22 Mayıs 2025 Perşembe

ARINMA / ŞEYTAN / ŞEYTANDAN ALLAHA SIĞINMA

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                              

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                          

                                                                                                                                 

                                                                                                                                 

ARINMA  / ŞEYTAN / ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞINMA                                                                                                          

                                                                                                                                 

                                                                                                                                 

Arınma, şeytan ve şeytandan Yüce Allah'a sığınma konulu bu çalışmamızda Rabb’imizin ayetleri üzerinde akletmeden önce kısa bir sohbet kısa bir giriş yapalım. Önce Kur'an'a göre arınma nedir kısaca ondan bahsedelim ve şeytan nedir onu anlayalım ki Allah'a sığınma konusu da kafamızda otursun.

Arınma kelime anlamı olarak bir şeyi kirletici, alçaltıcı veya yabancı unsurlardan arındırıp eski saf haline, bu kirlenmeden önceki durumuna getirme sürecidir. Arınmak da bu sürecin tamamlanmış halidir.

Felsefi anlamı da ruhun tutkulardan kurtulması manası taşımaktadır. Yalnız tabii biz Kur'an anlamına bakıcaz, Kur'an'da bahsedilen arınma ise kalemler halinde karşımıza çıkıyor. Mesela maldan arınma, günahtan arınma, kazançtan arınma gibi Şerefli Kur’an’ımızda kendini göstermektedir. Bir de kişisel ve/veya toplumsal manada arınma vardır. Bu arınmadan bu şekillerde bahsetmek elbette doğrudur.

Fakat bunlar büyük resmin küçük parçalarıdır. Kur'an'da bahsedilen büyük resim, asıl arınma şahsi kanaatime göre tüm kötü düşüncelerden, bizi kötülüğe sevk edecek düşüncelerden de arınmak ile beraber bundan da öte tüm Kur'an harici düşünce, görüş ve hükümlerden sıyrılıp Şerefli Kur'an'ımızı sadece Kur'an ile anlamaya çalışmak, ata diniymiş, hadislermiş, rivayetlermiş tüm hepsinden sıyrılıp sadece Yüce Allah neyi ne kadar demiş, yalnız Kur'an ile anlamaktır, anladığını da uygulamaktır arınma.

Anlamak ve uygulamak birliktedir, ayrılamaz. Anlayıp uygulamazsak veya anlamadan uygularsak bir arınma olmayacaktır. Anladığımız Kur’an’ı hayatımızda uygulamazsak anladığımızın bize bir yararı olmayacağı gibi anlamadan uygularsak da uyguladığımız şey Kur’an hükümleri olmayacaktır.

Şu an ki İslam dünyasının uyguladıkları, Kur’an’dan anladıkları değil, hadis söylentilerinin hükümleridir diye bir örnek verebiliriz.

Biricik Kur’an’ımızı yalnız Kur’an ile anlar ve uygularsak az önce saydığımız tüm arınma şekillerini de otomatikman anlamış, uygulamış oluruz. Şu ayetlerle ile örnek vereyim.                                                               

56/77  Kuşkusuz o, kesinlikle Kerim bir Kur'an'dır.

56/78  Korunmuş bir Kitap'tadır.

56/79  Ona arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz.                                                                                                

Bu üç ayette kitabımızın bir kerim Kur'an olduğunu ve korunmuş bir kitapta olduğumuzu anlamamızın yanı sıra konumuz bağlamında 56/79 a bakalım. Öncelikle bu meallerde temizlenmiş diye çevirirler, abdestsiz diye çevirirler, abdest almadan Kur'an'a dokunulmaz diye çevirirler ki bu ASLA doğru değildir. Bu Kur'an okunması insanlar için güçlük olsun diye kasıtlı yapıldığı kanaatindeyim. Başka bir görüş, vahiy gelirken bu vahye cinler müdahale etti, bir şeyler kattı dediler, bu ayet ona cevaptır, vahiy değişikliğe uğramadan indiğine kanıttır derler bu görüşe de (tabii ki vahiy değişmedi, katılmadığım kısım bu ayet buna cevap denen kısım) katılmıyorum.              

Bu ayette Rabb'imizin dediği arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz yani, arındırılmış olanların dokunması, Kur'an harici tüm hüküm koyuculardan kendini arındırmaya, Kur'an'ı sadece Kur'an ile anlamaya gayret gösterirsen Rabb'ime de bunu hak ettiğini ispat edersen o zaman Rabb'imiz dilerse seni tüm Kur'an harici düşünce ve yollardan arındırır işte o zaman Kur'an'ı ıskalamazsın, işte o zaman Kur'an'ı anlarsın, İşte o zaman Rabb'ime klavuzlanırsın,            işte o zaman doğru hak yoluna, tek Allah inancına şirksiz bir biçimde, halis, selim bir kalp ile, hanif olarak tevhid inancı ile arınmış ve arındırılmış olarak Kur'an'a dokunur, anlarsın. Bu ayet bunu anlatır. Görüşüm nettir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Şimdi şeytandan kısaca biraz bahsedelim, Rabb'imizin bize öğrettiği kadar. Şeytanı anlayalım ki sığınma mevzusunu daha iyi kavrayabilelim.                                                                                       

Şeytan kuyruklu, boynuzlu, elinde çatalı olan, kırmızı ve ateş saçan bir canavar elbette değildir, aynı meleklerin de uydurma tasvirinde ki gibi başına hale olan bir kadın olmadıkları gibi. Bunları bu şekilde tasvirleyen gerek kitaplar gerekse filmler vardır. Şahsi düşüncem bu şekillerde biçimlendirip asıl mevzudan bizi birazda olsa uzaklaştırmak istemeleri olabilir düşüncesindeyim. Mesela şeytanı cisimlendirip şeytan sadece bu, başka şeytan yoktur ve meleklerde bakın kadınlardır diye bize lanse ettirip İslam inancına bir gedik daha açma çabaları olduğunu düşünüyorum. Şeytan budur deyip başka şeytanlar olabileceğini düşünmememizi sağlamış olabilirler. Ve Yüce Allah ayetlerinde meleklere dişi varlıkların isimlerini veren müşriklerden bahseder, bu meleklere dişi görünümü verip servis edenlerde muhtemelen kendi inançlarını başkalarına empoze etme çabasında olanlardır diye düşünmeden edemiyorum.

Bu şahsi kanaatlerimin arkasından Yüce Rabb'im bize şeytanı nasıl anlatmış, ne demiş şimdi kısaca ve ana hatlarıyla üzerinden geçelim. Şeytanın tanımı ile başlayalım. Bozdurucu, saptırıcı, uzaklaştırıcı her şey Kur'an'a göre şeytandır. Elbette en büyük şeytan, iblisin ta kendisidir. Saptırıcı cinlerde şeytandır. Haktan/gerçekten uzaklaşan, sapan, doğru olanı bozan, doğrudan uzaklaşan, uzaklaştıran Kur'an'a göre şeytandır. Örneğin güneşin zararlı ışınları da birer şeytan olmakla beraber     Kur'an'ı saptıran, anlamını bozan hadis kitapları da birer şeytandır, bunlara tabi olan veya bunu yayanda, yazanda. Kur'an'da bu kelimenin geçtiği yere göre anlamını anlayabiliriz.

Şeytan, şeytanın askerleri, şeytanın hazır askerleri, şeytanın velileri, evliyaları diye gruplandırabiliriz. Şeytan şeytanın kendisidir, şeytanın askerleri kendi soyundan olanlardır, şeytanın hazır askerleri insanlardan oluşan, şeytanlar için çalışandır, şeytanın taraftarlarıdır, şeytanın velileri, evliyaları da gene şeytanlar için çalışan şeytanla kanka olan, arkadaş olan insan topluluklarıdır diye özetleyebiliriz.

Şeytanı neden tanımalıyız diye düşünenler için bir örnekle izah edeyim. Bir mücadeleye çıkacak bir boksör düşünelim. Önemli bir maça çıkmadan rakibin tanıması, rakibi hakkına bilgi edinmesi çok önemlidir. Rakibi hakkında, onlarla mücadele edenlerle konuşur, maçlarına gider videolarını izler. Rakibi hangi teknikleri kullanıyor, komboları nedir, zayıf yönleri nedir gibi. Bu bilgiyi de kendi deneyimlerine göre maçta üstünlük sağlamak için kullanır. Şeytanda bize apaçık düşmandır, bir mücadeleyeyiz onunla. İblis tüm gücüyle (Kur’an’da atlıların ve yayalarınla diye geçer17/64 de) bizi yoldan çıkarmaya çalışırken bizde tüm gücümüzle yolda kalmaya çalışırız. Bu mücadelemizde de iblis hakkında bilgimiz olması önemlidir. Bize nasıl yaklaşır, tuzakları nedir, vaatleri nedir, nasıl anlarız, nasıl kendimizi koruruz, zayıf yanı nedir v.s. bilmek elimizi güçlendirecektir, mücadelemizi kolaylaştıracaktır. İblisi alt etme noktasında elbette Yüce Allah’ın izni ile bize faydalar sağlayacaktır. Bilgi güçtür.

Ve bu bilgiyi Yüce Allah Şerefli Kur’an’ımızda bildirmiştir. Apaçık düşman olduğunu bildiren Rabb’imiz bu mücadelemizde bize yardımı olacak tüm detayları vermiştir. Bize düşen Biricik Kur’an’ımızdan bu en büyük düşmanımız ile ilgili bilgiyi, öğretiyi okumak, anlamak ve uygulamak olacaktır.

Bilmemiz ve aklımızdan çıkarmamamız gereken en önemli şey şeytan bizlere apaçık bir düşmandır. Rabb'imin emrine karşı gelip Adem'e saygı göstermediğinden (secde, beyinle diz çöküp boyun eğme)  beri Rabb'imin izni ile bize apaçık düşmandır. İşi gücü kendi gibi insanları da cehenneme sokmaktır. Ademi ve eşini bir kez kandırmıştır. Dikkat edelim bizlerde onun tuzağına düşmeyelim. Yöntemlerinden en vurucusu insanı tek affedilmeyecek şirk günahına sokma çabasıdır. Bunu da Allah'ın dosdoğru yolu olan kitaplardan uzaklaştırıp zanlara tabi olmamızı sağlamaya çalışarak yapar ki büyük ölçüde de başarılı olmuştur tabii ki Yüce Allah'ın izni ve bilgisi dahilinde. Şeytan bizi Allah ile aldatır ve bizim onu görmediğimiz yerden bizi görür. Bize vesvese verir, fısıldar, bizi yönlendirmeye çalışır ama en nihayetinde bir yaptırım gücü yoktur ve seçim bizimdir. Yüce Allah'ın muhles kullarına musallat olamazken doğru yolda olmayanların arkadaşıdır, Rabb'im bu kişilere salar şeytanları. Şeytanın kendisi cinlerdendir, dumansız bir ateş olan semumun alevinden yaratmıştır Yüce Allah ve bizim gibi onu yaratılışına tanık etmemiştir.

Tek tek ayet no vermedim. Tüm anlattıklarım Kur'an'dandır. Şüphesi olan baksın lütfen, hatta olmayan da baksın lütfen. Hepsini çalışmaya dahil etmeye çalışıcam. Bahsettiğim fakat çalışmaya dahil etmeyi unuttuğum ayet varsa, şunu söyledin ama çalışmada yok, delilin, kanıtın var mı diye mutlaka sorunuz, delillendirelim ayetlerimizden yada yanlışım varsa düzeltelim Rabb’imin ayetleri ışığında.

Evet iblis ile ilgili genel bir kanı oluşmuştur sanırım gelelim şeytandan Yüce Allah'a sığınma mevzusuna.

Şahsi kanaatim şeytandan Allah'a sığınma 3 kademeden oluşur.

İlk aşama sığınma ihtiyacının olduğunu anlamaktır. Bu aşamada herhangi bir durumda bunun şeytanın vesvesesi olduğunu anlayabiliyor olmamız ile mümkün olur. Eğer bunu anladıysak, ikinci aşamaya geçeriz. İkinci aşama da Yüce Allah'a sığınma ihtiyacı doğmasıdır. Şeytanın işi olduğunu anladık, arkasından sığınmamız gerektiğini anladık ve üçüncü aşama başlar bu da Yüce Allah'a sığınmaktır.

Şimdi bunu bir ayetle ve bir örnekle açıklayıp detaylandıralım daha iyi anlaşılsın.

7/28 Onlar bir fuhuş yaptıkları zaman, "Atalarımızdan böyle gördük ve Allah bize böyle emretti." derler. De ki: "Allah fuhşu emretmez. Hakkında bilginiz olmayan şeyleri mi Allah'a yakıştırıyorsunuz?"

           

Bu ayette bazı kimseler fuhuş yapmışlar, yapmalarının nedeni de atalarından böyle görmeleri, ataları da onlara, fuhuş yapmayı Allah emretti demiş. Yüce Allah’ta Ben fuhuşu emretmem, hakkınızda bilginiz olmayan şeyi bana mı yakıştırıyorsunuz der. Ayetten bir çok ders alabiliriz ama konu ile ilgili konuşalım.   

Gelelim şahsi kanaatim olan 3 aşamalı sığınma mevzusuna. Bu ayetteki kimselerin Allah'a sığınmaları için belirttiğim kriterlerin hiçbiri yok. Öncelikle fuhuşun Allah'ın emri olduğu yanılgısındalar. Bir fuhuş ortamı oluştuğunda ne yanlış yaptıklarının farkında olacaklar, nede şeytanın vesvesesi olduğunu anlayacaklar dolayısıyla ne sığınma ihtiyacı olduğunu anlayacaklar ne sığınma ihtiyacı doğacak nede sığınmak için bir şeyler yapacaklar değil mi? Ama Rabb'imin ayetlerini az çok bilen bir kimse üzerinden bu ayeti de referans alarak akledelim.

Bir fuhuş ortamı oldu. Rabb'imin ayetini hatırladı bu kimse. İlk aşama devreye girer ve bunun şeytanın vesvesesi olduğu anlar. Sığınma ihtiyacı olduğunu anlar. Sonrasında 2. aşamaya geçilir. Sığınma ihtiyacı doğar. Sığınma ihtiyacı olduğunu anlamadan sığınma ihtiyacı doğmayacaktır. Sonra 3. aşamaya geçilir. Bu günahtan Yüce Allah' sığınır. Bu işi yapmamasını Allah kelamından bilen bu kişi yine nasıl Yüce Allah’a sığınacak bunu da gene kutsal kitabından bilir.

Tabi bu süreçte bazı olmazsa olmazlar vardır. Şeytanın vesvesesi olduğunu anlamak ve sığınma ihtiyacı duymak içinde Yüce Allah'a sığınması gerektiği anda da nasıl sığınacağını bilmek te ancak Yüce Allah'ın kelamlarını bilmek ve hafıza da canlı tutmakla olabilir. 7/28 ayetini o yüzden örnekledim. Buradaki kimseler Yüce Allah'ın kelamından bir haberler, ata dinindeler üstelik bu yaptıkları kötü işi Yüce Allah emretti sanıyorlar ki inanın günümüz sözde Müslümanlığında da bunun örnekleri çoktur. Yalnız fuhuş olarak düşünmeyelim. Yüce Allah’tandır diyerek, dinde hüküm koydukları yüzlerce şeyden bahsediyorum. Yani Yüce Allah'ın kelamından habersiz olmak ve yaptıkları kötü şeyleri Yüce Allah'a dayandırmaktan bahsediyorum. 

Bu şeytandan yüce Allah'a sığınma mevzusu için bizim Yusuf peygamberimizin kıssasında bizler için güzel bir ders vardır. Her peygamberin kıssasından bizler için bir çok muhteşem         dersler vardır elbette ama bu konu bağlamıyla alakalı olduğundan örneklerdim. Yusuf zina yapmaktansa zindanda kalmayı tercih etmiştir. Bu olaydan Yüce Allah'a sığınmıştır. Yusuf kıssasına mutlaka bakalım.

Özetlersek Allah’a sığınmak Kur’an ayetlerini öğrenip devamlı çalışarak, hatırlayıp her durum da ve her olayda Allah’ın emrine göre, vahyine göre, Allah’a takvalı olarak, Allah’ın hudutlarından çıkmadan, kul olmanın kuralları içinde Yüce Allah’a kul olarak ve buna göre hareket ederek olur. Kendimizi vahiyle korumamız lazım, vahiyle korunanlardan olmamız lazım, Bunun içinde vahyi bilmemiz lazım. Bunun içinde Kur’an okumak, anlamak, çalışmak, öğrenmek lazım. Bunun da sürekliliği sağlayarak Yüce Rahman’ımızın kelamlarını hafızamızda canlı tutmak lazım. Salatlar ondandır ki müminler üzerine vakitli bir kitaptır. Görüldüğü gibi her yol Şerefli Kur’an’ımıza çıkıyor. 

Yoksa hiçbir bilgi üzerine olmadan, aydınlatıcı bir kitabımız veya yol göstericimiz olmadan hiçbir çabamız olmadan eüzü besmele çekerek Allah’a sığınmak, Allah’ım sana sığınırım demek doğru olmayacaktır. Takvalı olmak, şükretmek, çalışmak, gayret göstermek yok, hiçbir çaba yok, hiçbir hak etme çabası yok sonra Allah’ım ben sana sığınıyorum demek anlamsız olacaktır. Allah tabii ki sığınmayı kabul eder veya etmez bilemem ama gayret gösterip çaba göstermeden talep edeceğimiz karşılık için bir düşünmek gerekir. Bir atasözü vardır ne kadar ekmek o kadar köfte.  

Bu eüzü besmele olayından bahsedip giriş kısmımızı tamamlayalım. Bunu çalışmamızda detaylandırıcam ama kısaca anlatayım. Öncelikle eüzü besmele söylendiği şekli ile Kur'an'da aynı cümlede aynı şekile geçmez. Bu cümlenin söylenmesinde sakınca yoktur ama dikkat edelim böyle Kur'an'dan da olsa oradan buradan kelimeleri birleştirip, yamultup, anlamını kaydırıp, kendi dinlerine uydurmaya çalışanlar vardır. Bu manada Bir şey Kur'an'da yoksa bizde silelim ama Kur'an'da varsa da kendimiz araştıralım bir doğrumu söylüyorlar. Şöyle ki sanırım resule itaat mevzusunda işledim, Kur'an'dan bir ayetten kırpıyorlar, Resul ne verdiyse alın, işte resul hadis verdi onu alcaz, hadise tabi olcaz falan filan.                                                                                                         

Oysaki ayetin tamamını okusalar savaş ganimetlerinden bahseder Rabb'im ve resul ne verdiyse alın derken tamamen onların dediğinden alakasız ve bambaşka bir şey söyler gibi gibi.

Veya bir iki kelime veya cümle Kur’an’dan sonrasında kendi hevalarından olan şeyleri sokuşturup araya Kur’an’danmış gibi gösteriyorlar. Böyle bir yolları da var aklımızda olsun.

Eüzü besmele konusunda asıl vurgulamak istediğim konu boş boş bu cümleyi söylemek bize bir yarar sağlamaz kanaatindeyim Kur'an bütünlüğünden. Zaten ayetlerden de bakıcaz Rabb'im Allah'a sığının deyin demez Allah'a sığın der. Yani Rabb'imin kelamlarını bilmeden, kimden, nasıl, ne zaman, hangi şartta, ne şekilde v.s. gibi detayları bilmediğinden sığınmayı gerçekleştiremeyeceğin gibi belki de sığınma ihtiyacı olduğunu dahi anlamayabilirsin. Rabb’imin ayetlerine bakmaya başladığımızda daha net anlayacağız ama şuna benzetiyorum ben. Bir dersten sınava gireceksin ama zerre çalışmadın ve zerre kadar bir şey bilmiyorsun. Sınava girmeden nasıl ben bu sınavdan geçerim demen boş olacak ise Yüce Allah'ın zikrini yani Kur'an'ı da bilmeden eüzü besmele çekmek anlamsız ve boş olacaktır. Bilenle bilmeyen bir olur mu ?                                                                                                  

Yüce Allah elbette dilerse seni koruyacaktır ama Kur'an bütünlüğünden anladığım Yüce Allah kuluna iyi bir şey nasip edeceği zaman bunun ön şartı önce o kulun hak etmesi gerektiğidir şahsım adına. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                  

Rabb'im izin verirse ayetlerimize geçelim.                                                                                                                              

                                                                                                                                 


ARINMA / ŞEYTAN / ŞEYTANDAN YÜCE ALLAH'A SIĞINMA 1 YASİN ÖZKAN

ARINMA / ŞEYTAN / ŞEYTANDAN YÜCE ALLAH'A SIĞINMA 2 YASİN ÖZKAN

ARINMA / ŞEYTAN / ŞEYTANDAN YÜCE ALLAH'A SIĞINMA 3 YASİN ÖZKAN 


 

DOĞRU YOLA OTURAN İBLİS NEREYE ÇÖREKLENMİŞ OLABİLİR ?


SIRATEL MÜSTAKİME OTURAN ŞEYTAN

 

 

 NEFSİN ARINMASI - ERHAN AKTAŞ

ŞEYTAN - ERHAN AKTAŞ

ŞEYTAN VE İBLİS - SONİA CİHANGİR




ARINMA                                                                                                        

                                  

 

2/129  Rabbimiz4! Ve gönder/yolla onlara bir resûl418 onlardan; okur onlara ayetlerini senin; ve bildirir onlara kitabı* ve hikmeti*303; ve saflaştırır onları; doğrusu sen; sensin Azîz37; Hakîm9.

*Kutsal kitaplar.                                                                                                                     

2/130  Ve kim yüz çevirir İbrahim'in milletinden301; ancak kendi nefsine201 sefihlik304 etmiş kimsedir; ve ant olsun saflaştırdık onu (İbrahim’i) dünyada; ve doğrusu o (İbrahim) ahirette mutlak sâlihlerdendir217.                                                                                         

* Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Hikmet ve kitap ayrı şeyler değildir.        Kuran hikmet içeren bir kitaptır.                                                                                                                                                                                            

                                                                      

Saflaştırma, arındırma, arı-duru yapma aynı şeylerdir. 2/129 a dikkat edelim. Kendi içlerinden bir resul ile gelen Yüce Allah'ın ayetleri ile bu ayetlerin onlara okunması, onların da bu ayetlere inanması sayesinde arınıyorlar. Yani hikmet içeren kitap, bu kitabın içerdiği bilgi ve hikmet ile saflaşıyorlar. Kimdir bu arınanlar. İbrahim’in milleti. Peki 2/130 ne diyor. Bu arınan, saflaşan İbrahim’in milletinden yüz çevirenler ahmaklık edenlermiş. Oysaki İbrahim’in milleti kitaptaki Yüce Allah'ın öğretileri ile arınmışlar dolayısı ile yüz çevirenlerde arınamamışlar. Ayrıca arınan kişileri Yüce Allah salih olarak da tanımlamaktadır. Arınan biri demek ki salih biri olduğunu öğretir Rabb'imiz.                                                                                                                                                                              


HİKMETLİ KİTAP HİKMET İÇEREN KİTAP KUR'AN

*                                        

2/174  Doğrusu kimseler (ki) gizlerler Allah'ın indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir bedele; işte bunlar; yer/tüketir değillerdir karınlarında; ancak ateştir; ve konuşmaz onlara Allah kıyamet günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.                                              

*Kutsal kitap.                                                                                                                                                                                    

                                                                                                                                                                                                        

Ahirette ki bir arındırmadan bahseden ayetimiz, ayette söylenen kişilerin arındırılmayacağını bizlere öğretir. Ahirette bir arındırma söz konusu olabileceği gibi, dünyada arındırmaz ve bu şekilde ölmelerine izin verir şeklinde de anlayabiliriz. Biri veya her ikisi de doğru olacaktır.

Bu arındırma Rabb'imin suçlardan arındırması, günahlardan arındırması, ateşten arındırması, pislikten (temiz olanla pis olanı ayırırım ayeti var) arındırması, cehennem ehlinden arındırması, azaptan arındırması, dinde hüküm koyuculardan arındırması şeklinde olacağı kanaatindeyim.

Tam tersini de düşünelim. Yüce Allah’ın indirdiğini gizlemeyen, dini para kazanma aracı yapmayanlarında Yüce Allah tarafından arındırılacağını, arındırılabileceğini anlarız.

Ayrıca önemli bir işarettir, bu kimselerin Yüce Allah’ın indirdiği kitaptan gizleyebilmeleri ve az bir bedel karşılığı satabilmeleri için Yüce Allah’ın indirdiği kitabı mutlak ki bilmeleri gerekir. Anlıyoruz ki bu kimseler kutsal kitabı ve içeriğini biliyorlar ve bildikleri halde bu işi yapıyorlar.

İşte bunlardır din uyduranlar, Kur’an ayetleri eğip bükenler, kendi hevalarına göre ayetleri yamultanlar, gerçeği örtüp gizleyenlerdir.

Diğer bir işaretimiz de dünya da ve ahirette veya her ikinde de bir arınma olacak ise bunu Yüce Allah’ın yapacağıdır. Yüce Allah’ın izni ve dilemesiyle olacaktır. Belki direk Yüce Allah, belki görevlendirdiği bir resul melek veya 58/22 ayetindeki gibi (bakınız) kendinden bir ruh ile desteklemesi veya başka bir yolla olabilecektir kanaatindeyim.  En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                        

*

2/209  Öyle ki eğer kaydıysanız* sizlere gelen beyanatlardan226** sonra; öyle ki bilin ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.                                                 

*Hataya düşmek.                                                                                                       

**Kutsal kitaplar.                                                                                                                                                                                                       

                                                                      

Size gelen kutsal kitaplardan sonra, bu doğru yoldan kayarsanız çıkarsanız Yüce Allah, güç yetirendir, bilgedir, bilgelikle hükmedendir. Kutsal kitabın yolundan         çıktığını bilmek için önce kutsal kitapta yazanı bilmek lazım. Sonrasında bu yoldan çıktığını anlayıp tekrar doğru yola klavuzlanmak için Yüce Allah'ı çağırır yardım istersin. Bilki şeytan senin ayağını kaydırmıştır ondan Yüce Allah'a sığınırsın. Hepsinin buluştuğu nokta Kur'an'ı bilmek ve hafızada canlı tutmaktan geçer.                                     

Çok ama çok önemli bir noktaya değinmek isterim. Şimdiye kadar bu konuyu neden paylaşmadım bilmiyorum ama beni affedin. Muhtemelen de şeytan bana unutturdu. Tam bu konuyu işlerken de Rabb’im sayesinde şeytanın bir oyununa gelmemi anlayabilmem çok ilginç oldu ama önemli olan Yüce Allah'ın hatırlamamı sağlaması. Arkadaşlar ayet sonlarında Yüce Allah eğer kendi sıfatlarından koyuyorsa çok dikkat edin lütfen. Bu sıfatlar elbette Yüce Allah’ın tecelli ettirdiği şeyleri işaret eder fakat o ayetle de  ilgilidir, bağlantılıdır ve ayete çok büyük bir anlam katar. Ben buna bizzat şahidim, umarım sizlerde eğer dikkat etmediyseniz şu andan sonra şahit olursunuz. Örnek bu ayeti yorumladım ya şimdi birde bu ayetin sonunda Yüce Allah neden bu sıfatları koydu ona bakalım. Bu sıfatları da anlama      katıp yorumlayalım.                                                                                        

Rabb'im der ki; Eğer size gelen kutsal kitapların öğretisinden ayağını kayarsa, bu durum sonrasında bilin ki Allah Azizdir. Yani güç yetirendir. Yani hak ederseniz ve dilersem hangi durumda olursanız olun ne kadar kayarsanız kayın ben sizi tekrar bana klavuzlanmanızı sağlayacak gücüm var veya sizi eğri yolda tutmayada gücüm var. Ve gene bu şekilde bir duruma düşerseniz de ben bunu bilirim, bilgece hükmederim, sizi sizden iyi tanırım, doğru yolda olma veya olmamanız konusunda bilgece hükmederim.                                    

Ayet sonlarındaki Rabb'imin kendi sıfatlarından örneklerini de ayeti anlarken dikkate almanızı özellikle rica ederim ve önemini de vurgulamış olayım. Ben çalışmalarda ayetlerin çok dip manası yerine genelde konu bağlamı ile ilişkilenen kısmına odaklandığımdan heralde bu detayı atladım. Rabb'imden beni affetmesini    umut ederim. Sizlerden de tekrar özür dilerim. Bu basit bir konu değil atlamamam gerekiyordu. Ama dediğim gibi şeytanın tuzaklarını incelerken bu konuyu hatırlamamın bir hikmeti vardır diye düşünüyorum.

*

3/164  Ant olsun minnet* etti Allah müminlere27 karşı; gönderdiği zaman içlerine bir resûl kendi nefislerinden201; okur onlara O’nun (Allah'ın) ayetlerini; ve arındırır/saflaştırır onları; ve bilindik***471 yapar onlara kitabı** ve hikmeti***303; ve eğer olmuş olsalar (da) önceden mutlak apaçık bir dalalet128 içinde.                                                                                   

*Yapılana karşı kendini borçlu sayma. Bu borca karşılık gereğini yapma.                       

**Kutsal kitap.                                                                                                            

***Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup deklere ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak Türkçeye çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri bilinemez, öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir yanlış anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan 'bilindik yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir. (Aynı 62/2 ayetinde olduğu gibi)

                       

**** Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır.                                                                                                                                                                                                         

                                                                      

Açık ve net olarak anlarız ki bir arınma, saflaşma gerçekleşmesi için hikmet içeren Yüce Allah kelamı olan kutsal kitabın içeriğinin, mesajının bilinmesi, anlaşılması gerekir ve  ancak bu yolla arınma olur. Eğer kutsal kitabı okumadan, anlamadan önce insanlar delalet içinde olsalar da Yüce Allah'ın mesajını anlayıp, beyin ile diz çöküp boyun eğerlerse de arınmak mümkün olur.

Tam tersini de anlayalım kutsal kitabın içeriğinden bir haber olan veya kutsal kitap harici dinde hüküm koyan şeylere uyan birinin yalnız Kur'an demeden arınmasının mümkün olmayacağını da yine Rabb'imiz bu ayetinde net ve açık bir şekilde öğretiyor. Bu arınma mekanizması da ayetleri öğrendikçe devreye girmeye başlar. İnsan her bir ayette Rabb'inin dediğini anlar ve yapmaya çalışırsa her bir ayette verilen mesaj gereği daha önce delalette olduğu şey yerine Yüce Allah kelamını koyarak her bir ayette tek tek arınacaktır.

Kutsal kitabın tamamını okuyan ise eğer tüm Kur'an harici düşüncelerden kurtulmuş ve yalnız Kur'an dediği bir noktaya gelebildiğinde tümüyle arınmış olur. Fakat bunun başlangıcı ise Kur'an'ı ben anlamam diye okumamazlık yapmamalı, okuduğunda tek amacı Rabb'ine klavuzlanmak, arınabilmek olarak okumalı ve tabii ki ve illa ki kendi anlayacağı dilde okumalıdır. Kur'an insanı bir yakalarsa bırakmaz arkadaşlar.

O zaman işte her gün insan için gecesi kadir olur, her gün Kur'an'ı kalbimize indirebiliriz.

Zaten Kur’an’ı anlamam düşüncesi, müşriklerin düşünme tarzıdır. İman eden biri bilir ki Kur’an apaçıktır, her şeyden örnekleri apaçık vermiştir, Kur’an’dan sorulacaktır. Rabb’i böyle derken ben anlamam demek net bir şekilde ayetleri yalanlamak demektir. Zaten bu kimsenin Kur’an’ı anlamaya niyeti de yoktur. Bu düşünce ile Kur’an’ı okusa da evet anlamayacaktır, Kur’an’a arınmış olarak dokunamayacaktır ve Kur’an’ı ıskalayacaktır.


HİKMETLİ KİTAP HİKMET İÇEREN KİTAP KUR'AN

                                                                                                                                             

*

5/41   Ey resûl418!* Hüzünlendirmesin seni kimseler (ki) koşarlar küfürde422; kimselerden (ki) dediler: "İman47 ettik"; ağızlarıyladır; ve asla iman47 etmez kalpleri onların; ve kimselerden (ki) yahudileştiler295; kulak verenlerdir yalana; kulak verenlerdir başka bir kavme (ki) asla gelmezler sana; tahrif276 ederler kelimelerin yerlerini sonradan; derler: "Eğer verilirse sizlere bu; öyle ki tutun/edinin onu; ve eğer asla verilmezse sizlere; öyle ki hazırlıklı olun"; ve kime diledi Allah (bir) fitne332 ona; öyle ki asla malik** olamazsın ona Allah’tan bir şeye; işte bunlar; kimselerdir (ki) asla dilemez Allah ki temizler kalplerini; onlaradır dünyada bir hüzün; ve onlaradır ahirette büyük bir azap. 

*Muhammed peygamber.                                                                                           

**Sahip.                                                                                                                                                                                                       

                                                                      

Ayetin konu bağlamını yorumlayalım. Bazı kimselerin (ayeti bakınız lütfen bu kimselere) Rabb'im asla kalplerini temizlemezmiş yani arındırmazmış. Ondan dolayı da bu kimseler dünyada hüzünlü olacak ve ahirette de büyük azap göreceklermiş. İşaretimizi aldık. Demek ki arınma, temizlenme kalpte başlar yada kalp ile olur yada kalp ile de olur veya hepsi doğrudur diyebiliriz. Kalp konusunu inceledik, Kur'an bütünlüğünde net söyleyebilirim ki bu ayetten anladığım arınma kalp de başlar. Bu arınmanın başlamasını da Rabb'imiz diliyormuş. Bu arınma sonrası da insan da hüzün olmayacağı ve Rabb'imin cennetine girebileceğimizin mesajını net alıyorum bu ayetten.                                                        

Cennetin anahtarının da Kur'an'da olduğunu bize Rabb'im öğrettiğine göre bu arınma ancak ve ancak Yalnız Kur'an ayetleri ile mümkün olacaktır diye net ve kesin söyleyebilirim. Şunu da ekleyeyim kalp temizlendiği, arındığı, saflaştığı zaman da gerçeği kavrama yollarımız açılır. Kalp akleder. Zaten Rabb'imizin bize şu ayetinde de dediği gibi;

22/46  Öyleyse gezip dolaşmazlar mı yeryüzünde? Böylece olur onlara kalpler aklederler onunla; ya da kulaklar işitirler/duyarlar onunla; öyle ki doğrusu kör olmaz gözler ancak kör olur göğüsler içindeki kalpler.                                                                                                  

* Göz görür gerçeği ama kalp kör olduğundan bu gerçeği kavrayamaz. Gözünle görürsün fakat kalbin bunu tastik etmez, anlamaz, kavramaz, direnç gösterir, engeller gördüğün doğru da olsa bunu idrak etmezsin. Kafirlerin durumu da tam bu şekildedir. Kör olan gözleri değil kalpleridir. Görürler fakat akledemezler. Beynin kabul etme noktasında kalp devreye girip doğruyu görmesini engeller, bir bakıma kör olurlar.

                                                                                                                                             

*

7/175  Ve oku onlara haberini kimsenin684 (ki) verdik ona684 ayetlerimizi ; sıyrıldı/soyuldu* ondan**; öyle ki tabi oldu ona***; şeytâna29; öyle ki oldu doğru yoldan sapanlardan.               

*Derinin soyulması, hayvanın etinden derisinin soyulması/sıyrılması gibi.                      

**Ayetten.                                                                                                                  

***Şeytâna.                                                                                                                                                                                                  

7/176  Velev/fakat dileseydik mutlak yükseltirdik onu684 onunla*; velakin/fakat o684 saplandı yere; ve tabi oldu hevâsına; öyle ki misali/benzeri onun misali/benzeri gibidir köpeğin; eğer hamle yapsan üzerine dilini sarkıtıp solur ya da terk etsen onu dilini sarkıtıp solur; işte budur misali/benzeri kavmin/toplumun; kimselerin (ki) yalanladılar ayetlerimizi; öyle ki kıssalaştır (bu) kıssayı belki onlar fikir yürütürler

*Ayetle.

*684 / 7:175-176. ayetlerde dilini sarkıtıp soluyan bir köpeğin durumuna benzetilen, kendisine ayetler verilmiş olan kimseden bahsedilmektedir.  Bu kimsenin resûl Muhammed öncesi yaşamış olduğu anlaşılır. İsrailoğullarından olması gerektiğini de anlarız. Kendisine ayetler verildiğine göre anlarız ki bu kimse bir elçi/resul olmalıdır. Bu kimsenin ayetlerden sıyrılarak yeryüzüne tamah ettiğini ve hevâsına uyarak sapanlardan olduğunu anlarız. 7:176 ayetinde Rabbimiz dileseydi bu kimseyi ayetlerle yücelteceğini bildirmiştir. Demek ki Rabbimiz dilememiştir.                                                                                                                                                                                                 

                                                                      

Çok önemli işaretler veren iki ayetimizdir bu ayetler. 7/175 de bizim için kim olduğu önemli olmayan bir kimseden bahseder Yüce Allah'ımız. Önemli olan bu kimsenin yaşadığı olay, bu olayın öğretisi ve almamız gereken derstir. Bu kimseye Yüce Allah ayetlerini vermiş. Muhtemeldir ki bu kişi bir resuldür ve Muhammet öncesi yaşamıştır. Resul kelimesini kafamızda çok büyütmeyelim. Bu illa peygamber anlamında değildir Kur'an'da. Bir insanda olabilir, melek de veya Yüce Allah'ın bir şey için görevlendirdiği bir organ, bir güç, kuvvet dahi olabilir. Hatta Yüce Allah'ın ayetlerini ileten herkes resuldür yani elçidir. Bende elçilik görevini yapıyorum, sizde Yüce Allah'ın ayetlerini deklere ettiğiniz her an resul yani elçisinizdir. Kur'an'da bir elçidir deyip ayetimize geri dönelim.

Yüce Allah'ın ayetleri ilettiği bu kimse bu ayetlerden uzaklaşmış, kabul etmemiş belki de başka ayetlerde örneklendiği gibi bu beşer sözüdür diyerek Yüce Allah'ın ayetlerinden sıyrılmış, soyulmuş, Yüce Allah’ın ayetlerine sırt çevirmiş.

Ben bu benzetmeyi şöyle örneklemek isterim. Rabb’imin Kur’an ayetlerini bu ayetleri referans alarak bir insan derisine benzetiyorum. Takvalı olmak yani Yüce Allah'ın hudutlarından, Kur'an öğretisinden çıkmamak nasıl insanı koruyorsa hem tüm kötülüklerden hem de şeytandan, insan derisi de insan vücudunu tüm dış etkenlerden (güneş ışığı, bakteri, enfeksiyon, yaralanma) korumakla beraber bir hastalık var ise vucütta öncesinde genellikle bir deri hastalığı olarak da kendini gösterebilir.

Ama derinin ana görevi vucudu dış etkenlerden korumaktır. Aynı zamanda insana bir güzellik ve esnetik de katar.  Aynı Kur'an'a bağlı kalan bir insanın kendini tüm fenalıklardan koruması gibi. Deri hem belli bir yere kadar darbelerden hayati organları korur hem de deri altındaki acı algılayıcı sensörler ile biz görmesek, fark etmesek bile bir hasar veya hasara sebep olacak bir durumda bu durumun oluştuğu yer ve hasarın büyüklüğü konusunda beyne mesaj göndererek insaını uyarır. Kur'an'daki mekanizmada böyle çalışır diyebiliriz. Bir durumda eğer o durum Yüce Allah'ın belirlediği hudutlar içinde değilse hemen Yüce Allah'ın kelamlarını hatırlar            kendimizi o durumdan koruruz.

Şimdi bu derinin vücuttan soyulduğunu, sıyrıldığını hayal edelim, aynı bu örnekteki kimsenin Kur'an ayetlerinden sıyrıldığı gibi. Vücudun çok iğrenç bir durum almasının yanı sıra, hayati bölgelerimizin korunamayacağı gibi tüm dış etkenlere açık hedef olacaktır birde alınan hasar anlaşılamayacaktır.

İşte Kur'an ayetlerinden kendimizi soyutlarsak bizde tüm saptırıcı, bozucu şeylere bu şekilde açık bir hedef haline geliriz, şeytandan korunamayız, neyden, nasıl korunacağımızı da Kur'an'dan öğrenmediğimizden belki korunma ihtiyacı doğduğunu bile anlamayız. Giriş kısmındaki fuhuş yapan kimseler örneğinde olduğu gibi. Zaten Yüce Allah’ta yaşama Kur'an ayetlerini temellemessek eğer, ayetlerden kendimizi sıyırırsak doğru yoldan saptıran şeytanın o kimseye tabi olacağını yine ayetimizde belirtir.                                                                        

7/176 ayetine gelirsek gene müthiş bir örnekleme yapar Alemlerin yaratıcısı ve Rabb'i Yüce Allah. Tekrar okuyalım. Ayetlerden sıyrılan bu kişinin alçaltıldığını anlarız, ancak ayetlerle bir kişinin yükseltilebileceğini de anlarız. Bu alçaltma yükselme mutlaka Yüce Allah katında bir alçaltma ve yükseltmedir dolayısıyla gideceğimiz yerdeki derecelendirme ile de ilişkilidir.

Dünyada da bunun etkisi görülebiliriz belki ama önemli olan ahiretteki yansıması olacaktır. Ayetlerden sıyrılan birinin bataklık misali bir saplanma ile karşı karşıya kaldığını dünya hevalarına daldığını anlatan Rabb'imiz eğer Kur'an'ın hudutlarından çıkarsak bu şekilde olacağımızı da bizlere öğretir.

Müthiş örneklemeye gelelim. Bu hale düşen, bu hale gelen kişiyi de dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzetir. Bu örnekleme kişi olabileceği gibi toplumda olabilir mesajı da ayetimizde vardır. Yüce Allah dilini sarkıtıp soluyan köpeği örneklediğinden, işaret ettiğinden biz ayeti anlamak için köpeğin neden dilini sarkıtıp soluduğunu ve üzerine gitsen de gitmesen de bu durumda kaldığını söylediğini anlamamız gerekir.

Tıpkı başka bir ayetinde kara sineğin kaptığını geri getiremezsiniz örneğinde veya sivri sineğin üstündekini örneklediği örneklerde olduğu gibi.                                                                        

Kısaca şöyle açıklayalım. Terleme bildiğiniz gibi vucüt sıcaklığını dengelemek için vucudun bir tepkisidir. Efor sarfedildiğin de vucüt sıcaklığı artar. Belki gözlemlemişsinizdir soğuk bir ortamda dururken nefes verdiğinizde ağzınızdan buhar çıkmasa bile aynı ortamda spor yapılınca bu nefes verirken buhar gözükür. Veya terlediğinizde vucudunuzdan buhar çıkar. Vucut sıcaklığı artmıştır derimizdeki ter bezleri devreye girer ve vücuttaki su ve tuz tere dönüşerek cildin yüzeyine çıkar, yüzeye ulaşan bu ter, buharlaşır, bu buharlaşmada ısı kaybı yaşanarak vücut normal sıcaklığını dengeler.

Köpeklerde ise bu mekanizma farklıdır. İnsanda bu ter bezleri deridedir, deri olmazsa bu terleme olmaz. Köpeğin ise derisinde ter bezleri bulunmaz. Köpek de efor sarfettiğinde vucüt sıcaklığı artar ve dengelenmesi lazımdır. Köpek sıcak nefesi verdiğinde dışarıda olan ıslak dil ile temasla hızla buharlaşır ve uçar. Hızlı ısı kaybına neden olur. Köpek de vücut sıcaklığını düşürmüş olur. Buda ayetlerden sıyrılma mevzusuna direk bağlı olup hem de bilimsel yönden Kur'an ile paralel olduğundan da kendi içinde müthiş bir işarettir.

Not: Köpekler de pati içlerinde ve burunlarında ter bezleri bulunur fakat vücut ısısını dengeleyecek özelliğe sahip değillerdir, ısı dengeleme konusunda yetersizdirler. 

Bu ayet üzerinde akletmeliyiz. İşte ayetlerden kendini soyutlayanın durumu, örneklemede köpeğin vucüt ısısını dengelemek için dilini çıkartıp, ne olursa olsun o şekilde kaldığı ana benzetir. O anki tek amacı ısısını dengelek olduğundan ne yaparsan yap o şekilde kalacaktır. Yani bu kişinin hayatında Yüce Allah kelamı yoksa dilini sarkıtan bir köpek, üzerine gitsen de gitmesen de bu şekilde kalan bir köpek. Bunun üzerine akletmemiz gerekir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                      

Bu ayetlerden de insanın arınması ve bu arınmayı muhafaza etmesi, şeytandan korunması gibi gibi hususların ancak ve ancak Yüce Allah'ın ayetleri ile olabileceğini net ve kesin deliller ve kanıtlarla anlarız. Yüce Allah subhandır ve doğru söyledi Allah.

Birde Yüce Rabb'imizin ayetlerden sıyrılan insan ile dilini sarkıtıp solurken üzerine gitsen de gitmesen de o durumda kalan köpek benzetmesi ile şu ayeti ilişkilendiriyorum.                         

Ayetimizii okuyalım, karar sizlerin.                                                                                          

           

50/5 Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.                                                                                                                                            

 

DİLİNİ SARKITAN KÖPEK ÖRNEĞİ


*

9/103  Al mallarından onların bir sadaka39; temizler onları (sadaka); ve arındırır onları (sadaka) kendisiyle; ve salli141 et onlara; doğrusu senin salâtın142 sakinlik/dinginlik verir onlara; ve Allah Semî'dir41; Alîm'dir8.

9/104  Bilmediler mi ki kullarından tevbeyi kabul eden ve sadakaları alan Allah'tır. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                                                                                                                                                                                                                                                                

Demek ki insan için bunlarda bir arınma yöntemidir. Maldan verilen sadaka anlarız ki malı arındırır, temizler, saflaştırır, arı-duru hale getirir yada kişiyi yada her ikisini de. Bu sadakayı birine versek de aslında bunu alanın Yüce Allah olduğunu anlarız. Rabb'im nasip ederse sadaka konusunda inceleyeceğiz.                                                                                                                              

SADAKA NEDİR ?


*

9/108  Orada asla durma, ilk yapıldığında takva üzere yapılan mescit, içinde bulunmaya daha layıktır. Orada arınmayı seven kişiler vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.                                                                                                                                                           

                                                          

Mescit konusuna bakınız. Yüce Allah'a çağrı yaptığımız her yer bizim için mescittir. Bir toplanma veya kapalı yer olmasına gerek yoktur. Dağ başı, deniz ortası, evin köşesi veya uzay            farketmez. Eğer bir Allah'a yönelme, Allah'a çağrı varsa elbette ki şirksiz olarak, hanif olarak, monotesit olarak yalnız Yüce Allah'a çağrı var ise demek ki bu kişiler bu çağrıları ile arınabilirlermiş, bunu yapanlar arınmak için yaparlarmış, Yüce Allah bunları arındıracakmış dilerse ve Yüce Allah arınmak isteyeni de sever, hoşnut olur yada onaylar diyebiliriz.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

*

24/21  Ey İman Edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse şunu bilsin ki şeytan, her türlü aşırılığı ve her türlü çirkinliği telkin eder. Ve eğer Allah'ın üzerinizdeki lütuf ve rahmeti olmasaydı sizden hiç kimse arınmayı asla başaramazdı. Fakat Allah hak edeni arındırır. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                                                                                                 

                                                                                                                                                                                                                    

Yüce Allah bu ayetinde bizlere yani iman edenlere seslenir ama hitap yalnız iman edenlere gelir. Eğer biri iman etmemişse bu ayetler onu bağlamaz. Şeytanın adımlarını takip etmeyin, arkasından gitmeyin, o nereye gidiyorsa tersine gidin diye bize öğütler, öğretir. Eğer giderseniz de onun yolu, onun telkini, gittiğiniz bu yol sizi her türlü aşırılığa ve çirkinliğe götürür diye de öğretir, öğütler. Bu öğüdü şu ayetlerle beraber düşünmekte fayda vardır, hatta o şekilde düşünmeliyiz.

103/2 Doğrusu insan mutlak hüsrandadır.

12/103 Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu iman edecek değildir.

12/106 Onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a iman etmezler.                             

İnsanların çoğu hüsrandaymış, insanların çoğu iman etmezlermiş fakat iman edenlerin çoğu da şirk koşmadan iman etmezmiş diye Rabb’imiz öğretiyor. Demek ki insanların iman edenlerinin de çoğu şeytanın yolundaymış net anlarız. Bu öğretide bize kelle sayıları yani çoğunluğun peşinden gidersek bir bilgimiz, aydınlatıcı kitabımız veya yol göstericimiz olmadan, kanıt ve delilimiz olmadan ata dinin peşinden gidersek, herkes ne yaparsa taklit edersek yani bizi gütmelerine izin verirsek, akıl, analitik düşünce dini olan biricik İslam dinimizi yaşama empoze etme noktasında kendi aklımızı kullanmazsak, kendi aklımızı başkalarına kullandırıp nakil dini yaşarsak bu ayetlere muhatap olacak kesimin yani bu çoğunluğun içinde kendimizi buluruz. Dikkat edin bu çoğunluk cehennem ehlidir. Orası ne kötü bir konak ve ne kötü bir konaklama yerdir.                                     

Ve müthiş bir şey daha öğretir ayetimiz, net anlarız ki tüm pisliklerden arınmak için Yüce Allah'ın bizim üzerimize lütuf ve rahmetini dilemesi ile bu şekilde bir koruması ile ancak arınabiliyormuşuz. Yoksa kimse arınamazmış Rabb'im açıkça öğretir, daha önce belirttiğimiz gibi.

Müthiş bilgilendirmelerine devam eden Yüce Allah bir şey daha öğretir bu ayetinde. Nasıl bu lütuf ve rahmete erişirim diye düşünen için de cevap niteliği taşır. Hak edecekmişiz. Fakat Allah hak edeni arındırır diyor Rabb’imiz. Bunun için çalışıp hak edeceksin. Doğru yolda olma gayreti göstereceksin. Ve yüce Allah her şeyi bildiğini ve duyduğunu da bu ayete ekler.                                                

Diyoruz ya bir çok konuda Allah dilerse olur ama kişi bunun için hak etmesi lazım diye. Yüce Allah hak edene diliyor. Bu şefaat konusunda da böyleydi. Allah şefaat ediyor ama hak edene. Hak edene şefaat etmeyi diliyor. Suçlarını örecek veya günahlarını bağışlayacak belki ama kriter kişi bunu hak ederse olacak, doğru yola klavuzlayacak ama hak ediceksin. Kalbindeki neyse, ona ulaşmaya gayret gösterirsen hak edersen senin kalbindekini senin için Yüce Allah senin için dileyecek. Kur'an bütünlüğünde Rabb'im dilemesini tecelli ettirmesinin şartı, kişinin hak etmesi olduğunu net söyleyebilirim, En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                       

*

62/2   Ümmilere, kendilerinden olan; O'nun ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap'ı ve Hikmet'i öğreten bir Resul görevlendiren O'dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.                                 

*Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup deklere ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak Türkçeye çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri bilinemez, öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir yanlış anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan 'bilindik yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir.                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                                                

Bu ayet üzerinde önce kısa bir doğruyu kavrayabilme çabamı aktarmak isterim izninizle.

Ümmi kavramı hakkında oturmayan bir ayet vardı o bakımdan net bir görüşüm yoktu. Fakat bu çalışmada netleştirdim paylaşmak isterim.

Ümmi kavramına topluluk, halk anlamları verende vardır, ana kentli yani Mekkeli diyenlerde vardır. Çok isabetli analitik karar veren İbrahim esinler ise bu kavramı kutsal kitapları anlayarak okumayan yada okuyamayan diye anlamlandırmış.

Ben hiçbir zaman kendi anlamadığım ve net kararım olmayan bir şeyi direk almam. Bu manada baktığımda 7/157 ümmi nebi resul diye geçer. İlk başta bunu kutsal kitabı okumayan nebi resul diye algıladım dedim bu kavram oturmuyor. Tabii kelimenin kök anlarına bakayım dedim, bakalım Rabb’im Furkan nasip edecek mi ederse anlarım.

Hatta bu çalışmada ilk yazdığım şuydu “Sanırım bir şeyi gözden kaçırıyorum. o nedenle şimdilik ümmi kelimesine topluluk diyelim. Mesela bu ayette belli bir toplum işaret ediliyor ümmiler diyerek düşüncesindeyim.“

Kelimenin kök anlamlarında, ümmet, insanlar, nesil, topluluk olduğu gibi kendilerine ait vahy edilmiş kutsal kitabı olmayan, okuma yazma bilmeyen gibi anlamları olduğunu da gördüm. Zaten ümmi geçen ayetlere baktığımızda da bu insanların kendilerine gönderilen kitapları okumadıklarını, okuyamadıklarını veya anlamadıklarının anlamını rahatlıkla anlarız. Oturmadığını söylediğim ümmi nebi resul, bu kutsal kitabı okumayanların nebi resulüdür yani bu nebi resul kutsal kitabi bilmeyen değil oysa yanlış anlamışım, şimdi netleşti ve oturdu Rabb’imin izni ile. Bazen basit bir şey bile olsa göremeyebiliyorum ve kavram tüm ayetlerde oturmadan da anlamı için asla doğru diyemem.

Ayetimize gelelim; Yüce Allah bir topluluğa, kendi kelamlarını okuyan ve bu kelamlar ile onları arındıran, kitap ve hikmeti bilindik yapan bir resul görevlendirmiş. Bunlar Allah kelamı öncesi sapkınlık içindelerrmiş.     

Şimdi bu ayette birkaç nokta var ki çok önemli ve dikkat çekmek isterim. Rabb'im şunları öğretir.                                                                                                                                  

Arınmanın Yüce Allah kelamı ile olduğunu,                                                                              

Yüce Allah'ın kelamının Kur'an olduğunu                                                                                 

Kur'an'ın hikmet içerdiği                                                                                                         

Allah'ın kelamı ile insanların arınması için resul görevlendirdiğini.                                                                                                                                                                                           

Burada aynı zamanda bir iki şeyin üzerinde durmak lazım. Kitap ve hikmet ayrı şeyler değildir Kur'an hikmet içeren bir kitaptır. Kur’an hikmettir, nurdur, zikirdir, elçidir, furkandır gibi.

Burada öğreten diye çevrilen yuallimuhumul  kelimesinin kök anlamlarında öğretme diye bir şey yok. Zaten Kur'an bütünlüğünden anladığımız da nebi Kur'an'ı deklere etmiştir. Zaten Kur'an'da apaçıktır neyi öğretecek. Nebinin görevi de öğretmen değil uyarıcı, müjdeliyicidir, gelen vahyi iletir. Bu bağlamda bu öğreten çevirisi yanlıştır. Aynı 3/164 ayetinde olduğu gibi. fakat 3/164 meali İbrahim esnlerindir ve doğrudur.                                   

Kur'an'a göre bu çeviri kanatimce de çelişir. Bu kelimenin anlamları ise;  bir şeyi iyice bilmek, bir şey hakkında kapsamlı bilgiye sahip olmak; farkına varmak, bir şeyi not etmek, hakkında bilgi verdi, dikkatine getirdi,  korumak, önlem almak, dikkat etmek, tetikte olmak; önlem almak, korumak, muhafaza etmek, bilmek veya ustalaşmak, bir konuyu en kapsamlı şekilde incelemek, bir konuyu kapsamlı bir şekilde ele almak gibi anlamlara gelir.                                                              

Burada bir Nebi bir öğreticilik yapmış olsa dahi bu Kur'an'ı öğretmek olmadığı kanaatindeyim. Çünkü Kur'an kişiseldir herkese ayrı hitap edebilir ve öğretilmeye ihtiyacı olan bir kitap değildir. Ayrıca bazı şeyler ancak Kur'an indirilirken sorarsanız ortaya çıkar, kimileri sordu kafir oldu der Yüce Allah yani Kur'an'da yazan ve anlaşılan şeklini esas alın der.                                                                   

Sonuç kelime kök anlamında olmadığından ve Kur'an apaçık olduğundan bir öğretme süreci olmadı ama olduysa da salat zamanı, salat çalışması yapılırken nebi Kur’an ayetlerini bilindik kılmış olabilir diyebiliriz sanırım. Fakat tekrar belirtelim bu kelimede öğretmek manası yoktur. Bu manada nebilerin görev, sorumluluk ve yetkilerine dair bir konu başlığı çalışıcaz Rabb’im izin verirse. Rabb'im bilir en doğrusunu.                                                                                                                                                                                                          

HİKMETLİ KİTAP HİKMET İÇEREN KİTAP KUR'AN


*

79/18  "Git ona de ki: Arınmak ister misin?"

79/19  "Sana Rabb'inin yolunu göstereyim de içtenlikle O'na yönelmiş ol.                                                                                                                                                 

                                                                      

Allah, resulü Musa'ya der ki  firavuna git ve sor Firavun arınmak ister misin, Rabb'inin yolunu göstereyim mi, ona samimi bir şekilde yönel. Önceki ve sonraki ayetlere bakınız. Tamamen azmış, sapmış, zülüm yapan bir tağut olan firavuna bir şans deha veren Yüce Allah Musa ile firavun, karun, haman, onların meleleri ve firavunun buyruklarından çıkmayan firavun halkı arasında geçen olayları gaypdan bizlere bildirir. Bu kıssada da diğer kıssalarda ki gibi alınacak pek çok dersler vardır. Ayrıca Musa'nın bu kıssasının    içinde Kur'an'ın ilahi olduğu kanıtları da vardır. Örneğin buğdayın başağı ile saklanacağı ve yerler gökler firavun için ağlamadı diye geçen ayetler verilebilir.

Ayetleri analitik düşünelim. Kendimize ders çıkaralım.                                                  

Arınmak isteyen var mı ? Kişi arınmak ister de demek ki Rabb'inin yolunda olacak. Rabb'ine klavuzlanacak, Rabb'inin hudutlarında kalacak. İçtenlikle ve samimi bir şekilde, Kur'an harici hiçbir şeye hüküm koydurmadan yalnız Kur'an diyecek. Kur'an okuyacak kendi anladığı dilde, anlayacak, analitik düşünecek, Kur'an çalışacak gibi.

Peki böyle azmış biri ve aynı derecede azmış bir topluma Musa yol göstermek için ne yapmış. Rabb'i ona bazı ayetler yani mucizeler nasip etmiş. Bu mucizeler delil, kanıt niteliğindeymiş. Bu delillere inanıp Musa'nın Rabb'ine secde edenlere ise Yüce Allah'ın hudutlarını deklere etmiş. Aynen bizde böyle yapıcaz. Yani Musa gibi delil kanıt üzerine olucaz , İbrahim gibi delil, kanıt arıyaz bulucaz. Kanıt delil peşinde koşucaz. Tabii ki Musa gibi elimizi koynumuza sokup beyaz olarak çıkmasını beklemiycez yada İbrahim gibi kuşların tekrar canlanmasını beklemeyeceğiz, kastettiğim şey Kur’an’ın kendisini açıkladığı delillere, kanıtlara ulaşacağız.

Daha öncede belirttiğim gibi yalnız Kur'an diyeceğiz ama boş boş Kur'an'a inanmayacağız. Delil ve kanıt görücez gözümüzle, kalbimizle akledicez, beynimizle diz çökücez, boyun eğeceğiz sonrasında fiziksel olarak da secde edicez/edebiliriz. Beyin tasdik etmeden fiziksel yapılan secde önemsizdir.

Kanıtla delille inandığın  Kur’an için Yüce Allah’ın dediği gibi, Allah’ın ipine veya kulbuna sıkıca tutunmuş olursun. Yoksa kalkıp sana biri bir şey dediğinde hem cevap veremezsin hemde inancın sarsılır, eğri yola kayma olasılığın artar diye net söyleyebilirim. Mesela çok kullanılan bir şey söyleyeyim. Kur’an’da dağlar depremi önler diyor. Bilimsel olarak incelendiğinde dağlar depremi önlemez. Kur’an çelişiyor, Kur’an bilmiyor dendiğinde ki bu bilimsel olarak doğrudur ne cavap vereceksin cevabın ötesinde ne düşünüp hissedeceksin. Buna cevabın varsa kanıtla delille inanmışındır ve inancım sallanmaz. Ama bilmiyorsan kafanda soru işaretleri olur. Bu noktada da inancın delille kanıtla sağlam temellere oturmadığından eğer de araştırmazsan senin adına büyük sıkıntılar doğurabilir. Peki soralım, bilimsel olarak dağlar depremi önlemez ama Kur’an’da önler diye yazar desem, daha doğrusu mealciler hem de bu işin hesapta doktorasını yapmış kişiler bu şekilde çevirir, senin Kur’an’ın ilahi değil, Allah katından olsaydı bunu bilir di bilmediğine göre birisi uydurmuş. Ne cevap verirsin bana yada ne düşünürsün. Lütfen bu noktada bunu bir düşün eğer bir cevabın yoksa.

Bu manada elbette ayetlerin hepsi Allah'tandır (tevbe suresinin sonuna eklenmiş 128 ve 129 uydurmaları hariç ilahi matematiksel koruma 19 u inceleyiniz) ve hiçbirini asla hafife almayız. Fakat şunu belirteyim. Arkadaşlar bende bir kitap yazabilirim, içinde bu kitap Allah'tandır yazabilirim. Boş boş kanıt delil olmadan içinde Allah'tandır deyince inanacakmısınız. Aynı mantık biri kendi yanından uydurduğu dinden bir şey sallayıp Allah'a dayandırsa Kur'an'a hakimseniz bilirsiniz o Allah'tan değildir ama Kur’an'ı bilmezseniz, bir bilginiz, bir yol göstericiniz veya aydınlatıcı bir kitabınız yoksa inanırsınız. O yüzden kendiniz araştırın, araştıranların çalışmalarına bakın, bu araştırmalar üzerinden kendiniz araştırıp araştırmanın doğru yada yanlış olduğuna karar verin.     

Kur'an ilahimi kendi gözünüzle görün ki imanınız kat kat artsın, dışardan gelen tüm uydurmaları elinizin tersiyle iterken içiniz rahat olsun, inandığınız İlahi olduğunu bildiğiniz ve emin olduğunuz kitabın içeriğini hayatınıza geçirirken kalbimiz mütmain olsun.

Konu ile alakalı bir detay daha vermek isterim. Benim bağlantısını hiç düşünmediğim, düşünemediğim bir konu ile alakalı cübbesiz Mahmut bir videosunda bir detay yakalamış çok ilginçtir. Birkaç videosunu izledim sanırım yalnız Kur'an diyor. Bazıları gibi Kur'an, Kur'an deyip uyduruk hadislere zıplamıyor. Biraz daha seyredicem ama sanırım bu şekilde. Hani Kur'an'da bir challenge var ya Rabb'imin eğer Kur'an uydurulmuş olduğunu düşünüyorsanız, kuşku duyuyoranız bir sure getirin ve on sure getirin diye ayetler varya. Bir sure getirin yazan ayet 2/23 de geçer, aynen bu sureden önce bir sure vardır. O zaman 1. sure olan Fatiha gibi bir sure getirin diye anlaşılır.                                                    

On sure getirin diyede 11/13  de yazar gerçekten de 11. sure olan Hud suresinden önce 10 sure vardır. Bu şekilde güzel görmüş kendisi Allah razı olsun.

Fakat eklemem gerekir ki güzel bir tespit ve güzel mantık olmasına rağmen bu denklemi Yunus 10/38 suresi bozar. Bu surede O'nu uydurdu diyorsanız Allah'tan başka kim varsa çağırın onun benzeri bir sure getirsin diye geçer. Bu konu üzerindeki işareti iyi analiz etmek gerekebilir kanaatindeyim.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  

*

                                                                                                                                             

80/1   Surat astı ve yüz çevirdi.

80/2   O gözleri görmeyen geldi diye.

80/3   Sen bilemezsin, belki o tezkiye olacak.

80/4   Veya öğüt alır ve böylece öğüt ona yararlı olur.

80/5   Fakat öğüt almayı gereksiz gören o kimseye gelince de;

80/6   Sen ona ilgi gösteriyorsun.

80/7   Oysaki onun arınmak istememesinden sorumlu sen değilsin.

80/8   Fakat sana koşarak gelen kimseye gelince;

80/9   O huşu duyanla,

80/10  Sen onunla ilgilenmiyorsun.

80/11  Hayır! Kuşkusuz o bir öğüttür.

80/12  Dileyen kimse ondan öğüt alır.                                                                                                                                                                                             

                                                                      

Muhammed'e hitabendir bu ayetler. Bu şekilde anlıyorum. En doğrusunu Yüce Allah bilir. Muhammet değilse de bir nebi veya resul olduğu konusunda netim. Ama bu şekilde anlatım Kur'an olduğundan Muhammed'e gider Bu ayetlerde 80/12 den anlarız bir kutsal kitap var ve bundan öğüt alma konusu var. Kör biri koşarak huşu içinde öğüt almaya gelmiş ama Resul onunla pek ilgilenmemiş. Fakat başka bir kimse daha gelmiş ama o gelen öğüt almayı gereksiz gören biri imiş. Sen neden görmeyenle ilgilenmedin belki o tezkiye olacaktı yani arınacaktı diyor Rabb'imiz.                                           

Bu ayetlerden çıkarımımız şu şekilde olacaktır. Öncelikle Rabb'imizin ayetlerini deklere eden, ayetler ile öğüt veren ayetler ile yanlışları düzelten ayetler ile dine yardımcı olanlar v.s. v.s resuldür yani elçidir. Resul kelimesini gözümüzde olmadığı bir şey gibi canlandırmayalım resul illa peygamber demek değildir. Kur'an'da resul ve nebi ayrı şeylerdir konuşmuştuk. Ben şu anda bir elçiyim, sende bir ayet bile birine deklere etsen elçisin, resulsün. Allah'ın yardımcısı, Allah taraftarı, Allah'a çağıran birisisindir. Çünkü bu yolda olmana da, bu şekilde davranmana da izni Yüce Allah vermiştir. Eğer bunu yapabiliyorsan Rabb'imin izni ve dilemesiyledir. Aslında bir nevi görevlendirmesi de diyebiliriz. Bu manada her kes bir resul olabilir.       

Bir iş için görevlendirilen bazı meleklerde resüldür (ölüm melekleri) , beynimizin iki yanındaki kaydediciler de (hipokampüsler) resuldür dünyayı dengede tutan kuvvetlerde melek resullerdir.

Ayetlerimizden resul veya nebilerde hata yapabilir diye anlamakla beraber ancak öğüt alan arınır, öğüt almayanın arınması mümkün olmaz, öğüt kutsal kitaptan alınır diye anlarız.

Net anlarız ki bir arınma olacaksa tek yolu Kur'an'dır, Kur'an ayetlerinden öğüt almaktır, Rabb'imin ayetleri ile dosdoğru hak yoludur. Aksi halde bir arınma ASLA gerçekleşmez.                                                                                                                                                                     

*

                                                                                                                                             

92/18  O ki malını vererek arınır.                                                                                       

Ayetin önce ve sonrasını okuyunuz. Mal vererek te bir arınma olabileceğini bizlere öğretir Rabb'imiz.                                                                                                                                          

*

38/46  Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.                                                                                                                                  

                                  

Onlar İbrahim, İshak ve Yakup peygamberlerdir. Önceki ayete bakınız. Arındıran kim dir Rabb'leri. Neden arındırmıştır. Çünkü onlar devamlı ahireti düşünüyorlarmış. Ahireti düşünmek demek, ahireti hesaba katmak, ahiret azabından korunmak için çaba göstermek, ahirette iyi bir yer edinmek için çaba göstermek, her an ahireti hesaba katarak duygu, düşünce ve eylemlerini ayarlamak, yani Yüce Allah'ın hudutlarında kalmakla olur. Bunun yolu da kutsal kitaplardır yani Kur'an'dır. Şimdi diyeceksiniz bu peygamberlerin zamanında Kur'an'mı vardı sen Kur'an diyorsun diye. Tüm kutsal kitaplar tek İlah Allah tarafından ve tek din İslam'ı getirmişlerdir.                                                                     

Dolayısıyla hepsine Kur'an demek yanlış olmayacaktır. Görüldüğü gibi her şey birbirine bağlı olmakla beraber tüm yolları Kur'an'a çıkar.                                                                                                                                                                 

 

*

87/14  Doğrusu arınan kimse kurtuluşa ermiştir;                                                                                                                                                       

                                                          

Arınma konusunu öğrendik ya Rabb'imizden. Arınma Kur'an ile ama yalnız Kur'an ile olur. Kur'an'ı Kur'an ile anlamakla olur. Hiçbir şeye dinde hüküm koydurmadan yalnız Kur'an'da yazılanı anlamak, uygulamak ve hayata geçirmekle olur. Arınma Yüce Allah yolunda olma ile olur. Kur'an'dan öğüt alma ile olur gibi. Bu ayetimizde de arınırsak ne olur, neden arınmalıyız, neden arınma ihtiyacı hissetmeliyiz konusunu öğretir Yüce Allah’ımız bizlere.

Arınma nasip etmesi için Yüce Allah’ın kişinin önce kendisinin hak etmesi gerektiğini de öğrenmiştik ya,  hak etmek için çabalar, samimi bir şekilde hanif olarak Yüce Allah'a yönelirsek ve Yüce Allah’ta bizi arındırmayı dilerse ne olurmuş. Kurtuluşa erermişiz. Bu arınma konusu işte bu kadar önemlidir.

Kurtuluşa ermek isteyen var ise önce arınsın arkadaşlar, arınmak için çaba göstersin. Gerçekten de arınmadan Müslim olunmuyor. Kur'an'a arındırılmış olanlar dokunabilir der ya Rabb'imiz işte o arınma bu arınma. Yalnız melek dokunur veya abdestsiz dokunma demek Asla değildir. Şeytan ve velileri elbet bu arınma kavramını çarpıtacak hatta bunu kullanacak.

Abdestsiz Kur'an'a dokunma. Abdest almayı da bozan bu iblis ve velileri hem Kur'an okumayı zorlaştırıyor hem de gerçeği örtüyor ki gerçek manada arınma nedir anlamayalım. Şimdi bu arınma konusunu düzgün anladığımızda nasıl bir aydınlanma yaşıyoruz Rabb'imizin nuru ile umarım herkes bunu kendi içinde hissedebilmiştir.                                                                                          

 

 

 

ŞEYTAN

 

 

2/168  Ey insanlar! Yiyin yerdekinden/yeryüzündekinden; güzel/iyi bir helaldir; ve tabi olmayın şeytânın29 adımlarına; doğrusu o (şeytân) sizlere apaçık bir düşmandır.

2/169  Ancak emreder (şeytan) onlara kötülüğü ve fâhşayı81; ve ki söylersiniz Allah üzerine bilmediğinizi.                                                                                                      

                                                                                                                     

Şeytanın anlatıldığı ayetlerdir. Bize apaçık düşman olduğunu Yüce Allah apaçık bir şekilde belirtir. Net anlarız ki güzel iyi şeyleri bize helal eden Yüce Allah, şeytan düşman dediğine göre bu iblis de bunun tam tersini yapmamıza uğraşacaktır.

Güzel olmayan Rabb'imizin helal etmediği ne varsa bunlara yöneltmek için çaba gösterecektir tüm gücü ile. Ayrıca 2/169 da da şeytanın bize kötülüğü, fuhşu, ahlaksızlığı, vahşeti tavsiye edeceğini, önereceği, buyuracağını, vesvese verip bu yönde fısıldayacağını anlarız. Gene net anlarız ki aynı zaman da Yüce Allah adına yalan ve iftira uydurduğunu bunları da kendi veli ve evliyaları ile insanlara ulaştırdığını, bu yolla da insanların asla doğru olduğunu bilmedikleri şeylere ve Yüce Allah'ın asla demediği şeylerle hareket edip, söyleyip bir de bunları Yüce Allah'a dayandırarak bu Allah'tandır diye insanları kandırdıklarını anlarız.

Her dönemde bu yöntem değişebilir. Örneklersek zamanında din diye kız çocuklarını toprağa gömmek, Hristiyan ve Yahudilerin, İsa ve Üzeyir (haşa) Allah'ın oğlu demeleri gibi. Şimdi bu söylemlerle bu dönemde gelseler kimse inanmaz değil mi?                                                      

O yüzden şeytan nabza göre şerbet verir. Dönemi döneme göre kandırır. Bu dönemdekileri de tamamı uydurma tamamı zan olan hadis söylentileri ile bunu peygamber söyledi bu Allah'tandır diye kandırmaktadır ve kendisi gibi cehenneme sürüklemektedir.                                                                                                                                                                                                       

ŞİRK İÇİN ÜZEYİR  VE İSA PEYGAMBERİ KULLANAN İBLİS, NEBİ MUHAMMED' DE KULLANMIŞ OLABİLİR Mİ ?

*

3/155  Doğrusu kimseler (ki) yüz çevirdiler* sizlerden; toplanmış iki grubun karşılaştığı gün; ancak zillete452 düşürdüğüdür şeytânın29  (onların) kazandıklarının bir kısmıyla; ant olsun affetti Allah onlardan; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.                                                          

*Sizlere katılmadılar. Sırt çevirdiler.                                                                                                    

                                                                                                                     

Şeytanın bir oyununu bize öğreten ayetimizdir. İki grup savaş için toplandığında (inanan ve inanmayan) bu grubun birinin içindeki bazı kimseleri (inananlar grubu) şeytan kendi kazandıklarının bir kısmı ile zillete düşürmüş. Benim anladığım muhtemelen ölüp de dünya mallarını kaybetmek istemediklerinden yan çizmişler. Ya geri     dönmüşler yada geri dönmek istemişler. Savaşmak istememişler şeytanın katkısı ile. Ayette görüldüğü gibi Rabb'imiz Gafurdur, Halimdir. Bağışlayandır, yumuşak huyludur.

Bu kimseleri bağışlamış. Yanlışlarında ısrar edenleri Rabb'imin bağışlamayacağını Kur'an bütünlüğünden anlıyorum. Sanırım bu insanlar bu işten vazgeçip savaşmışlardır. O nedenle Rabb'im affetmeyi dilemiştir kanaatindeyim. Tabi bu şekilde olmamış da olabilir. Birde affedilenin hepsi değil bir kısmı olduğunu, affetti onlardan sözü ile anlıyoruz.

Üçüncü senaryoda bir kısmı geri döndü onlar affedildi şeklinde olabilir. Bizi asıl ilgilendiren konu bağlamında şeytanların nasıl tuzaklar kurduğuna akletmektir ayet üzerinden. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                      

*

4/117  Ki çağırırlar O'nu astından ancak (bazı) dişileri526; ve ki çağırırlar ancak dirençli/inatçı/asi bir şeytânı29.

4/118  Mutlak lanet280 etti ona Allah; ve dedi (şeytân): "Mutlak tutarım/edinirim senin kullarından önceden belirli* bir nasip."

*Yüce Allah izin verdiği belirli bir nasip.

4/119  "Ve mutlak dalalete128 düşürürüm onları; ve mutlak temenniye* sokarım onları; ve mutlak emrederim200 onlara öyle ki mutlak keserler kulaklarını çiftlik hayvanlarının; ve mutlak emrederim200 öyle ki mutlak değiştirirler Allah'ın yaratışını"; ve kim tutar/edinir şeytânı29 bir veli28 astından Allah'ın; öyle ki muhakkak hüsrana uğrar; apaçık bir hüsrana.

*Bitmez tükenmez beklentiler.                                                                                                 

4/120  Vaat eder (şeytân) onlara; ve temenni ettirir (şeytân) onlara; ve vaat eder değildir onlara şeytân29 bir aldatma dışında.

4/121  İşte bunlar; sığınağı onların cehennemdir; ve bulamazlar ondan bir kaçış.                                                                                              

                                                                                                                     

4/117 de Yüce Allah'ın astından ilahlar edinildiğini ve bunların şeytan olduğunu anlarız. Yüce Allah'ın yolundan çevirdikleri, saptırdıkları için bu varlıklar bu asılsız inanca sahip olanlar için şeytandırlar. Bunlar anladığım kadarıyla putlardır. Ve bu putlara dişi varlıkların isimleri ile isimlendirmişler. Bu uyduruk inançlarından da vazgeçemediklerini bu şeytanın dirençli olduğu işaretinden anlayabiliriz.

4/118 ayetinden bu insanları yoldan çıkarıp put olan şeytanlara tabi olmalarını, bu putları ilah edinmelerinin asıl aktörünün, saptırıcısının da şeytanın yani iblisin kendi olduğunu anlayabiliriz. Bu ayetten ayrıca şeytanın bizzat Allah tarafından lanetlendiği ve ancak kullardan Rabb'imin izin verdiği kadarını yoldan  çıkarabileceğini anlarız. Bu ayette geçen Yüce Allah'ın lanetlemesi demek onu uğursuz bırakması, rahmetinden uzak tutması, asla mutluluk yüzü görememesi ve huzur bulamaması şeklinde anlayabiliriz.                                                                                                         

4/119 ayetinde ise Rabb'imiz şeytanın konuştuğunu direk aktararak bizlere öğüt vermeye devam eder. Bu lanetlenmiş iblis der ki, tabii ki Rabb'imin izni ile onları mutlaka senin yolundan saptırıcam, asılsız beklentilere sokucam, ve buyurucam onlara çiftlik hayvanlarının kulaklarını kesmelerini, Allah'ın yaratışını değiştirmelerini diye bizlere öğretirken aynı ayette de devam eder öğretiler, kim şeytanı veli edinirse apaçık hüsranda olur der Rabb'imiz.                                                                        

Bu ayette çiftlik hayvanlarının kulaklarını kesme işaretinden sanırım o dönemde hayvanları bu veya bunun gibi yöntemlerle yaralayıp bir şey için bir işaretleme yöntemi kullanıyorlarmış. Buradan bunu anlarız ve yapılmaması gerektiğini de. Ayrıca Allah'ın yaratışını bozmak ise bir çok manaya gelebilir. Örneğin bir tohumun dna sını bozup gdo haline getirmek, havayı kirletip mevsimlerin dengesi bozmak, insanların aklını devre dışı bırakıp çirkinlik, kötülük, fenalık yapmaya sürüklemek yani takvayı devre dışı bırakmak, İslam dininde asla olmayan erkek çocukların sünnet edilmesi gibi bir çok şey sayabiliriz.

Hüsrana uğramak için ise şunu söyleyebilirim. İnsan ahirette hüsrana uğrayacaktır. En büyük hüsran orada olacaktır. Kendini Allah yolunda sanan şeytana uyanlar tüm yaptıklarının boşa gittiğini, kendilerini Allah yolunda sanırken cehenneme atılacaklarını anladıklarındaki hüsran, işte en büyük hüsran bu olacaktır.                                                                                                      

4/120 de şeytanın tuzaklarını öğretmeye devam eder Yüce Rabb'imiz. Şeytanın vaatlerde bulunduğunu ama tüm vaatlerinin boş olduğu ve sadece aldatma üzerine vaat verdiği bilgisini bizlere öğretir.                                                                                               

4/121 ayetinde de bu iblise uyanlar için hazırladığı mekan olan cehennemi bizlere işaret eder. Size apaçık düşman olan şeytana uyanın sığınağı asla kaçamayacakları cehennem olacak diye bizlere söz verir Yüce Rahman'ımız.

*

6/68   Ve gördüğün zaman kimseleri (ki) dalarlar* ayetlerimize; yüz çevir onlardan**; ta ki dalarlar* onun başkası bir söze***; ve unutturursa**** sana şeytân29; öyle ki oturma zikir/hatırlama sonrası zalimler257 kavmiyle/topluluğuyla birlikte.

*Kur'an ayetleri hakkında ileri-geri, laubali, ciddiyetsiz şekilde sokak ağzıyla konuşmak.            

**Görüldüğü üzere "Kur'an ayetlerine iman etmeyenleri öldürün, kesin, doğrayın, savaş açın onlara" gibi bir emir yoktur. Sadece yüz çevrilir. 

***Kur'an ayetleri sıradan sözler değildir. Laubali şekilde dalınabilecek diğer sözler gibi değildir.

****Anlarız ki resûller de diğer insanlar gibi en büyük şeytân olan iblîs ve soyunun vesvesesinden/fısıldamasından münezzeh değildir.                                                                                                    

                                                                                                                     

Herhangi birileri Kur'an ayetleri ile ilgili münasebetsizce konuşuyorlarsa, onların yanındaysan veya yanına gideceksen de onlardan yüz çevir, yanlarına gitme veya yanlarında durma. Ta ki başka bir söze geçene kadar o kişiler. Eğer bu olay esnasında ordayken bu öğüdümü tutmamı şeytan sana unutturursa da hatırlayınca hemen oradan uzaklaş der ayetimizde Yüce Rahman.

Demek ki şeytanın oyunlarından biride budur. Bu ayetten de anladığımız gibi başka ayetlerden de işaretini aldığımız gibi sapkın olanlarla beraber, Kur'an ayetleri hakkında ileri geri, laubali bir şekilde konuşanların bizi yoldan çıkarma/çıkarabilme olasılığı vardır. Kur'an ayetleri asla hafife alınacak sözler değildir, onlar Yüce Allah'tandır. Alay edilecek, laubali konuşulacak, bilmeden atıp tutulacak sözler asla değildir.                                                                                                                               

*

6/71   De ki: "Çağırır mıyız Allah’ın astından menfaat sağlamayanı bizlere ve zarar vermeyeni bizlere; ve döner (miyiz) topuklarımız üzerine, doğru yola kılavuzladığı zaman sonrası Allah'ın bizleri; kimse gibi (ki) kılavuzluk etti ona şeytânlar29 yerde bir şaşkınlığa ona; arkadaşları çağırır onu doğru kılavuza doğru; Gel bizlere (diye)"; de ki: "Doğrusu Allah'ın kılavuzu (ki) odur doğru kılavuz; ve emredildi bizlere İslam218 olmamız alemlerin203 Rabbine4."                                                                              

Günümüzde milyarlarca insan kendisini Müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.                                                                                                 

                                                                                                                     

Şeytanın bir klavuzluk örneğini öğretir Rabb'imiz. Neymiş bu klavuzluk, şeytanın çağırdığı bu yol ona bakalım ayetimizden. Allah'ın astından ilah edinmek, doğru yoldan eğri yola sapmak, İslam’dan çıkmak.        Oysa doğru yola ancak Yüce Allah klavuzladığını ve tek doğru yolunda Yüce Allah'a klavuzlanmak olduğunu bize islam olmamız emredildiğini de ayetimizden net bir şekilde anlarız.

*

6/112  Ve işte böyledir; yaptık her bir nebiye132 bir düşman; şeytânlar29, insan ve cin210 (-den); fısıldar bir kısmı onların bir kısım üzerine süslü sözler; bir aldatma/kandırmadır; ve eğer dileseydi Rabbin yapamazlardı onu; öyleyse bırak/terk et onları ve uydurdukları yalanları.

6/113  Ve meyletmesi için ona (şeytâna) ahirete iman47 etmez kimselerin gönüllerinin; ve razı olmaları için ona (şeytâna); ve işlemeye (devam etmeleri) için kendi işlediklerini (suçlarını).                                                                                              

                                                                                                                     

6/112 de şeytanların insandan da, cinden de olabileceğini anlarız. Demiştik ya her saptırıcı, bozucu şey şeytan olabilir diye. İnsandan da bu tarz olanları demek ki şeytanmış. Bu şeytanların aslı olmayan süslü sözlerle, aldatmayla, kandırmayla inananlara boş vaatler fısıldadıklarını öğretiyor Yüce Rabb'imiz. Bunun bu şekilde olmasına izin verdiğini ve izin vermeseydi asla yapamayacaklarını da öğreten Yüce Allah'ımız bu şeytanları ve uydurdukları yalanlardan sıyrılmamız gerektiğini de bizlere öğretir.                                                                                                 

Kur'an bütünlüğüne henüz hakim olmayan için belirteyim. Hem şeytan yoldan çıkarır hem izin verdim hem de uymayın diyor Allah anlamadım diye bir soru çıkabilir. Rabb'im bu şeytanları bir sınav vesilesi kılmıştır özellikle inananlar için. Bu şeytanların bizi saptırmaya çalışmaları neticesinde hem ne kadar Rabb'imizin kelamlarını         biliyoruz, hem ne kadar uygulayabiliyoruz, hem ne kadar samimi ne kadar dirençli ne kadar kararlıyız, yolumuz ne kadar sağlam en ufak bir şeyde sapıyormuyuz gibi sebeplerle cenneti de kazanacaksak cehennemide kazanacaksan bir kanıtla, kendimizi gösterip hak ederek olması gerekliliğidir kısaca.                                                                                                    

Zaten 6/113 de de işaretini vermektedir. Ahirete iman etmeyen kişi bu saptırıcıya meyletsin, ondan hoşlansın, ona emrettiği şeyden hoşlansın, suçları işlemeye devam etsin. Buda inanmayan kişiye yansımasıdır. Kişi daha fazla günah işleyerek, azabını arttırmasına vesile kılmıştır Yüce Allah bu iblisi.                                                                                                                                                                                                                                                                                   

*

6/121  Ve yemeyin üzerine Allah'ın isminin asla zikredilmeyeninden*; ve doğrusu o mutlak bir fısktır38; ve doğrusu şeytânlar29 fısıldarlar evliyalarına212 karşı sizlerle mücadele etmeye; ve eğer tabi olursanız; doğrusu sizler (de) mutlak müşriklerdensiniz36.                                

*Sözde başka ilahlar adına kurban edilenden. Yüce Allah'a yaklaştırır sapkın inancıyla başka kimseler adına kesilen kurbanlar.                                                                                                        

                                                                                                                     

Allah'ın ismi zikredilmeyenden yemeyin. Yani Allah harici uyduruk bir ilah için kesildi ise onu yemeyin. Bu sapkın bir yoldur diye bize Rabb'imiz öğretir. Ayrıca Şeytanlarda kendi evliyalarına fısıldarlarmış, inananlara karşı mücadele edin diye, sizde bunlara tabi olursanız müşrik olursunuz diye Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir. Şeytanın bu evliyaları, insanlardır. Bu insanlar aynı zamanda şeytanın hazır askerleridir. Her daim iblis gibi inananlarla mücadele ettikleri gibi onların da yeri aynı iblis ve iblisin askerleri ve onlara uyanlar gibi cehennem olacaktır.

*

6/142  Ve en'âmdandır645 yüklenen* ve serilen**; yiyin rızıklandırdığından sizleri Allah'ın; tabi olmayın şeytânın29 adımlara; doğrusu o sizlere          apaçık bir düşmandır.                                                                                   

*Yük taşıyan; deve vb.                                                                                               

**Serilen postları.                                                                                                       

                                                                                                                     

Rabb'imin rızıklandırdığından yememizi yani Yüce Allah'ın hudutların çıkmamamızı belirten ayetimiz, bu hududun dışını şeytanın adımlarını takip olarak nitelendirir. Demek ki Kur'an'ın hudutlarından çıkarsak, Kur'an'da bize öğretileni, öğretilen şekilde yapmazsak veya Kur'an harici herhangi bir şeye dinimizde hüküm koydurursak ki bu da Kur'an'ın hudutlarından çıkmaktır (şirk koşmaktır) şeytanın adımlarını takip ediyor olacağız. Bu bilgiyi de öğrendik Rabb'imizin izni ve dilemesi ile.                                                                                                                                                          

*

7/11   Ve ant olsun yarattık sizleri*; sonra biçimlendirdik sizleri**; sonra dedik*** meleklere48: "Secde70 edin Âdem'e50"; öyle ki secde12 ettiler dışında iblîs190 (ki) asla olmuyordu secde70 edenlerden.                                     

*İnsanların bilinçlerinin yaratılması. Çoğul eril olarak gelmişltir.                                     

**İnsanların bedenlerinin şekillendirilmesi.                                                                   

***Anlarız ki Âdem'in meleklere sunulması ve iblîsle yaşanan durumu tüm insanlar Âdem'in yaşadığı gibi fiziksel bir bedene sahip olarak yaşamıştır. Anlarız ki insanlar olarak bizler bilinçlerimiz ve bedenlerimizle daha önceden yaratılmışızdır.                                                                            

7/12   Dedi (Allah): "Nedir mani olan sana ki secde70 etmezsin emrettiğim zaman sana!"; dedi (iblîs): "Ben hayırlıyım ondan*; beni yarattın ateşten; ve yarattın onu tinden582."                                                                

*Âdem'den.                                                                                                    

7/13   Dedi (Allah): "Öyle ki in/alçal607 aşağıya oradan*; öyle ki olur değildir sana ki büyüklenirsin orada*; öyle ki çık607; doğrusu sen alçalanlardansın**.

*İblîs ve türünün yaşadığı cennet evreni.                                  

**Küçülenlerdensin/azalanlardansın.                                                                                       

7/14   Dedi (iblîs): "Gözetle beni; güne* doğru (ki) diriltilirler."          

*Ahiret evrenindeki kıyam/dikilme gününe.                                                                               

7/15   Dedi (Allah): "Doğrusu sen gözetlenenlerdensin."

7/16   Dedi (iblîs): "Öyle ki doğru yoldan ayırmış olmanla beni mutlak otururum onlara*; senin dosdoğru yoluna124."                

*İnsanlara.                                                                                                     

7/17   "Sonra mutlak gelirim* elleri arasından; ve arkalarından; ve sağlarından; ve sollarından; ve bulamazsın çoklarını şükredenler43."                            

*Tavaf ederim, dolaşırım, turlarım.                                                                                          

7/18   Dedi (Allah): "Çık oradan607;bir kovulmuş, bir yenilmiş (olarak); mutlak ki kim tabi oldu sana onlardan mutlak doldururum cehennemi sizlerden topluca."

7/19   Ve ey Âdem50! Mesken edin sen ve eşin cennette*; öyle ki yiyin ikiniz dilediğiniz yerden; ve yaklaşmayın ikiniz şu ağaca691; öyle ki olursunuz ikiniz zalimlerden257."                                                                                                     

*İblîs'e verilen izin sonrası Âdem ve eşinin bir cennet evrenine yerleştirilmesi. Erkek ve kadın tüm insanlar bir cennet evrenineyerleştirilmiştir. Şu an içinde yaşadığımız evren değildir.                       

7/20   Öyle ki vesvese verdi* ikisine şeytân29; ortaya çıkarması için ikisine çirkinliklerinden** kendilerine gizlenmişi/saklanmışı; dedi (şeytân): "Men etmiş değildir ikinizi Rabbiniz4 şu ağaçtan691 dışında ki olursunuz ikiniz iki melek48; ya da olursunuz ikiniz ölümsüzlerden185."                                                  

*Olay kendisine izin verilen en büyük şeytân olan İblîs'in bir cennet evreninde mesken edinen Âdem ve eşine fısıldamasıdır. İblîs kendi cennetinden indirilmiş ve kovulmuştur. İzin gereği Âdem ve eşinin bulunduğu cennet evrenine dışardan (mutlak ki başka bir paralel evrenden) fısıldama yapmaktadır. Âdem ve eşinin (tüm kadın erkek insanların) yaşadığı bu cennet bizlerin ilk cennetidir. Anlarız ki bu cennette ölümsüzlük yoktur.                                                                                              

**Cinsel organ bölgeleri.                                                                                                         

7/21 Ve kasem548 etti ikisine*; "doğrusu ben ikinize* mutlak nasihat** edenlerdenim."                                                                    

*Âdem ve eşine. Erkek insana ve kadın insana.                                                           

**Öğüt verenlerdenim. Şeytân sanki iyileştiriyormuş/güzelleştiriyormuş gibi davranarak insanları aldatmaktadır. Güvenebileceğimiz  tek kaynak şeytânın yaklaşmasının mümkün olmadığı Yüce Allah'ın kelamı olan Kur'an'dır.                                                                                                            

7/22   Öyle ki kılavuzluk/delalet etti* ikisine** kandırmayla/aldatmayla; öyle ki ne zaman tattı ikisi ağacı691; göründü ikisine çirkin yerleri***; ve hemen başladı ikisi ilmikleyip/bağlayıp örtmeye üzerlerine cennet**** yapraklarından; ve nida etti/seslendi ikisine** Rableri4: Asla men etmedim mi ikinizi** şu ağaçtan691; ve demedim mi ikinize** doğrusu şeytân29 ikinize apaçık bir düşmandır.

*Şeytân.                                                                                                        

**Âdem ve eşine. Erkek insana ve kadın insana.                                                          

***Cinsel organ bölgeleri.                                                                                                       

****İlk cennetimiz.                                                                                                      

7/23   Dedi ikisi*: "Rabbimiz4! Zulmettik257** kendi nefislerimize201**; ve eğer asla mağfiret319 etmezsen bizlere**; ve rahmet271 etmezsen bizlere**; mutlak oluruz** hüsrana uğrayanlardan."

*Âdem ve eş. Erkek insan ve kadın insan.                                                                   

**Çoğul eril olarak gelmiştir. Başka insanları da kapsayan bir sesleniş söz konusudur.                                                                                                  

7/24   Dedi (Allah): "İnin/alçalın* bir kısmınız** bir kısma** bir düşman (olarak); ve sizleredir* yerde*** bir kalma/yerleşme yeri; ve bir meta54 bir süreye kadar." ve bir meta54 bir süreye kadar."                                                    

*Çoğul eril gelmiştir. Hitap insanlaradır.                                                                       

**Mutlak ki çoğul grupları işaret etmektedir.                                                                 

**Dünya gezegeni. Cennetten çıkarılan insan daha alçak bir evrene gönderilecektir.                                                                                                    

7/25   Dedi: "Orada* hayat yaşarsınız ve orada* ölürsünüz; ve oradan* çıkarılırsınız**."                                                                               

*Şu an içinde bulunduğunuz evren, evrenden.                                                                         

**İlk cennet evreninden nasıl çıkarıldıysanız, şu an içinde yaşadığınız evreninizden de öldüğünüzde çıkarılırsınız.                                                                                                     

7/26   Ey âdemoğulları692! Muhakkak indirdik sizlere bir elbise; örter ayıp olan cinsel organ bölgelerinizi; ve bir süs; ve  takva21 elbisesi; işte bu*; hayırlıdır; işte bu; ayetlerindendir237 Allah'ın; belki onlar zikrederler78.              

*Takva elbisesi.                                                                                             

7/27   Ey âdemoğulları692! Baştan çıkarmasın sizi şeytân29; çıkardığı gibi ebeveynlerinizi* cennetten**; soyarak ikisinden* elbiselerini; göstermek için ikisine* çirkinliklerini; doğrusu o (şeytân) görür sizleri; o ve onun kabilesi; yerden (ki) görmezsiniz onları; doğrusu biz; yaptık şeytânları29 evliya/veliler28; iman47 etmez kimseler için.                                                                            

*Ana, baba. Bir üst soy. Bir katman üst soy. Bir önceki soy. İlk cennet evreninde bilinçlerimizi taşıyan bir üst soy erkek ve kadın bedenlerimiz.                                                                                  

**İlk cennet evreni.                                                                                                     

                                                                                                                     

                                                                                                                     

Şeytan ile Yüce Allah katında geçen konuşmayı Rabb'imiz bizlere anlatır. Bu ayetleri yorumlamayacağım. Yüce Allah ile şeytan arasında geçen ve ebeveyinlerimizin baştan çıkarılma yani kandırılma öyküsü olduğundan her kez kendi aklederse daha iyi olacaktır kanaatindeyim. Anna ve babamızın hatasına düşmeyelim. Rabb’imiz onaları affetti ama aynısı bizim için olacağından emin olamayız. Rabb’imizin azabından kimse emin olamaz, emin olduklarını düşünenler ancak müşriklerdir.                                                                                                                   

*

8/48   Ve süsledi onlara şeytân29 yaptıklarını onların; ve dedi (şeytân) olmaz galip sizlere bugün insanlardan; ve doğrusu ben bir bitişik sığınağım sizlere; öyle ki ne zaman gördü (birbirini) iki grup* çekildi (geriye) (şeytân) iki ökçesi üzerine; ve dedi (şeytân) "Doğrusu ben uzağım sizlerden; doğrusu ben görürüm görmediğinizi; doğrusu ben korkarım Allah'tan ve Allah şiddetlidir akabinde."

*İki savaş topluluğu.                                                                                                   

                                                                                                                     

Şeytanın vesvesesinin bir örneğini öğretir Yüce Rahman. Demek ki insanın yanlış yaptığı işi şeytan güzel ve iyi bir davranış gibi gösteriyor, ben sizin destekçinizim diye söylüyor, boş vaatlerde bulunup sonrada geri adım atıyor, benim sizinle alakam yok diyor. Şeytan yalanları ile insanı kandırıyor. Yüce Allah'da zaten başka bir ayetinde de şeytanın ancak boş vaatlerde bulunduğunu bizlere öğretir.    

*

12/5   Dedi ki: "Ey yavrum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana tuzak kurarlar. Şeytan, insanın açık bir düşmanıdır."                                                                                   

                                                                                                                     

Şeytanın insana apaçık düşman olduğunu apaçık belirten bir ayettir. Yusuf’un kıssasındandır. Başka ayetlerde vardır.                                                                                                          

*

14/22  Ne zaman ki hüküm gerçekleşti, şeytan onlara: "Şüphesiz ki Allah'ın vaktiyle yaptığı uyarıların hepsi gerçekleşti. Ben de size vadettim. Benim verdiğim sözler ise boş çıktı. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ben size sadece çağrıda bulundum, siz de kendiliğinizden çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Gerçekten ben, daha önce beni Allah'a ortak koşmanızı da yok saymıştım." dedi. Zalimlerin hakkı acı bir azaptır.                                                                                

                                                                                                                     

Cehenneme atılma hükmü gerçekleştiğinde zaten şeytanda kendi ağzı ile Allah ne dedi ise, ne ile uyardı ise hepsi gerçekleşti, benim ise söylediğim sözler verdiğim vaatler yani sizi kandırmak için verdiğim tüm vesveselerim boşa çıktı diyor. Yüce Allah'ın da bize öğrettiği gibi iblisin bu ayette de kendi ağzı ile söylediği gibi bize zorla bir şey yaptıramıyor, fısıldıyor ama seçim insanın kendi hür ve özgür iradesindedir. Ben sizi kötü şeyler çağırdım sizde tıpış tıpış geldiniz diyor.   Bu işte ancak kendinizi kınayabilirsiniz, bu cehennemden kimse bizi kurtaramaz. Siz beni Allah'a ortak koşuyordunuz ama ben zaten bunu kabul etmiyordum diyor iblis.

Şeytan bu konuşmayı yapacak, hüküm gerçekleştiğinde olacak olan bu konuşmanın muhatabı olacak olanların içinde olmamak için elimizden geleni yapmalıyız.  

Allah'a ortak koşanlarında, şeytanlarında zalimler olduğunu yine ayetten anlarız. En büyük zulüm, en büyük zalimlik Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır.

*

16/99  Kuşkusuz, iman etmiş ve Rabb'lerine tevekkül eden kimseler üzerinde, onun bir sultanlığı yoktur.

16/100  Onun sultanlığı, ancak kendisini veli edinen ve Allah'a ortak koşan kimseler için söz konusudur.                                                                                                  

16/99 da O diye bahsedilen şeytandır. 16/99 ve 100 de sultanlık diye bahsedilen ise güç, kuvvet, yetki manasındadır. Demek ki Yalnız Yüce Allah'a tevekkül ve iman etmiş kimse üzerinde hiçbir gücü yokmuş şeytanın. Onun gücü şeytanı veli edinen üzendeymiş, Allah'a ortak koşanlar üzerindeymiş. Anlarız ki yoldan çıkanlara Yüce Allah şeytanları musallat eder zaten insan üzerinde ki tek gücü fısıldamak, vesvese vermek olan iblise Yüce Allah bazı kulları için bunu da yapmasına izin vermemektedir.                                                                                                                                                                                                                                                                              

*

17/27  Saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabb'ine karşı çok nankördür.                                                                                    

                                                                                                                     

Cimride olmamayı, savurganlık da yapmamayı başka ayetinde bize öğreten Rahman, bu ayetinde savurganlık yapanların şeytanın kardeşi olduğunu ve nankör olduğunu bizlere öğretir. Şeytan nankörse elbette kardeşi de nankör olması beklenir. ihvane kelimesinin kardeş diye çeviri doğrudur ama diğer manalarını da öğrenelim. Çünkü bir kardeş diğer kardeş ile aynı özellikleri illa taşımayabilir. Muhtemeldir aynı olması ama her zaman değil.                                                                              

Bu kelimenin kök anlamı kardeş olmak, kardeş gibi ilişki kurmak, kardeş gibi davranmak gibi anlamlara gelir ki bu da kelimenin ve ayetin manasına değer katar.        Yani biri ne ise diğeri de odur manasını rahatlıkla çıkarabiliriz.                                                                                                          

*

17/53  Kullarıma de ki: "Sözün en iyi olanını söylesinler!" Şeytan, onların aralarını bozar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.                                                                              

                                                                                                                     

Sözün en iyisi Kur'an'dır. Bu söylem konuşurken sözün en güzel olanını söyleyin demekle beraber yanlış gördüğünüzde Kur'an ayetlerinden, Allah kelamını deklere ederek yanlışı düzeltin de demek olur düşüncesindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir. Ayrıca yeni bir şey daha öğretti Rabb'im bu lanetlenmiş yaratılan için. Daha doğrusu yaratıldıktan sonra lanetlenen için.                                                                                                 

Rabb'imin kullarının arasını bozarmış. Bunu yalnız inanlar olarak düşünemeyiz çünkü 19/93 de yerde ve gökte kim varsa Yüce Allah'ın kulu olduğunu bizlere öğretmişti Alemlerin Yaratıcısı ve Rabb'i.  Bu manada insan harici başka kullarda kastedilmiş olabilirse de bizi ilgilendiren iblisin bize etkisi olacaktır. En doğrusunu Yüce Alla bilir.                                                                                                        

 

*

17/61  Ve dediğimiz zaman meleklere48; "Secde edin Âdem'e; öyle ki secde ettiler iblîs190 dışında; dedi (iblîs): "Secde mi ederim kimseye (ki) yarattın bir tinden582?."

17/62  Dedi (iblîs): "Gördün mü sen bunu*; o* ki şerefli kıldın üzerime; muhakkak ki eğer ertelediysen beni kıyamet gününe148 kadar; mutlak kontrol ederim zürriyetini380 onun* bir az dışında."

*Âdem.                                                                                              

17/63  Dedi (Allah): "Defol/kaybol! Öyle ki kim tabi oldu sana* onlardan**; öyle ki doğrusu cehennemdir cezanız***; bollaştırılmış bir ceza."                         

*İblîs.                                                                                                

**Âdem ve zürriyeti.                                                                                                   

***İblîs soyu ve Âdem soyu.                                                                                                    

17/64  Ve kışkırt tabi olduğun kimseyi onlardan sesinle*; ve yaygara çıkar üzerlerine atlılarınla** ve yayalarınla**; ve ortak ol onlara mallarda ve evlatta***; ve vaat et onlara; ve vaat eder değildir onlara şeytân bir aldatma dışında.

*Vesvesenle, fısıldamanla.                                                                                                     

**Ordularınla. Elinden gelen ne varsa.                                                                         

***Evlat. Veletler. Çocuklar.                                                                                                    

17/65  Doğrusu kullarıma; olmaz sana onların üzerine bir sultân660; ve kâfi oldu/yetti Rabbin4 bir vekil (olarak).                                                            

                                                                                                                     

Buda Yüce Allah ile şeytanın konuşmasıdır. Gaypdan haber verir, öğretir Allah bize. Özetle neden iblisin Yüce Allah’ın emrine uymadığı, iblisin nasıl büyüklendiği, Yüce Allah’ın onun hakkında verdiği hüküm, neleri yapabilmesine izin verdiği, şeytanın gayretinin anca aldatma olacağı bilgisini verir.

Ve çok önemlidir Yüce Allah eğer bir kul üzerine vekil olursa, bu kul üzerinde Yüce Allah iblise asla bir güç, yetki vermeyeceğini de bizlere öğretir.

Bu vekillik içinde dosdoğru şekilde Yüce Allah’a yönelme ile hak edilebileceğini de bizlere Kur’an’da öğretir Rabb’imiz. (veli, vekil, evliya çalışmasına bakınız)                                                      

*

19/44  "Ey babacığım! Şeytana kulluk etme. Şeytan Rahman'a isyan eden biridir."

19/45  "Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir azap dokunur da bu durumda şeytan için bir veli olursun diye korkuyorum."                                                                                              

                                                                                                                     

İbrahim’in babası Azer’e söylediği sözlerdendir. Anlıyoruz ki bu dönemde şeytana kulluk edenler varmış. Şeytanı ilah edinen, onun uydurduklarına tabi olanlar varmış, babası da dahil.

Elbette şeytanlar uydurmalarını insanlara vesvese vererek, bu insanların kendilerinin yapmasını sağlıyorlar. Bunlar insanlardan şeytanın velileri ve hazır askerleridir. Şeytanın Yüce Allah'a isyan ettiğini ve Yüce Allah'ın dünyada bir azap çeşidi olarak insana şeytan musallat edebileceğini de şahsım adına anlıyorum. Bu azapta şeytana veli oluyor insan, yada şeytan insana veli oluyor, bu azap insanın kendisine yaptığı bir azaptır ve sonu hüsrandır.  En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                

*

19/83  Görmüyor musun? Biz, Kafirlerin üzerine, onları tahrik ederek kışkırtan şeytanları saldık.                                                                                     

                                                                                                                     

Bu ayette bahsi geçenler tabii ki Yüce Allah'ın ayetleri örtendir. Ama bir önceki ayete bakarak bunların arasından ilah edinilen ve ilah edinenler demek bu ayet özelinde daha doğru olacaktır. Bunlar kafirdir, yani gerçeği örter gizlerler fakat bu ayette farklı bir mesaj alıyoruz. Bu tarz kafirlerin bu eğri yolda kalmaları ve hatta daha da azmaları için onları kışkırtmak içinde şeytanları salıyormuş Yüce Allah. Başka ayetlerden öğrendiğimiz gibi, anladığım, canlarının kafir olarak çıkmasını istemekle beraber azaplarını daha da çoğaltmak ister Rabb’imiz.                                                                        

Burada diyebilirsiniz her şeye gücü yeten Yüce Allah istediğine istediği kadar azap edemez mi, çok azap etmek istiyorsa neden dünyada daha da azdırıyor. Hayır, Yüce Allah'ın sözü ve sünnetullahı vardır ve asla sözünden dönmez, sünnetullahında değişiklik olmaz.

Kötülük yapanın karşılığı kötülük kadardır. Sallıyorum hesap görüldükten sonra eğer 100 derecede yanmayı hak etti ise kendi ellerinin yaptıkları ile, ne 99 nede 101 derecede yakmaz Rabb'im. Çünkü en adaletlidir. Dünyadaki sınavda elde edeceğimiz başarı veya başarısızlığa göre alacağımız karşılık ve gideceğimiz yerlerde buna göre katmanlı olacaktır. Bu nedenle sınavımız dünyada olduğundan azacaksa dünyada daha fazla azıp, daha çok azabı hak etmelidir.

 

*

22/4   Onun hakkında yazıldı: ona uyan kesinlikle bilmelidir ki, şeytan onu saptırır. Ve onu Sair'in azabına iletir.                                                                               

                                                                                                                     

Hakkında yazılan şeytandır. Yazıldı demek kesinleşti demek, Rabb’imin sözü üzerine hak oldu demektir. Yazılan ise cehennemdir.

Sair kelimesinin kök anlamı tutuşturmak, başlatmak, çıldırmak, yakmak gibi anlamlara gelir. Direk ateş diye anlamlandırılabilir ama Bana çağrıştırdığı tutuşturulmaya başlanmış, çılgın bir alevdir. Rabb'imin sözü kesindir. Rabb'im şeytan ve ona uyanlar cehennemliktir demiştir, bunun kurtuluşu yoktur.          

Kur'an bütünlüğünden şöyle bir çıkarım yapabilirim. Bir kişi yoldan çıkar, şeytan buna musallat olur çünkü ayetlerden sıyrılmış ve korumasız kalmıştır, yaptığı kötü şeyleri de gittiği eğri yolu da güzel gösterir, Rabb'im de dilemezse bu şekilde kalmasını isterse ki eğer öyle isterse de Rabb'im o insanın asla dönmeyeceğini de bidirir işte bu ayetteki gibi, sairin azabına iletiliyor.

Sair kelimesine direk cehennem de deniliyor, kısmen doğrudur. Fakat Rabb’im burada bu kelimeyi kullandıysa cehennem demediyse illa bir ilahi mesajı vardır. Cehennem azaplarının sadece ateş ile sınırlı olmadığını bizlere öğretmişti Rabb’im (cennet ve cehennem çalışmasına bakınız). Belki de bu sınıfın sadece ateş ile azaplanacağı mesajını vermiş olabilir, cehennem derece derece olduğundan ateşte derece derecedir ve bu derecelendirilmiş ateşlerden birinin adı olabilir yada bambaşka bir şey de olabilir. Ben akletme kapısını açtım hep beraber akledelim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                    

*

22/52  Senden önce gönderdiğimiz her Resul ve Nebi, bir şey dilediği zaman, şeytan onun bu dileğine bir şeyler katmak istedi. Fakat Allah, şeytanın kattığı şeyleri yok eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.

22/53  Kalplerinde hastalık olan ve kalpleri kararıp katılaşmış olanlara, şeytanın kattığı şeyi, sınav vesilesi kıldık. Zalimler derin bir yanılgı içindedirler.                                                                                              

                                                                                                                     

Bu ayetleri iyi anlayabilmek adına adım adım gidelim. Bazı ayetlerde, ayetin tecellisini anlamak adına bu yöntemi kullanıyorum. Derin bir ayeti daha anlaşılır kıldığını düşünüyorum.

22/52 ayeti üzerinde konuşalım.                                                                                              

Muhammet’ten önceki her nebi ve Resul bir şey dilediğinde şeytan onların bu dileğine bir şey katarmış ile başlayalım.                                                                                              

1- Her nebi ve resulün bu başına gelen Muhammed'e gelmemiş mi ?                                        

*Her nebi, her resul aynı dini getirdiğini ve genelde aynı şeylere maruz kaldıklarından Muhammet'ten öncekilerin başına gelen bu durum elbette Muhammedin başına da gelmiştir.                            

 

2- Her nebi ve resul ne dilemiş olabilir ?                                                                                  

*Resuller ve nebiler ne dilemiş olabilirler. Elbette ki aldıkları vahyi insanlara eksiksiz ve tam olarak deklere ederek onları doğru yola klavuzlayabilmeyi, onların doğru yola klavuzlanabilmelerini. Bu üzerlerindeki görevi tam, eksiksiz yapabilmeyi, Yüce Allah'ın dinini ayağa kaldırmayı dilerler kısaca.

 

3-Şeytanın kattığını anlamak için şeytan nedir onu anlamak lazım, nedir şeytan?          

*Şeytan saptıran, bozan, uzaklaştıran her şeydir. Dosdoğru yola oturan, insana apaçık düşman olan, Allah tarafından lanetlenmiş, kovulmuş ve cehennemlik bir yaratılandır.                                        

 

4-Peki nedir bu iblisin kattığı ?                                                                                                

*Düz mantıkla hemen cevaplayalım ve derine inelim. Düz mantık, Nebi ve resul ne istedi ise onu bozmak. Detaylandırırsak da ; İnsanları kurtuluşa çağırmaları bozmak, çağrıyı etkisizleştirmek, ayetleri yamultmak, insanları kendi gibi cehenneme sürüklemek v.s v.s çok daha fazlasını söyleyebiliriz sizlerde biliyorsunuz. Kısacası Yüce Allah ne dedi ise tersi.                                                          

 

Şimdi toparlayalım. Demek ki şeytan Yüce Allah'ın dosdoğru yolundan insanları saptırmak ister. Yüce Allah bunu bizlere öğretiyor. Ama Rabb'im ayetlerini sağlamlaştırdığını da bu ayette bize bildirir. Kalplerinde hastalık olanların ise bu şeytanın kattığını sınav vesilesi kılmıştır. Bu eğri yolda kalan yani sınavdan geçemeyenleri de zalim olarak tanımlar.                                                                                                     

Akletmeye devam edicez bitirmedik. Şimdi şeytanın ne kattığına beraberce bakmak, detaylandırmak, akletmek isterim hep beraber. Şeytan saptıracak, bunu yapması için de insanları ikna etmesi lazım. Şu an şeytan bir vesvese verse bir put gösterse günümüz sözde Müslümanları bile gidip bu puta bu devirde tapınmazlar, bu şekilde kandıramaz. Bu sözde Müslümanlar zaten doğru yolda olmamalarına rağmen bu kandırma yöntemi doğru olmayacaktır. İşte şeytan bizi görmediğimiz yerden görür ve Aldatıcı bizi Allah ile aldatır ayetleri bize bu gerçeği açıklar. Şöyle ki;                                             

Şeytan döneme göre hile kullanır. Yani nabza göre şerbet verir. Dönem vardı Hristiyanlar İsa'ya (haşa) Allah'ın oğlu dedi, dönem vardı Yahudiler Üzeyir’e (haşa) Allah'ın oğlu dedi, dönem vardı meleklere dişil isimler takıldı onlara tapıldı, dönem vardı, din diye kız çocuklar toprağa gömüldü tüm bunlar uyduruk dinler adına yapıldı.                                                                                  

Şimdi bu dönemde şeytan veya velisi veya hazır askeri gelse sizi veya beni yada sözde de olsa Müslümanım diyen birini bunlarla kandırabilir mi, kandıramaz. Kur'an varken de inananları zaten kandıramadı. Taki peygamberin ölümünden uzun yıllar geçtikten sonra bakın bunlar peygamberin sözleri diye şeytan kendi velilerine bu uyduruk hadisleri yazdırdı, yazmaları için vesvese verdi. İnsanlara para kazanmak veya izzet sahibi olmalarını telkin ederek mezhepler, halifelikler uyduruldu gibi gibi.                                      

Şimdi işte yok Kur'an anlaşılmaz yok Kur'an açık değil, yok hadis Kur'an'ı açıklar, yok peygamberimi öteliyorsunuz gibi safsatalarla asıl İslam'ın yerini bu uyduruk dinler almış ama daha da acısı bunu İslam zannetmeleridir.                                                                                                       

Şimdi aldatıcı bizi Allah ile ile aldatmış mı, Rabb'im bizleri uyarmasına rağmen, şimdi şeytan bizi, bizim onu görmediğimiz yerden görmüş mü, Rabb'im bizi uyarmasına rağmen. Tek gerçek olan Kur'an'dır ve her şeyden örnekler bizlere apaçık verilmiştir. Tek kaynak Kur’an’dır, O’ndan sorulacaz.                   

*

25/29  "Ant olsun ki bana öğüt geldiği halde, beni o sapıttı." Şeytan, insanı yalnız ve yardımsız bırakır!                                                                                     

Şeytan hakkında yeni öğretilerimiz. Şeytanı dost edineni şeytanın yoldan çıkardığını öğrenmiştik. Bu ayetimizde de iblise uyanın, iblisin o kimseyi yalnız ve yardımsız bıraktığını anlarız. Nasıl yalnız kalır insan ve nasıl yardımsız kalır üzerinde lütfen akledelim. Kendi çıkarımımızı yapalım. Şahsım adına ise ben şunu söyleyeyim bu insanlara Yüce Allah ne dünyada nede ahirette yardım etmeyecektir ki dünyada da ahirette de tek sığınağımız tek yardımcımız Yüce Allah’tır.      

 

*

26/221  Şeytanların kimlere indiğini size haber vereyim mi?

26/222  Bütün iftiracı günahkarlara inerler.

26/223  Onlar, kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.

26/224  Ve o şairler; onlara azgınlar tabi olur.

26/225  Onların her vadide nasıl şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmüyor musun?

26/226  Onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.

26/227  Ancak inananlar, salihatı yapanlar, her zaman Allah’ın öğüdünü dinleyenler ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar1 hariç. Zulmedenler, nasıl bir alt üst oluşla, alt üst2 olacaklarını yakında bileceklerdir.                                                                                                      

                                                                                                                     

Bu ayet grubunda ise Rabb'imiz şeytanların kimlere musallat olduğunu, kimlere musallat olmalarına izin verdiğini öğretir bize ve kimlerin muaf olduğunu.

Eğer bizde bu gruptaki kimseler gibi olursak elbette şeytan bize musallat olacaktır.

26/224 deki şairler elbette bildiğimiz şiir yazan şairler değildir. Yani bildiğimiz şairlerdir ama farkları vardır. Bunlar da anladığım kadarıyla diyar diyar gezen ve şiir yazıp okuyan kimselermiş, ama bunlar yapamayacakları şeyleri söyleyen şaşkınlarmış.

Çünkü şair diye çevrilen kökü Şin-Ayn-Ra olan kelimenin kök anlamları, bilgi sahibi olmak, farkında olmak, bilmek, farkına varmak, fark etmek, algılamak, hissetmek, sezmek, şiirleştirmek, haber vermek, bilinçli olmak gibi anlamlara gelir. İşin içinde şeytan olduğuna göre ve şeytanın amacının da ne olduğunu Yüce Allah bize öğrettiğine göre şöyle anlamlandırmak doğru olacaktır.         

Şeytanın saptırdığı, şeytanın velisi olan bu kimselerin doğruyu da bildikleri farkında oldukları halde bir veya birden çok sebeple işlerine gelmediği için, doğru yoldan insanları saptırmak için şiir yazıp, gezerek bu şiirleri okuduklarını, şiir yolu ile sanat yapıyoruz diye alttan da hak yoluna saptırma mesajları veren kimseler olduğunu anlıyorum şahsım adına. Muhtemelen de bu kimselerin hepsi yada bir kısmı bazı kesimlerce bilinen, tanınan insanlar olmaları muhtemeldir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                

Bir çok hurafeler üretenler, bilmiyorum belki bu ayetten de şiire bu şeytan işidir demesi muhtemel veya şaire şeytan bu demesi muhtemeldir, ben şahit olmadım ama olasıdır.

Çünkü net biliyorum ki 48/29 da ki simalarındaki secde izleri cümlesini okuyup alnını yere vura vura alnında iz çıkaran da var, 8/35 ayetindeki onların salatları ıslık, çalmak ve el çırpmaktı, bu da küfürdü diyen ayeti tamamen yanlış anlayıp da el çırpmak ve ıslık çalmak günahtır diyen de. İşte bunlar arınmadan Kur’an’a dokunduklarından, maalesef ki Kur’an’ı tamamen ıskalamışlardır.

Şimdi elbette benim bildiğim hiçbir şiir bu gruba girmez ama bu zihniyetle yani insanları saptırmak amacı ile yazılan şiirler var ise bunu yazanda şiirin kendisi de bu ayet grubuna muhataptır.

Daha kapsamlı düşünürsek Yüce Allah’ın yolundan saptırmaya çalışan, insanlar tarafından tanınan tüm meslek grupları yani sanatçılar bu sanatlarını doğru yoldan saptırmak için kullanırlarsa eğer, işte bu kimseler 26/224 deki şairlerdir. Şiir olur, şarkı türkü olur, tv yayını olur, video yayını olur, herhangi mecradan halka sesleniş olur gibi gibi.                                                                                                                                                                                                                                         

*

27/24  "Kendisini de toplumunu da Allah'ın yanı sıra Güneş'e secde ederken buldum. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstererek onları doğru yoldan alıkoymuş, bundan dolayı da doğru yolu bulamıyorlar."                                                                                       

                                                                                                                     

Şeytanın saptırdığı Sebe melikesi ve toplumu örnekler Yüce Rahman. Güneşi ilah olarak onlara kabul ettirmiş iblis, artık hangi hileler, düzenbazlıklar ve yalanlarla bilemeyiz. Ama amacına ulaşmış diyebiliriz. Bu konuda başarılı olmuş. Ayrıca bir detaya daha dikkat edelim bu sapmadan sonra peşlerini bırakmamış bu yaptıklarını onlara güzel göstererek doğru yoldan hem alıkoymuş hem de doğru yola dönmelerine de engel olmuş.                                                                                 

*

31/33  Ey insanlar! Rabb'inize takvalı olun. Ve babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamadığı, çocuğun da babasına hiçbir şey ile yarar sağlayamadığı günden sakının. Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.                                                                                         

Rabb'im ne dediyse doğrudur. Sadakallahü Doğru söyledi Allah. Dünya hayatı ile aldanacağımızı söylerken Rabb'im şeytanın bizi bununla da aldatabileceği mesajını verirken, bahsettiğimiz gibi süper bir mesaj verir. Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.  

Allah ile aldatılma detaylarını konuştuk ama önemlidir kısaca üzerinden geçelim. Bize apaçık düşman olan iblis bizi, bir taraftan yoldan çıkartırken bir taraftan da Allah yolunda olduğumuzu telkin eder. Bir önceki 27/24 ayeti de buna bir örnektir veya giriş kısmında fuhuş örneğinde gördüğümüz 7/28 örneğinde de olduğu gibi. Kur’an içinde çok örnekler vardır. Bu Allah’tandır diye vesvese verir. Kişi Allah’ın hudutlarından çıkarken bunu Allah için yaptığını sanır. Bahsettiğimiz gibi döneme göre çeşitli yollar ile bunu yapar.

Çok uzatmadan günümüze de gelelim. Tamamı zan, tamamı uydurma olan hadis söylentileri ile dinde hüküm koydurur, ayetleri nesh ettirir, Yüce Allah kelamı dururken bu uydurmasyonlara inandırır, buna inandırırken de, gene ayetler yamultulur ve bunlar peygamberin sözleri yapmak lazım, bunlar Allah’tandır diye telkin eder.

Halbuki Rabb’imin ayetlerini okuyup aklını kullanan biri bu tuzakları fark edecektir, Rabb’inin izni ile. İşte aldatıcının insanı Allah ile aldatması en kısa anlatımı ile bu şekildedir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

 

*

34/20  Ve ant olsun doğru çıkardı onlar* üzerine iblîs84 zannını/varsayımını; öyle ki tabi oldular ona**; dışında bir fırka/bir grup; iman83 edenlerden.

*İnsanlar.                                                                                                       

**İblîs'e.                                                                                                        

34/21  Ve olmuş değildi ona* onlar üzerlerine hiç bir sultân660; ancak bilindik kılmam içindir kimseyi (ki) iman47 eder ahirete kimseden (ki) o (kimse) ondan kuşku/kuruntu/vehim içindedir; ve (senin) Rabbin4 her bir şey üzerine bir Hafîz’dır613.                                                                                   

*İblîs'e.                                                                                              

                                                                                                                     

Süleyman zamanından örnek veren Rabb'imizin bu örneği tüm zamanları kapsar. İman edenlerden bir kısmının üzerinde şeytan zanlarla, varsayımlarla vaatlerde bulunarak oyununu, amacını başarıyla gerçekleştirerek dosdoğru yoldan çıkarmış ve kendine tabi olmalarını sağlamış. Dediğim gibi her dönemde bu olay gerçekleşebilir.

Bu olayı bize anlatan Rabb'imiz, devamında da açıkça belirtir ki, bu durum böyle oldu ama (şeytana uyma işi)  şeytanın o sapan kimseler üzerinde bir yetkisi, gücü, zorlaması yoktu. Kendi özgür iradeleriyle şeytana tabi oldular. Bu hem iman edenlere hem de imandan sonra şeytana tabi olanlara aslında sınavdı. Bir kanıt ve delille açıkça belli olsun iman eden de sapan da diye.             

Bu yapılan seçimden doğacak sonuçların ahirette hesap zamanı bizler için kesin kanıt niteliği taşıdığını anlarız. Demek ki en adaletli Rabb'im inananı ve inanmayanı ayırırken, kendisi bilmesine rağmen delillendiriyor. Başka ayetlerde de buna benzer işaretler var diye belirtelim ve Rabb'imizin tüm ayetleri üzerinde akledelim lütfen.

Hani bir söz vardır ya şeytana uydum. Evet şeytana uydun ama bunu diyerek sıyıramayacaksın ahirette. Uyduğun şeytan zaten cehenneme gidecek sende yandaşı olarak azabı paylaşabilirsin eğer ondan sıyrılmazsan. Uçurumdan düşen birinin can havli ile birine tutunup onu da düşürmesi gibi.

Yapılması gereken Yüce Allah’ın hudutlarında kalmak. Şeytanın vesvesesinden Allah kelamına tutunmak. Bunun içinde Kur’an okumak, anlamak, çalışmak, analitik düşünmek, inandığın şeye delille, kanıtla inanmak olacaktır.

İblis zaten cehenneme atılacak, uzaklaşmak lazım. Uçurumun kenarında olup düşecek kişi için ise Allah kelamı ile kurtarmaya çalışalım ama bu arada Yüce Allah’ın ipine sımsıkı sarılalım ki bizi de uçuruma düşürmesin, düşüyorsa da kendi seçimi kendi düşsün. Yüce Allah’ın hidayet etmediğine kimse hidayet edemez.                                                                                                                 

*

35/5   Ey insanlar! Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.

35/6   Kuşkusuz şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin. O kendisine uyanları alevli ateşin halkından olmaya çağırır.                                                                                                 

                                                                                                                     

Rabb'im kendi sözünün doğruluğunu, dünya hayatının aldatma vesilesi olabileceğini, aldatıcının bizleri Allah ile aldatabileceğini, şeytanın bize düşman   olduğunu öğretir. Ayrıca yeni öğretiler nasip eder. Eğer o bize düşman ise elbette ayetteki mesaj gibi bizde ona düşman olmalıyız. Zaten şeytanın tek işi de bizi ateşe çağırmaktır diye öğreniriz.

Kur'an bizi en güzel mekan olan cennete çağırırken, ateşe çağıranın velileri, hazır askerleri olmaya çabalamak, yarışmak nasıl bir ironidir. İnsan her istediğinin olduğu bir mekan için yarışacağına, şeytan ile alevli ateşe girmek için birbiriyle yarışıyor. Doğru yoldan gitmek varken uçuruma atlıyor. Kendisi için kolayı zorlaştıryor, zoruda kolaylaştırıyor.

Adem’in hatasına düşmeyelim. Rabb’i onu bağışladı fakat Rabb’imin azabından kimse emin olamaz. Aynı hatayı/hataları bizde yapmayalım. Klavuzumuz yalnız Biricik Kur’an olsun ki Yüce Allah’a doğru şekilde, Rabb’imin izni ile klavuzlanabilelim.                                                                                

*

36/60  Ey Ademoğulları! Ben, size "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık düşmandır, diye uyarıda bulunmadım mı?"

36/61  Bana kulluk edin. Dosdoğru yol budur.

36/62  Ant olsun ki sizden birçoklarını saptırdı. Sizde bunu anlayacak akıl yok muydu?

36/63  İşte, uyarılmış olduğunuz Cehennem budur.

36/64  Kafir olduğunuz için bugün oraya girin!                                                                                                                            

Ademoğulları tüm insanlığa hitaptır. Yalnız erkeklere değil. Şeytanın apaçık düşman olduğu ve bunun uyarısı yaptığını ahiret evreninde bizlere söyler Yüce Rabb'imiz. Dosdoğru yolun Yalnız Yüce Allah'a kulluk etmek olduğu söyleyen Rahman aynı zamanda da şeytanları veya başka şeyleri ilah edinenlerin olduğu mesajını verir. İnsanlardan çoğunu da şeytanın saptırdığını belirten Rabb'imiz sizde bunu anlayacak akıl yok muydu diye bir nevi azarlar kanaatindeyim bir nevide herkesi cennetine koymak isteyen Rabb'imizin şeytana uyanlara kızgınlığıdır kanaatindeyim. En doğrunu Yüce Allah bilir. Bu söyleminden yaratılış özelliğimiz olan akıl ile bu şeytanın tuzaklarından  kurtulabilecek donanımı bize verdiği anlarız, elbette Yüce Allah'ın klavuzluğunda. Şeytana uyanların kafir olduğunu belirterek, ben sizi uyardım sonucunu da söyledim.                                                                                           

Şimdi uyarıldığınıza girin yani cehenneme der. Bu olay olacaktır arkadaşlar. Herkes bunu düşünsün lütfen. Hangi grupta olmak istersiniz. Bu ayete muhatap ve Yüce Allah'ın hitap ettiği bu grupta mı yoksa bu ayete muhatap olmayacak ve hiç bu konuşmayı duymayacak olan grupta mı?      Kararınızı verince verdiğiniz karar doğrultusunda gayret gösterip hak etmeniz dilek ve temennilerimle. Yüce Allah'ında sizin özgür irade ile seçtiğiniz ve çabaladığınız yol için kararınız doğrultusunda istediğiniz gibi dilemesini umarım.                                                                                                        

Umarım aklederek seçiminizi yaparsınız. Akledenlerin doğruyu yanlıştan ayıracak aklı vardır, sizde bunu anlayacak akıl yok muydu grubuna girmezler, bunlar Yalnız Kur'an diyenler olacaktır. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                         

*

38/41  Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Bir zamanlar Rabb'ine seslenmişti: "Şeytan bana dert ve azap dokundurdu."                                                                                   

Şeytan dert ve azap dokundurabiliyor veya bana dokunan dert ve azapta beni isyana teşvik ediyor, nankörlük için vesvese veriyor, tahammül etmemi zorlaştırıyor, kuşkuya düşürüyor diye de anlamlandırabiliriz. Bu elbette dünya hayatı ile ilgilidir.

Her iki çıkarımım detaylandırılabilir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

                                                                                                                                             

*

38/71  Hani Rabb'in meleklere: "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım." demişti.

38/72  Onu biçimlendirip, ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!

38/73  Bunun üzerine meleklerin tamamı, hep birlikte secde ettiler.

38/74  Ancak iblis etmedi. O kibirlendi ve zaten o kafirlerdendi.

Doğru çeviri : O büyüklendi ve oldu kafirlerden

38/75  "Ey İblis! İki elimle yarattığım şeye secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü taslıyorsun, yoksa kendini çok mu üstün görüyorsun?" dedi.       

38/76  "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." dedi.

38/77  "Oradan çık! Sen kesinlikle racimsin." dedi.         

38/78  Lanetim, Din Günü'ne kadar senin üzerindedir.

38/79  İblis: "Rabb'im! O halde yeniden dirilme gününe kadar bana süre ver." dedi.

38/80  Allah, "Peki süre verilenlerdensin." dedi.

38/81  Zamanı bilinen güne kadar.

38/82  İblis: "Öyleyse, izzetine ant olsun ki onların hepsini azdıracağım." dedi.

38/83  Ancak içlerinden muhles kulların hariç."                                                                                                  

                                                                                                                     

Kısaca konu bağlamı ile ilgili öğretilerin üzerinden geçelim. İblis Rabb'inin emrine uymadı. 38/74 deki zaten o kafirlerdendi çevirisi yanlıştır. O büyüklendi ve oldu kafirlerden doğru çevirisidir ki mantıklısı da budur ama mantıklı olduğundan değil ayetin doğrusu bu şekilde olduğundan belirttim. Büyüklük, taslamış, kibirlenmiş şu veya bu sebepten direk Allah'ın bir emrine karşı gelmiş olduğunu bunu da kendini saygı göstermesi istenen yaratılandan, daha üstün gördüğünden yaptığını anlarız. Oy saki her ikisini de Allah yarattı, yaratan yarattığını bilmez mi? Saygı göster dediğine göre dediğini yapmak gerekmez miydi? Oysa şeytan kendisinin daha hayırlı olduğuna kanaat getirmiş.                                 

İşte bazı kimseler de büyüklük tasladığından Yüce Allah'a kulluk etmediklerini başka ayetlerde bize Rabb'imiz zaten bildiriyor.

40/60 Rabb'iniz: "Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeye büyüklenenler, horlanmış olarak Cehennem'e gireceklerdir." dedi.

Ayrıca bildiriyor ki;

17/37 Yeryüzünde büyüklenerek yürüme! Sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin.

 

*Bu ayetteki yürüme mevzusu bu şekilde olma, bu şekilde kalma, bu duyguyla hareket etme diye anlaşılmalıdır. Bu şekilde dolaşma manası da bulunmaktadır. Kendini bir şey sanma, Allah’a döneceğini unutma, yeryüzünde kazandıklarının hepsi de, sen de dahil Rabb’inindir mesajını verir.

Bu olaylar sonrasına Rabb'im şeytanı kovmuş, lanetlemiş ve bu lanetlemenin hesap gününe kadar üzerinden gitmeyeceğini söylemiş. Zaten hesap sonrası da cehenneme atılacağını öğretti bizlere. Ve iblis bunun üzerine Yüce yaratıcıdan izin ister. Kıyamet/kıyam zamanına kadar bir süre ister. Bu süre zarfında da insanları saptıracağını söyler tabii bunun iznini de verir Rabb'im. Ancak muhles kullara ulaşamayacaksın diye de belirtir.            

Kur'an bütünlüğünden biliyoruz ki şeytanın musallat olacağı kafirler hakkında zaten söz hak olmuştur. İnanlar içinde bu iblisler sınav vesilesi olacaktır. Her iki grup içinde alacakları karşılıkları için delil ve kanıt olacaktır. Bunları detaylandırmıştık, bu ayet grubunda üzerinde durmayacağım.

*

43/36  Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız olursa, Biz ona bir şeytan salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur.

43/37  Şeytanlar, onları doğru yoldan saptırdıkları halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

43/38  Nihayet o Bize geldiği zaman: "Keşke seninle aramız iki doğu uzaklığı kadar uzak olsaydı." der. Öyleyse bu ne kötü bir arkadaşlıktır.

43/39  Bugün, pişmanlığınız kesinlikle size bir yarar sağlamaz. Kendinize haksızlık yaptınız. Siz azaba da ortaksınız.                                                                                               

                                                                                                                     

Şeytanların kimlere salınacağını öğreten ayetlerimizdir. Aynı zamanda da bu kişilerin şeytan ile yakın arkadaş olduklarını da öğreniriz. Çok önemli öğretiler devam eder. Kişi Rabb'inin öğüdüne duyarsız kaldı sonrasında şeytan buna arkadaş oldu ama şeytanın işi bitmedi. Yoldan çıkardığı gibi birde bu kişiye doğru yolda olduğunu sanmasını sağlar. Bu nedenle kişi doğruya ulaşamaz. Bir bakıma aşılamaz bir set çeker. Elbette Rabb'im dilerse hem bunu yapamaz hem de kişi bu seti aşar.         

Şeytan ile arkadaşlığın o kişi için çok kötü olduğunu vurgulayan Yüce Rahman'ımız hesap gününe de doğru yolu bulamamış ve şeytan ile arkadaş olarak geldiğinde kişi elbette bu arkadaşlıktan dibine kadar pişman olacaktır ama iş işten geçmiştir. Hesap günü pişmanlık işe yaramayacak, ikinci bir şans verilmeyecek, ne yaptıysanız onun karşılığını alacaksınız, Yüce Allah değil kişi kendine haksızlık yapmıştır. Nasıl şeytanla kafa kafaya verip arkadaş olduysanız işte göreceği azaba da ortaksınız.

Bu azaba ortaklık aynı azaba dönüşümlü, nöbetleşe girmek olarak düşünmeyin. Her kez kendi azabında olacak. Demek istenen şeytanda azap görecek, o azaptan sende göreceksin.            

Bu ayetler size bir şey çağrıştırdı mı bilmiyorum ama bana ekstra bir şeyler örnekliyor. Bilmiyorum hiçbir hadisçi veya sünnete inanan biri ile bir diyaloğunuz oldu mu. İşte bu kişiler hem bu ayete muhatap olacaklar ki hem de bu ayetler onların aynasıdır. Hatta Kur'an'ı bilen ama hadis diyenler bile işte Kur'an açıktır, her şey yazar, ondan sorulucaz v.s. gibi her detayı bildiği halde bu söyleminin arkasına hadis söylentilerini söylüyor. Yaw arkadaş hani Kur'an diyordun söylediklerin zaten Kur'an yeter demekti, işte Rabb'im diyor ya, nasıl döndürülüyorlar veya nasıl çevriliyorlar işte böyle.         

Kendini doğru yolda olduğunu sanıyorlar, saptıkları halde, şeytan ile arkadaşlar ama anlayamıyorlar, Aldatıcı Allah ile aldatmış ama aklını kullanamıyorlar. Burada kimseyi rencide etmemek adına isim vermiyorum. Bu verdiğim örneğin İsmi de videosu da bende saklı kalsın. Şu kadarını söyleyeyim belki de çoğu kişinin tanıdığı, genelde Kur'an'dan bahseden ama araya hadisleri sokuşturan bir kimseden bahsediyorum. Böyle birçokları da mevcut. Dileyen olursa mail yolu ile video linkinide verebilirim.

Ayrıca 43/38 de bahsedilen iki doğuya dikkat çekmek isterim. Bu bir terim yada deyim işte olabildiğince uzak olsun der ayet diyenler olsa da tamamen katılmıyorum. Çünkü bu mana çıkabilmesine rağmen bence Rabb’im daha derin bir mesaj verir. Düşünürsek keşke uzaklığımız iki doğu kadar olsaydı diyen kimse ahirettedir fakat dünyadayken bu şekilde olsaydı demek ister.

Dünyada 2 doğu olamayacağına göre, Rabb’im burada dünya harici başka gezegenler ve bu gezegenlerde yaşam olduğu işaretini veriyor. Bu evrendeki dünya gezegeninin doğusu ve başka bir evrendeki başka bir gezegenin doğusu gibi düşüncemizin ötesinde bir uzaklıktır aslında bahsedilen.

Bu birkaç kelimeden uzayda yaşam olduğunu nasıl çıkartıyorsun diye düşünebilirsiniz. Bu konu hakkında Rabb’im nasip ederse bahsedicem. Başka ayetlerimizle de destekliycem. Bu çıkarımım sadece bu ayetle sınırlı değildir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                        


*

43/61  Kuşkusuz o, kesinlikle o Sa'at için bir bilgidir. Sakın ondan kuşku duymayın! Bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur.

43/61 Ve innehu le ilmun lis saati, fe la temterunne biha vettebiuni, haza sıratun mustekim.

ve innehu : ve şüphesiz O         leilmun : ilmidir             lissaati : saatin

43/62  Sakın şeytan sizi alıkoymasın. Kuşkusuz o, sizin için apaçık bir düşmandır.                                                                                               

                                                                                                                     

43/61 deki O için birkaç değişik fikir vardır. Muhammet, İsa yada Kur'an. Kur'an olması ihtimali daha yüksek gibi düşünüyorum çünkü, Ve şüphesiz o ilmidir kıyametin sözünden Kur'an olduğunu anlıyorum. Fakat buradaki hu zamiri ise kişi zamiridir. Detaylı bakmak lazım, konu bağlamına girmediğinden yüzeysel baktım.       Bilgi olarak vermiş olayım.                                           

Apaçık düşman olan şeytanın neyden alıkoyduğunu anlamak için 43/61 e baktığımızda, Saatin varlığından alıkoyar, saatin gerçek olmasından alıkoyar ve şüphe içinde bırakır. Saatin varlığından şüphe duyan, inanmayan ve o saat geldiğinde kutsal kitapların anlatısı dışında bir şeyler olacağına veya olmayacağına inanmanın ahirete inanmamak olduğunu ve bunun da şirk olduğunu ve bu kimsenin de cehenneme gireceğini Biricik Kur'an'ımızda Yüce Allah bizlere öğretiyor. Anlarız ki iblisin bir oyunu da budur. Bizi şüpheye düşürüp sonrasında da alıkoyarmış. Şüpheye düşürdüğü de alıkoyduğu da Yüce Rabb’imin dosdoğru yoludur, hak öğretileridir.                                          

*

47/24  Onlar, Kur'an üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var?

47/25  Kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra, ona sırt dönenleri, şeytan aldattı ve onları boş ümitlere yöneltti.

47/26  Bu, onların, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: "Bazı işlerde size uyacağız." demeleri nedeniyledir. Allah, onların gizlediklerini biliyor.                                                                                                      

                                                                                                                     

Kur'an bir ders kitabıdır. Bu ders salattır ve salat da müminler üzerine vakitli bir kitaptır. Rabb'im Onlar diye bahsedilenler kimler 47/24 öncesi ayetlerine bakınız. Bu kimseler Kur'an üzerinde düşünmüyorlar mı, yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var demesinin bize yansıması Kur'an üzerinde düşünün, çalışın, anlayarak okuyun, analitik karar verin gibi bir çok detay verirken kalplerinde kilit olanların da Kur'an'ı anlamayacakları mesajını verir.       Devam eden ayetlerde de doğru yolun yalnız Kur'an'da olduğu, ve bu yolun Kur'an'da açıkça belirtildiğini söyler ayrıca Kur'an’dan yüz çevirenlerin de şeytan tarafından boş ümitlerle boş vaatlerle aldatılanlar olduğunu bize bildirir. Bunun nedeninin de bu kimselerin de böyle doğru yoldan uzaklaşmalarının sebebinin de Yüce Allah'ın ayetlerine, sırt çevirenlere uydukları olduğunu bizlere öğretir. Ve bunu da gizlerlermiş, ama Yüce Allah'tan elbette gizleyemezler.                    

Bu mesajların haricinde müthiş bir mesaj daha bu ayetimizdedir. Şeytanın bizi saptırması için Kur'an'dan bizi koparması lazım. Kur'an'dan kopmayan şeytana uymaz. Kur'an'ı anlayarak okuyan, çalışan, anlayan, doğru yolda olmak için Kur'an harici hiçbir şeye hüküm koydurmayan bir kimse için şeytan bir tehdit değildir. Belki sınav vesilesi olabilir, bu kişiye sokulmaya çalışabilir ama Rabb'imin ayetleri ile onu mahvederiz, arkasına bakmadan kaçar, tuzakları boşa çıkar ki elbette Yüce Allah'ın dilemesi ile.

Demek ki Kur'an'dan koptuğumuz zaman şeytan için, taraftarları, velileri, hazır askerleri için açık hedef haline geliyoruz. Yüce Allah'ın kelamlarına sadık kalmadan demek ki kedinin fareyle oynadığı gibi bizimler oynuyorlar. Yoldan çıkartıyorlar, yetmiyor bu eğri yolda kalmamızı sağlıyorlar, yetmiyor bu eğri yolu güzel gösteriyorlar,     yetmiyor bu eğri yolu doğru yol sanmamızı sağlıyorlar, yetmiyor tüm bu günahları Allah için yaptığımızı sanıyoruz ve gene yetmiyor bu şekilde ölmemizi ve cehenneme gitmemizi sağlıyorlar, bu amaçlar için ellerinden geleni yapıyorlar.

İşte bu, Kur'an harici dinde hüküm koyucular ve bu hüküm koyuculara uyanlar, bunları yayanlar var ya acaba ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar. Gerçi ateşe sabretseler de sabretmeseler de onlar için bir şey değişmeyecek.

*

57/14  İman Edenlere, "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. İman Edenler, "Evet, ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz, bekleyip, kuşku duydunuz. Allah'ın emri gelinceye kadar tutku ve kuruntularınız sizi aldattı. Ve o ğarur da sizi Allah ile aldattı." dediler.                                                                                       

Aldatıcının Allah ile aldattığını öğreten başka bir ayetimiz. Burada ğarur, aldatmak, yanlış yönlendirmek, aldatmasına izin vermek, yanılmak, aşırı kibirli olmak, pervasız, şaşırtıcı, şaşırmak, gafil avlamak, hazırlıksız yakalamak, tehlike anlamlarına gelmektedir.

Ahiret evreninde iman eden ve kafirler arasında gerçekleşecek olan bu konuşma bizlere anlatır ki, kafirler iman edenlere bizde sizlerle beraberdik derler. Belki bir kurtuluş yolu aramaktadırlar belki de içinde bulundukları durum için hüsranda olup neden cehennemi hak ettikleri anlayamadıkları bir noktada da olabilirler kanısındayım.

İman edenlerde cevap verir; Ölüm gelene kadar aldatıcı sizi Allah ile aldattı, aklınızı kullanamadınız, sizi fitneye düşürdü ancak beklediniz ve kuşkulandınız ve yine aklınızı kullanamadınız. Kendi tutku ve kuruntularınız kullanarak aldatıcının sizi Allah ile aldatmasına izin verdiniz. Bu sizin kendi özgür iradeniz ile yaptığının seçimin sonucudur demektedirler.

Ayette aklınızı kullanmadınız diye bir şey yazmaz. Bu benim çıkarımımdır. Çünkü Rabb’im her şeyi apaçık belirtip, akıl ve özgür irade vermiştir. Rabb’imin öğütlerine uymayıp, apaçık düşman olan şeytana uyup cehenneme atılmak aklı kullanmamaktır, aklı başkasına kullandırtmaktır, başkasının aklı ile hareket etmektir, ahmaklıktır diye şahsi bir yorum yapmak isterim.

                                                                                                                                            

*

58/19  Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah'ın öğüdünü onlara unutturdu. Onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Dikkat edin! Şeytanın taraftarları kesinlikle kaybedenlerdir.                                                                                   

                                                                                                                     

Onlar kim önceki ayetlere bakınız. Onlar kısaca ateş halkıdır ama önceki ayetleri mutlaka okuyunuz çok detay var. Allah'ın ayetlerinden sapanları şeytan kuşatıp, Yüce Allah'ın öğüdünü unuttururmuş. Öğüt, zikirdir yani Kur'an yani kutsal kitap. Bu kimseler aynı zamanda şeytanın taraftarlarıymış. Taraftar hem taraf olmayı hem de yanında yokken de onları desteklediklerini aynı görüşte olduklarını hem de aynı kaderi paylaşacaklarını işaret eder kanaatimce. Bu taraftarların kazanma şansı olmadığını, şeytan gibi hep kaybeden taraf olduğunu da Rabb'imiz bizlere öğretir. Bu yolda taraf seçmek durumundayız. Rabb’im orta yolu tutanlar olmamamızı da belirtir. Biraz ondan biraz bundan olmak doğru değildir.

5/66 Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabb'lerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı hem üstlerinden hem de ayaklarının altından yiyeceklerdi. İçlerinde muktesid bir topluluk var. Ve onlardan çoğu da kötü işler yapıyorlar.

*muktesid : orta bir yol benimsemek, arabulucu bir pozisyon, arabulucu olarak hareket etmek gibi anlamlara gelir. Başka bir çok anlamı da vardır.

 

Tarafımızı seçelim net ve kesin bir kaybeden mi yoksa dünyanın güzel sonunu elde edebilmek için yarışmak mı?                    

 

*

59/16  Onların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. İnsana: "Kafir ol." der. Ne var ki insan Kafir olunca da: "Kesinlikle ben senden uzağım, ben alemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım." der.

59/17  Her ikisinin de sonu, ateşin içinde sonsuza dek kalmaktır. İşte zalimlerin cezası budur.                                                                                               

                                                                                                                     

Onlar kim önceki ayetlere bakınız. Şeytan hem kişinin kafir olması için uğraşır, elinden geleni arkasına koymaz sonra da kişi istediği gibi kafir olunca da ben senden uzağım alemlerin Rabb'inden korkarım dermiş, ne tezat değil mi? Şeytan ve saptırdıklarının yeri gene cehennem diye belirtir ayetimiz.

Şeytan Yüce Allah katında irade verilmiş bir yaratılmış olduğunu ayetten anlarız. Aksi takdirde Rabb'ine karşı gelemezdi ? Düşününce kendi de ne istediğini bilmiyor gibi değil mi? Bence de şaşırtmaya çalışması yanında kendi de şaşırmış bir şekilde hareket ediyor diye düşünüyorum.

Buraya kadar öğrendiklerimiz doğrultusunda yaptığı ve düşündüğü şeyler tutarsız diye düşünüyorum? Tek tutarlı tarafı insanları yoldan çıkarıcam deyip büyük ölçüde başarılı olmasıdır. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                     

*

67/5   Ant olsun ki Biz, yakın gökyüzünü kandillerle süsledik. Onları, şeytanlar için asılsız şeyler söyleme malzemesi yaptık. Onlar için ateşin azabını hazırladık.                                                                              

                                                                                                                     

Burada Rabb'imin dediği anladığım kadarıyla yıldızları falan kullanarak fal bakan, burç uyduran, kahinlik yapanlardır. Çünkü yakın gök der ayette. Bu manada el falı, kahve falı v.s de bu işin içine girdiği kanaatindeyim. Şeytana malzemeymiş bunlar için ateş hazırlanmış diye bizlere öğretir. Kur’an’da gök (sema), gökler (semavat) ve yedi gökler (seb’a semavatin) neresidir, Rabb’imiz bu kavramları kullanırken tam olarak nereyi işaret etmiştir, anlamamızda fayda vardır, bu kelimelerin geçtiği ayetleri anlayabilmemiz adına büyük önem taşır.           

           


GÖK, GÖKLER YEDİ GÖKLER


*

81/25  O, taşlanmış şeytanın sözü değildir.                                                                                

                                                                                                                     

Kur'an kovulmuş, taşlanmış, lanetlenmiş olan şeytanın sözü değildir der Rabb'imiz. Yani Kur’an’daki sözler boş değildir, boş vaatler boş sözler değildir, hepsi Yüce Allah’tandır ve hepsi doğrudur.

Önceki ve sonraki ayetleri okursanız neden bu cümleyi söylemiş net anlarsınız. Şeytan apaçık düşman ise Kur'an'da şeytanın sözü değilse düz mantıkla olaya basic baksak bile net diyebiliriz ki Kur'an'dan çıkarsak saparız.                                                                                               

*                                                                                                                                                         

 5/91   Ancak arzu eder şeytân29 ki düşürsün aranıza husumet/düşmanlık ve nefret; hamr138 içinde; ve meysir359 (içinde); ve uzaklaştırmak/alıkoymak Allah'ın zikrinden78 ve salâttan5; öyleyse sizler nehy edenler/geri duranlar/dizginleyenler misiniz?

Hamr ve meysir konusunu detaylı inceleyeceğiz. Dünyadaki hamr nedir cennetteki hamr nedir, farkı nedir. Meysirin meysir olabilmesi için, meysir olarak kabul edilebilmesi için oluşması gereken şartlar nelerdir Rabb’im nasip ederse konuşacağız. Ayeti anlama bakımından kısaca bahsedeyim.

Hamr aklı örten şeylerdir. İçkide olabilir, madde de olabilir, bu konuya aşırı, sevinç veya üzüntüde girer eğer aklı örtme derecesinde olursa. Meysir ise kumar ve şans oyunlarıdır. Kelime anlamı olarak kolay, zor olmayandır. Kolay ve emeksiz kazançları kapsayabildiği gibi kriterleri vardır konuşcaz.

Ayetimize gelirsek, şeytanın arzusundan bahseder Rabb’imiz. Ne arzu edermiş bu iblis. İnsanların arasında husumet, düşmanlık olsun, kavga gürültü ve öldürme olsun istermiş. Bunu yaparken ki yolu ise insanları hamr ve meysire yönlendirirmiş. Anlarız ki bu yolda olan insanları daha kolay yönlendirebilirmiş. Aklı örtülen ve kolay kazanç peşinde koşan insan Yüce Allah’ın hudutlarında dışında olur ve şeytanın oyuncağı olurmuş.

Çok önemli öğretiler devam ediyor lütfen dikkat edelim. Şeytanın başka arzusu da insanı Allah’ın zikrinden ve salattan uzaklaştırmaktır.

Şimdi Allah’ın zikri Kur’an’dır. Salatda Kur’an okumak, çalışmak, öğrenmektir ama bu salat müminler üzerine vakitlidir. Yüce Allah’ın Kur’an’ının dışına çıkılınca açık hedef olduğumuzu anlamıştık. Korumasız kaldığımızı, şeytana oyuncak olduğumuzu anlamıştık. Salatda vakitli Kur’an çalışmaktı. Yani Allah kelamını devamlı okuyup hafızada canlı tutmaktır. Bu iki konuya sarılınca Yüce Allah’ın hudutlarında kalıyorduk ve şeytan bizlere yanaşamıyordu, yanaşsada onu Allah kelamı ile mahvediyorduk bunu da ayetlerimizden öğrendik. İşte şeytan bizi bunlardan uzaklaştırmak istiyor ki Allah kelamından sıyrılalım dilini sarkıtıp soluyan üzerine varsan da varmasan da bu durumda kalan köpek gibi olalım.

Rabb’im ayetin sonunda der ki ben açıkça anlattım size, öğrettim neyin ne olduğunu öyleyse bunlardan geri duranlardanmısınız? Soru hepimize tüm öğrendiklerimizden sonra geri duranlardanmıyız ?

Şöyle bir soru akla gelebilir. Allah’ın zikri Kur’an ise, salat da Kur’an çalışmak ise arada ne fark var ki Yüce Allah ayrı belirtmiş. Bu salat başka bir şey olabilir mi?

Kendimden örnekle izah etmeye çalışayım. Kur’an çalışmaya başlamadan Kur’an okumaya başladım tabii ki bildiğim, anladığım dillerde. Fakat o zamanlar salat kavramına çalışmadığımdan tam anlamlandıramamıştım. Sonra Kur’an’ın gerçek salatının ne olduğunu anlayınca bu ve buna benzer ayetlerin tecellisini de anladım.

Şöyle ki Kur’an okuyordum bazen bir günde 3 veya 5 saat. Ama bakıyordum arada bir gün veya üç beş gün hiç okumuyordum. Ama salat müminler üzerine vakitli bir kitapmış. Günde iki defa salatı ikame etmek için Kur’an’ın başına oturduğumda her gün Kur’an okuduğumu ve aksatmadığımı farkettim. O gün Kur’an okuyayım yada okumayayım, Kur’an çalışayım yada çalışmayayım günde 2 defa Kur’an okuyordum. Yüce Rabb’imin ayetleri hep hafızamda canlı kalıyordu.

Anladım ki Yüce Allah Kur’an okuyun diyor ama salatıda ikame edin diyor ve bu ikisi aslında farklı şeyler. Salat Kur’an’ın devamlılığıdır. O zaman geldiğinde mutlak yapman gereken bir görev olmuştu benim için. İşte ondan Rabb’im salatı ayrı tutmuştur bir çok ayetinde. İşte ondandır salat müminler üzerine vakitli bir kitap. Bir şeyi kendine vakitli bir görev edindiğinde aksatmadan yaparken, görev edinmediğin şeyi ise uzun süre aksatabilirsin.

Örneklendirmeye çalışayım. Eminim ki bir çok kişi yaşamıştır. Spor yapmak istiyorsun. Diyorsun ki gün de 1 saat evde spor yapıcam her gün. Bakıyorsun ki bir zaman sonra 2 güne çıkmış 3 gün beş gün derken bırakmışsın. Ama spor salonuna yazılıp bunu kendine görev edinirsen günü ve saati geldiğinde ordasındır ve uzun soluklu olur.

Spor salonuna da yazılsa kısa bir süre gidip de bırakalalar vardır. Bunlarda Rabb’imin 4/142 ayetindeki istemeye istemeye salata gidenler ve/veya dışarıya hoş gözükmek için giden aslında gerçek amaçları salata gitmek olmayanlardır diye örnekleyebilirim.

4/103 ayetinde doğrusu salat oldu müminler üzerine vakitli bir kitap çevirinde neden kitap diye çeviriyoruz salat çalışmasında detaylandırıcam.

 



ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞINMA      

 

 

 

2/67   Ve dediği zaman Musa kavmine: “Doğrusu Allah emreder sizlere ki kesersiniz bir sığır”; dediler: “Bizleri bir alay konusu mu edinirsin?”; dedi (Musa): “Sığınırım Allah'a; cahillerden olmaktan.                                                                                                                                                         

                                  

Yüce Allah Musa'ya kavmin sığır kessin diyor. Musa'da kavmine ilettiğinde Musa'ya alay mı ediyorsun diyorlar. Musa bir peygamber ve Yüce Allah'ın emrini iletmesine         rağmen bu şekilde bir tavırla karşılaşıyor ve burada Yüce Allah'a bir sığınma ihtiyacı olduğunu anlıyor ve cahillerden olmamak için Rabb'ine sığınıyor. Bu kavmin cahillik ettiği anlayan Musa Yüce Allah'a sığınması gerektiğini de anlıyor. Tabii ki Yüce Allah'ın ona öğrettiklerinden biliyor.

Bu sığır kesme mevzusu geçen ayetlerde ayrıca Yüce Allah’ın bir kınaması mevcuttur. Şekilciliğe takılmamayı da bu ayetler bizlere öğretir. Her şey Kur’an’da vardır. Kur’an hudutları belirler o hudutlar içinde Rabb’im rahmetinden dolayı bazı şeylerin detayını vermez ve bizlere bırakır.

Sığır kesin demiş Allah kesin işte. Yok nasıl sığır olsun, yok rengi ne olsun, yok niteliği nasıl olsun yaw sığır kes, kes işte. Eğer Allah isteseydi rengini şunu bunu söylerdi. Ama sığır kes demiş, kes arkadaşım.

Günümüzden şöyle örnekleyelim. Oruç tut. Oruçluyken yeme, içme ve cinsel ilişkiye girme der Rabb’imiz ayetlerinde. Gerisini rahmetinden bize bırakmış. Yok sakız çiğnenir mi, yok diş fırçalanır mı, yok denize girilir mi, yok ağız çalkalanır mı, yok aşı olunur mu saçma saçma bin tane soru bir de bu soruların alt kolları var. Örneğin sakız şekersiz olsa veya erimeyen sakız olsa veya çiğneyebilirsek yutarsak ne olur falan filan. Aynı bu 2/67 ayetindeki kimseler gibi şekilcilik yaparlar.

Bu şekilcilikten de işte bu din adamı denen beyin yamyamları nemalanır. Her konuda bir şeyler atıp tutarlar. Sana Rabb’in neyin ne olduğunu söylemiş daha nerde ne arıyosun. Emri veren Allah, kabul edecek yada etmeyecek de Allah. Dediğini dediği şekilde yapmaya çalış, aç bak Kur’an’a anladığın şey mesela sakız çiğnemek yeme içmeye girmez diye yorumlarsan, bu şekilde için rahatsa çiğne. Allah ile senin aranda. Kur’an’dan bunu anladım dersin artık hüküm Rabb’inindir. Eğer sakat olduğunu da düşünürsen yapmayıver oruç zamanı, bu kadar basit.                                                                                                                                        

*

7/200  Ve eğer gelirse sana kışkırtma; şeytândan29 bir kışkırtma; öyle ki sığın Allah'a; doğrusu O bir Semî’dir41; bir Alîm’dir8.

41/36  Ne zaman şeytan kötü bir dürtüş ile seni dürtülecek olursa hemen Allah'a sığın. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

16/98  Öyle ki kıraat578 ettiğin zaman Kur’an’ı; öyle ki sığın Allah'a racîm411 şeytândan29.                                                                                                                                                                                               

                                                                                                                                                                                

Üç ayette de şeytandan Allah'a sığınırım de demez. Başka herhangi bir ayette de sığınırım de demez. Nedir mesajımız Allah'a sığın. Bu manada çalışmamızın başında da dediğim gibi hiçbir bilgiye sahip olmadan, açıklayıcı bir kitabımız bir yol göstericimiz olmadan yani bilmediklerimizi bize Kur'an ile öğreten yüce Yaratıcının kitabından öğrenmeden boş boş eüzü besmele çekmek anlamsızdır.

Konuştuğumuz örneklediğimiz gibi kutsal kitabı okumayan biri fuhuşun yapılmaması gerektiğini bilmez yapar. Ama yapılmamasını Yüce Allah'ın kelamından öğrenen bu durumda yapmaması gerektiğini bilir, sığınma ihtiyacı doğar ve Yüce Allah'a sığınır yani eüzü besmele çekmek yerine kitapta ona öğretilenleri uygular, yani takva ile kötü bir işten kendini korur nasıl davranacaksa Yüce Allah ona nasıl öğrettiyse ona yapar. Bilenle bilmeyen bir olur mu. Tüm bunları bilmeden sığınma talebi akılsızlıktır. Böyle duruma düştün, ne olması gerektiğini de biliyorsun, bu duruma düşmemek, bu durumdan kurtulmak, takvalı kalabilmek için elbette Yüce Allah'ı çağır, ona sığın, ona sığınma talep et bu manada eüzü besmele de çekebilrsin sıkıntı değil. Zaten Allah'a sığınmak demek Allah'ın buyruklarına uymak sınırlarında kalmakla olacaktır aksi asla düşünülemez.                                                 

Bu şimdi şuna benzer. Bir sınava gireceksin ama zerre kadar bilgin yok. Kalkıp ben bu sınavdan geçicem demen ve sadece bunu söylemekle sınavdan geçeceğini beklemek gibi. Yada 5. katta çıktın, atlamadan Allah beni korur ben Allah'a sığındım beni öldürmeyecek demen gibi. Yaw Yüce Allah'ın sünnetullahı var. Yerçekimi. İnsan vücudunun belli bir yükseklikten yere çarpınca başına gelecek olan belli, öleceksin işte onu demen seni kurtarmayacak.

Elbette Yüce Allah ölmeni dilemezse 10. kattan atlasan da ölmezsin ama Allah'ın sünnetullahı belli, bunu biliyorsun başına gelecekte belli. Aynı bunun gibi Allah'ın hudutlarını bilmeden eüzü besmele çekmek de bu kadar mantıksızdır. Bilmiyorsan bilmediklerimizi zaten Yüce Allah Kur'an'da bize öğretiyor, aç da bak bir zahmet ve bir zahmet aklını dereye al, aklını başkalarına kullandırıp, akılsızca başkalarının peşinden gitme.

Kıyrtırık bir mesaj dahi gelse telefonuna açıp bakmıyor musun, merak edip okumuyor musun. Ey akıl sahibi, Tüm alemlerin yaratıcısı seni ilgilendiren bir mesaj göndermiş, Kur'an'ı göndermiş hiç mi merak edip bakmazsın, hiç mi aklını kullanmazsın.                                                                                

Bu eüzü besmele ile ilgilide detayları verelim. Öncelikle söylenilen bu cümle söylendiği şekilde Kur'an'da geçmemektedir. Kur'an'da geçmeyen, geçen ile geçmeyen karıştırılan, o ayetten bu ayetten alınıp birleştirilen şeylere çok dikkat etmemiz gerektiğini açıkça belirteyim. İlk bakışta iyi veya normal gibi gözükmesine rağmen içine şirk bulaştırılmış oluyor genelde. Bu kullanılan kelimei şahaadet dedikleri cümle gibi. Salat konusunda Rabb’im nasip ederse detaylandırıcam. Şimdilik şunu söyleyeyim bu cümle şirk içerir.

Bu konu detayında eüzü besmele söylemek her hangi bir sorun oluşturmuyor, ama bu tarz harmanlanan şeylerin bir çoğunda sorunlar vardır. Burda anlatmaya çalıştığım Yüce Allah'ın kelamlarından bir haber olup da sadece bir cümle söyleyip Yüce Allah'a sığınma beklemek akılsızlıktır, şahsi kanaatimce. Elbette Yüce Allah dilerse koruyacaktır fakat Kur'an bütünlüğünden anladığım kişinin çalışmasında fayda olduğu ve Yüce Allah'ın dilemesinin genelde hak edene olduğunu anlamamdır, en doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                         

 

Euzu billahi mineşşeytanirracim ve Bismillahirrahmanirrahim'                                                                                                                                                                                                 

2/67 Ve iz kale musa li kavmihi innallahe ye'murukum en tezbehu bakarah, kalu e tettehızuna huzuva, kale euzu billahi en ekune minel cahilin.                                                                                             

euzu     sığınırım                      billahi   Allah'a                                                                                                                                               

21/82 Ve mineş şeyatini men yegusune lehu ve ya'melune amelen dune zalik, ve kunna lehum hafızin.                                                                                                          

mine     den (ön sözcük)           şeytan  şeytan/iblis                                                                 

16/98 Fe iza kare'tel kur'ane festeız billahi mineş şeytanir racim.                                              

racim   taşlanmış,kovulmuş, lanetlenmiş (recmedilmiş)                                                           

                                              

Bismillahirrahmanirrahim'                                                                                                       

Kur'anda 114 kere kullanılmıştır. Bunların 112 si numarasız ve 2 tanesi numaralıdır. Numaralının ilki fatiha suresinin başında ve diğeri 27/30 da geçer.                                                                    

Kur'an 114 sure, 6234 ayet ve 112 numarasız besmele ile toplam 6346 ayet bulunur. Ayrıca 77401 kelimedir.                                                                                                                                

                                                          

Bismi :  Adıyla/ismiyle   Allah:  Allah      er Rahman :  Rahman/dır          er Rahim:  Rahim/dir                                                                                                               

BESMELE VE 19 SİSTEMİ


*

23/97  De ki: "Rabb'im! Şeytanların etkilemelerinden Sana sığınırım."

23/98  "Rabbim! Benimle yakınlık kurmalarından Sana sığınırım."                                                                                                                                                               

                                              

Mis gibi değil mi. Allah'a sığınmak için eüzü besmele çekiyorsun ya, ayetlerden kelimeler toplayıp bir araya getirerek. Rabb'im bizlere zaten öğretmiş. Zaten öğrettiği şeyi değil de kendimiz bir şekilde bir şeyler üretmeye çalışmanın başka sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Elbette Kur'an'ı bir ders kitabı olarak çalışıp dersler çıkaracağız. Demek istediğim bilmediklerimizi bize öğreten Yüce Allah, eğer şeytandan sığınmak adına bir şey söylemek istiyorsan demiş ki, de ki Rabb'im şeytanın etkilemelerinden sana sığınırım, Rabb'im benimle yakınlık kurmasından sana sığınırım. Böyle de demiş zaten. Rabb'imden iyi mi bilicez. Bunu dememiş olsa bak Kur'an'dan şeytana sığınmak için ne diyeyim diye.

Apaçık şeytandan Allah’a sığın diyen Rabb’im, nasıl sığınacağımızı bize öğrettiği gibi ilahi yardım için Kendisine nasıl çağrı yapacağımızı da net öğretmiştir. Allah’ı çağıracaksak 23/97 ve 23/98 de bize öğretilen şekilde çağırmamız doğru olacaktır.      

*

7/201  Doğrusu kimseler (ki) takvalı21 oldular (Allah’a) temas ettiği zaman onlara bir tavaf/dolaşma* şeytândan29; zikrettiler78 (Allah’ı); öyle ki o zaman onlar bakanlardır/görenlerdir**.                                                                  

*Şeytânın musallat olması.                                                                                         

**Şeytânın kışkırtmalarını rahatlıkla görürler, anlarlar.                                                              

7/202  Ve onların kardeşleridir* (ki) genişletirler/uzatırlar* onları sapkınlığa; sonra peşlerini bırakmazlar*.                                                              

*Şeytânlar.                                                                                                                                                                                       

                                                          

Rabb'imiz bize apaçık düşman olan iblisi anlatmaya, öğretmeye devam ediyor. Öğrenelim ki oyunlarına, tuzaklarına gelmeyelim. Yüce Allah'a sığınabilelim.

7/201 de Yüce Allah'a takvalı olan kimseye şeytan uğrasa bile, temas etse bile, saptırmaya yeltense bile Allah'ı zikerederse (zikir çalışmasına bakınız) yani Yüce Allah'ın öğretilerini bilirse, hatırlarsa yani Kur'an'ı bilirse işte o zaman bu kimse bir saptırma için bir şeytanın kendisine musallat olduğunu açık ve net bir şekilde anlar. Üzerinde durmaya çalıştığım noktalardan biride tam budur. Şeytandan Allah'a mı sığınacaksın, Kur'an bilicen, Rabb'imin kelamlarını, hudutlarını bileceksin. Nokta.        

Eğer böyle olmassan da 7/202 der ki; şeytan sizin kardeşiniz olur, istediği yere çeker, istediğini yaptırır. Yani artık belki kaba olacak ama tasmayı şeytana vermiş olursun, nereye götürürse oraya gidersin. Bu arada konuşcaz Rabb'im nasip ederse.

Tavafıda yanlış anlıyan kendine hacı diyen müşrikler, (müşrik diyorum hac konusunda izah edicem inşaallah) bir taş yapının (neden taş yapı diyorum hac konusunda bunuda konuşcaz) etrafında ipini koparmış deli dana gibi dönüp dururlar.

Oysaki tavaf, ziyaret etmek, uğramak, gezmek gibi anlamlarına gelir ki bu kelimenin anlamında boş boş etrafında dön diye bir anlamı yoktur. Ayrıca hac da delillerle tartışma, kongre demektir tüm bunları hac kavramında çalışcaz. Kısaca söyleyeyim yeri geldiğinde konuşuruz Rabb'im nasip ederse şu anda hac diye yapılan şeyin Kur'an'da bahsedilen ile uzaktan yakından alakası yoktur. Kendine Müslüman diyenler gaflet ve aymazlık içindedirler ve Rabb'im eski bir kavimden örnekleyip kınadığı ve cezalandıracağını söylediği gibi yaptıkları şeyler o zaman insanının ibadet diye el çırpıp, ıslık çalmalarından bir farkı yoktur. Aynı şu anki gaflet ve aymazlık ibadeti olan yat kalk egsersizi gibi. Bunu da Rabb’im nasip ederse delilleri ile salat konusunda tüm kavramlara bakarak detaylandırıp netleştiricez.

 

*

8/11   Sardığı zaman sizleri O’ndan (Allah'tan) bir emanet/güvenlik (veren) uyuklama; ve indiriyordu üzerinize gökten bir su; temizlemek içindi sizleri onunla; ve gidermek içindi sizden şeytânın29 riczini698; ve bağlayıp rabıtalamak699 içindi kalplerinizin üzerini; ve sabitlemek içindi onunla ayaklarınızı.            

699Bağlantı, ilişki, birbirini tutma, birbirine destek olarak bütün olarak durma. Kalplerin üzerinin rabıtalanması 8:11 ayetinde işaret edilmiştir. Belirli bir amaç için insanları gönül bağlarıyla bağlamak anlamındadır. Uyduruk tarikatlarda müridin uyduruk şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması uydurmasıyla asla ilgisi yoktur.

698Pislik, kirlilik, temiz olmama, cezalandırma gerektiren durum.                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                         

Savaş zamanındaki bir olaydan bahseden ayetimizde anlarız ki insanlara bir rehavet çökmüş, bir umut ve güven eksikliği baş göstermiş. Bununda şeytanın riczi yani pisliğinden olduğunu anlarız. Şeytanı pis veya pislik yayan olarak anlıyorum Rabb'imin bu ayetinde. Bu ricz yani pislik elbette maddesel değil manevidir. Yalnızca Rabb’imin yolu iyiyi ve güzeli emrederken şeytanda tam tersi fuhuş, çirkinlik, fenlalık, kötülük gibi pis ve pislik için vaatlerde bulunur. İşte şeytanın pis olması ve pislik yayması bu manadadır.

Bu şeytanın pisliğinden arındırmak için oradaki insanları bazı şeyler nasip etmiş Rabb'leri. Konu bağlamında konuşacağımız şeytanın pislik saçtığı yani bizi doğru yoldan uzaklaştırdığıdır. Birde bu ayette rabıta kelimesini yanlış anlamayalım. Uyduruk inançlarındaki gibi uyduruk muridlerin, uyduruk şeyhciklerinin kalbini Allah'a bağlaması, yada uyduruk muridin odaklanıp veya dua edip rüyasında şeyhciğini görüp ondan şefaat aldığına inanması gibi sapkın bir şey değildir. Rabıta bağlantı, ilişki, birbirini tutma, birbirine destek olma, bütün olmadır. Kalplerin bağlanıp rabıtalandıklarını işaret eder Rabb'imiz ayetinde.                                                                                                                                                                                                                   

*

12/33  "Ey Rabb'im! Zindan bana, bunların istedikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden savmazsan, onlara kanıp cahillerden olurum." dedi.                                                                                                                                                           

                                                          

Yusuf’un kıssasıdır. Evinde hizmetli olduğu kadın Yusuf ile beraber olmak istediği konu kısmından bir ayettir. Yusuf tabii ki Yüce Allah'ın kelamını biliyordu. Yapmaması gerektiğini de ve nasıl davranması gerektiğini de. Fakat hizmetlisi olduğu kadının istediğini yapmamak için neden Allah'tan yardım istedi, Allah'a sığındı, Allah'tan sığınma talep etti.

İşte burada ayetleri bilsek de hem kendimizi güvene almak hem o konudan kesin kurtulabilmek hem de insan gücünü aşan bir konu için Yüce Allah'a sığınabiliriz, Yüce Allah'a çağrıda bulunabiliriz. Çünkü Allah'ın kelamını biliyor, nasıl davranacağımız biliyoruz, kesin kurtuluş için ve/veya gücümüzü aşacak, bir konuda elbette ve illaki ve de kesin Yüce Allah'a sığınmalıyız, ilahi yardım almak için Allah’ı çağırmalıyız. Hatta kendi gücümüzde olan bir konu içinde Yüce Allah'a sığınmalıyız. Ummalıyız ki Yüce Allah bizi en doğru olana yapmaya yöneltin.     

Bu ayet özelinde buradaki şeytan bu evin hanımıdır. Yusuf’u saptırmaya, yoldan çıkarmaya, Yüce Allah'ın hudutları dışına çıkarmaya, günah işlettirmeye çalışıyor. Dediğim gibi şeytan insandan da olur başka şeylerden de. Burada kadınlarımız alınmasın, bu ayet özelinde konuştum. Kadınlar şeytandır falan ASLA demiyorum. Ayet bir kadın üzerine örneklediğinden bu şekilde yorumladım, erkek üzerinden olsaydı da erkek şeytandır derdim ki kadın veya erkek fark etmeksizin insanlardan da şeytanlar, şeytanın velileri ve şeytanın hazır askerleri vardır.                                               

*

38/17  Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.

38/44  Ve eline bir deste al, onunla yola koyul ve hanis olma. Biz, onu sabredici bulduk. O ne iyi kuldu! O, her zaman Allah'a yöneldi.                                              

                       

                                                                                                                                 

38/17 Muhammed'e öğüt veren Rabb'imizin bu ayetine bizlerde muhatabız elbette. Her zaman her konuda, her yerde ve her şart altında Yüce Allah'a yönelinmelidir. Bu da sığınmadır. Allah'a yöneldiğimiz her an Yüce Allah'a sığınmışız demektir. Yüce Allah' yönelme, Rabb'ime Rabb'imin belirledi kul olmanın kuralları içinde kul olmak, Kur'an'ın hudutlarında kalmaktır, takva ile korunmaktır. Yüce Allah'ın hudutlarını Kur'an'dan öğreniriz. Bu hudutlarda kaldığımız her an aynı zamanda Yüce Allah'ımıza sığınmış oluruz. 38/17 de Davud peygamberi örnekleyen Yüce Rabb’imiz, 38/44 de ise aynı manada Eyyub peygamberi örnek verir.

 

39/38  Yetkili kılınmadıkları halde Allah'ın ayetleri hakkında ileri geri konuşanların kalplerinde, hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri bir büyüklenme tutkusu vardır. Sen, Allah'a sığın. O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.     

51/50  "O halde Allah'a sığının! Ben, sizin için O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."                                                                                                  

                       

Allah'a sığınmamız gerektiği belirten, öğreten bir ayetlerimiz.                                                                                                                                                                                                

*

39/38  Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Elbette Allah." Diyecekler. De ki: "O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz ilahlar, eğer Allah bana bir sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel olabilirler mi? Veya Allah bana bir rahmet dilese, buna engel olabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter!" De ki: "Sığınıp güvenmek isteyenler,  yalnızca O'na sığınıp güvensinler."                                                                                                                                       

                                              

Mekkeli müşrikler üzerinden örnekleyen Rabb'imizin bu ayeti de tüm zamanları kapsar. Kur'an zamanı sonrası, şimdi ve dünya yok olana kadar kileri. Şirk konusunda inceledik konu bağlamını alalım sadece, Yüce Allah sıkıntıda dilese, rahmet de dilese ne dilerse dilesin O'ndan gelecek bir şeye müdahale etmeye, değiştirmeye, engellemeye şuna veya buna hiçbir şekilde hiç kimsenin gücü yetmez. Neyi, nasıl, ne kadar ve kime dilerse o, o şekilde tecelli eder. O bakımdan her şey için Yüce Allah inanan birine yetecektir. Burada Allah bana yeter diye öğretilen ve bunu söyleyen Muhammet’tir o yüzden inana yeter dedim. Elbette herkese ve her şeye gücü yeter Rabb'imizin.                

Ve vurucu işaret geliyor dikkat. De ki diyor nebiye Rabb'imiz, sığınıp güvenmek isteyenler yalnızca O'na sığınıp güvensinler. Dünyada da ahirette de tek sığınağımız Yüce Allah'tır. Kesindir, değişmezdir, nokta. Dünyada Rabb'imin hudutlarında kalarak ve O'na sığınarak başarıya ulaşabileceğimiz, Yüce Allah’ın yardım edeceği gibi kimsenin yardım edemeyeceğini bilmemiz çok önemlidir.

Elbette bu yardım ve sığınma ilahi bir yardım ve sığınaktır. Ahirette de tek sığınağımız Yüce Allah olacaktır. Uzaklaştırırsa ateşten O uzaklaştıracak, orda da kötülüklerden koruyacaksa O koruyacak, cennetine alacaksa da O alacak, iyiliklerimize misli ile karşılığı O verecek, suçlarımızı örtecekte, günahlarımızı bağışlayacak da O’dur, hatta ahirette bize nur nasip edip yolumuzu sağlayacak da Yüce Allah'tır.

 57/12 O Gün, Mü'min erkekleri ve Mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında olduğu halde koşarlarken göreceksin. "Bugün müjdeniz; içinde sürekli kalacağınız, içinden ırmaklar akan Cennetlerdir. İşte bu büyük kurtuluştur."

17/72 Dünyada kör olan, ahirette de kör olacaktır. Yol bulma bakımından körden daha şaşkın olacaktır.                                                                                                                                                                                               

 * 

Şeytandan Yüce Allah'a sığınma konusunu incelemeye çalışsak da aklımıza gelen her şeyden de Yüce Allah'a sığınabiliriz. Peki bu sığınılması gerekenler için Rabb'imiz şerefli Kur'an'ımız da işaretler vermiş mi ona bakalım. felak ve nas surelerimizi okuyalım.                                                     

                                                                                                                     

113/1  De ki: “Sığınırım yarılışın204 Rabbine4”

113/2  Şerrinden205 yarattığının.

113/3  Ve şerrinden205 karanlığın206; çöktüğü zaman.

113/4  Ve şerrinden205; bağıtlara/akitlere207 tükürenlerin*.                                                      

*Bir şeye tükürerek, balgam çıkarıp tükürerek pisletmek, saflığını/temizliğini bozmak.                

113/5  Ve şerrinden205 bir hasetçinin208; haset208 ettiği zaman.                                    

*                                             

114/1  De ki: “Sığınırım insanların Rabbine4.”

114/2  İnsanların Melikine96.

114/3  İnsanların İlâhına74.

114/4  Şerrinden205; gizlice fısıldayanın.

114/5  O ki fısıldar insanların göğüslerinde209.

114/6  Cinden210 ve insanlardan."                                                                            

                                                                                                                                                                                                        

113/1 Sığınırım yarılışın Rabb'ine ,efendisine. Buradaki yarılış, Yüce Allah'ın evrendeki her şeyi yarıp çıkarmasına işaret eder. Bu şekilde bir yaratılış olduğunu anlarız.                                    

113/2 tüm yarattılarının şerrdinden. Bu ayettede yaratılışa işaret vardır. Ayrıca Her şeyi Allah yarattığına göre, Allah'ın her şeye gücü yettiğine göre  her şeyden de mutlak Allah'a sığınmak kadar mantıklı olan bir şey yoktur.                                                                                                      

113/3 karanlık çökünce, bu karanlığın şerrinden. Karanlığı ve bu karanlığın çökmesine işaret vardır. Bu karanlık çökmesi illa gece-gündüz gibi algılanmalı. Kur'an bütünlüğünde düşündüğümüxde bu karanlık şirk içinde olanın karanlığı, ayetlerden sıyrılanın karanlığı, cehaletle sarmalanmış olanın karanlığı, şeytanın çökmesinin karanlığı, Yüce Alah'a sığınamayanın karanlığı gibi gibi çoğaltarak düşünebiliriz.                                                                                                                               

113/4 şerrinden bağıtlara/akitlere tükürenlerin. Yani verdiği sözler, yaptığı anlaşmalar gibi bağlayıcı ve güvene dayanan iki veya daha fazla taraflarca birbirleri arasında yapılan belli kurallara bağlı kalmayan, sözlerinden, anlaşmalarından dönen. Gizli şekilde bu anlaşmaları bozan. 

113/5 şerrinden hasetçinin haset ettiği zaman. Haset edenden de Rabb'e sığınılmalı. Bu haset eden, kıskançlık yapan bu duygu ve düşüncelerle, birine zarar verebilir, tuzak kurabilir, arkasından iş çevirebilir v.s. Böyle bir durumda veya oluşmaması adına Rabb'ne sığın der Yüce yaratıcı.                                                                                                                                                        

*                                 

           

114/1  Rabb'e sığınma. Tüm alemlerin yaratıcısı ve efendisi olan, dönüşün yalnız O'na olacak olana sığın.                                                                                                                                       

114/2 İnsanların hükümdarına                                                                                                

114/3 insanların tek ilahına                                                                                                     

114/4 nefsin içine gizlice kötülük fısıldayanın                                                                           

114/5 o insanların gögüslerinde fısıldar. Yani bir önceki fısıldama olayı aslında insanın içindedir. İnsanın içinde olan bir şeyin fısıldamasıdır.                                                                             

114/6 cinden ve insanlardan. Bu fısıldamayı aktifleştiren etkenlerdir bunlar. Bir nevi tetikliyicilerdir.                                                                                                                                   

                                                          

Rabb'imiz bu surelerde de sığınma konusunda bizleri bilgilendirir. Eğer Rabb'imize kul olmanın kuralları içinde bilinçli olarak, şirk koşmadan yönelirsek, hem çağrılarımıza, dualarımıza hem de kendisine sığınma talebimize olumlu cevap verecektir kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.


114/ NAS SURESİ 

113 FELAK SURESİ




AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

                                                                                                                                             

3Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama, kale alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salât edilen şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme. 4Efendi, komuta eden.                                                                                                

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

8Bilen.                                                                                                           

9Bilge/bilgelikle hükmeden.                                                                                        

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.                                        

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder. sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.                                                                                                                            

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.                                                       

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

 36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

 37Güç yetiren.

 38Sapkın, doğru yoldan çıkan.                                                                                   

39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.                

41İşiten.                                                                                                                                

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.                                                                        

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti.                                                                                                                    

54Sermaye. Yararlanma.                                                                                            

58Yumuşak huylu.                                                                                                     

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.                                                                 

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.                                                                          

84Yüce Allah'ın arşında bulunan kendisine irade verilmiş olan bir varlık.                                   

85Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

96Hükümdar/hünkâr.                                                                                                              

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.                                          

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.                

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.    

138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.

141İlgilenmek, alakadar olmak, kale almak, dikkate almak, ilgiyle takip etmek, üzerlerine titremek.

142 O insana/insanlara ilgi-alaka gösterme, kale alma, dikkate alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme.                                                                                                                                          

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması.

 190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir.     

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.                                                                                                                          

201Benlik, kişilik, öz varlık.                                                                                                    

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar.                                        

204Felak; yarmak, yırtmak, ayırmak. Yüce Allah’ın evrendeki her şeyi ama her şeyi yararak-ayırarak yarattığını çok iyi biliyoruz. Evrenin yaratılış anı olan Big Bang (Büyük Patlama) ile evren yarılmış ve tek bir noktadan ortaya çıkmıştır. Evrenin ilk enerjisi yarılarak temel 4 kuvveti oluşturmuştur. Şu an içinde yaşadığımız evrenimizde hemen hemen her şeyin yarılarak çoğaldığını gözlemliyoruz. Canlı organizmaların bölünmesi (mitoz bölünme, mayoz bölünme,  bakterilerin bölünmesi vb.), DNA’nın yarılıp ayrılması gibi örnekler yaratıcının yararak-ayırarak yaratmasına örnek gösterilebilir. Şafak da gündüzü geceden ayırdığı kelimenin anlamında uyar.  

205Kötülük, fenalık.                                                                                                    

206Gâsık; karanlık, Allah’ın nurundan/aydınlığından (Kur’an) uzak olma nedeniyle oluşan karanlık, gece karanlığı, ölüm esnasında çöken karanlık, her türlü karanlık.                              

207Bağıtlar, bağıtlaşmalar, bağlar, antlaşmalar, sözleşmeler, birliktelikler, söz vererek birleşmeler.

209Göğüs kafesi içinde bulunan kalpte.                                                                                  

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz.         2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu. 210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.                                                   

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar.                             

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.                                                                 

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.                                                                                                       

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.                                                            

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.                                                                                                                  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.          

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.                                                      

276Bir şeyin aslını bozma; değiştirme. Bir kelime veya ibareyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme.                                                                                                            

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.                                                                                            

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

 301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat.                          

303 Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.             

304Ahmaklık, aptallık, budalalık.                                                                                             

319Bağışlama, affetme.                                                                                                         

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.                                                                                    

359Kumar, şans oyunları. Kelimenin anlamı 'kolay/zor olmayan' olduğu için daha geniş anlamda kolay/emeksiz kazanç getiren her şeyi kapsar. 

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb.                                                                 

411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi uzaklaşmış.                                                    

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.                                                                                                                               

452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.                                                                                        

471Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup deklere ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak Türkçeye çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri bilinemez, öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir yanlış anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan 'bilindik yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir.

 526Kur'an'ın indiği dönemde Yüce Allah'a şirk koşarak iman eden kimselerin aracı ettikleri objeler, semboller, idoller. O dönem için Lat, Menat ve Uzza.

 548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.                                    

578Okumak, dikkatlice okumak, çalışmak, sesli olarak okumak.                                               

582Islak toprak. Suyla karışık toprak.                                                                                     

6077:13 ayetinden anlarız ki Yüce Allah'ın emrine isyan eden iblîs önceden Âdem gibi bir cennetteymiş. Âdem ve eşinin temsil ettiği maddeden yaratılan insanların yaşadığı bir cennet evreni vardır. İblîs ve temsil ettiği türünün yaşadığı bir başka cennet evreni vardır. Bu iki evren birbirine paraleldir. İsyan eden iblis ve türü yaşadıkları yüksek cennetten indirilmiş ve çıkarılmıştır.    

613Koruyan, muhafaza eden, gözeten, himaye eden, devam ettiren.                                        

645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.                        

660Yetki, salahiyet, otorite.                                                                                                    

684  7:175-176. ayetlerde dilini sarkıtıp soluyan bir köpeğin durumuna benzetilen, kendisine ayetler verilmiş olan kimseden bahsedilmektedir. Bu kimsenin resûl Muhammed öncesi yaşamış olduğu anlaşılır. İsrailoğullarından olması gerektiğini de anlarız. Kendisine ayetler verildiğine göre anlarız ki bu kimse bir elçi/resul olmalıdır. Bu kimsenin ayetlerden sıyrılarak yeryüzüne tamah ettiğini ve hevâsına uyarak sapanlardan olduğunu anlarız. 7:176 ayetinde Rabbimiz dileseydi bu kimseyi ayetlerle yücelteceğini bildirmiştir. Demek ki Rabbimiz dilememiştir.                                                          

691İlk cennet evrenimizde iblisin kandırmasıyla Yüce Allah'ın ilâhlık sıfatına ortak koştuğumuz ağaç. İblis bu ağaçtan tattığımızda ölümsüzler olacağımız yalanıyla hepimizi kandırdı ve ilk cennet evreninden çıkmamıza neden oldu. Bizler Yüce Allah'ı çağırmak yerine bir ağaca bel bağladık. Ağacın bizlere ilâhi yardım edeceğine inandık. Bu günahın bedelini ilk cennetten öldürülerek çıkarılmayla ödedik. Ancak Rabbimiz yine bizim tevbemizi kabul etti ve bizlere 2. bir şans verdi. Daha alçak olan bir evrene gönderildik. İblisle olan sınavın 2. periyodunu şu an yaşamaktayız.                         

692Homo Sapiens türünün bilgelik kazandırılmış insan çocukları. Erkek insanlar, kadın insanlar.                                                                                                                                               

 




EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.                           

                                                                                                                                                                                                                                                      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder