19 Haziran 2025 Perşembe

TEVBE

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.

 

 

 TEVBE

 

Yüce Allah bize tevbe ile ilgili neler demiş, neler öğretmiş anlamaya çalışalım. Tevbe etmek elbette önemlidir ama doğru şekilde yapmalıyız. Yüce Allah'ın tevbemizi kabul etmesi için öncelikle dini yalnız Yüce Allah'a has kılmalı ve şirksiz bir inanca sahip olmalıyız. Rabb'imizin ayetlerinden, tevbe nedir, nasıl edilir, nasıl kabul olunmasını umut ederiz, hangi şartlarda tevbemiz kabul olur, hangi şartlarda kabul olmaz, Yüce Allah’ın tevbe etmesi nedir v.s. gibi detaylara bakıp tevbe kavramını netleştirelim.

Tevbe, dönmek vazgeçmek demektir. İnsanın tevbesi yaptığı şeyden vazgeçip bir daha yapmaması demektir. Kavram anlamı olarak Yüce Allah’ta tevbe eder. Yüce Allah Tevvab’tır. İnsan tevbe ederde yaptığı kötü işten vazgeçerse Yüce Allah'ta kullarına ceza vermekten vazgeçebilir veya bazı durumlarda önceden yapın dediğinden vazgeçebilir. Bu da gene insanın hak etmesiyle direk bağlantılıdır yada Rabb’imizin direk lütfundandır, kolaylık sağlamayı dilemesindendir.

Çaba gösterip hak edersen, Yüce Allah'ta Tevvab’tır. Kullarına sürekli dönendir. Kullarının vazgeçmesini sürekli kabul edendir. Kullarının tevbe etmesini isteyendir.                            

İnsanın tevbesinde önemli olan, gördüğümüz yanlış üzerinde tevbe etmekten çok daha önemli olan o işe geri dönmemektir. Kalpte o işe dönmemek için tevbe edilip o işe geri dönmemek esastır. Yoksa haybeye tevbe ettim demek manasız olacaktır. Gerçek tevbe o işten geri dönmek, vazgeçmektir. Daha da önemlisi Rabb’imizin hudutlarında olmayan o kötü işi iyilikle değiştirmektir.

Konu basit görünse de detaylıdır. Yüce Allah'ın izni ile, Yüce Allah'ın bize tevbe ile ilgili öğrettiklerine, Rahman'ımızın ayetlerinden bakalım.      

 

 

Kelime kök anlamı ile başlayalım.                                                                                                                              

                                                                                                                                 

توب twb Te-Vav-Be                                                                                                                 

                                                                                                                                 

tāba u ( توب taub, توبة tauba, متاب matāb) to repent, be penitent, do penance, with عن : to turn from (sin), be converted from, renounce, forswear s.th.; (said of God) to restore to His grace, forgive ( على s.o.)│ تاب الى لله to turn to God in repentance II to induce to repentance or repentance II to induce to repentance or penitence, make repent ( ه s.o.) X to call on s.o. ( ه) to repent                            

 

tövbe etmek, pişman olmak, kefaret ödemek,  (günahtan) dönmek, dönüşmek , vazgeçmek, yemin etmek s.th.; (Tanrı için söylenir) Onun lütfuna geri döndürmek, affetmek ( على s.o.)│ تاب الى لله tövbede Tanrı'ya yönelmek II tövbeye veya tövbeye teşvik etmek, tövbe ettirmek ( ه s.o.) X çağırmak s.o. ( ه) tövbe etmek

 

TEVBE 1 - YASİN ÖZKAN

TEVBE 2 - YASİN ÖZKAN

ERHAN AKTAŞ - TEVBE NEDİR ? HANGİ TEVBE GEÇERLİDİR?



2/159  Doğrusu kimseler; gizlerler indirdiğimizi beyanatlardan226 ve doğru yola kılavuzdan; beyan226 etmemizden sonra onu insanlara kitapta*; işte bunlardır, lanet280 eder onlara Allah; ve lanet280 eder onlara lanet280 edenler.                                                            

*Kutsal kitap.                                                                                                             

2/160  Dışındadır kimseler; tevbe33 ettiler; ve ıslah316 oldular; ve beyan/deklere ettiler*; öyle ki işte bunlardır; tevbe33 ederim onların üzerine; ve benim Tevvâb191; Rahîm2                 

*2:159 ayetinde işaret edilen, Yüce Allah'ın indirdiği beyanatları yani kutsal kitapları (Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'ı) katıksız, halis şekilde deklere ettiler.                                                                                                                

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen.         Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.                                                                                                     

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.                                                                                                              

           

2/159 ayetinin kapsamında olmayan kişiler eğer tevbe edip ıslah oldularsa, yani yaptıkları kötü işten vazgeçip kendileri düzelttilerse, onlara kitaptan beyan edilen doğru yola kılavuzdan sonra bende tevbe ederim onlara der Rabb'imiz. Benim Tevvap ve Rahim der.

Yani 2/160 kapsamında ve öğretisinde uygulayıcı olanlar kitap öncesi doğru değillerse bile kitap sonrası kendilerini düzeltirlerse Yüce Allah'ta onların üzerine tevbe edermiş. Önceki hak ettikleri azaptan dönermiş, önceki hak ettikleri azabı vermekten dönermiş. Çünkü doğru yol kılavuzu Kur'an geldi ve Kur'an'a teslim oldular. Kendilerini düzelttiler.

Yüce Allah'ta rahmetinden önceki azaplarını yok saydı, suçlarını örttü, günahlarını bağışladı gibi düşünebiliriz. Bu ayetin sonunu genelde Allah tevbeleri kabul eder ve benzeri gibi çeviriyorlar. Kısmen doğru gibi gözükse de Rabb'imiz aslında burada bahsettiğimiz gibi daha kapsamlı bir şey anlatmaktadır.

Kulun tevbesini kabul etmesi manası ayette olmasına rağmen asıl olay bu ayet özelinde kulun tevbesini kabul etmesi değil Yüce Allah'ın açıkladığı durum içerisinde olan kulların üzerine Kendisi'nin tevbe etmesidir.                                                                                                                                                                                                                                                  

*

                                                                                                                                             

2/128  Rabbimiz4! Ve yap bizi iki teslim olan sana; ve zürriyetimizden bir ümmet*; teslim olan sana; ve göster bize nusuklarımızı169; ve tevbe33 et bizlere; doğrusu sen; sensin Tevvâb191; Rahîm2.                                                                                        

                                                                                                                                 

Bu ayeti de tevbelerimizi kabul et diye genelde çevirirler. Ayette kelimelerde veya Yüce Allah'ın belirttiği sıfatlarda ve de ayetin hiçbir yerinde tevbemizi kabul diye geçmez. Ayette ve tub aleyna kelimelerine dikkat etmeden çevirirler. Biraz da Kur'an bütünlüğünden belki de Yüce Allah tevbe mi eder diye düşündüklerinden midir yamulturlar bilemedim. Neyse biz Rabb'imiz ne demiş ona bakalım.

Beytin evinin kaidelerini yükselten İbrahim yap bizi 2 teslim olan sana ve zürriyetimden de bir ümmet teslim olan diye Yüce Allah'a çağrıda bulunur. Konumuz ile alakalı değil ama İbrahim'in yanındaki 2. kişi kim diye düşündüm. Bence bu yabancı değil zürriyetinden olması hatta oğlunun olması muhtemeldir. İsmail ve İshak İbrahim’in oğullarıdır.                                                                  

İsmail ilk oğlu ve İshak 2. oğludur. İshak İbrahim’in yaşlılığında doğduğundan muhtemeldir ki İbrahim’in yanındaki oğlu İsmail’dir diye anlıyorum. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Sonrasında İbrahim der ki Rabb'ine sensin Tevvab, tevbe et bizlere. Biz sana teslim olduk bizlere tevbe et. Yani ben tevbe ettim benim tevbemi kabul et demez. Dolaylı yoldan yanlış işlerden dönmüştür, Yüce Allah'ın tevvap sıfatını da söyleyerek aslında kendisi tevbe etti diye düşünsek de aslında Yüce Allah'tan kendisine tevbe etmesini istemektedir. Yani üzerimizde bir ceza, bir azap, bir lanet v.s. her ne var ise bundan dönmesi için Rabb'ine yönelir, Rabb'ini çağırır.                       

Bizde dualarımızda Yüce Allah'ı çağırırken elimizden geldiğinde Rabb'imizin sıfatları ile dua etmemiz faydamıza olacaktır kanaatindeyim. Her şeyi tecelli ettiren Yüce Rahman'dan bir istekte bulunurken tecelli ettireceği sıfatı ile dua etmek şahsım adına faydalı olacaktır kanaatindeyim.            

Mesela sınava gircen duada Rabb'im Alim sıfatınla deyip ilim istemek, zor durumdan kurtulmak için çağrı yaparken Halim veya Hafiz sıfatı ile kolaylık istemek, bir olayın hayırlı olanını isterken Kadir sıfatı ile değerlendirmesini istemek, tevbe ederken veya Allah'ın bize tevbe etmesi için çağrı yaparken Tevvab sıfatı ile mağfiret dilemek gibi örnekler verebiliriz.

Bunlar tabii ki örnektir. Bir şey isterken Yüce Allah’ın bir çok isim ile istenilebilir, kul ile Yüce Allah arasındadır, ben sadece naçizane örneklendirip açıklamak amacı ile anlaşılması açısından bu şekilde belirttim. Her kes kendi belirlemelidir, kendi belirleyebilir eğer bu şekilde çağrı yapmak isteyecekse.

 

*

3/89   Dışındadır kimseler (ki) tevbe33 ettiler bunun sonrasında; ve ıslah316 oldular; öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.                                                                                               

                                                                                                                                 

Önceki ayetlerde cehennemliklerden bahseden Rabb'imiz, bu cehennemliklerin dışındakilerden de bu ayetinde bahseder. Bu cehennemliklerin dışında olanlar, dünyadaki sınavda aslında cehennemi hak ettikten sonra tevbe edip yani kendilerini cehenneme götürecek olan şeylerden vazgeçip, doğru yola kılavuzlanıp, bir    daha bu yanlışlara dönmeyenleri, kendini düzeltenleri, ıslah olanları bu cehennemliklerden ayıracağını öğretir, çünkü Yüce Allah Gafurmuş, Rahimmiş, Kendisinin gafur ve Rahim olduğunu bizlere öğretiyor Rabb'imiz ki kendisinin nasıl bir ilah olduğunu anlayalım, anlayalım ki Rahman'ımızı hakkı ile takdir edelim, hamd ile yüceltirken neleri tecelli ettirdiğini bilip değerini değerini takdir edebilelim, bilerek Rabb'imize yönelelim, hak ile gerçek ile doğru yola klavuzlanabilelim, kanıtla delille Yüce Allah'a teslim olabilelim.                                                                         

Görüldüğü gibi tevbe etmek demek, aslında yaptığın şeyden vazgeçip kendini düzeltmektir ve o işe asla geri dönmemektir. Birkaç defa aynı yanlışa düşenin veya ölüm anında tevbe edenin tevbesini Rabb'imiz kabul etmeyeceğini 3/90 – 4-/18 ve 4/137 ayetlerinde bizlere öğretir.                                                                                                         

*

 

                                                                                                                                             

4/26   İster Allah beyan226 etmek sizlere; ve doğru yola kılavuzlamak sizleri sizden öncekilerden kimselerin yasalarına/yollarına*; ve tevbe33 etmek (ister) üzerinize; ve Allah Alîm’dir8; Hakîm’dir9.                                                                                                 

 *Sadece kutsal kitaplar demiş olan kimselerin yasalarına yani kutsal kitapların yasalarına.                                                                                                                              

Görüldüğü gibi Rabb'imiz gerçeği, hakkı beyan etmek ister ve doğru yola klavuzlamak ister insanları. Öncekilerden doğru yolda olanların yasalarına, yollarına iletmek ister sonrakileri. Ayrıca bu yolda da düştüğümüz yanlışlara da tevbe etmek istermiş. Yüce Allah asla azap etmek istemez kullarına, ödüllendirmek ister tüm kullarını.

Soruyu duyar gibiyim madem Allah'ın her şeye gücü yetiyor ve bunu istiyorsa ne engel oluyor, neden yapmıyor ? Bunun cevabı gene Biricik Kur'an'ımızdadır. En basit haliyle izah etmeye çalışayım.       

Yüce Allah'ın verdiği sözler ve koyduğu sünnetullah vardır. Asla bunlardan dönmez. Yüce Allah kullarına asla haksızlık da yapmaz. Kur'an'da verdiği söz ne ise, koyduğu yasa ne ise o, o şekilde olur ve asla değişmez.                                                                                                            

Rabb'imiz yolu göstermiş, sınavı açıklamış, ne yapılacak ne yapılmayacak belirlemiş. Sonrasında insan Yüce Allah'a inat bu yolda olmazsa söz üzerine hak olur. Ahirette hangi yeri yani cennet veya cehennemi hak ettiyse oraya girer. Zaten kişi kendi ellerinin yaptıkları ile gideceği yeri hak eder. Rabb'im verdiği sözden dönmez.

İnsana bunu yapma cehenneme gidersin veya bunu yap cennete girersin diye yol gösteren Rabb'imizin sözüne göre hareket ettiyse eğer kişi, Allah verdiği sözü yerine getirecektir, Yüce Allah bu söz dışında hareket etseydi o zaman zaten adaletten bahsedemezdik.             

Bu yollarda da sayısız, yanlıştan dönme yolları, tevne ve mağfiret kapıları bırakmıştır. Kişi hayatında inatla Allah'a karşı geldiyse, Yüce Allah'ın onun hizmetine ve yararına sunduğu tüm dünya rızıklara karşı Allah'ı hiçe sayıp hevalarına uyup, oyun eğlence ve biriktirme hırsıyla hayatını geçirdiyse, ahireti hiç hesaba katmadan, Allah’a kavuşmayı umursamadıysa Rabb'im Kur'an'da ne söz verdi ise kişi onu görecektir.

Tam tersi de takvalı olup Yüce Allah’ın hudutlarında kaldı ise gene Rabb’i ne söz verdiyse Şerefli Kur’an’ımızda onu görecektir.    

Şirk koşma, yaptıkların boşa gider, cehennemlik olursun dedikten sonra şirk koşan birine Rabb'im şefaat eder mi, suçlarını örter mi, günahlarını bağışlar mı, asla söz konusu olmayacağı sözünü Şerefli Kur’an’ımızda vermiştir Yüce Yaratıcı, gibi örnekleyebiliriz.                                                                                                                                                                  

*

6/54   Ve geldikleri zaman sana ayetlerimize454 iman47 etmiş kimseler; öyle ki de ki: "Bir selâm98 sizlere; yazdı Rabbiniz4 kendi nefsi406 üzerine rahmeti271; o kimse ki yaptı sizden bir kötülük cahillikle489; sonra tevbe33 etti sonrasında onun*; ve ıslah316 etti; öyle ki doğrusu O (Allah) bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.                                                                                                 

*Kötülüğün.                                                                                                               

                                                                                                                                 

Kutsal kitaptaki ayetler ile gelen, bu ayetlere iman eden kimseler için Nebiye Rabb'imiz der ki selam onların üzerine yazıldı. Yani esenlik, güven, barış onların üzerine yazıldı. Bu kimselere Rabb'imiz rahmeti kendi nefsi üzerine yazmış, yani bu kimselere rahmet edeceği sözü vermiş, bu rahmeti de kendi vereceğini belirtmiş, garantilemiş.             

Böyle bir rahmet ettiği kimse eğer cahillikle yani bilinçsiz, bilgisiz, haberi olmadan, farkında olmadan bir kötülük yaparsa ve bu olay sonrası da aklı başına gelip tevbe ederse ve de ıslah olursa yani kendini ve/veya yaptığı kötülüğü düzeltirse Yüce Allah Gafurdur, Rahim’dir der Rabb'imiz. Yani bağışlarım der, rahmetliyim der.                                                                                                         

Bilinçsizce yapılan bir işten dönme, o işi bırakma ve o işi düzeltme, yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirme sonrası Rabb'imiz bizleri bağışlayacağını söylüyor. Fakat bu ayetteki kriterlerimiz Kutsal kitabımız bilicez, iman edicez, yaptığımız şeyi istemeden yani bilinçsizce yapmış olucaz, o işten vazgeçicez, o işe bir daha dönmeyeceğiz, kendimizi düzelteceğiz ve bu kötü işi iyiliğe çevireceğiz.

Dikkat edelim işaretimize; Rabb’imizin ayetleri sonrasında, bu ayetlere iman eden kişi bilerek, isteyerek, aklederek bir kötülük yaptı ise Rabb’imizin bu ayette bizlere verdiği söz kapsamına girmez.

Bu kapsama giren kişi için söylenecek şey ise Allah o kişi üzerine Gafur ve Rahim sıfatını tecelli ettirmesi için cahillikle yaptığı kötülük için tevbe edecek, o işe dönmeyecek, kendini ve yaptığı kötü işi düzeltecek bu kriterlerin ortaya konması, vücut bulması sonrası Rabb’imiz o kişi üzerine verdiği sözü tecelli ettiriyor yani Kendisi’nin bağışlayıcı ve Yüce merhameti tecelli ettirici olduğunu belirttiği ayetimizin son cümlesini. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                  

*

25/70  Ancak tevbe eden, iman edip salihat yapanlar hariç. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

25/71  Kim tevbe eder ve salihatı yaparsa, kuşkusuz o, bağışlanmış olarak Allah'a döner.                                                                                                                  

                                                                                                                                 

Tevbe eden, iman edenler hariç. Önceki ayete baktığımızda bu kimselerin hariç olduğu kısım sürekli horlanmış olarak kalan ve kıyamette azabı katlananlardan hariç olmaları olduğunu anlarız. Hariç olmalarının sebebi de bu kimselerin tevbe etmesi, iman etmesi nedeniyle Rabb'lerinin bu kimseler için kötülüklerini iyiliklerine çevirmesini dilemesidir.                                                                            

Rahmeti kesintisiz ve çok bağışlayıcı olan Rabb'imizin sözüdür bu aynı zamanda hem de şefaatidir. Bir söz daha verir Rabb'imiz tevbe eden ve salihatı yaparsanız bağışlanmış olarak Bana dönersiniz der. Yani Yüce Allah'a kavuştuğumuzda tartımız ağır, suçlularımız örtülü, günahlarımız bağışlanmış ve hesabı iyi olarak geliriz.                                                                                                             

Yani razı ve hoşnut olduğumuz Yüce Yaratıcımızda’da bizden razı ve hoşnut olmuş olarak Kendi'sine kavuşmuş oluruz. Bir mümin daha ne ister ki.                                                                      

 

*

28/66  O Gün, bütün özür yolları onlara kapanır. Artık onlar sorulmazlar.    

28/67  Fakat tevbe eden, iman eden ve salihatı yapan kimse, kurtuluşa erenlerden olacağını umabilir.                                                                                                           

                                                                                                                                 

O gün yani hesap günü yani herkesin hakkında sözün gerçekleştiği gün ancak tevbe eden, iman eden ve salihatı yapan kimse kurtulabileceğini umut edebilirmiş. İşte tevbe bu kadar önemlidir. O yüzden bu kavramı çok iyi anlamalıyız.

Demek ki kurtuluşa erebilmek için düzeltici işler yapmanın ve Yüce Allah'a iman etmenin önem derecesinde aynı önemi taşıyan tevbe etmek varmış. Akledelim.                                              

 

*

 

40/7   Arş'ı yüklenenler ve çevresinde bulunanlar, Rabb'lerini övgü ile yüceltirler. Ve O'na iman ederler. İman Edenler için bağışlanma dilerler: "Rabb'imiz! Sen, rahmet ve bilgice her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin dosdoğru yoluna uyan kimseleri bağışla. Onları Cehennem azabından koru."                                                                                        

                                                                                                                                 

Arşı yüklenenler ve çevresindekiler meleklerdir diye Kur'an'dan biliyoruz. Artık başka varlıklarda varsa en doğrusunu Yüce Allah bilir. Bu görevliler Rabb'lerini yüceltirlermiş. Allah'a iman ederlermiş. Fakat birde ne yaparlarmış. İman edenler için bağışlanma dilerlermiş, tevbe edip dosdoğru yola uyanlar için bağışlanma dilerlermiş.                                                                                                                 

Bu Allah katında ve/veya Allah'ın bizzat görevlendirdiği varlıkların da ayrıca bu kimseler için Yüce Allah'a çağrı yaptığı kimselerin içinde olabilmek için Rabb'imizin    bu ayetindeki öğretilerine dikkat edelim, akledelim. Şerefli Kur'an'ımızı bilelim, devamlı anladığımız dilde okuyup hafızamızda canlı tutalım, ders kitabı gibi çalışmaya gayret gösterelim.                                                                                                                                                                                                          

 

*

49/11  Ey İman Edenler! Bir halk başka bir halkla alay etmesin. Belki alay edilenler, alay edenlerden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler.    Belki alay edilen kadınlar, alay edenlerden daha iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fasık olarak nitelendirilmek  ne kötüdür. Kim tevbe etmezse işte onlar zalimdirler.                                                                                         

                                                                                                                                 

Bu ayetteki öğretimiz ise şudur. İman eden biri, imandan sonra Kur'an hudutlarına çıkıp da fasık yani sapkın, doğru yoldan çıkan olmasın. İman eden biri iseniz eğer yaptığınız yanlış sonrası tevbe etmezseniz zalimsinizdir. En büyük zalimlik, en büyük zulüm Yüce Allah'ın ayetlerini örtmek, yalanlamaktır. Anlarız ki iman etmişsek ve kötü bir iş sonrası tevbe etmezsek de Rabb’imiz zalim olduğumuzu bize öğretir.

Ayetteki öğreti de zaten iman edene gelir. İman eden Yüce Allah'ın ayetlerini bilmelidir. Bilmeden neye, nasıl iman etcek, bilgisizce iman, iman değildir. Ancak sapkıncadır, gaflettir, aymazlıktır. Bu gerçek manada iman eden kişi yanlışı olduğunda tevbe etmelidir. Yüce Allah yanlışa izin veriyor ama görün, anlayın, teslim olun ve tevbe edin diyor.                                                                       

Yani hudutlarımda kalın, maden yanlış yaptınız, ayetlerimden, öğretilerimden de bunun yanlış olduğunu biliyorsunuz çünkü iman etmişsiniz, bu işten vazgeçin, bir daha bu işe dönmeyin, hatta bu yanlışı, kötüyü, iyiye, güzele çevirin bu benim iman edenlere açık bir beyanımdır der Alemlerin Yaratıcısı ve Efendisi.

                                  

Bu manada bir iman eden kimse tevbe etmez de aynı yanlışa devam ederse işte Rabb'imiz bu kimse için zalimdir der, bu kimsenin zalim olduğunu öğretir, bu duruma düşmememizi öğütler.               

 

*

 

66/8   Ey iman47 etmiş kimseler! Tevbe33 edin Allah'a karşı içten/samimi bir tevbe (-yle); belki de Rabbiniz4 ki kâfirlik25 eder sizden kötülüklerinizi ve sokar sizleri cennetlere (ki) akar altlarından onun** nehirler; gündür (ki) hüzünlendirmez Allah nebiyi* ve onunla beraber iman47 etmiş kimseleri; nurları*** onların yürür/ilerler elleri arasında ve sağlarında; derler: "Rabbimiz4! Tamamla bizlere nurumuzu***; ve mağfiret319 et bizlere; doğrusu sensin her bir şey üzerine bir Kadîr177."                                                                     

*Nebi Muhammed.                                                                                                                 

**Cennetin.                                                                                                                

***Aydınlıkları, aydınlığımızı.                                                                                                              

                                                                                                                                 

Tevbe gene iman etmişlere gelir. Zaten daha önce defalarca belirttiğimiz gibi Kur'an iman etmişleri bağlar. İman etmemişse kişinin Kur'an ile işi olmaz, Kur'an'ında onunla işi olmaz. Rabb'ine döndüğünde neyin ne olduğunu anlar fakat iş işten geçmiştir Rabb'i onun hakkında hükmünü verecektir.

Burada tevbe etme de içten ve samimi olmak işaret edilmiş. Demek ki tevbemiz içten olacak, samimi olacak. Laf ola tevbe etmiycez.

Bu şu demek, tevbe ederken gerçek pişmanlık yaşıycaz, o işi yapmamız gerektiğini net anlıycaz, Yüce Allah'ın hudutlarından çıktığımız için mahçup olucaz fakat bir taraftanda bilicez ki Rabb'imizin tevbe ve mağfiret kapısı açık, samimi bir şekilde o işe asla dönmeyecek bilinci ile tevbemizi edicez,yaptığımız kötü işi iyisiyle değiştiricez,  bağışlanma diliycez ve umut edicez ki Rabb'imiz bizi bağışlasın.

Ayrıca yaptığımız işin kötü olduğunu ve tevbe etmek gerektiğini bildiğimiz halde, nasıl olsa Allah tevbemi kabul eder, ben bir süre daha bu işe devam edeyim de sonra tevbe ederim düşüncesinde olan da var ise bilsin ki bu kimse için Yüce Allah tevbe kapısını kaparsa asla tevbe edemez. Zaten bu düşünce yapısı ile iman zıttır. Bu kişi olması gerektiği gibi iman etmemiştir. İman eden bilir ki akleder etmez, yanlışını anladığı anda hemen bu kötü işten vazgeçmelidir.

İşte bu noktada ve bu şekilde bir tevbe için Rabb'imiz bu ayetinde, bu bilinçle yapılan tevbeye karşılık kötülüklerimize kafirlik edeceğini yani örteceğinin sözünü vermektedir. Kötülüklerimize kafirlik edecek ve rahmeti burda bitmeyecek ayrıca bizi cennetlerine sokacak, bize nurundan nasip edecek, tabii eğer dilerse ve/veya kişi hak ederse en doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                 

Bu nur hem dünyada hem de ahirette olacaktır. Allah mağfiret edendir, bağışlayandır, kadirdir yani, ölçeklerndiren, değerini belirleyen, derecelendirendir.                                                                                                                                                                                                                 

*

4/18   Ve olmadı kimseler için tevbe33 (ki) yaparlar kötülükler; ta ki hazır olduğu zaman birine onlardan ölüm; dedi: "Doğrusu ben tevbe33 ettim şu anda"; ve olmaz (bir tevbe) kimselere (ki) ölürler ve onlar kâfirlerdir25; işte bunlar; hazırladık onlara elim/acıklı bir azap.                                                                                                

                                                                                                                                 

Herhangi bir kimse hayatında kötülük yapar ve tevbe etmezse, ancak ölüm anı geldiğini anladığında tevbe ederse o tevbesinin geçersiz olduğunu Rabb'imiz bizlere bildirir. Bu kimseler kafir olarak ölecek ve acı bir azaba maruz kalacaklardır.                                                                                                  

Bu şu demek yanlış bir iş yaptığımızı anladığımız anda hemen tevbe etmeliyiz. Hayatımızda yanlış işlerin farkında olup da nasıl olsa bağışlanırız, nasıl olsa şimdilik yapalım sonra bir ara tevbe ederiz, yaptıklarımız yanımıza kar kalır gibi düşüncelere girmemiz Kur'an hudutları içinde doğru olmayacaktır.

Ölüm hazır olduğunda tevbe ettim şu anda demek de. Ya ölüm anının anlaşıldığı zaman olabilir, ya da öleceğini tahmin etmiş olabilir.Mesela ağır hastalık nedeniyle doktor en fazla şu kadar yaşarsın demiş olabilir veya şahsım adına iyice yaşlanılmış olabilir yada yüksek bir yerden düşerken üç beş saniye vakti vardır veya boğulma anında kurtuluş ümidi yoktur gibi gibi.

Zaten bu anları yaşayacağımızın garantisi yok, bir anda ölüp gidebiliriz. O nedenle anında tevbe etmeli, yaptığımız işi iyisi ile değiştirmeli, o işe bir daha dönmemeli, kendimizi düzeltmeli ve bunları gerçekten samimi bir şekilde yapmalı sonrasında da bağışlanmayı umut etmeliyiz.

Ayrıca seherlerde bağışlanma dileminin öneminide Rabb’imiz öğretmiştir 3/17 ayetinde, bu ayete de bakıcaz çalışmanın ilerleyen zamanlarında.                                                                           

 

*

 

4/92   Ve olmuş değildir bir mümin27 için ki katleder35 bir mümini27; dışındadır bir hata (-yla olması); ve kim katletti35 bir mümini27 bir hata (-yla); öyle ki serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; ve bir diyettir teslim edilen onun (katledilenin) ehline*; dışındadır ki sadaka378 ederler (katledilenin ehli); öyle ki eğer olduysa sizlere bir düşman kavimden**; ve o (katledilen) bir müminse27; öyle ki serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; ve eğer olduysa bir kavimden (ki) sizlerin arasında ve onların arasında (vardır) bir misak/antlaşma***; öyle ki bir diyettir teslim edilen onun (katledilenin) ehline; ve serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; öyle ki kim asla bulamaz; öyle ki siyamdır322 mütemadiyen**** iki ay; bir tevbedir33 Allah’tan; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.                                                                                                

*Ailesine.                                                                                                                   

**Düşman bir kavimdense diyet verilmez.                                                                    

***Antlaşma olan bir kavimdense diyet verilir.                                                              

****Ardışık. Aralıksız.                                                                                                             

                                                                                                                                 

Bu ayeti oruç konusu altında kendi konu bağlamı ile ilgili kısmını inceledik. Başka konu başlıklarında gene konu bağlamında kendi konu başlık kavramı sınırları içinde inceliycez. Örneğin, haram/helal başlığı, ölüm başlığı, sadaka başlığı gibi.

Bu çalışmada ise tevbe kavramına bakalım. Buraya kadar kötü bir işten vazgeçmek, dönmek, kendimizi düzeltmek olarak gördüğümüz tevbe için Rabb'imiz bu ayetinde farklı bir işaret vermektedir. Buraya kadar öğrendiklerimiz yetmiyormuş bu ayete muhatap olanlar özelinde. Yani kötü işten vazgeçmek, o işe dönmemek, kötü işi iyisiyle düzeltmek yetmiyormuş. Zaten bu ayette yapılan kötü iş insan öldürmek, nasıl iyisiyle değiştirilebilir değil mi?

Ayetimize bakalım:

İki kavim arasında anlaşma olan topluluktan bir iman eden diğer topluluktan bir iman edeni öldürürse katledilenin ehline diyet vermesi gerekir der Rabb'imiz.                                                                      

Bir ücret ve boynu bağlı olan özgürleştirilmeli diye öğretir. Bulamayan ise 2 ay aralıksız oruç tutsun der Rabb'imiz. İşte bu yapılacak olan o kişinin tevbesi olacakmış, Rabb'imiz bu iş için bu öğretisi o kişinin tevbesi yerine geçmesi için bizlere böyle öğütler. Bu Allah'ın o kişiyi bağışlamasını dilemesi için o kişiye bir lutuf, bir hidayet, bir mağfiret için kapı açması şekliln de anlıyorum.

Yani bu öldüren bu işi bir daha yapmıycam demekle, pişman olmakla, normel tevbe etmekle bu işten yakayı sıyıramıyor. Eğer gerçekten tevbe edecekse ve Allah'ın kabul etmesini istiyor ise bu şekilde davranması gerektiğini Yüce Rahman öğretir, öğütler, tavsiye eder, buyurur yani emreder.                                                                                                                                                       

 

*

 

9/74   Ant içerler Allah'a, demiş değillerdir (diye); ve muhakkak dediler küfür422 kelimesini/söylemini; ve kâfirlik25 ettiler İslam’ları218 sonrasında; ve yeltendiler asla nail* olamaz olduklarına; değillerdi öç alırlar dışında ki ganileştirir** onları Allah ve resûlü700 fazlından202; öyle ki eğer tevbe33 ederlerse olur onlara hayır; ve eğer dönerlerse azap eder onlara  Allah elim/acıklı bir azapla dünyada ve ahirette; ve olmaz onlara yerde hiçbir bir veli28 ve ne de bir yardım eden.                                                 

*Ulaşır, elde eder.                                                                                                                  

**Zenginleştirir.                                                                                                          

                                                                                                                                 

Bazı kimseler İslam olmuşlar fakat İslam olduktan sonra küfür sözü söylemişler yani kafirlik etmişler ve üstelikte Allah'a yemin etmişler demedik diye. Allah eğer İslam olmasalardı şu an elde ettiklerini asla elde edemezlerdi der. Bu zenginliklerini de Allah ve resulünün fazlındanmış diye bizlere öğretir Rabb'imiz.                                                                                                             

Rabb'imiz ayetin bundan sonraki kısmında der ki; eğer bu hallerinden tevbe ederlerse onlara hayır olur ve eğer dönerlerse de onlara acıklı bir azapla azap ederim hem dünyada hem de ahirette. Onlara hiçbir yerde hiçbir yardımcıda bulunmaz.                                                                                 

Şimdi kafirlik etmiş bu kimseler zaten, bu kafirlikten sonra bir tevbe var ve sonrası dönerlerse diye belirtir Rabb'imiz. Bu dönme işi anlaşılır ki kafirliklerinin ardından tevbe etmelerinden sonraki dönmedir. Yani İslam oldular, küfre döndüler, tevbe ettiler fakat tekrar küfre dönmelerinden bahseder Rabb'imiz. Bu durumda affedilmeyeceklerini anlarız.                                                             

Bir kere müslüman olmasına izin verilen kimse küfre döner, yanlışını anlar tevbe eder, Rabb'i kabul eder ve tekrar küfre dönerse artık bağışlanma olmayacağını anlıyorum ben Rabb'imin bu ayetindeki öğretisinden. En doğrunu Yüce Allah bilir.                                                                           

 

*

9/112  Tevbe33 edenlerdir; kulluk edenlerdir; hamd3 edenlerdir; seyahat edenlerdir*; rükû11 edenlerdir; secde12 edenlerdir; emredenlerdir marufla291; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır münkeri82; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri27.                                                               

*Yüce Allah'ın yolunda.                                                                                                          

 

Yüce Allah bu ayetinde kendi hudutlarını öğretir ve yine öğretir ki kişinin Yüce Allah'ın belirledi hudutları korumalı bu hudutlarda kalmalı. Bu hudutların içinde tevbe etmek te varmış deyip konu bağlamını anlayıp bu ayeti geçmeyelim. İzninizle bu ayeti didikleyelim ki Rabb'imizin bazı hudutları hakkında da Rabb'imizin öğretilerini anlayalım ki bu hudutlarda kalabilelim tabii teslim olmuş olanlardansak.                                                                                                             

                                                                                                                                 

Tevbe edenler : Kötü bir işten pişman olup, o işten vazgeçenler, samimi şekilde dönenler, o işi bir daha yapmayanlar ve mümkünse kötü işi iyisiyle değiştirenler.                                            

Kulluk edenler : Yalnız Yüce Allah'a kulluk edenler, Yüce Allah'a kulluk etmekten büyüklenmeyenler, kibirlenmeyenler, büyüklük taslamayanlar, her şeyi Allah'ın yarattığı, Allah'a dönüleceği, yaratılanların Allah'a kul olarak yaratıldığı bilincinde olanlar,, dini yalnız Yüce Allah'a has kılanlar, Allah'ın isminin yanında isim anmayanlar, şirk koşmayanlar, Yüce Allah'ın hudutlarında olanlar, ahireti hesaba katanlar, kul olmanın kuralları içinde Yüce Allah'a kul olanlar  gibi çoğaltabiliriz.                                

Hamd edenler :  En yüce övgüyle en yüce methetmeyle Allah'ı hamd edenler. Fakat bunu yaparken Yüce Allah'ın nasıl bir ilah olduğunu bilenler. Yüce Allah'ı isimleri ile tanıyabilen,            bu isimlerle neleri tecelli ettirdiğini bilen, buna şahit olanlar, Rabb'lerini gereği gibi takdir edenler.                                  

Seyahat edenler : Allah yolunda savaşan, hicret eden, Allah için bir yerden bir yere gidenler.    

Rukü edenler : Beynen eğilip dize gelenler, Allah'ın ayeterine teslim olanlar, akledip anlayanlar, başını eğenler, kabullenenler, sonrası istenirse fiziksel olarak da yapılabilir.                              

Secde edenler : Rabb'inin ayetleri okuyup anlayarak, Rabb'imize ve ayetlerine beynen diz çöküp boyun eğenler, akledip doğruyu anlayıp teslim olanlar sonrasında fiziksel olarakda yapılabilir.       

Emredenlerdir marufla : Evrenin işleyişine, toplum kurallarına göre, herkesin kabul ettiği ölçüde ve seviyede olacak şekilde insanlara tavsiyelerde, önerilerde bulunanlar. Bu toplumsal/evrensel normlara uygun olacak şekilde buyuranlar.                                                                                    

Münkeri engelleyen yasaklayanlar : Münkeri yani iğrenç, çirkin bir şeyi yasaklayan. Evren ve toplumsal kurallara aykırı, toplumun veya evrenin düzenini bozan şeyleri yasaklayan, marufa yönlendiren.                                                                                                               

                                                                                                                                 

İşte Rabb'imiz bu kimseleri müjdeler. Bunlar benim hudutlarım, bu hudutlarda kalın, bu hudutlarda kalanlar bunları yapanlardır der ve nebisine bu kimseleri müjdele der.

Tüm bu detaylardan sonra dikkat edin müjdelenen müminlerdir. Aynı zamanda bu detaylar müminlerin özellikleridir. Mümin ise delille kanıtla iman edendir. Yani imanı sağlamdır, elinde delil kanıt vardır, kalbi mütmaindir, iman ettiği şeye güveni tamdır, hem imanı kuvvetlidir hem de Rabb' aksini dilemedikçe kimse tarafından yoldan çıkartılamaz.                                                           

Rabb'im bu müjdelenen müminlerden olabilmemizi dilemesi temennilerimle.                                                                                                                                                                           

*

9/126  Ve görmezler mi ki onlar fitnelendirilir610 her bir yılda bir kere ya da iki kere; sonra tevbe33 etmezler; ve ne de onlar zikrederler78.                                                                                        

Allah'ın ayetlerine inanmayanların yılda bir iki kere sınava tabi tutulduğunu öğreten bir ayettir. Bunun farkında değiller mi ki tevbe etmezler ve ayetlerimiz ile doğru yola klavuzlanmaz diye belirtir Rabb'imiz.

 

*

 

 

Konu bağlamında farklı işaret veren ayetleri inceledik. Tevbe kavramını sanırım oturtmuşuzdur. Konu ile ilgili tevbe geçen diğer ayetlerimizi başlıklar altında okuyalım.                                                 

Farklı başlıklar altında ayetleri anlamlandırabiliriz. Kur'an'da tevbe geçen diğer ayetlerimize de göz atalım. 7 başlık halinde olacak çalışmamızdaki ayetlerimize bakalım.                                             

Genelde aynı işaretlerle gelen bu ayetler için yorumu, anlamlandırmayı, akletmeyi her kes şahsı adına yapsın lütfen.     

 

 

1- Genelde aynı mesajı veren diğer Kur'an ayetleri.

 

 

2/222  Ve sual ederler/sorarlar sana menstrüasyon/âdet* hakkında; de ki: “O bir eziyettir**; öyle ki azledin/uzaklaştırın kadınları*** menstrüasyonda/âdette*; yaklaşmayın onlara*** ta ki temizlenirler****; öyle ki temizlendikleri zaman, öyle ki gelin onlara Allah'ın size emrettiği yerden*****”; doğrusu Allah sever tevbe33 edenleri ve sever temizlenenleri.                                                      

*Kadınların ortalama 28 günde bir periyodik olarak yaşadığı, 2-7 gün süren, miktarı 30-80 ml olan vajinal kanaması.                                                                                                           

**Adet dönemi kadınlar oldukça fazla kasık ağrısı yaşarlar. Ağrılara ek olarak bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi-sersemlik, uyum bozukluğu, fenalaşma ve yorgunluk görülebilir. Tam da Yüce Allah’ın ayette bildirdiği gibi; âdet dönemi kadınlar için bir eziyet, bir sıkıntıdır.                              

***Âdet döneminde cinsel ilişki kadında 'endometriosiz' olarak bilinen bir hastalığın oluşma riskini artırır. Ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından da riski artırır. Bilimsel veriler âdet döneminde cinsel ilişkiyi asla önermez.                                                                                               

****Âdet döneminin bitmesi.                                                                                                    

*****Yüce Allah'ın emrettiği cinsel ilişki yeri kadın vajinasıdır.                                                                                                               


ŞEYTANIN ŞİRK ARACI


ADET DÖNEMİNDE NEDEN CİNSEL İLİŞKİ YASAKLANDI ?


2/279  Öyle ki eğer asla faaliyete geçmezseniz; öyle ki farkına varın bir harbin Allah’tan ve resûlünden418*; ve eğer tevbe33 ederseniz; öyle ki sizleredir malınızın başlangıcı; haksızlık etmezsiniz; haksızlık edilmezsiniz.        

*Kamu gücü ribaya savaş açar.                                                                                              

                                              

4/16   Ve iki erkek kimse (ki) işledi ikisi onu (eş cinsel fahişeliğini) sizlerden; öyleyse eziyet edin* ikisine488; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse ikisi; ve düzelttilerse** ikisi; öyle ki dönün ikisinden; doğrusu Allah oldu bir Tevvâb191; bir Rahîm2.                                                                                               

*Hayatlarını zorlaştıracak, sıkıntıya sokacak önlemler alın.                                                       

**Psikoloji ve tıbbi tedaviyle düzelme.                                                                                                              

                                                                                                                                 

4/146  Dışındadır kimseler (ki) tevbe33 ettiler; ve ıslah316 oldular; ve yapıştılar Allah'a; ve has kıldılar528 dinlerini Allah'a; öyle ki işte bunlar; birliktedir müminlerle27; ve yakında verecek Allah müminlere27 büyük bir ecir/karşılık.

5/34   Dışındadır* kimseler (ki) tevbe33 ettiler önceden ki güç yetirirsiniz üzerlerine; öyle ki bilin ki Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.                                  

*İsrâîloğullarından 5:33 ayetinin işaret ettiği firavun döneminde uygulanan cezaya müstahak olmayan kimseler de vardır. Bu kimseler tevbe etmiş kimselerdir. Kendiliğinden tevbe eden kimseler firavun döneminde yaşamış olsalardı uygulanan bu cezaya o dönemde muhatap olmazlardı.                                                                                                                

                                                                                                                                 

5/39   Öyle ki kim tevbe33 etti zulmü257* sonrasında; ve ıslah316 oldu; öyle ki doğrusu Allah tevbe33 eder onun üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.                                                                                        

*Hırsızlığın büyük günahlardan olduğunu anlarız. Şirk koşmak da bir zulümdür. Demek ki tevbe edilmez ve ıslah olunmazsa cehenneme götürme durumu olasılığı vardır.                                 

                                                                                             

7/143  Ve ne zaman ki geldi Mûsâ vaktimize; ve kelam369 etti ona Rabbi4: dedi (Mûsâ): "Rabbim4! Görün bana; bakarım sana"; dedi (Allah): Asla göremezsin beni; velakin/fakat bak dağa doğru; öyle ki eğer kararlı kalırsa o makamında; öyle ki yakında göreceksin beni; öyle ki ne zaman tecelli etti onun Rabbi4 dağa; yaptı (Allah) onu dümdüz; ve düştü Mûsâ bayılma (-yla); ne zaman ki ayıldı dedi (Mûsâ): "Subhânsın7 sen! Tevbe33 ettim sana; ve ben evveliyim/öncüsüyüm müminlerin27."

9/3     Ve bir ezandır752 Allah’tan ve resûlünden700 insanlara en büyük hac327 günü ki Allah uzaktır müşriklerden36; ve resûlü (de); öyle ki eğer tevbe33 ettinizse; öyle ki o daha hayırlıdır sizlere; ve eğer döndünüzse öyle ki bilin ki sizler olamazsınız aciz bırakanlar Allah'ı; ve müjdele kâfirlik25 etmiş kimseleri elim/acıklı bir azapla.    

9/5     Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar34; öyleyse katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.        

9/11   Öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı154; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir753 sizlere dinde*; ve detaylı açıklarız ayetleri454; bilir bir kavim/toplum için.                                                              

*İslam'da. Sadece kutsal kitaplar, sadece Kur'an diyen dinde.                                                                                                              

19/60  Ancak tevbe edip, iman eden ve salihatı yapanlar hariç. İşte onlar Cennet'e girecekler ve onlara hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacaktır.

85/10  Mü'min erkeklere ve kadınlara fitne yapıp, sonra da kesin olarak tevbe etmeyenler için Cehennem azabı vardır. Onlar için yakıcı bir azap vardır.                                                                                                                                                                                                                                          

 

2-Hatada ısrar etmemek 

 

3/135  Ve kimseler (ki) faaliyet yaptıkları zaman bir fahşâ81 ya da zulmettiler257 kendi nefislerine; hatırladılar (onlar) Allah'ı; öyle ki mağfiret319 dilediler günahlarına; "Ve kimdir Allah’ın dışında (ki) mağfiret319 eder günahlara!"; ve asla ısrar etmezler (onlar) faaliyet yaptıkları üzerine; ve onlar bilirler*.                                                                       

*Bile bile fahşâ içinde olmazlar, bile bile kendilerine zulmetmezler.                                            

7/153  Ve kimseler (ki) yaptılar kötülükler; sonra tevbe33 ettiler onun* ardından; ve iman47 ettiler; doğrusu (senin) Rabbin4 onun* ardından mutlak Gafûr20’dur; Rahîm2’dir.                                                                                                

*Kötülüğün.                                                                                                               

11/112 Sen ve tevbe edip seninle birlikte olanlar, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun. Aşırı gitmeyin.O, yaptığınız her şeyi görmektedir.

16/119  Sonra, Rabb'in, cahillikle kötülük yapan ve sonra bunun ardından tevbe edip kendisini düzelten kimseleri bağışlar. Çünkü Rabb'in Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

24/5   Fakat bundan sonra tevbe eden ve kendilerini düzelten kimseler hariç. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

 

 

3-tevbeleri kabul olmayacaklar          

 

3/90   Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler imanları47 sonrası; sonra ziyade ettiler/artırdılar küfrü422; asla kabul edilmez tevbeleri33 onların; ve işte bunlar; onlardır dalalet128 içinde olanlar.

4/18   Ve olmadı kimseler için tevbe33 (ki) yaparlar kötülükler; ta ki hazır olduğu zaman birine onlardan ölüm; dedi: "Doğrusu ben tevbe33 ettim şu anda"; ve olmaz (bir tevbe) kimselere (ki) ölürler ve onlar kâfirlerdir25; işte bunlar; hazırladık onlara elim/acıklı bir azap.

4/137  Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; sonra kâfirlik25 ettiler; sonra iman47 ettiler; sonra kâfirlik25 ettiler; sonra ziyade* ettiler küfrü422; asla olmaz Allah mağfiret319 etmeye onlara; ve doğru bir yola kılavuzlamaya.            

*Artırmak.                                                                                                                 

                                                                                                           

4/137 ayetinde tevbe kelimesi geçmez. Fakat ayeti dikkatlice okuduğumuzda kişi iman etti küfre döndü, sonra tekrar iman etti küfre döndü ve sonrasında bu küfrü arttırdılar.                             

Bu kimseler için Rabb'imiz asla mağfiret etmem ve doğru yola kılavuzlamam diyor. Anlaşılır ki ya bu kimselere tevbe kapısını kapatmıştır yada tevbe etseler de Yüce Allah kabul etmeyecektir.

Mantıklı olan ise bu tarz insanların zaten tevbe etme gibi bir düşüncesi olmayacağından tevbe kapısının onlara kapalı olmasıdır. Tevbe etseler de kabul etmeyecek olan Yüce Allah tevbe etmelerine dahi müsaade etmeyecektir. Bağışlanma dileyemeyeceklerdir.        

 

 

4-Tevbe yalnız Yüce Allah'adır.         

 

13/30  Kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim Rabb'imdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim, tevbe O'nadır."

24/31  Ve de Mü'min kadınlara söyle, bakışlarından bir kısmını sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Doğal olarak görünmesi gerekli olanlar dışında, ziynetlerini açığa vurmasınlar. Örtüleri ile göğüslerini örtsünler. Ziynetlerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınların tamamı, yeminle sahip oldukları, kadına ihtiyaç duymayan erkek hizmetliler, kadınların avret yerlerinin henüz farkında olamayan çocuklar hariç, açığa vurmasınlar. Korudukları         ziynetleri bilinsin diye, ayaklarını vurmasınlar. Ey Mü'minler! Hepiniz topluca Allah'a tevbe edin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

33/73  Allah, münafık erkeklere ve kadınlara; Müşrik erkeklere ve kadınlara azap eder, Mü'min erkeklerin ve kadınların tevbelerini kabul eder Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                                                                

5-Allah tevbeyi kabul edendir, tevbeyi kabul eden yalnız Yüce Allah'tır.

 

 

3/128  Olmaz sana emirden bir şey459; ya tevbe33 eder (Allah) onlara ya da azap426 eder onlara; öyle ki doğrusu onlar zalimlerdir257.

9/104  Hiç bilmezler mi ki Allah; O; kabul eder tevbeyi33 kullarından; ve edinir/tutar* sadakaları342; ve ki Allah; O; Tevvâb’tır191; Rahîm’dir2.        

*Sadakalar Yüce Allah'ın rızası için verilir.                                                                               

24/10  Ya üzerinizde, Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı! Allah, tevbeleri Kabul Eden'dir, En İyi Hüküm Verendir.

42/25  Ve O, kullarının tevbesini kabul eder ve kötülüklerini bağışlar. Ve yaptığınız şeyleri bilir

49/12  Ey İman Edenler! Zannın birçoğundan sakının. Kuşkusuz bazı zanlar günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Bir kısmınız, bir kısmınızın gıybetini yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

110/3  O zaman, Rabb'ini hamd ile tesbih et. Ve O'ndan mağfiret dile. Kuşkusuz O, tevbeleri kabul edendir.                                                                                                                                                              

         

6-Allah tevbe eder          

 

2/37   Öyle ki kavuştu/karşılaştı Âdem50 Rabbinden4 kelimelere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) ona (Âdem’e); doğrusu O (Allah); O’dur Tevvâb191; Rahîm2.

2/54   Ve dediği zaman Musa kavmine: “Ey kavmim! Doğrusu sizler zulmettiniz257 nefislerinize201; tutmanızla/edinmenizle buzağıyı258; öyle ki tevbe33 edin yaratıcınıza doğru; öyle ki katledin35 nefislerinizi201; işte bu; yaratıcınız indinde/katında bir hayırdır sizlere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) sizlere; doğrusu O; O’dur Tevvâb191; Rahîm2

2/187  Helal kılındı sizlere siyam/oruç322 gecesi cinsellik içeren davranışlar kadınlarınıza karşı; onlardır bir elbise sizlere; ve sizlersiniz bir elbise onlara; bildi Allah ki sizler kandırır/aldatır/hainlik eder oldunuz kendi nefislerinize201; öyle ki tevbe etti33 (Allah) üzerinize; ve affetti (Allah) sizleri; öyle ki şimdi cinsellik içeren ten tene temas kurun          onlara; ve arayın/bakının Allah'ın sizlere yazdığına; ve yiyin; ve için; ta ki beyan olur sizlere beyaz iplik siyah iplikten; fecirde/şafakta; sonra tamamlayın siyamı/orucu322 geceye doğru; cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara ve sizler itikâf325 içindeler (-ken) mescitlerde16* işte şu; hudutlarıdır Allah'ın; öyle ki yaklaşmayın ona; işte budur; beyan16 eder Allah ayetlerini insanlara; belki onlar takvalı21 olurlar.

*Evin bir bölümünde yoğunlaşmış şekilde Kur'an çalışmak, Kur'an öğrenmek, Yüce Allah'a çağrı yapmak.                                                                                                                    

4/17   Ancak Allah'ın üzerine (olan) tevbe33 kimseler içindir (ki) yaparlar kötülük cahillikle489; sonra tevbe33 ederler yakından*; öyle ki işte bunlar; tevbe33 eder Allah onların üzerine; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.

*İçtenlikle, yakın bir zamanda.                                                                                                

4/27   Ve Allah ister ki tevbe33 etsin sizlere; ve (oysa) şehvetlere tabi olan kimseler ister ki meyledersiniz (yanlışa) büyük bir meyil (-le).

5/71   Ve sandılar ki olmaz bir fitne332; öyle ki âmâ/kör oldular ve sağır kesildiler; sonra tevbe33 etti Allah üzerlerine; sonra âmâ/kör oldular (tekrar) ve sağır kesildiler çoğu onlardan; ve Allah Basîr’dir513 yaptıklarına.

9/15   Ve giderir onların* kalplerinin kızgınlığını; ve tevbe33 eder Allah dilediği kişiye karşı; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.                                    

*Yeminlerini bozan, resûlü diyarından çıkarmak için ilk savaşı başlatan müşriklerin.                  

9/27   Sonra tevbe33 eder Allah sonrasında bunun dilediği kimseye karşı; ve Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.    

9/102  Ve diğerleri itiraf ettiler günahlarını/yanlışlarını; karıştırdılar sâlih777 bir ameli ve diğeri bir kötü (olanla); belki Allah ki tevbe eder üzerlerine; doğrusu Allah bir Gafûr’dur; bir Rahîm’dir.

9/106  Ve diğerleri bekletilenlerdir* Allah'ın emrine; ya azap eder** onlara; ve ya da tevbe33 eder üzerlerine; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.     

*Umutla, beklentiyle.                                                                                                              

 **Allah                                                                                                           

9/117  Ant olsun tevbe33 etti Allah nebiye780 karşı; ve muhâcirlere716; ve ensâra776; kimselere (ki) tabi oldular ona* zor/çetin saatte; neredeyse eğilmesi sonrasında onlardan bir fırkanın** kalplerin; sonra tevbe33 etti*** üzerlerine; doğrusu O*** onlara bir Raûf’tur15; bir Rahîm’dir2.                              

*Nebi Muhammed'e.                                                                                                               

**Grubun.                                                                                                                  

***Allah.                                                                                                   

9/118  Ve geri bırakılmış üç kimseye karşı (da); ta ki dar geldiği zaman üzerlerine yer (tüm) genişlemişliğiyle*; ve dar geldi üzerlerine kendi nefisleri201; ve zannettiler** ki olmaz bir iltica*** Allah’tan**** ancak O’nadır*****; sonra tevbe33 etti****** üzerlerine tevbe33 etmeleri için; doğrusu Allah; O Tevvâb’dır191; Rahîm’dir2.                                                                  

*Yer.                                                                                                             

**Varsayım yaptılar. Doğru bir varsayım oldu.                                                              

***Sığınak.                                                                                                                

****Allah'tan gelen.                                                                                                     

*****Allah sadece kendisine iltica ettirir; sığındırır. Sığınma ancak Allah'adır.                 

*****Allah.                                                                                                

20/122  Sonra seçti* onu** Rabbi4; öyle ki tevbe33 etti üzerine (Âdem’in); ve doğru yola kılavuzladı.                                                                                      

*Bir resûl olarak.                                                                                                                    

**Âdem'i.                                                                                                

58/13  Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne76; ve Allah haberdardır yaptıklarınızdan.

 

7-Seher vakti bağışlanma                  

 

Rabb'imiz seher vakti bağışlama dilememizi önerir. Bağışlanma dilemek, mağfiret dilemek, tevbe etmek bu vakitlerde olursa hem Rabb'imizin tavsiyesini yerine getirmiş oluruz hem de ayetten anladığım kadarıyla bağışlanma şansımız artar.

Elbette bu vakit harici her vakit tevbe edebiliriz etmeliyiz de fakat bir şey için tevbe ettiysek yine de bu vakitte bir bağışlanma arayışında olmamız bizim için uygun olacaktır, Rabb'imizin dediğine göre. Doğru söyledi Allah.      

 

4/64   Ve göndermiş değiliz hiç bir resûlü418 itaat76 edilmesi dışında Allah'ın izniyle; velev (şayet) ki onlar zulmettikleri257 zaman kendi nefislerine201 gelseydiler sana; öyle ki mağfiret319 sunsalardı Allah'a; ve mağfiret319 isteseydi onlara resûl; mutlak bulurlardı Allah'ı bir Tevvâb191; bir Rahîm2.

5/74   Öyle ki tevbe33 etmezler mi Allah'a karşı ve mağfiret319 dilemezler mi O’na?; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

11/3   Ve Rabb'inizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin ki belirli bir süreye kadar sizi iyi nimetlerden yararlandırsın. Fazilet sahibine, faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük günün azabından korkarım.

11/52  "Ey halkım! Rabb'inizden bağışlanma dileyin. Sonra O'na tevbe edin, gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, gücünüze güç katsın. Mücrimler olarak yüz çevirmeyin."

11/61  Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik. Ey halkım: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." dedi. "Sizi yer yüzünde meydana getiren ve sizi orayı imar etmekle görevli kılan O'dur. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin. Sonra O'na tevbe ile yönelin. Rabb'im, Çok Yakın'dır, İsteklere Cevap Veren'dir."

11/90  "Rabb'inizden bağışlanma dileyin. Sonra O'na tevbe edin! Rabb'imin, Rahmeti Kesintisiz'dir, Çok Seven'dir."                                                                                                                  

 

Bu ayetlerde de görüldüğü gibi mağfiret dileme, bağışlanma dileme ve tevbe etme eşleştirilmiştir. Zaten tevbe etmek de bir bağışlanma dileme çeşididir diyebiliriz. Yanlış işimizin farkına vardık, mahçup oldu, bağışlanmak istedik, o işe geri dönmemek için tevbe ettik, o işi iyisiyle değiştirdik ve Rabb'imizin bize mağfiret etmesini temenni ettik. Bu bağlamda da aşağıda ki ayetimizdeki öğretimizi tevbe ile kolaylıkla bağlayıp anlamlandırabiliriz.          

 

3/17   Sabredenlerdir51; ve sâdıklardır182; ve kanaat398 edenlerdir; ve infak6 edenlerdir; ve istiğfar396 edenlerdir seherlerde397.                               

396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek

397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması öncesine kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salat bitiminde Yüce Allah'tan bağışlanma dilemek gereklidir.

                                                          

                                                                    

 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

 

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama. 

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

15Şefkatli/kibar.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

20Bağışlayan.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

33Dönmek, vazgeçmek.

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer. 

95Kur'an'da 3 tür sadaka işaret edilmiştir. Bu ayetteki sadaka kamu hizmetinden, kamu görevlisinden faydalananların kamuya verdikleri harçtır.

98Esenlik-güven bahşeden.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

154Toplumunu yöneldiği, takip ettiği amaç ve hedeflere salât etme. Salâtlarını bilmiş olan göçmen kuşlar gibi toplumla aynı istikamete doğru uçma.

169Dine, İslam'a, sadece Kur'an'a adanmış hayat tarzı. Sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına dayanarak yapılan tüm eylemler.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

182Doğrular, dürüstler.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir. Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

258Buzağı şeklinde yapılmış altından bir heykel.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler. 

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

316Düzelmek, iyileşmek.

319Bağışlama, affetme.

322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.   

325Odaklanmak ve yoğunlaşmak için bir kenara çekilme.

327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

36942:51 ayetinde Yüce Allah bir beşere doğrudan kelam etmesinin asla olmayacağını bildirmiştir. Kelam 3 yöntemle olur. Kişiye doğrudan vahiyle; Mûsâ'nın annesine yapılan vahiy. Bir perde arkasından;  ağaç yada ateş gibi ara bir madde/perde arkasından. Mûsâ'nın Tur dağında ateş üzerinden vahiy alması. Muhammed'in ise ağaç üzerinden vahiy alması. Şerefli bir elçi göndererek; evrenimizin bir üst boyutundan bulunan Cibrîl, Rakim yoldaşları gibi varlıklar Yüce Allah'ın vahyini beşere yine O'nun izniyle vahy ederler.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek

397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması öncesine kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salat bitiminde Yüce Allah'tan bağışlanma dilemek gereklidir.

398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulmak.

406Yüce Allah'ın bizzat kendisi, varlığı. Bir uyku veya uyuklama yaşamayan, yorulmayan, sonu ve başı olmayan, daima diri/canlı olan bilinç, varlık.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek. 

426Yüce Allah azabı hak etmiş nefsi azaptan kurtarmayarak azap eder. Nefis kendine zulmetmiş ve kendine azap etmiştir. Yüce Allah durup dururken bir nefse azap edici asla değildir. 

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

459Resûllerin emre/işlere müdahale yetkisi asla yoktur. Şefaat yetkisi yoktur. Araya girerek bağışlatma veya affettirme gibi bir yetkileri asla olamaz. Azaptan kurtarma gibi bir yetkileri yada talepleri asla olamaz. 3:128 ayetinde Yüce Allah tevbe etmenin de azap etmeninde sadece kendi uhdesinde olduğunu açık ve net olarak bizlere bildirmektedir.

488Kadınlar için; 

Ev hapsi. Psikolojik ve tıbbi tedaviyi (Yüce Allah'ın yolu) kabul etmezlerse ölünceye kadar ev hapsi devam eder.

Yüce Allah'ın yolu olan bilimsel tedaviyi kabul ederlerse ev hapsi sonlanır.

Erkekler için;

Hayatlarını zorlaştırıcı eziyet faaliyetleriyle bilimsel tedaviye zorlamak.

Tedaviyi kabul ederlerse faaliyetlere son vermek.

Kadın ve erkeklerin eş cinsel fahişeliklerine karşı verilen önlemler neden farklı?

Eş cinsellik erkeklerde kadınlarda olduğundan çok daha sıktır. Bunun nedeni anne karnında bulunan erkek bebeğin annenin hormonlarından daha fazla oranda olumsuz etkilenmesindendir.

Kız bebeklerde bu durum bir soruna neden olmaz. Kadınların eş cinsel fahişeliği erkeklerin eş cinsel faaliyetlerine göre daha fazla sınırı aşmadır. Çünkü organik ve hormonsal olarak eş cinsel

olmalarını gerektirecek hiç bir hormonsal neden yoktur. Tamamen psikolojik bir hastalıktır. Oysa eş cinsel erkeklerde durum daha farklıdır. Hormonsal etkilerin de rolü vardır. Psikolojik etki daha azdır.

 Bu nedenle eş cinsel erkeklere sadece 'eziyet uygulaması' verilirken eş cinsel kadınlara daha büyük bir ceza olan ölünceye kadar ev hapsi verilmiştir. 

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

520Bağlı boyunlar. Boyunduruk altına girmiş kimseler.

528Tek tanrıcı/monoteist olmak. Sadece kutsal kitaplara tabi olmak. Kutsal kitaplar haricinde dinde hüküm koyucu kabul etmemek. Sadece Yüce Allah'ı

çağırmak. O'nun astından hiçbir varlıktan şefaat aldatmacası gibi aracılık beklememek. Dini sadece Yüce Allah için yaşamak.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen

Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

716Diyarlarından zorla çıkarılmış  kimseler.  

752Anons, duyuru.

753Biyolojik kardeşlikten mutlak olarak farklı bir kavramdır. Yüce Allah aileye dahil edilen yetimleri kardeşler olarak nitelemekte ve bu kimselerle nikâhlanmayı yasaklamaktadır. Yetim aileye karışmışsa o yetim ailenin kardeşi olur. Ancak Yüce Allah bazı ayetlerde din kardeşliğine vurgu yapmaktadır. Bu da mutlak ki bizlerin ayetleri takip edebilmemiz için işaretlerdir. Din kardeşliği din konusunda kardeş olmak, aile olmaktır. 

776Yapışan, sponsor olan arkadaş. Bir şeye taraftar gibi bağlanan. 

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

780Tevbe kelimesi vazgeçmek, dönmek demektir. 9:117 ayetinde Yüce Allah açık ve net olarak nebi Muhammed'e karşı tevbe ettiğini bildirmiştir. Yüce Allah nebiye tevbe ettiğine göre mutlak ki nebi tevbe gerektirecek bir durum içinde olmalıdır. Anlarız ki nebi de bir beşerdir ve günah işlemekten münezzeh değildir.                                                                                 

                                                                                                                                                                                                                                           

 

                                                                                                                     

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.

                                                

                                                                                                                                 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder