13 Haziran 2025 Cuma

TEVEKKÜL

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                              

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.

 

 

Tevekkül kavramı da Kur’an’da önemli kavramlar arasındandır. Tevekkül nedir, neye tevekkül edilir, nasıl tevekkül edilir, neden tevekkül edilir, tevekkül edersek ne olur etmezsek ne olur bu gibi konuları Yüce Rahman’ımız bize öğretmiştir. Rabb’imizin ayetlerinden inceleyeceğiz.

Tevekkülün Kur’an anlamı öncesi diğer anlamlarına bakalım.

Tevekkülün sözlük anlamı : Her şeyi Tanrı’ya, yazgıya bırakma, yazgıya boyun eğme, her şeyi Tanrı’dan bekleme diye geçer.

Tevekkül etmek kelime anlamı : Tevekkül eden kişi Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmuş kişidir. Tevekkül etmek, tembellik ve miskinlik olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye engel de değildir. Tevekkül, çalışıp, çabalamak, çalışıp çabalarken Allah'ın bizimle beraber olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah'a bırakmaktır diye geçer.

İslamda Tevekkül tanımı ise : Bir kimsenin kendini Allah'a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah'ı kefil bilip sadece O'na güvenmesi diye geçer.

 

Bu anlamlandırmalar da hem eksiklikler, hem yanlışlıklar hem de alakasızlıklar vardır. Kur’an diyenler veya Kur’an’dan anlamlandıranlar tevekküle verdikleri anlam ise Allah’a güvenmek, O’na dayanmak; her türlü çabayı gösterdikten sonra, sonucu Allah’a bırakmak şeklindedir ki bu da yanlıştır. Bir çok ayette tevekkül etme olay gerçekleşmeden işaret ediliyor. Yani bir şey yapılmamış ki gerisini Yüce Allah’a bırakma işaret edilmiş olsun.

Bir kavrama anlam verildiğinde tüm ayetlerde bu anlam oturmalıdır. Bu manada bu anlamlandırma da doğru değildir.

Tevekküle meallerde ise genelde dayanma manası verilir ki bu da tamamen yanlıştır.

Vav-Kef-Lam : Güvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak.                                                                                    

Örnekleyelim;










Kök anlamlarımıza da bakalım ; وكل wkl  wakala يكل yakilu (wakl ve وكول wukūl) emretmek ( الى ھ s.th. to s.th. s.o.),atamak ( الى ھ s.th. to s.o.), komisyon, ücret ( ھ الى s.o. with), s.o.'yu ( الى ) sorumlu tutmak ( ھ of) II yetkilendirmek, yetkilendirmek, temsilci veya acente olarak atamak ( ه s.o.); s.o.'yu ( ه) sorumlu tutmak ( ب of) bir anlaşmazlıkta hukuk danışmanı ( ه avukat, عن veya ب) olarak görev almak; s.o.'yu ( ه) tam yetkiyle yatırım yapmak, s.o.'ya yetki vermek vekaletname ( فيin); ( ب ه to s.o. s.th.) III gizli bir temelde olmak ( ه with s.o.), karşılıklı güven konumunda olmak ( ه with s.o.); emanet etmek ( ه s.o.) IV emanet etmek, atamak ( الى ھs.th., bir görevi, s.o.) V temsilci veya vekil olarak atanmak, devralmak veya hareket etmek (yasal) temsilci; komiser, vekil olarak veya vekaleten hareket etmek ( في in s.th.); üstlenmek o.s. varsaymak ( ب s.th.); sorumlu olmak, cevap vermek, cevap vermek, kefil olmak ( ب for), garanti etmek, garanti etmek ( بs.th.); güvenmek, dayanmak ( على ), güvenmek güven ( على in), güven ( على in) │ توكلعلى لله Allah'a tevekkül etmek, o.s. Tanrı'nın birbirlerine güvenmesi için VI'yı verir; ile tepki vermek kayıtsızlık, tarafsız olmak, kayıtsız kalmak VIII اتكل ittakala güvenmek, dayanmak ( على ), güven ( على ) şeklindedir.

 

                                                                                                         

                                                                      

Birde İbrahim Esinlerin bu kavrama verdiği anlama bakalım.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

 

Açıkcası tevekkülün kök anlamına bakıp sonrasında Yüce Allah’ın bu kavramı geçirdiği tüm ayetleri incelemeden önce İbrahim Esinlerin neden bu kavrama bu anlamı yüklediğini ve tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Ta ki çalışmama başladım ve Rabb’imin ayetleri üzerinde düşünüp, mealleri okuyup, kontrol edip, kelimelere de bakmaya başladıktan sonra kendisine hak verdim.

Öncesinde ise düşündüğüm bir insanın haddi mi Yüce Allah’ı vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek dedim. Kesin burada bir sıkıntı var dedim. Ama durum hiç de benim düşündüğüm gibi değilmiş. Rabb’im nasip etti, Furkan verdi ve kavramı anlayabildim.

Bu kavramı ayetler üzerinden bakarak anlamamız daha doğru olacağından çok kısa bir bilgi verip ayetlerimize geçelim. Hem verdiğim bilgi doğrumu hem de Yüce Allah bu kavramı bize nasıl öğretmiş ayetler üzerinden bakalım, analitik düşünüp, anlayalım.

Tevekkül kavramı, vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmektir ana anlamı. Bunun yanında ikincil anlam olarak ayetlerde sorumlu tutmak, güvenmek, üstlenmek, kefil olmak, garanti etmek anlamlarına da gelir. Alt anlam olarak da bazı ayetlerde sığınmak olarak gelmektedir.

Şahsım adına ise tevekkül geçen hiçbir ayette dayanmak manasına ulaşamadım. Yalnızca 16/42 ve 29/59 ayetlerinde belki zorlarsak sabır kavramına belki dayanma anlamı verilebilir ki sabırda metanetle dengeyi korumaktır, sabırda dayanma anlamı çıkmaz.

Nerdeyse tüm meallerde dayanma diye çevriliyor ya bu çevirenlere ayıp olmasın diye bu ayetlere belki zorlayarak bu anlamı verebiliriz J

 

YASİN ÖZKAN - TEVEKKÜL


SONİA CİHANGİR - TEVEKKÜL


*

 

3/122  Sizlerden iki tayfanın* cesaretlerini kaybetmeye yüz tuttuğu zaman; ve Allah velisidir28 (velisiydi) ikisinin; Allah’a; öyle ki tevekkül79 etsin müminler27.                            

*Aynı işi yapmak için bir araya gelen insan topluluğu.                                                                                                                                                                                                 

                                                                                                                                 

Savaşa girecek insanlardan aynı tarafta olanlardan 2 grup cesaretlerini kaybetmişler. Yüce Allah'da ben velinizim, yani ben sizin koruyucunuzum diyor. Müminler bana tevekkül etsin diyor.            Elinden geleni yap gerisini Allah'a bırak anlamı çıkmaz. Her şeyi Allah'tan bekleyin anlamı çıkmaz.

Şöyle anlayabiliriz, burada cesaretinizi kaybetmeyin bana tevekkül edin, savaşta size yardım ederim bana tevekkül edin. Yani meydana gelecek bir olay var ama daha olmamış, bu konuda içiniz rahat olsun, rahat olması için bana tevekkül edin der.        Müminseniz bu konuda bana güvenin, emin olun, bu işi, sonucunu, sizi korumamı, karşılığını ben vericem, bundan emin olun, tüm bunları bana emanet edin her şeye vekil benim diye düşünebiliriz.                                                                                                                                                                                               

*

3/159  Öyle ki Allah’tan bir rahmetle271 yumuşak davrandın onlara; velev/fakat olsaydın kaba, haşin kalpli; mutlak saçılır/dağılırlardı çevrenden; öyle ki affet onlardan; ve mağfiret319 dile onlara; ve danış467 onlara emirde/işte; öyle ki azmettiğin zaman; öyle ki tevekkül79 et Allah'a doğru; doğrusu Allah sever tevekkül79 edenleri.

3/160  Eğer yardım ederse sizlere Allah; öyle ki olmaz galipler* sizlere; ve eğer terk ederse sizleri; öyle ki kimdir kimse ki yardım eder sizlere O’nun sonrasında; ve Allah'ın üzerine öyleyse tevekkül79 etsinler müminler27.   

*Yenen, üstün gelen, başarı kazanan.                                                                                                                                                                                               

                                                                                                                                             

3/159 Yüce Allah tevekkül edenleri severmiş 3/160 müminler tevekkül etsin der.                       

3/159 tevekkül ne ile ilişkilendirilmiş bakalım. Nebi Muhammed'in etrafında olanlar muhtemelen sadece inanlar için Rabb'imizin nasip ettiği rahmetle onlara yumuşak davran, kaba olsaydın etrafından dağılırlardı, onları affet, bağışlama dile ve işlerinde onlara danış der. Ve öyle ki azmettiğin yani bir engeli aşmaya karar verdiğin zaman Allah'a doğru tevekkül et der.

Yani Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendir, Yüce Allah'ın hudutlarını gözet manasındadır. Bura da da elinden geleni yap gerisini Allah'a bırak denmez. Çünkü elinden geleni yapma safhasında önce Allah'a doğru tevekkül edinilecek. Tevekkül, işi yapmadan önce işaret edilir.                                             

3/160 da da tevekkül etmesi gerekenler müminlerdir işareti gelir. Eğer Allah yardım ederse kimse o yardım edilene galip gelemezmiş, fakat Yüce Allah terk ederse de bu terkten sonra kimse   yardım edemezmiş o terkedilene. Sonrasında işaretimizi alırız. Ve, dedikten sonra der ki Rabb'imiz Allah'ın üzerine öyleyse tevekkül etsin müminler diye geliyor ayetimiz.                                           

Burada ki tevekkülde bir yetkilendirme, vekil kılma olayıdır. Rabb'imizi vekil olarak yetkilendiricez, bilicez ki bize yardım edecek, bilecez ki O bizi terk ederse bize yardım edecek olmayacak. Burada da henüz olay gerçekleşmemiştir. Rabb'imiz bilgilendirme yapmıştır. Bu veya buna benzer olaylarda kendisine tevekkül edilmesini öğretir. Yani birileri bir şey yapıp gerisini Allah'a bırakmamıştır çünkü henüz meydana gelen bir olay yoktur 3/160 özelinde.                                                                    

Burada aynı zamanda güvenmek, emanet etmek gibi de anlayabilmemize rağmen çoğu mealde bu kelimeye verdikleri dayanma manası yoktur. Meallerin hemen hemen hepsinde bu kelimeye dayanma manası verilmiştir. İncelemeye devam edelim bakalım böyle bir manaya ulaşacakmıyız. Böyle bir manaya ulaşssak dahi tekrar belirteyim bu kelimenin hemen hemen tüm geçtiği yere dayanma manası vermek kesinlikle yanlıştır.                                                                                                                                                                                                

*

4/81   Ve derler: "İtaattır"; öyle ki dışarıya adımladıkları zaman senin yanından; geceleyin kurdu/kuluçkaya yatırdı fikirlerini onlardan bir tayfa/grup; ki senin dediğin olmaksızın; ve Allah yazar geceleyin kurduklarını/kuluçkaya yatırdıklarını onların; öyle ki ilgini çek onlardan; ve tevekkül79 et Allah üzerine; ve kâfi geldi/yetti Allah bir Vekîl517 (olarak).                                                                                                                                                                

                                                                                  

Nebinin yanında itaat ettiklerini söyleyen bir grup, gittikten sonra geceleri nebinin dediklerinden farklı fikirler konuşuyor ve uzun vadeli karşıt bir şeyler tasarlıyorlarmış diye anlıyorum. Rabb'im yazıyormuş onların bu yaptıklarını, kurduklarını. Sen onlardan ilgini çek diyor Rabb'im ve tevekkül et Allah üzerine. Allah vekil olarak yeter diyor Rabb'imiz.          Sen onlara karşı elinden geleni yap gerisini bana bırak demiyor ya da onların yaptıklarına dayan demiyor. Ne diyor Rabb'imiz tevekkül et, vekil olarak ben yeterim.    

Beni vekil olarak yetkilendir, işleri bana emanet et, benim korumama güven diye anlamlandırabiliriz.                                                                                                                                         

 

*

5/11   Ey iman47 etmiş kimseler! Anın/zikredin78 Allah'ın üzerinize (olan) nimetini; yeltendiği zaman bir kavim/topluluk (ki) uzatmaya sizlere ellerini; öyle ki geri bıraktırdı (Allah) sizden ellerini onların ; ve takvalı21 olun Allah’a; ve Allah'a karşı öyle ki tevekkül79 etsinler müminler27.                                                                                                                                                                                                                                  

Tevekkül gene iman etmişlere gelir. Ayetlerden anladığımız tevekkül etmesi gerekenler Yüce Allah'ın hitabına göre iman edenlerdir. Burada da olay gerçekleşmiştir. İman edenlerden ellerini inanmayanlar çekmiş. Eziyet, zülüm, rahatsız etme, dininden döndürmeye çalışma v.s. Gibi eylemleri yapmalarına artık Yüce Allah izin vermiyormuş.                                                                                           

Tüm bunlar oldu artık takvalı olun ve Allah'a karı tevekkül edin der Rabb'imiz. Tevekkül içinde takvalı olmak gerektiğini de yine bu ayetten anlarız. Takva, vahiy ile korunma, Yüce Allah'ın kelamlarını bilip, o kelamlara göre hareket etme, Kur'an hudutlarında kalma demektir. Yani Kur'an'ı okumak, anlamak demektir. Demek ki tevekkül  edebilmek içinde gene Kur'an'ı bilmek gerekir.           

Rabb'imiz bu ayette artık rahatsınız, size dokunmayacaklar, öyleyse bundan sonra takvalı olun ve beni vekil edinin demektedir.

Bu olayın sonrasını düşünürsek eğer ikincil anlamlarla anlamlandırabiliriz. Allah işleri düzeltti ve beni vekil olarak yetkilendirin dedi. Yüce Allah bu vekillikte anladığım kadarıyla sonra olacaklar için bana güvenin, beni sorumlu tutun, bana emanet edin diye mesaj vermiş olabileceği de söylenebilir.

Bu ayette de elinizden geleni yapın sonra işleri Allah’a bırakın anlamı çıkmaz, işleri yoluna burada zaten Rabb’leri koymuş, dayanın anlamıda asla çıkmaz, işler yoluna girmiş dayanacak bir şey yok ortada.

*

5/23   Dedi iki adam korkan kimselerden (ki) nimet verdi Allah ikisi üzerine: "Girin onların üzerine kapıdan; öyle ki girdiğiniz zaman oraya;      öyle ki doğrusu sizler galiplersiniz; ve Allah'a karşı; öyle ki tevekkül edin eğer olduysanız müminler."                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                                        

Musa kavmine Yüce Allah'ın onlara uygun gördüğü, mukaddes kıldığı yere girmeleri emrini iletir. Fakat onlar Yüce Allah'tan gelen bu emire itaat etmezler. Aslında girmezlerse de hüsrana uğrayacakları da bildirilir bu kavme. Oraya girmemelerinin nedeni de orda bulunan kavmin çok güçlü olmasıymış. Burada daha öncede çok defa saçmalamış olan Musa'nın kavmi gene aklını kullanamamış. Emir Yüce Allah'tan gelir, oraya gir diyorsa girilecek, gir diyorsa elbette Yüce Allah yardım edecek, oradaki kavim Yüce Allah'tan kuvvetli mi?                                                                                              

5/23 ayetine geldiğimizde de bu korkanların içinden 2 kişi aklını kullanabilmiş ve kavme oraya girerseniz galip olursunuz diye Allah'ı zikrederder kavimlerine karşı. Sonrasında eğer mümin olduysanız Allah'a tevekkül edin derler. Gene tevekkül mümine gelir. Burada bir olay gerçekleşmemiştir. Gerçekleşecek olay için ve içinde bulundukları durum için tevekkül edin diye gelir.

Olay gerçekleşmemiş olan tevekkül Allah'ı vekil olarak yetkilendirin diye gelir ikinci olay için yani gerçekleşecek olay yani oraya girme noktasında ise gene Yüce Allah'ı vekil olarak atama ve bunun yanında ikincil anlam olarak, güvenme, sorumlu kılmak, emanet etmek, garanti etmek gibi anlamlarda verilebilir. Bu ayetimizde de tevekküle her mealde dayanmak diye verilen anlam çıkmaz. İçinde bulundukları olay var ve dayanılması gereken bir durum yok. Gerçekleşmemiş ama gerçekleşme emri gelmiş ve buna direnen kavim var burada da dayanma anlamı asla çıkmaz.                                                                                                                                                                    

*

           

7/89   "Muhakkak iftira402 atmış (oluruz) Allah’a karşı bir yalan244 eğer dönersek sizin milletinize301; zaman sonrası (ki) Allah kurtardı bizleri ondan*; olur değildir bizlere ki döneriz ona*; dışında ki diler Allah; Rabbimiz4!; kuşattı Rabbimiz4 her bir şeyi bir ilim (-le); Allah'a karşı tevekkül79 ederiz; Rabbimiz4! Aç aramızı ve arasını kavmimizin hakla/gerçekle; ve sen hayırlısısın açanların."

*Milletten.                                                                                                                                                                                                                 

                                                                                  

Kafir bir millete dönecek olursa inanlar Allah'a karşı iftira atmış olurlarmış, çünkü Allah kurtarmış onları ve onları inanan yapanda gene Allah'mış. Ancak gücüne karşı konulmaz olan Yüce Allah'ın dilemesi olursa dönerlermiş, onun harici asla dönmezlermiş o inanmayanların milletine. Yüce Allah'ın ilmi her şeyi kuşatır derler ve sonrasında Allah'a karşı tevekkül ederiz dedikten sonra da her iki kavmin yani inanan ve inanmayan kavmin arasını aç diye Yüce Allah'a çağrı yaparlar. Şuayb peygamberin kıssasından öğretir Rabb'imiz bu ayetinde.          

İki kısıma ayıralım ayetimizi. Tevekkül çağrısı öncesi ve sonrası olarak.                                                

İlk kısım inanmış bir topluluk ve inanmamış topluluğa dönmeme belirtilmesi ve yardım için Allah'a çağrı. Biz inandık, asla inanmayan topluma dönmeyiz ancak Allah dilerse ve Allah'a karşı tevekkül ederiz. Bu konuda ilahi yardım için hem Yüce Allah'ın tekrar o topluma dönmesini dilememesi hem de o toplumdan gelecek her şeye karşı bir tevekkül, yani Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirme söz konusu.

Giriş kısmında bahsetmiştik ya bir insanın haddi mi Yüce Allah’ı vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek diye düşünmüştüm, işte konuyu bu ayet üzerinden detaylandıralım ki yanlış anlaşılmasın ve netleşsin.

Kavram anlamındaki yetki vermek bir üstün astına, astın pozizyonunun bir üst kademesi ile yetkilendirmesi manasında asla değildir. Bir insanın gücü yetmediğinde yetmeyeceğine inandığında veya yettiği durumlarda bile Yüce Allah'ı ilahi destek için yardıma çağırması manasındadır. Yüce Allah’ı vekil yani yakın koruyucu olarak seçmesidir. Herşeyi Allah yarattı, her şey Allah’a dönecek, yalnız Allah’a tevekkül edilecek, yalnız Allah’a takvalı olunacak, Allah’ın her şeye gücü yeter öğretilerini bize öğreteni vekil olarak seçmektir. Bu da aynı zamanda özgür iradenin bir yanımasıdır. İnsan Allah’ değil başka bir şeye tevekkül etmeyi de seçebilecektir. Ama Yüce Allah yalnız bana tevekkül edin der. Der ama inananlara, müminlere gelir bu emir.

Bu ayette de bir durum gerçekleşmiş o durumu koruma isteği, çabası vardır. İlahı bir velilik söz konusudur.                                                                 

İkinci kısım yani tevekkülden sonra gelen istek ise bu iki kavmin arasının açılmasıdır. Mesafe olarak, ilişki olarak, ticaret olarak yani her şekilde bir ara açılması söz konusudur. Bunun içinde bir tevekkül söz konusudur. Gene Yüce Allah'ın vekilliği isteği vardır fakat ikincil anlam olarak bir istek mevcuttur. Bu istek içinde başta Yüce Allah'ın vekilliği ile beraber bu işten sorumlu kılınan, yetkilendirilen, işin emanet edildiği, iş ile ilgili süreçleri üstlenilmesi istenilen çok istedikleri bu işi garantileyecek olan yine Yüce Allah'tır.                                                                                                                      

Gene belirteyim bu açıklamalarıma rağmen açıklamalar yetersz gelip hala biz kimiz ki Allah'ı bir işten sorumlu tutucaz (işin olması, sonuca bağlanması süreci), yetkilendiricez, bir işi üstlenmesini istiycez diye düşünen varsa konuya bakış açısı ve Kur'an bütünlüğünün kişiye yansıması ile alakalı olabilir.

Şöyle yapalım, buraya kadar baktığımız, bundan sonra bakacağımız ayetleri ve ayet açıklamalarını da göz önünde bulundurup konu bağlamında şimdi soracağım 3 soruyu her kez bir düşünsün.

Soru 1 – Allah'a emanet ol deriz. Peki biz kimiz ki, Allah'a emanet veriyoruz?

Soru 2-  Kendimiz de,  emanet ettiğimiz de zaten Yüce Allah'ın değil mi ?

Soru 3- Biz kimiz ki Allah'a çağrı yapıyoruz ? Allah’ı çağırıyoruz ?

Soruları tevekkül kavramının anlamını pekiştirmek adına sordum. Yoksa Yüce Allah zaten bizlere her şeyin kendisinin olduğunu, herkesin onun kulu olduğunu, herşeyin O’na döneceğini, Allah’a borç vermenin ödülünün büyük olduğunu, rızkı veren Allah oluğu halde insanları faydalandırmamız gerektiğini, halis bir şekilde, dini yalnız Allah’a kılarak kendisini her konuda çağırabileceğimizi hatta çağırmamız gerektiğini öğretti Şerefli Kur’an’ımızda.

Heralde kafalarda biraz oturmuştur.

 

Tüm bu yetkilendirme, vekil kılma, iş emanet etme, iş üstlenmesini isteme gibi tüm bu durumlar aciz olan insanın Yüce Allah'tan ilahi yardım istemesidir. Gücümüzü aşar bir çok şey      ve aşmadığı durumlarda da elbet Yüce Allah'tan istekte bulunabiliriz.

Şahsım adına diyorum ki ; Elbette Yüce Allah'ı yetkilendiricem, işimi Yüce Allah'a emanet edicem, Yüce Allah'ı vekil kılıcam, işten sorumlu tutucam (işin olması, sonuca bağlanması süreci), bu konular hakkında ben kimim ki başkasına güvenicem, beni yaratan, fıtratımı belirleyen, makamından ve uyarısından korktuğum, huşu ve haşyet duyduğum sadece O’na kul, köle olduğum Yüce Allah dururken, bu haddime mi?                                                

Başka birini arasam zaten inan biri olmaktan çok uzak olurum. Allah'tan başka yardım edicek, sığınabileceğim, veli edinebileceğim, vekil edinebileceğim her hangi bir şey düşünebilirmiyim. Rabb'im ne güzel Mevla, Ne güzel Nasirdir.                                                                                                                                                                                                                 

*

8/2  Ancak müminler27; kimselerdir (ki) zikredildiği78 zaman Allah; korkuyla/ürpertiyle dolar kalpleri onların; ve okunduğu zaman üzerlerineO’nun ayetleri; ziyade eder* onlara bir imanı47; ve Rablerine4 karşı tevekkül79 ederler (onlar).                                                                                                  

*Ayet.                                                                                                                                                                                              

                                                                      

Buraya kadar tevekkül kavramı hakkında Yüce Allah'ın bizlere verdiği işaretlerden, öğretilerden genel bilgiyi edindik. Bundan dolayı çalışmamızın bu kısmından sonrası için farklı bir işaret görmediğimiz takdirde ayetleri konu bağlamında ve kavram özelinde kısaca geçicez. Farklı bir mesaj, öğreti bildirirse Rahman'ımız onları detaylı inceliyez. Bu şekilde devam edicez.                                                  

Müminlere gelir, Yüce Allah'ın zikri ile Allah ve hudutları öğütlendiğinde müminlere Yüce Allah'a duyulan huşu ve haşyet artar, kalpleri ürperir Yüce Allah'ın kelamları okunduğunda bu ayetlerle bu müminlerin imanı artar. Ve Rabb'lerine tevekkül ederler.

İmanları ve Allah'ın hudutlarına bağlılık konusunda Yüce Allah'ı vekil olarak atarlarmış. İlahi yardım isterlermiş, bu durumlarının devamlılığı konusunda Yüce Allah'a güvenir, imanlarını Yüce Allah'a emanet ederlermiş. Görüldüğü gibi ayetlerde kelimenin kök manasında da olduğu halde tevekkül geçen ayetlerde bu kavram için dayanın manası yoktur. Her tevekkül gördükleri yere dayanın yazmanın da bir manası olmadığı gibi. Ayrıca Rabb'imin mesajını yamultmaktır bu. Kavramın anlamını saptırmaktır. Hiçbir şey bilmiyorsan, her kes dayanın diye çevirdi diye dayanın yazmazsın, tevekkül yazarsın bırakırsın okuyan anlamlandırsın.

*

8/49   Dediği zaman münâfıklar26 ve kimseler (ki) kalplerindedir175 bir maraz/hastalık: "Aldatmış bunları dinleri122"; ve kim tevekkül eder Allah'a karşı; öyle ki doğrusu Allah bir Azîz’dir37; bir Hakîm’dir9.                          

                                                                                             

Münafıklara karşı kim Allah'a karşı tevekkül ederse, Allah Aziz'dir, Hakim'dir. Munafıklar yani iki yüzlüler, yani senin yanındayken senden başka yerde de başkasındandırlar. Aslında düşünceleri başkadır ama sana senden gibi görünerek senin sevgini, saygını kazanıp seni yoldan çıkarmaya çalışanlar. Çok tehlikeli kimselerdir münafıklar. Bu münafıklara karşı kim tevekkül ederse Allah'a yani bunlara karşı korunmak, doğru yolda, Allah'ın hudutlarında kalabilmek için kim Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirirse, Yüce Allah'ın vekilliğine sığınırsa, Yüce Allah'ı yardıma çağırırsa Yüce Allah Aziz'miş yani güç yetiren yani bu kimselere vekil olmaya yani yakın koruma sağlamaya, münafıklardan korumaya güç yetirenmiş.                                                                                              

Birde bu konu özelinde de Yüce Allah' Hakim'miş. Bilge imiş, bilgelikle hükmedermiş. Bu kimseleri münafıklardan ayırmak ile kalmaz, aralarında bilgelikle hükmeder, doğru yolda olana ilim nasip eder, bu münafıkların insanı doğru yoldan çıkarmamasını sağlamakla beraber hesap zamanı geldiğinde her iki grubada karşılığını tam ve eksiksiz verir.                                                                              

Yüce Allah hem bize yardım edecek, hem de yoldan çıkmama gayretlerimiz için ekstra ödüllendirecek diye anlamlandırabiliriz. Daha önce bahsettiğimiz ayet sonlarındaki Yüce Allah'ın kendi isimlerin, belirtmesi o ayete anlam bakımından büyük derinlik ve anlam kazandırmaktadır.

Ayrıca ikincil anlam olarak bu münafıklardan Yüce Allah’a sığınma anlamı da çıkabilir.  

*

8/61   Ve eğer yöneldilerse selâma748; öyle ki yönel sen (de) ona*; ve tevekkül79 et Allah'a karşı; doğrusu O; O'dur Semî41; Alîm8.                     

*Selâma.                                                                                                                                                                                                      

                                                                      

Allah'ın düşmanları selama yani esenliğe, barışa yöneldilerse sen de o şekilde davran der Yüce Rahman nebilerimizden nebi Muhammed'e. Elbette bizlere de gelir bu ayet ve öğretisi. Bu durum sonrası tevekkül et Allah'a karşı, Allah işitendir bilendir diye bizlere öğretir. Yani bu durum sonrası sende onlar gibi barışa yönel ve bu konu ile ilgili ayrıntılar için ise Allah'ı vekil olarak ata. Yüce Allah en doğru olanı yapacağından bu konuyu Allah'a emanet et, yetkilendir, güven gibide anlamlandırabiliriz. Bu barışın barış olarak kalması bu süreçte yaşanacaklar veya barışın savaşa dönmesi ve bunun yansıması ile sonuçları gibi her şey için Yüce Allah'a tevekkül edilecek, Yüce Allah yetkilendirilecek, ilahi yardım istenip, konu, bir manada Yüce Allah'a havale edilecek.

Bu ayette bir manada bu konu için alt mana olarak sen elinden geleni yap gerisini Allah'a bırak manası da çıkabilir belki. Bu durum da bazı durumlarda mesela bu ayet özelinde alt mana olarak doğru olacaktır. Ama tevekkül kavramının asıl anlamı ayetlerden de anladığımız gibi bu değildir. Asıl anlamı haricinde ikincil anlamlar ve alt anlamlar da bazı ayetlerde karşımıza çıkıyor.

Fakat Rabb'imin tevekkül kavramı için bize asıl işaret ettiği ana anlam ise vekil olarak atanma, yetkilendirme, vazifelendirme şeklinde nerdeyse tüm ayetlerde karşımıza çıkmaktadır.                                                                                                                                                            

*

9/51   De ki: "Asla isabet etmez bizlere Allah'ın bizlere yazdığı dışında; O'dur mevlâmız*"; ve Allah'a karşı; öyle ki tevekkül79 etsinler müminler27.          

*Sahibimiz. Mevlâna kelimesi "sahibimiz" demektir. Bazı kimselerin bu şekilde çağrılması katıksız şirktir.                                                                                                                                                                                  

                                                          

Tevekkül ve müminler işaret edilir bu ayetimizde gene. Rabb'imizin bize yazdığı dışında bize bir şey isabet edemez diyor Rabb'imiz. Doğru söyledi Allah. O zaman tüm her şey için Yüce Allah'ı bir vekil olarak kabul etmek, yetkilendirmek yani tevekkül etmek kadar mantıklı bir şey olamaz.

Asla isabet etmez bizlere Allah’ın bizlere yazdığı dışında konusunu kader konusunda inceliycez. Bu sapkın olan kadercilik anlayışına delil olarak gösterilir. Her şeyi Allah yazdı, yazdığından başkası olmaz, kaderde varmış ne yapalım gibi manaya asla gelmez bu ayet. Detaya girmeyeceğim konu başlığında inceleyelim ama eğer bu şekilde olsaydı bize Kur’an verilmesinin, dünyanın sınav olmasının, kitaptan sorulmamızın, özgür irademizin, yaşamımızın, ölümümüzün, ibadetlerimizin, ceza veya ödülün gibi gibi bir anlamı olmaz dı ki Rabb’imiz burada tamamen farklı bir şey anlatıyor.

Daha detaya girmeden konuyu tamamiyle inceleme taraftarıyım o bakımdan şimdilik tam netleştirmeden kader kavramını bu kadar ile geçelim.   

*

10/71  Oku onlara Nûh'un haberini; dediği zaman kavmine/toplumuna: "Ey kavmim/toplumum! Eğer ağır/külfetli gelmiş olduysa üzerinize kıyamım/dikilmem143; ve zikretmem78 Allah'ın ayetlerini454; öyle ki Allah’ın üzerine tevekkül79 ettim (ben); öyle ki cem edin/toplayın kendi emrinizi ve şirk koştuklarınızı; sonra olmasın emriniz sizlere bir gam/keder; sonra tamamlayın (emrinizi) bana karşı; ve göz açtırmayın bana."                                                                                                                                                                      

                                                                      

Muhammet kavmine Yüce Allah'ın ayetlerini zikrederken Nuh'un haberlerini oku der. Bu ayetler ve bu din için, dini ayağa kaldırmak için harekete geçmem Yüce Allah'ın öğütlerini size hatırlatmam size ağır geldiyse öyleyse bilin ki ben Allah'ın üzerine tevekkül ettim. Yani bana bu işi Rabb'im verdi. Ben bu işi elimden geldiğince yapıcam her ne olursa olsun. Bu konu için Allah'ın üzerine tevekkül ettim, Allah'ı vekil yetkilendirdim. Der ve sonrası toplayın kendinizden olanları ve şirk koştuklarınızı ki Allah'ın bu emirleri size ağır gelmesin sonra da hakkımda verdiğiniz kararı bana göz açtırmadan hemen uygulayın der nebi.

Nebimiz bir topluluğa karşı korkmadan nasıl böyle konuşabildi. Cevap Allah'ın üzerine tevekkül etti. Rabb'ini vekil olarak vazifelendirdi. Gene belirtelim bu yetkili kılmak, atamak, vazifelendirmek bir ilahi yardım istemedir. Yoksa haşa Yüce Allah'ı bir şeyi yapmaya zorlamak asla değildir. Bu ayette de bir olay gerçekleşmiş, Yüce Allah'ın ayetleri gelmiş, onlar tebliğ edilmiş. Ben bana verilen görevi yapıcam bu konuda da Allah'ın üzerine tevekkül ederim diyor.

Sonrasında da onların yapacaklarına karşı da bir tevekkül vardır. Buda henüz gerçekleşmemiş bir olay içindir. Eğer böyle bir durum oluşursa diye bir tevekküldür. İlk anlam yine vekil olarak Yüce Allah'ı atamadır. İkincil anlam ise bu atamadaki ilahi yardım gereği bir güvenme, sığınma, emanet etme, sorumluluğu üstlenme aşamasında işin olmasını garanti edilmesi manaları da çıkabilir.                      

Alt anlam olarak ayetin ikinci kısmı için yani tevekkül ettim dedikten sonrası için işin gidişatı kısmını Yüce Allah'a bırakmış olarak da düşünülebilir. Muhammet kendi işini yapacak sonra olacaklar için ise yani inanmayanların kendisine veya dine yapabilecekleri için tamamen Yüce Allah'a bırakmıştır ki bu da gene bir yetkilendirmedir.                                                                                                                                                                                                                                                

*

10/84  Musa dedi ki: "Ey halkım! Eğer Allah'a iman etmişseniz ve O'na teslim olmuşsanız, o halde O'na tevekkül edin."

10/85  Dediler ki: "Biz, Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabb'imiz! Bizi zalim halk için bir fitne yapma."                                                                                                                                                                          

                                              

İman eden tevekkül ediyor. Mümin olan tevekkül ediyor. Teslim olan tevekkül ediyor. Demek ki tevekkül etmek veya edebilmek veya Yüce Allah'ın bunu kabul etmesi için bir inanan olmalıyız.

Zaten Yüce Allah yalnız inananların velisi olduğunu kafirlerin velisi olmadığını Rabb'imiz bize öğretmişti. Musa'nın kavmi firavun ve zulmünden ve onlara bir sınav vesilesi olmaktan Yüce Allah'a tevekkül ediyorlar.

İlk anladığımız bu konular için Yüce Allah'ı yetkilendiriyorlar ki zaten doğru olanın da bu olduğunu anlamıştık. Sonra ikincil anlam olarak gene güvenmek, konuyu emanet etmek, sığınmak gibi de düşünülebilir. Sığınmak diye bahsediyorum ama bu kelimenin kök anlamında bu yoktur. Bu şahsi düşüncemdir. Bazı ayetlerde bana bu çağrıştırsa da kök anlamlarında olmadığından bu şahsi düşüncem doğru olmayabilir diye de net bir şekilde belirtmiş olayım. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                        

*

16/41  Zulme uğramalarından sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, kesinlikle dünyada iyi bir yere yerleştiririz. Ahiret ödülü ise daha büyüktür. Keşke hicretten geri kalanlar bunu bilselerdi!

16/42  Onlar, sabreden kimselerdir. Rabb'lerine, tevekkül edenlerdir

29/59  Onlar, sabreden ve Rabb'lerine tevekkül edenlerdir.                                                                                                                                                                             

                                                          

Bu ayetlerden bir dayanma anlamı olduğu söylenilebilse de asıl konu sabırdır. Sabır aslında metanetle direnme, dengeyi korumadır. Bu manada bir dayanma söz konusu olabilir. Gene de bu bence asıl anlam değildir. Zulme uğrama, hicret etme konusu özelinde bir dayanmadan söz edilse bile asıl anlam 16/42 de tevekkül kelimesi ile tüm bu olaylar sırasında ve sonrasında Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirme diye düşünüyorum.

29/59 ayetindeki onlarda iman eden ve salihatı yapanlardır. 16/41 ve 42 deki sabır ve tevekkül çıkarımlarımız bu ayet için de geçerlidir.                                                                                                                                                                                                                                

*

39/38  Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Elbette Allah." Diyecekler. De ki: "O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz ilahlar, eğer Allah bana bir sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel olabilirler mi? Veya Allah bana bir rahmet dilese, buna engel olabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter!" De ki: "Sığınıp güvenmek isteyenler, yalnızca O'na sığınıp güvensinler."                                                                                                                              

39/38 Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda le yekulunnallah, kul e fe raeytum ma ted'une min dunillahi in eradeniyallahu bi durrin hel hunne kaşifatu durrihi ev eradeni bi rahmetin hel hunne mumsikatu rahmetih, kul hasbiyallah, aleyhi yetevekkelul mutevekkılun.                     

                                                                                                                                             

aleyhi yetevekkelul ( وكل )  mutevekkılun ( وكل ).   Tevekkül edenler O'na tevekkül etsinler.                                                           

                                                                      

Aynı kelime aynı kök. Tevekkül edecekler Allah'a tevekkül etsinler. Tevekkül edilecek yalnız Yüce Allah'tır ama inan bir kimse için. İlk anlam Yüce Allah'ı vekil olarak yetkilendirme, ikincil anlam güven, garantilemek, emanet etmek ve alt anlam ise sığınma olduğu kanaatindeyim. Bu ayette de dayanma anlamı çıkmaz.      

Sığınıp güvenmek yazılacağına tevekkül edenler O’na tevekkül etsinler yazılsa da, okuyan tevekkülün kavram anlamına baksa, sonra ayeti de okuduğunda ona nasıl hitap ediyosa o şekilde anlasa daha doğru olacaktır kanaatindeyim.

Bana bu ayette tevekkül edecekler O’na tevekkül etsinler diye öğretilenin bir vekil edineceksen Yüce Allah’ı vekil olarak yetkilendir anlıyorum. Bu ayetten tevekkül ile ilgili çıkarılacak tüm sonuçları zaten kapsıyor. Güvenmek, emanet etmek, atamak, vazifelendirmek, sorumlu kılmak, yetkilendirmek, yakın koruma, üstlenmek, kefil olmak, garanti etmek gibi.

 

*

Yalnız Yüce Allah'a tevekkül edilmesi ile ilgili birkaç ayetimize bakalım, akledelim.

 

9/129  Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."                                 

*Yüce Allah bize yetiyor, tek ilah Yüce Rahman'ımız, büyük arşın sahibi Yüce Allah. Elbette yalnız Allah'a tevekkül edicez. Rabb'imizi yetkilendiricez bir vekil, bir yakın koruyucu olarak. O'na sığınıp, ona güvenip, on emanet olucaz.

 11/56 "Ben, benim de Rabb'im sizin de Rabb'iniz olan Allah'a tevekkül ettim. Hiçbir canlı yoktur ki O'nun buyruğunda/kontrolünde olmasın. Kuşkusuz Rabb'im dosdoğru bir yol üzerindedir."                                                

*Her canlı Yüce Allah2'ın buyruğunda ise her konu da da Yüce Allah'ı yetkilendirmek elbette en doğru olan olacaktır.                                                                                                                                                                                                                        

11/123 Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse yalnızca O'na kulluk et ve yalnızca O'na tevekkül et. Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.                                                     

*Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aitse, her şey ona döndirilüyorsa, her şeyden haberdarsa elbette Yüce Allah'a tevekkül edilmesi en mantıklısıdır.                                                                        

12/67  Ve "Ey oğullarım! Aynı kapıdan girmeyin, her biriniz ayrı bir kapıdan girin. Allah'ın takdirine karşı size bir faydam olmaz. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edecek olanlar O'na tevekkül etsinler." dedi.

14/11  Resulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi beşeriz. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."

14/12  "Bize ne oluyor ki Allah'a tevekkül etmeyelim? Üstelik bize yollarımızı göstermişken. Elbette biz, bize yaşattığınız sıkıntılara sabredeceğiz. Tevekkül edenler de yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."

26/217 Mutlak Üstün Olan'a, Rahmeti Kesintisiz Olan'a tevekkül et.  

25/58  Ve tevekkül79 et diri olana; ki ölmez; ve tesbih31 et hamd3 ile O’nu; ve kâfidir/yeterlidir (Allah) ona (elçisine); kullarının günahların(-dan) haberdar (olmasıyla).

33/3   Ve tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).

33/48  Ve itaat etme kâfirlere25 ve münâfıklara26; ve veda et* eziyetlerine onların; ve tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).                                                                                                            

*Terk et/yere bırak eziyetlerini onların.                                                                                                                                                                                                                      

64/13  Allah! Kendisinden başka ilah olmayandır. İman Edenler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.                                                                                                  

*Yüce Allah'a karşı tevekkül edince, Allah'ı vekil olarak yetkilendirdiğimizi ve vekil olarak Yüce Allah'ın yeteceğini bizlere öğreten ayetlerimizdir.                                                                                                                                                                                                                               

                                                                                                                                             

 

*

Son olarak nispeten farklı öğretilerle gelen, içinde tevekkül geçen ayetlerimize bakıp tüm tevekkül kavramı geçen ayetleri almış olarak konumuzu Rabb’imizin izni ile bitirip, tevekkül kavramını netleştirelim, akledelim.

 

 

16/99  Kuşkusuz, iman etmiş ve Rabb'lerine tevekkül eden kimseler üzerinde, onun bir sultanlığı yoktur.


42/36  Size verilen her şey, geçici dünya hayatının geçimliğidir. İman edip, Rabb'lerine tevekkül edenlere Allah katından verilecek nimetler daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.


65/3   Ve rızıklandırır (Allah) onu* (erkeği) hesaplamadığı/düşünmediği yerden; ve kim tevekkül79 etti Allah'a karşı; öyle ki O (Allah) hesap eder** ona*; doğrusu Allah ulaştırır kendi emrini; muhakkak (ki) yaptı Allah her bir şeye bir kadrân654.

 

*Erkeğin rızıklandırılmasının işaret edilmesi anlamlıdır. Boşanmalarda erkek boşadığı kadına karşı cimrilik etmemelidir. Kadının ihtiyacı varsa mutlak karşılamalıdır. Yüce Allah onu (erkeği) hiç de hesaplamadığı bir yerden rızıklandırır.   

**İnsanın hesaplayamayacağı şeyleri Rabbimiz hesaplar. Ona gereken rızkı verecek olan mekanizmaları hesaplar ve gerçekleştirir.         


11/88  "Ey halkım! Bana söyleyin! "Ya ben Rabb'imden kanıt içeren apaçık bir bilgiye sahipsem; kendinden bana iyi bir rızık vermişse! Vazgeçmenizi istediğim şeyleri, kendim yapmakmistemiyorum. Sadece gücümün yettiği kadarıyla düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'tandır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve yalnız O'na yöneldim." dedi.


13/30  Kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim Rabb'imdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim, tevbe O'nadır."


27/79  Öyleyse Allah'a tevekkül et. Kuşkusuz sen, apaçık gerçek üzerindesin.


42/10  Ve kendisinde ihtilafa/anlaşmazlığa düştüğünüz bir şeyden; öyle ki hükmü onun Allah’adır; işte sizlere Allah; Rabbim4!; O'na tevekkül79 ettim ve O'na sürekli dönerim.


58/10  Kuşkusuz gizlilik içinde yapılan görüşmeler, İman Edenler'i üzmek için şeytancadır. Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça onlara bir sıkıntı verecek değildir. Öyleyse Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler.


60/4   Muhakkak oldu sizlere güzel bir örnek/bir rol model İbrahim'de; ve onunla birlikte (olan) kimseler (de); dedikleri zaman kavimlerine/toplumlarına:“Doğrusu bizler uzaklaşanlarız sizden ve Allah'ın astından kulluk46 eder olduğunuzdan; örttük/gizledik/inkar ettik sizleri; ve görünür oldu/açığa çıktı bizim aramızda ve sizin aranızda ebediyen/sürekli  

bir düşmanlık ve nefret; ta ki iman47 edersiniz bir tek Allah'a”; dışındadır sözü İbrahim'in babası için ‘Mutlak mağfiret dilerim sana; ve güç yetirir değilim sana Allah’tan (gelen) hiçbir şeye’; “Rabbimiz4! Sana tevekkül ettik; ve sana yöneldik; ve sanadır son varış.”


67/29  De ki: "O, Rahmeti Kesintisiz Olan'dır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz."                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                                                                           

 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

 

 

3En yüce övgü/methetme.                                                                  

 4Efendi, komuta eden                                                             

 8Bilen.                                                            

 9Bilge/bilgelikle hükmeden                                                                  

 21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.                                                              

 25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır.                                                                   

Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.                                      

 26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü.                                                           

 27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.                                                            

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.                                                       

 31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.                                                                  

 37Güç yetiren.                                                            

 41İşiten.                                                                     

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

  47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.                                                           

 54Ölçü. Saatlerde bulunan gösterge aslında bir ölçüyü, hesabı gösterdiği için kadran olarak isimlendirilmiştir.

 78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.                                                                 

 79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.                                               

 122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

 143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

 175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir                                                                      

hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin

kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir. Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.                                              

 244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.

 301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat.                           

 319Bağışlama, affetme.                                                          

 402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun                                                                 

resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek                                                              

 454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.                          

 467Kur'an müminlere şura/danışma temelli bir sistem önermektedir. Diktatör bir adamın kendi seçtiği 3-5 danışmanla toplumu yönetmesi asla işaret edilmemiştir. İlgili ayetlerde 'onlara' zamiri geçtiği için, 'onlara' zamiri içine toplumda yaşayan tek bir birey bile dahil olmak zorunda olduğu için Yüce Allah'ın emrine uyarak toplumdaki her bir bireyin katkı sağlayabileceği bir sistem kurulmalıdır.                 

 517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.      

 748Esenlik ve güven durumu.  Selâmet. Korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu.    



EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.                                                       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder