduklarını sanırsın, oysaki kalben farklı farklıdırlar. Bu, onların akıllarını
doğru kullanmayan bir halk olmaları nedeniyledir.
Tüm ayetin açıklamasına girmeden, kendi aralarında çok ayrı
olmaları kalplerinin farklılıklarından oluyormuş. Hepsinin kalplerinde farklı
şeyler varmış. Bunu inanç ve heva olarak algılıyorum. Bunun nedeni akıllarını
doğru kullanmamalarındanmış. Kalp ve akıl ilişkisini görebiliriz. Aklı kalp
etkiliyor, kalbi de akıl.
Görme noktasında nasıl beyin göze veya duyma noktasında
kulağa ihtiyaç duyuyor ise veya tam tersi göz ve kulak beyine aynı şekilde de
karar verme aşamasında da, kavrama aşamasında da beyin kalbe ihtiyaç
duymaktadır.
*
83/14 Hayır!
Ancak paslandı kalplerinin üzeri; kazanır olduklarından.
Genelde kalpleri pas tutmuş diye çevirdiklerinden, bilimsel yansımasını da bilmediklerinden ayet kalpleri kararmış diye çevrilir. Asıl çeviri paslanması olacaktır. Müteşabih olan bu ayet indirildiği zamanda kalpler günah ile kararmış, günah ile kaplanan kalpler kirlenmiş şeklinde anlaşılmıştır muhtemelen o dönem, tabii ki bu anlaşıldığı şekilde de doğru olacaktır fakat bilimsel yansıması da vardır. Bu paslanmayı demirin üzerindeki pas olarak algılamak yanlış olur. Oasın demire yansıması olarak anlamak doğru olacaktır. Nasıl pas demirin özelliğini bozar, kirletir, zamanla da tamamen bozulmasını sağlayarak demire bir zarar veriyorsa aynı kalbin paslanmasına da bu şekilde. Olmaması gereken bir etki ile kalbin özelliğini bozan bir hasar verici olaydır. Bu zarar müteşabih olarak ruhen zarar olabileceği gibi fiziksel de olabilir yada her ikisi birden.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve
sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel
şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını
örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.
51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü
kaybetmeden direnme/karşı durma.
53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet
ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.
175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle
duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet
sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna
(perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur.
Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin
kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin
beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı
olur. Kalp perdelenir. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha
geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.
275Jüpiter bölgesinden yere/yeryüzüne düşen kuyruklu
yıldızlar; asteroitler. İçlerinden nehirler gibi bol su çıkar. Suyu yeryüzüne
indirirler.
281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder