BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
ARINMA
/ ŞEYTAN / ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞINMA
Arınma, şeytan ve şeytandan Yüce Allah'a sığınma konulu bu
çalışmamızda Rabb’imizin ayetleri üzerinde akletmeden önce kısa bir sohbet kısa
bir giriş yapalım. Önce Kur'an'a göre arınma nedir kısaca ondan bahsedelim ve şeytan
nedir onu anlayalım ki Allah'a sığınma konusu da kafamızda otursun.
Arınma kelime anlamı olarak bir şeyi kirletici, alçaltıcı
veya yabancı unsurlardan arındırıp eski saf haline, bu kirlenmeden önceki
durumuna getirme sürecidir. Arınmak da bu sürecin tamamlanmış halidir.
Felsefi anlamı da ruhun tutkulardan kurtulması manası
taşımaktadır. Yalnız tabii biz Kur'an anlamına bakıcaz, Kur'an'da bahsedilen arınma
ise kalemler halinde karşımıza çıkıyor. Mesela maldan arınma, günahtan arınma,
kazançtan arınma gibi Şerefli Kur’an’ımızda kendini göstermektedir. Bir de
kişisel ve/veya toplumsal manada arınma vardır. Bu arınmadan bu şekillerde bahsetmek
elbette doğrudur.
Fakat bunlar büyük resmin küçük parçalarıdır. Kur'an'da
bahsedilen büyük resim, asıl arınma şahsi kanaatime göre tüm kötü
düşüncelerden, bizi kötülüğe sevk edecek düşüncelerden de arınmak ile beraber
bundan da öte tüm Kur'an harici düşünce, görüş ve hükümlerden sıyrılıp Şerefli
Kur'an'ımızı sadece Kur'an ile anlamaya çalışmak, ata diniymiş, hadislermiş,
rivayetlermiş tüm hepsinden sıyrılıp sadece Yüce Allah neyi ne kadar demiş,
yalnız Kur'an ile anlamaktır, anladığını da uygulamaktır arınma.
Anlamak ve uygulamak birliktedir, ayrılamaz. Anlayıp
uygulamazsak veya anlamadan uygularsak bir arınma olmayacaktır. Anladığımız
Kur’an’ı hayatımızda uygulamazsak anladığımızın bize bir yararı olmayacağı gibi
anlamadan uygularsak da uyguladığımız şey Kur’an hükümleri olmayacaktır.
Şu an ki İslam dünyasının uyguladıkları, Kur’an’dan
anladıkları değil, hadis söylentilerinin hükümleridir diye bir örnek
verebiliriz.
Biricik Kur’an’ımızı yalnız Kur’an ile anlar ve uygularsak
az önce saydığımız tüm arınma şekillerini de otomatikman anlamış, uygulamış
oluruz. Şu ayetlerle ile örnek vereyim.
56/77 Kuşkusuz o, kesinlikle Kerim bir Kur'an'dır.
56/78 Korunmuş bir Kitap'tadır.
56/79 Ona arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz.
Bu üç ayette kitabımızın bir kerim Kur'an olduğunu ve
korunmuş bir kitapta olduğumuzu anlamamızın yanı sıra konumuz bağlamında 56/79
a bakalım. Öncelikle bu meallerde temizlenmiş diye çevirirler, abdestsiz diye
çevirirler, abdest almadan Kur'an'a dokunulmaz diye çevirirler ki bu ASLA doğru
değildir. Bu Kur'an okunması insanlar için güçlük olsun diye kasıtlı yapıldığı
kanaatindeyim. Başka bir görüş, vahiy gelirken bu vahye cinler müdahale etti,
bir şeyler kattı dediler, bu ayet ona cevaptır, vahiy değişikliğe uğramadan
indiğine kanıttır derler bu görüşe de (tabii ki vahiy değişmedi, katılmadığım
kısım bu ayet buna cevap denen kısım) katılmıyorum.
Bu ayette Rabb'imizin dediği arındırılmış olanlardan
başkası dokunamaz yani, arındırılmış olanların dokunması, Kur'an harici tüm
hüküm koyuculardan kendini arındırmaya, Kur'an'ı sadece Kur'an ile anlamaya
gayret gösterirsen Rabb'ime de bunu hak ettiğini ispat edersen o zaman
Rabb'imiz dilerse seni tüm Kur'an harici düşünce ve yollardan arındırır işte o
zaman Kur'an'ı ıskalamazsın, işte o zaman Kur'an'ı anlarsın, İşte o zaman
Rabb'ime klavuzlanırsın, işte o
zaman doğru hak yoluna, tek Allah inancına şirksiz bir biçimde, halis, selim
bir kalp ile, hanif olarak tevhid inancı ile arınmış ve arındırılmış olarak Kur'an'a
dokunur, anlarsın. Bu ayet bunu anlatır. Görüşüm nettir. En doğrusunu Yüce
Allah bilir.
Şimdi şeytandan kısaca biraz bahsedelim, Rabb'imizin bize
öğrettiği kadar. Şeytanı anlayalım ki sığınma mevzusunu daha iyi
kavrayabilelim.
Şeytan kuyruklu, boynuzlu, elinde çatalı olan, kırmızı ve
ateş saçan bir canavar elbette değildir, aynı meleklerin de uydurma tasvirinde
ki gibi başına hale olan bir kadın olmadıkları gibi. Bunları bu şekilde tasvirleyen
gerek kitaplar gerekse filmler vardır. Şahsi düşüncem bu şekillerde
biçimlendirip asıl mevzudan bizi birazda olsa uzaklaştırmak istemeleri olabilir
düşüncesindeyim. Mesela şeytanı cisimlendirip şeytan sadece bu, başka şeytan
yoktur ve meleklerde bakın kadınlardır diye bize lanse ettirip İslam inancına bir
gedik daha açma çabaları olduğunu düşünüyorum. Şeytan budur deyip başka
şeytanlar olabileceğini düşünmememizi sağlamış olabilirler. Ve Yüce Allah
ayetlerinde meleklere dişi varlıkların isimlerini veren müşriklerden bahseder,
bu meleklere dişi görünümü verip servis edenlerde muhtemelen kendi inançlarını
başkalarına empoze etme çabasında olanlardır diye düşünmeden edemiyorum.
Bu şahsi kanaatlerimin arkasından Yüce Rabb'im bize şeytanı
nasıl anlatmış, ne demiş şimdi kısaca ve ana hatlarıyla üzerinden geçelim. Şeytanın
tanımı ile başlayalım. Bozdurucu, saptırıcı, uzaklaştırıcı her şey Kur'an'a
göre şeytandır. Elbette en büyük şeytan, iblisin ta kendisidir. Saptırıcı
cinlerde şeytandır. Haktan/gerçekten uzaklaşan, sapan, doğru olanı bozan,
doğrudan uzaklaşan, uzaklaştıran Kur'an'a göre şeytandır. Örneğin güneşin
zararlı ışınları da birer şeytan olmakla beraber Kur'an'ı saptıran, anlamını bozan hadis kitapları da birer
şeytandır, bunlara tabi olan veya bunu yayanda, yazanda. Kur'an'da bu kelimenin
geçtiği yere göre anlamını anlayabiliriz.
Şeytan, şeytanın askerleri, şeytanın hazır askerleri,
şeytanın velileri, evliyaları diye gruplandırabiliriz. Şeytan şeytanın kendisidir,
şeytanın askerleri kendi soyundan olanlardır, şeytanın hazır askerleri
insanlardan oluşan, şeytanlar için çalışandır, şeytanın taraftarlarıdır,
şeytanın velileri, evliyaları da gene şeytanlar için çalışan şeytanla kanka
olan, arkadaş olan insan topluluklarıdır diye özetleyebiliriz.
Şeytanı neden tanımalıyız diye düşünenler için bir örnekle
izah edeyim. Bir mücadeleye çıkacak bir boksör düşünelim. Önemli bir maça
çıkmadan rakibin tanıması, rakibi hakkına bilgi edinmesi çok önemlidir. Rakibi
hakkında, onlarla mücadele edenlerle konuşur, maçlarına gider videolarını
izler. Rakibi hangi teknikleri kullanıyor, komboları nedir, zayıf yönleri nedir
gibi. Bu bilgiyi de kendi deneyimlerine göre maçta üstünlük sağlamak için
kullanır. Şeytanda bize apaçık düşmandır, bir mücadeleyeyiz onunla. İblis tüm
gücüyle (Kur’an’da atlıların ve yayalarınla diye geçer17/64 de) bizi yoldan
çıkarmaya çalışırken bizde tüm gücümüzle yolda kalmaya çalışırız. Bu
mücadelemizde de iblis hakkında bilgimiz olması önemlidir. Bize nasıl yaklaşır,
tuzakları nedir, vaatleri nedir, nasıl anlarız, nasıl kendimizi koruruz, zayıf
yanı nedir v.s. bilmek elimizi güçlendirecektir, mücadelemizi
kolaylaştıracaktır. İblisi alt etme noktasında elbette Yüce Allah’ın izni ile
bize faydalar sağlayacaktır. Bilgi güçtür.
Ve bu bilgiyi Yüce Allah Şerefli Kur’an’ımızda
bildirmiştir. Apaçık düşman olduğunu bildiren Rabb’imiz bu mücadelemizde bize
yardımı olacak tüm detayları vermiştir. Bize düşen Biricik Kur’an’ımızdan bu en
büyük düşmanımız ile ilgili bilgiyi, öğretiyi okumak, anlamak ve uygulamak
olacaktır.
Bilmemiz ve aklımızdan çıkarmamamız gereken en önemli şey
şeytan bizlere apaçık bir düşmandır. Rabb'imin emrine karşı gelip Adem'e saygı
göstermediğinden (secde, beyinle diz çöküp boyun eğme) beri Rabb'imin izni ile bize apaçık
düşmandır. İşi gücü kendi gibi insanları da cehenneme sokmaktır. Ademi ve eşini
bir kez kandırmıştır. Dikkat edelim bizlerde onun tuzağına düşmeyelim.
Yöntemlerinden en vurucusu insanı tek affedilmeyecek şirk günahına sokma
çabasıdır. Bunu da Allah'ın dosdoğru yolu olan kitaplardan uzaklaştırıp zanlara
tabi olmamızı sağlamaya çalışarak yapar ki büyük ölçüde de başarılı olmuştur
tabii ki Yüce Allah'ın izni ve bilgisi dahilinde. Şeytan bizi Allah ile aldatır
ve bizim onu görmediğimiz yerden bizi görür. Bize vesvese verir, fısıldar, bizi
yönlendirmeye çalışır ama en nihayetinde bir yaptırım gücü yoktur ve seçim
bizimdir. Yüce Allah'ın muhles kullarına musallat olamazken doğru yolda
olmayanların arkadaşıdır, Rabb'im bu kişilere salar şeytanları. Şeytanın
kendisi cinlerdendir, dumansız bir ateş olan semumun alevinden yaratmıştır Yüce
Allah ve bizim gibi onu yaratılışına tanık etmemiştir.
Tek tek ayet no vermedim. Tüm anlattıklarım Kur'an'dandır.
Şüphesi olan baksın lütfen, hatta olmayan da baksın lütfen. Hepsini çalışmaya
dahil etmeye çalışıcam. Bahsettiğim fakat çalışmaya dahil etmeyi unuttuğum ayet
varsa, şunu söyledin ama çalışmada yok, delilin, kanıtın var mı diye mutlaka
sorunuz, delillendirelim ayetlerimizden yada yanlışım varsa düzeltelim
Rabb’imin ayetleri ışığında.
Evet iblis ile ilgili genel bir kanı oluşmuştur sanırım
gelelim şeytandan Yüce Allah'a sığınma mevzusuna.
Şahsi kanaatim şeytandan Allah'a sığınma 3 kademeden
oluşur.
İlk aşama sığınma ihtiyacının olduğunu anlamaktır. Bu
aşamada herhangi bir durumda bunun şeytanın vesvesesi olduğunu anlayabiliyor
olmamız ile mümkün olur. Eğer bunu anladıysak, ikinci aşamaya geçeriz. İkinci
aşama da Yüce Allah'a sığınma ihtiyacı doğmasıdır. Şeytanın işi olduğunu
anladık, arkasından sığınmamız gerektiğini anladık ve üçüncü aşama başlar bu da
Yüce Allah'a sığınmaktır.
Şimdi bunu bir ayetle ve bir örnekle açıklayıp
detaylandıralım daha iyi anlaşılsın.
7/28 Onlar bir fuhuş yaptıkları zaman,
"Atalarımızdan böyle gördük ve Allah bize böyle emretti." derler. De
ki: "Allah fuhşu emretmez. Hakkında bilginiz olmayan şeyleri mi Allah'a
yakıştırıyorsunuz?"
Bu ayette bazı kimseler fuhuş yapmışlar, yapmalarının
nedeni de atalarından böyle görmeleri, ataları da onlara, fuhuş yapmayı Allah
emretti demiş. Yüce Allah’ta Ben fuhuşu emretmem, hakkınızda bilginiz olmayan
şeyi bana mı yakıştırıyorsunuz der. Ayetten bir çok ders alabiliriz ama konu
ile ilgili konuşalım.
Gelelim şahsi kanaatim olan 3 aşamalı sığınma mevzusuna. Bu
ayetteki kimselerin Allah'a sığınmaları için belirttiğim kriterlerin hiçbiri
yok. Öncelikle fuhuşun Allah'ın emri olduğu yanılgısındalar. Bir fuhuş ortamı
oluştuğunda ne yanlış yaptıklarının farkında olacaklar, nede şeytanın vesvesesi
olduğunu anlayacaklar dolayısıyla ne sığınma ihtiyacı olduğunu anlayacaklar ne
sığınma ihtiyacı doğacak nede sığınmak için bir şeyler yapacaklar değil mi? Ama
Rabb'imin ayetlerini az çok bilen bir kimse üzerinden bu ayeti de referans
alarak akledelim.
Bir fuhuş ortamı oldu. Rabb'imin ayetini hatırladı bu
kimse. İlk aşama devreye girer ve bunun şeytanın vesvesesi olduğu anlar. Sığınma
ihtiyacı olduğunu anlar. Sonrasında 2. aşamaya geçilir. Sığınma ihtiyacı doğar.
Sığınma ihtiyacı olduğunu anlamadan sığınma ihtiyacı doğmayacaktır. Sonra 3.
aşamaya geçilir. Bu günahtan Yüce Allah' sığınır. Bu işi yapmamasını Allah
kelamından bilen bu kişi yine nasıl Yüce Allah’a sığınacak bunu da gene kutsal
kitabından bilir.
Tabi bu süreçte bazı olmazsa olmazlar vardır. Şeytanın vesvesesi
olduğunu anlamak ve sığınma ihtiyacı duymak içinde Yüce Allah'a sığınması
gerektiği anda da nasıl sığınacağını bilmek te ancak Yüce Allah'ın kelamlarını
bilmek ve hafıza da canlı tutmakla olabilir. 7/28 ayetini o yüzden örnekledim.
Buradaki kimseler Yüce Allah'ın kelamından bir haberler, ata dinindeler üstelik
bu yaptıkları kötü işi Yüce Allah emretti sanıyorlar ki inanın günümüz sözde Müslümanlığında
da bunun örnekleri çoktur. Yalnız fuhuş olarak düşünmeyelim. Yüce Allah’tandır
diyerek, dinde hüküm koydukları yüzlerce şeyden bahsediyorum. Yani Yüce Allah'ın
kelamından habersiz olmak ve yaptıkları kötü şeyleri Yüce Allah'a
dayandırmaktan bahsediyorum.
Bu şeytandan yüce Allah'a sığınma mevzusu için bizim Yusuf
peygamberimizin kıssasında bizler için güzel bir ders vardır. Her peygamberin
kıssasından bizler için bir çok muhteşem
dersler vardır elbette ama bu konu bağlamıyla alakalı olduğundan örneklerdim.
Yusuf zina yapmaktansa zindanda kalmayı tercih etmiştir. Bu olaydan Yüce
Allah'a sığınmıştır. Yusuf kıssasına mutlaka bakalım.
Özetlersek Allah’a sığınmak Kur’an ayetlerini öğrenip
devamlı çalışarak, hatırlayıp her durum da ve her olayda Allah’ın emrine göre,
vahyine göre, Allah’a takvalı olarak, Allah’ın hudutlarından çıkmadan, kul
olmanın kuralları içinde Yüce Allah’a kul olarak ve buna göre hareket ederek
olur. Kendimizi vahiyle korumamız lazım, vahiyle korunanlardan olmamız lazım,
Bunun içinde vahyi bilmemiz lazım. Bunun içinde Kur’an okumak, anlamak,
çalışmak, öğrenmek lazım. Bunun da sürekliliği sağlayarak Yüce Rahman’ımızın
kelamlarını hafızamızda canlı tutmak lazım. Salatlar ondandır ki müminler
üzerine vakitli bir kitaptır. Görüldüğü gibi her yol Şerefli Kur’an’ımıza
çıkıyor.
Yoksa hiçbir bilgi üzerine olmadan, aydınlatıcı bir
kitabımız veya yol göstericimiz olmadan hiçbir çabamız olmadan eüzü besmele
çekerek Allah’a sığınmak, Allah’ım sana sığınırım demek doğru olmayacaktır.
Takvalı olmak, şükretmek, çalışmak, gayret göstermek yok, hiçbir çaba yok,
hiçbir hak etme çabası yok sonra Allah’ım ben sana sığınıyorum demek anlamsız
olacaktır. Allah tabii ki sığınmayı kabul eder veya etmez bilemem ama gayret
gösterip çaba göstermeden talep edeceğimiz karşılık için bir düşünmek gerekir.
Bir atasözü vardır ne kadar ekmek o kadar köfte.
Bu eüzü besmele olayından bahsedip giriş kısmımızı
tamamlayalım. Bunu çalışmamızda detaylandırıcam ama kısaca anlatayım. Öncelikle
eüzü besmele söylendiği şekli ile Kur'an'da aynı cümlede aynı şekile geçmez. Bu
cümlenin söylenmesinde sakınca yoktur ama dikkat edelim böyle Kur'an'dan da
olsa oradan buradan kelimeleri birleştirip, yamultup, anlamını kaydırıp, kendi
dinlerine uydurmaya çalışanlar vardır. Bu manada Bir şey Kur'an'da yoksa bizde
silelim ama Kur'an'da varsa da kendimiz araştıralım bir doğrumu söylüyorlar.
Şöyle ki sanırım resule itaat mevzusunda işledim, Kur'an'dan bir ayetten
kırpıyorlar, Resul ne verdiyse alın, işte resul hadis verdi onu alcaz, hadise
tabi olcaz falan filan.
Oysaki ayetin tamamını okusalar savaş ganimetlerinden
bahseder Rabb'im ve resul ne verdiyse alın derken tamamen onların dediğinden
alakasız ve bambaşka bir şey söyler gibi gibi.
Veya bir iki kelime veya cümle Kur’an’dan sonrasında kendi
hevalarından olan şeyleri sokuşturup araya Kur’an’danmış gibi gösteriyorlar.
Böyle bir yolları da var aklımızda olsun.
Eüzü besmele konusunda asıl vurgulamak istediğim konu boş
boş bu cümleyi söylemek bize bir yarar sağlamaz kanaatindeyim Kur'an
bütünlüğünden. Zaten ayetlerden de bakıcaz Rabb'im Allah'a sığının deyin demez
Allah'a sığın der. Yani Rabb'imin kelamlarını bilmeden, kimden, nasıl, ne zaman,
hangi şartta, ne şekilde v.s. gibi detayları bilmediğinden sığınmayı
gerçekleştiremeyeceğin gibi belki de sığınma ihtiyacı olduğunu dahi
anlamayabilirsin. Rabb’imin ayetlerine bakmaya başladığımızda daha net
anlayacağız ama şuna benzetiyorum ben. Bir dersten sınava gireceksin ama zerre
çalışmadın ve zerre kadar bir şey bilmiyorsun. Sınava girmeden nasıl ben bu
sınavdan geçerim demen boş olacak ise Yüce Allah'ın zikrini yani Kur'an'ı da
bilmeden eüzü besmele çekmek anlamsız ve boş olacaktır. Bilenle bilmeyen bir
olur mu ?
Yüce Allah elbette dilerse seni koruyacaktır ama Kur'an
bütünlüğünden anladığım Yüce Allah kuluna iyi bir şey nasip edeceği zaman bunun
ön şartı önce o kulun hak etmesi gerektiğidir şahsım adına. En doğrusunu Yüce
Allah bilir.
Rabb'im izin verirse ayetlerimize geçelim.
SIRATEL MÜSTAKİME OTURAN ŞEYTAN
ŞEYTAN VE İBLİS - SONİA CİHANGİR
ARINMA
2/129 Rabbimiz4! Ve gönder/yolla onlara bir
resûl418 onlardan; okur onlara ayetlerini senin; ve bildirir onlara
kitabı* ve hikmeti*303; ve saflaştırır onları; doğrusu sen; sensin Azîz37;
Hakîm9.
*Kutsal kitaplar.
2/130 Ve kim yüz çevirir İbrahim'in milletinden301;
ancak kendi nefsine201 sefihlik304 etmiş kimsedir; ve ant olsun
saflaştırdık onu (İbrahim’i) dünyada; ve doğrusu o (İbrahim) ahirette mutlak
sâlihlerdendir217.
* Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler
içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Hikmet
ve kitap ayrı şeyler değildir. Kuran
hikmet içeren bir kitaptır.
Saflaştırma, arındırma, arı-duru yapma aynı şeylerdir.
2/129 a dikkat edelim. Kendi içlerinden bir resul ile gelen Yüce Allah'ın
ayetleri ile bu ayetlerin onlara okunması, onların da bu ayetlere inanması
sayesinde arınıyorlar. Yani hikmet içeren kitap, bu kitabın içerdiği bilgi ve
hikmet ile saflaşıyorlar. Kimdir bu arınanlar. İbrahim’in milleti. Peki 2/130
ne diyor. Bu arınan, saflaşan İbrahim’in milletinden yüz çevirenler ahmaklık
edenlermiş. Oysaki İbrahim’in milleti kitaptaki Yüce Allah'ın öğretileri ile
arınmışlar dolayısı ile yüz çevirenlerde arınamamışlar. Ayrıca arınan kişileri Yüce
Allah salih olarak da tanımlamaktadır. Arınan biri demek ki salih biri olduğunu
öğretir Rabb'imiz.
HİKMETLİ KİTAP HİKMET İÇEREN KİTAP KUR'AN
*
2/174 Doğrusu kimseler (ki) gizlerler Allah'ın
indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir bedele; işte bunlar; yer/tüketir
değillerdir karınlarında; ancak ateştir; ve konuşmaz onlara Allah kıyamet
günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.
*Kutsal kitap.
Ahirette ki bir arındırmadan bahseden ayetimiz, ayette
söylenen kişilerin arındırılmayacağını bizlere öğretir. Ahirette bir arındırma
söz konusu olabileceği gibi, dünyada arındırmaz ve bu şekilde ölmelerine izin
verir şeklinde de anlayabiliriz. Biri veya her ikisi de doğru olacaktır.
Bu arındırma Rabb'imin suçlardan arındırması, günahlardan
arındırması, ateşten arındırması, pislikten (temiz olanla pis olanı ayırırım
ayeti var) arındırması, cehennem ehlinden arındırması, azaptan arındırması,
dinde hüküm koyuculardan arındırması şeklinde olacağı kanaatindeyim.
Tam tersini de düşünelim. Yüce Allah’ın indirdiğini
gizlemeyen, dini para kazanma aracı yapmayanlarında Yüce Allah tarafından
arındırılacağını, arındırılabileceğini anlarız.
Ayrıca önemli bir işarettir, bu kimselerin Yüce Allah’ın
indirdiği kitaptan gizleyebilmeleri ve az bir bedel karşılığı satabilmeleri
için Yüce Allah’ın indirdiği kitabı mutlak ki bilmeleri gerekir. Anlıyoruz ki
bu kimseler kutsal kitabı ve içeriğini biliyorlar ve bildikleri halde bu işi
yapıyorlar.
İşte bunlardır din uyduranlar, Kur’an ayetleri eğip
bükenler, kendi hevalarına göre ayetleri yamultanlar, gerçeği örtüp
gizleyenlerdir.
Diğer bir işaretimiz de dünya da ve ahirette veya her
ikinde de bir arınma olacak ise bunu Yüce Allah’ın yapacağıdır. Yüce Allah’ın
izni ve dilemesiyle olacaktır. Belki direk Yüce Allah, belki görevlendirdiği
bir resul melek veya 58/22 ayetindeki gibi (bakınız) kendinden bir ruh ile
desteklemesi veya başka bir yolla olabilecektir kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
2/209 Öyle ki eğer kaydıysanız* sizlere gelen
beyanatlardan226** sonra; öyle ki bilin ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
*Hataya düşmek.
**Kutsal kitaplar.
Size gelen kutsal kitaplardan sonra, bu doğru yoldan
kayarsanız çıkarsanız Yüce Allah, güç yetirendir, bilgedir, bilgelikle
hükmedendir. Kutsal kitabın yolundan çıktığını
bilmek için önce kutsal kitapta yazanı bilmek lazım. Sonrasında bu yoldan
çıktığını anlayıp tekrar doğru yola klavuzlanmak için Yüce Allah'ı çağırır
yardım istersin. Bilki şeytan senin ayağını kaydırmıştır ondan Yüce Allah'a
sığınırsın. Hepsinin buluştuğu nokta Kur'an'ı bilmek ve hafızada canlı
tutmaktan geçer.
Çok ama çok önemli bir noktaya değinmek isterim. Şimdiye
kadar bu konuyu neden paylaşmadım bilmiyorum ama beni affedin. Muhtemelen de
şeytan bana unutturdu. Tam bu konuyu işlerken de Rabb’im sayesinde şeytanın bir
oyununa gelmemi anlayabilmem çok ilginç oldu ama önemli olan Yüce Allah'ın
hatırlamamı sağlaması. Arkadaşlar ayet sonlarında Yüce Allah eğer kendi
sıfatlarından koyuyorsa çok dikkat edin lütfen. Bu sıfatlar elbette Yüce
Allah’ın tecelli ettirdiği şeyleri işaret eder fakat o ayetle de ilgilidir, bağlantılıdır ve ayete çok büyük
bir anlam katar. Ben buna bizzat şahidim, umarım sizlerde eğer dikkat
etmediyseniz şu andan sonra şahit olursunuz. Örnek bu ayeti yorumladım ya şimdi
birde bu ayetin sonunda Yüce Allah neden bu sıfatları koydu ona bakalım. Bu
sıfatları da anlama katıp
yorumlayalım.
Rabb'im der ki; Eğer size gelen kutsal kitapların
öğretisinden ayağını kayarsa, bu durum sonrasında bilin ki Allah Azizdir. Yani
güç yetirendir. Yani hak ederseniz ve dilersem hangi durumda olursanız olun ne
kadar kayarsanız kayın ben sizi tekrar bana klavuzlanmanızı sağlayacak gücüm
var veya sizi eğri yolda tutmayada gücüm var. Ve gene bu şekilde bir duruma
düşerseniz de ben bunu bilirim, bilgece hükmederim, sizi sizden iyi tanırım,
doğru yolda olma veya olmamanız konusunda bilgece hükmederim.
Ayet sonlarındaki Rabb'imin kendi sıfatlarından örneklerini
de ayeti anlarken dikkate almanızı özellikle rica ederim ve önemini de
vurgulamış olayım. Ben çalışmalarda ayetlerin çok dip manası yerine genelde
konu bağlamı ile ilişkilenen kısmına odaklandığımdan heralde bu detayı atladım.
Rabb'imden beni affetmesini umut
ederim. Sizlerden de tekrar özür dilerim. Bu basit bir konu değil atlamamam
gerekiyordu. Ama dediğim gibi şeytanın tuzaklarını incelerken bu konuyu
hatırlamamın bir hikmeti vardır diye düşünüyorum.
*
3/164 Ant olsun minnet* etti Allah
müminlere27 karşı; gönderdiği zaman içlerine bir resûl kendi
nefislerinden201; okur onlara O’nun (Allah'ın) ayetlerini; ve
arındırır/saflaştırır onları; ve bilindik***471 yapar onlara
kitabı** ve hikmeti***303; ve eğer olmuş olsalar (da) önceden mutlak
apaçık bir dalalet128 içinde.
*Yapılana karşı kendini borçlu sayma. Bu borca karşılık
gereğini yapma.
**Kutsal kitap.
***Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup
deklere ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak
Türkçeye çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri
bilinemez, öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir
yanlış anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan
'bilindik yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir. (Aynı 62/2 ayetinde olduğu gibi)
**** Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler
içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır.
Açık ve net olarak anlarız ki bir arınma, saflaşma
gerçekleşmesi için hikmet içeren Yüce Allah kelamı olan kutsal kitabın
içeriğinin, mesajının bilinmesi, anlaşılması gerekir ve ancak bu yolla arınma olur. Eğer kutsal kitabı okumadan, anlamadan
önce insanlar delalet içinde olsalar da Yüce Allah'ın mesajını anlayıp, beyin
ile diz çöküp boyun eğerlerse de arınmak mümkün olur.
Tam tersini de anlayalım kutsal kitabın içeriğinden bir
haber olan veya kutsal kitap harici dinde hüküm koyan şeylere uyan birinin
yalnız Kur'an demeden arınmasının mümkün olmayacağını da yine Rabb'imiz bu
ayetinde net ve açık bir şekilde öğretiyor. Bu arınma mekanizması da ayetleri
öğrendikçe devreye girmeye başlar. İnsan her bir ayette Rabb'inin dediğini
anlar ve yapmaya çalışırsa her bir ayette verilen mesaj gereği daha önce
delalette olduğu şey yerine Yüce Allah kelamını koyarak her bir ayette tek tek
arınacaktır.
Kutsal kitabın tamamını okuyan ise eğer tüm Kur'an harici düşüncelerden
kurtulmuş ve yalnız Kur'an dediği bir noktaya gelebildiğinde tümüyle arınmış
olur. Fakat bunun başlangıcı ise Kur'an'ı ben anlamam diye okumamazlık
yapmamalı, okuduğunda tek amacı Rabb'ine klavuzlanmak, arınabilmek olarak
okumalı ve tabii ki ve illa ki kendi anlayacağı dilde okumalıdır. Kur'an insanı
bir yakalarsa bırakmaz arkadaşlar.
O zaman işte her gün insan için gecesi kadir olur, her gün
Kur'an'ı kalbimize indirebiliriz.
Zaten Kur’an’ı anlamam düşüncesi, müşriklerin düşünme
tarzıdır. İman eden biri bilir ki Kur’an apaçıktır, her şeyden örnekleri apaçık
vermiştir, Kur’an’dan sorulacaktır. Rabb’i böyle derken ben anlamam demek net
bir şekilde ayetleri yalanlamak demektir. Zaten bu kimsenin Kur’an’ı anlamaya
niyeti de yoktur. Bu düşünce ile Kur’an’ı okusa da evet anlamayacaktır,
Kur’an’a arınmış olarak dokunamayacaktır ve Kur’an’ı ıskalayacaktır.
HİKMETLİ KİTAP HİKMET İÇEREN KİTAP KUR'AN
*
5/41 Ey
resûl418!* Hüzünlendirmesin seni kimseler (ki) koşarlar küfürde422;
kimselerden (ki) dediler: "İman47 ettik"; ağızlarıyladır; ve
asla iman47 etmez kalpleri onların; ve kimselerden (ki) yahudileştiler295;
kulak verenlerdir yalana; kulak verenlerdir başka bir kavme (ki) asla gelmezler
sana; tahrif276 ederler kelimelerin yerlerini sonradan; derler: "Eğer
verilirse sizlere bu; öyle ki tutun/edinin onu; ve eğer asla verilmezse
sizlere; öyle ki hazırlıklı olun"; ve kime diledi Allah (bir)
fitne332 ona; öyle ki asla malik** olamazsın ona Allah’tan bir şeye; işte bunlar; kimselerdir (ki) asla dilemez Allah ki temizler
kalplerini; onlaradır dünyada bir hüzün; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.
*Muhammed peygamber.
**Sahip.
Ayetin konu bağlamını yorumlayalım. Bazı kimselerin (ayeti bakınız
lütfen bu kimselere) Rabb'im asla kalplerini temizlemezmiş yani arındırmazmış.
Ondan dolayı da bu kimseler dünyada hüzünlü olacak ve ahirette de büyük azap
göreceklermiş. İşaretimizi aldık. Demek ki arınma, temizlenme kalpte başlar
yada kalp ile olur yada kalp ile de olur veya hepsi doğrudur diyebiliriz. Kalp
konusunu inceledik, Kur'an bütünlüğünde net söyleyebilirim ki bu ayetten anladığım
arınma kalp de başlar. Bu arınmanın başlamasını da Rabb'imiz diliyormuş. Bu
arınma sonrası da insan da hüzün olmayacağı ve Rabb'imin cennetine
girebileceğimizin mesajını net alıyorum bu ayetten.
Cennetin anahtarının da Kur'an'da olduğunu bize Rabb'im
öğrettiğine göre bu arınma ancak ve ancak Yalnız Kur'an ayetleri ile mümkün
olacaktır diye net ve kesin söyleyebilirim. Şunu da ekleyeyim kalp
temizlendiği, arındığı, saflaştığı zaman da gerçeği kavrama yollarımız açılır.
Kalp akleder. Zaten Rabb'imizin bize şu ayetinde de dediği gibi;
22/46 Öyleyse gezip dolaşmazlar mı yeryüzünde?
Böylece olur onlara kalpler aklederler onunla;
ya da kulaklar işitirler/duyarlar onunla; öyle ki doğrusu
kör olmaz gözler ancak kör olur göğüsler içindeki kalpler.
* Göz görür gerçeği ama kalp kör olduğundan bu gerçeği
kavrayamaz. Gözünle görürsün fakat kalbin bunu tastik etmez, anlamaz, kavramaz,
direnç gösterir, engeller gördüğün doğru da olsa bunu idrak etmezsin.
Kafirlerin durumu da tam bu şekildedir. Kör olan gözleri değil kalpleridir.
Görürler fakat akledemezler. Beynin kabul etme noktasında kalp devreye girip
doğruyu görmesini engeller, bir bakıma kör olurlar.
*
7/175 Ve oku onlara haberini kimsenin684 (ki) verdik ona684 ayetlerimizi ;
sıyrıldı/soyuldu* ondan**; öyle ki tabi oldu ona***; şeytâna29; öyle ki oldu doğru yoldan sapanlardan.
*Derinin soyulması, hayvanın etinden derisinin
soyulması/sıyrılması gibi.
**Ayetten.
***Şeytâna.
7/176 Velev/fakat dileseydik mutlak yükseltirdik
onu684 onunla*; velakin/fakat o684 saplandı yere; ve tabi oldu
hevâsına; öyle ki misali/benzeri onun misali/benzeri
gibidir köpeğin; eğer hamle yapsan üzerine dilini sarkıtıp solur ya da terk
etsen onu dilini sarkıtıp solur; işte budur misali/benzeri
kavmin/toplumun; kimselerin (ki) yalanladılar ayetlerimizi; öyle ki kıssalaştır
(bu) kıssayı belki onlar fikir yürütürler
*Ayetle.
*684 / 7:175-176. ayetlerde dilini sarkıtıp soluyan bir
köpeğin durumuna benzetilen, kendisine ayetler verilmiş olan kimseden
bahsedilmektedir. Bu kimsenin resûl
Muhammed öncesi yaşamış olduğu anlaşılır. İsrailoğullarından olması gerektiğini
de anlarız. Kendisine ayetler verildiğine göre anlarız ki bu kimse bir
elçi/resul olmalıdır. Bu kimsenin ayetlerden sıyrılarak yeryüzüne tamah
ettiğini ve hevâsına uyarak sapanlardan olduğunu anlarız. 7:176 ayetinde Rabbimiz
dileseydi bu kimseyi ayetlerle yücelteceğini bildirmiştir. Demek ki Rabbimiz
dilememiştir.
Çok önemli işaretler veren iki ayetimizdir bu ayetler.
7/175 de bizim için kim olduğu önemli olmayan bir kimseden bahseder Yüce Allah'ımız.
Önemli olan bu kimsenin yaşadığı olay, bu olayın öğretisi ve almamız gereken
derstir. Bu kimseye Yüce Allah ayetlerini vermiş. Muhtemeldir ki bu kişi bir
resuldür ve Muhammet öncesi yaşamıştır. Resul kelimesini kafamızda çok
büyütmeyelim. Bu illa peygamber anlamında değildir Kur'an'da. Bir insanda
olabilir, melek de veya Yüce Allah'ın bir şey için görevlendirdiği bir organ,
bir güç, kuvvet dahi olabilir. Hatta Yüce Allah'ın ayetlerini ileten herkes
resuldür yani elçidir. Bende elçilik görevini yapıyorum, sizde Yüce Allah'ın
ayetlerini deklere ettiğiniz her an resul yani elçisinizdir. Kur'an'da bir
elçidir deyip ayetimize geri dönelim.
Yüce Allah'ın ayetleri ilettiği bu kimse bu ayetlerden
uzaklaşmış, kabul etmemiş belki de başka ayetlerde örneklendiği gibi bu beşer sözüdür
diyerek Yüce Allah'ın ayetlerinden sıyrılmış, soyulmuş, Yüce Allah’ın
ayetlerine sırt çevirmiş.
Ben bu benzetmeyi şöyle örneklemek isterim. Rabb’imin
Kur’an ayetlerini bu ayetleri referans alarak bir insan derisine benzetiyorum.
Takvalı olmak yani Yüce Allah'ın hudutlarından, Kur'an öğretisinden çıkmamak nasıl
insanı koruyorsa hem tüm kötülüklerden hem de şeytandan, insan derisi de insan vücudunu
tüm dış etkenlerden (güneş ışığı, bakteri, enfeksiyon, yaralanma) korumakla
beraber bir hastalık var ise vucütta öncesinde genellikle bir deri hastalığı
olarak da kendini gösterebilir.
Ama derinin ana görevi vucudu dış etkenlerden korumaktır.
Aynı zamanda insana bir güzellik ve esnetik de katar. Aynı Kur'an'a bağlı kalan bir insanın kendini tüm
fenalıklardan koruması gibi. Deri hem belli bir yere kadar darbelerden hayati
organları korur hem de deri altındaki acı algılayıcı sensörler ile biz
görmesek, fark etmesek bile bir hasar veya hasara sebep olacak bir durumda bu
durumun oluştuğu yer ve hasarın büyüklüğü konusunda beyne mesaj göndererek insaını
uyarır. Kur'an'daki mekanizmada böyle çalışır diyebiliriz. Bir durumda eğer o
durum Yüce Allah'ın belirlediği hudutlar içinde değilse hemen Yüce Allah'ın
kelamlarını hatırlar kendimizi
o durumdan koruruz.
Şimdi bu derinin vücuttan soyulduğunu, sıyrıldığını hayal
edelim, aynı bu örnekteki kimsenin Kur'an ayetlerinden sıyrıldığı gibi. Vücudun
çok iğrenç bir durum almasının yanı sıra, hayati bölgelerimizin korunamayacağı gibi
tüm dış etkenlere açık hedef olacaktır birde alınan hasar anlaşılamayacaktır.
İşte Kur'an ayetlerinden kendimizi soyutlarsak bizde tüm
saptırıcı, bozucu şeylere bu şekilde açık bir hedef haline geliriz, şeytandan
korunamayız, neyden, nasıl korunacağımızı da Kur'an'dan öğrenmediğimizden belki
korunma ihtiyacı doğduğunu bile anlamayız. Giriş kısmındaki fuhuş yapan
kimseler örneğinde olduğu gibi. Zaten Yüce Allah’ta yaşama Kur'an ayetlerini
temellemessek eğer, ayetlerden kendimizi sıyırırsak doğru yoldan saptıran
şeytanın o kimseye tabi olacağını yine ayetimizde belirtir.
7/176 ayetine gelirsek gene müthiş bir örnekleme yapar
Alemlerin yaratıcısı ve Rabb'i Yüce Allah. Tekrar okuyalım. Ayetlerden sıyrılan
bu kişinin alçaltıldığını anlarız, ancak ayetlerle bir kişinin yükseltilebileceğini
de anlarız. Bu alçaltma yükselme mutlaka Yüce Allah katında bir alçaltma ve
yükseltmedir dolayısıyla gideceğimiz yerdeki derecelendirme ile de ilişkilidir.
Dünyada da bunun etkisi görülebiliriz belki ama önemli olan
ahiretteki yansıması olacaktır. Ayetlerden sıyrılan birinin bataklık misali bir
saplanma ile karşı karşıya kaldığını dünya hevalarına daldığını anlatan
Rabb'imiz eğer Kur'an'ın hudutlarından çıkarsak bu şekilde olacağımızı da
bizlere öğretir.
Müthiş örneklemeye gelelim. Bu hale düşen, bu hale gelen
kişiyi de dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzetir. Bu örnekleme kişi
olabileceği gibi toplumda olabilir mesajı da ayetimizde vardır. Yüce Allah
dilini sarkıtıp soluyan köpeği örneklediğinden, işaret ettiğinden biz ayeti
anlamak için köpeğin neden dilini sarkıtıp soluduğunu ve üzerine gitsen de
gitmesen de bu durumda kaldığını söylediğini anlamamız gerekir.
Tıpkı başka bir ayetinde kara sineğin kaptığını geri getiremezsiniz
örneğinde veya sivri sineğin üstündekini örneklediği örneklerde olduğu gibi.
Kısaca şöyle açıklayalım. Terleme bildiğiniz gibi vucüt
sıcaklığını dengelemek için vucudun bir tepkisidir. Efor sarfedildiğin de vucüt
sıcaklığı artar. Belki gözlemlemişsinizdir soğuk bir ortamda dururken nefes
verdiğinizde ağzınızdan buhar çıkmasa bile aynı ortamda spor yapılınca bu nefes
verirken buhar gözükür. Veya terlediğinizde vucudunuzdan buhar çıkar. Vucut
sıcaklığı artmıştır derimizdeki ter bezleri devreye girer ve vücuttaki su ve
tuz tere dönüşerek cildin yüzeyine çıkar, yüzeye ulaşan bu ter, buharlaşır, bu
buharlaşmada ısı kaybı yaşanarak vücut normal sıcaklığını dengeler.
Köpeklerde ise bu mekanizma farklıdır. İnsanda bu ter
bezleri deridedir, deri olmazsa bu terleme olmaz. Köpeğin ise derisinde ter
bezleri bulunmaz. Köpek de efor sarfettiğinde vucüt sıcaklığı artar ve
dengelenmesi lazımdır. Köpek sıcak nefesi verdiğinde dışarıda olan ıslak dil
ile temasla hızla buharlaşır ve uçar. Hızlı ısı kaybına neden olur. Köpek de vücut
sıcaklığını düşürmüş olur. Buda ayetlerden sıyrılma mevzusuna direk bağlı olup
hem de bilimsel yönden Kur'an ile paralel olduğundan da kendi içinde müthiş bir
işarettir.
Not:
Köpekler de pati içlerinde ve burunlarında ter bezleri bulunur fakat vücut
ısısını dengeleyecek özelliğe sahip değillerdir, ısı dengeleme konusunda
yetersizdirler.
Bu ayet üzerinde akletmeliyiz. İşte ayetlerden kendini soyutlayanın
durumu, örneklemede köpeğin vucüt ısısını dengelemek için dilini çıkartıp, ne
olursa olsun o şekilde kaldığı ana benzetir. O anki tek amacı ısısını dengelek
olduğundan ne yaparsan yap o şekilde kalacaktır. Yani bu kişinin hayatında Yüce
Allah kelamı yoksa dilini sarkıtan bir köpek, üzerine gitsen de gitmesen de bu
şekilde kalan bir köpek. Bunun üzerine akletmemiz gerekir. En doğrusunu Yüce
Allah bilir.
Bu ayetlerden de insanın arınması ve bu arınmayı muhafaza
etmesi, şeytandan korunması gibi gibi hususların ancak ve ancak Yüce Allah'ın
ayetleri ile olabileceğini net ve kesin deliller ve kanıtlarla anlarız. Yüce
Allah subhandır ve doğru söyledi Allah.
Birde Yüce Rabb'imizin ayetlerden sıyrılan insan ile dilini
sarkıtıp solurken üzerine gitsen de gitmesen de o durumda kalan köpek
benzetmesi ile şu ayeti ilişkilendiriyorum.
Ayetimizii okuyalım, karar sizlerin.
50/5 Ne var ki onlar, kendilerine Hakk
gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
*
9/103 Al mallarından onların bir sadaka39; temizler
onları (sadaka); ve arındırır onları (sadaka) kendisiyle; ve salli141 et
onlara; doğrusu senin salâtın142 sakinlik/dinginlik verir onlara; ve Allah
Semî'dir41; Alîm'dir8.
9/104 Bilmediler mi ki kullarından tevbeyi kabul
eden ve sadakaları alan Allah'tır. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir,
Rahmeti Kesintisiz'dir.
Demek ki insan için bunlarda bir arınma yöntemidir. Maldan
verilen sadaka anlarız ki malı arındırır, temizler, saflaştırır, arı-duru hale
getirir yada kişiyi yada her ikisini de. Bu sadakayı birine versek de aslında
bunu alanın Yüce Allah olduğunu anlarız. Rabb'im nasip ederse sadaka konusunda
inceleyeceğiz.
*
9/108 Orada asla durma, ilk yapıldığında takva üzere
yapılan mescit, içinde bulunmaya daha layıktır. Orada arınmayı seven kişiler
vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.
Mescit konusuna bakınız. Yüce Allah'a çağrı yaptığımız her
yer bizim için mescittir. Bir toplanma veya kapalı yer olmasına gerek yoktur.
Dağ başı, deniz ortası, evin köşesi veya uzay farketmez.
Eğer bir Allah'a yönelme, Allah'a çağrı varsa elbette ki şirksiz olarak, hanif
olarak, monotesit olarak yalnız Yüce Allah'a çağrı var ise demek ki bu kişiler
bu çağrıları ile arınabilirlermiş, bunu yapanlar arınmak için yaparlarmış, Yüce
Allah bunları arındıracakmış dilerse ve Yüce Allah arınmak isteyeni de sever,
hoşnut olur yada onaylar diyebiliriz.
*
24/21 Ey İman Edenler! Şeytanın adımlarını takip
etmeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse şunu bilsin ki şeytan, her türlü
aşırılığı ve her türlü çirkinliği telkin eder. Ve eğer
Allah'ın üzerinizdeki lütuf ve rahmeti olmasaydı sizden hiç kimse arınmayı asla
başaramazdı. Fakat Allah hak edeni arındırır.
Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Yüce Allah bu ayetinde bizlere yani iman edenlere seslenir
ama hitap yalnız iman edenlere gelir. Eğer biri iman etmemişse bu ayetler onu
bağlamaz. Şeytanın adımlarını takip etmeyin, arkasından gitmeyin, o nereye
gidiyorsa tersine gidin diye bize öğütler, öğretir. Eğer giderseniz de onun
yolu, onun telkini, gittiğiniz bu yol sizi her türlü aşırılığa ve çirkinliğe
götürür diye de öğretir, öğütler. Bu öğüdü şu ayetlerle beraber düşünmekte
fayda vardır, hatta o şekilde düşünmeliyiz.
103/2
Doğrusu insan mutlak hüsrandadır.
12/103
Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu iman edecek değildir.
12/106
Onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a iman etmezler.
İnsanların çoğu hüsrandaymış, insanların çoğu iman
etmezlermiş fakat iman edenlerin çoğu da şirk koşmadan iman etmezmiş diye
Rabb’imiz öğretiyor. Demek ki insanların iman edenlerinin de çoğu şeytanın
yolundaymış net anlarız. Bu öğretide bize kelle sayıları yani çoğunluğun
peşinden gidersek bir bilgimiz, aydınlatıcı kitabımız veya yol göstericimiz
olmadan, kanıt ve delilimiz olmadan ata dinin peşinden gidersek, herkes ne
yaparsa taklit edersek yani bizi gütmelerine izin verirsek, akıl, analitik
düşünce dini olan biricik İslam dinimizi yaşama empoze etme noktasında kendi
aklımızı kullanmazsak, kendi aklımızı başkalarına kullandırıp nakil dini
yaşarsak bu ayetlere muhatap olacak kesimin yani bu çoğunluğun içinde kendimizi
buluruz. Dikkat edin bu çoğunluk cehennem ehlidir. Orası ne kötü bir konak ve
ne kötü bir konaklama yerdir.
Ve müthiş bir şey daha öğretir ayetimiz, net anlarız ki tüm
pisliklerden arınmak için Yüce Allah'ın bizim üzerimize lütuf ve rahmetini
dilemesi ile bu şekilde bir koruması ile ancak arınabiliyormuşuz. Yoksa kimse
arınamazmış Rabb'im açıkça öğretir, daha önce belirttiğimiz gibi.
Müthiş bilgilendirmelerine devam eden Yüce Allah bir şey
daha öğretir bu ayetinde. Nasıl bu lütuf ve rahmete erişirim diye düşünen için
de cevap niteliği taşır. Hak edecekmişiz. Fakat Allah hak edeni arındırır diyor
Rabb’imiz. Bunun için çalışıp hak edeceksin. Doğru yolda olma gayreti
göstereceksin. Ve yüce Allah her şeyi bildiğini ve duyduğunu da bu ayete ekler.
Diyoruz ya bir çok konuda Allah dilerse olur ama kişi bunun
için hak etmesi lazım diye. Yüce Allah hak edene diliyor. Bu şefaat konusunda
da böyleydi. Allah şefaat ediyor ama hak edene. Hak edene şefaat etmeyi
diliyor. Suçlarını örecek veya günahlarını bağışlayacak belki ama kriter kişi
bunu hak ederse olacak, doğru yola klavuzlayacak ama hak ediceksin. Kalbindeki
neyse, ona ulaşmaya gayret gösterirsen hak edersen senin kalbindekini senin
için Yüce Allah senin için dileyecek. Kur'an bütünlüğünde Rabb'im dilemesini
tecelli ettirmesinin şartı, kişinin hak etmesi olduğunu net söyleyebilirim, En
doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
62/2 Ümmilere,
kendilerinden olan; O'nun ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap'ı
ve Hikmet'i öğreten bir Resul görevlendiren O'dur. Onlar,
bundan önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
*Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup deklere
ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak Türkçeye
çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri bilinemez,
öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir yanlış
anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan 'bilindik
yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir.
Bu ayet üzerinde önce kısa bir doğruyu kavrayabilme çabamı
aktarmak isterim izninizle.
Ümmi kavramı hakkında oturmayan bir ayet vardı o bakımdan
net bir görüşüm yoktu. Fakat bu çalışmada netleştirdim paylaşmak isterim.
Ümmi kavramına topluluk, halk anlamları verende vardır, ana
kentli yani Mekkeli diyenlerde vardır. Çok isabetli analitik karar veren
İbrahim esinler ise bu kavramı kutsal kitapları anlayarak okumayan yada
okuyamayan diye anlamlandırmış.
Ben hiçbir zaman kendi anlamadığım ve net kararım olmayan
bir şeyi direk almam. Bu manada baktığımda 7/157 ümmi nebi resul diye geçer.
İlk başta bunu kutsal kitabı okumayan nebi resul diye algıladım dedim bu kavram
oturmuyor. Tabii kelimenin kök anlarına bakayım dedim, bakalım Rabb’im Furkan
nasip edecek mi ederse anlarım.
Hatta bu çalışmada ilk yazdığım şuydu “Sanırım bir şeyi
gözden kaçırıyorum. o nedenle şimdilik ümmi kelimesine topluluk diyelim. Mesela
bu ayette belli bir toplum işaret ediliyor ümmiler diyerek düşüncesindeyim.“
Kelimenin kök anlamlarında, ümmet, insanlar, nesil,
topluluk olduğu gibi kendilerine
ait vahy edilmiş kutsal kitabı olmayan, okuma yazma bilmeyen gibi anlamları
olduğunu da gördüm. Zaten ümmi geçen ayetlere baktığımızda da bu insanların
kendilerine gönderilen kitapları okumadıklarını, okuyamadıklarını veya
anlamadıklarının anlamını rahatlıkla anlarız. Oturmadığını söylediğim ümmi nebi
resul, bu kutsal kitabı okumayanların nebi resulüdür yani bu nebi resul kutsal
kitabi bilmeyen değil oysa yanlış anlamışım, şimdi netleşti ve oturdu Rabb’imin
izni ile. Bazen basit bir şey bile olsa göremeyebiliyorum ve kavram tüm
ayetlerde oturmadan da anlamı için asla doğru diyemem.
Ayetimize gelelim; Yüce Allah bir topluluğa, kendi
kelamlarını okuyan ve bu kelamlar ile onları arındıran, kitap ve hikmeti
bilindik yapan bir resul görevlendirmiş. Bunlar Allah kelamı öncesi sapkınlık
içindelerrmiş.
Şimdi bu ayette birkaç nokta var ki çok önemli ve dikkat
çekmek isterim. Rabb'im şunları öğretir.
Arınmanın Yüce Allah kelamı ile olduğunu,
Yüce Allah'ın kelamının Kur'an olduğunu
Kur'an'ın hikmet içerdiği
Allah'ın kelamı ile insanların arınması için resul
görevlendirdiğini.
Burada aynı zamanda bir iki şeyin üzerinde durmak lazım. Kitap
ve hikmet ayrı şeyler değildir Kur'an hikmet içeren bir kitaptır. Kur’an
hikmettir, nurdur, zikirdir, elçidir, furkandır gibi.
Burada öğreten diye çevrilen yuallimuhumul kelimesinin kök anlamlarında öğretme diye bir
şey yok. Zaten Kur'an bütünlüğünden anladığımız da nebi Kur'an'ı deklere etmiştir.
Zaten Kur'an'da apaçıktır neyi öğretecek. Nebinin görevi de öğretmen değil
uyarıcı, müjdeliyicidir, gelen vahyi iletir. Bu bağlamda bu öğreten çevirisi
yanlıştır. Aynı 3/164 ayetinde
olduğu gibi. fakat 3/164 meali İbrahim esnlerindir ve doğrudur.
Kur'an'a göre bu çeviri kanatimce de çelişir. Bu kelimenin
anlamları ise; bir şeyi iyice bilmek,
bir şey hakkında kapsamlı bilgiye sahip olmak; farkına varmak, bir şeyi not
etmek, hakkında bilgi verdi, dikkatine getirdi,
korumak, önlem almak, dikkat etmek, tetikte olmak; önlem almak, korumak,
muhafaza etmek, bilmek veya ustalaşmak, bir konuyu en kapsamlı şekilde
incelemek, bir konuyu kapsamlı bir şekilde ele almak gibi anlamlara gelir.
Burada bir Nebi bir öğreticilik yapmış olsa dahi bu
Kur'an'ı öğretmek olmadığı kanaatindeyim. Çünkü Kur'an kişiseldir herkese ayrı
hitap edebilir ve öğretilmeye ihtiyacı olan bir kitap değildir. Ayrıca bazı
şeyler ancak Kur'an indirilirken sorarsanız ortaya çıkar, kimileri sordu kafir
oldu der Yüce Allah yani Kur'an'da yazan ve anlaşılan şeklini esas alın der.
Sonuç kelime kök anlamında olmadığından ve Kur'an apaçık olduğundan bir öğretme süreci olmadı ama olduysa da salat zamanı, salat çalışması yapılırken nebi Kur’an ayetlerini bilindik kılmış olabilir diyebiliriz sanırım. Fakat tekrar belirtelim bu kelimede öğretmek manası yoktur. Bu manada nebilerin görev, sorumluluk ve yetkilerine dair bir konu başlığı çalışıcaz Rabb’im izin verirse. Rabb'im bilir en doğrusunu.
HİKMETLİ KİTAP HİKMET İÇEREN KİTAP KUR'AN
*
79/18 "Git
ona de ki: Arınmak ister misin?"
79/19 "Sana
Rabb'inin yolunu göstereyim de içtenlikle O'na yönelmiş ol.
Allah, resulü Musa'ya der ki firavuna git ve sor Firavun arınmak
ister misin, Rabb'inin yolunu göstereyim mi, ona samimi bir şekilde yönel. Önceki
ve sonraki ayetlere bakınız. Tamamen
azmış, sapmış, zülüm yapan bir tağut olan firavuna bir şans deha veren Yüce
Allah Musa ile firavun, karun, haman, onların meleleri ve firavunun
buyruklarından çıkmayan firavun halkı arasında geçen olayları gaypdan bizlere
bildirir. Bu kıssada da diğer kıssalarda ki gibi alınacak pek çok dersler
vardır. Ayrıca Musa'nın bu kıssasının içinde
Kur'an'ın ilahi olduğu kanıtları da vardır. Örneğin buğdayın başağı ile
saklanacağı ve yerler gökler firavun için ağlamadı diye geçen ayetler
verilebilir.
Ayetleri analitik düşünelim. Kendimize ders çıkaralım.
Arınmak isteyen var mı ? Kişi arınmak ister de demek ki
Rabb'inin yolunda olacak. Rabb'ine klavuzlanacak, Rabb'inin hudutlarında
kalacak. İçtenlikle ve samimi bir şekilde, Kur'an harici hiçbir şeye hüküm
koydurmadan yalnız Kur'an diyecek. Kur'an okuyacak kendi anladığı dilde,
anlayacak, analitik düşünecek, Kur'an çalışacak gibi.
Peki böyle azmış biri ve aynı derecede azmış bir topluma
Musa yol göstermek için ne yapmış. Rabb'i ona bazı ayetler yani mucizeler nasip
etmiş. Bu mucizeler delil, kanıt niteliğindeymiş. Bu delillere inanıp Musa'nın
Rabb'ine secde edenlere ise Yüce Allah'ın hudutlarını deklere etmiş. Aynen
bizde böyle yapıcaz. Yani Musa gibi delil kanıt üzerine olucaz , İbrahim gibi delil,
kanıt arıyaz bulucaz. Kanıt delil peşinde koşucaz. Tabii ki Musa gibi elimizi
koynumuza sokup beyaz olarak çıkmasını beklemiycez yada İbrahim gibi kuşların
tekrar canlanmasını beklemeyeceğiz, kastettiğim şey Kur’an’ın kendisini
açıkladığı delillere, kanıtlara ulaşacağız.
Daha öncede belirttiğim gibi yalnız Kur'an diyeceğiz ama
boş boş Kur'an'a inanmayacağız. Delil ve kanıt görücez gözümüzle, kalbimizle
akledicez, beynimizle diz çökücez, boyun eğeceğiz sonrasında fiziksel olarak da
secde edicez/edebiliriz. Beyin tasdik etmeden fiziksel yapılan secde
önemsizdir.
Kanıtla delille inandığın
Kur’an için Yüce Allah’ın dediği gibi, Allah’ın ipine veya kulbuna
sıkıca tutunmuş olursun. Yoksa kalkıp sana biri bir şey dediğinde hem cevap
veremezsin hemde inancın sarsılır, eğri yola kayma olasılığın artar diye net
söyleyebilirim. Mesela çok kullanılan bir şey söyleyeyim. Kur’an’da dağlar
depremi önler diyor. Bilimsel olarak incelendiğinde dağlar depremi önlemez.
Kur’an çelişiyor, Kur’an bilmiyor dendiğinde ki bu bilimsel olarak doğrudur ne
cavap vereceksin cevabın ötesinde ne düşünüp hissedeceksin. Buna cevabın varsa
kanıtla delille inanmışındır ve inancım sallanmaz. Ama bilmiyorsan kafanda soru
işaretleri olur. Bu noktada da inancın delille kanıtla sağlam temellere
oturmadığından eğer de araştırmazsan senin adına büyük sıkıntılar doğurabilir.
Peki soralım, bilimsel olarak dağlar depremi önlemez ama Kur’an’da önler diye
yazar desem, daha doğrusu mealciler hem de bu işin hesapta doktorasını yapmış
kişiler bu şekilde çevirir, senin Kur’an’ın ilahi değil, Allah katından olsaydı
bunu bilir di bilmediğine göre birisi uydurmuş. Ne cevap verirsin bana yada ne
düşünürsün. Lütfen bu noktada bunu bir düşün eğer bir cevabın yoksa.
Bu manada elbette ayetlerin hepsi Allah'tandır (tevbe
suresinin sonuna eklenmiş 128 ve 129 uydurmaları hariç ilahi matematiksel koruma
19 u inceleyiniz) ve hiçbirini asla hafife almayız. Fakat şunu belirteyim.
Arkadaşlar bende bir kitap yazabilirim, içinde bu kitap Allah'tandır
yazabilirim. Boş boş kanıt delil olmadan içinde Allah'tandır deyince
inanacakmısınız. Aynı mantık biri kendi yanından uydurduğu dinden bir şey
sallayıp Allah'a dayandırsa Kur'an'a hakimseniz bilirsiniz o Allah'tan değildir
ama Kur’an'ı bilmezseniz, bir bilginiz, bir yol göstericiniz veya aydınlatıcı bir
kitabınız yoksa inanırsınız. O yüzden kendiniz araştırın, araştıranların çalışmalarına
bakın, bu araştırmalar üzerinden kendiniz araştırıp araştırmanın doğru yada
yanlış olduğuna karar verin.
Kur'an ilahimi kendi gözünüzle görün ki imanınız kat kat
artsın, dışardan gelen tüm uydurmaları elinizin tersiyle iterken içiniz rahat
olsun, inandığınız İlahi olduğunu bildiğiniz ve emin olduğunuz kitabın
içeriğini hayatınıza geçirirken kalbimiz mütmain olsun.
Konu ile alakalı bir detay daha vermek isterim. Benim
bağlantısını hiç düşünmediğim, düşünemediğim bir konu ile alakalı cübbesiz
Mahmut bir videosunda bir detay yakalamış çok ilginçtir. Birkaç videosunu
izledim sanırım yalnız Kur'an diyor. Bazıları gibi Kur'an, Kur'an deyip uyduruk
hadislere zıplamıyor. Biraz daha seyredicem ama sanırım bu şekilde. Hani Kur'an'da
bir challenge var ya Rabb'imin eğer Kur'an uydurulmuş olduğunu düşünüyorsanız,
kuşku duyuyoranız bir sure getirin ve on sure getirin diye ayetler varya. Bir
sure getirin yazan ayet 2/23 de geçer, aynen bu sureden önce bir sure vardır. O
zaman 1. sure olan Fatiha gibi bir sure getirin diye anlaşılır.
On sure getirin diyede 11/13 de yazar gerçekten de 11. sure olan Hud
suresinden önce 10 sure vardır. Bu şekilde güzel görmüş kendisi Allah razı
olsun.
Fakat eklemem gerekir
ki güzel bir tespit ve güzel mantık olmasına rağmen bu denklemi Yunus 10/38
suresi bozar. Bu surede O'nu uydurdu diyorsanız Allah'tan başka kim varsa
çağırın onun benzeri bir sure getirsin diye geçer. Bu konu üzerindeki işareti
iyi analiz etmek gerekebilir kanaatindeyim.
*
80/1 Surat
astı ve yüz çevirdi.
80/2 O
gözleri görmeyen geldi diye.
80/3 Sen
bilemezsin, belki o tezkiye olacak.
80/4 Veya
öğüt alır ve böylece öğüt ona yararlı olur.
80/5 Fakat
öğüt almayı gereksiz gören o kimseye gelince de;
80/6 Sen
ona ilgi gösteriyorsun.
80/7 Oysaki
onun arınmak istememesinden sorumlu sen değilsin.
80/8 Fakat
sana koşarak gelen kimseye gelince;
80/9 O
huşu duyanla,
80/10 Sen onunla ilgilenmiyorsun.
80/11 Hayır! Kuşkusuz o bir öğüttür.
80/12 Dileyen kimse ondan öğüt alır.
Muhammed'e hitabendir bu ayetler. Bu şekilde anlıyorum. En
doğrusunu Yüce Allah bilir. Muhammet değilse de bir nebi veya resul olduğu
konusunda netim. Ama bu şekilde anlatım Kur'an olduğundan Muhammed'e gider Bu
ayetlerde 80/12 den anlarız bir kutsal kitap var ve bundan öğüt alma konusu
var. Kör biri koşarak huşu içinde öğüt almaya gelmiş ama Resul onunla pek
ilgilenmemiş. Fakat başka bir kimse daha gelmiş ama o gelen öğüt almayı
gereksiz gören biri imiş. Sen neden görmeyenle ilgilenmedin belki o tezkiye
olacaktı yani arınacaktı diyor Rabb'imiz.
Bu ayetlerden çıkarımımız şu şekilde olacaktır. Öncelikle
Rabb'imizin ayetlerini deklere eden, ayetler ile öğüt veren ayetler ile
yanlışları düzelten ayetler ile dine yardımcı olanlar v.s. v.s resuldür yani
elçidir. Resul kelimesini gözümüzde olmadığı bir şey gibi canlandırmayalım
resul illa peygamber demek değildir. Kur'an'da resul ve nebi ayrı şeylerdir
konuşmuştuk. Ben şu anda bir elçiyim, sende bir ayet bile birine deklere etsen
elçisin, resulsün. Allah'ın yardımcısı, Allah taraftarı, Allah'a çağıran
birisisindir. Çünkü bu yolda olmana da, bu şekilde davranmana da izni Yüce
Allah vermiştir. Eğer bunu yapabiliyorsan Rabb'imin izni ve dilemesiyledir.
Aslında bir nevi görevlendirmesi de diyebiliriz. Bu manada her kes bir resul
olabilir.
Bir iş için görevlendirilen bazı meleklerde resüldür (ölüm
melekleri) , beynimizin iki yanındaki kaydediciler de (hipokampüsler) resuldür
dünyayı dengede tutan kuvvetlerde melek resullerdir.
Ayetlerimizden resul veya nebilerde hata yapabilir diye
anlamakla beraber ancak öğüt alan arınır, öğüt almayanın arınması mümkün olmaz,
öğüt kutsal kitaptan alınır diye anlarız.
Net anlarız ki bir arınma olacaksa tek yolu Kur'an'dır,
Kur'an ayetlerinden öğüt almaktır, Rabb'imin ayetleri ile dosdoğru hak yoludur.
Aksi halde bir arınma ASLA gerçekleşmez.
*
92/18 O ki malını vererek arınır.
Ayetin önce ve sonrasını okuyunuz. Mal vererek te bir
arınma olabileceğini bizlere öğretir Rabb'imiz.
*
38/46 Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle
arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
Onlar İbrahim, İshak ve Yakup peygamberlerdir. Önceki ayete
bakınız. Arındıran kim dir Rabb'leri. Neden arındırmıştır. Çünkü onlar devamlı
ahireti düşünüyorlarmış. Ahireti düşünmek demek, ahireti hesaba katmak, ahiret
azabından korunmak için çaba göstermek, ahirette iyi bir yer edinmek için çaba
göstermek, her an ahireti hesaba katarak duygu, düşünce ve eylemlerini
ayarlamak, yani Yüce Allah'ın hudutlarında kalmakla olur. Bunun yolu da kutsal
kitaplardır yani Kur'an'dır. Şimdi diyeceksiniz bu peygamberlerin zamanında
Kur'an'mı vardı sen Kur'an diyorsun diye. Tüm kutsal kitaplar tek İlah Allah
tarafından ve tek din İslam'ı getirmişlerdir.
Dolayısıyla hepsine Kur'an demek yanlış olmayacaktır.
Görüldüğü gibi her şey birbirine bağlı olmakla beraber tüm yolları Kur'an'a
çıkar.
*
87/14 Doğrusu arınan kimse kurtuluşa ermiştir;
Arınma konusunu öğrendik ya Rabb'imizden. Arınma Kur'an ile
ama yalnız Kur'an ile olur. Kur'an'ı Kur'an ile anlamakla olur. Hiçbir şeye
dinde hüküm koydurmadan yalnız Kur'an'da
yazılanı anlamak, uygulamak ve hayata geçirmekle olur. Arınma Yüce Allah
yolunda olma ile olur. Kur'an'dan öğüt alma ile olur gibi. Bu ayetimizde de
arınırsak ne olur, neden arınmalıyız, neden arınma ihtiyacı hissetmeliyiz
konusunu öğretir Yüce Allah’ımız bizlere.
Arınma nasip etmesi için Yüce Allah’ın kişinin önce
kendisinin hak etmesi gerektiğini de öğrenmiştik ya, hak etmek için çabalar, samimi bir şekilde
hanif olarak Yüce Allah'a yönelirsek ve Yüce Allah’ta bizi arındırmayı dilerse
ne olurmuş. Kurtuluşa erermişiz. Bu arınma konusu işte bu kadar önemlidir.
Kurtuluşa ermek isteyen var ise önce arınsın arkadaşlar,
arınmak için çaba göstersin. Gerçekten de arınmadan Müslim olunmuyor. Kur'an'a
arındırılmış olanlar dokunabilir der ya Rabb'imiz işte o arınma bu arınma.
Yalnız melek dokunur veya abdestsiz dokunma demek Asla değildir. Şeytan ve
velileri elbet bu arınma kavramını çarpıtacak hatta bunu kullanacak.
Abdestsiz Kur'an'a dokunma. Abdest almayı da bozan bu iblis
ve velileri hem Kur'an okumayı zorlaştırıyor hem de gerçeği örtüyor ki gerçek
manada arınma nedir anlamayalım. Şimdi bu arınma konusunu düzgün anladığımızda
nasıl bir aydınlanma yaşıyoruz Rabb'imizin nuru ile umarım herkes bunu kendi
içinde hissedebilmiştir.
ŞEYTAN
2/168 Ey insanlar! Yiyin
yerdekinden/yeryüzündekinden; güzel/iyi bir helaldir; ve tabi olmayın
şeytânın29 adımlarına; doğrusu o (şeytân) sizlere apaçık bir
düşmandır.
2/169 Ancak emreder (şeytan) onlara kötülüğü ve
fâhşayı81; ve ki söylersiniz Allah üzerine bilmediğinizi.
Şeytanın anlatıldığı ayetlerdir. Bize apaçık düşman
olduğunu Yüce Allah apaçık bir şekilde belirtir. Net anlarız ki güzel iyi
şeyleri bize helal eden Yüce Allah, şeytan düşman dediğine göre bu iblis de
bunun tam tersini yapmamıza uğraşacaktır.
Güzel olmayan Rabb'imizin helal etmediği ne varsa bunlara
yöneltmek için çaba gösterecektir tüm gücü ile. Ayrıca 2/169 da da şeytanın
bize kötülüğü, fuhşu, ahlaksızlığı, vahşeti tavsiye edeceğini, önereceği,
buyuracağını, vesvese verip bu yönde fısıldayacağını anlarız. Gene net anlarız
ki aynı zaman da Yüce Allah adına yalan ve iftira uydurduğunu bunları da kendi
veli ve evliyaları ile insanlara ulaştırdığını, bu yolla da insanların asla
doğru olduğunu bilmedikleri şeylere ve Yüce Allah'ın asla demediği şeylerle
hareket edip, söyleyip bir de bunları Yüce Allah'a dayandırarak bu Allah'tandır
diye insanları kandırdıklarını anlarız.
Her dönemde bu yöntem değişebilir. Örneklersek zamanında
din diye kız çocuklarını toprağa gömmek, Hristiyan ve Yahudilerin, İsa ve
Üzeyir (haşa) Allah'ın oğlu demeleri gibi. Şimdi bu söylemlerle bu dönemde
gelseler kimse inanmaz değil mi?
O yüzden şeytan nabza göre şerbet verir. Dönemi döneme göre
kandırır. Bu dönemdekileri de tamamı uydurma tamamı zan olan hadis söylentileri
ile bunu peygamber söyledi bu Allah'tandır diye kandırmaktadır ve kendisi gibi
cehenneme sürüklemektedir.
ŞİRK İÇİN ÜZEYİR VE İSA PEYGAMBERİ KULLANAN İBLİS, NEBİ MUHAMMED' DE KULLANMIŞ OLABİLİR Mİ ?
*
3/155 Doğrusu kimseler (ki) yüz
çevirdiler* sizlerden; toplanmış iki grubun karşılaştığı gün; ancak
zillete452 düşürdüğüdür şeytânın29 (onların) kazandıklarının bir
kısmıyla; ant olsun affetti Allah onlardan;
doğrusu Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
*Sizlere katılmadılar. Sırt çevirdiler.
Şeytanın bir oyununu bize öğreten ayetimizdir. İki grup
savaş için toplandığında (inanan ve inanmayan) bu grubun birinin içindeki bazı
kimseleri (inananlar grubu) şeytan kendi kazandıklarının bir kısmı ile zillete
düşürmüş. Benim anladığım muhtemelen ölüp de dünya mallarını kaybetmek
istemediklerinden yan çizmişler. Ya geri
dönmüşler yada geri dönmek istemişler. Savaşmak istememişler şeytanın katkısı
ile. Ayette görüldüğü gibi Rabb'imiz Gafurdur, Halimdir. Bağışlayandır, yumuşak
huyludur.
Bu kimseleri bağışlamış. Yanlışlarında ısrar edenleri
Rabb'imin bağışlamayacağını Kur'an bütünlüğünden anlıyorum. Sanırım bu insanlar
bu işten vazgeçip savaşmışlardır. O nedenle Rabb'im affetmeyi dilemiştir
kanaatindeyim. Tabi bu şekilde olmamış da olabilir. Birde affedilenin hepsi
değil bir kısmı olduğunu, affetti onlardan sözü ile anlıyoruz.
Üçüncü senaryoda bir kısmı geri döndü onlar affedildi şeklinde
olabilir. Bizi asıl ilgilendiren konu bağlamında şeytanların nasıl tuzaklar
kurduğuna akletmektir ayet üzerinden. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
4/117 Ki çağırırlar O'nu astından ancak (bazı)
dişileri526; ve ki çağırırlar ancak dirençli/inatçı/asi bir şeytânı29.
4/118 Mutlak lanet280 etti ona Allah; ve dedi
(şeytân): "Mutlak tutarım/edinirim senin kullarından önceden belirli* bir
nasip."
*Yüce Allah izin verdiği belirli bir nasip.
4/119 "Ve mutlak dalalete128 düşürürüm
onları; ve mutlak temenniye* sokarım onları; ve mutlak emrederim200 onlara
öyle ki mutlak keserler kulaklarını çiftlik hayvanlarının; ve mutlak
emrederim200 öyle ki mutlak değiştirirler Allah'ın yaratışını"; ve
kim tutar/edinir şeytânı29 bir veli28 astından Allah'ın; öyle ki
muhakkak hüsrana uğrar; apaçık bir hüsrana.
*Bitmez tükenmez beklentiler.
4/120 Vaat eder (şeytân) onlara; ve temenni ettirir
(şeytân) onlara; ve vaat eder değildir onlara şeytân29 bir aldatma
dışında.
4/121 İşte bunlar; sığınağı onların cehennemdir; ve
bulamazlar ondan bir kaçış.
4/117 de Yüce Allah'ın astından ilahlar edinildiğini ve
bunların şeytan olduğunu anlarız. Yüce Allah'ın yolundan çevirdikleri,
saptırdıkları için bu varlıklar bu asılsız inanca sahip olanlar için şeytandırlar.
Bunlar anladığım kadarıyla putlardır. Ve bu putlara dişi varlıkların isimleri
ile isimlendirmişler. Bu uyduruk inançlarından da vazgeçemediklerini bu
şeytanın dirençli olduğu işaretinden anlayabiliriz.
4/118 ayetinden bu insanları yoldan çıkarıp put olan
şeytanlara tabi olmalarını, bu putları ilah edinmelerinin asıl aktörünün,
saptırıcısının da şeytanın yani iblisin kendi olduğunu anlayabiliriz. Bu
ayetten ayrıca şeytanın bizzat Allah tarafından lanetlendiği ve ancak kullardan
Rabb'imin izin verdiği kadarını yoldan çıkarabileceğini
anlarız. Bu ayette geçen Yüce Allah'ın lanetlemesi demek onu uğursuz bırakması,
rahmetinden uzak tutması, asla mutluluk yüzü görememesi ve huzur bulamaması
şeklinde anlayabiliriz.
4/119 ayetinde ise Rabb'imiz şeytanın konuştuğunu direk
aktararak bizlere öğüt vermeye devam eder. Bu lanetlenmiş iblis der ki, tabii
ki Rabb'imin izni ile onları mutlaka senin yolundan saptırıcam, asılsız
beklentilere sokucam, ve buyurucam onlara çiftlik hayvanlarının kulaklarını
kesmelerini, Allah'ın yaratışını değiştirmelerini diye bizlere öğretirken aynı
ayette de devam eder öğretiler, kim şeytanı veli edinirse apaçık hüsranda olur
der Rabb'imiz.
Bu ayette çiftlik hayvanlarının kulaklarını kesme
işaretinden sanırım o dönemde hayvanları bu veya bunun gibi yöntemlerle
yaralayıp bir şey için bir işaretleme yöntemi kullanıyorlarmış. Buradan bunu
anlarız ve yapılmaması gerektiğini de. Ayrıca Allah'ın yaratışını bozmak ise
bir çok manaya gelebilir. Örneğin bir tohumun dna sını bozup gdo haline
getirmek, havayı kirletip mevsimlerin dengesi bozmak, insanların aklını devre
dışı bırakıp çirkinlik, kötülük, fenalık yapmaya sürüklemek yani takvayı devre
dışı bırakmak, İslam dininde asla olmayan erkek çocukların sünnet edilmesi gibi
bir çok şey sayabiliriz.
Hüsrana uğramak için ise şunu söyleyebilirim. İnsan
ahirette hüsrana uğrayacaktır. En büyük hüsran orada olacaktır. Kendini Allah
yolunda sanan şeytana uyanlar tüm yaptıklarının boşa gittiğini, kendilerini
Allah yolunda sanırken cehenneme atılacaklarını anladıklarındaki hüsran, işte en
büyük hüsran bu olacaktır.
4/120 de şeytanın tuzaklarını öğretmeye devam eder Yüce
Rabb'imiz. Şeytanın vaatlerde bulunduğunu ama tüm vaatlerinin boş olduğu ve
sadece aldatma üzerine vaat verdiği bilgisini bizlere öğretir.
4/121 ayetinde de bu iblise uyanlar için hazırladığı mekan
olan cehennemi bizlere işaret eder. Size apaçık düşman olan şeytana uyanın
sığınağı asla kaçamayacakları cehennem olacak diye bizlere söz verir Yüce
Rahman'ımız.
*
6/68 Ve
gördüğün zaman kimseleri (ki) dalarlar* ayetlerimize; yüz çevir
onlardan**; ta ki dalarlar* onun başkası bir söze***; ve
unutturursa**** sana şeytân29; öyle ki oturma zikir/hatırlama sonrası zalimler257 kavmiyle/topluluğuyla
birlikte.
*Kur'an ayetleri hakkında ileri-geri, laubali, ciddiyetsiz
şekilde sokak ağzıyla konuşmak.
**Görüldüğü üzere "Kur'an ayetlerine iman etmeyenleri
öldürün, kesin, doğrayın, savaş açın onlara" gibi bir emir yoktur. Sadece
yüz çevrilir.
***Kur'an ayetleri sıradan sözler değildir. Laubali şekilde
dalınabilecek diğer sözler gibi değildir.
****Anlarız ki resûller de diğer insanlar gibi en büyük
şeytân olan iblîs ve soyunun vesvesesinden/fısıldamasından münezzeh değildir.
Herhangi birileri Kur'an ayetleri ile ilgili münasebetsizce
konuşuyorlarsa, onların yanındaysan veya yanına gideceksen de onlardan yüz
çevir, yanlarına gitme veya yanlarında durma. Ta ki başka bir söze geçene kadar
o kişiler. Eğer bu olay esnasında ordayken bu öğüdümü tutmamı şeytan sana
unutturursa da hatırlayınca hemen oradan uzaklaş der ayetimizde Yüce Rahman.
Demek ki şeytanın oyunlarından biride budur. Bu ayetten de
anladığımız gibi başka ayetlerden de işaretini aldığımız gibi sapkın olanlarla
beraber, Kur'an ayetleri hakkında ileri geri, laubali bir şekilde konuşanların
bizi yoldan çıkarma/çıkarabilme olasılığı vardır. Kur'an ayetleri asla hafife
alınacak sözler değildir, onlar Yüce Allah'tandır. Alay edilecek, laubali
konuşulacak, bilmeden atıp tutulacak sözler asla değildir.
*
6/71 De
ki: "Çağırır mıyız Allah’ın astından menfaat sağlamayanı bizlere ve zarar
vermeyeni bizlere; ve döner (miyiz) topuklarımız üzerine, doğru yola
kılavuzladığı zaman sonrası Allah'ın bizleri; kimse gibi (ki) kılavuzluk etti
ona şeytânlar29 yerde bir şaşkınlığa ona; arkadaşları çağırır onu doğru
kılavuza doğru; Gel bizlere (diye)"; de ki: "Doğrusu Allah'ın
kılavuzu (ki) odur doğru kılavuz; ve emredildi bizlere İslam218 olmamız
alemlerin203 Rabbine4."
Günümüzde milyarlarca insan kendisini Müslüman sanmakta ve
İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler.
Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi
olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir
din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk
şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi
olmaktır.
Şeytanın bir klavuzluk örneğini öğretir Rabb'imiz. Neymiş
bu klavuzluk, şeytanın çağırdığı bu yol ona bakalım ayetimizden. Allah'ın
astından ilah edinmek, doğru yoldan eğri yola sapmak, İslam’dan çıkmak. Oysa doğru yola ancak Yüce Allah
klavuzladığını ve tek doğru yolunda Yüce Allah'a klavuzlanmak olduğunu bize islam
olmamız emredildiğini de ayetimizden net bir şekilde anlarız.
*
6/112 Ve
işte böyledir; yaptık her bir nebiye132 bir düşman; şeytânlar29, insan ve
cin210 (-den); fısıldar bir kısmı onların bir kısım üzerine süslü
sözler; bir aldatma/kandırmadır; ve eğer dileseydi Rabbin yapamazlardı onu;
öyleyse bırak/terk et onları ve uydurdukları yalanları.
6/113 Ve meyletmesi için ona (şeytâna) ahirete
iman47 etmez kimselerin gönüllerinin; ve razı olmaları için ona (şeytâna);
ve işlemeye (devam etmeleri) için kendi işlediklerini (suçlarını).
6/112 de şeytanların insandan da, cinden de olabileceğini
anlarız. Demiştik ya her saptırıcı, bozucu şey şeytan olabilir diye. İnsandan
da bu tarz olanları demek ki şeytanmış. Bu şeytanların aslı olmayan süslü
sözlerle, aldatmayla, kandırmayla inananlara boş vaatler fısıldadıklarını
öğretiyor Yüce Rabb'imiz. Bunun bu şekilde olmasına izin verdiğini ve izin
vermeseydi asla yapamayacaklarını da öğreten Yüce Allah'ımız bu şeytanları ve
uydurdukları yalanlardan sıyrılmamız gerektiğini de bizlere öğretir.
Kur'an bütünlüğüne henüz hakim olmayan için belirteyim. Hem
şeytan yoldan çıkarır hem izin verdim hem de uymayın diyor Allah anlamadım diye
bir soru çıkabilir. Rabb'im bu şeytanları bir sınav vesilesi kılmıştır
özellikle inananlar için. Bu şeytanların bizi saptırmaya çalışmaları
neticesinde hem ne kadar Rabb'imizin kelamlarını biliyoruz, hem ne kadar uygulayabiliyoruz, hem ne kadar
samimi ne kadar dirençli ne kadar kararlıyız, yolumuz ne kadar sağlam en ufak
bir şeyde sapıyormuyuz gibi sebeplerle cenneti de kazanacaksak cehennemide
kazanacaksan bir kanıtla, kendimizi gösterip hak ederek olması gerekliliğidir
kısaca.
Zaten 6/113 de de işaretini vermektedir. Ahirete iman
etmeyen kişi bu saptırıcıya meyletsin, ondan hoşlansın, ona emrettiği şeyden
hoşlansın, suçları işlemeye devam etsin. Buda inanmayan kişiye yansımasıdır.
Kişi daha fazla günah işleyerek, azabını arttırmasına vesile kılmıştır Yüce
Allah bu iblisi.
*
6/121 Ve yemeyin üzerine Allah'ın isminin asla
zikredilmeyeninden*; ve doğrusu o mutlak bir fısktır38; ve doğrusu
şeytânlar29 fısıldarlar evliyalarına212 karşı sizlerle mücadele
etmeye; ve eğer tabi olursanız; doğrusu sizler (de) mutlak müşriklerdensiniz36.
*Sözde başka ilahlar adına kurban edilenden. Yüce Allah'a
yaklaştırır sapkın inancıyla başka kimseler adına kesilen kurbanlar.
Allah'ın ismi zikredilmeyenden yemeyin. Yani Allah harici
uyduruk bir ilah için kesildi ise onu yemeyin. Bu sapkın bir yoldur diye bize
Rabb'imiz öğretir. Ayrıca Şeytanlarda kendi evliyalarına fısıldarlarmış,
inananlara karşı mücadele edin diye, sizde bunlara tabi olursanız müşrik
olursunuz diye Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir. Şeytanın bu evliyaları,
insanlardır. Bu insanlar aynı zamanda şeytanın hazır askerleridir. Her daim
iblis gibi inananlarla mücadele ettikleri gibi onların da yeri aynı iblis ve
iblisin askerleri ve onlara uyanlar gibi cehennem olacaktır.
*
6/142 Ve en'âmdandır645 yüklenen* ve
serilen**; yiyin rızıklandırdığından sizleri Allah'ın; tabi olmayın
şeytânın29 adımlara; doğrusu o sizlere apaçık
bir düşmandır.
*Yük taşıyan; deve vb.
**Serilen postları.
Rabb'imin rızıklandırdığından yememizi yani Yüce Allah'ın
hudutların çıkmamamızı belirten ayetimiz, bu hududun dışını şeytanın adımlarını
takip olarak nitelendirir. Demek ki Kur'an'ın hudutlarından çıkarsak, Kur'an'da
bize öğretileni, öğretilen şekilde yapmazsak veya Kur'an harici herhangi bir
şeye dinimizde hüküm koydurursak ki bu da Kur'an'ın hudutlarından çıkmaktır
(şirk koşmaktır) şeytanın adımlarını takip ediyor olacağız. Bu bilgiyi de
öğrendik Rabb'imizin izni ve dilemesi ile.
*
7/11 Ve
ant olsun yarattık sizleri*; sonra biçimlendirdik sizleri**; sonra
dedik*** meleklere48: "Secde70 edin Âdem'e50"; öyle ki
secde12 ettiler dışında iblîs190 (ki) asla olmuyordu
secde70 edenlerden.
*İnsanların bilinçlerinin yaratılması. Çoğul eril olarak
gelmişltir.
**İnsanların bedenlerinin şekillendirilmesi.
***Anlarız ki Âdem'in meleklere sunulması ve iblîsle
yaşanan durumu tüm insanlar Âdem'in yaşadığı gibi fiziksel bir bedene
sahip olarak yaşamıştır. Anlarız ki insanlar olarak bizler bilinçlerimiz ve
bedenlerimizle daha önceden yaratılmışızdır.
7/12 Dedi
(Allah): "Nedir mani olan sana ki secde70 etmezsin emrettiğim zaman
sana!"; dedi (iblîs): "Ben hayırlıyım ondan*; beni yarattın ateşten;
ve yarattın onu tinden582."
*Âdem'den.
7/13 Dedi
(Allah): "Öyle ki in/alçal607 aşağıya oradan*; öyle ki olur değildir
sana ki büyüklenirsin orada*; öyle ki çık607; doğrusu sen alçalanlardansın**.
*İblîs ve türünün yaşadığı cennet evreni.
**Küçülenlerdensin/azalanlardansın.
7/14 Dedi
(iblîs): "Gözetle beni; güne* doğru (ki) diriltilirler."
*Ahiret evrenindeki kıyam/dikilme gününe.
7/15 Dedi
(Allah): "Doğrusu sen gözetlenenlerdensin."
7/16 Dedi
(iblîs): "Öyle ki doğru yoldan ayırmış olmanla beni mutlak otururum
onlara*; senin dosdoğru yoluna124."
*İnsanlara.
7/17 "Sonra
mutlak gelirim* elleri arasından; ve arkalarından; ve sağlarından; ve
sollarından; ve bulamazsın çoklarını şükredenler43."
*Tavaf ederim, dolaşırım, turlarım.
7/18 Dedi
(Allah): "Çık oradan607;bir kovulmuş, bir yenilmiş (olarak); mutlak ki kim
tabi oldu sana onlardan mutlak doldururum cehennemi sizlerden topluca."
7/19 Ve
ey Âdem50! Mesken edin sen ve eşin cennette*; öyle ki yiyin ikiniz
dilediğiniz yerden; ve yaklaşmayın ikiniz şu ağaca691; öyle ki olursunuz
ikiniz zalimlerden257."
*İblîs'e verilen izin sonrası Âdem ve eşinin bir cennet
evrenine yerleştirilmesi. Erkek ve kadın tüm insanlar bir cennet
evrenineyerleştirilmiştir. Şu an içinde yaşadığımız evren değildir.
7/20 Öyle
ki vesvese verdi* ikisine şeytân29; ortaya çıkarması için ikisine
çirkinliklerinden** kendilerine gizlenmişi/saklanmışı; dedi (şeytân):
"Men etmiş değildir ikinizi Rabbiniz4 şu ağaçtan691 dışında ki
olursunuz ikiniz iki melek48; ya da olursunuz ikiniz ölümsüzlerden185."
*Olay kendisine izin verilen en büyük şeytân olan İblîs'in
bir cennet evreninde mesken edinen Âdem ve eşine fısıldamasıdır. İblîs
kendi cennetinden indirilmiş ve kovulmuştur. İzin gereği Âdem ve eşinin
bulunduğu cennet evrenine dışardan (mutlak ki başka bir paralel evrenden)
fısıldama yapmaktadır. Âdem ve eşinin (tüm kadın erkek insanların) yaşadığı bu
cennet bizlerin ilk cennetidir. Anlarız ki bu cennette ölümsüzlük yoktur.
**Cinsel organ bölgeleri.
7/21 Ve kasem548 etti ikisine*;
"doğrusu ben ikinize* mutlak nasihat** edenlerdenim."
*Âdem ve eşine. Erkek insana ve kadın insana.
**Öğüt verenlerdenim. Şeytân sanki
iyileştiriyormuş/güzelleştiriyormuş gibi davranarak insanları
aldatmaktadır. Güvenebileceğimiz tek
kaynak şeytânın yaklaşmasının mümkün olmadığı Yüce Allah'ın kelamı olan
Kur'an'dır.
7/22 Öyle
ki kılavuzluk/delalet etti* ikisine** kandırmayla/aldatmayla; öyle ki
ne zaman tattı ikisi ağacı691; göründü ikisine çirkin yerleri***; ve hemen
başladı ikisi ilmikleyip/bağlayıp örtmeye üzerlerine
cennet**** yapraklarından; ve nida etti/seslendi ikisine** Rableri4: Asla
men etmedim mi ikinizi** şu ağaçtan691; ve demedim mi
ikinize** doğrusu şeytân29 ikinize apaçık bir düşmandır.
*Şeytân.
**Âdem ve eşine. Erkek insana ve kadın insana.
***Cinsel organ bölgeleri.
****İlk cennetimiz.
7/23 Dedi
ikisi*: "Rabbimiz4! Zulmettik257** kendi nefislerimize201**; ve eğer
asla mağfiret319 etmezsen bizlere**; ve rahmet271 etmezsen bizlere**;
mutlak oluruz** hüsrana uğrayanlardan."
*Âdem ve eş. Erkek insan ve kadın insan.
**Çoğul eril olarak gelmiştir. Başka insanları da kapsayan
bir sesleniş söz konusudur.
7/24 Dedi
(Allah): "İnin/alçalın* bir kısmınız** bir kısma** bir
düşman (olarak); ve sizleredir* yerde*** bir kalma/yerleşme yeri; ve
bir meta54 bir süreye kadar." ve bir meta54 bir süreye
kadar."
*Çoğul eril gelmiştir. Hitap insanlaradır.
**Mutlak ki çoğul grupları işaret etmektedir.
**Dünya gezegeni. Cennetten çıkarılan insan daha alçak bir
evrene gönderilecektir.
7/25 Dedi:
"Orada* hayat yaşarsınız ve orada* ölürsünüz; ve
oradan* çıkarılırsınız**."
*Şu an içinde bulunduğunuz evren,
evrenden.
**İlk cennet evreninden nasıl çıkarıldıysanız, şu an
içinde yaşadığınız evreninizden de öldüğünüzde çıkarılırsınız.
7/26 Ey
âdemoğulları692! Muhakkak indirdik sizlere bir elbise; örter ayıp olan cinsel
organ bölgelerinizi; ve bir süs; ve takva21 elbisesi; işte bu*; hayırlıdır;
işte bu; ayetlerindendir237 Allah'ın; belki onlar zikrederler78.
*Takva elbisesi.
7/27 Ey
âdemoğulları692! Baştan çıkarmasın sizi şeytân29; çıkardığı gibi
ebeveynlerinizi* cennetten**; soyarak ikisinden* elbiselerini; göstermek
için ikisine* çirkinliklerini; doğrusu o (şeytân) görür sizleri; o ve onun
kabilesi; yerden (ki) görmezsiniz onları; doğrusu biz; yaptık
şeytânları29 evliya/veliler28; iman47 etmez kimseler için.
*Ana, baba. Bir üst soy. Bir katman üst soy. Bir
önceki soy. İlk cennet evreninde bilinçlerimizi taşıyan bir üst soy erkek
ve kadın bedenlerimiz.
**İlk cennet evreni.
Şeytan ile Yüce Allah katında geçen konuşmayı Rabb'imiz bizlere anlatır. Bu ayetleri yorumlamayacağım. Yüce Allah ile şeytan arasında geçen ve ebeveyinlerimizin baştan çıkarılma yani kandırılma öyküsü olduğundan her kez kendi aklederse daha iyi olacaktır kanaatindeyim. Anna ve babamızın hatasına düşmeyelim. Rabb’imiz onaları affetti ama aynısı bizim için olacağından emin olamayız. Rabb’imizin azabından kimse emin olamaz, emin olduklarını düşünenler ancak müşriklerdir.
*
8/48 Ve
süsledi onlara şeytân29 yaptıklarını onların; ve dedi (şeytân) olmaz galip
sizlere bugün insanlardan; ve doğrusu ben bir bitişik sığınağım sizlere; öyle
ki ne zaman gördü (birbirini) iki grup* çekildi (geriye) (şeytân) iki
ökçesi üzerine; ve dedi (şeytân) "Doğrusu ben uzağım sizlerden; doğrusu
ben görürüm görmediğinizi; doğrusu ben korkarım Allah'tan ve Allah şiddetlidir
akabinde."
*İki savaş topluluğu.
Şeytanın vesvesesinin bir örneğini öğretir Yüce Rahman.
Demek ki insanın yanlış yaptığı işi şeytan güzel ve iyi bir davranış gibi
gösteriyor, ben sizin destekçinizim diye söylüyor, boş vaatlerde bulunup
sonrada geri adım atıyor, benim sizinle alakam yok diyor. Şeytan yalanları ile
insanı kandırıyor. Yüce Allah'da zaten başka bir ayetinde de şeytanın ancak boş
vaatlerde bulunduğunu bizlere öğretir.
*
12/5 Dedi
ki: "Ey yavrum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana tuzak kurarlar.
Şeytan, insanın açık bir düşmanıdır."
Şeytanın insana apaçık düşman olduğunu apaçık belirten bir
ayettir. Yusuf’un kıssasındandır. Başka ayetlerde vardır.
*
14/22 Ne zaman ki hüküm gerçekleşti, şeytan onlara: "Şüphesiz ki Allah'ın vaktiyle
yaptığı uyarıların hepsi gerçekleşti. Ben de size vadettim. Benim verdiğim
sözler ise boş çıktı. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ben
size sadece çağrıda bulundum, siz de kendiliğinizden çağrıma uydunuz. O halde
beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni
kurtarabilirsiniz. Gerçekten ben, daha önce beni Allah'a ortak koşmanızı da yok
saymıştım." dedi. Zalimlerin hakkı acı bir azaptır.
Cehenneme atılma hükmü gerçekleştiğinde zaten şeytanda
kendi ağzı ile Allah ne dedi ise, ne ile uyardı ise hepsi gerçekleşti, benim
ise söylediğim sözler verdiğim vaatler yani sizi kandırmak için verdiğim tüm
vesveselerim boşa çıktı diyor. Yüce Allah'ın da bize öğrettiği gibi iblisin bu
ayette de kendi ağzı ile söylediği gibi bize zorla bir şey yaptıramıyor,
fısıldıyor ama seçim insanın kendi hür ve özgür iradesindedir. Ben sizi kötü
şeyler çağırdım sizde tıpış tıpış geldiniz diyor. Bu işte ancak kendinizi kınayabilirsiniz, bu cehennemden kimse
bizi kurtaramaz. Siz beni Allah'a ortak koşuyordunuz ama ben zaten bunu kabul
etmiyordum diyor iblis.
Şeytan bu konuşmayı yapacak, hüküm gerçekleştiğinde olacak olan bu
konuşmanın muhatabı olacak olanların içinde olmamak için elimizden geleni
yapmalıyız.
Allah'a ortak koşanlarında, şeytanlarında zalimler olduğunu
yine ayetten anlarız. En büyük zulüm, en büyük zalimlik Yüce Allah'ın
ayetlerini yalanlamaktır.
*
16/99 Kuşkusuz, iman etmiş ve Rabb'lerine tevekkül
eden kimseler üzerinde, onun bir sultanlığı yoktur.
16/100 Onun sultanlığı, ancak kendisini veli edinen
ve Allah'a ortak koşan kimseler için söz konusudur.
16/99 da O diye bahsedilen şeytandır. 16/99 ve 100 de
sultanlık diye bahsedilen ise güç, kuvvet, yetki manasındadır. Demek ki Yalnız
Yüce Allah'a tevekkül ve iman etmiş kimse üzerinde hiçbir gücü yokmuş şeytanın.
Onun gücü şeytanı veli edinen üzendeymiş, Allah'a ortak koşanlar üzerindeymiş.
Anlarız ki yoldan çıkanlara Yüce Allah şeytanları musallat eder zaten insan
üzerinde ki tek gücü fısıldamak, vesvese vermek olan iblise Yüce Allah bazı
kulları için bunu da yapmasına izin vermemektedir.
*
17/27 Saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir.
Şeytan ise Rabb'ine karşı çok nankördür.
Cimride olmamayı, savurganlık da yapmamayı başka ayetinde
bize öğreten Rahman, bu ayetinde savurganlık yapanların şeytanın kardeşi
olduğunu ve nankör olduğunu bizlere öğretir. Şeytan nankörse elbette kardeşi de
nankör olması beklenir. ihvane kelimesinin
kardeş diye çeviri doğrudur ama diğer manalarını da öğrenelim. Çünkü bir kardeş
diğer kardeş ile aynı özellikleri illa taşımayabilir. Muhtemeldir aynı olması
ama her zaman değil.
Bu kelimenin kök anlamı kardeş olmak, kardeş gibi ilişki
kurmak, kardeş gibi davranmak gibi anlamlara gelir ki bu da kelimenin ve ayetin
manasına değer katar. Yani biri ne
ise diğeri de odur manasını rahatlıkla çıkarabiliriz.
*
17/53 Kullarıma de ki: "Sözün en iyi olanını
söylesinler!" Şeytan, onların aralarını bozar. Şeytan, insan için apaçık
bir düşmandır.
Sözün en iyisi Kur'an'dır. Bu söylem konuşurken sözün en
güzel olanını söyleyin demekle beraber yanlış gördüğünüzde Kur'an ayetlerinden,
Allah kelamını deklere ederek yanlışı düzeltin de demek olur düşüncesindeyim.
En doğrusunu Yüce Allah bilir. Ayrıca yeni bir şey daha öğretti Rabb'im bu
lanetlenmiş yaratılan için. Daha doğrusu yaratıldıktan sonra lanetlenen için.
Rabb'imin kullarının arasını bozarmış. Bunu yalnız inanlar
olarak düşünemeyiz çünkü 19/93 de yerde ve gökte kim varsa Yüce Allah'ın kulu
olduğunu bizlere öğretmişti Alemlerin Yaratıcısı ve Rabb'i. Bu manada insan harici başka kullarda
kastedilmiş olabilirse de bizi ilgilendiren iblisin bize etkisi olacaktır. En
doğrusunu Yüce Alla bilir.
*
17/61 Ve dediğimiz zaman meleklere48; "Secde
edin Âdem'e; öyle ki secde ettiler iblîs190 dışında; dedi (iblîs): "Secde
mi ederim kimseye (ki) yarattın bir tinden582?."
17/62 Dedi (iblîs): "Gördün mü sen bunu*;
o* ki şerefli kıldın üzerime; muhakkak ki eğer ertelediysen beni kıyamet
gününe148 kadar; mutlak kontrol ederim zürriyetini380 onun* bir
az dışında."
*Âdem.
17/63 Dedi (Allah): "Defol/kaybol! Öyle ki kim
tabi oldu sana* onlardan**; öyle ki doğrusu cehennemdir cezanız***;
bollaştırılmış bir ceza."
*İblîs.
**Âdem ve zürriyeti.
***İblîs soyu ve Âdem soyu.
17/64 Ve kışkırt tabi olduğun kimseyi onlardan
sesinle*; ve yaygara çıkar üzerlerine atlılarınla** ve yayalarınla**; ve
ortak ol onlara mallarda ve evlatta***; ve vaat et onlara; ve vaat eder
değildir onlara şeytân bir aldatma dışında.
*Vesvesenle, fısıldamanla.
**Ordularınla. Elinden gelen ne varsa.
***Evlat. Veletler. Çocuklar.
17/65 Doğrusu kullarıma; olmaz sana onların
üzerine bir sultân660; ve kâfi oldu/yetti Rabbin4 bir vekil (olarak).
Buda Yüce Allah ile şeytanın konuşmasıdır. Gaypdan haber
verir, öğretir Allah bize. Özetle neden iblisin Yüce Allah’ın emrine uymadığı,
iblisin nasıl büyüklendiği, Yüce Allah’ın onun hakkında verdiği hüküm, neleri
yapabilmesine izin verdiği, şeytanın gayretinin anca aldatma olacağı bilgisini
verir.
Ve çok önemlidir Yüce Allah eğer bir kul üzerine vekil
olursa, bu kul üzerinde Yüce Allah iblise asla bir güç, yetki vermeyeceğini de
bizlere öğretir.
Bu vekillik içinde dosdoğru şekilde Yüce Allah’a yönelme
ile hak edilebileceğini de bizlere Kur’an’da öğretir Rabb’imiz. (veli, vekil,
evliya çalışmasına bakınız)
*
19/44 "Ey babacığım! Şeytana kulluk etme.
Şeytan Rahman'a isyan eden biridir."
19/45 "Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir
azap dokunur da bu durumda şeytan için bir veli olursun diye korkuyorum."
İbrahim’in babası Azer’e söylediği sözlerdendir. Anlıyoruz
ki bu dönemde şeytana kulluk edenler varmış. Şeytanı ilah edinen, onun
uydurduklarına tabi olanlar varmış, babası da dahil.
Elbette şeytanlar uydurmalarını insanlara vesvese vererek,
bu insanların kendilerinin yapmasını sağlıyorlar. Bunlar insanlardan şeytanın
velileri ve hazır askerleridir. Şeytanın Yüce Allah'a isyan ettiğini ve Yüce
Allah'ın dünyada bir azap çeşidi olarak insana şeytan musallat edebileceğini de
şahsım adına anlıyorum. Bu azapta şeytana veli oluyor insan, yada şeytan insana
veli oluyor, bu azap insanın kendisine yaptığı bir azaptır ve sonu
hüsrandır. En doğrusunu Yüce Allah
bilir.
*
19/83 Görmüyor musun? Biz, Kafirlerin üzerine,
onları tahrik ederek kışkırtan şeytanları saldık.
Bu ayette bahsi geçenler tabii ki Yüce Allah'ın ayetleri
örtendir. Ama bir önceki ayete bakarak bunların arasından ilah edinilen ve ilah
edinenler demek bu ayet özelinde daha doğru olacaktır. Bunlar kafirdir, yani
gerçeği örter gizlerler fakat bu ayette farklı bir mesaj alıyoruz. Bu tarz
kafirlerin bu eğri yolda kalmaları ve hatta daha da azmaları için onları
kışkırtmak içinde şeytanları salıyormuş Yüce Allah. Başka ayetlerden
öğrendiğimiz gibi, anladığım, canlarının kafir olarak çıkmasını istemekle beraber
azaplarını daha da çoğaltmak ister Rabb’imiz.
Burada diyebilirsiniz her şeye gücü yeten Yüce Allah
istediğine istediği kadar azap edemez mi, çok azap etmek istiyorsa neden
dünyada daha da azdırıyor. Hayır, Yüce Allah'ın sözü ve sünnetullahı vardır ve
asla sözünden dönmez, sünnetullahında değişiklik olmaz.
Kötülük yapanın karşılığı kötülük kadardır. Sallıyorum
hesap görüldükten sonra eğer 100 derecede yanmayı hak etti ise kendi ellerinin
yaptıkları ile, ne 99 nede 101 derecede yakmaz Rabb'im. Çünkü en adaletlidir.
Dünyadaki sınavda elde edeceğimiz başarı veya başarısızlığa göre alacağımız
karşılık ve gideceğimiz yerlerde buna göre katmanlı olacaktır. Bu nedenle
sınavımız dünyada olduğundan azacaksa dünyada daha fazla azıp, daha çok azabı
hak etmelidir.
*
22/4 Onun
hakkında yazıldı: ona uyan kesinlikle bilmelidir ki, şeytan onu saptırır. Ve
onu Sair'in azabına iletir.
Hakkında yazılan şeytandır. Yazıldı demek kesinleşti demek, Rabb’imin sözü üzerine hak oldu demektir. Yazılan ise cehennemdir.
Sair kelimesinin kök anlamı tutuşturmak, başlatmak, çıldırmak,
yakmak gibi anlamlara gelir. Direk ateş diye anlamlandırılabilir ama Bana çağrıştırdığı
tutuşturulmaya başlanmış, çılgın bir alevdir. Rabb'imin sözü kesindir. Rabb'im
şeytan ve ona uyanlar cehennemliktir demiştir, bunun kurtuluşu yoktur.
Kur'an bütünlüğünden şöyle bir çıkarım yapabilirim. Bir
kişi yoldan çıkar, şeytan buna musallat olur çünkü ayetlerden sıyrılmış ve
korumasız kalmıştır, yaptığı kötü şeyleri de gittiği eğri yolu da güzel
gösterir, Rabb'im de dilemezse bu şekilde kalmasını isterse ki eğer öyle
isterse de Rabb'im o insanın asla dönmeyeceğini de bidirir işte bu ayetteki gibi, sairin azabına iletiliyor.
Sair kelimesine direk cehennem de deniliyor, kısmen
doğrudur. Fakat Rabb’im burada bu kelimeyi kullandıysa cehennem demediyse illa
bir ilahi mesajı vardır. Cehennem azaplarının sadece ateş ile sınırlı
olmadığını bizlere öğretmişti Rabb’im (cennet ve cehennem çalışmasına bakınız). Belki de bu sınıfın sadece ateş ile azaplanacağı mesajını vermiş
olabilir, cehennem derece derece olduğundan ateşte derece derecedir ve bu derecelendirilmiş
ateşlerden birinin adı olabilir yada bambaşka bir şey de olabilir. Ben akletme kapısını açtım hep beraber akledelim.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
22/52 Senden önce
gönderdiğimiz her Resul ve Nebi, bir şey
dilediği zaman, şeytan onun bu dileğine bir
şeyler katmak istedi. Fakat Allah, şeytanın kattığı şeyleri yok eder.
Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En
İyi Hüküm Veren'dir.
22/53 Kalplerinde hastalık olan ve kalpleri kararıp
katılaşmış olanlara, şeytanın kattığı şeyi, sınav vesilesi kıldık. Zalimler
derin bir yanılgı içindedirler.
Bu ayetleri iyi anlayabilmek adına adım adım gidelim. Bazı
ayetlerde, ayetin tecellisini anlamak adına bu yöntemi kullanıyorum. Derin bir
ayeti daha anlaşılır kıldığını düşünüyorum.
22/52 ayeti üzerinde konuşalım.
Muhammet’ten önceki her nebi ve Resul bir şey dilediğinde
şeytan onların bu dileğine bir şey katarmış ile başlayalım.
1- Her nebi ve resulün bu başına gelen Muhammed'e gelmemiş mi
?
*Her nebi, her resul aynı dini getirdiğini ve genelde aynı
şeylere maruz kaldıklarından Muhammet'ten öncekilerin başına gelen bu durum
elbette Muhammedin başına da gelmiştir.
2- Her nebi ve resul ne dilemiş olabilir ?
*Resuller ve nebiler ne dilemiş olabilirler. Elbette ki
aldıkları vahyi insanlara eksiksiz ve tam olarak deklere ederek onları doğru
yola klavuzlayabilmeyi, onların doğru yola klavuzlanabilmelerini. Bu
üzerlerindeki görevi tam, eksiksiz yapabilmeyi, Yüce Allah'ın dinini ayağa
kaldırmayı dilerler kısaca.
3-Şeytanın kattığını anlamak için şeytan nedir onu anlamak
lazım, nedir şeytan?
*Şeytan saptıran, bozan, uzaklaştıran her şeydir. Dosdoğru
yola oturan, insana apaçık düşman olan, Allah tarafından lanetlenmiş, kovulmuş
ve cehennemlik bir yaratılandır.
4-Peki nedir bu iblisin kattığı ?
*Düz mantıkla hemen cevaplayalım ve derine inelim. Düz
mantık, Nebi ve resul ne istedi ise onu bozmak. Detaylandırırsak da ; İnsanları
kurtuluşa çağırmaları bozmak, çağrıyı etkisizleştirmek, ayetleri yamultmak,
insanları kendi gibi cehenneme sürüklemek v.s v.s çok daha fazlasını
söyleyebiliriz sizlerde biliyorsunuz. Kısacası Yüce Allah ne dedi ise tersi.
Şimdi toparlayalım. Demek ki şeytan Yüce Allah'ın dosdoğru
yolundan insanları saptırmak ister. Yüce Allah bunu bizlere öğretiyor. Ama Rabb'im
ayetlerini sağlamlaştırdığını da bu ayette bize bildirir. Kalplerinde hastalık
olanların ise bu şeytanın kattığını sınav vesilesi kılmıştır. Bu eğri yolda
kalan yani sınavdan geçemeyenleri de zalim olarak tanımlar.
Akletmeye devam edicez bitirmedik. Şimdi şeytanın ne
kattığına beraberce bakmak, detaylandırmak, akletmek isterim hep beraber. Şeytan
saptıracak, bunu yapması için de insanları ikna etmesi lazım. Şu an şeytan bir
vesvese verse bir put gösterse günümüz sözde Müslümanları bile gidip bu puta bu
devirde tapınmazlar, bu şekilde kandıramaz. Bu sözde Müslümanlar zaten doğru
yolda olmamalarına rağmen bu kandırma yöntemi doğru olmayacaktır. İşte şeytan
bizi görmediğimiz yerden görür ve Aldatıcı bizi Allah ile aldatır ayetleri bize
bu gerçeği açıklar. Şöyle ki;
Şeytan döneme göre hile kullanır. Yani nabza göre şerbet
verir. Dönem vardı Hristiyanlar İsa'ya (haşa) Allah'ın oğlu dedi, dönem vardı
Yahudiler Üzeyir’e (haşa) Allah'ın oğlu dedi, dönem vardı meleklere dişil
isimler takıldı onlara tapıldı, dönem vardı, din diye kız çocuklar toprağa
gömüldü tüm bunlar uyduruk dinler adına yapıldı.
Şimdi bu dönemde şeytan veya velisi veya hazır askeri gelse
sizi veya beni yada sözde de olsa Müslümanım diyen birini bunlarla kandırabilir
mi, kandıramaz. Kur'an varken de inananları zaten kandıramadı. Taki peygamberin
ölümünden uzun yıllar geçtikten sonra bakın bunlar peygamberin sözleri diye şeytan
kendi velilerine bu uyduruk hadisleri yazdırdı, yazmaları için vesvese verdi. İnsanlara
para kazanmak veya izzet sahibi olmalarını telkin ederek mezhepler,
halifelikler uyduruldu gibi gibi.
Şimdi işte yok Kur'an anlaşılmaz yok Kur'an açık değil, yok
hadis Kur'an'ı açıklar, yok peygamberimi öteliyorsunuz gibi safsatalarla asıl
İslam'ın yerini bu uyduruk dinler almış ama daha da acısı bunu İslam
zannetmeleridir.
Şimdi aldatıcı bizi Allah ile ile aldatmış mı, Rabb'im
bizleri uyarmasına rağmen, şimdi şeytan bizi, bizim onu görmediğimiz yerden
görmüş mü, Rabb'im bizi uyarmasına rağmen. Tek gerçek olan Kur'an'dır ve her
şeyden örnekler bizlere apaçık verilmiştir. Tek kaynak Kur’an’dır, O’ndan
sorulacaz.
*
25/29 "Ant olsun ki bana öğüt geldiği halde,
beni o sapıttı." Şeytan, insanı yalnız ve yardımsız bırakır!
Şeytan hakkında yeni öğretilerimiz. Şeytanı dost edineni
şeytanın yoldan çıkardığını öğrenmiştik. Bu ayetimizde de iblise uyanın,
iblisin o kimseyi yalnız ve yardımsız bıraktığını anlarız. Nasıl yalnız kalır
insan ve nasıl yardımsız kalır üzerinde lütfen akledelim. Kendi çıkarımımızı
yapalım. Şahsım adına ise ben şunu söyleyeyim bu insanlara Yüce Allah ne
dünyada nede ahirette yardım etmeyecektir ki dünyada da ahirette de tek
sığınağımız tek yardımcımız Yüce Allah’tır.
*
26/221 Şeytanların kimlere indiğini size haber
vereyim mi?
26/222 Bütün iftiracı günahkarlara inerler.
26/223 Onlar, kulak verirler ve onların çoğu
yalancıdırlar.
26/224 Ve o şairler;
onlara azgınlar tabi olur.
26/225 Onların her vadide nasıl şaşkın şaşkın
dolaştıklarını görmüyor musun?
26/226 Onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
26/227 Ancak inananlar, salihatı yapanlar, her zaman
Allah’ın öğüdünü dinleyenler ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini
savunanlar1 hariç. Zulmedenler, nasıl bir alt üst oluşla, alt
üst2 olacaklarını yakında bileceklerdir.
Bu ayet grubunda ise Rabb'imiz şeytanların kimlere musallat
olduğunu, kimlere musallat olmalarına izin verdiğini öğretir bize ve kimlerin
muaf olduğunu.
Eğer bizde bu gruptaki kimseler gibi olursak elbette şeytan
bize musallat olacaktır.
26/224 deki şairler elbette bildiğimiz şiir yazan şairler
değildir. Yani bildiğimiz şairlerdir ama farkları vardır. Bunlar da anladığım
kadarıyla diyar diyar gezen ve şiir yazıp okuyan kimselermiş, ama bunlar
yapamayacakları şeyleri söyleyen şaşkınlarmış.
Çünkü şair diye çevrilen kökü Şin-Ayn-Ra olan kelimenin kök
anlamları, bilgi sahibi olmak, farkında olmak, bilmek, farkına varmak, fark
etmek, algılamak, hissetmek, sezmek, şiirleştirmek, haber vermek, bilinçli
olmak gibi anlamlara gelir. İşin içinde şeytan olduğuna göre ve şeytanın
amacının da ne olduğunu Yüce Allah bize öğrettiğine göre şöyle anlamlandırmak
doğru olacaktır.
Şeytanın saptırdığı, şeytanın velisi olan bu kimselerin
doğruyu da bildikleri farkında oldukları halde bir veya birden çok sebeple
işlerine gelmediği için, doğru yoldan insanları saptırmak için şiir yazıp,
gezerek bu şiirleri okuduklarını, şiir yolu ile sanat yapıyoruz diye alttan da
hak yoluna saptırma mesajları veren kimseler olduğunu anlıyorum şahsım adına.
Muhtemelen de bu kimselerin hepsi yada bir kısmı bazı kesimlerce bilinen,
tanınan insanlar olmaları muhtemeldir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
Bir çok hurafeler üretenler, bilmiyorum belki bu ayetten de
şiire bu şeytan işidir demesi muhtemel veya şaire şeytan bu demesi muhtemeldir,
ben şahit olmadım ama olasıdır.
Çünkü net biliyorum ki 48/29 da ki simalarındaki secde
izleri cümlesini okuyup alnını yere vura vura alnında iz çıkaran da var, 8/35
ayetindeki onların salatları ıslık, çalmak ve el çırpmaktı, bu da küfürdü diyen
ayeti tamamen yanlış anlayıp da el çırpmak ve ıslık çalmak günahtır diyen de.
İşte bunlar arınmadan Kur’an’a dokunduklarından, maalesef ki Kur’an’ı tamamen
ıskalamışlardır.
Şimdi elbette benim bildiğim hiçbir şiir bu gruba girmez
ama bu zihniyetle yani insanları saptırmak amacı ile yazılan şiirler var ise
bunu yazanda şiirin kendisi de bu ayet grubuna muhataptır.
Daha kapsamlı düşünürsek Yüce Allah’ın yolundan saptırmaya
çalışan, insanlar tarafından tanınan tüm meslek grupları yani sanatçılar bu
sanatlarını doğru yoldan saptırmak için kullanırlarsa eğer, işte bu kimseler
26/224 deki şairlerdir. Şiir olur, şarkı türkü olur, tv yayını olur, video
yayını olur, herhangi mecradan halka sesleniş olur gibi gibi.
*
27/24 "Kendisini de toplumunu da Allah'ın yanı
sıra Güneş'e secde ederken buldum. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstererek
onları doğru yoldan alıkoymuş, bundan dolayı da doğru yolu bulamıyorlar."
Şeytanın saptırdığı Sebe melikesi ve toplumu örnekler Yüce
Rahman. Güneşi ilah olarak onlara kabul ettirmiş iblis, artık hangi hileler,
düzenbazlıklar ve yalanlarla bilemeyiz. Ama amacına ulaşmış diyebiliriz. Bu
konuda başarılı olmuş. Ayrıca bir detaya daha dikkat edelim bu sapmadan sonra
peşlerini bırakmamış bu yaptıklarını onlara güzel göstererek doğru yoldan hem
alıkoymuş hem de doğru yola dönmelerine de engel olmuş.
*
31/33 Ey insanlar! Rabb'inize takvalı olun. Ve
babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamadığı, çocuğun da babasına hiçbir şey ile
yarar sağlayamadığı günden sakının. Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya
hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile
aldatmasın.
Rabb'im ne dediyse doğrudur. Sadakallahü Doğru söyledi
Allah. Dünya hayatı ile aldanacağımızı söylerken Rabb'im şeytanın bizi bununla
da aldatabileceği mesajını verirken, bahsettiğimiz gibi süper bir mesaj verir.
Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.
Allah ile aldatılma detaylarını konuştuk ama önemlidir
kısaca üzerinden geçelim. Bize apaçık düşman olan iblis bizi, bir taraftan
yoldan çıkartırken bir taraftan da Allah yolunda olduğumuzu telkin eder. Bir
önceki 27/24 ayeti de buna bir örnektir veya giriş kısmında fuhuş örneğinde
gördüğümüz 7/28 örneğinde de olduğu gibi. Kur’an içinde çok örnekler vardır. Bu
Allah’tandır diye vesvese verir. Kişi Allah’ın hudutlarından çıkarken bunu
Allah için yaptığını sanır. Bahsettiğimiz gibi döneme göre çeşitli yollar ile
bunu yapar.
Çok uzatmadan günümüze de gelelim. Tamamı zan, tamamı
uydurma olan hadis söylentileri ile dinde hüküm koydurur, ayetleri nesh
ettirir, Yüce Allah kelamı dururken bu uydurmasyonlara inandırır, buna
inandırırken de, gene ayetler yamultulur ve bunlar peygamberin sözleri yapmak
lazım, bunlar Allah’tandır diye telkin eder.
Halbuki Rabb’imin ayetlerini okuyup aklını kullanan biri bu
tuzakları fark edecektir, Rabb’inin izni ile. İşte aldatıcının insanı Allah ile
aldatması en kısa anlatımı ile bu şekildedir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
34/20 Ve ant olsun doğru çıkardı onlar* üzerine
iblîs84 zannını/varsayımını; öyle ki tabi oldular ona**; dışında bir
fırka/bir grup; iman83 edenlerden.
*İnsanlar.
**İblîs'e.
34/21 Ve olmuş değildi ona* onlar üzerlerine
hiç bir sultân660; ancak bilindik kılmam içindir kimseyi (ki) iman47 eder
ahirete kimseden (ki) o (kimse) ondan kuşku/kuruntu/vehim içindedir; ve (senin)
Rabbin4 her bir şey üzerine bir Hafîz’dır613.
*İblîs'e.
Süleyman zamanından örnek veren Rabb'imizin bu örneği tüm
zamanları kapsar. İman edenlerden bir kısmının üzerinde şeytan zanlarla,
varsayımlarla vaatlerde bulunarak oyununu, amacını başarıyla gerçekleştirerek
dosdoğru yoldan çıkarmış ve kendine tabi olmalarını sağlamış. Dediğim gibi her
dönemde bu olay gerçekleşebilir.
Bu olayı bize anlatan Rabb'imiz, devamında da açıkça
belirtir ki, bu durum böyle oldu ama (şeytana uyma işi) şeytanın o sapan kimseler üzerinde bir
yetkisi, gücü, zorlaması yoktu. Kendi özgür iradeleriyle şeytana tabi oldular.
Bu hem iman edenlere hem de imandan sonra şeytana tabi olanlara aslında
sınavdı. Bir kanıt ve delille açıkça belli olsun iman eden de sapan da diye.
Bu yapılan seçimden doğacak sonuçların ahirette hesap
zamanı bizler için kesin kanıt niteliği taşıdığını anlarız. Demek ki en
adaletli Rabb'im inananı ve inanmayanı ayırırken, kendisi bilmesine rağmen
delillendiriyor. Başka ayetlerde de buna benzer işaretler var diye belirtelim
ve Rabb'imizin tüm ayetleri üzerinde akledelim lütfen.
Hani bir söz vardır ya şeytana uydum. Evet şeytana uydun
ama bunu diyerek sıyıramayacaksın ahirette. Uyduğun şeytan zaten cehenneme
gidecek sende yandaşı olarak azabı paylaşabilirsin eğer ondan sıyrılmazsan.
Uçurumdan düşen birinin can havli ile birine tutunup onu da düşürmesi gibi.
Yapılması gereken Yüce Allah’ın hudutlarında kalmak.
Şeytanın vesvesesinden Allah kelamına tutunmak. Bunun içinde Kur’an okumak,
anlamak, çalışmak, analitik düşünmek, inandığın şeye delille, kanıtla inanmak
olacaktır.
İblis zaten cehenneme atılacak, uzaklaşmak lazım. Uçurumun
kenarında olup düşecek kişi için ise Allah kelamı ile kurtarmaya çalışalım ama
bu arada Yüce Allah’ın ipine sımsıkı sarılalım ki bizi de uçuruma düşürmesin,
düşüyorsa da kendi seçimi kendi düşsün. Yüce Allah’ın hidayet etmediğine kimse
hidayet edemez.
*
35/5 Ey
insanlar! Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.
35/6 Kuşkusuz
şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin. O kendisine
uyanları alevli ateşin halkından olmaya çağırır.
Rabb'im kendi sözünün doğruluğunu, dünya hayatının aldatma
vesilesi olabileceğini, aldatıcının bizleri Allah ile aldatabileceğini,
şeytanın bize düşman olduğunu öğretir.
Ayrıca yeni öğretiler nasip eder. Eğer o bize düşman ise elbette ayetteki mesaj
gibi bizde ona düşman olmalıyız. Zaten şeytanın tek
işi de bizi ateşe çağırmaktır diye öğreniriz.
Kur'an bizi en güzel mekan olan cennete çağırırken, ateşe
çağıranın velileri, hazır askerleri olmaya çabalamak, yarışmak nasıl bir
ironidir. İnsan her istediğinin olduğu bir mekan için yarışacağına, şeytan ile
alevli ateşe girmek için birbiriyle yarışıyor. Doğru yoldan gitmek varken
uçuruma atlıyor. Kendisi için kolayı zorlaştıryor, zoruda kolaylaştırıyor.
Adem’in hatasına düşmeyelim. Rabb’i onu bağışladı fakat
Rabb’imin azabından kimse emin olamaz. Aynı hatayı/hataları bizde yapmayalım.
Klavuzumuz yalnız Biricik Kur’an olsun ki Yüce Allah’a doğru şekilde, Rabb’imin
izni ile klavuzlanabilelim.
*
36/60 Ey Ademoğulları! Ben, size "Şeytana
kulluk etmeyin, o sizin için apaçık düşmandır, diye uyarıda bulunmadım
mı?"
36/61 Bana kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
36/62 Ant olsun ki sizden birçoklarını saptırdı. Sizde bunu anlayacak akıl yok muydu?
36/63 İşte, uyarılmış olduğunuz Cehennem budur.
36/64 Kafir olduğunuz için bugün oraya girin!
Ademoğulları tüm insanlığa hitaptır. Yalnız erkeklere
değil. Şeytanın apaçık düşman olduğu ve bunun uyarısı yaptığını ahiret
evreninde bizlere söyler Yüce Rabb'imiz. Dosdoğru yolun Yalnız Yüce Allah'a
kulluk etmek olduğu söyleyen Rahman aynı zamanda da şeytanları veya başka
şeyleri ilah edinenlerin olduğu mesajını verir. İnsanlardan çoğunu da şeytanın
saptırdığını belirten Rabb'imiz sizde bunu anlayacak akıl yok muydu diye bir
nevi azarlar kanaatindeyim bir nevide herkesi cennetine koymak isteyen
Rabb'imizin şeytana uyanlara kızgınlığıdır kanaatindeyim. En doğrunu Yüce Allah
bilir. Bu söyleminden yaratılış özelliğimiz olan akıl ile bu şeytanın
tuzaklarından kurtulabilecek donanımı
bize verdiği anlarız, elbette Yüce Allah'ın klavuzluğunda. Şeytana uyanların
kafir olduğunu belirterek, ben sizi uyardım sonucunu da söyledim.
Şimdi uyarıldığınıza girin yani cehenneme der. Bu olay
olacaktır arkadaşlar. Herkes bunu düşünsün lütfen. Hangi grupta olmak
istersiniz. Bu ayete muhatap ve Yüce Allah'ın hitap ettiği bu grupta mı yoksa
bu ayete muhatap olmayacak ve hiç bu konuşmayı duymayacak olan grupta mı? Kararınızı verince verdiğiniz karar
doğrultusunda gayret gösterip hak etmeniz dilek ve temennilerimle. Yüce
Allah'ında sizin özgür irade ile seçtiğiniz ve çabaladığınız yol için kararınız
doğrultusunda istediğiniz gibi dilemesini umarım.
Umarım aklederek seçiminizi yaparsınız. Akledenlerin
doğruyu yanlıştan ayıracak aklı vardır, sizde bunu anlayacak akıl yok muydu
grubuna girmezler, bunlar Yalnız Kur'an diyenler olacaktır. En doğrusunu Yüce
Allah bilir.
*
38/41 Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Bir zamanlar
Rabb'ine seslenmişti: "Şeytan bana dert ve azap dokundurdu."
Şeytan dert ve azap dokundurabiliyor veya bana dokunan dert
ve azapta beni isyana teşvik ediyor, nankörlük için vesvese veriyor, tahammül
etmemi zorlaştırıyor, kuşkuya düşürüyor diye de anlamlandırabiliriz. Bu elbette
dünya hayatı ile ilgilidir.
Her iki çıkarımım detaylandırılabilir. En doğrusunu Yüce
Allah bilir.
*
38/71 Hani Rabb'in meleklere: "Ben çamurdan bir
beşer yaratacağım." demişti.
38/72 Onu
biçimlendirip, ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!
38/73 Bunun
üzerine meleklerin tamamı, hep birlikte secde ettiler.
38/74 Ancak
iblis etmedi. O kibirlendi ve zaten o kafirlerdendi.
Doğru çeviri : O büyüklendi ve oldu kafirlerden
38/75 "Ey İblis! İki elimle yarattığım şeye
secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü taslıyorsun, yoksa kendini çok
mu üstün görüyorsun?" dedi.
38/76 "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten
yarattın, onu çamurdan yarattın." dedi.
38/77 "Oradan çık! Sen kesinlikle
racimsin." dedi.
38/78 Lanetim, Din Günü'ne kadar senin üzerindedir.
38/79 İblis: "Rabb'im! O halde yeniden dirilme
gününe kadar bana süre ver." dedi.
38/80 Allah, "Peki süre verilenlerdensin."
dedi.
38/81 Zamanı bilinen güne kadar.
38/82 İblis: "Öyleyse, izzetine ant olsun ki
onların hepsini azdıracağım." dedi.
38/83 Ancak içlerinden muhles kulların hariç."
Kısaca konu bağlamı ile ilgili öğretilerin üzerinden
geçelim. İblis Rabb'inin emrine uymadı. 38/74 deki zaten o kafirlerdendi
çevirisi yanlıştır. O büyüklendi ve oldu kafirlerden doğru çevirisidir ki
mantıklısı da budur ama mantıklı olduğundan değil ayetin doğrusu bu şekilde
olduğundan belirttim. Büyüklük, taslamış, kibirlenmiş şu veya bu sebepten direk
Allah'ın bir emrine karşı gelmiş olduğunu bunu da kendini saygı göstermesi
istenen yaratılandan, daha üstün gördüğünden yaptığını anlarız. Oy saki her
ikisini de Allah yarattı, yaratan yarattığını bilmez mi? Saygı göster dediğine
göre dediğini yapmak gerekmez miydi? Oysa şeytan kendisinin daha hayırlı
olduğuna kanaat getirmiş.
İşte bazı kimseler de büyüklük tasladığından Yüce Allah'a
kulluk etmediklerini başka ayetlerde bize Rabb'imiz zaten bildiriyor.
40/60
Rabb'iniz: "Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeye
büyüklenenler, horlanmış olarak Cehennem'e gireceklerdir." dedi.
Ayrıca bildiriyor ki;
17/37 Yeryüzünde
büyüklenerek yürüme! Sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin.
*Bu ayetteki yürüme mevzusu bu şekilde olma, bu şekilde
kalma, bu duyguyla hareket etme diye anlaşılmalıdır. Bu şekilde dolaşma manası
da bulunmaktadır. Kendini bir şey sanma, Allah’a döneceğini unutma, yeryüzünde
kazandıklarının hepsi de, sen de dahil Rabb’inindir mesajını verir.
Bu olaylar sonrasına Rabb'im şeytanı kovmuş, lanetlemiş ve
bu lanetlemenin hesap gününe kadar üzerinden gitmeyeceğini söylemiş. Zaten
hesap sonrası da cehenneme atılacağını öğretti bizlere. Ve iblis bunun üzerine
Yüce yaratıcıdan izin ister. Kıyamet/kıyam zamanına kadar bir süre ister. Bu
süre zarfında da insanları saptıracağını söyler tabii bunun iznini de verir
Rabb'im. Ancak muhles kullara ulaşamayacaksın diye de belirtir.
Kur'an bütünlüğünden biliyoruz ki şeytanın musallat olacağı
kafirler hakkında zaten söz hak olmuştur. İnanlar içinde bu iblisler sınav
vesilesi olacaktır. Her iki grup içinde alacakları karşılıkları için delil ve
kanıt olacaktır. Bunları detaylandırmıştık, bu ayet grubunda üzerinde durmayacağım.
*
43/36 Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız
olursa, Biz ona bir şeytan salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur.
43/37 Şeytanlar, onları doğru yoldan saptırdıkları
halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
43/38 Nihayet o Bize geldiği zaman: "Keşke
seninle aramız iki doğu uzaklığı kadar uzak olsaydı." der. Öyleyse bu ne
kötü bir arkadaşlıktır.
43/39 Bugün, pişmanlığınız kesinlikle size bir yarar
sağlamaz. Kendinize haksızlık yaptınız. Siz azaba da ortaksınız.
Şeytanların kimlere salınacağını öğreten ayetlerimizdir.
Aynı zamanda da bu kişilerin şeytan ile yakın arkadaş olduklarını da öğreniriz.
Çok önemli öğretiler devam eder. Kişi Rabb'inin öğüdüne duyarsız kaldı
sonrasında şeytan buna arkadaş oldu ama şeytanın işi bitmedi. Yoldan çıkardığı
gibi birde bu kişiye doğru yolda olduğunu sanmasını sağlar. Bu nedenle kişi
doğruya ulaşamaz. Bir bakıma aşılamaz bir set çeker. Elbette Rabb'im dilerse
hem bunu yapamaz hem de kişi bu seti aşar.
Şeytan ile arkadaşlığın o kişi için çok kötü olduğunu
vurgulayan Yüce Rahman'ımız hesap gününe de doğru yolu bulamamış ve şeytan ile
arkadaş olarak geldiğinde kişi elbette bu arkadaşlıktan dibine kadar pişman
olacaktır ama iş işten geçmiştir. Hesap günü pişmanlık işe yaramayacak, ikinci
bir şans verilmeyecek, ne yaptıysanız onun karşılığını alacaksınız, Yüce Allah
değil kişi kendine haksızlık yapmıştır. Nasıl şeytanla kafa kafaya verip
arkadaş olduysanız işte göreceği azaba da ortaksınız.
Bu azaba ortaklık aynı azaba dönüşümlü, nöbetleşe girmek
olarak düşünmeyin. Her kez kendi azabında olacak. Demek istenen şeytanda azap
görecek, o azaptan sende göreceksin.
Bu ayetler size bir şey çağrıştırdı mı bilmiyorum ama bana
ekstra bir şeyler örnekliyor. Bilmiyorum hiçbir hadisçi veya sünnete inanan
biri ile bir diyaloğunuz oldu mu. İşte bu kişiler hem bu ayete muhatap
olacaklar ki hem de bu ayetler onların aynasıdır. Hatta Kur'an'ı bilen ama hadis
diyenler bile işte Kur'an açıktır, her şey yazar, ondan sorulucaz v.s. gibi her
detayı bildiği halde bu söyleminin arkasına hadis söylentilerini söylüyor. Yaw
arkadaş hani Kur'an diyordun söylediklerin zaten Kur'an yeter demekti, işte
Rabb'im diyor ya, nasıl döndürülüyorlar veya nasıl çevriliyorlar işte böyle.
Kendini doğru yolda olduğunu sanıyorlar, saptıkları halde,
şeytan ile arkadaşlar ama anlayamıyorlar, Aldatıcı Allah ile aldatmış ama
aklını kullanamıyorlar. Burada kimseyi rencide etmemek adına isim vermiyorum. Bu
verdiğim örneğin İsmi de videosu da bende saklı kalsın. Şu kadarını söyleyeyim
belki de çoğu kişinin tanıdığı, genelde Kur'an'dan bahseden ama araya hadisleri
sokuşturan bir kimseden bahsediyorum. Böyle birçokları da mevcut. Dileyen
olursa mail yolu ile video linkinide verebilirim.
Ayrıca 43/38 de bahsedilen iki doğuya dikkat çekmek
isterim. Bu bir terim yada deyim işte olabildiğince uzak olsun der ayet
diyenler olsa da tamamen katılmıyorum. Çünkü bu mana çıkabilmesine rağmen bence
Rabb’im daha derin bir mesaj verir. Düşünürsek keşke uzaklığımız iki doğu kadar
olsaydı diyen kimse ahirettedir fakat dünyadayken bu şekilde olsaydı demek
ister.
Dünyada 2 doğu olamayacağına göre, Rabb’im burada dünya
harici başka gezegenler ve bu gezegenlerde yaşam olduğu işaretini veriyor. Bu
evrendeki dünya gezegeninin doğusu ve başka bir evrendeki başka bir gezegenin
doğusu gibi düşüncemizin ötesinde bir uzaklıktır aslında bahsedilen.
Bu birkaç kelimeden uzayda yaşam olduğunu nasıl
çıkartıyorsun diye düşünebilirsiniz. Bu konu hakkında Rabb’im nasip ederse
bahsedicem. Başka ayetlerimizle de destekliycem. Bu çıkarımım sadece bu ayetle
sınırlı değildir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
43/61 Kuşkusuz
o, kesinlikle o Sa'at için bir bilgidir. Sakın ondan kuşku
duymayın! Bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur.
43/61 Ve innehu le
ilmun lis saati,
fe la temterunne biha vettebiuni, haza sıratun mustekim.
ve innehu : ve şüphesiz O leilmun : ilmidir lissaati : saatin
43/62 Sakın
şeytan sizi alıkoymasın. Kuşkusuz o, sizin için apaçık bir düşmandır.
43/61 deki O için birkaç değişik fikir vardır. Muhammet,
İsa yada Kur'an. Kur'an olması ihtimali daha yüksek gibi düşünüyorum çünkü, Ve şüphesiz
o ilmidir kıyametin sözünden Kur'an olduğunu anlıyorum. Fakat buradaki hu
zamiri ise kişi zamiridir. Detaylı bakmak lazım, konu bağlamına girmediğinden
yüzeysel baktım. Bilgi olarak vermiş
olayım.
Apaçık düşman olan şeytanın neyden alıkoyduğunu anlamak
için 43/61 e baktığımızda, Saatin varlığından alıkoyar, saatin gerçek
olmasından alıkoyar ve şüphe içinde bırakır. Saatin varlığından şüphe duyan, inanmayan
ve o saat geldiğinde kutsal kitapların anlatısı dışında bir şeyler olacağına
veya olmayacağına inanmanın ahirete inanmamak olduğunu ve bunun da şirk
olduğunu ve bu kimsenin de cehenneme gireceğini Biricik Kur'an'ımızda Yüce
Allah bizlere öğretiyor. Anlarız ki iblisin bir oyunu da budur. Bizi şüpheye
düşürüp sonrasında da alıkoyarmış. Şüpheye düşürdüğü de alıkoyduğu da Yüce
Rabb’imin dosdoğru yoludur, hak öğretileridir.
*
47/24 Onlar, Kur'an üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa
kalpleri üzerinde kilitleri mi var?
47/25 Kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan
sonra, ona sırt dönenleri, şeytan aldattı ve onları boş ümitlere yöneltti.
47/26 Bu, onların, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen
kimselere: "Bazı işlerde size uyacağız." demeleri nedeniyledir. Allah,
onların gizlediklerini biliyor.
Kur'an bir ders kitabıdır. Bu ders salattır ve salat da
müminler üzerine vakitli bir kitaptır. Rabb'im Onlar diye bahsedilenler kimler
47/24 öncesi ayetlerine bakınız. Bu kimseler Kur'an üzerinde düşünmüyorlar mı,
yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var demesinin bize yansıması Kur'an
üzerinde düşünün, çalışın, anlayarak okuyun, analitik karar verin gibi bir çok
detay verirken kalplerinde kilit olanların da Kur'an'ı anlamayacakları mesajını
verir. Devam eden ayetlerde de doğru
yolun yalnız Kur'an'da olduğu, ve bu yolun Kur'an'da açıkça belirtildiğini
söyler ayrıca Kur'an’dan yüz çevirenlerin de şeytan tarafından boş ümitlerle
boş vaatlerle aldatılanlar olduğunu bize bildirir. Bunun nedeninin de bu
kimselerin de böyle doğru yoldan uzaklaşmalarının sebebinin de Yüce Allah'ın
ayetlerine, sırt çevirenlere uydukları olduğunu bizlere öğretir. Ve bunu da
gizlerlermiş, ama Yüce Allah'tan elbette gizleyemezler.
Bu mesajların haricinde müthiş bir mesaj daha bu
ayetimizdedir. Şeytanın bizi saptırması için Kur'an'dan bizi koparması lazım.
Kur'an'dan kopmayan şeytana uymaz. Kur'an'ı anlayarak okuyan, çalışan, anlayan,
doğru yolda olmak için Kur'an harici hiçbir şeye hüküm koydurmayan bir kimse
için şeytan bir tehdit değildir. Belki sınav vesilesi olabilir, bu kişiye sokulmaya
çalışabilir ama Rabb'imin ayetleri ile onu mahvederiz, arkasına bakmadan kaçar,
tuzakları boşa çıkar ki elbette Yüce Allah'ın dilemesi ile.
Demek ki Kur'an'dan koptuğumuz zaman şeytan için,
taraftarları, velileri, hazır askerleri için açık hedef haline geliyoruz. Yüce
Allah'ın kelamlarına sadık kalmadan demek ki kedinin fareyle oynadığı gibi
bizimler oynuyorlar. Yoldan çıkartıyorlar, yetmiyor bu eğri yolda kalmamızı
sağlıyorlar, yetmiyor bu eğri yolu güzel gösteriyorlar, yetmiyor bu eğri yolu doğru yol sanmamızı sağlıyorlar, yetmiyor
tüm bu günahları Allah için yaptığımızı sanıyoruz ve gene yetmiyor bu şekilde
ölmemizi ve cehenneme gitmemizi sağlıyorlar, bu amaçlar için ellerinden geleni
yapıyorlar.
İşte bu, Kur'an harici dinde hüküm koyucular ve bu hüküm
koyuculara uyanlar, bunları yayanlar var ya acaba ateşe karşı ne kadar
dayanıklıdırlar. Gerçi ateşe sabretseler de sabretmeseler de onlar için bir şey
değişmeyecek.
*
57/14 İman Edenlere, "Biz sizinle beraber değil
miydik?" diye seslenirler. İman Edenler, "Evet, ama siz kendinizi
fitneye düşürdünüz, bekleyip, kuşku duydunuz. Allah'ın emri gelinceye kadar
tutku ve kuruntularınız sizi aldattı. Ve o ğarur da sizi Allah ile
aldattı." dediler.
Aldatıcının Allah ile aldattığını öğreten başka bir
ayetimiz. Burada ğarur, aldatmak, yanlış yönlendirmek, aldatmasına izin vermek,
yanılmak, aşırı kibirli olmak, pervasız, şaşırtıcı, şaşırmak, gafil avlamak,
hazırlıksız yakalamak, tehlike anlamlarına gelmektedir.
Ahiret evreninde iman eden ve kafirler arasında
gerçekleşecek olan bu konuşma bizlere anlatır ki, kafirler iman edenlere bizde
sizlerle beraberdik derler. Belki bir kurtuluş yolu aramaktadırlar belki de
içinde bulundukları durum için hüsranda olup neden cehennemi hak ettikleri
anlayamadıkları bir noktada da olabilirler kanısındayım.
İman edenlerde cevap verir; Ölüm gelene kadar aldatıcı sizi
Allah ile aldattı, aklınızı kullanamadınız, sizi fitneye düşürdü ancak
beklediniz ve kuşkulandınız ve yine aklınızı kullanamadınız. Kendi tutku ve
kuruntularınız kullanarak aldatıcının sizi Allah ile aldatmasına izin verdiniz.
Bu sizin kendi özgür iradeniz ile yaptığının seçimin sonucudur demektedirler.
Ayette aklınızı kullanmadınız diye bir şey yazmaz. Bu benim
çıkarımımdır. Çünkü Rabb’im her şeyi apaçık belirtip, akıl ve özgür irade
vermiştir. Rabb’imin öğütlerine uymayıp, apaçık düşman olan şeytana uyup
cehenneme atılmak aklı kullanmamaktır, aklı başkasına kullandırtmaktır,
başkasının aklı ile hareket etmektir, ahmaklıktır diye şahsi bir yorum yapmak
isterim.
*
58/19 Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah'ın
öğüdünü onlara unutturdu. Onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Dikkat edin!
Şeytanın taraftarları kesinlikle kaybedenlerdir.
Onlar kim önceki ayetlere bakınız. Onlar kısaca ateş
halkıdır ama önceki ayetleri mutlaka okuyunuz çok detay var. Allah'ın
ayetlerinden sapanları şeytan kuşatıp, Yüce Allah'ın öğüdünü unuttururmuş.
Öğüt, zikirdir yani Kur'an yani kutsal kitap. Bu kimseler aynı zamanda şeytanın
taraftarlarıymış. Taraftar hem taraf olmayı hem de yanında yokken de onları
desteklediklerini aynı görüşte olduklarını hem de aynı kaderi paylaşacaklarını
işaret eder kanaatimce. Bu taraftarların kazanma şansı olmadığını, şeytan gibi
hep kaybeden taraf olduğunu da Rabb'imiz bizlere öğretir. Bu yolda taraf seçmek
durumundayız. Rabb’im orta yolu tutanlar olmamamızı da belirtir. Biraz ondan
biraz bundan olmak doğru değildir.
5/66 Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve
Rabb'lerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı hem üstlerinden
hem de ayaklarının altından yiyeceklerdi. İçlerinde muktesid bir topluluk var.
Ve onlardan çoğu da kötü işler yapıyorlar.
*muktesid
: orta
bir yol benimsemek, arabulucu bir pozisyon, arabulucu olarak hareket etmek gibi
anlamlara gelir. Başka bir çok anlamı da vardır.
Tarafımızı seçelim net ve kesin bir kaybeden mi yoksa
dünyanın güzel sonunu elde edebilmek için yarışmak mı?
*
59/16 Onların
durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. İnsana: "Kafir ol." der. Ne var
ki insan Kafir olunca da: "Kesinlikle ben senden uzağım, ben alemlerin
Rabb'i olan Allah'tan korkarım." der.
59/17 Her
ikisinin de sonu, ateşin içinde sonsuza dek kalmaktır. İşte zalimlerin cezası
budur.
Onlar kim önceki ayetlere bakınız. Şeytan hem kişinin kafir
olması için uğraşır, elinden geleni arkasına koymaz sonra da kişi istediği gibi
kafir olunca da ben senden uzağım alemlerin Rabb'inden korkarım dermiş, ne
tezat değil mi? Şeytan ve saptırdıklarının yeri gene cehennem diye belirtir
ayetimiz.
Şeytan Yüce Allah katında irade verilmiş bir yaratılmış
olduğunu ayetten anlarız. Aksi takdirde Rabb'ine karşı gelemezdi ? Düşününce
kendi de ne istediğini bilmiyor gibi değil mi? Bence de şaşırtmaya çalışması
yanında kendi de şaşırmış bir şekilde hareket ediyor diye düşünüyorum.
Buraya kadar öğrendiklerimiz doğrultusunda yaptığı ve düşündüğü şeyler tutarsız diye düşünüyorum? Tek tutarlı tarafı insanları yoldan çıkarıcam deyip büyük ölçüde başarılı olmasıdır. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
67/5 Ant
olsun ki Biz, yakın gökyüzünü kandillerle süsledik. Onları, şeytanlar için
asılsız şeyler söyleme malzemesi yaptık. Onlar için ateşin azabını hazırladık.
Burada Rabb'imin dediği anladığım kadarıyla yıldızları falan kullanarak fal bakan, burç uyduran, kahinlik yapanlardır. Çünkü yakın gök der ayette. Bu manada el falı, kahve falı v.s de bu işin içine girdiği kanaatindeyim. Şeytana malzemeymiş bunlar için ateş hazırlanmış diye bizlere öğretir. Kur’an’da gök (sema), gökler (semavat) ve yedi gökler (seb’a semavatin) neresidir, Rabb’imiz bu kavramları kullanırken tam olarak nereyi işaret etmiştir, anlamamızda fayda vardır, bu kelimelerin geçtiği ayetleri anlayabilmemiz adına büyük önem taşır.
*
81/25 O, taşlanmış şeytanın sözü değildir.
Kur'an kovulmuş, taşlanmış, lanetlenmiş olan şeytanın sözü
değildir der Rabb'imiz. Yani Kur’an’daki sözler boş değildir, boş vaatler boş
sözler değildir, hepsi Yüce Allah’tandır ve hepsi doğrudur.
Önceki ve sonraki ayetleri okursanız neden bu cümleyi
söylemiş net anlarsınız. Şeytan apaçık düşman ise Kur'an'da şeytanın sözü
değilse düz mantıkla olaya basic baksak bile net diyebiliriz ki Kur'an'dan
çıkarsak saparız.
*
Hamr ve meysir konusunu detaylı inceleyeceğiz. Dünyadaki hamr nedir
cennetteki hamr nedir, farkı nedir. Meysirin meysir olabilmesi için, meysir
olarak kabul edilebilmesi için oluşması gereken şartlar nelerdir Rabb’im nasip
ederse konuşacağız. Ayeti anlama bakımından kısaca bahsedeyim.
Hamr aklı örten şeylerdir. İçkide olabilir, madde de olabilir, bu konuya
aşırı, sevinç veya üzüntüde girer eğer aklı örtme derecesinde olursa. Meysir
ise kumar ve şans oyunlarıdır. Kelime anlamı olarak kolay, zor olmayandır.
Kolay ve emeksiz kazançları kapsayabildiği gibi kriterleri vardır konuşcaz.
Ayetimize gelirsek, şeytanın arzusundan bahseder Rabb’imiz. Ne arzu edermiş
bu iblis. İnsanların arasında husumet, düşmanlık olsun, kavga gürültü ve
öldürme olsun istermiş. Bunu yaparken ki yolu ise insanları hamr ve meysire
yönlendirirmiş. Anlarız ki bu yolda olan insanları daha kolay yönlendirebilirmiş.
Aklı örtülen ve kolay kazanç peşinde koşan insan Yüce Allah’ın hudutlarında
dışında olur ve şeytanın oyuncağı olurmuş.
Çok önemli öğretiler devam ediyor lütfen dikkat edelim. Şeytanın başka
arzusu da insanı Allah’ın zikrinden ve salattan uzaklaştırmaktır.
Şimdi Allah’ın zikri Kur’an’dır. Salatda Kur’an okumak, çalışmak,
öğrenmektir ama bu salat müminler üzerine vakitlidir. Yüce Allah’ın Kur’an’ının
dışına çıkılınca açık hedef olduğumuzu anlamıştık. Korumasız kaldığımızı,
şeytana oyuncak olduğumuzu anlamıştık. Salatda vakitli Kur’an çalışmaktı. Yani
Allah kelamını devamlı okuyup hafızada canlı tutmaktır. Bu iki konuya sarılınca
Yüce Allah’ın hudutlarında kalıyorduk ve şeytan bizlere yanaşamıyordu,
yanaşsada onu Allah kelamı ile mahvediyorduk bunu da ayetlerimizden öğrendik.
İşte şeytan bizi bunlardan uzaklaştırmak istiyor ki Allah kelamından sıyrılalım
dilini sarkıtıp soluyan üzerine varsan da varmasan da bu durumda kalan köpek
gibi olalım.
Rabb’im ayetin sonunda der ki ben açıkça anlattım size, öğrettim neyin ne
olduğunu öyleyse bunlardan geri duranlardanmısınız? Soru hepimize tüm
öğrendiklerimizden sonra geri duranlardanmıyız ?
Şöyle bir soru akla gelebilir. Allah’ın zikri Kur’an ise, salat da Kur’an
çalışmak ise arada ne fark var ki Yüce Allah ayrı belirtmiş. Bu salat başka bir
şey olabilir mi?
Kendimden örnekle izah etmeye çalışayım. Kur’an çalışmaya başlamadan Kur’an
okumaya başladım tabii ki bildiğim, anladığım dillerde. Fakat o zamanlar salat
kavramına çalışmadığımdan tam anlamlandıramamıştım. Sonra Kur’an’ın gerçek
salatının ne olduğunu anlayınca bu ve buna benzer ayetlerin tecellisini de
anladım.
Şöyle ki Kur’an okuyordum bazen bir günde 3 veya 5 saat. Ama bakıyordum
arada bir gün veya üç beş gün hiç okumuyordum. Ama salat müminler üzerine
vakitli bir kitapmış. Günde iki defa salatı ikame etmek için Kur’an’ın başına
oturduğumda her gün Kur’an okuduğumu ve aksatmadığımı farkettim. O gün Kur’an
okuyayım yada okumayayım, Kur’an çalışayım yada çalışmayayım günde 2 defa Kur’an
okuyordum. Yüce Rabb’imin ayetleri hep hafızamda canlı kalıyordu.
Anladım ki Yüce Allah Kur’an okuyun diyor ama salatıda ikame edin diyor ve
bu ikisi aslında farklı şeyler. Salat Kur’an’ın devamlılığıdır. O zaman
geldiğinde mutlak yapman gereken bir görev olmuştu benim için. İşte ondan Rabb’im
salatı ayrı tutmuştur bir çok ayetinde. İşte ondandır salat müminler üzerine
vakitli bir kitap. Bir şeyi kendine vakitli bir görev edindiğinde aksatmadan
yaparken, görev edinmediğin şeyi ise uzun süre aksatabilirsin.
Örneklendirmeye çalışayım. Eminim ki bir çok kişi yaşamıştır. Spor yapmak
istiyorsun. Diyorsun ki gün de 1 saat evde spor yapıcam her gün. Bakıyorsun ki
bir zaman sonra 2 güne çıkmış 3 gün beş gün derken bırakmışsın. Ama spor
salonuna yazılıp bunu kendine görev edinirsen günü ve saati geldiğinde
ordasındır ve uzun soluklu olur.
Spor salonuna da yazılsa kısa bir süre gidip de bırakalalar vardır.
Bunlarda Rabb’imin 4/142 ayetindeki istemeye istemeye salata gidenler ve/veya
dışarıya hoş gözükmek için giden aslında gerçek amaçları salata gitmek olmayanlardır
diye örnekleyebilirim.
ŞEYTANDAN
ALLAH'A SIĞINMA
2/67 Ve
dediği zaman Musa kavmine: “Doğrusu Allah emreder sizlere ki kesersiniz
bir sığır”; dediler: “Bizleri bir alay konusu mu edinirsin?”; dedi (Musa):
“Sığınırım Allah'a; cahillerden olmaktan.”
Yüce Allah Musa'ya kavmin sığır kessin diyor. Musa'da
kavmine ilettiğinde Musa'ya alay mı ediyorsun diyorlar. Musa bir peygamber ve
Yüce Allah'ın emrini iletmesine rağmen
bu şekilde bir tavırla karşılaşıyor ve burada Yüce Allah'a bir sığınma ihtiyacı
olduğunu anlıyor ve cahillerden olmamak için Rabb'ine sığınıyor. Bu kavmin
cahillik ettiği anlayan Musa Yüce Allah'a sığınması gerektiğini de anlıyor.
Tabii ki Yüce Allah'ın ona öğrettiklerinden biliyor.
Bu sığır kesme mevzusu geçen ayetlerde ayrıca Yüce Allah’ın
bir kınaması mevcuttur. Şekilciliğe takılmamayı da bu ayetler bizlere öğretir.
Her şey Kur’an’da vardır. Kur’an hudutları belirler o hudutlar içinde Rabb’im
rahmetinden dolayı bazı şeylerin detayını vermez ve bizlere bırakır.
Sığır kesin demiş Allah kesin işte. Yok nasıl sığır olsun,
yok rengi ne olsun, yok niteliği nasıl olsun yaw sığır kes, kes işte. Eğer
Allah isteseydi rengini şunu bunu söylerdi. Ama sığır kes demiş, kes arkadaşım.
Günümüzden şöyle örnekleyelim. Oruç tut. Oruçluyken yeme,
içme ve cinsel ilişkiye girme der Rabb’imiz ayetlerinde. Gerisini rahmetinden
bize bırakmış. Yok sakız çiğnenir mi, yok diş fırçalanır mı, yok denize girilir
mi, yok ağız çalkalanır mı, yok aşı olunur mu saçma saçma bin tane soru bir de
bu soruların alt kolları var. Örneğin sakız şekersiz olsa veya erimeyen sakız
olsa veya çiğneyebilirsek yutarsak ne olur falan filan. Aynı bu 2/67 ayetindeki
kimseler gibi şekilcilik yaparlar.
Bu şekilcilikten de işte bu din adamı denen beyin
yamyamları nemalanır. Her konuda bir şeyler atıp tutarlar. Sana Rabb’in neyin
ne olduğunu söylemiş daha nerde ne arıyosun. Emri veren Allah, kabul edecek
yada etmeyecek de Allah. Dediğini dediği şekilde yapmaya çalış, aç bak Kur’an’a
anladığın şey mesela sakız çiğnemek yeme içmeye girmez diye yorumlarsan, bu
şekilde için rahatsa çiğne. Allah ile senin aranda. Kur’an’dan bunu anladım
dersin artık hüküm Rabb’inindir. Eğer sakat olduğunu da düşünürsen yapmayıver
oruç zamanı, bu kadar basit.
*
7/200 Ve
eğer gelirse sana kışkırtma; şeytândan29 bir kışkırtma; öyle ki sığın Allah'a; doğrusu O bir Semî’dir41; bir
Alîm’dir8.
41/36 Ne
zaman şeytan kötü bir dürtüş ile seni dürtülecek olursa hemen Allah'a sığın. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her
Şeyi Bilen'dir.
16/98 Öyle
ki kıraat578 ettiğin zaman Kur’an’ı; öyle ki sığın
Allah'a racîm411 şeytândan29.
Üç ayette de şeytandan Allah'a sığınırım de demez. Başka
herhangi bir ayette de sığınırım de demez. Nedir mesajımız Allah'a sığın. Bu
manada çalışmamızın başında da dediğim gibi hiçbir bilgiye sahip olmadan, açıklayıcı
bir kitabımız bir yol göstericimiz olmadan yani bilmediklerimizi bize Kur'an
ile öğreten yüce Yaratıcının kitabından öğrenmeden boş boş eüzü besmele çekmek
anlamsızdır.
Konuştuğumuz örneklediğimiz gibi kutsal kitabı okumayan
biri fuhuşun yapılmaması gerektiğini bilmez yapar. Ama yapılmamasını Yüce
Allah'ın kelamından öğrenen bu durumda yapmaması gerektiğini bilir, sığınma
ihtiyacı doğar ve Yüce Allah'a sığınır yani eüzü besmele çekmek yerine kitapta
ona öğretilenleri uygular, yani takva ile kötü bir işten kendini korur nasıl
davranacaksa Yüce Allah ona nasıl öğrettiyse ona yapar. Bilenle bilmeyen bir
olur mu. Tüm bunları bilmeden sığınma talebi akılsızlıktır. Böyle duruma
düştün, ne olması gerektiğini de biliyorsun, bu duruma düşmemek, bu durumdan
kurtulmak, takvalı kalabilmek için elbette Yüce Allah'ı çağır, ona sığın, ona
sığınma talep et bu manada eüzü besmele de çekebilrsin sıkıntı değil. Zaten
Allah'a sığınmak demek Allah'ın buyruklarına uymak sınırlarında kalmakla
olacaktır aksi asla düşünülemez.
Bu şimdi şuna benzer. Bir sınava gireceksin ama zerre kadar
bilgin yok. Kalkıp ben bu sınavdan geçicem demen ve sadece bunu söylemekle sınavdan
geçeceğini beklemek gibi. Yada 5. katta çıktın, atlamadan Allah beni korur ben
Allah'a sığındım beni öldürmeyecek demen gibi. Yaw Yüce Allah'ın sünnetullahı
var. Yerçekimi. İnsan vücudunun belli bir yükseklikten yere çarpınca başına
gelecek olan belli, öleceksin işte onu demen seni kurtarmayacak.
Elbette Yüce Allah ölmeni dilemezse 10. kattan atlasan da
ölmezsin ama Allah'ın sünnetullahı belli, bunu biliyorsun başına gelecekte
belli. Aynı bunun gibi Allah'ın hudutlarını bilmeden eüzü besmele çekmek de bu kadar
mantıksızdır. Bilmiyorsan bilmediklerimizi zaten Yüce Allah Kur'an'da bize
öğretiyor, aç da bak bir zahmet ve bir zahmet aklını dereye al, aklını başkalarına
kullandırıp, akılsızca başkalarının peşinden gitme.
Kıyrtırık bir mesaj dahi gelse telefonuna açıp bakmıyor musun,
merak edip okumuyor musun. Ey akıl sahibi, Tüm alemlerin yaratıcısı seni
ilgilendiren bir mesaj göndermiş, Kur'an'ı göndermiş hiç mi merak edip
bakmazsın, hiç mi aklını kullanmazsın.
Bu eüzü besmele ile ilgilide detayları verelim. Öncelikle
söylenilen bu cümle söylendiği şekilde Kur'an'da geçmemektedir. Kur'an'da
geçmeyen, geçen ile geçmeyen karıştırılan, o ayetten bu ayetten alınıp
birleştirilen şeylere çok dikkat etmemiz gerektiğini açıkça belirteyim. İlk
bakışta iyi veya normal gibi gözükmesine rağmen içine şirk bulaştırılmış oluyor
genelde. Bu kullanılan kelimei şahaadet dedikleri cümle gibi. Salat konusunda
Rabb’im nasip ederse detaylandırıcam. Şimdilik şunu söyleyeyim bu cümle şirk
içerir.
Bu konu detayında eüzü besmele söylemek her hangi bir sorun
oluşturmuyor, ama bu tarz harmanlanan şeylerin bir çoğunda sorunlar vardır.
Burda anlatmaya çalıştığım Yüce Allah'ın kelamlarından bir haber olup da sadece
bir cümle söyleyip Yüce Allah'a sığınma beklemek akılsızlıktır, şahsi
kanaatimce. Elbette Yüce Allah dilerse koruyacaktır fakat Kur'an bütünlüğünden
anladığım kişinin çalışmasında fayda olduğu ve Yüce Allah'ın dilemesinin
genelde hak edene olduğunu anlamamdır, en doğrusunu Yüce Allah bilir.
Euzu billahi mineşşeytanirracim ve Bismillahirrahmanirrahim'
2/67 Ve iz kale musa li kavmihi innallahe ye'murukum en
tezbehu bakarah, kalu e tettehızuna huzuva, kale euzu billahi en ekune minel cahilin.
euzu sığınırım billahi Allah'a
21/82 Ve mineş
şeyatini men yegusune lehu ve ya'melune amelen dune zalik, ve kunna
lehum hafızin.
mine den (ön sözcük) şeytan şeytan/iblis
16/98 Fe iza kare'tel kur'ane festeız billahi mineş
şeytanir racim.
racim taşlanmış,kovulmuş, lanetlenmiş (recmedilmiş)
Bismillahirrahmanirrahim'
Kur'anda 114 kere kullanılmıştır. Bunların 112 si numarasız
ve 2 tanesi numaralıdır. Numaralının ilki fatiha suresinin başında ve diğeri
27/30 da geçer.
Kur'an 114 sure, 6234 ayet ve 112 numarasız besmele ile
toplam 6346 ayet bulunur. Ayrıca 77401 kelimedir.
Bismi : Adıyla/ismiyle Allah: Allah er Rahman : Rahman/dır er
Rahim: Rahim/dir
*
23/97 De
ki: "Rabb'im! Şeytanların etkilemelerinden Sana sığınırım."
23/98 "Rabbim!
Benimle yakınlık kurmalarından Sana sığınırım."
Mis gibi değil mi. Allah'a sığınmak için eüzü besmele
çekiyorsun ya, ayetlerden kelimeler toplayıp bir araya getirerek. Rabb'im
bizlere zaten öğretmiş. Zaten öğrettiği şeyi değil de kendimiz bir şekilde bir
şeyler üretmeye çalışmanın başka sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Elbette
Kur'an'ı bir ders kitabı olarak çalışıp dersler çıkaracağız. Demek istediğim bilmediklerimizi
bize öğreten Yüce Allah, eğer şeytandan sığınmak adına bir şey söylemek
istiyorsan demiş ki, de ki Rabb'im şeytanın etkilemelerinden sana sığınırım,
Rabb'im benimle yakınlık kurmasından sana sığınırım. Böyle de demiş zaten.
Rabb'imden iyi mi bilicez. Bunu dememiş olsa bak Kur'an'dan şeytana sığınmak
için ne diyeyim diye.
Apaçık şeytandan Allah’a sığın diyen Rabb’im, nasıl
sığınacağımızı bize öğrettiği gibi ilahi yardım için Kendisine nasıl çağrı
yapacağımızı da net öğretmiştir. Allah’ı çağıracaksak 23/97 ve 23/98 de bize
öğretilen şekilde çağırmamız doğru olacaktır.
*
7/201 Doğrusu kimseler (ki) takvalı21 oldular
(Allah’a) temas ettiği zaman onlara bir
tavaf/dolaşma* şeytândan29; zikrettiler78 (Allah’ı); öyle ki o
zaman onlar bakanlardır/görenlerdir**.
*Şeytânın musallat olması.
**Şeytânın kışkırtmalarını rahatlıkla görürler, anlarlar.
7/202 Ve
onların kardeşleridir* (ki) genişletirler/uzatırlar* onları
sapkınlığa; sonra peşlerini bırakmazlar*.
*Şeytânlar.
Rabb'imiz bize apaçık düşman olan iblisi anlatmaya,
öğretmeye devam ediyor. Öğrenelim ki oyunlarına, tuzaklarına gelmeyelim. Yüce
Allah'a sığınabilelim.
7/201 de Yüce Allah'a takvalı olan kimseye şeytan uğrasa
bile, temas etse bile, saptırmaya yeltense bile Allah'ı zikerederse (zikir
çalışmasına bakınız) yani Yüce Allah'ın öğretilerini bilirse, hatırlarsa yani
Kur'an'ı bilirse işte o zaman bu kimse bir saptırma için bir şeytanın kendisine
musallat olduğunu açık ve net bir şekilde anlar. Üzerinde durmaya çalıştığım
noktalardan biride tam budur. Şeytandan Allah'a mı sığınacaksın, Kur'an
bilicen, Rabb'imin kelamlarını, hudutlarını bileceksin. Nokta.
Eğer böyle olmassan da 7/202 der ki; şeytan sizin
kardeşiniz olur, istediği yere çeker, istediğini yaptırır. Yani artık belki
kaba olacak ama tasmayı şeytana vermiş olursun, nereye götürürse oraya
gidersin. Bu arada konuşcaz Rabb'im nasip ederse.
Tavafıda yanlış anlıyan kendine hacı diyen müşrikler,
(müşrik diyorum hac konusunda izah edicem inşaallah) bir taş yapının (neden taş
yapı diyorum hac konusunda bunuda konuşcaz) etrafında ipini koparmış deli dana
gibi dönüp dururlar.
Oysaki tavaf, ziyaret etmek, uğramak, gezmek gibi
anlamlarına gelir ki bu kelimenin anlamında boş boş etrafında dön diye bir
anlamı yoktur. Ayrıca hac da delillerle tartışma, kongre demektir tüm bunları hac
kavramında çalışcaz. Kısaca söyleyeyim yeri geldiğinde konuşuruz Rabb'im nasip
ederse şu anda hac diye yapılan şeyin Kur'an'da bahsedilen ile uzaktan yakından
alakası yoktur. Kendine Müslüman diyenler gaflet ve aymazlık içindedirler ve
Rabb'im eski bir kavimden örnekleyip kınadığı ve cezalandıracağını söylediği gibi
yaptıkları şeyler o zaman insanının ibadet diye el çırpıp, ıslık çalmalarından
bir farkı yoktur. Aynı şu anki gaflet ve aymazlık ibadeti olan yat kalk
egsersizi gibi. Bunu da Rabb’im nasip ederse delilleri ile salat konusunda tüm
kavramlara bakarak detaylandırıp netleştiricez.
*
8/11 Sardığı
zaman sizleri O’ndan (Allah'tan) bir emanet/güvenlik (veren) uyuklama; ve
indiriyordu üzerinize gökten bir su; temizlemek içindi sizleri onunla; ve gidermek
içindi sizden şeytânın29 riczini698; ve bağlayıp
rabıtalamak699 içindi kalplerinizin üzerini; ve sabitlemek içindi onunla
ayaklarınızı.
699Bağlantı,
ilişki, birbirini tutma, birbirine destek olarak bütün olarak durma. Kalplerin
üzerinin rabıtalanması 8:11 ayetinde işaret edilmiştir. Belirli bir amaç için
insanları gönül bağlarıyla bağlamak anlamındadır. Uyduruk tarikatlarda müridin
uyduruk şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması uydurmasıyla asla ilgisi
yoktur.
698Pislik,
kirlilik, temiz olmama, cezalandırma gerektiren durum.
Savaş zamanındaki bir olaydan bahseden ayetimizde anlarız
ki insanlara bir rehavet çökmüş, bir umut ve güven eksikliği baş göstermiş.
Bununda şeytanın riczi yani pisliğinden olduğunu anlarız. Şeytanı pis veya pislik
yayan olarak anlıyorum Rabb'imin bu ayetinde. Bu ricz yani pislik elbette
maddesel değil manevidir. Yalnızca Rabb’imin yolu iyiyi ve güzeli emrederken şeytanda
tam tersi fuhuş, çirkinlik, fenlalık, kötülük gibi pis ve pislik için vaatlerde
bulunur. İşte şeytanın pis olması ve pislik yayması bu manadadır.
Bu şeytanın pisliğinden arındırmak için oradaki insanları
bazı şeyler nasip etmiş Rabb'leri. Konu bağlamında konuşacağımız şeytanın pislik
saçtığı yani bizi doğru yoldan uzaklaştırdığıdır. Birde bu ayette rabıta
kelimesini yanlış anlamayalım. Uyduruk inançlarındaki gibi uyduruk muridlerin,
uyduruk şeyhciklerinin kalbini Allah'a bağlaması, yada uyduruk muridin
odaklanıp veya dua edip rüyasında şeyhciğini görüp ondan şefaat aldığına
inanması gibi sapkın bir şey değildir. Rabıta bağlantı, ilişki, birbirini
tutma, birbirine destek olma, bütün olmadır. Kalplerin bağlanıp
rabıtalandıklarını işaret eder Rabb'imiz ayetinde.
*
12/33 "Ey Rabb'im! Zindan bana, bunların
istedikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden
savmazsan, onlara kanıp cahillerden olurum." dedi.
Yusuf’un kıssasıdır. Evinde hizmetli olduğu kadın Yusuf ile
beraber olmak istediği konu kısmından bir ayettir. Yusuf tabii ki Yüce Allah'ın
kelamını biliyordu. Yapmaması gerektiğini de ve nasıl davranması gerektiğini
de. Fakat hizmetlisi olduğu kadının istediğini yapmamak için neden Allah'tan
yardım istedi, Allah'a sığındı, Allah'tan sığınma talep etti.
İşte burada ayetleri bilsek de hem kendimizi güvene almak
hem o konudan kesin kurtulabilmek hem de insan gücünü aşan bir konu için Yüce
Allah'a sığınabiliriz, Yüce Allah'a çağrıda bulunabiliriz. Çünkü Allah'ın
kelamını biliyor, nasıl davranacağımız biliyoruz, kesin kurtuluş için ve/veya
gücümüzü aşacak, bir konuda elbette ve illaki ve de kesin Yüce Allah'a
sığınmalıyız, ilahi yardım almak için Allah’ı çağırmalıyız. Hatta kendi
gücümüzde olan bir konu içinde Yüce Allah'a sığınmalıyız. Ummalıyız ki Yüce
Allah bizi en doğru olana yapmaya yöneltin.
Bu ayet özelinde buradaki şeytan bu evin hanımıdır. Yusuf’u
saptırmaya, yoldan çıkarmaya, Yüce Allah'ın hudutları dışına çıkarmaya, günah
işlettirmeye çalışıyor. Dediğim gibi şeytan insandan da olur başka şeylerden
de. Burada kadınlarımız alınmasın, bu ayet özelinde konuştum. Kadınlar şeytandır
falan ASLA demiyorum. Ayet bir kadın üzerine örneklediğinden bu şekilde
yorumladım, erkek üzerinden olsaydı da erkek şeytandır derdim ki kadın veya
erkek fark etmeksizin insanlardan da şeytanlar, şeytanın velileri ve şeytanın
hazır askerleri vardır.
*
38/17 Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi
kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a
yönelirdi.
38/44 Ve eline bir deste al, onunla yola koyul ve
hanis olma. Biz, onu sabredici bulduk. O ne iyi kuldu! O, her zaman Allah'a yöneldi.
38/17 Muhammed'e öğüt veren Rabb'imizin bu ayetine bizlerde muhatabız elbette. Her zaman her konuda, her yerde ve her şart altında Yüce Allah'a yönelinmelidir. Bu da sığınmadır. Allah'a yöneldiğimiz her an Yüce Allah'a sığınmışız demektir. Yüce Allah' yönelme, Rabb'ime Rabb'imin belirledi kul olmanın kuralları içinde kul olmak, Kur'an'ın hudutlarında kalmaktır, takva ile korunmaktır. Yüce Allah'ın hudutlarını Kur'an'dan öğreniriz. Bu hudutlarda kaldığımız her an aynı zamanda Yüce Allah'ımıza sığınmış oluruz. 38/17 de Davud peygamberi örnekleyen Yüce Rabb’imiz, 38/44 de ise aynı manada Eyyub peygamberi örnek verir.
39/38 Yetkili
kılınmadıkları halde Allah'ın ayetleri hakkında ileri geri konuşanların
kalplerinde, hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri bir büyüklenme tutkusu vardır. Sen,
Allah'a sığın. O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.
51/50 "O
halde Allah'a sığının! Ben, sizin için O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir
uyarıcıyım."
Allah'a sığınmamız gerektiği belirten, öğreten bir
ayetlerimiz.
*
39/38 Onlara: "Gökleri ve yeri kim
yarattı?" diye sorsan, "Elbette Allah." Diyecekler. De ki:
"O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz ilahlar, eğer Allah bana bir
sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel olabilirler mi? Veya Allah bana bir
rahmet dilese, buna engel olabilirler mi?" De ki: "Allah bana
yeter!" De ki: "Sığınıp güvenmek isteyenler, yalnızca O'na sığınıp güvensinler."
Mekkeli müşrikler üzerinden örnekleyen Rabb'imizin bu ayeti
de tüm zamanları kapsar. Kur'an zamanı sonrası, şimdi ve dünya yok olana kadar kileri.
Şirk konusunda inceledik konu bağlamını alalım sadece, Yüce Allah sıkıntıda
dilese, rahmet de dilese ne dilerse dilesin O'ndan gelecek bir şeye müdahale
etmeye, değiştirmeye, engellemeye şuna veya buna hiçbir şekilde hiç kimsenin
gücü yetmez. Neyi, nasıl, ne kadar ve kime dilerse o, o şekilde tecelli eder. O
bakımdan her şey için Yüce Allah inanan birine yetecektir. Burada Allah bana
yeter diye öğretilen ve bunu söyleyen Muhammet’tir o yüzden inana yeter dedim.
Elbette herkese ve her şeye gücü yeter Rabb'imizin.
Ve vurucu işaret geliyor dikkat. De ki diyor nebiye
Rabb'imiz, sığınıp güvenmek isteyenler yalnızca O'na sığınıp güvensinler. Dünyada
da ahirette de tek sığınağımız Yüce Allah'tır. Kesindir, değişmezdir, nokta. Dünyada
Rabb'imin hudutlarında kalarak ve O'na sığınarak başarıya ulaşabileceğimiz,
Yüce Allah’ın yardım edeceği gibi kimsenin yardım edemeyeceğini bilmemiz çok
önemlidir.
Elbette bu yardım ve sığınma ilahi bir yardım ve
sığınaktır. Ahirette de tek sığınağımız Yüce Allah olacaktır. Uzaklaştırırsa
ateşten O uzaklaştıracak, orda da kötülüklerden koruyacaksa O koruyacak,
cennetine alacaksa da O alacak, iyiliklerimize misli ile karşılığı O verecek,
suçlarımızı örtecekte, günahlarımızı bağışlayacak da O’dur, hatta ahirette bize
nur nasip edip yolumuzu sağlayacak da Yüce Allah'tır.
57/12 O
Gün, Mü'min erkekleri ve Mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında
olduğu halde koşarlarken göreceksin. "Bugün müjdeniz; içinde sürekli
kalacağınız, içinden ırmaklar akan Cennetlerdir. İşte bu büyük kurtuluştur."
17/72
Dünyada kör olan, ahirette de kör olacaktır. Yol bulma bakımından körden daha
şaşkın olacaktır.
*
Şeytandan Yüce Allah'a sığınma konusunu incelemeye çalışsak
da aklımıza gelen her şeyden de Yüce Allah'a sığınabiliriz. Peki bu sığınılması
gerekenler için Rabb'imiz şerefli Kur'an'ımız da işaretler vermiş mi ona
bakalım. felak ve nas surelerimizi okuyalım.
113/1 De ki: “Sığınırım yarılışın204 Rabbine4”
113/2 Şerrinden205 yarattığının.
113/3 Ve şerrinden205 karanlığın206; çöktüğü
zaman.
113/4 Ve şerrinden205;
bağıtlara/akitlere207 tükürenlerin*.
*Bir şeye tükürerek, balgam çıkarıp tükürerek pisletmek,
saflığını/temizliğini bozmak.
113/5 Ve şerrinden205 bir hasetçinin208;
haset208 ettiği zaman.
*
114/1 De ki: “Sığınırım insanların Rabbine4.”
114/2 İnsanların Melikine96.
114/3 İnsanların İlâhına74.
114/4 Şerrinden205; gizlice fısıldayanın.
114/5 O ki fısıldar insanların göğüslerinde209.
114/6 Cinden210 ve insanlardan."
113/1 Sığınırım yarılışın Rabb'ine ,efendisine. Buradaki
yarılış, Yüce Allah'ın evrendeki her şeyi yarıp çıkarmasına işaret eder. Bu
şekilde bir yaratılış olduğunu anlarız.
113/2 tüm yarattılarının şerrdinden. Bu ayettede yaratılışa
işaret vardır. Ayrıca Her şeyi Allah yarattığına göre, Allah'ın her şeye gücü
yettiğine göre her şeyden de mutlak
Allah'a sığınmak kadar mantıklı olan bir şey yoktur.
113/3 karanlık çökünce, bu karanlığın şerrinden. Karanlığı
ve bu karanlığın çökmesine işaret vardır. Bu karanlık çökmesi illa gece-gündüz
gibi algılanmalı. Kur'an bütünlüğünde düşündüğümüxde bu karanlık şirk içinde
olanın karanlığı, ayetlerden sıyrılanın karanlığı, cehaletle sarmalanmış olanın
karanlığı, şeytanın çökmesinin karanlığı, Yüce Alah'a sığınamayanın karanlığı
gibi gibi çoğaltarak düşünebiliriz.
113/4 şerrinden bağıtlara/akitlere tükürenlerin. Yani
verdiği sözler, yaptığı anlaşmalar gibi bağlayıcı ve güvene dayanan iki veya
daha fazla taraflarca birbirleri arasında yapılan belli kurallara bağlı
kalmayan, sözlerinden, anlaşmalarından dönen. Gizli şekilde bu anlaşmaları
bozan.
113/5 şerrinden hasetçinin haset ettiği zaman. Haset
edenden de Rabb'e sığınılmalı. Bu haset eden, kıskançlık yapan bu duygu ve
düşüncelerle, birine zarar verebilir, tuzak kurabilir, arkasından iş
çevirebilir v.s. Böyle bir durumda veya oluşmaması adına Rabb'ne sığın der Yüce
yaratıcı.
*
114/1 Rabb'e
sığınma. Tüm alemlerin yaratıcısı ve efendisi olan, dönüşün yalnız O'na olacak
olana sığın.
114/2 İnsanların hükümdarına
114/3 insanların tek ilahına
114/4 nefsin içine gizlice kötülük fısıldayanın
114/5 o insanların gögüslerinde fısıldar. Yani bir önceki
fısıldama olayı aslında insanın içindedir. İnsanın içinde olan bir şeyin
fısıldamasıdır.
114/6 cinden ve insanlardan. Bu fısıldamayı aktifleştiren
etkenlerdir bunlar. Bir nevi tetikliyicilerdir.
Rabb'imiz bu surelerde de sığınma konusunda bizleri bilgilendirir. Eğer Rabb'imize kul olmanın kuralları içinde bilinçli olarak, şirk koşmadan yönelirsek, hem çağrılarımıza, dualarımıza hem de kendisine sığınma talebimize olumlu cevap verecektir kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
3Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama,
kale alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salât
edilen şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme. 4Efendi,
komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).
8Bilen.
9Bilge/bilgelikle hükmeden.
12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut
olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak
durmayı işaret eder. sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.
27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun
evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi
olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat
etmek/güvenmek.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu
evliyadır.
29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir
kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp
ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran
cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir.
Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan
uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran,
Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten
çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için
Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete
göre anlam verilmelidir.
36Şirk koşan.
Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile
birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların
astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında
dinde kitaplar edinmek.
37Güç yetiren.
38Sapkın, doğru
yoldan çıkan.
39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan
özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi
sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.
41İşiten.
43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek;
gönül borcu) sahibi olmak.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında
bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları
vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki
'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar.
İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.
50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber.
Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen
olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen
olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın
sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen fikir yürütebilen bir varlık
olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde
yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden
fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce
Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam
etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın
gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu
an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan
olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği
olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum
seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek
yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı
kaybetti.
54Sermaye. Yararlanma.
58Yumuşak huylu.
70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.
74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne
doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve
sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma
uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü
kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir
şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde
tecelli ettirendir.
78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce
Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere
hatırlatır.
81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.
84Yüce Allah'ın arşında bulunan kendisine irade verilmiş
olan bir varlık.
85Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var
olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu
sürece ölmeyen.
96Hükümdar/hünkâr.
124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece
Kur'an.
128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece
Kur'an demeyen herkes.
132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi
değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.
138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.
141İlgilenmek, alakadar olmak, kale almak, dikkate almak,
ilgiyle takip etmek, üzerlerine titremek.
142 O insana/insanlara ilgi-alaka gösterme, kale alma,
dikkate alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme.
148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin
dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya
bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması.
190Yüce Allah'ın
indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce
Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir
olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah
tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar
olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce
Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun
çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce
Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı
bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu
nedenle cehennemdedir.
200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat
etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek
kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla
değildir.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve
şartlar.
204Felak; yarmak, yırtmak, ayırmak. Yüce Allah’ın
evrendeki her şeyi ama her şeyi yararak-ayırarak yarattığını çok
iyi biliyoruz. Evrenin yaratılış anı olan Big Bang (Büyük Patlama) ile evren
yarılmış ve tek bir noktadan ortaya çıkmıştır. Evrenin ilk
enerjisi yarılarak temel 4 kuvveti oluşturmuştur. Şu an
içinde yaşadığımız evrenimizde hemen hemen her şeyin yarılarak çoğaldığını
gözlemliyoruz. Canlı organizmaların bölünmesi (mitoz bölünme, mayoz
bölünme, bakterilerin bölünmesi vb.), DNA’nın yarılıp
ayrılması gibi örnekler yaratıcının yararak-ayırarak yaratmasına örnek
gösterilebilir. Şafak da gündüzü geceden ayırdığı kelimenin anlamında
uyar.
205Kötülük, fenalık.
206Gâsık; karanlık, Allah’ın nurundan/aydınlığından
(Kur’an) uzak olma nedeniyle oluşan karanlık, gece karanlığı, ölüm esnasında
çöken karanlık, her türlü karanlık.
207Bağıtlar, bağıtlaşmalar, bağlar,
antlaşmalar, sözleşmeler, birliktelikler, söz vererek
birleşmeler.
209Göğüs kafesi içinde bulunan kalpte.
210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e
secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu.
Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını
çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları
cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul
etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi.
Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur
bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak
yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu
1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2.
şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin
yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine
verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese
verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister.
İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı
haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden
ve insanlardan doldururum sözü hak oldu. 210İblis ve onun soyundan olan
varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve
fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen
Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah
Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi.
Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e
meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan
insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş
başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan
günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2.
savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan
insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine
verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese
verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister.
İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı
haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden
ve insanlardan doldururum sözü
hak oldu.
212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden
yakın arkadaşlar.
217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.
218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul
edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın
arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır
demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu
antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.
226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.
237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır.
Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri
işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir.
Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık
ederler.
257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm
Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla
yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm
resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk
etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis
kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.
271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline
en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü
ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye
tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır,
kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.
276Bir şeyin aslını bozma; değiştirme. Bir kelime veya
ibareyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme.
280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş
kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm
uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk
ve huzur asla göremezler.
295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında
Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve
müşrik tüm Yahudiler.
301Dinî öğreti, dinî
inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat.
303 Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler
içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha
detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.
304Ahmaklık, aptallık, budalalık.
319Bağışlama, affetme.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.
359Kumar, şans oyunları. Kelimenin anlamı 'kolay/zor olmayan' olduğu için daha geniş anlamda kolay/emeksiz kazanç getiren her şeyi kapsar.
380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar
vb.
411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi
uzaklaşmış.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı
edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.
452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.
471Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup
deklere ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak
Türkçeye çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri
bilinemez, öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir
yanlış anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan
'bilindik yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir.
526Kur'an'ın indiği
dönemde Yüce Allah'a şirk koşarak iman eden kimselerin aracı ettikleri objeler,
semboller, idoller. O dönem için Lat, Menat ve Uzza.
548Ant içmek, yemin,
bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.
578Okumak, dikkatlice okumak, çalışmak, sesli olarak
okumak.
582Islak toprak. Suyla karışık toprak.
6077:13 ayetinden anlarız ki Yüce Allah'ın emrine isyan
eden iblîs önceden Âdem gibi bir cennetteymiş. Âdem ve eşinin temsil ettiği maddeden
yaratılan insanların yaşadığı bir cennet evreni vardır. İblîs ve temsil ettiği
türünün yaşadığı bir başka cennet evreni vardır. Bu iki evren birbirine
paraleldir. İsyan eden iblis ve türü yaşadıkları yüksek cennetten indirilmiş ve
çıkarılmıştır.
613Koruyan, muhafaza eden, gözeten, himaye eden, devam
ettiren.
645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz
çiftlerdir. Bak. 6:143-144.
660Yetki, salahiyet, otorite.
684 7:175-176.
ayetlerde dilini sarkıtıp soluyan bir köpeğin durumuna benzetilen, kendisine
ayetler verilmiş olan kimseden bahsedilmektedir. Bu kimsenin resûl Muhammed
öncesi yaşamış olduğu anlaşılır. İsrailoğullarından olması gerektiğini de
anlarız. Kendisine ayetler verildiğine göre anlarız ki bu kimse bir elçi/resul
olmalıdır. Bu kimsenin ayetlerden sıyrılarak yeryüzüne tamah ettiğini ve
hevâsına uyarak sapanlardan olduğunu anlarız. 7:176 ayetinde Rabbimiz dileseydi
bu kimseyi ayetlerle yücelteceğini bildirmiştir. Demek ki Rabbimiz
dilememiştir.
691İlk cennet evrenimizde iblisin kandırmasıyla Yüce
Allah'ın ilâhlık sıfatına ortak koştuğumuz ağaç. İblis bu ağaçtan tattığımızda
ölümsüzler olacağımız yalanıyla hepimizi kandırdı ve ilk cennet
evreninden çıkmamıza neden oldu. Bizler Yüce Allah'ı çağırmak
yerine bir ağaca bel bağladık. Ağacın bizlere ilâhi yardım edeceğine
inandık. Bu günahın bedelini ilk cennetten öldürülerek çıkarılmayla
ödedik. Ancak Rabbimiz yine bizim tevbemizi kabul etti ve bizlere 2. bir
şans verdi. Daha alçak olan bir evrene gönderildik. İblisle olan sınavın
2. periyodunu şu an yaşamaktayız.
692Homo Sapiens türünün bilgelik kazandırılmış insan çocukları. Erkek insanlar, kadın insanlar.
EN
DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder