|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
|
Allah’ın adıyla Rahman Rahim. |
Yüce Allah bize tevbe ile ilgili neler demiş, neler
öğretmiş anlamaya çalışalım. Tevbe etmek elbette önemlidir ama doğru şekilde
yapmalıyız. Yüce Allah'ın tevbemizi kabul etmesi için öncelikle dini yalnız
Yüce Allah'a has kılmalı ve şirksiz bir inanca sahip olmalıyız. Rabb'imizin
ayetlerinden, tevbe nedir, nasıl edilir, nasıl kabul olunmasını umut ederiz,
hangi şartlarda tevbemiz kabul olur, hangi şartlarda kabul olmaz, Yüce Allah’ın
tevbe etmesi nedir v.s. gibi detaylara bakıp tevbe kavramını netleştirelim.
Tevbe, dönmek vazgeçmek demektir. İnsanın tevbesi yaptığı
şeyden vazgeçip bir daha yapmaması demektir. Kavram anlamı olarak Yüce Allah’ta
tevbe eder. Yüce Allah Tevvab’tır. İnsan tevbe ederde yaptığı kötü işten
vazgeçerse Yüce Allah'ta kullarına ceza vermekten vazgeçebilir veya bazı
durumlarda önceden yapın dediğinden vazgeçebilir. Bu da gene insanın hak
etmesiyle direk bağlantılıdır yada Rabb’imizin direk lütfundandır, kolaylık
sağlamayı dilemesindendir.
Çaba gösterip hak edersen, Yüce Allah'ta Tevvab’tır. Kullarına sürekli dönendir. Kullarının vazgeçmesini sürekli kabul edendir. Kullarının tevbe etmesini isteyendir.
İnsanın tevbesinde önemli olan, gördüğümüz yanlış üzerinde
tevbe etmekten çok daha önemli olan o işe geri dönmemektir. Kalpte o işe
dönmemek için tevbe edilip o işe geri dönmemek esastır. Yoksa haybeye tevbe
ettim demek manasız olacaktır. Gerçek tevbe o işten geri dönmek, vazgeçmektir.
Daha da önemlisi Rabb’imizin hudutlarında olmayan o kötü işi iyilikle
değiştirmektir.
Konu basit görünse de detaylıdır. Yüce Allah'ın izni ile,
Yüce Allah'ın bize tevbe ile ilgili öğrettiklerine, Rahman'ımızın ayetlerinden
bakalım.
Kelime kök anlamı ile başlayalım.
توب twb Te-Vav-Be
tāba u ( توب taub, توبة tauba, متاب matāb) to repent, be
penitent, do penance, with عن : to turn from (sin), be converted from,
renounce, forswear s.th.; (said of God) to restore to His grace, forgive ( على
s.o.)│ تاب الى لله to turn to God in repentance II to induce to repentance or
repentance II to induce to repentance or penitence, make repent ( ه s.o.) X to
call on s.o. ( ه) to repent
tövbe etmek, pişman olmak, kefaret ödemek, (günahtan) dönmek, dönüşmek , vazgeçmek,
yemin etmek s.th.; (Tanrı için söylenir) Onun lütfuna geri döndürmek, affetmek
( على s.o.)│ تاب الى لله tövbede Tanrı'ya yönelmek II tövbeye veya tövbeye
teşvik etmek, tövbe ettirmek ( ه s.o.) X çağırmak s.o. ( ه) tövbe etmek
ERHAN AKTAŞ - TEVBE NEDİR ? HANGİ TEVBE GEÇERLİDİR?
2/159 Doğrusu kimseler; gizlerler indirdiğimizi
beyanatlardan226 ve doğru yola kılavuzdan; beyan226 etmemizden sonra
onu insanlara kitapta*; işte bunlardır, lanet280 eder onlara Allah; ve
lanet280 eder onlara lanet280 edenler.
*Kutsal kitap.
2/160 Dışındadır kimseler; tevbe33 ettiler; ve
ıslah316 oldular; ve beyan/deklere ettiler*; öyle ki işte bunlardır;
tevbe33 ederim onların üzerine; ve benim Tevvâb191; Rahîm2
*2:159 ayetinde işaret edilen, Yüce Allah'ın indirdiği
beyanatları yani kutsal kitapları (Yüce Allah'ın biricik dini olan
İslam'ı) katıksız, halis şekilde deklere ettiler.
191Yaptıkları
hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten
vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının
tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.
2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya
koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi
gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.
2/159 ayetinin kapsamında olmayan kişiler eğer tevbe edip
ıslah oldularsa, yani yaptıkları kötü işten vazgeçip kendileri düzelttilerse,
onlara kitaptan beyan edilen doğru yola kılavuzdan sonra bende tevbe ederim
onlara der Rabb'imiz. Benim Tevvap ve Rahim der.
Yani 2/160 kapsamında ve öğretisinde uygulayıcı olanlar kitap
öncesi doğru değillerse bile kitap sonrası kendilerini düzeltirlerse Yüce
Allah'ta onların üzerine tevbe edermiş. Önceki hak ettikleri azaptan dönermiş,
önceki hak ettikleri azabı vermekten dönermiş. Çünkü doğru yol kılavuzu Kur'an
geldi ve Kur'an'a teslim oldular. Kendilerini düzelttiler.
Yüce Allah'ta rahmetinden önceki azaplarını yok saydı,
suçlarını örttü, günahlarını bağışladı gibi düşünebiliriz. Bu ayetin sonunu
genelde Allah tevbeleri kabul eder ve benzeri gibi çeviriyorlar. Kısmen doğru gibi
gözükse de Rabb'imiz aslında burada bahsettiğimiz gibi daha kapsamlı bir şey anlatmaktadır.
Kulun tevbesini kabul etmesi manası ayette olmasına rağmen
asıl olay bu ayet özelinde kulun tevbesini kabul etmesi değil Yüce Allah'ın
açıkladığı durum içerisinde olan kulların üzerine Kendisi'nin tevbe etmesidir.
*
2/128 Rabbimiz4! Ve yap bizi iki teslim olan sana;
ve zürriyetimizden bir ümmet*; teslim olan sana; ve göster bize
nusuklarımızı169; ve tevbe33 et bizlere; doğrusu sen; sensin Tevvâb191;
Rahîm2.
Bu ayeti de tevbelerimizi kabul et diye genelde çevirirler.
Ayette kelimelerde veya Yüce Allah'ın belirttiği sıfatlarda ve de ayetin hiçbir
yerinde tevbemizi kabul diye geçmez. Ayette ve tub aleyna kelimelerine dikkat
etmeden çevirirler. Biraz da Kur'an bütünlüğünden belki de Yüce Allah tevbe mi
eder diye düşündüklerinden midir yamulturlar bilemedim. Neyse biz Rabb'imiz ne demiş
ona bakalım.
Beytin evinin kaidelerini yükselten İbrahim yap bizi 2
teslim olan sana ve zürriyetimden de bir ümmet teslim olan diye Yüce Allah'a
çağrıda bulunur. Konumuz ile alakalı değil ama İbrahim'in yanındaki 2. kişi kim
diye düşündüm. Bence bu yabancı değil zürriyetinden olması hatta oğlunun olması
muhtemeldir. İsmail ve İshak İbrahim’in oğullarıdır.
İsmail ilk oğlu ve İshak 2. oğludur. İshak İbrahim’in
yaşlılığında doğduğundan muhtemeldir ki İbrahim’in yanındaki oğlu İsmail’dir
diye anlıyorum. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
Sonrasında İbrahim der ki Rabb'ine sensin Tevvab, tevbe et
bizlere. Biz sana teslim olduk bizlere tevbe et. Yani ben tevbe ettim benim
tevbemi kabul et demez. Dolaylı yoldan yanlış işlerden dönmüştür, Yüce Allah'ın
tevvap sıfatını da söyleyerek aslında kendisi tevbe etti diye düşünsek de
aslında Yüce Allah'tan kendisine tevbe etmesini istemektedir. Yani üzerimizde
bir ceza, bir azap, bir lanet v.s. her ne var ise bundan dönmesi için Rabb'ine
yönelir, Rabb'ini çağırır.
Bizde dualarımızda Yüce Allah'ı çağırırken elimizden
geldiğinde Rabb'imizin sıfatları ile dua etmemiz faydamıza olacaktır
kanaatindeyim. Her şeyi tecelli ettiren Yüce Rahman'dan bir istekte bulunurken
tecelli ettireceği sıfatı ile dua etmek şahsım adına faydalı olacaktır
kanaatindeyim.
Mesela sınava gircen duada Rabb'im Alim sıfatınla deyip ilim
istemek, zor durumdan kurtulmak için çağrı yaparken Halim veya Hafiz sıfatı ile
kolaylık istemek, bir olayın hayırlı olanını isterken Kadir sıfatı ile
değerlendirmesini istemek, tevbe ederken veya Allah'ın bize tevbe etmesi için
çağrı yaparken Tevvab sıfatı ile mağfiret dilemek gibi örnekler verebiliriz.
Bunlar tabii ki örnektir. Bir şey isterken Yüce Allah’ın bir
çok isim ile istenilebilir, kul ile Yüce Allah arasındadır, ben sadece naçizane
örneklendirip açıklamak amacı ile anlaşılması açısından bu şekilde belirttim.
Her kes kendi belirlemelidir, kendi belirleyebilir eğer bu şekilde çağrı yapmak
isteyecekse.
*
3/89 Dışındadır
kimseler (ki) tevbe33 ettiler bunun sonrasında; ve ıslah316 oldular;
öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
Önceki ayetlerde cehennemliklerden bahseden Rabb'imiz, bu
cehennemliklerin dışındakilerden de bu ayetinde bahseder. Bu cehennemliklerin
dışında olanlar, dünyadaki sınavda aslında cehennemi hak ettikten sonra tevbe
edip yani kendilerini cehenneme götürecek olan şeylerden vazgeçip, doğru yola
kılavuzlanıp, bir daha bu yanlışlara
dönmeyenleri, kendini düzeltenleri, ıslah olanları bu cehennemliklerden ayıracağını
öğretir, çünkü Yüce Allah Gafurmuş, Rahimmiş, Kendisinin gafur ve Rahim
olduğunu bizlere öğretiyor Rabb'imiz ki kendisinin nasıl bir ilah olduğunu
anlayalım, anlayalım ki Rahman'ımızı hakkı ile takdir edelim, hamd ile
yüceltirken neleri tecelli ettirdiğini bilip değerini değerini takdir
edebilelim, bilerek Rabb'imize yönelelim, hak ile gerçek ile doğru yola
klavuzlanabilelim, kanıtla delille Yüce Allah'a teslim olabilelim.
Görüldüğü gibi tevbe etmek demek, aslında yaptığın şeyden
vazgeçip kendini düzeltmektir ve o işe asla geri dönmemektir. Birkaç defa aynı
yanlışa düşenin veya ölüm anında tevbe edenin tevbesini Rabb'imiz kabul
etmeyeceğini 3/90 – 4-/18 ve 4/137 ayetlerinde bizlere öğretir.
*
4/26 İster
Allah beyan226 etmek sizlere; ve doğru yola kılavuzlamak
sizleri sizden öncekilerden kimselerin yasalarına/yollarına*; ve
tevbe33 etmek (ister) üzerinize; ve Allah Alîm’dir8; Hakîm’dir9.
*Sadece kutsal kitaplar demiş olan kimselerin yasalarına yani kutsal kitapların yasalarına.
Görüldüğü gibi Rabb'imiz gerçeği, hakkı beyan etmek ister
ve doğru yola klavuzlamak ister insanları. Öncekilerden doğru yolda olanların
yasalarına, yollarına iletmek ister sonrakileri. Ayrıca bu yolda da düştüğümüz
yanlışlara da tevbe etmek istermiş. Yüce Allah asla azap etmek istemez
kullarına, ödüllendirmek ister tüm kullarını.
Soruyu duyar gibiyim madem Allah'ın her şeye gücü yetiyor
ve bunu istiyorsa ne engel oluyor, neden yapmıyor ? Bunun cevabı gene Biricik Kur'an'ımızdadır.
En basit haliyle izah etmeye çalışayım.
Yüce Allah'ın verdiği sözler ve koyduğu sünnetullah vardır.
Asla bunlardan dönmez. Yüce Allah kullarına asla haksızlık da yapmaz. Kur'an'da
verdiği söz ne ise, koyduğu yasa ne ise o, o şekilde olur ve asla değişmez.
Rabb'imiz yolu göstermiş, sınavı açıklamış, ne yapılacak ne
yapılmayacak belirlemiş. Sonrasında insan Yüce Allah'a inat bu yolda olmazsa
söz üzerine hak olur. Ahirette hangi yeri yani cennet veya cehennemi hak
ettiyse oraya girer. Zaten kişi kendi ellerinin yaptıkları ile gideceği yeri
hak eder. Rabb'im verdiği sözden dönmez.
İnsana bunu yapma cehenneme gidersin veya bunu yap cennete
girersin diye yol gösteren Rabb'imizin sözüne göre hareket ettiyse eğer kişi,
Allah verdiği sözü yerine getirecektir, Yüce Allah bu söz dışında hareket
etseydi o zaman zaten adaletten bahsedemezdik.
Bu yollarda da sayısız, yanlıştan dönme yolları, tevne ve
mağfiret kapıları bırakmıştır. Kişi hayatında inatla Allah'a karşı geldiyse,
Yüce Allah'ın onun hizmetine ve yararına sunduğu tüm dünya rızıklara karşı
Allah'ı hiçe sayıp hevalarına uyup, oyun eğlence ve biriktirme hırsıyla
hayatını geçirdiyse, ahireti hiç hesaba katmadan, Allah’a kavuşmayı umursamadıysa
Rabb'im Kur'an'da ne söz verdi ise kişi onu görecektir.
Tam tersi de takvalı olup Yüce Allah’ın hudutlarında kaldı
ise gene Rabb’i ne söz verdiyse Şerefli Kur’an’ımızda onu görecektir.
Şirk koşma, yaptıkların boşa gider, cehennemlik olursun
dedikten sonra şirk koşan birine Rabb'im şefaat eder mi, suçlarını örter mi,
günahlarını bağışlar mı, asla söz konusu olmayacağı sözünü Şerefli
Kur’an’ımızda vermiştir Yüce Yaratıcı, gibi örnekleyebiliriz.
*
6/54 Ve
geldikleri zaman sana ayetlerimize454 iman47 etmiş kimseler; öyle ki
de ki: "Bir selâm98 sizlere; yazdı Rabbiniz4 kendi
nefsi406 üzerine rahmeti271; o kimse ki yaptı sizden bir kötülük
cahillikle489; sonra tevbe33 etti sonrasında onun*;
ve ıslah316 etti; öyle ki doğrusu O (Allah) bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.
*Kötülüğün.
Kutsal kitaptaki ayetler ile gelen, bu ayetlere iman eden
kimseler için Nebiye Rabb'imiz der ki selam onların üzerine yazıldı. Yani
esenlik, güven, barış onların üzerine yazıldı. Bu kimselere Rabb'imiz rahmeti
kendi nefsi üzerine yazmış, yani bu kimselere rahmet edeceği sözü vermiş, bu
rahmeti de kendi vereceğini belirtmiş, garantilemiş.
Böyle bir rahmet ettiği kimse eğer cahillikle yani
bilinçsiz, bilgisiz, haberi olmadan, farkında olmadan bir kötülük yaparsa ve bu
olay sonrası da aklı başına gelip tevbe ederse ve de ıslah olursa yani kendini
ve/veya yaptığı kötülüğü düzeltirse Yüce Allah Gafurdur, Rahim’dir der
Rabb'imiz. Yani bağışlarım der, rahmetliyim der.
Bilinçsizce yapılan bir işten dönme, o işi bırakma ve o işi
düzeltme, yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirme sonrası Rabb'imiz bizleri
bağışlayacağını söylüyor. Fakat bu ayetteki kriterlerimiz Kutsal kitabımız
bilicez, iman edicez, yaptığımız şeyi istemeden yani bilinçsizce yapmış olucaz,
o işten vazgeçicez, o işe bir daha dönmeyeceğiz, kendimizi düzelteceğiz ve bu
kötü işi iyiliğe çevireceğiz.
Dikkat edelim işaretimize; Rabb’imizin ayetleri sonrasında,
bu ayetlere iman eden kişi bilerek, isteyerek, aklederek bir kötülük yaptı ise
Rabb’imizin bu ayette bizlere verdiği söz kapsamına girmez.
Bu kapsama giren kişi için söylenecek şey ise Allah o kişi
üzerine Gafur ve Rahim sıfatını tecelli ettirmesi için cahillikle yaptığı
kötülük için tevbe edecek, o işe dönmeyecek, kendini ve yaptığı kötü işi
düzeltecek bu kriterlerin ortaya konması, vücut bulması sonrası Rabb’imiz o
kişi üzerine verdiği sözü tecelli ettiriyor yani Kendisi’nin bağışlayıcı ve
Yüce merhameti tecelli ettirici olduğunu belirttiği ayetimizin son cümlesini.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
25/70 Ancak tevbe eden, iman edip salihat yapanlar
hariç. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, Çok
Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
25/71 Kim tevbe eder ve salihatı yaparsa, kuşkusuz
o, bağışlanmış olarak Allah'a döner.
Tevbe eden, iman edenler hariç. Önceki ayete baktığımızda
bu kimselerin hariç olduğu kısım sürekli horlanmış olarak kalan ve kıyamette
azabı katlananlardan hariç olmaları olduğunu
anlarız. Hariç olmalarının sebebi de bu kimselerin tevbe etmesi, iman etmesi
nedeniyle Rabb'lerinin bu kimseler için kötülüklerini iyiliklerine çevirmesini
dilemesidir.
Rahmeti kesintisiz ve çok bağışlayıcı olan Rabb'imizin
sözüdür bu aynı zamanda hem de şefaatidir. Bir söz daha verir Rabb'imiz tevbe
eden ve salihatı yaparsanız bağışlanmış olarak Bana dönersiniz der. Yani Yüce
Allah'a kavuştuğumuzda tartımız ağır, suçlularımız örtülü, günahlarımız
bağışlanmış ve hesabı iyi olarak geliriz.
Yani razı ve hoşnut olduğumuz Yüce Yaratıcımızda’da bizden
razı ve hoşnut olmuş olarak Kendi'sine kavuşmuş oluruz. Bir mümin daha ne ister
ki.
*
28/66 O Gün, bütün özür yolları onlara kapanır. Artık
onlar sorulmazlar.
28/67 Fakat tevbe eden, iman eden ve salihatı yapan
kimse, kurtuluşa erenlerden olacağını umabilir.
O gün yani hesap günü yani herkesin hakkında sözün
gerçekleştiği gün ancak tevbe eden, iman eden ve salihatı yapan kimse
kurtulabileceğini umut edebilirmiş. İşte tevbe bu kadar önemlidir. O yüzden bu
kavramı çok iyi anlamalıyız.
Demek ki kurtuluşa erebilmek için düzeltici işler yapmanın
ve Yüce Allah'a iman etmenin önem derecesinde aynı önemi taşıyan tevbe etmek
varmış. Akledelim.
*
40/7 Arş'ı
yüklenenler ve çevresinde bulunanlar, Rabb'lerini övgü ile yüceltirler. Ve O'na
iman ederler. İman Edenler için bağışlanma dilerler: "Rabb'imiz! Sen,
rahmet ve bilgice her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin dosdoğru yoluna uyan
kimseleri bağışla. Onları Cehennem azabından koru."
Arşı yüklenenler ve çevresindekiler meleklerdir diye
Kur'an'dan biliyoruz. Artık başka varlıklarda varsa en doğrusunu Yüce Allah
bilir. Bu görevliler Rabb'lerini yüceltirlermiş. Allah'a iman ederlermiş. Fakat
birde ne yaparlarmış. İman edenler için bağışlanma dilerlermiş, tevbe edip
dosdoğru yola uyanlar için bağışlanma dilerlermiş.
Bu Allah katında ve/veya Allah'ın bizzat görevlendirdiği
varlıkların da ayrıca bu kimseler için Yüce Allah'a çağrı yaptığı kimselerin
içinde olabilmek için Rabb'imizin bu
ayetindeki öğretilerine dikkat edelim, akledelim. Şerefli Kur'an'ımızı bilelim,
devamlı anladığımız dilde okuyup hafızamızda canlı tutalım, ders kitabı gibi
çalışmaya gayret gösterelim.
*
49/11 Ey İman Edenler! Bir halk başka bir halkla
alay etmesin. Belki alay edilenler, alay edenlerden daha hayırlıdırlar.
Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler.
Belki alay edilen kadınlar, alay edenlerden daha iyidirler. Birbirinizde kusur
aramayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fasık olarak
nitelendirilmek ne kötüdür. Kim tevbe
etmezse işte onlar zalimdirler.
Bu ayetteki öğretimiz ise şudur. İman eden biri, imandan
sonra Kur'an hudutlarına çıkıp da fasık yani sapkın, doğru yoldan çıkan
olmasın. İman eden biri iseniz eğer yaptığınız yanlış sonrası tevbe etmezseniz zalimsinizdir.
En büyük zalimlik, en büyük zulüm Yüce Allah'ın ayetlerini örtmek,
yalanlamaktır. Anlarız ki iman etmişsek ve kötü bir iş sonrası tevbe etmezsek
de Rabb’imiz zalim olduğumuzu bize öğretir.
Ayetteki öğreti de zaten iman edene gelir. İman eden Yüce
Allah'ın ayetlerini bilmelidir. Bilmeden neye, nasıl iman etcek, bilgisizce
iman, iman değildir. Ancak sapkıncadır, gaflettir, aymazlıktır. Bu gerçek
manada iman eden kişi yanlışı olduğunda tevbe etmelidir. Yüce Allah yanlışa
izin veriyor ama görün, anlayın, teslim olun ve tevbe edin diyor.
Yani hudutlarımda kalın, maden yanlış yaptınız,
ayetlerimden, öğretilerimden de bunun yanlış olduğunu biliyorsunuz çünkü iman
etmişsiniz, bu işten vazgeçin, bir daha bu işe dönmeyin,
hatta bu yanlışı, kötüyü, iyiye, güzele çevirin bu benim iman edenlere açık bir
beyanımdır der Alemlerin Yaratıcısı ve Efendisi.
Bu manada bir iman eden kimse tevbe etmez de aynı yanlışa
devam ederse işte Rabb'imiz bu kimse için zalimdir der, bu kimsenin zalim
olduğunu öğretir, bu duruma düşmememizi öğütler.
*
66/8 Ey
iman47 etmiş kimseler! Tevbe33 edin Allah'a karşı içten/samimi bir
tevbe (-yle); belki de Rabbiniz4 ki kâfirlik25 eder sizden
kötülüklerinizi ve sokar sizleri cennetlere (ki) akar altlarından
onun** nehirler; gündür (ki) hüzünlendirmez Allah nebiyi* ve onunla
beraber iman47 etmiş kimseleri; nurları*** onların yürür/ilerler
elleri arasında ve sağlarında; derler: "Rabbimiz4! Tamamla bizlere nurumuzu***;
ve mağfiret319 et bizlere; doğrusu sensin her bir şey üzerine bir
Kadîr177."
*Nebi Muhammed.
**Cennetin.
***Aydınlıkları, aydınlığımızı.
Tevbe gene iman etmişlere gelir. Zaten daha önce defalarca
belirttiğimiz gibi Kur'an iman etmişleri bağlar. İman etmemişse kişinin Kur'an
ile işi olmaz, Kur'an'ında onunla işi olmaz. Rabb'ine döndüğünde neyin ne
olduğunu anlar fakat iş işten geçmiştir Rabb'i onun hakkında hükmünü
verecektir.
Burada tevbe etme de içten ve samimi olmak işaret edilmiş. Demek
ki tevbemiz içten olacak, samimi olacak. Laf ola tevbe etmiycez.
Bu şu demek, tevbe ederken gerçek pişmanlık yaşıycaz, o işi
yapmamız gerektiğini net anlıycaz, Yüce Allah'ın hudutlarından çıktığımız için
mahçup olucaz fakat bir taraftanda bilicez ki Rabb'imizin tevbe ve mağfiret
kapısı açık, samimi bir şekilde o işe asla dönmeyecek bilinci ile tevbemizi
edicez,yaptığımız kötü işi iyisiyle değiştiricez, bağışlanma diliycez ve umut edicez ki
Rabb'imiz bizi bağışlasın.
Ayrıca yaptığımız işin kötü olduğunu ve tevbe etmek
gerektiğini bildiğimiz halde, nasıl olsa Allah tevbemi kabul eder, ben bir süre
daha bu işe devam edeyim de sonra tevbe ederim düşüncesinde olan da var ise
bilsin ki bu kimse için Yüce Allah tevbe kapısını kaparsa asla tevbe edemez.
Zaten bu düşünce yapısı ile iman zıttır. Bu kişi olması gerektiği gibi iman
etmemiştir. İman eden bilir ki akleder etmez, yanlışını anladığı anda hemen bu
kötü işten vazgeçmelidir.
İşte bu noktada ve bu şekilde bir tevbe için Rabb'imiz bu
ayetinde, bu bilinçle yapılan tevbeye karşılık kötülüklerimize kafirlik
edeceğini yani örteceğinin sözünü vermektedir. Kötülüklerimize kafirlik edecek
ve rahmeti burda bitmeyecek ayrıca bizi cennetlerine sokacak, bize nurundan
nasip edecek, tabii eğer dilerse ve/veya kişi hak ederse en doğrusunu Yüce
Allah bilir.
Bu nur hem dünyada hem de ahirette olacaktır. Allah
mağfiret edendir, bağışlayandır, kadirdir yani, ölçeklerndiren, değerini
belirleyen, derecelendirendir.
*
4/18 Ve
olmadı kimseler için tevbe33 (ki) yaparlar kötülükler; ta ki hazır olduğu zaman birine onlardan ölüm; dedi:
"Doğrusu ben tevbe33 ettim şu anda"; ve olmaz (bir tevbe)
kimselere (ki) ölürler ve onlar kâfirlerdir25; işte bunlar; hazırladık onlara
elim/acıklı bir azap.
Herhangi bir kimse hayatında kötülük yapar ve tevbe etmezse, ancak ölüm
anı geldiğini anladığında tevbe ederse o tevbesinin geçersiz olduğunu Rabb'imiz
bizlere bildirir. Bu kimseler kafir olarak ölecek ve acı bir azaba maruz
kalacaklardır.
Bu şu demek yanlış bir iş yaptığımızı anladığımız anda
hemen tevbe etmeliyiz. Hayatımızda yanlış işlerin farkında olup da nasıl olsa
bağışlanırız, nasıl olsa şimdilik yapalım sonra bir ara tevbe ederiz,
yaptıklarımız yanımıza kar kalır gibi düşüncelere girmemiz Kur'an hudutları
içinde doğru olmayacaktır.
Ölüm hazır olduğunda tevbe ettim şu anda demek de. Ya ölüm
anının anlaşıldığı zaman olabilir, ya da öleceğini tahmin etmiş olabilir.Mesela
ağır hastalık nedeniyle doktor en fazla şu kadar yaşarsın demiş olabilir veya
şahsım adına iyice yaşlanılmış olabilir yada yüksek bir yerden düşerken üç beş
saniye vakti vardır veya boğulma anında kurtuluş ümidi yoktur gibi gibi.
Zaten bu anları yaşayacağımızın garantisi yok, bir anda
ölüp gidebiliriz. O nedenle anında tevbe etmeli, yaptığımız işi iyisi ile
değiştirmeli, o işe bir daha dönmemeli, kendimizi düzeltmeli ve bunları
gerçekten samimi bir şekilde yapmalı sonrasında da bağışlanmayı umut etmeliyiz.
Ayrıca seherlerde bağışlanma dileminin öneminide Rabb’imiz
öğretmiştir 3/17 ayetinde, bu ayete de bakıcaz çalışmanın ilerleyen
zamanlarında.
*
4/92 Ve
olmuş değildir bir mümin27 için ki katleder35 bir mümini27;
dışındadır bir hata (-yla olması); ve kim katletti35 bir mümini27 bir
hata (-yla); öyle ki serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; ve bir diyettir
teslim edilen onun (katledilenin) ehline*; dışındadır ki sadaka378 ederler
(katledilenin ehli); öyle ki eğer olduysa sizlere bir düşman kavimden**; ve o
(katledilen) bir müminse27; öyle ki serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; ve
eğer olduysa bir kavimden (ki) sizlerin arasında ve onların arasında (vardır)
bir misak/antlaşma***; öyle ki bir diyettir teslim edilen onun (katledilenin)
ehline; ve serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; öyle ki kim asla bulamaz;
öyle ki siyamdır322 mütemadiyen**** iki ay; bir
tevbedir33 Allah’tan; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.
*Ailesine.
**Düşman bir kavimdense diyet verilmez.
***Antlaşma olan bir kavimdense diyet verilir.
****Ardışık. Aralıksız.
Bu ayeti oruç konusu altında kendi konu bağlamı ile ilgili
kısmını inceledik. Başka konu başlıklarında gene konu bağlamında kendi konu
başlık kavramı sınırları içinde inceliycez. Örneğin, haram/helal başlığı, ölüm
başlığı, sadaka başlığı gibi.
Bu çalışmada ise tevbe kavramına bakalım. Buraya kadar kötü
bir işten vazgeçmek, dönmek, kendimizi düzeltmek olarak gördüğümüz tevbe için
Rabb'imiz bu ayetinde farklı bir işaret vermektedir. Buraya kadar
öğrendiklerimiz yetmiyormuş bu ayete muhatap olanlar özelinde. Yani kötü işten
vazgeçmek, o işe dönmemek, kötü işi iyisiyle düzeltmek yetmiyormuş. Zaten bu
ayette yapılan kötü iş insan öldürmek, nasıl iyisiyle değiştirilebilir değil
mi?
Ayetimize bakalım:
İki kavim arasında anlaşma olan topluluktan bir iman eden
diğer topluluktan bir iman edeni öldürürse katledilenin ehline diyet vermesi
gerekir der Rabb'imiz.
Bir ücret ve boynu bağlı olan özgürleştirilmeli diye
öğretir. Bulamayan ise 2 ay aralıksız oruç tutsun der Rabb'imiz. İşte bu
yapılacak olan o kişinin tevbesi olacakmış, Rabb'imiz bu iş için bu öğretisi o
kişinin tevbesi yerine geçmesi için bizlere böyle öğütler. Bu Allah'ın o kişiyi
bağışlamasını dilemesi için o kişiye bir lutuf, bir hidayet, bir mağfiret için
kapı açması şekliln de anlıyorum.
Yani bu öldüren bu işi bir daha yapmıycam demekle, pişman
olmakla, normel tevbe etmekle bu işten yakayı sıyıramıyor. Eğer gerçekten tevbe
edecekse ve Allah'ın kabul etmesini istiyor ise bu şekilde davranması
gerektiğini Yüce Rahman öğretir, öğütler, tavsiye eder, buyurur yani emreder.
*
9/74 Ant
içerler Allah'a, demiş değillerdir (diye); ve muhakkak dediler küfür422 kelimesini/söylemini;
ve kâfirlik25 ettiler İslam’ları218 sonrasında; ve yeltendiler asla
nail* olamaz olduklarına; değillerdi öç alırlar dışında ki
ganileştirir** onları Allah ve resûlü700 fazlından202; öyle ki eğer tevbe33 ederlerse olur onlara hayır; ve
eğer dönerlerse azap eder onlara Allah
elim/acıklı bir azapla dünyada ve ahirette; ve olmaz onlara yerde hiçbir bir
veli28 ve ne de bir yardım eden.
*Ulaşır, elde eder.
**Zenginleştirir.
Bazı kimseler İslam olmuşlar fakat İslam olduktan sonra
küfür sözü söylemişler yani kafirlik etmişler ve üstelikte Allah'a yemin
etmişler demedik diye. Allah eğer İslam olmasalardı şu an elde ettiklerini asla
elde edemezlerdi der. Bu zenginliklerini de Allah ve resulünün fazlındanmış
diye bizlere öğretir Rabb'imiz.
Rabb'imiz ayetin bundan sonraki kısmında der ki; eğer bu
hallerinden tevbe ederlerse onlara hayır olur ve eğer dönerlerse de onlara
acıklı bir azapla azap ederim hem dünyada hem de ahirette. Onlara hiçbir yerde
hiçbir yardımcıda bulunmaz.
Şimdi kafirlik etmiş bu kimseler zaten, bu kafirlikten
sonra bir tevbe var ve sonrası dönerlerse diye belirtir Rabb'imiz. Bu dönme işi
anlaşılır ki kafirliklerinin ardından tevbe etmelerinden sonraki dönmedir. Yani
İslam oldular, küfre döndüler, tevbe ettiler fakat tekrar küfre dönmelerinden
bahseder Rabb'imiz. Bu durumda affedilmeyeceklerini anlarız.
Bir kere müslüman olmasına izin verilen kimse küfre döner,
yanlışını anlar tevbe eder, Rabb'i kabul eder ve tekrar küfre dönerse artık
bağışlanma olmayacağını anlıyorum ben Rabb'imin bu ayetindeki öğretisinden. En
doğrunu Yüce Allah bilir.
*
9/112 Tevbe33 edenlerdir; kulluk
edenlerdir; hamd3 edenlerdir; seyahat edenlerdir*; rükû11 edenlerdir;
secde12 edenlerdir; emredenlerdir marufla291; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır
münkeri82; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele
müminleri27.
*Yüce Allah'ın yolunda.
Yüce Allah bu ayetinde kendi hudutlarını öğretir ve yine
öğretir ki kişinin Yüce Allah'ın belirledi hudutları korumalı bu hudutlarda
kalmalı. Bu hudutların içinde tevbe etmek te varmış deyip konu bağlamını
anlayıp bu ayeti geçmeyelim. İzninizle bu ayeti didikleyelim ki Rabb'imizin
bazı hudutları hakkında da Rabb'imizin öğretilerini anlayalım ki bu hudutlarda
kalabilelim tabii teslim olmuş olanlardansak.
Tevbe
edenler : Kötü bir işten pişman olup, o işten vazgeçenler, samimi
şekilde dönenler, o işi bir daha yapmayanlar ve mümkünse kötü işi iyisiyle
değiştirenler.
Kulluk
edenler : Yalnız Yüce Allah'a kulluk edenler, Yüce Allah'a kulluk
etmekten büyüklenmeyenler, kibirlenmeyenler, büyüklük taslamayanlar, her şeyi
Allah'ın yarattığı, Allah'a dönüleceği, yaratılanların Allah'a kul olarak
yaratıldığı bilincinde olanlar,, dini yalnız Yüce Allah'a has kılanlar,
Allah'ın isminin yanında isim anmayanlar, şirk koşmayanlar, Yüce Allah'ın
hudutlarında olanlar, ahireti hesaba katanlar, kul olmanın kuralları içinde
Yüce Allah'a kul olanlar gibi
çoğaltabiliriz.
Hamd
edenler : En yüce övgüyle en
yüce methetmeyle Allah'ı hamd edenler. Fakat bunu yaparken Yüce Allah'ın nasıl
bir ilah olduğunu bilenler. Yüce Allah'ı isimleri ile tanıyabilen, bu isimlerle neleri tecelli
ettirdiğini bilen, buna şahit olanlar, Rabb'lerini gereği gibi takdir edenler.
Seyahat
edenler : Allah yolunda savaşan, hicret eden, Allah için bir yerden
bir yere gidenler.
Rukü
edenler : Beynen eğilip dize gelenler, Allah'ın ayeterine teslim
olanlar, akledip anlayanlar, başını eğenler, kabullenenler, sonrası istenirse
fiziksel olarak da yapılabilir.
Secde
edenler : Rabb'inin ayetleri okuyup anlayarak, Rabb'imize ve
ayetlerine beynen diz çöküp boyun eğenler, akledip doğruyu anlayıp teslim
olanlar sonrasında fiziksel olarakda yapılabilir.
Emredenlerdir
marufla : Evrenin işleyişine, toplum kurallarına göre, herkesin
kabul ettiği ölçüde ve seviyede olacak şekilde insanlara tavsiyelerde,
önerilerde bulunanlar. Bu toplumsal/evrensel normlara uygun olacak şekilde
buyuranlar.
Münkeri
engelleyen yasaklayanlar : Münkeri yani iğrenç, çirkin bir şeyi
yasaklayan. Evren ve toplumsal kurallara aykırı, toplumun veya evrenin düzenini
bozan şeyleri yasaklayan, marufa yönlendiren.
İşte Rabb'imiz bu kimseleri müjdeler. Bunlar benim
hudutlarım, bu hudutlarda kalın, bu hudutlarda kalanlar bunları yapanlardır der
ve nebisine bu kimseleri müjdele der.
Tüm bu detaylardan sonra dikkat edin müjdelenen
müminlerdir. Aynı zamanda bu detaylar müminlerin özellikleridir. Mümin ise
delille kanıtla iman edendir. Yani imanı sağlamdır, elinde delil kanıt vardır,
kalbi mütmaindir, iman ettiği şeye güveni tamdır, hem imanı kuvvetlidir hem de
Rabb' aksini dilemedikçe kimse tarafından yoldan çıkartılamaz.
Rabb'im bu müjdelenen müminlerden olabilmemizi dilemesi
temennilerimle.
*
9/126 Ve görmezler mi ki onlar
fitnelendirilir610 her bir yılda bir kere ya da iki kere; sonra
tevbe33 etmezler; ve ne de onlar zikrederler78.
Allah'ın ayetlerine inanmayanların yılda bir iki kere sınava
tabi tutulduğunu öğreten bir ayettir. Bunun farkında değiller mi ki tevbe
etmezler ve ayetlerimiz ile doğru yola klavuzlanmaz diye belirtir Rabb'imiz.
*
Konu bağlamında farklı işaret veren ayetleri inceledik.
Tevbe kavramını sanırım oturtmuşuzdur. Konu ile ilgili tevbe geçen diğer
ayetlerimizi başlıklar altında okuyalım.
Farklı başlıklar altında ayetleri anlamlandırabiliriz.
Kur'an'da tevbe geçen diğer ayetlerimize de göz atalım. 7 başlık halinde olacak
çalışmamızdaki ayetlerimize bakalım.
Genelde aynı işaretlerle gelen bu ayetler için yorumu,
anlamlandırmayı, akletmeyi her kes şahsı adına yapsın lütfen.
1- Genelde
aynı mesajı veren diğer Kur'an ayetleri.
2/222 Ve sual ederler/sorarlar
sana menstrüasyon/âdet* hakkında; de ki: “O bir eziyettir**; öyle ki
azledin/uzaklaştırın kadınları*** menstrüasyonda/âdette*; yaklaşmayın
onlara*** ta ki temizlenirler****; öyle ki temizlendikleri zaman, öyle
ki gelin onlara Allah'ın size emrettiği yerden*****”; doğrusu Allah sever
tevbe33 edenleri ve sever temizlenenleri.
*Kadınların ortalama 28 günde bir periyodik olarak
yaşadığı, 2-7 gün süren, miktarı 30-80 ml olan vajinal kanaması.
**Adet dönemi kadınlar oldukça fazla kasık ağrısı yaşarlar.
Ağrılara ek olarak bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi-sersemlik,
uyum bozukluğu, fenalaşma ve yorgunluk görülebilir. Tam da Yüce Allah’ın ayette
bildirdiği gibi; âdet dönemi kadınlar için bir eziyet, bir sıkıntıdır.
***Âdet döneminde cinsel ilişki kadında 'endometriosiz'
olarak bilinen bir hastalığın oluşma riskini artırır. Ayrıca cinsel yolla
bulaşan hastalıklar açısından da riski artırır. Bilimsel veriler âdet döneminde
cinsel ilişkiyi asla önermez.
****Âdet döneminin bitmesi.
*****Yüce Allah'ın emrettiği cinsel ilişki yeri kadın
vajinasıdır.
ADET DÖNEMİNDE NEDEN CİNSEL İLİŞKİ YASAKLANDI ?
2/279 Öyle ki eğer asla faaliyete geçmezseniz; öyle
ki farkına varın bir harbin Allah’tan ve resûlünden418*; ve eğer
tevbe33 ederseniz; öyle ki sizleredir malınızın başlangıcı; haksızlık
etmezsiniz; haksızlık edilmezsiniz.
*Kamu gücü ribaya savaş açar.
4/16 Ve
iki erkek kimse (ki) işledi ikisi onu (eş cinsel fahişeliğini) sizlerden;
öyleyse eziyet edin* ikisine488; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse
ikisi; ve düzelttilerse** ikisi; öyle ki dönün ikisinden; doğrusu Allah oldu
bir Tevvâb191; bir Rahîm2.
*Hayatlarını zorlaştıracak, sıkıntıya sokacak önlemler
alın.
**Psikoloji ve tıbbi tedaviyle düzelme.
4/146 Dışındadır kimseler (ki) tevbe33 ettiler;
ve ıslah316 oldular; ve yapıştılar Allah'a; ve has
kıldılar528 dinlerini Allah'a; öyle ki işte bunlar; birliktedir
müminlerle27; ve yakında verecek Allah müminlere27 büyük bir
ecir/karşılık.
5/34 Dışındadır* kimseler
(ki) tevbe33 ettiler önceden ki güç yetirirsiniz üzerlerine; öyle ki bilin
ki Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
*İsrâîloğullarından 5:33 ayetinin işaret ettiği firavun
döneminde uygulanan cezaya müstahak olmayan kimseler de vardır. Bu
kimseler tevbe etmiş kimselerdir. Kendiliğinden tevbe eden kimseler
firavun döneminde yaşamış olsalardı uygulanan bu cezaya o dönemde muhatap
olmazlardı.
5/39 Öyle
ki kim tevbe33 etti zulmü257* sonrasında; ve ıslah316 oldu; öyle
ki doğrusu Allah tevbe33 eder onun üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20;
Rahîm’dir2.
*Hırsızlığın büyük günahlardan olduğunu anlarız. Şirk
koşmak da bir zulümdür. Demek ki tevbe edilmez ve ıslah olunmazsa
cehenneme götürme durumu olasılığı vardır.
7/143 Ve ne zaman ki geldi Mûsâ vaktimize; ve
kelam369 etti ona Rabbi4: dedi (Mûsâ): "Rabbim4! Görün bana; bakarım
sana"; dedi (Allah): Asla göremezsin beni; velakin/fakat bak dağa doğru;
öyle ki eğer kararlı kalırsa o makamında; öyle ki yakında göreceksin beni; öyle
ki ne zaman tecelli etti onun Rabbi4 dağa; yaptı (Allah) onu dümdüz; ve
düştü Mûsâ bayılma (-yla); ne zaman ki ayıldı dedi (Mûsâ):
"Subhânsın7 sen! Tevbe33 ettim sana; ve ben evveliyim/öncüsüyüm
müminlerin27."
9/3 Ve
bir ezandır752 Allah’tan ve resûlünden700 insanlara en büyük
hac327 günü ki Allah uzaktır müşriklerden36; ve resûlü (de); öyle ki eğer
tevbe33 ettinizse; öyle ki o daha hayırlıdır sizlere; ve eğer döndünüzse
öyle ki bilin ki sizler olamazsınız aciz bırakanlar Allah'ı; ve müjdele
kâfirlik25 etmiş kimseleri elim/acıklı bir azapla.
9/5 Öyle
ki sonlandığı zaman haram aylar34; öyleyse
katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın
onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat
yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve
ikame572 ettilerse salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest
bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.
9/11 Öyle
ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı154; ve
verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir753 sizlere dinde*; ve detaylı
açıklarız ayetleri454; bilir bir kavim/toplum için.
*İslam'da. Sadece kutsal kitaplar, sadece Kur'an diyen
dinde.
19/60 Ancak tevbe edip, iman eden ve salihatı
yapanlar hariç. İşte onlar Cennet'e girecekler ve onlara hiçbir şekilde haksızlık
yapılmayacaktır.
85/10 Mü'min erkeklere ve kadınlara fitne yapıp,
sonra da kesin olarak tevbe etmeyenler için Cehennem azabı vardır. Onlar için
yakıcı bir azap vardır.
2-Hatada
ısrar etmemek
3/135 Ve kimseler (ki) faaliyet yaptıkları zaman bir
fahşâ81 ya da zulmettiler257 kendi nefislerine; hatırladılar (onlar)
Allah'ı; öyle ki mağfiret319 dilediler günahlarına; "Ve kimdir
Allah’ın dışında (ki) mağfiret319 eder günahlara!"; ve asla ısrar
etmezler (onlar) faaliyet yaptıkları üzerine; ve onlar bilirler*.
*Bile bile fahşâ içinde olmazlar, bile bile kendilerine
zulmetmezler.
7/153 Ve kimseler (ki) yaptılar kötülükler; sonra
tevbe33 ettiler onun* ardından; ve iman47 ettiler; doğrusu
(senin) Rabbin4 onun* ardından mutlak Gafûr20’dur; Rahîm2’dir.
*Kötülüğün.
11/112 Sen
ve tevbe edip seninle birlikte olanlar, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun.
Aşırı gitmeyin.O, yaptığınız her şeyi görmektedir.
16/119 Sonra, Rabb'in, cahillikle kötülük yapan ve
sonra bunun ardından tevbe edip kendisini düzelten kimseleri bağışlar. Çünkü
Rabb'in Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
24/5 Fakat
bundan sonra tevbe eden ve kendilerini düzelten kimseler hariç. Allah, Çok
Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
3-tevbeleri
kabul olmayacaklar
3/90 Doğrusu
kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler imanları47 sonrası; sonra ziyade
ettiler/artırdılar küfrü422; asla kabul edilmez tevbeleri33 onların; ve
işte bunlar; onlardır dalalet128 içinde olanlar.
4/18 Ve
olmadı kimseler için tevbe33 (ki) yaparlar kötülükler; ta ki hazır olduğu
zaman birine onlardan ölüm; dedi: "Doğrusu ben tevbe33 ettim şu
anda"; ve olmaz (bir tevbe) kimselere (ki) ölürler ve onlar kâfirlerdir25;
işte bunlar; hazırladık onlara elim/acıklı bir azap.
4/137 Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler;
sonra kâfirlik25 ettiler; sonra iman47 ettiler; sonra
kâfirlik25 ettiler; sonra ziyade* ettiler küfrü422; asla olmaz Allah mağfiret319 etmeye
onlara; ve doğru bir yola kılavuzlamaya.
*Artırmak.
4/137 ayetinde tevbe kelimesi geçmez. Fakat ayeti
dikkatlice okuduğumuzda kişi iman etti küfre döndü, sonra tekrar iman etti
küfre döndü ve sonrasında bu küfrü arttırdılar.
Bu kimseler için Rabb'imiz asla mağfiret etmem ve doğru
yola kılavuzlamam diyor. Anlaşılır ki ya bu kimselere tevbe kapısını
kapatmıştır yada tevbe etseler de Yüce Allah kabul etmeyecektir.
Mantıklı olan ise bu tarz insanların zaten tevbe etme gibi
bir düşüncesi olmayacağından tevbe kapısının onlara kapalı olmasıdır. Tevbe etseler
de kabul etmeyecek olan Yüce Allah tevbe etmelerine dahi müsaade etmeyecektir.
Bağışlanma dileyemeyeceklerdir.
4-Tevbe
yalnız Yüce Allah'adır.
13/30 Kendilerinden önce nice toplumların gelip
geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup
duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim
Rabb'imdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim, tevbe
O'nadır."
24/31 Ve de Mü'min kadınlara söyle, bakışlarından
bir kısmını sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Doğal olarak görünmesi gerekli
olanlar dışında, ziynetlerini açığa vurmasınlar. Örtüleri ile göğüslerini
örtsünler. Ziynetlerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları,
kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız
kardeşlerinin oğulları, kadınların tamamı, yeminle sahip oldukları, kadına
ihtiyaç duymayan erkek hizmetliler, kadınların avret yerlerinin henüz farkında
olamayan çocuklar hariç, açığa vurmasınlar. Korudukları ziynetleri bilinsin diye, ayaklarını vurmasınlar. Ey
Mü'minler! Hepiniz topluca Allah'a tevbe edin. Umulur
ki kurtuluşa erersiniz.
33/73 Allah, münafık erkeklere ve kadınlara; Müşrik
erkeklere ve kadınlara azap eder, Mü'min erkeklerin ve kadınların tevbelerini
kabul eder Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
5-Allah
tevbeyi kabul edendir, tevbeyi kabul eden yalnız Yüce Allah'tır.
3/128 Olmaz sana emirden bir şey459; ya
tevbe33 eder (Allah) onlara ya da azap426 eder onlara; öyle ki
doğrusu onlar zalimlerdir257.
9/104 Hiç bilmezler mi ki Allah; O; kabul eder
tevbeyi33 kullarından; ve edinir/tutar* sadakaları342; ve ki Allah;
O; Tevvâb’tır191; Rahîm’dir2.
*Sadakalar Yüce Allah'ın rızası için verilir.
24/10 Ya
üzerinizde, Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı! Allah, tevbeleri Kabul Eden'dir,
En İyi Hüküm Verendir.
42/25 Ve O, kullarının tevbesini kabul eder ve
kötülüklerini bağışlar. Ve yaptığınız şeyleri bilir
49/12 Ey
İman Edenler! Zannın birçoğundan sakının. Kuşkusuz bazı zanlar günahtır.
Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Bir kısmınız, bir kısmınızın gıybetini
yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette
ondan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti
Kesintisiz'dir.
110/3 O zaman, Rabb'ini hamd ile tesbih et. Ve
O'ndan mağfiret dile. Kuşkusuz O, tevbeleri kabul edendir.
6-Allah
tevbe eder
2/37 Öyle
ki kavuştu/karşılaştı Âdem50 Rabbinden4 kelimelere; öyle ki
tevbe33 etti (Allah) ona (Âdem’e); doğrusu O (Allah); O’dur Tevvâb191;
Rahîm2.
2/54 Ve
dediği zaman Musa kavmine: “Ey kavmim! Doğrusu sizler
zulmettiniz257 nefislerinize201; tutmanızla/edinmenizle buzağıyı258; öyle
ki tevbe33 edin yaratıcınıza doğru; öyle ki
katledin35 nefislerinizi201; işte bu; yaratıcınız indinde/katında bir
hayırdır sizlere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) sizlere; doğrusu O; O’dur
Tevvâb191; Rahîm2
2/187 Helal kılındı sizlere
siyam/oruç322 gecesi cinsellik içeren davranışlar kadınlarınıza karşı;
onlardır bir elbise sizlere; ve sizlersiniz bir elbise onlara; bildi Allah ki
sizler kandırır/aldatır/hainlik eder oldunuz kendi nefislerinize201; öyle ki tevbe etti33 (Allah) üzerinize; ve affetti
(Allah) sizleri; öyle ki şimdi cinsellik içeren ten tene temas kurun onlara; ve arayın/bakının Allah'ın
sizlere yazdığına; ve yiyin; ve için; ta ki beyan olur sizlere beyaz iplik
siyah iplikten; fecirde/şafakta; sonra tamamlayın siyamı/orucu322 geceye
doğru; cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara ve sizler
itikâf325 içindeler (-ken) mescitlerde16* işte şu; hudutlarıdır
Allah'ın; öyle ki yaklaşmayın ona; işte budur; beyan16 eder Allah
ayetlerini insanlara; belki onlar takvalı21 olurlar.
*Evin bir bölümünde yoğunlaşmış şekilde Kur'an çalışmak,
Kur'an öğrenmek, Yüce Allah'a çağrı yapmak.
4/17 Ancak
Allah'ın üzerine (olan) tevbe33 kimseler içindir (ki) yaparlar kötülük
cahillikle489; sonra tevbe33 ederler yakından*; öyle ki işte bunlar; tevbe33 eder
Allah onların üzerine; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.
*İçtenlikle, yakın bir zamanda.
4/27 Ve
Allah ister ki tevbe33 etsin sizlere; ve (oysa) şehvetlere tabi olan
kimseler ister ki meyledersiniz (yanlışa) büyük bir meyil (-le).
5/71 Ve
sandılar ki olmaz bir fitne332; öyle ki âmâ/kör oldular ve sağır kesildiler;
sonra tevbe33 etti Allah üzerlerine; sonra âmâ/kör oldular (tekrar) ve
sağır kesildiler çoğu onlardan; ve Allah Basîr’dir513 yaptıklarına.
9/15 Ve
giderir onların* kalplerinin kızgınlığını; ve tevbe33 eder Allah
dilediği kişiye karşı; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.
*Yeminlerini bozan, resûlü diyarından çıkarmak için ilk
savaşı başlatan müşriklerin.
9/27 Sonra
tevbe33 eder Allah sonrasında bunun dilediği kimseye karşı; ve Allah bir
Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.
9/102 Ve
diğerleri itiraf ettiler günahlarını/yanlışlarını; karıştırdılar
sâlih777 bir ameli ve diğeri bir kötü (olanla); belki Allah ki tevbe eder
üzerlerine; doğrusu Allah bir Gafûr’dur; bir Rahîm’dir.
9/106 Ve
diğerleri bekletilenlerdir* Allah'ın emrine; ya azap eder** onlara;
ve ya da tevbe33 eder üzerlerine; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.
*Umutla, beklentiyle.
**Allah
9/117 Ant olsun tevbe33 etti Allah
nebiye780 karşı; ve muhâcirlere716; ve ensâra776; kimselere (ki) tabi
oldular ona* zor/çetin saatte; neredeyse eğilmesi sonrasında onlardan bir
fırkanın** kalplerin; sonra tevbe33 etti*** üzerlerine; doğrusu
O*** onlara bir Raûf’tur15; bir Rahîm’dir2.
*Nebi Muhammed'e.
**Grubun.
***Allah.
9/118 Ve geri bırakılmış üç kimseye karşı (da); ta
ki dar geldiği zaman üzerlerine yer (tüm) genişlemişliğiyle*; ve dar geldi
üzerlerine kendi nefisleri201; ve
zannettiler** ki olmaz bir iltica*** Allah’tan**** ancak
O’nadır*****; sonra tevbe33 etti****** üzerlerine
tevbe33 etmeleri için; doğrusu Allah; O Tevvâb’dır191; Rahîm’dir2.
*Yer.
**Varsayım yaptılar. Doğru bir varsayım oldu.
***Sığınak.
****Allah'tan gelen.
*****Allah sadece kendisine iltica ettirir; sığındırır.
Sığınma ancak Allah'adır.
*****Allah.
20/122 Sonra seçti* onu** Rabbi4; öyle ki
tevbe33 etti üzerine (Âdem’in); ve doğru yola kılavuzladı.
*Bir resûl olarak.
**Âdem'i.
58/13 Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz
arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete
geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame572 edin
salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne76; ve Allah
haberdardır yaptıklarınızdan.
7-Seher
vakti bağışlanma
Rabb'imiz seher vakti bağışlama dilememizi önerir.
Bağışlanma dilemek, mağfiret dilemek, tevbe etmek bu vakitlerde olursa hem
Rabb'imizin tavsiyesini yerine getirmiş oluruz hem de ayetten anladığım
kadarıyla bağışlanma şansımız artar.
Elbette bu vakit harici her vakit tevbe edebiliriz
etmeliyiz de fakat bir şey için tevbe ettiysek yine de bu vakitte bir
bağışlanma arayışında olmamız bizim için uygun olacaktır, Rabb'imizin dediğine
göre. Doğru söyledi Allah.
4/64 Ve
göndermiş değiliz hiç bir resûlü418 itaat76 edilmesi dışında Allah'ın
izniyle; velev (şayet) ki onlar zulmettikleri257 zaman kendi
nefislerine201 gelseydiler sana; öyle ki mağfiret319 sunsalardı
Allah'a; ve mağfiret319 isteseydi onlara resûl; mutlak bulurlardı Allah'ı
bir Tevvâb191; bir Rahîm2.
5/74 Öyle
ki tevbe33 etmezler mi Allah'a karşı ve mağfiret319 dilemezler mi
O’na?; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
11/3 Ve
Rabb'inizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin ki belirli bir süreye
kadar sizi iyi nimetlerden yararlandırsın. Fazilet sahibine, faziletinin karşılığını
versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük günün azabından korkarım.
11/52 "Ey halkım! Rabb'inizden bağışlanma
dileyin. Sonra O'na tevbe edin, gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin,
gücünüze güç katsın. Mücrimler olarak yüz çevirmeyin."
11/61 Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik.
Ey halkım: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur."
dedi. "Sizi yer yüzünde meydana getiren ve sizi orayı imar etmekle görevli
kılan O'dur. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin. Sonra O'na tevbe ile yönelin.
Rabb'im, Çok Yakın'dır, İsteklere Cevap Veren'dir."
11/90 "Rabb'inizden bağışlanma dileyin. Sonra
O'na tevbe edin! Rabb'imin, Rahmeti Kesintisiz'dir, Çok Seven'dir."
Bu ayetlerde de görüldüğü gibi mağfiret dileme, bağışlanma
dileme ve tevbe etme eşleştirilmiştir. Zaten tevbe etmek de bir bağışlanma
dileme çeşididir diyebiliriz. Yanlış işimizin farkına vardık, mahçup oldu,
bağışlanmak istedik, o işe geri dönmemek için tevbe ettik, o işi iyisiyle
değiştirdik ve Rabb'imizin bize mağfiret etmesini temenni ettik. Bu bağlamda da
aşağıda ki ayetimizdeki öğretimizi tevbe ile kolaylıkla bağlayıp
anlamlandırabiliriz.
3/17 Sabredenlerdir51;
ve sâdıklardır182; ve kanaat398 edenlerdir; ve infak6 edenlerdir; ve istiğfar396 edenlerdir seherlerde397.
396Mağfiret dilemek, suçlarının
bağışlanmasını dilemek
397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk
ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması
öncesine kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salat bitiminde Yüce
Allah'tan bağışlanma dilemek gereklidir.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut
bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi
rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.
3En yüce övgü/methetme.
4Efendi, komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve
sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel
şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.
7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.
8Bilen.
9Bilge/bilgelikle hükmeden.
10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme.
Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan
payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca
göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri
döndürülür.
11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi,
baş eğmesi.
12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.
15Şefkatli/kibar.
16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her
yer.
20Bağışlayan.
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut
olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak
durmayı işaret eder.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.
Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de
kâfirdirler.
27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun
evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi
olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu
evliyadır.
33Dönmek, vazgeçmek.
34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların
belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.
35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız
etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce
Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla
menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da
katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında.""
buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey
asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu
iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan
"evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle
sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.
36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce
Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm
koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek.
Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber.
Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen
olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen
olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın
sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık
olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde
yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden
fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce
Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya
devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın
gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu
an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan
olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği
olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum
seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek
yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı
kaybetti.
51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü
kaybetmeden direnme/karşı durma.
76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir.
Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere
itaat etmek asla değildir.
78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce
Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere
hatırlatır.
81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.
82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir
kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki
çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.
95Kur'an'da 3 tür sadaka işaret edilmiştir. Bu ayetteki
sadaka kamu hizmetinden, kamu görevlisinden faydalananların kamuya verdikleri
harçtır.
98Esenlik-güven bahşeden.
128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece
Kur'an demeyen herkes.
154Toplumunu yöneldiği, takip ettiği amaç ve hedeflere
salât etme. Salâtlarını bilmiş olan göçmen kuşlar gibi toplumla aynı
istikamete doğru uçma.
169Dine, İslam'a, sadece Kur'an'a adanmış hayat tarzı.
Sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına dayanarak yapılan tüm eylemler.
177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.
182Doğrular, dürüstler.
191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen
kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen.
Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan
vazgeçen.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha
fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak
218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul
edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın
arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır
demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu
antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir. Günümüzde milyarlarca
insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam
olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la
yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle
uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam
girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi
olmaktır.
226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.
257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm
Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla
yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm
resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk
etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis
kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.
258Buzağı şeklinde yapılmış altından bir heykel.
271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline
en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü
ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye
tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır,
kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.
280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş
kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm
uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk
ve huzur asla göremezler.
291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar,
normlar.
316Düzelmek, iyileşmek.
319Bağışlama, affetme.
322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak
anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği
siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde-
başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan
uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı
dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık
sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da
hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur.
Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.
325Odaklanmak ve yoğunlaşmak için bir kenara çekilme.
327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği;
belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu
yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.
342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;
1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi
türü.
Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen
gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).
2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu
yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).
58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1
fonuna aktarılır.
3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.
Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı
kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip
sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha
hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı
olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)
36942:51 ayetinde Yüce Allah bir beşere doğrudan kelam
etmesinin asla olmayacağını bildirmiştir. Kelam 3 yöntemle olur. Kişiye
doğrudan vahiyle; Mûsâ'nın annesine yapılan vahiy. Bir perde
arkasından; ağaç yada ateş gibi ara bir madde/perde arkasından. Mûsâ'nın
Tur dağında ateş üzerinden vahiy alması. Muhammed'in ise ağaç üzerinden vahiy
alması. Şerefli bir elçi göndererek; evrenimizin bir üst boyutundan
bulunan Cibrîl, Rakim yoldaşları gibi varlıklar Yüce Allah'ın vahyini beşere
yine O'nun izniyle vahy ederler.
378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu
yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin
kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere
verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere
verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır.
(2:271 ve 2:263)
396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek
397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk
ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması
öncesine kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salat bitiminde
Yüce Allah'tan bağışlanma dilemek gereklidir.
398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan
aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden
hoşnut olma durumu, yeter bulmak.
406Yüce Allah'ın bizzat kendisi, varlığı. Bir uyku veya
uyuklama yaşamayan, yorulmayan, sonu ve başı olmayan, daima diri/canlı
olan bilinç, varlık.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı
edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.
426Yüce Allah azabı hak etmiş nefsi azaptan
kurtarmayarak azap eder. Nefis kendine zulmetmiş ve kendine azap etmiştir.
Yüce Allah durup dururken bir nefse azap edici asla değildir.
454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın
hükümleri, kelamı.
459Resûllerin emre/işlere müdahale yetkisi asla yoktur.
Şefaat yetkisi yoktur. Araya girerek bağışlatma veya affettirme gibi bir
yetkileri asla olamaz. Azaptan kurtarma gibi bir yetkileri yada talepleri asla
olamaz. 3:128 ayetinde Yüce Allah tevbe etmenin de azap etmeninde sadece kendi
uhdesinde olduğunu açık ve net olarak bizlere bildirmektedir.
488Kadınlar için;
Ev hapsi. Psikolojik ve tıbbi tedaviyi (Yüce Allah'ın yolu)
kabul etmezlerse ölünceye kadar ev hapsi devam eder.
Yüce Allah'ın yolu olan bilimsel tedaviyi kabul ederlerse
ev hapsi sonlanır.
Erkekler için;
Hayatlarını zorlaştırıcı eziyet faaliyetleriyle bilimsel
tedaviye zorlamak.
Tedaviyi kabul ederlerse faaliyetlere son vermek.
Kadın ve erkeklerin eş cinsel fahişeliklerine karşı verilen
önlemler neden farklı?
Eş cinsellik erkeklerde kadınlarda olduğundan çok daha
sıktır. Bunun nedeni anne karnında bulunan erkek bebeğin annenin hormonlarından
daha fazla oranda olumsuz etkilenmesindendir.
Kız bebeklerde bu durum bir soruna neden olmaz. Kadınların
eş cinsel fahişeliği erkeklerin eş cinsel faaliyetlerine göre daha fazla sınırı
aşmadır. Çünkü organik ve hormonsal olarak eş cinsel
olmalarını gerektirecek hiç bir hormonsal neden
yoktur. Tamamen psikolojik bir hastalıktır. Oysa eş cinsel
erkeklerde durum daha farklıdır. Hormonsal etkilerin de rolü
vardır. Psikolojik etki daha azdır.
Bu nedenle eş
cinsel erkeklere sadece 'eziyet uygulaması' verilirken eş cinsel
kadınlara daha büyük bir ceza olan ölünceye kadar ev hapsi
verilmiştir.
489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.
520Bağlı boyunlar. Boyunduruk altına girmiş kimseler.
528Tek tanrıcı/monoteist olmak. Sadece kutsal kitaplara
tabi olmak. Kutsal kitaplar haricinde dinde hüküm koyucu kabul etmemek. Sadece
Yüce Allah'ı
çağırmak. O'nun astından hiçbir varlıktan şefaat
aldatmacası gibi aracılık beklememek. Dini sadece Yüce Allah için yaşamak.
572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya
koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.
610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme
yetisinin ölçülmesi.
700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la
resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi
aracılığıyla indirilen
Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl
olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü
denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.
716Diyarlarından zorla çıkarılmış kimseler.
752Anons, duyuru.
753Biyolojik kardeşlikten mutlak olarak farklı bir
kavramdır. Yüce Allah aileye dahil edilen yetimleri kardeşler olarak
nitelemekte ve bu kimselerle nikâhlanmayı yasaklamaktadır. Yetim aileye
karışmışsa o yetim ailenin kardeşi olur. Ancak Yüce Allah bazı ayetlerde din
kardeşliğine vurgu yapmaktadır. Bu da mutlak ki bizlerin ayetleri takip
edebilmemiz için işaretlerdir. Din kardeşliği din konusunda kardeş olmak, aile
olmaktır.
776Yapışan, sponsor olan arkadaş. Bir şeye taraftar
gibi bağlanan.
777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.
780Tevbe kelimesi vazgeçmek, dönmek demektir. 9:117
ayetinde Yüce Allah açık ve net olarak nebi Muhammed'e karşı tevbe
ettiğini bildirmiştir. Yüce Allah nebiye tevbe ettiğine göre mutlak ki nebi
tevbe gerektirecek bir durum içinde olmalıdır. Anlarız ki nebi de bir beşerdir
ve günah işlemekten münezzeh değildir.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder