BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
Dua çağrıda
bulunmak çağrı yapmak demektir. Doğru dua Allah'tan başkasının adını anmayarak,
dini yalnızca Allah'a has kılarak, araya hiç bir şey sokmadan yapılan duadır. Ancak
bu dualara Allah cevap verir. Onun haricinde yapılan dualar ancak sapkıncadır.
İnanmayanların duaları da sapkıncadır. Allah'ın ayetlerine inanmayan yeri
ashabı meşemedir ve onların dularını Yüce Rabb'imiz kabul etmez.
Dua her yerde
ve her şekilde yapılabilir. El açıpda dua etmek diye bir şeyin İslam’da
dayanağı yoktur. Dua yalnızca başımız sıkışınca edilecek bir şey de değildir.
Allah'a şirk koşup da ölüm korkusu içine giren biri Yalnız Allah’a dua etse de
ve Allah bu sıkıntıyı giderse bile tekrar şirke döneceklerinin işaretini ayetlerinde
verir Rabb'imiz. Yani bu insanlar sadece bu durumda dini has kılarak yalnız
Allah'a dua ederler.
Dua çağrıda
bulunmaktır, bu çağrı İlla bir istek, dilek veya yardım talep etme olması
gerekmez. Kalbimizdeki sıkıntıyı yaratıcımız ile paylaşma, kendi acizliğimizi
belirtme, sevinç paylaşma, kalbimizi açma, Allah'ı yüceltme, onun yardımına
ihtiyacımız olduğunu belirtme v.s. gibi konularda da dua edilebilir, çağtı
yapılabilir(44/22 bakınız).
Şunu da
unutmamak gerekir Allah'ın sünnetullahında değişiklik olmaz. Misal aynı yerde
olan iki kişiden biri çamaşır asıp da yağmur yağmasın diye dua edebilirken
diğeri tarlasını ekmiştir yağmur yağsın diye dua eder. Ama o an orda yağmur
yağacaksa yağar yağmayacaksa yağmaz. Daha takvalı olanın veya kafir olanın
yaptığı dua kabul olup, olmama durumu sünnetullah durumuna bağlıdır. Allah'ın
bu kurallarını (sünnetullahı) bozup da
birinin duasını kabul etmesi Kur’an’a göre imkansızdır. Dua kendi bildiğimiz
dil/dillerde yapılmalı. Arapça anlamını bilmeden ettiğimiz dualar doğru
olmayacaktır, çünkü ağızdan çıkanın ne olduğu belli değil, ne dediğin ne
istediğin belli değil, söylediğin Kur’an’dan mı yoksa şirk mi belli değil.
Ayrıca şundan
şu kadar oku, yok suya üfle, bundan bu kadar söyle sağ ayakla kalk yataktan,
dışarı çıkarken bunu oku, şunu oku zengin ol v.s. (bunları salladım ama bu tarz
ne varsa) Kur’an’da dayanağı yoktur. Birde yok şu veli, yok bu evliyacık, yok
şu bilmemne baba türbesi gibi araya sokularak Allah'a yaklaşılacağı veya
Allah'ın duasını kabul edeceği inanç sisteminin de İslam’da dayanağı, Kur’an’da
delili olmadığı gibi şirktir.
Gerçek dua
nedir, nasıl dua edilir, kimlerin duası kabul edilir, dua ederken ne yapmalıyız
v.s. dua ile ilgili tüm konuları bu çalışmada Şerfeli Kuran ayetleri ışığında
Yüce Rabb'imizin izni ile incelemeye çalışalım.
Öncesinde kendi videolarımın linkini ekleyeyim.
2/61 Ve
o zaman dediniz: “Ey Musa! Asla sabretmeyiz51 tek bir yemeğe; öyle ki
dua80 et bizlere; Rabbine4; çıkarsın bizlere bitirdiğinden yerin baklagilinden
ve hıyarından/kabağından ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından onun”;
dedi (Musa): “Takas mı edersiniz o ast/aşağı olanı o hayır olanla? İnin bir
şehre; öyle ki doğrusu sizleredir sual ettiğiniz/sorduğunuz”; ve vuruldu
üzerlerine aşağılık/alçaklık ve miskinlik113; ve maruz kaldılar Allah’tan bir
gazaba; işte bu; nedeniyledir ki kâfirlik25 eder oldular Allah'ın
ayetlerine; ve katleder35 (oldular) nebileri hak değilken; işte bu;
nedeniyledir (ki) isyan ettiler ve sınırı aşar oldular.
Musa
israiloğullarını kölelikten kurtardıktan sonra uzun süre çölde kaldığını ve
çölde ne buldularsa onu yediklerini anlıyorum. Görünen o ki Yüce Allah Musa peygamber ve İsrailoğullarına çok
besleyici, kolay ulaşılabilen, uzun süre beslenmeyi
sağlayabilecek olan bir besin kaynağı bağışlamıştır.
Araplar çöl trüfü olarak bilinen bir
besine manne (Allah'tan bir hediye) demektedir. Allah’ın verdiği ile
yetinmeyerek, kavmi Musa’ya Rabb’ine du et, çağırda bize şundan bundan versin
derler.
2/57Ve gölgelendirdik üzerinize bulutu; ve indirdik üzerinize çöl trüfünü ve bıldırcını; yiyin rızıklandırdığı (Allah’ın)
güzelliklerden sizleri; ve zulmetmiş değildir bize; fakat oldular
nefislerine zulmedenler.
*
2/68 Dediler:
“Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o”; dedi
(Musa): “Doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o* bir sığırdır; değildir bir
yaşlı; ve değildir bir körpe**; bir orta yaşlıdır bunun arasında; öyleyse yapın
emredildiğinizi.”
*Dişi sığır.
**Yavruluktan
yeni çıkmış.
Allah Musa’ya
kavmin sığır kessin diye vahyedip Musa’da halkına bunu iletince kavmin yaptığı
şekilciliği, onların bir sürü gereksiz soru sormalarını, haybeye gereksiz
detaylara takılmalarını eleştiren ayetlerdir. Halbuki Allah sığır kes dediyse,
al ordan bir sığır kes gereksiz detaylara takılma. Şu anda dinde yapılanda bu
değil mi ? 2/67 ve 2/71 arasını okuyunuz. Doğruyu bulmak adına yardıma çağırma
olarak gelir bu ayette dua.
*
2/186 Ve o vakit sordu sana kullarım hakkımda; öyle
ki, şüphesiz ben yakınım; cevaplarım çağrısını çağıranın, çağırdığı
zaman beni; öyleyse cevap versinler bana ve iman etsinler bana; böylece onlar
doğru yolda olurlar.
Allah bize
zaten yakın. Ona yakınlaşmak için veya dua Allah'a ulaşssın diye Allah ile
araya hiçbir şey koymaya gerek yok, koyulmaz da zaten, koyulursa da şirk olur. Allah
duaya karşılık verir zaten. Ama her duaya değil. İlerleyen ayetlerde hangi
dualar kabul olur işaretimizi göreceğimiz gibi bu ayette de koşul önce Allah'ın
çağrısına uymaktır. Allah'ın çağrısı Kur’an'dır. Biz Kur’an’a uyacağız ki
Allah'ın çağrısına uymuş olalım o vakit Allah bize karşılık verecektir. Bu çok
önemli bir koşul ve Çok önemli bir noktadır. Yüce Rabb'imiz cevap versinler
bana yani benim çağrıma uysunlar diyor. Eğer duamız kabul olmuyorsa kendimizi gözden
geçirelim. Önce Allah'ın çağrısını biliyor muyuz sonrasında uyuyor muyuz. Ve
iman ettik mi, gerçek anlamda iman ettik mi? Tüm ayeti bir daha okuyup
özellikle işaretli kısma çok dikkat
edebilir miyiz?
*
3/17 Bunlar:
Sabreden, dürüst olan, gönülden bağlı olan, infak eden ve seher vaktinde
bağışlanma dileyenlerdir.
Bu ayette dua
kelimesi geçmez. Bağışlanma dileyenler olarak gelir. Bu dua anlamına da gelir,
tövbe etme anlamına da her iki şekilde de Allah'ı çağırmaktır. Tövbe konusu
altında da bu ayeti alıcam burada da bahsetmeden geçmek olmaz. Ayeti iyi
anlamak için bu ayetten önceki ayetleri okumalıyız. Bakalım kimmiş bu seher
vakitlerinde bağışlanma dileyenler. Bu yaklaşım doğru muymuş, doğruysa örnek alıp
bizimde yapmamız gerekir, eğer yapmamız gerekiyorsa da bu seher vakti tam
olarak hangi vakittir. Bunlara cevap bulmaya çalışalım. Yüce Rabb'imiz 3/17 öncesi
özetle şunları bizlere bildirmektedir; dünyadaki geçimlilikler (mal, çocuk, kadın
v.s) insanlara güzel gösterilmiştir fakat bunlar dünya hayatının geçimlilikleridir,
sınav konusudur. Asıl iyi sonuç Allah'ın yanındadır, bu dünyadaki şeylerden
size daha hayırlısını haber vereyim mi der Yüce Rabb'imiz ve bu haberi verir.
Takva sahipleri(vahiy dışına çıkmayan/sakınan) için süresiz kalacakları cennet
vardır, cennetin içinde de arındırılmış eşler(sohbet arkadaşı/dişi veya eril
değil) ve Allah'ın rızası varmış. Allah'ın çok bağışlayıcı olduğunu yine Allah
bizlere öğretiyor.
42/36 Size verilen her şey, geçici dünya
hayatının geçimliğidir. İman edip, Rabb'lerine tevekkül edenlere Allah katından
verilecek nimetler daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.
3/14 Kadınlara, çocuklara, yığınlarla altın
ve gümüşe, soylu atlara, davarlara ve ekinlere karşı tutkulu sevgi insanlara
cazip gösterilmiştir. Bunlar, dünya hayatının geçimlikleridir. Oysa asıl iyi
olan sonuç Allah'ın yanındadır.
3/15 De ki: "Size bundan daha
hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahipleri için, Rabb'lerinin katında, içinde
sürekli kalacakları, içinden nehirlerin aktığı Cennetler, arındırılmış eşler ve
Allah'ın rızası vardır." Kuşkusuz, Allah, kullarını Hakkıyla Gören'dir.
3/16 Bu kimseler: "Rabb'imiz! Biz, Sana iman ettik. Suçlarımızı bağışla, ateşin azabından bizi koru." derler;
4/110 Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık
eder de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve
Kesintisiz Rahmet edici bulur.
O zaman
bağışlanma dilemek doğru bir davranış ve takva sahibi isek bunu yapmamız
gerekir diye anlıyorum. Bağışlanma dilemeyi her zaman yapabiliriz tabii ki ama
en doğru zamanın seher vakti olduğunu açıkça bildirir Yüce Rabb'imiz.
51/18 Seherlerde bağışlanma dilerlerdi.
Seherlerde
bağışlanma dileme ve bunu yapanlar takvalı olanlar bu ayette de işaret edilir.
17/78 Dik/ayağa kaldır salâtı5; Güneş’in batmasından
gecenin171 karanlığına; ve fecrin55 toplanması (da); doğrusu
fecrin55 toplanması oldu bir tanık/şahit olunan.
17:78 Güneş'in
batmasından gecenin tam kararmasına kadar salatı ayağa dik/kaldır, fecrin yoğunlaştığı
zamanda da. ‘Fecrin
yoğunlaşması gözle görülen bir zamandır.’ İşte bu zaman tam
olarak seher (Tan, Şafak) vaktidir. Yüce
Allah muttakilerin özelliklerinden birisinin de bu
vakitte bağışlanma dileyenler olduğunu buyurmaktadır. Bu
nedenle seherlerde (seher vakitlerinde) sabah salatı ile
birlikte Yüce Allah’tan bağışlanma dilemeliyiz.
Ne zaman tam olarak bu seher vakti ve fecr zamanı ona bakalım.
*
3/38 Orada
Zekeriya, Rabb'ine dua etti: "Rabb'im! Bana katından iyi bir nesil
bağışla. Kuşkusuz, Sen duayı işitensin."
Allah her şeyi
duyduğu gibi elbette duayı da işitir.
*
6/40 De
ki: "Eğer doğru söyleyen kimselerseniz söyleyin bakalım. Size Allah'ın
azabı gelse veya son saat gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız?"
6/41 "Hayır!
Yalnız O'na yalvarırsınız, O da dilerse yalvarmanıza konu olan sıkıntıyı
kaldırır ve siz de ortak koştuklarınızı anmazsınız."
Allah'ın
ayetlerini yalanlasalar bile ölüm anı gelip çatında onlarında tek yalvarıp dua
ettikleri Allah olacaktır. Allah istese ayetleri yalanlayamazlar, şirk koşamazlar
ama insana özgür irade vermiştir. İnsan kendi yolunu kendi çizer, karşılığını da
bu yolda yaptıklarına göre en ufak haksızlık olmadan alacaktır. Yaratıcı olduğuna inanmayan kendine
ateist diyen biri bile diyelim ki uçakta ve uçak düşüyor. Can korkusuna
kesinlikle Allah'a yalvaracaktır. Çünkü atesit bile aslında dinsiz değildir.
Onun dini yaratıcıya inanmama üzerine kurulu bir dindir. Onun dini dinsiz
olmasıdır. Kim neye inanırsa onun dini odur. Aslında bilinç altında mutlaka
inanıyodur çünkü kendisini idrak edebilme yeteneğini Allah bizlere kendisini
bulabilme yeteneği vermiştir. Şirk koşanların bile can korkusuyla şirk
koştuklarını bırakıp sadece Allah'a yalvardığına dair ayetler mevcuttur.
Bir kişi neye
nasıl inansa da neyi nasıl yapsa da dönüş yalnızca Allah’adır. Hükmü verecek
olan Allah’tır.
10/22 Sizi
karada ve denizde yürüten O'dur. Öyle ki siz gemide iken ve güzel bir rüzgarla
akıp giderken, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, birden şiddetli
bir kasırga gelip çatar ve her yönden dalgaların onları sarıp kuşattığı anda,
dini Allah'a has kılarak: "Ant olsun, eğer bizi kurtarırsan mutlaka
şükredenlerden olacağız." diye dua ederler.
10/23 Ama
onları kurtarınca, yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar!
Sizin azgınlığınız ancak kendiniz içindir. Dünya hayatı bir geçimliktir.
Sonunda bize döneceksiniz. Yaptıklarınızı size haber veririz.
29/65 Gemiye
bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a özgü kılarak O'na dua ederler. Fakat
onları karaya çıkarıp kurtardığımız zaman, hemen şirk koşarlar.
29/66 Onlar,
kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve gönüllerince yaşasınlar!
Yakında neyin ne olduğunu görecekler!
*
6/71 De
ki: "Allah'ı bırakıp da bize faydası da zararı da olmayan şeylere mi
yalvaralım? Allah, bizi doğru yola ilettikten sonra, ökçelerimiz üzerinde
gerisin geri dönelim? Arkadaşlarının "Bize gel" diye doğru yola
çağırdıkları; şeytanların ise ayartıp şaşırttığı kimse gibi mi olalım? De ki:
"Doğru yol ancak Allah'ın gösterdiği yoldur. Ve biz Âlemlerin Rabb'ine
teslim olmakla emrolunduk."
Allah dışında
dua edilen, yalvarılan, şirk koşulan, dua daha iyi kabul olur diye araya
sokulan, birini araya vasıta koyarak yapılan (bilmemkim türbesi, şeyhcik, cami
papazı, Nebi Muhammet dahil v.s.) tüm dualar boşadır. Onların ne yarar nede
zararı olabilir. Bu manada ne dua edersen et sana bu dua özelinde yarar veya
zarar sağlamaya güçleri yoktur.Ayrıca şirk koşmuşuzdur. Bağışlanma dilenilmesse
bu kimselerin yeri cehennemdir. Tabii Allah kabul ederse, kurtulabilirler anca,
Biz bilemeyiz Allah bilir.
*
6/162 De ki: “Doğrusu benim salâtım5; ve adanmış
tarzım*; ve hayatım; ve ölümüm; Allah içindir; alemlerin Rabbi.
Nebi Muammed'e
bu ayeti söyle der Yüce Rabb'imiz. Bu bize yani insanlığa hitaben söylenir.
Nebi içinde geçerlidir tabii ki. Burada bir iki kelimeyi açıklayalım. Sonra
Yüce Rabb'imizin bize lutfettiği müthiş işaretlere bakalım.
Salat Kur'an
okumak, anlamak, öğrenmek çalışmaktır. Adanmışlık tarzım diye çeviri doğrusur.
Arapçası nusuk (nusuki) نسك nsk Nun-Sin-Kef olarak gelir. Yapılan tüm ibadetler,
tüm kulluk eylemleridir. Arapçasını söylemek daha kapsayıcı olacağından nusuk
olarak söylenmesinde fayda görüyorum.
İşaret 1- Başka ayetlerde olduğu gibi burada da
Allah'ın başka alemler yarattığı ve hepsinin efendisi olduğu.
İşaret 2- Bizim her yaptığımızın veya her
yapacağımızın Allah için olması gerektiği. Kur'an çalışmamızın, nusukumuzun, hayatımızın
hatta ölümümüzün.
*İşaret 2 bize ne anlatır.
a- Kur'an çalışırken Allah için çalışma yani Kur'an okurken,
öğrenirken Allah'ın yolunda olmak için çalışılmalı, Allah'a takvalı olmak için
çalışılmalı, temiz, salih bir kalp ile arınmış olarak çalışılmalı.
b- Tüm ibadetlerimizde, kulluk eylemlerimizde Allah'ın
istediği gibi, Allah'ın hudutlarından çıkmadan yapılmalı.
c- Hayatımızda Kur'an'ı baz alarak, Kur'an'a göre
yaşadığımızda hayatımızı Allah için yaşamış oluruz. O ne dediyse, ne kadar
dediyse ve nasıl dediyse onları yaparak.
d- Ölümümüz de Allah için olmalı. Allah'ın istediği gibi yani
Müslüman olarak ölmemiz gerekir. Tabi tüm bunlar kendimiz içindir unutmayalım.
İşaret 3-
Bu ayeti kendimize ilke almalıyız. Bu ayeti söylemek veya akılda tutmaktan
daha önemlisi bu ayeti hayata geçirebilmemizdir. Bu şekilde olun der Yüce
Rabb'imiz.
*
7/29 De
ki: “Emretti Rabbim eşitliği; ve kaldırıp doğrultun yüzlerinizi her bir
mescitte16; ve çağırın O’nu (Allah’ı); halis/saf/katıksız kılanlar olarak O'na
dini; başladığı gibi sizleri (yaratmaya); dönersiniz.
72/18 Ve doğrusu mescitler16* Allah içindir;
öyle ki çağırmayın219 Allah ile birlikte birini220.
*Yüce Allah'ın
mescitleri işaret etmesi sonrası çağrıyı/duayı işaret etmesi
anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı, akşam salâtı ve
toplantı salâtı) beynin secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik edebilir
veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.
İnsan olarak
herkes eşittir. Zaten nebi Muhammed’e Allah arkadaşınız der ayetlerde. O ne bir
kral ne padişah ne şeyh ne müridi olan şıh v.s. (çoğaltabiliriz) değildi. Yeri
geldiğinde lider olabildiği gibi yeri geldiğinde şefkatli bir arkadaştı.
Kimseye tepeden bakmadı, büyüklenmedi. Ordamıydın sen nerden biliyorsun derseniz
Kur’an açıp okursanız anlarsınız. O müjdeliyi, uyarıcı, müşriklere sert katı,
müminlere şefkatli idi. Allah'tan gelen vahyi duyurdu işi buydu ve işini tam
anlamıyla yaptı. Hadis, sünnet gibi saçmalıklar onun bize bıraktığı şeyler
değil şeytanların (tüm saptırıcı, bozucu her şey) uydurduğu, nebiye ve bizzat
Allah'ın kendisine iftiradır. Bu konuyu hadis başlığına inceleyelim.
Allah beni
çağırın diyor ama halis/saf katkısız olarak çağırın, dini yalnızca bana has
kılarak çağırın diyor. Benim söylediğim şekilde beni çağırın benden yardım
isteyin diyor. Bunun harici dualar demek ki geçerli olmayacak. Bu dualara
Rabb'im cevap vermeyecek, bunu anlıyorum ben.
Şunu da
belirtelim, mescit Allah'a ibadet edilen, Allah'a dua edilen, Allah'ı
çağırdığımız her yerdir. Kapalı bir mekan veya toplu olması şartı aranmaz.
Evimizin köşesi, dağ başı, okyanus ortası, mars uzay istasyonu, dünya yörüngesi
uzay gemisi v.s. Bu yüzden bu ayeti anlarken, ha bak sadece mescitteyken, bu
şekilde dua etmemiz lazım diye algılamamız Şerefli Kur’an’ımızı ıskalamak olur.
*
7/55 Rabb'inize
"tederruan" ve "hufyeten" dua edin. Kuşkusuz O, haddi aşanları
sevmez.
7/56 Ve
düzeltildikten sonra, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na korkarak/endişe ve
umut ile dua edin. Kuşkusuz Allah'ın rahmeti muhsin olanlara yakındır.
tederruan: alçak gönüllülük hufyeten : açık ve gizli
32/16 Onlar(Allah'ın ayetlerine inananlar) ,
yataklarından kalkarak korku ve ümit içinde Rabblerine dua ederler. Kendilerine
verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
19/48 "Sizden ve Allah'ın yanı sıra kulluk
ettiğiniz şeylerden uzak durup, yalnızca Rabb'ime dua edeceğim. Umulur ki,
Rabb'ime ettiğim dualar sayesinde mahrum olmam."
19/48 İbrahimin
duası.
21/90 Bunun üzerine çağrısına karşılık verdik. Ve
kendisine Yahya'yı armağan ettik. Ve onun için eşini ıslah ettik. Onlar
hayırlarda yarışıyor, umarak ve endişe ederek Bize yalvarıyorlardı. Ve Bize
karşı içtenlikle saygı duyuyorlardı.
21/90 Zekeriya’nın
ettiği duaya karşılık Rabb'imizin karşılığı. Neler yaptıkları, nasıl dua
ettikleri ve duydukları saygıyı anlatan ayet.
Dua ederken
acizliğimizin farkında olarak dua etmeliyiz. Allah'tan gelecek bir şeye (hayır
yada şer) kimsenin engel olamayacağını, dünyada yararlandığımız ve hizmetimizde
olan her şeyin Allah tarafından bize nasip edildiğini unutmadan, Allah'ın
yardımına ihtiyacı olanın bizler olduğu bilincini kaybetmeden dua edilmeli. En
olmayacak şey bile olsa Allah isterse onun olacağının bilincinde olarak
Allah'dan umudu kesmemiz gerekir. Duamız gizlice olabileceği gibi açıkça da
yapılabilir.
7/56 ayetindeki
düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın kısmının dua ile
bağlantısını şu şekilde anlamlandırdım şahsım adına; eğer bir dua ediyorsak ve
bunu da Allah kabul ediyorsa demek ki dini yalnızca Allah' has kılarak, Allah'ı
birleyerek, tevhid inancında dua etmişiz ki Allah da bizi doğru yola iletmiş ki
duamız kabul olmuş. Bundan sonra tekrar eski halinize dönmeyin, imandan sonra
küfre düşmeyin.
32/16
ayetindeki Allah'tan korkmanın şu şekilde doğru olacağını düşünüyorum. Allah'ın
azabının şiddetini anlamamız ve şunlar azap görecek dediklerinin kurtuluşu olmayacağı
bilincinde olup ona göre hareket etmemizi istemesinin yansımasıdır. Çünkü bizi
yaratan, bizi seven, çok merhametli, çok bağışlayıcı, çok rahmetli, bize
rızkımızı veren Alemlerin Rabb'inden neden korkalım. O’na kavuşacağımızı
biliyoruz. O’nun hudutlarından çıkmazsak eğer ancak kavuşacağımız gün için
sevinç içinde olabiliriz.
Ancak kendi
yaptıklarımızdan ötürü başımıza geleceklerden korkmamız gerekir. Çünkü Allah’ın
azabından kimse emin olamaz. Allah’a derin ve büyük huşu duymalıyız elbette.
Yüceliğini bir insanın kavrayabileceği kadar, tecelli edişine ve tecelli ettiklerine
bakarak kavramaya çalışmalıyız.
Yalnız huşu ve
haşyet, korku ile eşleştirilmemelidir. Şöyle söyleyelim huşu ve haşyet duyuln
derin saygıdan yüreğinin ürpermesi, heybetine, yüceliğinde karşı alçalmaktır, kendi acizliğimizin farkında olmaktır. .
Korku ise belirli bir tehdit karşısında ortaya çıkan doğal bir tepkidir. Huşu
ve haşyette zihinsel bir boyun eğme varken korku geçicidir, anlıktır. Tehdit
ortadan kalktığında veya hatırlanmadığında otomatik ortadan yok olacaktır.
Yüce Allah’ın
makamından, uyarılarından, azabından, affedip affetmeyeceğincen, intikam alacağından,
takvalı olmamak yada olamamaktan, azabından gibi ve/veya benzeri şeylerden
elbette korkmalıyız. Ama kendisinden korkmak bana çok mantıklı gelmiyor.
Zaten Yüce Allah’ımızın
benden korkun diye bir ayeti yoktur. Kendisinden sakınmamızı, takvalı olmamızı
emreder. Korkacaksak Allah’tan değil kendi yaptıklarımızın sonucundan korkalım.
Çünkü tam ve eksiksiz karşılığını bize verecek. Şahsım adına yaptığımın
karşılığını tam veren en adaletli olan Yüce Yaratıcıdan (bizzat kendisinden) korkmamı gerektirecek tek
bir sebep yoktur. Ama Şerefli Kur'an'ımız korkmamız gerektiğini söylüyorsa elbette korkarım.
Benden korkun diyen örnek bir ayet üzerinde konuşalım ki kendi düşünce tarzımı anlatabileyim.
2/40 Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimet
verdim üzerinize; ve tutun ahdimi187; tutarım (ben) ahdinizi*; ve sadece bana; öyle ki korku474 duyun (sadece) bana.
Bu ayette evet Allah’tan korkacağız yalnız şunu der
Yüce Allah. Size verdiğimi hatırlayın, sözünüzü tutun ki bende sözümü tutayım,
sözünüzü insanlardan veya herhangi bir şeyden korkar da tutmazsanız azapta
olanlardan olursunuz. O yüzden onlardan değil benden korkun, size azabımdan
korkun, sözünüzü bozmaktan korkun ki tutun sözlerinizi.
4/147 Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size
neden azap etsin? Allah Şakir'dir. Her Şeyi Bilen'dir.
*
7/180 En iyi isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu,
onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar,
yaptıklarının cezasını görecekler.
17/110 De ki: “Dua80 edin Allah (diye) veya
dua80 edin Rahman1 (diye); dua80 ettiğiniz hangisiyse”; öyle ki
O'nadır en güzel isimler49; sesini yükseltme salâtında5; sessiz (de) etme onu;
bakın/ara arasında bunun bir yol.
*Bu ayeti salatta ses konusunda inceledik.
Dua ederken Allah'ın bize öğrettiği isimler dışında başka
isim söylememeliyiz. Allah'ı kastedsekde, Allah'ın ismi diye Kuran harici
geçmeyen bir isim kullanmamalıyız. O yüzden esmaül-hüsna da geçen Allah'ın
isimleri dedikleri isimleri körü körüne kabul etmemliyiz. Kuranda geçen
bazıları orda yok, orda olan bazıları kuranda yok. Kendi tespit ettiğim
Allah'ın en güzel isimlerini çalışmamıza koyucam Allah izin verirse. Tabiiki en
doğrusunu Yüce Allah bilir.
Not: Bu ayet özelinde kendi sesini duyacak şekilde
konuşmayı incelemeyece çalışıcaz. Salatta ses konusunda kendimiz duyacak kadar
sesli okumayı incelemeye çalıştık.
Tabii ki bizim iyiliğimiz için. Yüce Allah her şeyi ama her
şeyi bilir, görür ve işitir. Her şeyden
anında haberdardır. Bizim yapacağımız duayı elbette içimizden
yapsak da duyar. Ancak kendi sesimizi duyacak şekilde dua etmek
beynimizde inanılmaz olumlu değişiklikler yapmaktadır. Bize faydası olan bir
yöntemdir.
*
7/194 Allah'tan başka dua ettikleriniz, sizin gibi
kullardır. Eğer doğru sözlü kimselerseniz, haydi onlara dua edin de size
karşılık versinler.
Tek ilah Allah'tır, yerlerde ve göklerde ve arasında,
Allah'ın kendi katında ne varsa yalnızca Allah'ın kullarıdır. Ona kul olarak
geleceklerdir. Allah harici dua edilenlerden asla bir karşılık göremeyiz. Sonra
hüsrana uğrayanlardan oluruz. Kendine haksızlık edenlerden oluruz. Telep eden
de talep edilende acizdir. Hiçbir şeye güç yetiremezler. Bu Allah harici dua
edilenlerin örneğini müthiş bir örnek ile 13/14 ayetinde bizlere öğretir Yüce
Rabb’imiz. Ayet bu çalışmada var bakabilirsiniz.
*
7/197 O'ndan
başka dua ettiklerinizin, ne size yardım etmeye güçleri yeter, ne de
kendilerine yardım etmeye."
Varlığın üzerinde tek egemen Yüce Allah'tır. Allah harici
kimsenin yardıma gücü yetmez. Ne başkasına ne de kendisine. Yüce Allah’tan
gelecek herhangi bir şeye asla kimsenin gücü yetmez.
*
9/75 Onlardan
kimi de "Eğer lütfundan bize verirse, ant olsun sadaka vereceğiz ve ant
olsun salihlerden olacağız." diye Allah'a söz vermişlerdi.
9/76 Allah,
onlara lütfundan verince, onlar cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten onlar
dönektirler.
9/77 Allah'a
verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, Kendisi ile
karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine nifak soktu.
9/78 Bilmiyorlar mı ki, Allah onların sırlarını da
fısıldaşmalarını da bilmektedir. Allah, gaybı bilendir.
Onlardan kimi yani münafıklardan kimi (önceki ayetlere
bakınız) Allah'a dua edip söz vermişler, ettikleri dua kabul olup da
isteklerine kavuşunca da sözlerinden dönmüşler. Bu ayetten anlamamız gereken
(münafık olmasak da) bir şey için Allah'a çağrıda bulunup da Allah'da bunu
kabul ederse (etmese de) duada ne söz verdiysek onu tutmalıyız. Duamız kabul
olsa da ve olmasa da nankörlük, asilip yapamayız. Eğer yaparsak ve Allah'da
kalbimizi mühürlerse artık bunun geri dönüşü olmaz. Tabii ki Allah nasip ederse
kalbimizi açar tekrar ama bu ayetten anlaşılacağı gibi Allah'ın huzuruna çıkana
kadar bu sapkınlıkta devam edileceği anlatılıyor bize. Bu konuda dikkatli olmak
lazım.
Duamızın kabul olup olmaması nankörlük etmeye asla sebep
olmamalıdır olursa hüsrana uğrarız, nankörlük yapmış oluruz. Kaldı ki bizim
hoşlandığımız şey bizim için şer, bizim hoşlanmadığımız şey bizim için hayır
olabilir. (Konu bağlamında 17/11 ayetine de bakabilirsiniz) Biz bilemeyiz Allah
bilir. Duamız kabul olsa da olmasa da bu sınav vesilesi olabilir bizim için,
bunu da Yüce Allah bilir.
2/216
Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir
şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer
vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Ayrıca Yüce Allah belki sabrımızı test etmek için
istediğimiz şeyi vermeme noktasında bizi sınava tabii tutmuş olabilir. Yaşadığımız
zoruk için Kolaylığını da verecektir.
94/5 Zira zorlukla beraber bir kolaylık
vardır.
94/6 Elbette zorlukla beraber bir
kolaylık vardır.
65/7 Varlık sahibi olanlar,
varlıklarına göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait olmayan da Allah
ne verdiyse ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine verdiğinden fazlasıyla
sorumlu tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık verecektir.
*
10/10 Duaları80 onları orada (cennette);
“Subhân'sın7 sen; ey Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri onların orada (cennette);
“selâm”’dır; ve çağrılarının/dualarının sonu ki “hamd3 alemlerin
Rabbi4 Allah'a”’dır.
Bir önceki ayetle (10/9 Kur’an’dan okuyunuz) beraber anlaşılması
gerekir. İman edip salihatları yapanları Yüce Allah imanlarından dolayı doğru
yola iletmiş ve naim cennetlere yerleştirmiştir. Ve bu cennetlerde olanların
yaptıkları duaların sonunda söyledikleri sözlerden bahseder 10/10 ayeti.
Şimdi bu ayet özelinde akletmeye çalışalım. Öncelikle
aklederken çalışma yöntemimiz ne olmalı kısaca bundan bahsedelim. İnsanın kendi
çalışmasından başkası yoktur, herkes çalışmasına karşı rehindir. Ayetleri
anlarken, ayetler üzerinde çalışırken diğer ayetlerde kelime nasıl geçiyor
bakmalı başka ayetle bağlantısına bakmalı, her zaman Kur’an düşünülmeli bütünlüğüne
bakmalı, bazen bilimsel yansıması araştırmalı bazen de üzerinde çokça
düşünmeliyiz. Arapçanın gramerine dikkat edilmeli, kelime anlamlarına farklı
yerlerden güzelce bakmalıyız.
Kur’an bütünlüğünden cennete giden bir insanın artık Rabb'i
hakkında, ahiret, cennet, cehennem hakkında, şu anda bize gayb olan bazı
şeyleri bizden çok daha iyi bildiğini hatta bunları bilirken ayrıca dünyadaki
hayatını da hatırladığını biliyoruz(Dünya hayatı hatırlanır çalışmasınabakınız).
Bu insanlar artık cennettedir ve hala dua etmeye devam
etmektedirler. Allah zaten süresiz nimetlendirmiş, istedikler her şey onlara
verilmiş, artık cezada yok ölümde ama dua etmenin sonu gelmemiş. Cehennem halkının
da duasının cehennemde devam ettiğini, Rabb'ine çağrılarını sürdürdüklerini Kur’an’dan
biliyoruz ama onların dualarına karşılık verilmez. Cennetteki dua bir şey
istemek için değil Allah'ı yüceltmek için ve verdiği nimetler içindir diye
anlıyorum.
Şundan kesin emin olabilirim ki cennettekilerin dualarının
sonu Yüce Allah'ım sen Sübhansın demeleri, temennileri/essennemeleri selam,
hamd Alemlerin Rabb'i Allah'a dır derler. Bu ayete bakarak öğüt almam
gerektiğini düşünerek bizimde dualarımızın sonu bu şekilde olmalı kanaatindeyim.
Bu ayet bana bu mesajı veriyor.
*
10/12 İnsana
bir sıkıntı dokununca, yatarken, otururken veya ayaktayken bize dua eder; fakat
Biz onun sıkıntısını giderince de karşılaştığı sıkıntıdan ötürü sanki Bize hiç
dua etmemiş gibi davranmaya devam eder. İşte Müsriflere, yaptıkları şey böyle
cazip gösterilmiştir.
Öncelikle duanın fiziksel şekli hakkında bilgi verir Yüce
Rabb'imiz. Demek ki her şekilde dua edebiliriz. Yatarken, otururken veya
ayaktayken. Bunu sadece bu şekilerdeyken edilebilir bunun harici edilmez olarak
algılamayalım. Koşarken, arabadayken, eşşek sırtındayken, sudayken v.s. edilmez
gibi algılamayalım. Yüce Allah'ımız bura da her şekilde ver her zaman dua
edebilirsiniz der (aklınıza ne gelirse daha fazla açmayayım)
İkinci önemli konu bir dua ettik, Allah kabul etti.
Sonarında bu duayı hiç etmemiş gibi davranmamalıyız. Kendimizden de bunu
örnekleyebiliriz. Siz yaşadınız mı bilmiyorum ama ben yaşadım. Çok istediğim bir
şey için yıllarca hemen hemen her gün dua ettim ve bir gün Allah nasip etti. O
andan sonra hiç dua etmemiş gibi davrandım. Ne doğru dürüst Allah'a teşekkür
ettim ne karşılığını verdim v.s. Sanki hiç dua etmemişim. Taki bu ayeti okuyana
kadar. İşte o zaman yaptığın yanlışı ve yanlışın boyutunu anladım. Rabbime
sonsuz şükürler olsun ki bunu bana gösterdi, anlamamı sağladı.
Devam edersek ayetimize müsriflere yaptığı şey cazip
gösterilmiştir diye Yüce Allah genel olarak söylendi kanısındayım. Hem ettikleri
dualarını unutmaları hem de dünya menfaatleri cazip gösterildi ki daha fazla
yanlış yapsınlar, yanlış yolda kalsınlar ve daha fazla azap görsünler diye.
Bazılarını/birçoğunu Allah doğru yola iletmez. Allah bilir biz bilemeyiz.
16/53 Sahip olduğunuz nimetlerin tamamı,
Allah'tandır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınızda, yalnız O'na yalvarırsınız.
16/54 Sonra O, sizden sıkıntıyı giderince, bir
kısmınız hemen Rabb'lerine şirk koşmaya başlar.
30/33 İnsanların başlarına bir sıkıntı gelince,
Rabb'lerine yönelerek O'na dua ederler. Sonra, onlara kendinden bir rahmet
tattırınca, onlardan bir kısmı Rabb'lerine şirk koşarlar.
39/8 İnsana
bir sıkıntı dokunduğu zaman, Rabbine yönelerek bütün benliğiyle O'na dua eder.
Sonra kendisine bir nimet lütfettiği zaman, daha önce O'na yöneldiği halini
unutur. O'nun yolundan saptırmak için Allah'a ortaklar koşar. De ki:
"Nankörlüğünle biraz daha yararlan. Kuşkusuz ki sen ateşin halkındansın."
39/49 İnsanın başı derde girdiği zaman Bize yönelir.
Sonra ona tarafımızdan bir yardım bahşettiğimizde: "Bu bana
bilgimden/yeteneğimden dolayı verilmiştir." der. Hayır! O bir fitnedir. Ne
var ki onların çoğu bilmezler.
6/40 De
ki: "Eğer doğru söyleyen kimselerseniz söyleyin bakalım. Size Allah'ın
azabı gelse veya son saat gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız?"
6/41 "Hayır!
Yalnız O'na yalvarırsınız, O da dilerse yalvarmanıza konu olan sıkıntıyı
kaldırır ve siz de ortak koştuklarınızı anmazsınız."
*
13/14 O'nadır gerçek dua; ve O’nun
aşağısından çağırıp-yalvardıkları kimseler değildir cevap verenler
onlara bir şeyle; yalnızca her iki avucunu suya doğru uzatan kimse gibidir
ulaşsın diye ağzına; oysa o ulaşmaz ona; ve değildir kâfirlerin duası sapkınlık
içinde olmaktan başka.
Gerçek olan dua yalnızca Allah'a yapılan duadır.
Başkalarına yapılan dua kafirlerin duasıdır. Kafir olanlar bu şekilde dua eder.
Ve Allah harici dua edilen varlıkların durumlarını Yüce Rabb'imiz ayette
bildirir. Bunların dualarının aynı cehennem ehli duası gibi boşa gittiğini
anlıyorum. Aynı cehennemde boşa dua ettikleri gibi. Bu dualarına karşılık
alamazlar. Dualarına karşılık alamadıklarının göstergesi olarak da cehennem
bekçilerinden isteğimizi Rabb'inize iletin diye belki onlar iletirler diye
umarak onlara söylerler.
Duanın içinde Allah harici bir şeye sesleniliyorsa,
anılıyorsa, adı geçiyorsa, yardım isteniyorsa bu dua kesinlikle gerçek dua
değildir. Bu sapkınlar sadece Alah harici başka varlıklara dua edenler değil
aynı zamanda da dua ederken Yüce Allah ile birlikte Yüce Allah’ın astından ilah
sandıkları şeyleri dualarına karıştıranlardır. Yüce Rabb'imiz bu duayı kabul
etmez ki zaten böyle bir dua ona yükselmez. Ayette de çok güzel örneklemiş Yüce
Rabb'imiz.
İki avcunu açıp suya uzatan su ulaşsın diye bekleyen ama o
suyun asla ulaşmayacağını öğretiyor bizlere. Yani yapılan olayda niyet iyi bile
olsa çaba beyhudedir. Sonuç şirktir. Çünkü yöntem yanlıştır. Bereket yanında
olmasına rağmen ona ulaşamaz. Şimdi bu ayeti okuyup ha Allah kafirlere demiş
bana dememiş ki, tarzında düşünürseniz büyük yanılırsınız. Kafir demek
Allah'sız, kitapsız demek değildir. Kur’an’da kafir demek bir şeyin üstünü
örtmek, gizlemek demektir. Mesela bir çiftçi toprağa tohum atar ve tohumun
üzerini örterse bu çiftçi kafirlik yapmış olur. Yani tohumun üzerini örtmüş
olur. Eğer Yüce Rabb'imizin bu öğretilerini uygulamazsa mesela bu ayet özelinde
duada Allah harici birinin ismini anar, yardım ister v.s. İsek kafirlik etmiş
oluruz yani kafir oluruz yani Allah'ın ayetlerini örtmüş, gizlemiş, yalanlamış
oluruz.
Bu bağlamda Kur’an ayetlerini kabul etmeyen yalanlayan
kafir olur. Kur’an ayetlerini sözde kabul edip de o ayetlerin söylediği şeylere
uymayan, ayetlerin tersini yapan da gerçeği yalanladığından kafir olur.
Görüldüğü gibi kafirlerde dua eder ama onların duaları sapkıncadır. Allah'a
yalvarıyorum diye peygamberlere, ölmüş insanlara şuna buna dua ediyorlar,
şefaat ya bilmemkim diye şirke giriyorlar. Şirk affedilmeyecek tek günahtır. Yüce
Rabb'imiz kendisine ortak koşulmasını affetmeyecektir. Neye, nasıl, ne şekilde
dua ettiğimize dikkat edelim.
40/49 Ateşte olanlar, Cehennem görevlilerine:
"Rabb'inize dua edin de bir gün de olsa azabı bizden hafifletsin."
derler.
40/50 Görevliler: "Resulleriniz, size kanıt
içeren bilgilerle gelmediler mi?" derler. Onlar: "Evet,
geldiler." derler. Görevliler: "O halde kendiniz yalvarıp yakarın;
Kafirlerin duası ancak boş ve anlamsızdır." derler.
40/43
"Şu bir gerçek ki, sizin beni kendisine çağırdığınız şey, dünyada da
ahirette de kendisine çağıranlara cevap verme gücü olmayan şeydir. Kuşkusuz
dönüşümüz Allah'adır. Haddi aşanlar Cehennemliktirler."
*
17/11 İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua ediyor.
İnsan çok acelecidir.
Neye dua ettiğimizi bilmeliyiz. Bilmediğimiz bir şeyi
söylemekten ve bilmediğimiz bir şeyi Allah'tan istemekten Allah'a sığınmalıyız.
Buda aceleci olmamızdan kaynaklanıyor der Yüce Rabbimiz. Sonuçta bize iyi
gözüken şey aslında bizim için şer olabilir yada tam tersi. Allah bilir, biz
bilemeyiz. Hayır zannedip dua ederiz ama aslında bu şer olabilir yada tam
tersi. O yüzden en mantıklısı sonucundan emin olmadığımız bir şeyi istememektir
yada isteyeceksek de Yüce Rabb'imizden hayırlısını/hayırlı olanı/hayırlı ise şeklinde istemek daha doğru olacaktır
kanaatindeyim.
2/216 …….….Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde
sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer
vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
4/19 ……..
.. bilin ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır kılmış olabilir.
*
17/20 Biz, bu dünyayı isteyene de ahireti isteyene
de veririz. Bu, Rabb'inin atalarındandır. Rabb'inin ataları kısıtlanmış
değildir.
Ne için dua ettiğimize çok dikkat edelim. Dünyaya fazla
bağlanıp sadece dünya için dua edip dünyayı istersek, Allah verir, verir de
sonra ;
11/15
Kim sadece dünya hayatını ve onun ziynetini isterse, onlara yaptıklarının
karşılığını eksiksiz veririz. Bu hususta onlara hiçbir haksızlık yapılmaz.
11/16
İşte bu kimselere, ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Burada yaptıkları
şeyler boşa gitmiştir. Zaten yaptıkları bütün işleri geçersizdir.
17/18
Kim aceleyi isterse, hak eden kimseye dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra
onun için Cehennem'i mekan yaparız. Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
2/86 Onlar, dünya hayatına karşılık ahiret
hayatını satan kimselerdir. Bundan dolayı onlardan azap hafifletilmeyecek ve
onlara yardım da edilmeyecektir.
6/32 Dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan
başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, takva ehli olanlar için daha hayırlıdır.
Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
O zaman nasıl dua etmeliyiz dersek, her şeyi her türlü örnek
ile apaçık bizlere öğreten Yüce Rahman’ımız elbette ki bunu da bizlere öğretmiştir.
2/201
Kimileri de: "Rabb'imiz, bize dünyada da iyilik, ahirette de iyilik ver ve
bizi ateşin azabından koru." derler.
2/202
İşte bunların, kazandıklarına karşılık payları vardır. Allah, hesabı çabuk
görendir.
*
19/65 Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin
Rabb'idir. Öyle ise yalnızca O'na kul ol ve kulluğunda sabırlı ol. İsmi O'nunla
anılmaya değer bir başkasını biliyor musun?
Yüce Rabb'imizin isminin yanında isim anılmaz çünkü böyle
bir şey olamaz, En iyi isimler O’nundur,
7/180 En
iyi isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan
isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.
17/110 De
ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle
çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur." Salatında ne fazla yükselt
ne de fazla kıs. Bu ikisi arasında bir yol tut.
İbadet ederken, dua ederken v.s. Allah'ın ismi yanında isim
anılamaz. Şuan ki yat kalk egsersizinde (namaz dedikleri aymazlık ibadetinde)
dua diye okudukları ve Kur’an’da olmayan Arapça zırvalıklarda bunu yaparlar,
ezan dedikleri uydurmada bunu yaparlar ve aynı zamanda söyleyince Müslüman
olduklarını zannettikleri (Allah'a iftira atarak) kelimi şahaadet dedikleri
şeyi söyleyerek şirke girerler.
Hem Yüce Rabb'im Kur’an’da Müslüman olmayı anlatır ve bunun
aksine Allah’ın sözüne göre değil kendi inançlarına göre biz bunu dedik mi Müslüman
oluruz, iman tazeleriz derler Allah'a inat, Allah'ın ayetlerini yalanlarlar, ayıca
da 19/65 ayetinde gene Allah'ın söylediğini hiçe sayarlar. Dua ederken
bilmemkimin yüzüsüğü hürmetine diye dua eder, bilmemkim baba türbesine gider
don bağlarlar falan filan. Şeytan öğretilerini uygulayan, şeytanın velileridir
bunlar. İblisle gidecekleri yer de aynıdır. Kur’an okunduğunda bu açıkça
görülür zaten. Bu kimselere ana/babamız dahi olsa Allah'tan bir müşrik için bağışlanma
dileyemeyiz ama Allah'tan herkes için merhamet etmesini dileyebiliriz 60/4 -
15/56 - 4/106. Fakat inanlar birbirleri için Allah'tan merhamet dileyebilirler
47/19.
Bunları yapmalarını öğreten şeylerde tamamı zan olan
hadisler, sünnetler ve hadis, sünnet uydurmasyonlarına inanan bu inanca göre
Kur’an ayetlerini eğip büken sözde Kur’an mealcileridir. Ve buna çanak tutan
öğretim sistemimizdir. Din adı altında İslam’la alakası olmayan şeytan
öğretilerinin bize dayatılması ilkokul zamanında lise sonuna kadar devam eder. Bu zihniyet kendi
inançlarını Kur’an’a söylettirmeye çalışırlar. Bunlarla kafamız yıkanır,
bunlara inandırılırız. Bunları öğrenip bunu İslam zannettikten sonrası
kolaydır. Tazecik beyinler yaklaşık 10-12 sene boyunca şeytan öğretilerinin
karanlığında bırakıldığında sonrasında dini gerçek kaynağından (Kur’an)
öğrenmeyi istemek bile insanın aklına gelmez. Geleninde bir kısmı bu sözde
mealcilerin saçma sapan mealleri sayesinde (ayetleri hadislere göre eğip
büken) ya bu saçmalıkları doğru zanneder
yada biraz daha derine inen bu ne saçma bir din der ki bu çeviriler dikkate alındığında
bu tanı doğrudur, ya ateist olur ya putperes ya şu ya bu.
60/4 Ancak
İbrahim'in babasına: "Allah'tan olacak olana gücüm yetmez, fakat senin
için bağışlanma dileyeceğim" sözü hariç. İbrahim'de ve onunla birlikte
bulunanlarda sizin için iyi bir örnek vardır.
15/56 İbrahim:
"Rabb'inin rahmetinden, sapkınlardan başka kim ümidini keser?" dedi.
4/106 Allah'tan
bağışlanma dile. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
47/19 O
halde, Allah'tan başka ilah olmadığını bil. Kendi suçların için, inanan
erkekler ve kadınlar için bağışlanma dile. Allah, dönüp dolaşacağınız yeri ve
varıp duracağınız yeri bilir.
9/113 Nebi ve Mü'minlere;
Cehennem'lik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa,
Müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.
Başkası adınada dua edilebilir. Ama bu duada dikkat edilecek husus cehennemlik olduğunu bilirsek yani şirk koşan biri ise Allah'tan onun için bağışlama dilememeliyiz.
*
22/62 İşte böyledir! Allah Hakk'ın ta kendisidir.
O'ndan başka yöneldikleriniz ise Batıl'dır. Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.
Allah'tan başka dua edilenler, yada Allah'a yaklaştırsın
diye, yada duası kabul olsun diye yönelilenler, araya sokulanlar, aracı kabul
edilenler, başka isimler (Allah harici kim olursa nebi Muhammed’de dahil)
batıldır der Yüce Rabb'imiz
22/12 Allah'ın
yanı sıra kendilerine zarar da fayda da veremeyecek olan şeylere dua ediyorlar.
İşte bu derin bir sapkınlıktır.
22/13 Gerçekten
de zararı yararından daha yakın olana dua ediyorlar. O ne kötü mevla ne kötü
yoldaştır!
31/30 Çünkü
Allah gerçekliğin ta kendisidir. Ve onların, O'nun yanı sıra yakardıkları ise
kesinlikle gerçek dışıdır. Kuşkusuz Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.
34/22 De
ki: "Allah'ın yanı sıra değer verdiklerinize yakarın! Onlar, göklerde ve
yerde zerre kadar bir şeye sahip değildirler. Onların, Göklerin ve yerin
yaratılmalarında bir payları yoktur. Ve Allah'ın, onların yardımına ihtiyacı da
yoktur.
*
22/73 Ey insanlar! Vuruldu size/verildi size bir
misal; öyleyse dinleyin onu; doğrusu Allah’ın astından çağırdığınız kimseler
asla yaratamazlar bir karasinek; şayet bir araya gelmiş olsalar bile ona;
ve eğer onlardan kapsa karasinek bir şey, kurtaramazlar
onu ondan; acizdir talep eden; ve talep edilen.
Allah özellikle bu öğüde dikkat edin diyor. Allah harici
dua edilenler herhangi bir şey talep edilenler acizdir, isteyende acizdir.
Hepsi bir araya gelseler bir karasinek bile yaratamazlar hatta onun kaptığını
geri alamazlar.
*
23/117 Her
kim, hakkında hiçbir burhan olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir
ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku
yok ki Kafirler kurtuluşa eremezler.
Ayetten açıkça anlaşıldığı gibi Allah'tan başka kimden veya
neyden bişey istenirse/çağrıda bulunulursa/dua edilirse net kafirdir. Hesabı
Allah'a aittir.
*
25/59 O; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri
altı günde yarattı. Sonra arşa isteva etti. O, Rahman'dır. Öyleyse her şeyden
haberdar olandan iste.
Her şeyin yaratıcısı, her şeyi bilen, gören ve duyan her
şeye gücü yeten Alemlerin Rabb'inden iste ne isteyeceksen. Ondan gelecek
herhangi bir şeye müdahale etmeye hiçbir varlığın gücü yetmez.
*
25/68 Onlar, Allah'la birlikte başka bir ilaha dua
etmezler. Allah'ın haram kıldığı canı geçerli bir neden olmadıkça öldürmezler.
Zina yapmazlar. Kim bunları yaparsa günah işlemiş olur.
16/20 Onların, Allah'ın yanı sıra dua ettikleri, bir
şey yaratamazlar. Kendileri yaratılmışlardır.
Rabb'im Allah'tır diyen Allah'ın kullarının Allah'tan başka
dua ettikleri, Allah'tan başka ilah kabul ettikleri başka kul oldukları yoktur.
Tek yaratıcı Allah'tır. Duaları kabul
edebilecek yalnız Allah'tır.
*
25/77 De ki: “Önem verir/mühimser değildir sizleri
Rabbim4; şayet olmasaydı duanız80; öyle ki muhakkak yalanladınız; öyle ki
yakında olur bir lüzum/bir gereklilik."
Rabb'imiz nebiye de ki der, eğer duanız olmazsa önemsenecek
bir yanınızda olmaz. Yalanladığınız takdirde bunun gerekliliğini anlarsınız.
Dua etmek aynı zaman da da Allah’ın ilahlığını kabul etmek,
diz çökmek, boyun eğmek, O’nun her şeye gücünün yettiği bilincinde olmak la
beraber kendi acizliğimizi ifade edip ilahi yardım istemek, Allah’ı çağırmaktır
da. Allah’a dua etmessek bunları kabul etmemiş veya bilincinde olmamış oluruz.
Olsaydık zaten ilahi yardım için Allah’ı çağırırdık. Biz Allah’a önem vermessek
Allah neden bizlere önem versin ki?
Ayrıca kendimizi büyük görür, Allah’ın yardımına muhtaç olduğumuz bilincini kaybedersek
yani Allah’a kulluk etmekten büyüklenirsek yerimiz cehennem olacaktır. 40/60
*Erhan Aktaş meal
25/77 De ki: "Başkasına yalvarmanız olmazsa Rabbim
sizi ne yapsın?" Oysaki siz yalanladınız. Bunun karşılığını yakında
göreceksiniz.
*Erhan Aktaş
yorumu : “Başkasına yönelmez, onlardan yardım istemezseniz
Allah sizi ne diye cezalandırsın!”
Erhan abi bu şekilde
yorumlamış. Görüşlerine değer verdiğim bir insan olmasına rağmen kendisinin
bazı görüşlerine katılmadığım noktalardan biri de budur. Burada tabii ki
görüşüne katılmadığımı belirtmek için değil farklı bir görüş açısı olduğu için
paylaştım. Başkalarına yönelmeyenler de şirke girebilir, azap da görebilir. Ben
Kur’an bütünlüğünden bunu anladım. Dolayısı ile bu yorum Kur’an’ın bütünlüğüne
uyum sağlamıyor. Sadece Allah’a inanan bir insan şu veya bu şekilde Allah’ın
ayetlerini yalanlayabilir, helale haram, harama helal diyebilir,
ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayabilir v.s. Tüm bunlarda şirk olur.
Ayrıca yaratıcıya inanmayan bir insan da başkasına yönelmiş olmaz. Tüm bunlar
düşünüldüğünde Erhan abinin yorumunun yetersiz olduğuna kanaat getiriyorum.
*
35/10 Kim izzet istiyorsa, bilsin ki izzet tamamen
Allah'a aittir. Temiz sözler O'na yükselir. Düzgün iş onu yükseltir. Kötülük
planı yapanlar için, şiddetli bir azap vardır. Kurdukları düzenler boşa
gidecektir.
Kim şeref istiyorsa bilsin ki şeref Allah'a aittir. Onu
verip vermemek Allah'ın dilemesi ile mümkündür. Allah'a yükselen, Allah'ın
(tabiri doğru olacaksa) kale alacağı sözler bunlardır. Yani Dini Allah'a has
kılan, şirkten arınmış, Allah'ı birleyen, Allah'ın hudutları içinde söylenen
sözlerdir temiz sözler. Aynı şekilde düzgün işlerde böyledir. Bunlar da temiz sözlerin eyleme dönüşmüş
hali yani salih ameller, salih işlerdir. Düzgün sözü yükselten düzgün ameldir.
*
40/14 Öyleyse,
Kafirler hoşlanmasa da dini yalnızca kendisine özgü kılarak Allah'a dua edin.
40/65 O,
diridir. Ondan başka ilah yoktur. O halde dini yalnızca O'na has kılarak O'na
dua edin. Hamd yalnızca alemlerin Rabb'i olan Allah'a özgüdür.
40/62 İşte
Rabbiniz olan Allah budur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka ilah
yoktur. O halde nasıl oluyor da başka şeylere yöneliyorsunuz?
Dua sadece Allah'ı birleyerek, tevhid inancı içerisinde,
Allah'ın astından ilahlar edinmeyerek, Allah'tan başkasını her ne sebeple
olursa olsun araya sokmamak, adını Allah' ile birlikte
anmamak, her ne isteyeceksen veya ne dua edeceksek sadece her şeyin
yaratıcısından (Allah), her şeyi bilenden (Allah) isteyerek edilince gerçek dua
olur. Bunun haricinde edilen dua, yapılan çağrı, bulunulan istek v.s. her ne
olursa şirktir. Buda bizi Allah'ın ayetlerini yalanlayan zalimlerden yapar ki
tövbe edip de Allah’da bağışlamazsa yerimiz net cehennemdir. Dualarımızda da ve
her zamanda dini yalnızca Allah'a has kılmamız gerekir. Dini ve kulluğu sadace
Yüce Allah'a özgülemek gerekir. Şirksiz bir inanç, şirksiz bir kulluk ancak bu
şekilde olacaktır.
*
40/60 Rabb'iniz:
"Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeye büyüklenenler,
horlanmış olarak Cehennem'e gireceklerdir." dedi.
Allah dua etmemizi ister, edelim ki karşılık versin ister.
Allah'ın lutfu, rahmeti, ilmi her şeyi kuşatmıştır. Kullarını çok sevendir. Biz
kendimizi Allah'ın kulu olarak görürsek (yerde gökte, Allah'ın katında nerde ne
varlık varsa zaten ona kul olarak gelecekler) yani büyüklenmezsek, yani Allah'a
kul olmak bize ağır gelmezse ki böyle insanlar var kesinlikle Allah duayı kabul
edendir. Tabii diğer ayetlerde dikkate alınarak Kur’an’ın bütünlüğü göz önünde
bulundurulup Allah’ın hudutlarında kalırsak. Başka şartlarda vardır, örneğin
Allah'ın ayetleri inkar etmeme, şirk koşmama v.s. gibi. Dua Allah'a has kılınarak
yapılmalıdır. Çalışmanın tamamını okuyunuz, hepsini ele almaya gayret gösterdim
Yüce Rabb’imin izni ile. Ayrıca ayetlerinde Allah büyüklenenleri sevmediğini de
açıkça söyler bize.
17/37 Yeryüzünde
büyüklenerek/kibirlenerek yürüme! Sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara
erişemezsin.
17/38 Bütün
bunlar, Rabb'inin yanında hoş görülmeyen kötü şeylerdir.
*17/38
de yazan bütün bunların ne olduğunu öğrenmek için 17. suren 22 ile 38 arasındaki ayetleri
okuyunuz.
*
41/48 Ve daha önce tapındıkları şeyler, onlardan
uzaklaşıp gittiler. Onlar, kendileri için kaçıp kurtulacak yer olmadığını
anladılar.
Hesap görme zamanı Allah'tan başka kul
olunanlar/çağırılanlar/dua edilenler/Allah'ın astından ilah edilinenler kim ve
ne varsa kaybolup gider çünkü onlar ve onlara yapılan ibadetler boş, anlamsız
ve batıldır. Aman Allah duamızı daha iyi
kabul eder bilmemkim efendi türbesinde, bilmemkim dedeye dua edelim, yok çaput
bağlayalım, Allah duamıza karşılık verir duada şu şahsın (Muhammed bile olsa) ismini
de söyleyelim, yok şu duadan 100 kere okursak bu olur, yok şu hacı, hoca bize üflesin
şu derdimiz gitsin v.s. gibi tamamen Allah'ın ayetlerine ters ve İslam’da yeri
olmayan olan şeyler yaparsak şirk koşmuş oluruz. Dini Allah'a has kılmamış
oluruz. Allah'ın astından ilahlar edinmiş oluruz. Din olarak İslam’ı seçmemiş
oluruz.
Aldatıcının (şeytan/iblis) bizi Allah ile aldatmasına
kanmayalım, dikkat edelim. Şu an aramızda olan Şerefli Kur’an’ımıza, biricik
elçimiz Kur’an’a musallin olalım, olalım ki arınarak, her türlü şeytandan
(saptırıcı,bozucu) Allah'a sığınabilelim.
Unutmayalım şeytan bizi, onu görmediğimiz yerden görür ve Allah
ile aldatabilir. Recmedilmiş şeytandan ve bize yakınlaşmasından da ancak Allah’ın
ayetlerini bilirsek Allah’a sığınabiliriz.
*Şeytandan Allah’a sığınma ve şeytan konusunu Rabb’im izin
verirse inceliycez.
*
41/49 İnsan
iyilik istemekten bıkıp usanmaz. Eğer kendisine bir kötülük dokunursa, hemen
karamsarlığa kapılır ve ümitsiz olur.
41/50 Fakat
kendisine dokunan sıkıntıdan sonra, ona Tarafımızdan bir rahmet tattırsak:
"Bu benim hakkımdır. Ve Sa'at'ın geleceğini de sanmıyorum. Gelse bile, Rabb'imin
huzuruna çıkarılacak olursam, O'nun yanında kesinlikle benim için en iyisi
vardır." der. O zaman, Kafirlere yaptıklarını kesinlikle bildireceğiz ve
onlara kesinlikle ağır bir cezadan tattıracağız.
41/51 İnsana
nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirip yan çizer. Kendisine bir kötülük dokunduğu
zaman da bol bol dua ederek yardım ister.
Bu üç ayetin özeti olarak şunu söylemek isterim. İnsan hep
iyilik istemekten bıkmaz evet bence de öyle. Fakat başımıza hoşumuza gitmeyen
bir şey geldiğinde karamsarlığa kapılmadan Allah'tan ümit kesmeden Allah'a çağrıda
bulunmaya devam etmeli, Yüce Rabb'imiz bizi bu sıkıntıdan kurtarırsa da
karşılığını vermeli, gerek minnettarlığımızı dile getirerek gerekse de Allah'ın
emir ve yasakları içinde hareket ederek karşılığını vermeli(şükür), duamızın
sonucunda Allah o şeyi nasip ederse o duaları sanki hiç etmemiş gibi
davranmamalı, nasip etmezse de aslında o şeyin bizin için hayır mı yoksa şer mi
olduğunu bilmediğimizden nankörlük etmemeli, çağrımızı sadece başımıza kötü bir
şey geldiği zaman yapmamalı, her zaman dua edebileceğimizin bilincinde
olmalıyız.
*
42/26 Ve cevaplar inanmış
ve düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapmış kimseleri; ve
artırır onlara lütfundan; ve kâfirler (gerçeği gizleyenler, örtenler);
onlaradır kuvvetli/güçlü bir azap.
Demek ki Yüce Rabb'imizin dualarını kabul edeceği kulları
iman edip salihatı yapanlarmış. Hatta bu kulları lütfundan kullarının
istediğinden fazlasını verirmiş. Sübnhanallah, lailahe illallah. Ne yücedir
bizi Yaratan, Alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir, rahmeti bol ve
kesintisizdir. Umarım bizleri de iman edip salihatı yapan kullarının arasına
koyar.
Not : Dua
sonrası amin (kabul buyur) demenin veya el açıp dua etmenin İslam’da dayanağı
yoktur. Kur’an’dan anladığım kadarıyla şu kelimelerle ifade edeceklerimizi
etmemiz daha doğru olacaktır.
yeşaallah_u allahın dilemesi
insaallah_u allah dilerse
maşaallah allahın diledigi
bi nasrillah Allahın yardımıyla
Ayrıca bir şeyi kesin yapıcam deyip Allah'ı anmayı
unutursak demeliyiz ki, umarım Rabbim beni en doğru olanı yapmaya yöneltir veya
Belki klavuzlar beni Rabb'im bundan daha yakın bir reşada.
18/23 Ve deme bir şey için; şüphesiz ben yapıcıyım
bunu yarın.
18/24 Ancak eğer dilerse Allah; ve zikret/an
Rabb’ini4 unuttuğun zaman; ve de ki: “Belki de kılavuzlar beni
Rabb’im4 bundan daha yakın bir reşada61”
*
43/86 Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri
kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.
Bu ayette şefaat etme konusundan da bahseder. Bu ayeti
gerçeğe tanıklık edenler hariç şefaat edemez diye çevirip ayetin anlamını
yamulturlar. Yamulttukları ayetlere örnektir bu ayetde. Gerçeğe tanıklık
edenler şefaat edebilir anlamını bilerek yada bilmeyerek bu ayete yüklerler ki
şefaat edileceğine inanmak (kulun kula şefaati ahirette yoktur, yalnız Allah ve
onun izin verdiği melekler şefaat edebilirler) Kur’an’ın bütünlüğüne
bakıldığında şirktir. İnsanları şefaatin olduğuna inandırmaya çalışırlar. Hatta
bir diyanetin Kur’an melainde (elimde 2 adet var) bu ayetin açıklamasında İsa
ve Uzeyir şefaat edecek diye yazar. Belki sonra onu Muhammed şefaat eder diye
değiştirmiş olmaları mümkün güncel çeviriye bakmadım gerek de yok diyanetin
İslam ile alakaları olmadığını biliyorum, kendi uyduruk dinlerine çağırıyorlar.
Birçok delilim var buda bunlardan biri.
Burda Rabb'imizin dediği şey Allah'tan başka kime dua
edersen et, kimi çağırırsan çağır, kimden yardım istersen iste (ilahi yardım)
Allah harici kimse şefaate güç yetiremez. Bunun bilincinde olanlarda gerçeğe
tanıklık edenler, yani Kur’an’ı okuyup, anlayanlar, Allah'ın öğretilerini
öğreneneler, Allah'ın furkan nasip ettikleri ancak bu gerçeği anlayabilirler.
*
Kur’an’ı anlamak için okuyan anlar. Kur’an apaçıktır. Allah bizi kimseye veya hiçbir
şeye muhtaç bırakmamıştır. Normal akıl düzeyi olan bir insan kendi sınavını
geçmeye yetecek kadar olanı anlar, Kur’an ona hitap eder, Yüce Allah furkanda
nasip eder. Ama zaten ben Kur’an’ı anlamam okusamda zihniyetinde olanlar müşrik
olmaya daha yakın olmakla beraber, uydukları cehennem önderlerinin arkalarından
azap younda ilerlerler.
Bu gerçeğe tanıklık edenler Allah'ın bu gerçeği kavramasına
izin verdiği kullardır. Bu ve bunun gibi ayetlerle kulun kula şefaat edeceğini
meşru göstermeye çalışıyorlar. Çünkü hadis uydurmalarının karanlığı içinde
ayetleri anlamlandırmaya çalışıyorlar. Hadis dedikleri şeytan öğretileri
zandır, zan haktan yana bir gerçeği ortaya koymaz. Bir kulun bir kula şefaat
edemeyeceğini, Allah'ın bunu net ifade ettiğini şefaat konusunda Allah'ın izni
ile detaylı incelemeye çalışacağız. Şefaat yetkisi tamamen Yüce Allah’ın
elindedir. Allah’tan başka kimse şefaat edemez. Kulun kula şefaati yoktur diye
belirtmemin nedeni Yüce Allah şefaat için melekler yetkilendirebiliyor.
Şunu kısaca ifade etmeliyim ki şefaate inanmak, bir kulun
bir kula şefaat edeceğine inanmak, şefaat edeceği inanılan insanın hükmünün
Allah'ın hükmünden daha üstün olduğunu, Allah'tan daha merhametli olduğunu,
insanı yaratandan daha iyi tanıdığını, Allah'ın sözünden daha üstün söz sahibi
olduğunu kabul etmek demektir. İstedikleri kadar Allah izin verecek, izin
verirse şefaat eder deyip bu söylediklerimi kabul etmemeye yanaşsalar da bunun
türkçesi budur, ayetlerle de sabittir. Allah’ın sünnetullahında asla değişiklik
olmaz.
Buda Allah'ın ilah olarak (haşa) yeterli olmadığı
düşüncesine sahip olmaktır. Kaldı ki Allah'ın azabından eşlerini kurtaramayan,
babasını kurtaramayan, oğlunu kurtaramayan nebilerin kıssaları mevcut Kur’an’da.
Muhammet ümmetine şefaat edecekmiş. 1500 yıl sonra yaşayan Ahmedi, Ayşeyi
cehennemden kurtaracakmış hiç tanımadığı halde ki tanısa ne değişir. Yüce Allah
ayetlerinde Muhammed’in bile kendisine ne yapılacağını bilmediğini söylemesine
rağmen, Allah’a inat Muhammed’in şefaat edeceği inancı akla zarar bir inançtır,
şirktir, Allah'a iftiradır, Allah adına yalan uydurmaktır, Allah'ın ayetlerine
küfretmektir, ayetlerin bazılarına inanıp bazılarını inkar etmektir. Zaten başlı başına da şirktir.
*
44/22 "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur."
diye Rabb'ine yakardı.
Musa, firavun ve kavmi için Allah'a yakarmış/dua etmiş
bunlar suç işleyen bir toplum diye. Bu duada herhangi bir istek herhangi bir
yardım v.s. Bulunmamaktadır. içindeki rahatsızlığı Rabb'i ile paylaşmış. Dua
çağırmadır dediğimizde budur. İlla bir istek, dilek veya yardım talep etme
olması gerekmez. Kalbimizdeki sıkıntıyı yaratıcımız ile paylaşma, kendi
acizliğimizi belirtme, Allah'a kavuşacağımızın (ahirette) sevinci, Allah'ı
yüceltme, onun yardımına ihtiyacımız olduğunu belirtme v.s. gibi konularda da
dua edilebilir.
*
46/5 Ve
kim daha sapkındır kimseden, çağırır Allah'ın astından/berisinden kimseyi,
cevap vermez ona diriliş gününe kadar? Ve onlar bunların çağrılarına
gâfildir/habersizdir.
Demek ki Allah harici dua edenler sapkınlarmış, hem de en
sapkınları bunlarmış. Dua edilenin bundan haberi bile yokken, cevap
veremeyecekken bu müşrikler onlar için hazır askerlerdir.
*
54/10 Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu:
"Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et."
Nuh'un Rabb'inden ilahi yardım istemesi. Yardım için de Yüce Allah'a dua edilir, çağrıda bulunulur.
*
70/28 Rabb'lerinin azabından kimse emin olamaz.
Çalışmamızda Rabb'imize umut ve endişe ile dua etmemiz
gerektiğini söylemiştik ve ayeti incelemiştik ya 7.55/56 - 32/16 - 19/48 ve
21/90 ayetlerinde. İşte nedenini de Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir bu ayetinde.
Şu ayeti de unutmamak lazım tabiki.
7/156 Bize, bu dünyada da ahirette de iyilik yaz.
Biz Sana yöneldik. Allah: "Azabıma hak edeni uğratırım, rahmetim ise her
şeyi kuşatmıştır. Onu, takva sahibi olanlara, zekatı yapanlara ve ayetlerimize
inananlara yazacağım." buyurdu.
*
72/20 De ki: "Ben yalnızca Rabb'ime dua ederim
ve hiçbir şeyi O'na şirk koşmam."
Yüce Rabb'imiz nebi Muhammed’e yalnızca kendisine dua
ederim diye söyle diyor herkese. Dolayısıyla bizim bu şekilde davranmamız
gerekir. Anlıyoruz ki yalnızca Allah'a dua etmenin dışında kalan tüm dualar
şirkmiş. Açık ve net.
*************
Dua ederken Kur’an ayetlerini kullanabiliriz, hatta
kullanmalıyız.
Dua ederken Şerefli Kur’an’ımızdan ayetler ışığında dua
etmemiz doğru olacaktır kanaatindeyim. Yani neye,nasıl ne şekilde dua
edeceğimizi Yüce Rabb'imiz bize söyler. Fikir oluşturması asına hep beraber bir
iki örnekle beyin fırtınası yapalım. Dualarımızda kullanabileceğimi birkaç ayete
bakalım. Mesela;
6/162 De
ki: “Doğrusu benim salâtım; ve adanmış tarzım; ve hayatım; ve ölümüm; Allah içindir;
alemlerin Rabbi
10/10 Duaları onları
orada (cennette); “Subhân'sın sen; ey Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri
onların orada (cennette); “selâm”’dır; ve çağrılarının/dualarının sonu ki “
3/150 Hayır!
Sizin Mevla'nız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
2/115 Doğu
da Allah'ındır, batı da. Nereye yönelirseniz yönelin, Allah'ın yönü orasıdır.
Kuşkusuz, Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
8/40 Eğer
yüz çevirirlerse, artık bilin ki Allah sizin mevlanızdır. O, ne güzel mevla, ne
güzel yardımcıdır.
17/80 Ve
de ki: “Rabbim! Girdir beni bir doğru girişe ve çıkar beni bir
doğru çıkışa; ve yap benim için katından yardımcı bir güç/kuvvet.
Bu şekilde ayetleri alıp edeceğimiz dualarda
kullanabiliriz. Bu ayetler örnek olarak verdiğim birkaç ayettir sadece.
Mesela benim Şerefli Kur’an’ımızdan oluşturduğum bir dua
blog çalışmamızda mevcuttur.
Herkes kendi çalışmasını yapabilir.
Tüm çalışma sonucunu aşağıda ayetlere göre notlar çıkarmaya
çalıştım. Nasıl dua edilir, kimlerin duası kabul olunur, dua nasıl olur v.s. gibi,
dua/çağrı/yalvarma gibi Allah'ı çağırdığımız konularda neyi, nasıl ne şekilde
yapmamız gerektiğini Yüce Rabb'imiz gene bizleri kimseye muhtaç etmeden apaçık
ve tastamam öğretmiştir.
Duayı/çağırmayı ana
hatlarıyla Allah'ın izni ile ayetler ışığında yazıp kavramaya çalışalım.
2/61 Herhangi bir
konuda yardıma çağırma, yardım isteme için dua edilebilir
2/186 Önce biz
Allah'ın çağrısına (kurana) uyacağız
2/186 Dua ederken
araya dua kabul olunsun diye Allah'tan başka hiç bir şey sokulmaz. Dua sadece
Allah'a yapılır
2/186 İman
edenlerin duaları kabul olur
3/38 Allah duayı
işitendir
6/71 Allah dışında
bir şey istenen ne yarar nede zarar verebilir
7/29 Dua yalnızca
dini Allah'a has kılarak yapılır
7/55 Dua
alçakgönüllülükle gizli veya açık yapılabilir
7/56 Dua Allah'tan
korkarak ve umut kesmeden yapılmalıdır
7/56 Kabul olan duadan sonra eski halimize dönmemeliyiz
7/56 Muhsin olana
Allah'ın rahmeti daha yakındır
7/180 Dua ederken
Kur'an'da geçmeyen bir isim Allah adına kullanılmaz
7/194 Allah harici
kime dua edilirse o ancak kuldur, onu da Allah yaratmıştır
7/197 Allah harici
dua edilenlerin herhangi bir gücü yoktur, egemenlik Yüce Allah'ındır.
9/77 Allah'a
verilen sözü tutmazsak, Allah kalbimize nifak sokabilir ve bundan kurtuluş
yoktur.
9/113 Başkası için de dua edebilmemize rağmen cehennemlik olanlara bağışlama dilememeliyiz
10/10 Dua etmek
sadece dünyada değil ahiret hayatında da devam eder (cennet ve cehennemde)
10/10 Dualarımızın
sonu Yüce Allah'ım sen Sübhansın, temennim selamdır, hamd Alemlerin Rabb'i
Allah'a dır şeklinde olmalıdır
10/12 Duada istenen
şeyi Allah nasip ederse sanki dua etmemiş gibi davranamamalıyız
10/12 Dua her
şekilde yatarken, otururken, ayaktayken edilebilir
10/12 Herhangi bir
sıkıntının giderilmesi için Allah'a dua edilebilir
13/14 Gerçek dua
sadece Allah'a yapılan duadır
13/14 Kafirlerin
duası sapkıncadır
13/14 Kafirlerin
duası ahiret aleminde de kabul görmez
16/20 Tek yaratıcı
Allah'tır. Allah harici dua edilenleri de Allah yaratmıştır. Varlığın üzerinde
tek egemen Yüce Allah'tır.
17/11 Bilmediğimiz
bir şeyi Allah'tan istemekten sakınmalıyız
17/20 Sadece dünya
hayatını istemek için dua etmemeliyiz
17/110 Duayı kendi
duyacağımız ölçüde ses tonu ile yapmalı
19/65 Çağrılarda
Allah'ın adı yanında başka isim anılmaz
22/62 Allah harici
yönelinen her şey batıldır
22/73 Allah harici
dua edilende edende acizdir
25/59 Ne
isteyeceksen her şeyi bilenden iste.
25/77 Duamız
olmazsa Rabb'imizin katında değerimizde olmaz
35/10 Allah'a
ulaşacak olan düzgün sözlerdir, şirksiz, arınmış temiz sözler.
40/14 Dua sadece
dini Allah'a has kılarak yapılır
41/48 Hesap günü
Allah harici dua edilenler ortada olamayacaktır
41/49 Başımıza
gelen kötü bir durumda Allah'tan ümit kesmemeli onu çağırmalıyız
41/51 Duayı sadece
başımıza kötü bir şey geldiğinde yapılacak bir şey gibi algılamamalıyız
42/26 İman edip
salihatı yapanların duaları kabul olur hatta Allah lutfundan daha fazlasını
verir
44/22 Dua illa
bir şey istemek değildir, kalbimizi yaratıcımıza açmak için de yapılır
46/5 Allah harici
dua edilenlerin/yönelilenlerin bu duadan haberi olmaz, cevap da veremezler
46/5 Allah harici
dua edenler/yönü Allah olmayanlar sapkınların, en sapkınıdırlar
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN
AÇIKLAMALARIDIR
1En yüce
merhametli.
3En yüce
övgü/methetme.
4Efendi, komuta
eden.
5Müminlerin
belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi
yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve
havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah
salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
7Tüm
isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.
16Beynin
(bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.
25Örten,
gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma
kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel
olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin
gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.
35Öldürmek,
savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek.
49Yüce Allah'ın
sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm
sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.
51Metanetli
direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.
61Doğruluk/olgunluk.
80Çağırma.
113Açlık
sınırında yaşayan.
219Dua etmek.
Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce
Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle iletişime
geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel
ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha
yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha
yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece
Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere
tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz.
Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an
bize yeter diyenlerin. Beynin secde etmesi sonrası yapılan
duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu
nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı
salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası
(fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce
Allah'a çağrıda bulunmak en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde
ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun
kendisi için hayırlı olacaktır.
220Dua sadece
Yüce Allah'a yapılır. Çağrıda/duada Yüce Allah'ın adı haricinde kimseye
aracılık yapması için çağrıda asla bulunulmaz. 'Yüzü suyu hürmetine' gibi
şeyler söylemek tamamen şirktir. Sadece tayyib/güzel sözler ona
ulaşır. Tamamı zan olan söylenti/hadis kitaplarına uyup da "şöyle
yaparsan dua kabul olur, şu zamanda dua edersen dua kabul olur, şu şeyi şu
kadar tekrar edersen duan kabul olur" gibi sözlerin tamamı şirktir. Dua
yani Yüce Allah'a çağrı beyinle yapılır. Beynin secdesi sonrası yapılan
çağrı/dua Rabbimize ulaşır. Dualara/çağrılara çokça karşılık veren Rabbimiz
mutlak ki dualarımızı kabul eder. Önemli olan duanın şirk
226Deklere
etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder