BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
Tevekkül kavramı da Kur’an’da önemli kavramlar
arasındandır. Tevekkül nedir, neye tevekkül edilir, nasıl tevekkül edilir,
neden tevekkül edilir, tevekkül edersek ne olur etmezsek ne olur bu gibi
konuları Yüce Rahman’ımız bize öğretmiştir. Rabb’imizin ayetlerinden
inceleyeceğiz.
Tevekkülün Kur’an anlamı öncesi diğer anlamlarına bakalım.
Tevekkülün
sözlük anlamı : Her şeyi Tanrı’ya, yazgıya bırakma, yazgıya
boyun eğme, her şeyi Tanrı’dan bekleme diye geçer.
Tevekkül
etmek kelime anlamı : Tevekkül eden kişi Allah'a kayıtsız şartsız
teslim olmuş kişidir. Tevekkül etmek, tembellik ve miskinlik olmadığı gibi,
çalışma ve ilerlemeye engel de değildir. Tevekkül, çalışıp, çabalamak,
çalışıp çabalarken Allah'ın bizimle beraber olduğunu hatırdan çıkarmamak ve
sonucu Allah'a bırakmaktır diye geçer.
İslamda
Tevekkül tanımı ise : Bir kimsenin kendini Allah'a teslim etmesi,
rızkında ve işlerinde Allah'ı kefil bilip sadece O'na güvenmesi diye geçer.
Bu anlamlandırmalar da hem eksiklikler, hem yanlışlıklar
hem de alakasızlıklar vardır. Kur’an diyenler veya Kur’an’dan anlamlandıranlar
tevekküle verdikleri anlam ise Allah’a
güvenmek, O’na dayanmak; her türlü çabayı gösterdikten sonra, sonucu Allah’a
bırakmak şeklindedir ki bu da yanlıştır. Bir çok ayette tevekkül etme olay
gerçekleşmeden işaret ediliyor. Yani bir şey yapılmamış ki gerisini Yüce
Allah’a bırakma işaret edilmiş olsun.
Bir kavrama anlam verildiğinde tüm ayetlerde bu anlam
oturmalıdır. Bu manada bu anlamlandırma da doğru değildir.
Tevekküle meallerde ise genelde dayanma manası verilir ki
bu da tamamen yanlıştır.
Vav-Kef-Lam
:
Güvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel
bağlamak.
Örnekleyelim;
Kök anlamlarımıza da
bakalım ; وكل wkl wakala يكل yakilu
(wakl ve وكول wukūl) emretmek ( الى ھ s.th. to s.th. s.o.),atamak ( الى ھ s.th.
to s.o.), komisyon, ücret ( ھ الى s.o. with), s.o.'yu ( الى ) sorumlu tutmak ( ھ
of) II yetkilendirmek, yetkilendirmek, temsilci veya acente olarak atamak ( ه
s.o.); s.o.'yu ( ه) sorumlu tutmak ( ب of) bir anlaşmazlıkta hukuk danışmanı ( ه
avukat, عن veya ب) olarak görev almak; s.o.'yu ( ه) tam yetkiyle yatırım
yapmak, s.o.'ya yetki vermek vekaletname ( فيin); ( ب ه to s.o. s.th.) III
gizli bir temelde olmak ( ه with s.o.), karşılıklı güven konumunda olmak ( ه
with s.o.); emanet etmek ( ه s.o.) IV emanet etmek, atamak ( الى ھs.th., bir
görevi, s.o.) V temsilci veya vekil olarak atanmak, devralmak veya hareket
etmek (yasal) temsilci; komiser, vekil olarak veya vekaleten hareket etmek ( في
in s.th.); üstlenmek o.s. varsaymak ( ب s.th.); sorumlu olmak, cevap vermek,
cevap vermek, kefil olmak ( ب for), garanti etmek, garanti etmek ( بs.th.);
güvenmek, dayanmak ( على ), güvenmek güven ( على in), güven ( على in) │ توكلعلى
لله Allah'a tevekkül etmek, o.s. Tanrı'nın birbirlerine güvenmesi için VI'yı
verir; ile tepki vermek kayıtsızlık, tarafsız olmak, kayıtsız kalmak VIII اتكل
ittakala güvenmek, dayanmak ( على ), güven ( على )
şeklindedir.
Birde İbrahim Esinlerin bu kavrama verdiği anlama bakalım.
79Vekil
olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.
Açıkcası tevekkülün kök anlamına bakıp sonrasında Yüce
Allah’ın bu kavramı geçirdiği tüm ayetleri incelemeden önce İbrahim Esinlerin
neden bu kavrama bu anlamı yüklediğini ve tam olarak ne demek istediğini
anlamamıştım. Ta ki çalışmama başladım ve Rabb’imin ayetleri üzerinde düşünüp,
mealleri okuyup, kontrol edip, kelimelere de bakmaya başladıktan sonra
kendisine hak verdim.
Öncesinde ise düşündüğüm bir insanın haddi mi Yüce Allah’ı
vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek dedim. Kesin burada bir
sıkıntı var dedim. Ama durum hiç de benim düşündüğüm gibi değilmiş. Rabb’im
nasip etti, Furkan verdi ve kavramı anlayabildim.
Bu kavramı ayetler üzerinden bakarak anlamamız daha doğru
olacağından çok kısa bir bilgi verip ayetlerimize geçelim. Hem verdiğim bilgi
doğrumu hem de Yüce Allah bu kavramı bize nasıl öğretmiş ayetler üzerinden
bakalım, analitik düşünüp, anlayalım.
Tevekkül kavramı, vekil olarak yetkilendirmek, atamak,
vazifelendirmektir ana anlamı. Bunun yanında ikincil anlam olarak ayetlerde
sorumlu tutmak, güvenmek, üstlenmek, kefil olmak, garanti etmek anlamlarına da
gelir. Alt anlam olarak da bazı ayetlerde sığınmak olarak gelmektedir.
Şahsım adına ise tevekkül geçen hiçbir ayette dayanmak
manasına ulaşamadım. Yalnızca 16/42 ve 29/59 ayetlerinde belki zorlarsak sabır
kavramına belki dayanma anlamı verilebilir ki sabırda metanetle dengeyi
korumaktır, sabırda dayanma anlamı çıkmaz.
Nerdeyse tüm meallerde dayanma diye çevriliyor ya bu
çevirenlere ayıp olmasın diye bu ayetlere belki zorlayarak bu anlamı
verebiliriz J
*
3/122 Sizlerden iki tayfanın* cesaretlerini
kaybetmeye yüz tuttuğu zaman; ve Allah
velisidir28 (velisiydi) ikisinin; Allah’a; öyle ki
tevekkül79 etsin müminler27.
*Aynı işi yapmak için bir araya gelen insan topluluğu.
Savaşa girecek insanlardan aynı tarafta olanlardan 2 grup
cesaretlerini kaybetmişler. Yüce Allah'da ben velinizim, yani ben sizin
koruyucunuzum diyor. Müminler bana tevekkül etsin diyor. Elinden geleni yap gerisini Allah'a bırak anlamı çıkmaz.
Her şeyi Allah'tan bekleyin anlamı çıkmaz.
Şöyle anlayabiliriz, burada cesaretinizi kaybetmeyin bana
tevekkül edin, savaşta size yardım ederim bana tevekkül edin. Yani meydana
gelecek bir olay var ama daha olmamış, bu konuda içiniz rahat olsun, rahat
olması için bana tevekkül edin der. Müminseniz
bu konuda bana güvenin, emin olun, bu işi, sonucunu, sizi korumamı, karşılığını
ben vericem, bundan emin olun, tüm bunları bana emanet edin her şeye vekil
benim diye düşünebiliriz.
*
3/159 Öyle ki Allah’tan bir rahmetle271 yumuşak
davrandın onlara; velev/fakat olsaydın kaba, haşin kalpli; mutlak
saçılır/dağılırlardı çevrenden; öyle ki affet onlardan; ve
mağfiret319 dile onlara; ve danış467 onlara emirde/işte; öyle ki
azmettiğin zaman; öyle ki tevekkül79 et Allah'a doğru; doğrusu Allah sever
tevekkül79 edenleri.
3/160 Eğer yardım ederse sizlere Allah; öyle ki
olmaz galipler* sizlere; ve eğer terk ederse sizleri; öyle ki kimdir kimse
ki yardım eder sizlere O’nun sonrasında; ve Allah'ın üzerine öyleyse
tevekkül79 etsinler müminler27.
*Yenen, üstün gelen, başarı kazanan.
3/159 Yüce Allah tevekkül edenleri severmiş 3/160 müminler
tevekkül etsin der.
3/159 tevekkül ne ile ilişkilendirilmiş bakalım. Nebi Muhammed'in
etrafında olanlar muhtemelen sadece inanlar için Rabb'imizin nasip ettiği
rahmetle onlara yumuşak davran, kaba olsaydın etrafından dağılırlardı, onları
affet, bağışlama dile ve işlerinde onlara danış der. Ve öyle ki azmettiğin yani
bir engeli aşmaya karar verdiğin zaman Allah'a doğru tevekkül et der.
Yani Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendir, Yüce Allah'ın
hudutlarını gözet manasındadır. Bura da da elinden geleni yap gerisini Allah'a
bırak denmez. Çünkü elinden geleni yapma safhasında önce Allah'a doğru tevekkül
edinilecek. Tevekkül, işi yapmadan önce işaret edilir.
3/160 da da tevekkül etmesi gerekenler müminlerdir işareti
gelir. Eğer Allah yardım ederse kimse o yardım edilene galip gelemezmiş, fakat
Yüce Allah terk ederse de bu terkten sonra kimse yardım edemezmiş o terkedilene. Sonrasında işaretimizi alırız. Ve,
dedikten sonra der ki Rabb'imiz Allah'ın üzerine öyleyse tevekkül etsin
müminler diye geliyor ayetimiz.
Burada ki tevekkülde bir yetkilendirme, vekil kılma
olayıdır. Rabb'imizi vekil olarak yetkilendiricez, bilicez ki bize yardım
edecek, bilecez ki O bizi terk ederse bize yardım edecek olmayacak. Burada da
henüz olay gerçekleşmemiştir. Rabb'imiz bilgilendirme yapmıştır. Bu veya buna
benzer olaylarda kendisine tevekkül edilmesini öğretir. Yani birileri bir şey
yapıp gerisini Allah'a bırakmamıştır çünkü henüz meydana gelen bir olay yoktur
3/160 özelinde.
Burada aynı zamanda güvenmek, emanet etmek gibi de
anlayabilmemize rağmen çoğu mealde bu kelimeye verdikleri dayanma manası
yoktur. Meallerin hemen hemen hepsinde bu kelimeye dayanma manası verilmiştir.
İncelemeye devam edelim bakalım böyle bir manaya ulaşacakmıyız. Böyle bir
manaya ulaşssak dahi tekrar belirteyim bu kelimenin hemen hemen tüm geçtiği
yere dayanma manası vermek kesinlikle yanlıştır.
*
4/81 Ve
derler: "İtaattır"; öyle ki dışarıya adımladıkları zaman senin
yanından; geceleyin kurdu/kuluçkaya yatırdı fikirlerini onlardan bir
tayfa/grup; ki senin dediğin olmaksızın; ve Allah yazar geceleyin
kurduklarını/kuluçkaya yatırdıklarını onların; öyle ki ilgini çek onlardan; ve
tevekkül79 et Allah üzerine; ve kâfi geldi/yetti Allah bir
Vekîl517 (olarak).
Nebinin yanında itaat ettiklerini söyleyen bir grup,
gittikten sonra geceleri nebinin dediklerinden farklı fikirler konuşuyor ve
uzun vadeli karşıt bir şeyler tasarlıyorlarmış diye anlıyorum. Rabb'im
yazıyormuş onların bu yaptıklarını, kurduklarını. Sen onlardan ilgini çek diyor
Rabb'im ve tevekkül et Allah üzerine. Allah vekil olarak yeter diyor Rabb'imiz. Sen onlara karşı elinden geleni yap
gerisini bana bırak demiyor ya da onların yaptıklarına dayan demiyor. Ne diyor
Rabb'imiz tevekkül et, vekil olarak ben yeterim.
Beni vekil olarak yetkilendir, işleri bana emanet et, benim
korumama güven diye anlamlandırabiliriz.
*
5/11 Ey
iman47 etmiş kimseler! Anın/zikredin78 Allah'ın üzerinize (olan)
nimetini; yeltendiği zaman bir kavim/topluluk (ki) uzatmaya sizlere ellerini;
öyle ki geri bıraktırdı (Allah) sizden ellerini onların ; ve
takvalı21 olun Allah’a; ve Allah'a karşı öyle ki tevekkül79 etsinler
müminler27.
Tevekkül gene iman etmişlere gelir. Ayetlerden anladığımız
tevekkül etmesi gerekenler Yüce Allah'ın hitabına göre iman edenlerdir. Burada
da olay gerçekleşmiştir. İman edenlerden ellerini inanmayanlar çekmiş. Eziyet,
zülüm, rahatsız etme, dininden döndürmeye çalışma v.s. Gibi eylemleri
yapmalarına artık Yüce Allah izin vermiyormuş.
Tüm bunlar oldu artık takvalı olun ve Allah'a karı tevekkül
edin der Rabb'imiz. Tevekkül içinde takvalı olmak gerektiğini de yine bu
ayetten anlarız. Takva, vahiy ile korunma, Yüce Allah'ın kelamlarını bilip, o
kelamlara göre hareket etme, Kur'an hudutlarında kalma demektir. Yani Kur'an'ı okumak,
anlamak demektir. Demek ki tevekkül
edebilmek içinde gene Kur'an'ı bilmek gerekir.
Rabb'imiz bu ayette artık rahatsınız, size dokunmayacaklar,
öyleyse bundan sonra takvalı olun ve beni vekil edinin demektedir.
Bu olayın sonrasını düşünürsek eğer ikincil anlamlarla
anlamlandırabiliriz. Allah işleri düzeltti ve beni vekil olarak yetkilendirin
dedi. Yüce Allah bu vekillikte anladığım kadarıyla sonra olacaklar için bana
güvenin, beni sorumlu tutun, bana emanet edin diye mesaj vermiş olabileceği de
söylenebilir.
Bu ayette de elinizden geleni yapın sonra işleri Allah’a
bırakın anlamı çıkmaz, işleri yoluna burada zaten Rabb’leri koymuş, dayanın
anlamıda asla çıkmaz, işler yoluna girmiş dayanacak bir şey yok ortada.
*
5/23 Dedi
iki adam korkan kimselerden (ki) nimet verdi Allah ikisi üzerine: "Girin
onların üzerine kapıdan; öyle ki girdiğiniz zaman oraya; öyle ki doğrusu sizler galiplersiniz; ve Allah'a karşı;
öyle ki tevekkül edin eğer olduysanız müminler."
Musa kavmine Yüce Allah'ın onlara uygun gördüğü, mukaddes
kıldığı yere girmeleri emrini iletir. Fakat onlar Yüce Allah'tan gelen bu emire
itaat etmezler. Aslında girmezlerse de hüsrana uğrayacakları da bildirilir bu
kavme. Oraya girmemelerinin nedeni de orda bulunan kavmin çok güçlü olmasıymış.
Burada daha öncede çok defa saçmalamış olan Musa'nın kavmi gene aklını
kullanamamış. Emir Yüce Allah'tan gelir, oraya gir diyorsa girilecek, gir
diyorsa elbette Yüce Allah yardım edecek, oradaki kavim Yüce Allah'tan kuvvetli
mi?
5/23 ayetine geldiğimizde de bu korkanların içinden 2 kişi
aklını kullanabilmiş ve kavme oraya girerseniz galip olursunuz diye Allah'ı
zikrederder kavimlerine karşı. Sonrasında eğer mümin olduysanız Allah'a
tevekkül edin derler. Gene tevekkül mümine gelir. Burada bir olay
gerçekleşmemiştir. Gerçekleşecek olay için ve içinde bulundukları durum için
tevekkül edin diye gelir.
Olay gerçekleşmemiş olan tevekkül Allah'ı vekil olarak
yetkilendirin diye gelir ikinci olay için yani gerçekleşecek olay yani oraya
girme noktasında ise gene Yüce Allah'ı vekil olarak atama ve bunun yanında
ikincil anlam olarak, güvenme, sorumlu kılmak, emanet etmek, garanti etmek gibi
anlamlarda verilebilir. Bu ayetimizde de tevekküle her mealde dayanmak diye
verilen anlam çıkmaz. İçinde bulundukları olay var ve dayanılması gereken bir
durum yok. Gerçekleşmemiş ama gerçekleşme emri gelmiş ve buna direnen kavim var
burada da dayanma anlamı asla çıkmaz.
*
7/89 "Muhakkak
iftira402 atmış (oluruz) Allah’a karşı bir yalan244 eğer dönersek
sizin milletinize301; zaman sonrası (ki) Allah kurtardı bizleri ondan*; olur
değildir bizlere ki döneriz ona*; dışında ki diler Allah; Rabbimiz4!; kuşattı
Rabbimiz4 her bir şeyi bir ilim (-le); Allah'a karşı
tevekkül79 ederiz; Rabbimiz4! Aç aramızı ve arasını kavmimizin
hakla/gerçekle; ve sen hayırlısısın açanların."
*Milletten.
Kafir bir millete dönecek olursa inanlar Allah'a karşı
iftira atmış olurlarmış, çünkü Allah kurtarmış onları ve onları inanan yapanda
gene Allah'mış. Ancak gücüne karşı konulmaz olan Yüce Allah'ın dilemesi olursa
dönerlermiş, onun harici asla dönmezlermiş o inanmayanların milletine. Yüce
Allah'ın ilmi her şeyi kuşatır derler ve sonrasında Allah'a karşı tevekkül ederiz
dedikten sonra da her iki kavmin yani inanan ve inanmayan kavmin arasını aç
diye Yüce Allah'a çağrı yaparlar. Şuayb peygamberin kıssasından öğretir
Rabb'imiz bu ayetinde.
İki kısıma ayıralım ayetimizi. Tevekkül çağrısı öncesi ve
sonrası olarak.
İlk kısım inanmış bir topluluk
ve inanmamış topluluğa dönmeme belirtilmesi ve yardım için Allah'a çağrı. Biz
inandık, asla inanmayan topluma dönmeyiz ancak Allah dilerse ve Allah'a karşı tevekkül
ederiz. Bu konuda ilahi yardım için hem Yüce Allah'ın tekrar o topluma
dönmesini dilememesi hem de o toplumdan gelecek her şeye karşı bir tevekkül,
yani Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirme söz konusu.
Giriş kısmında bahsetmiştik ya bir insanın
haddi mi Yüce Allah’ı vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek diye
düşünmüştüm, işte konuyu bu ayet üzerinden detaylandıralım ki yanlış
anlaşılmasın ve netleşsin.
Kavram
anlamındaki yetki vermek bir üstün astına, astın pozizyonunun bir üst kademesi
ile yetkilendirmesi manasında asla değildir. Bir insanın gücü yetmediğinde
yetmeyeceğine inandığında veya yettiği durumlarda bile Yüce Allah'ı ilahi
destek için yardıma çağırması manasındadır. Yüce Allah’ı vekil yani yakın
koruyucu olarak seçmesidir. Herşeyi Allah yarattı, her şey Allah’a dönecek,
yalnız Allah’a tevekkül edilecek, yalnız Allah’a takvalı olunacak, Allah’ın her
şeye gücü yeter öğretilerini bize öğreteni vekil olarak seçmektir. Bu da aynı
zamanda özgür iradenin bir yanımasıdır. İnsan Allah’ değil başka bir şeye
tevekkül etmeyi de seçebilecektir. Ama Yüce Allah yalnız bana tevekkül edin
der. Der ama inananlara, müminlere gelir bu emir.
Bu ayette de bir durum gerçekleşmiş o durumu koruma isteği,
çabası vardır. İlahı bir velilik söz konusudur.
İkinci kısım yani tevekkülden sonra
gelen istek ise bu iki kavmin arasının açılmasıdır. Mesafe olarak, ilişki
olarak, ticaret olarak yani her şekilde bir ara açılması söz konusudur. Bunun
içinde bir tevekkül söz konusudur. Gene Yüce Allah'ın vekilliği isteği vardır
fakat ikincil anlam olarak bir istek mevcuttur. Bu istek içinde başta Yüce
Allah'ın vekilliği ile beraber bu işten sorumlu kılınan, yetkilendirilen, işin
emanet edildiği, iş ile ilgili süreçleri üstlenilmesi istenilen çok istedikleri
bu işi garantileyecek olan yine Yüce Allah'tır.
Gene belirteyim bu açıklamalarıma rağmen açıklamalar
yetersz gelip hala biz kimiz ki Allah'ı bir işten sorumlu tutucaz (işin olması,
sonuca bağlanması süreci), yetkilendiricez, bir işi üstlenmesini istiycez diye
düşünen varsa konuya bakış açısı ve Kur'an bütünlüğünün kişiye yansıması ile alakalı
olabilir.
Şöyle yapalım, buraya kadar baktığımız, bundan sonra
bakacağımız ayetleri ve ayet açıklamalarını da göz önünde bulundurup konu bağlamında
şimdi soracağım 3 soruyu her kez bir düşünsün.
Soru 1 – Allah'a emanet ol deriz. Peki biz kimiz ki, Allah'a
emanet veriyoruz?
Soru 2- Kendimiz de,
emanet ettiğimiz de zaten Yüce Allah'ın
değil mi ?
Soru 3- Biz kimiz ki Allah'a çağrı yapıyoruz ? Allah’ı
çağırıyoruz ?
Soruları tevekkül kavramının anlamını pekiştirmek adına
sordum. Yoksa Yüce Allah zaten bizlere her şeyin kendisinin olduğunu, herkesin
onun kulu olduğunu, herşeyin O’na döneceğini, Allah’a borç vermenin ödülünün
büyük olduğunu, rızkı veren Allah oluğu halde insanları faydalandırmamız
gerektiğini, halis bir şekilde, dini yalnız Allah’a kılarak kendisini her
konuda çağırabileceğimizi hatta çağırmamız gerektiğini öğretti Şerefli
Kur’an’ımızda.
Heralde kafalarda biraz oturmuştur.
Tüm bu yetkilendirme, vekil kılma, iş emanet etme, iş
üstlenmesini isteme gibi tüm bu durumlar aciz olan insanın Yüce Allah'tan ilahi
yardım istemesidir. Gücümüzü aşar bir çok şey ve
aşmadığı durumlarda da elbet Yüce Allah'tan istekte bulunabiliriz.
Şahsım adına diyorum ki ; Elbette Yüce Allah'ı yetkilendiricem, işimi
Yüce Allah'a emanet edicem, Yüce Allah'ı vekil kılıcam, işten sorumlu tutucam
(işin olması, sonuca bağlanması süreci), bu konular hakkında ben kimim ki
başkasına güvenicem, beni yaratan, fıtratımı belirleyen, makamından ve
uyarısından korktuğum, huşu ve haşyet duyduğum sadece O’na kul, köle olduğum
Yüce Allah dururken, bu haddime mi?
Başka
birini arasam zaten inan biri olmaktan çok uzak olurum. Allah'tan başka yardım
edicek, sığınabileceğim, veli edinebileceğim, vekil edinebileceğim her hangi
bir şey düşünebilirmiyim. Rabb'im ne güzel Mevla, Ne güzel Nasirdir.
*
8/2
Ancak müminler27; kimselerdir (ki) zikredildiği78 zaman Allah;
korkuyla/ürpertiyle dolar kalpleri onların; ve okunduğu zaman üzerlerineO’nun
ayetleri; ziyade eder* onlara bir imanı47; ve Rablerine4 karşı
tevekkül79 ederler (onlar).
*Ayet.
Buraya kadar tevekkül kavramı hakkında Yüce Allah'ın
bizlere verdiği işaretlerden, öğretilerden genel bilgiyi edindik. Bundan dolayı
çalışmamızın bu kısmından sonrası için farklı bir işaret görmediğimiz takdirde
ayetleri konu bağlamında ve kavram özelinde kısaca geçicez. Farklı bir mesaj,
öğreti bildirirse Rahman'ımız onları detaylı inceliyez. Bu şekilde devam edicez.
Müminlere gelir, Yüce Allah'ın zikri ile Allah ve hudutları
öğütlendiğinde müminlere Yüce Allah'a duyulan huşu ve haşyet artar, kalpleri
ürperir Yüce Allah'ın kelamları okunduğunda bu ayetlerle bu müminlerin imanı
artar. Ve Rabb'lerine tevekkül ederler.
İmanları ve Allah'ın hudutlarına bağlılık konusunda Yüce
Allah'ı vekil olarak atarlarmış. İlahi yardım isterlermiş, bu durumlarının
devamlılığı konusunda Yüce Allah'a güvenir, imanlarını Yüce Allah'a emanet
ederlermiş. Görüldüğü gibi ayetlerde kelimenin kök manasında da olduğu halde tevekkül
geçen ayetlerde bu kavram için dayanın manası yoktur. Her tevekkül gördükleri
yere dayanın yazmanın da bir manası olmadığı gibi. Ayrıca Rabb'imin mesajını
yamultmaktır bu. Kavramın anlamını saptırmaktır. Hiçbir şey bilmiyorsan, her
kes dayanın diye çevirdi diye dayanın yazmazsın, tevekkül yazarsın bırakırsın
okuyan anlamlandırsın.
*
8/49 Dediği
zaman münâfıklar26 ve kimseler (ki) kalplerindedir175 bir
maraz/hastalık: "Aldatmış bunları dinleri122"; ve kim tevekkül eder Allah'a
karşı; öyle ki doğrusu Allah bir Azîz’dir37; bir Hakîm’dir9.
Münafıklara karşı kim Allah'a karşı tevekkül ederse, Allah
Aziz'dir, Hakim'dir. Munafıklar yani iki yüzlüler, yani senin yanındayken senden
başka yerde de başkasındandırlar. Aslında düşünceleri başkadır ama sana senden
gibi görünerek senin sevgini, saygını kazanıp seni yoldan çıkarmaya çalışanlar.
Çok tehlikeli kimselerdir münafıklar. Bu münafıklara karşı kim tevekkül ederse
Allah'a yani bunlara karşı korunmak, doğru yolda, Allah'ın hudutlarında
kalabilmek için kim Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirirse, Yüce Allah'ın vekilliğine
sığınırsa, Yüce Allah'ı yardıma çağırırsa Yüce Allah Aziz'miş yani güç yetiren
yani bu kimselere vekil olmaya yani yakın koruma sağlamaya, münafıklardan
korumaya güç yetirenmiş.
Birde bu konu özelinde de Yüce Allah' Hakim'miş. Bilge
imiş, bilgelikle hükmedermiş. Bu kimseleri münafıklardan ayırmak ile kalmaz,
aralarında bilgelikle hükmeder, doğru yolda olana ilim nasip eder, bu
münafıkların insanı doğru yoldan çıkarmamasını sağlamakla beraber hesap zamanı
geldiğinde her iki grubada karşılığını tam ve eksiksiz verir.
Yüce Allah hem bize yardım edecek, hem de yoldan çıkmama
gayretlerimiz için ekstra ödüllendirecek diye anlamlandırabiliriz. Daha önce
bahsettiğimiz ayet sonlarındaki Yüce Allah'ın kendi isimlerin, belirtmesi o
ayete anlam bakımından büyük derinlik ve anlam kazandırmaktadır.
Ayrıca ikincil anlam olarak bu münafıklardan Yüce Allah’a
sığınma anlamı da çıkabilir.
*
8/61 Ve
eğer yöneldilerse selâma748; öyle ki yönel sen (de) ona*; ve tevekkül79 et
Allah'a karşı; doğrusu O; O'dur Semî41; Alîm8.
*Selâma.
Allah'ın düşmanları selama yani esenliğe, barışa
yöneldilerse sen de o şekilde davran der Yüce Rahman nebilerimizden nebi
Muhammed'e. Elbette bizlere de gelir bu ayet ve öğretisi. Bu durum sonrası
tevekkül et Allah'a karşı, Allah işitendir bilendir diye bizlere öğretir. Yani
bu durum sonrası sende onlar gibi barışa yönel ve bu konu ile ilgili ayrıntılar
için ise Allah'ı vekil olarak ata. Yüce Allah en doğru olanı yapacağından bu
konuyu Allah'a emanet et, yetkilendir, güven gibide anlamlandırabiliriz. Bu
barışın barış olarak kalması bu süreçte yaşanacaklar veya barışın savaşa
dönmesi ve bunun yansıması ile sonuçları gibi her şey için Yüce Allah'a
tevekkül edilecek, Yüce Allah yetkilendirilecek, ilahi yardım istenip, konu,
bir manada Yüce Allah'a havale edilecek.
Bu ayette bir manada bu konu için alt mana olarak sen
elinden geleni yap gerisini Allah'a bırak manası da çıkabilir belki. Bu durum
da bazı durumlarda mesela bu ayet özelinde alt mana olarak doğru olacaktır. Ama
tevekkül kavramının asıl anlamı ayetlerden de anladığımız gibi bu değildir.
Asıl anlamı haricinde ikincil anlamlar ve alt anlamlar da bazı ayetlerde
karşımıza çıkıyor.
Fakat Rabb'imin tevekkül kavramı için bize asıl işaret
ettiği ana anlam ise vekil olarak atanma, yetkilendirme, vazifelendirme
şeklinde nerdeyse tüm ayetlerde karşımıza çıkmaktadır.
*
9/51 De
ki: "Asla isabet etmez bizlere Allah'ın bizlere yazdığı dışında; O'dur
mevlâmız*"; ve Allah'a karşı; öyle ki tevekkül79 etsinler müminler27.
*Sahibimiz. Mevlâna kelimesi "sahibimiz"
demektir. Bazı kimselerin bu şekilde çağrılması katıksız şirktir.
Tevekkül ve müminler işaret edilir bu ayetimizde gene.
Rabb'imizin bize yazdığı dışında bize bir şey isabet edemez diyor Rabb'imiz.
Doğru söyledi Allah. O zaman tüm her şey için Yüce Allah'ı bir vekil olarak
kabul etmek, yetkilendirmek yani tevekkül etmek kadar mantıklı bir şey olamaz.
Asla isabet etmez bizlere Allah’ın bizlere yazdığı dışında
konusunu kader konusunda inceliycez. Bu sapkın olan kadercilik anlayışına delil
olarak gösterilir. Her şeyi Allah yazdı, yazdığından başkası olmaz, kaderde
varmış ne yapalım gibi manaya asla gelmez bu ayet. Detaya girmeyeceğim konu
başlığında inceleyelim ama eğer bu şekilde olsaydı bize Kur’an verilmesinin,
dünyanın sınav olmasının, kitaptan sorulmamızın, özgür irademizin, yaşamımızın,
ölümümüzün, ibadetlerimizin, ceza veya ödülün gibi gibi bir anlamı olmaz dı ki
Rabb’imiz burada tamamen farklı bir şey anlatıyor.
Daha detaya girmeden konuyu tamamiyle inceleme taraftarıyım
o bakımdan şimdilik tam netleştirmeden kader kavramını bu kadar ile geçelim.
*
10/71 Oku onlara Nûh'un haberini; dediği zaman
kavmine/toplumuna: "Ey kavmim/toplumum! Eğer ağır/külfetli gelmiş olduysa
üzerinize kıyamım/dikilmem143; ve zikretmem78 Allah'ın ayetlerini454; öyle
ki Allah’ın üzerine tevekkül79 ettim (ben); öyle ki cem edin/toplayın
kendi emrinizi ve şirk koştuklarınızı; sonra olmasın emriniz sizlere bir
gam/keder; sonra tamamlayın (emrinizi) bana karşı; ve göz açtırmayın
bana."
Muhammet kavmine Yüce Allah'ın ayetlerini zikrederken
Nuh'un haberlerini oku der. Bu ayetler ve bu din için, dini ayağa kaldırmak
için harekete geçmem Yüce Allah'ın öğütlerini size hatırlatmam size ağır
geldiyse öyleyse bilin ki ben Allah'ın üzerine tevekkül ettim. Yani bana bu işi
Rabb'im verdi. Ben bu işi elimden geldiğince yapıcam her ne olursa olsun. Bu
konu için Allah'ın üzerine tevekkül ettim, Allah'ı vekil yetkilendirdim. Der ve
sonrası toplayın kendinizden olanları ve şirk koştuklarınızı ki Allah'ın bu
emirleri size ağır gelmesin sonra da hakkımda verdiğiniz kararı bana göz
açtırmadan hemen uygulayın der nebi.
Nebimiz bir topluluğa karşı korkmadan nasıl böyle konuşabildi.
Cevap Allah'ın üzerine tevekkül etti. Rabb'ini vekil olarak vazifelendirdi.
Gene belirtelim bu yetkili kılmak, atamak, vazifelendirmek bir ilahi yardım
istemedir. Yoksa haşa Yüce Allah'ı bir şeyi yapmaya zorlamak asla değildir. Bu
ayette de bir olay gerçekleşmiş, Yüce Allah'ın ayetleri gelmiş, onlar tebliğ
edilmiş. Ben bana verilen görevi yapıcam bu konuda da Allah'ın üzerine tevekkül
ederim diyor.
Sonrasında da onların yapacaklarına karşı da bir tevekkül
vardır. Buda henüz gerçekleşmemiş bir olay içindir. Eğer böyle bir durum
oluşursa diye bir tevekküldür. İlk anlam yine vekil olarak Yüce Allah'ı
atamadır. İkincil anlam ise bu atamadaki ilahi yardım gereği bir güvenme,
sığınma, emanet etme, sorumluluğu üstlenme aşamasında işin olmasını garanti
edilmesi manaları da çıkabilir.
Alt anlam olarak ayetin ikinci kısmı için yani tevekkül
ettim dedikten sonrası için işin gidişatı kısmını Yüce Allah'a bırakmış olarak
da düşünülebilir. Muhammet kendi işini yapacak sonra olacaklar için ise yani
inanmayanların kendisine veya dine yapabilecekleri için tamamen Yüce Allah'a
bırakmıştır ki bu da gene bir yetkilendirmedir.
*
10/84 Musa dedi ki: "Ey halkım! Eğer Allah'a
iman etmişseniz ve O'na teslim olmuşsanız, o halde O'na tevekkül edin."
10/85 Dediler ki: "Biz, Allah'a tevekkül ettik.
Ey Rabb'imiz! Bizi zalim halk için bir fitne yapma."
İman eden tevekkül ediyor. Mümin olan tevekkül ediyor.
Teslim olan tevekkül ediyor. Demek ki tevekkül etmek veya edebilmek veya Yüce
Allah'ın bunu kabul etmesi için bir inanan olmalıyız.
Zaten Yüce Allah yalnız inananların velisi olduğunu
kafirlerin velisi olmadığını Rabb'imiz bize öğretmişti. Musa'nın kavmi firavun
ve zulmünden ve onlara bir sınav vesilesi olmaktan Yüce Allah'a tevekkül
ediyorlar.
İlk anladığımız bu konular için Yüce Allah'ı
yetkilendiriyorlar ki zaten doğru olanın da bu olduğunu anlamıştık. Sonra
ikincil anlam olarak gene güvenmek, konuyu emanet etmek, sığınmak gibi de
düşünülebilir. Sığınmak diye bahsediyorum ama bu kelimenin kök anlamında bu
yoktur. Bu şahsi düşüncemdir. Bazı ayetlerde bana bu çağrıştırsa da kök
anlamlarında olmadığından bu şahsi düşüncem doğru olmayabilir diye de net bir
şekilde belirtmiş olayım. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
16/41 Zulme
uğramalarından sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, kesinlikle dünyada
iyi bir yere yerleştiririz. Ahiret ödülü ise daha büyüktür. Keşke hicretten
geri kalanlar bunu bilselerdi!
16/42 Onlar,
sabreden kimselerdir. Rabb'lerine, tevekkül edenlerdir
29/59 Onlar,
sabreden ve Rabb'lerine tevekkül edenlerdir.
Bu ayetlerden bir dayanma anlamı olduğu söylenilebilse de
asıl konu sabırdır. Sabır aslında metanetle direnme, dengeyi korumadır. Bu
manada bir dayanma söz konusu olabilir. Gene de bu bence asıl anlam değildir.
Zulme uğrama, hicret etme konusu özelinde bir dayanmadan söz edilse bile asıl
anlam 16/42 de tevekkül kelimesi ile tüm bu olaylar sırasında ve sonrasında
Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirme diye düşünüyorum.
29/59 ayetindeki onlarda iman eden ve salihatı yapanlardır.
16/41 ve 42 deki sabır ve tevekkül çıkarımlarımız bu ayet için de geçerlidir.
*
39/38 Onlara:
"Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Elbette
Allah." Diyecekler. De ki: "O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz
ilahlar, eğer Allah bana bir sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel
olabilirler mi? Veya Allah bana bir rahmet dilese, buna engel olabilirler
mi?" De ki: "Allah bana yeter!" De ki:
"Sığınıp güvenmek isteyenler, yalnızca O'na sığınıp güvensinler."
39/38 Ve le in
seeltehum men halakas semavati vel arda le yekulunnallah, kul e fe raeytum ma
ted'une min dunillahi in eradeniyallahu bi durrin hel hunne kaşifatu durrihi ev
eradeni bi rahmetin hel hunne mumsikatu rahmetih, kul hasbiyallah, aleyhi
yetevekkelul mutevekkılun.
aleyhi yetevekkelul ( وكل ) mutevekkılun ( وكل ). Tevekkül edenler O'na tevekkül etsinler.
Aynı kelime aynı kök. Tevekkül edecekler Allah'a tevekkül
etsinler. Tevekkül edilecek yalnız Yüce Allah'tır ama inan bir kimse için. İlk
anlam Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirme, ikincil anlam güven,
garantilemek, emanet etmek ve alt anlam ise sığınma olduğu kanaatindeyim. Bu
ayette de dayanma anlamı çıkmaz.
Sığınıp güvenmek yazılacağına tevekkül edenler O’na
tevekkül etsinler yazılsa da, okuyan tevekkülün kavram anlamına baksa, sonra
ayeti de okuduğunda ona nasıl hitap ediyosa o şekilde anlasa daha doğru
olacaktır kanaatindeyim.
Bana bu ayette tevekkül edecekler O’na tevekkül etsinler
diye öğretilenin bir vekil edineceksen Yüce Allah’ı vekil olarak yetkilendir
anlıyorum. Bu ayetten tevekkül ile ilgili çıkarılacak tüm sonuçları zaten
kapsıyor. Güvenmek, emanet etmek, atamak, vazifelendirmek, sorumlu kılmak,
yetkilendirmek, yakın koruma, üstlenmek, kefil olmak, garanti etmek gibi.
*
Yalnız
Yüce Allah'a tevekkül edilmesi ile ilgili birkaç ayetimize bakalım, akledelim.
9/129 Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana
yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim. O, Büyük Arş'ın
Rabb'idir."
*Yüce Allah bize yetiyor, tek ilah Yüce Rahman'ımız, büyük
arşın sahibi Yüce Allah. Elbette yalnız Allah'a tevekkül edicez. Rabb'imizi
yetkilendiricez bir vekil, bir yakın koruyucu olarak. O'na sığınıp, ona
güvenip, on emanet olucaz.
11/56 "Ben, benim de Rabb'im sizin de Rabb'iniz
olan Allah'a tevekkül ettim. Hiçbir canlı yoktur ki O'nun
buyruğunda/kontrolünde olmasın. Kuşkusuz Rabb'im dosdoğru bir yol
üzerindedir."
*Her
canlı Yüce Allah2'ın buyruğunda ise her konu da da Yüce Allah'ı yetkilendirmek
elbette en doğru olan olacaktır.
11/123 Göklerin ve yerin gaybı Allah'a
aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse yalnızca O'na kulluk et ve
yalnızca O'na tevekkül et. Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
*Göklerin
ve yerin gaybı Allah'a aitse, her şey ona döndirilüyorsa, her şeyden haberdarsa
elbette Yüce Allah'a tevekkül edilmesi en mantıklısıdır.
12/67 Ve "Ey oğullarım! Aynı kapıdan girmeyin,
her biriniz ayrı bir kapıdan girin. Allah'ın takdirine karşı size bir faydam
olmaz. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edecek
olanlar O'na tevekkül etsinler." dedi.
14/11 Resulleri onlara dediler ki: "Biz de
ancak sizin gibi beşeriz. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye iyilikte
bulunur. Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan getirmemiz olacak şey
değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."
14/12 "Bize ne oluyor ki Allah'a tevekkül
etmeyelim? Üstelik bize yollarımızı göstermişken. Elbette biz, bize
yaşattığınız sıkıntılara sabredeceğiz. Tevekkül edenler de yalnızca Allah'a
tevekkül etsinler."
26/217 Mutlak
Üstün Olan'a, Rahmeti Kesintisiz Olan'a tevekkül et.
25/58 Ve tevekkül79 et diri olana; ki ölmez; ve
tesbih31 et hamd3 ile O’nu; ve kâfidir/yeterlidir (Allah) ona
(elçisine); kullarının günahların(-dan) haberdar (olmasıyla).
33/3 Ve
tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir
vekîl517 (olarak).
33/48 Ve itaat etme kâfirlere25 ve
münâfıklara26; ve veda et* eziyetlerine onların; ve tevekkül79 et
Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).
*Terk et/yere bırak eziyetlerini onların.
64/13 Allah! Kendisinden başka ilah olmayandır. İman
Edenler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.
*Yüce Allah'a karşı tevekkül edince, Allah'ı vekil olarak
yetkilendirdiğimizi ve vekil olarak Yüce Allah'ın yeteceğini bizlere öğreten
ayetlerimizdir.
*
Son olarak nispeten farklı öğretilerle gelen, içinde tevekkül geçen ayetlerimize
bakıp tüm tevekkül kavramı geçen ayetleri almış olarak konumuzu Rabb’imizin
izni ile bitirip, tevekkül kavramını netleştirelim, akledelim.
16/99 Kuşkusuz, iman
etmiş ve Rabb'lerine tevekkül eden kimseler üzerinde, onun bir sultanlığı
yoktur.
42/36 Size verilen
her şey, geçici dünya hayatının geçimliğidir. İman edip, Rabb'lerine tevekkül
edenlere Allah katından verilecek nimetler daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.
65/3 Ve
rızıklandırır (Allah) onu* (erkeği) hesaplamadığı/düşünmediği yerden; ve
kim tevekkül79 etti Allah'a karşı; öyle ki O (Allah) hesap
eder** ona*; doğrusu Allah ulaştırır kendi emrini; muhakkak (ki) yaptı
Allah her bir şeye bir kadrân654.
*Erkeğin rızıklandırılmasının işaret edilmesi
anlamlıdır. Boşanmalarda erkek boşadığı kadına karşı cimrilik etmemelidir.
Kadının ihtiyacı varsa mutlak karşılamalıdır. Yüce Allah onu (erkeği) hiç de
hesaplamadığı bir yerden rızıklandırır.
**İnsanın hesaplayamayacağı şeyleri Rabbimiz
hesaplar. Ona gereken rızkı verecek olan mekanizmaları hesaplar ve
gerçekleştirir.
11/88 "Ey
halkım! Bana söyleyin! "Ya ben Rabb'imden kanıt içeren apaçık bir bilgiye
sahipsem; kendinden bana iyi bir rızık vermişse! Vazgeçmenizi istediğim
şeyleri, kendim yapmakmistemiyorum. Sadece gücümün yettiği kadarıyla düzeltmek
istiyorum. Başarım ancak Allah'tandır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve yalnız O'na
yöneldim." dedi.
13/30 Kendilerinden
önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana
vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De
ki: "O benim Rabb'imdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim,
tevbe O'nadır."
27/79 Öyleyse Allah'a
tevekkül et. Kuşkusuz sen, apaçık gerçek üzerindesin.
42/10 Ve kendisinde
ihtilafa/anlaşmazlığa düştüğünüz bir şeyden; öyle ki hükmü onun Allah’adır;
işte sizlere Allah; Rabbim4!; O'na tevekkül79 ettim ve O'na sürekli
dönerim.
58/10 Kuşkusuz
gizlilik içinde yapılan görüşmeler, İman Edenler'i üzmek için şeytancadır. Oysa
şeytan, Allah'ın izni olmadıkça onlara bir sıkıntı verecek değildir. Öyleyse
Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler.
60/4 Muhakkak oldu
sizlere güzel bir örnek/bir rol model İbrahim'de; ve onunla birlikte (olan)
kimseler (de); dedikleri zaman kavimlerine/toplumlarına:“Doğrusu bizler
uzaklaşanlarız sizden ve Allah'ın astından kulluk46 eder olduğunuzdan;
örttük/gizledik/inkar ettik sizleri; ve görünür oldu/açığa çıktı bizim aramızda
ve sizin aranızda ebediyen/sürekli
bir düşmanlık ve nefret; ta
ki iman47 edersiniz bir tek Allah'a”; dışındadır sözü İbrahim'in babası
için ‘Mutlak mağfiret dilerim sana; ve güç yetirir değilim sana Allah’tan
(gelen) hiçbir şeye’; “Rabbimiz4! Sana tevekkül ettik; ve sana yöneldik; ve
sanadır son varış.”
67/29 De ki: "O,
Rahmeti Kesintisiz Olan'dır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık
kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz."
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
3En yüce övgü/methetme.
Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp
gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını
örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.
46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.
hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme
bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak
karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin
kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı
oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp
kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır.
İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce
Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir. Kalplerin paslanması LDH
isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.
resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi
hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl
adına uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle
iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak.
Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder