27 Ağustos 2025 Çarşamba

YÜK TAŞIMA

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                             

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                             

                                                          

                                                          

                                                          

                                                          

YÜK TAŞIMA      

 

 

Yük taşıma ile ilgili olacak bu çalışmamız elbette fiziksel bir yük değil, kişinin kendi elleriyle yaptığı sonucu elde ettiği kazançlardır diyebilsek de spesifik olarak bu yüke günahlar dememiz sanırım daha doğru olacaktır. Fakat bir sıkıntı eziyet, karşılığı ceza olacak yükler için bunu söyleyebiliriz. Bunun aksine sevaplar, iyi şeyler gibi şeylere de yük demek yanlış olmayacaktır. Bunlarda kendi ellerimizin yaptıkları sonucu kazanç olarak elde ettiklerimizdir, yükleniriz bunları da ama bunlar karşılığından hoşnut kalacağımız yüklerdir.

Şerefli Kur'an'ımızda kimsenin bir başkasının yükünü taşıyamayacağını net bir şekilde anlamakla beraber, saptıranlarında sapanların yükünden bir kısmını yüklendiklerini anlarız. Elbette bu saptıranların yüklendiği yük, sapanların yükünden bir kısmını alıp da sapanların yükünü hafifletmek şeklinde değil, sapanları saptıranların, saptırdıkları şeyler için kendi elleriyle yaptıklarının yükleridir. Yani sapmalarına neden oldukları kısım yüküdür ki bu ekstra bir yüktür, sapanlardan alınıp da, sapanların yükünün azaldığı bir olay asla değildir. Ama saptıranlara yansıması burdan da bir pay yüklenmeleridir.                                      

Yük olayı aslında manevi bir sorumluluktur demek yanlış olmaz. Çünkü yük her zaman asıl sahibinin üzerinde olarak Şerefli Kur'an'ımızda kendini gösterir.                                    

Bu bağlamda toplumsal sorumluluk farkı vardır. Mesela dünyada birinin suçunu yüklenmek, yalancılığa ve yalancı şahitliğe gireceği gibi, başkalarına Kur'an hudutları içinde yardım etmek yani es salihat yapmak da başkasının günahını yüklenmek veya yükünü yani günahını taşımak anlamına gelmez.

Yani yardım etmek, sorumluluk üstlenmek ile insanları saptırmak, saptırmak için çabalamak veya Kur'an hudutlarında olmayan bir şeyi yapan birinin suçunu üstlenmek gibi şeyleri birbirinden ayırmamız lazımdır.                                    

Kısaca şöyle özetleyebiliriz konumuzu;                                    

Bireysel sorumluluklarımız nettir. Herkes kendi yükünü taşır. Bu yüke sadece günah dememiz de doğru olmayacaktır kanaatindeyim. İyilik, sorumluluk veya sevap gibi şeyleri de yüklenebiliriz ki bu iyi bir yüktür diye düşünüyorum. Kimse kimsenin yükünü yüklenememesi esas olmakla beraber, saptırmanın getirdiği ek yük de Biricik Kur'an'ımızda bize öğretilir.                                           

Birini saptırdıysak kısmen ondan sorumluyuzdur ve sorumlu olduğumuz kısım için ekstra yük yükleniriz fakat saptırdığımızın yükünden değildir bu yük.                                             

Yaptıklarımızın hardaldan bir tane ağırlığınca da olsa bu da bir kaya içinde olsa veya göklerde olsa bile Allah bunu ortaya çıkaracaktır diye Rabb'imizin öğretisini unutmadan bu bilinçle yüklendiğimiz yüklere dikkat etmemiz gerekir.  

Bunun içinde bilmediklerimizi bize öğreten, her şeyi bilen Rabb'imizden bizim için bir zikir, bir hidayet, bir lütuf, bir şifa, bir nur, bir yol gösterici, bir doğru yola klavuz ve bizim için daha bir çok şey olan Kur'an'ımıza bakmalı, öğrenmeli, hafızamızda devamlı canlı tutabilmek için salatı ikame etmeli ve eğer yapabiliyorsak ki yapmaya gayret göstermeliyiz, biricik Kur’an'ımızı bir ders kitabı gibi çalışmalıyız.

Diye hatırlattıktan sonra Rabb'imizin izni ve dilemesi ile, Rabb'imizden bizlere Furkan ve Kur'an ilmini nasip etmesini temenni ederek ayetlerimizi incelemeye başlayalım.                                             

                                                                                  

YÜK TAŞIMA - YASİN ÖZKAN 

 

2/41   Şu; bir ümmet305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandıkları; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.                     

                                              

Ümmet yani ortak değerlere sahip olan bir kısım topluluklar, kendi değerlerine, kendi yaptıklarına göre değerlendirileceklerini, ne kazanacaklarsa iyi veya kötü, cennet veya cehennem, kendi yaptıkları ile olacağını ve ne o ümmetin nede başka ümmetlerin birbirlerinin yaptıklarından sorulmayacağını açıkça anlatır ayetimiz.                        

Bunu toplumsal olarak düşünebiliriz aynı zamanda kişisel olarak da alabiliriz. Sonuçta kişiler toplumları oluşturur. Bir toplumda bulunan, aynı değerlere sahip olan gruplar mevcuttur.                       

Örneğin din olarak konuşursak bir kısım ümmet, Yahudi, bir kısmı Hristiyan, bir kısmı ehli sünnet, bir kısmı alevi, bir kısmı da mototesit, hanif, tek Allah, yalnız Kur'an diyen ümmetlerdir.

İşte tüm kesimler kendi yaptıklarının sonucunu görecekler, birbirlerinin yaptıklarından sorumlu olmayacaklar, ne kazanacaklarsa bu kendilerinin yaptıklarının sonucu olacak.

Bu olayı sadece şu an mevcut olan, hayatta olan insanlar olarak sınırlamayalım. Ayetin başına bakarsak gelip geçen tüm ümmetler bu işin içine dahil olduğu gibi anlarız ki gelip geçecek diğerleri de bu işin içine dahil olacaklardır.        

Din elbette kişiseldir, kendi yaptıklarımızın sonucunu görürüz fakat şunu unutmayalım, kendimiz Kur’an deyip, şirk koşmuyoruz deyip, Müslümanız deyip, dinimiz İslam deyip de, tabi olduğumuz ümmet bu kesim değilse, ağzımızla bunları söyleyip bu sapkın kesime uyuyor, bu uyduruk dinlerin öğretilerine tabi oluyorsak işte bizim Kur’an ile bir alakamız yoktur. Kıblemiz müşriklerin kıblesidir. Yani onların yönüdür. Kim bunlar defalarca konuştuk. Detaya girmiycem ama her defasında da tekrarlamaktan vazgeçmiycem, Kur’an harici dinde hüküm koyanlar, koyduranlar ve bunlara uyanlardır.

İşte, vay o musallinlerin haline…….      

 

*

2/286  Mükellef kılmaz Allah bir nefse201 kendi kapasitesi dışında; onadır (o nefsedir) kazandığı; ve aleyhinedir (o nefsin) kazandığı; "Rabbimiz! Tutma bizleri (mükellef) eğer unutursak ya da hata edersek; Rabbimiz! Ve yükleme üzerimize bir ağırlık; bizden öncekilerden kimselerin üzerine yüklediğin gibi; Rabbimiz! Ve yükleme bizlere, kendisine takat/dayanma gücü olmayanı bizlere; ve affet bizleri; ve mağfiret et bizlere; ve rahmet et bizlere; sensin Mevlâmız68; öyle ki yardım et bizlere kâfirler kavmine/toplumuna karşı."                         

                                              

Bu ayette de daha önce bahsettiğimiz gibi Yüce Allah bir kimseyi kapasitesi dışında ne dinde, ne rızık kazanmada, ne taşıyacağı yükte gibi aklımıza gelen yada gelmeyen, bildiğimiz veya bilmediğimiz, yada bilemediğimiz hiçbir şeyde mükellef kılmıyor. Konuyu belki hatırlarsınız. Bir çıkarımım olmuştu. Bu ve bunun gibi ayetler özelinde Rabb'imiz bize taşıyamayacağımız bir yük vermiyorsa eğer, kapasitemiz dışında bizi herhangi bir şey ile mükellef kılmıyorsa eğer, insanlar olarak bizim de birbirimiz ile ilişkilerimizde arkadaş arkadaşa, patron işçi, ebeveyn evlat, evlat ebeveyn, öğretmen öğrenci v.s. gibi ilişkilerde ve konularda bizimde bunu uygulamamız gerekir düşüncesindeyim. Elbette  kesin olarak söyleyebilirim ki bu asla Allah'tan gelen direk bir emir değildir, sadece benim ahlaki bir çıkarımım, ahlaki bir ilke olarak yapılmasının uygun olacağını düşündüğüm şahsi çıkarımımdır.         

Bu ayet özelinde detaya girmiştik. Kısaca burada da bahsedersek, Yüce Allah mükellef kılmıyor kimseyi kapasitesi dışında, herkesin kazandığı kendine der Rabb'imiz. Ayrıca bir Allah'ı çağırma örneği de ayetimizde mevcut. Kimseler Allah'a dua ederler, hataya düşüp unutursak bizleri bu hatamızdan gelecek yükler için mükellef kılma derler. Ve yükleme bir ağırlık bizden önceki kimselerin üzerine yüklediğin gibi derler.                                  

Bu kısımdan anladığım bu dua eden kimsele,r daha önceki kimselere Allah'ın, kendilerine uygun gördüğü yükten daha çok yük yüklediğini görmüşler, biliyorlar ve bu şekilde söylüyorlar diyebilirim. En doğrunu Yüce Allah bilir. Elbette Yüce Allah insanlara zorluk istemez. Bu öncekilerin yükü de onların kaldırabileceği boyutta olmalıdır ama bu dua edenler biraz daha hafifletilmesini isterler.             

Burada bahsedilen yükü bir zorluk, bir taşımak zorunda olunan ağırlık, bir külfet, bir zorluk gibi değerlendirmeyin. Bu eğer mümin isek elbette yönümüzü, tarafımızı belli etmek için, tek Allah'a            iman ettiğimizi belli etmek için, Allah'ın öğrettiği şekilde yaşamak, ibadet etmektir aslında. Bu konular doğrultusunda kaldırabileceklerinden fazlasının üzerlerine sorumluluk olarak verilmemesi talebidir.

Elbette icra edeceğimiz her şey için Yüce Allah'tan yardım istemek çok doğru bir harekettir. Aslında her şey için yardım istemeliyiz, yapabileceklerimiz ve yapamayacaklarımız da dahil. Yalnız bilmediğimiz bir şeyi, Allah'tan istemekten ve bilmediğimiz bir şeyden Yüce Allah'a sığınmayı da unutmayalım derim ben.                          

Ayetimizin sonunda da sensin Mevla'mız diyerek Yüce Allah'tan kafirler toplumuna karşı yardım isterler. Tek Mevla Yüce Allah'tır.

*

6/31   Muhakkak hüsrana uğradı kimseler (ki) yalanladılar Allah (-la) karşılaşmayı; ta ki geldiği zaman onlara saat ansızın; dediler: Ey! Hüsranımızdır; ilgisizliğimize/ihmalimize karşı orada*; ve onlar yüklenirler günahlarını sırtlarına; kötü olmadı mı taşıdıkları?                    

*Dişil zamir yere/yeryüzüne (Dünya hayatına) gider.                             

                                              

Allah ile karşılaşmayı yalanlayan kimselerin, hiç beklemedikleri anda saatin gelmesi ve neyin ne olduğunu Yüce Allah onlara bildirmesi sonucunda, dünyada ahireti önemsemediklerinden, ahireti umursamadıklarından dolayı ki bu elbette Yüce Allah'ın kelamları umursamadıklarından veya Allah kelamı dururken uyduruk, kaydırık, zan, ata dini, söylenti gibi şeylerin peşinden gittiklerinden, yani günümüz sözde müslümanlarının hadislerin peşinden gitmesi gibi, bir hüsrana uğrama durumundan bahseder ayetimiz.                                

Bu kimselerin de dünyada kazandıkları günahlar sırtlarına yüklenirmiş. Ve bu taşıdıkları yük de ne kötüymüş der Yüce rahman. Doğru söyledi Allah. Sadakallahu.

Elbette bu günahları bir çuvalın içinde, çuvalıda sırtlayan günahkar olarak düşünmek mantıksız olacaktır. Bir mecaz, bir benzetme yani teşbih ile, edebi bir anlatımdır. Ama elbette her şeye gücü yeten Yüce Allah onlara o günahı nasıl taşıtmak isterse o şekilde taşıttıracaktır. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                              

*

6/164  De ki: "Allah'tan başkasını mı ararım bir Rab4 (olarak)?; ve O Rabbidir4 her bir şeyin; ve kazanmaz hiç bir nefis201 kendi üzerine (olan) dışında; ve yüklenmez bir yüklenici bir başkasının yükünü; sonra Rabbinize4 doğrudur dönüş yeriniz; öyle ki haber verir sizlere kendisinde ihtilaf içinde olduğunuzla."                         

                                              

Tek ilah Allah'tır diye belirten Yüce Allah kelamı aynı zamanda bunu anlarsanız başka ilah mı ararsınız zaten diye bize mesaj vermektedir. Ayetlerde bu ayette dahil KUL yani deki diye            başlayan tüm ayetlerin ilk muhatabı nebimiz Nebi Muhammet'tir diye bilgilendirme yapıp ayet öğretilerimize devam edelim. Allah her şeyin Rabb'idir de diyor Yüce Allah.                        

Rabb, efendi, sahip, komuta eden demektir. Tek sahibimiz, tek Mevla'mız, tek efendimiz Yüce Allah'tır diye bir kere daha belirtmiş olayım. Hiçbir nefsin, yani benliğin, kişiliğin yani hiç kimsenin kendi üzerinden başka bir kazancı olmadığını öğretir Rabb'imiz.                                 

Bu ne demek. Yani bir atasözü vardır ya ne ekersen onu biçersin. Biber ekip de domates toplayamazsın. Kişide ne yaparsa ceza yani karşılık olarak kendi yaptığının sonucunu alacak. Kendi, yaptığını yüklenen kişi için Yüce Allah başkasının yükünü yüklenemez diye net bir şekilde ayette belirtir.                          

Hangi konuda ne için ayrılığa düşerseniz ben onu size açıklıycam diye de bu konunun sözünü vermektedir. Öncesinde de Kendisi'ne döneceğimizi de bildirir Yüce Rahman. İşte haşredilip Rabb'imizin huzuruna çıktığımızda bizimle ihtilafta olanlar ile bize, Yüce Allah doğrusunu açıklayacak. Bakalım sapkın yolda olan kim öğrenicez.                        

Resule uyuyoruz deyip de tamamı zan, tamamı uydurma olan, ata dini ve söylentilerin peşinden gidip dinde hüküm koyup Kur'an ile alakası olmayan onlar mı? , yoksa yalnız Kur'an deyip de yanlışsa da doğruysa da yalnız Kur'an ilmi ile bilgilenen, Kur'an harici asla dinde hüküm koydurmayan bizler mi?

Öyleyse bekleyin, bizde bekleyenlerdeniz.

 

*

17/15  Kim doğru yola kılavuzlandı; öyle ki ancak doğru yola kılavuzlanır kendi nefsi201 için; ve kim dalalete128 düştü öyle ki ancak dalalete128 düşer aleyhine onun (nefsin); ve yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve olmuş değiliz azap edenler; ta ki göndeririz bir resûl.                    

                                              

 

Yüce Allah doğru yola klavuzlananın da, delalete düşenindekişinin kendisi için olduğunu, yolu kendi seçtiğini, kendi seçiminin sonucunu göreceğini bizlere bildirir. Gene 6/164 ayetinde de olduğu gibi yüklenicinin başkasının yükünü yüklenemeyeceği bilgisini verir. Ayrıca bir resul göndermeden de azap edici olmadığını bildirir.                         

Kur'an bütünlüğünden bu ayet öğretileri için şunları söyleyebiliriz.                                 

1-Yüce Allah vahyi iletmediğini sorumlu tutmaz. Bu resul şuan Şerefli Kur'an'ımızdır.       

2-Kişi kendi ellerinin yaptığının sonucunu kazanır.                          

3-Tüm seçimleri özgür iradesiyle olur.                                 

4-Kimse kimsenin yükünü yüklenemez.                                

Bu konuları açalım biraz.                                 

                                              

1-Yüce Allah vahyi iletmediğini sorumlu tutmaz. Bu resul şuan Şerefli Kur'an'ımızdır.                               

Eğer Yüce Allah bir resul gönderip emirleri iletmez ise o kişi, kavim, toplum, ümmet her nasıl bir kimselerse bunlar fark etmez, bu insanlara azap etmeyecek. Sorumluda tutmayacak. Eğer elçin varsa, yani öğütleyicin varsa sorumlusun. Dünyadaki bu sınavdaki kritetlerimizi hatırlayalım. Normal düzeyde akıl, bir öğütleyici ve öğüt alacak kadar zaman.                       

Ve ayrıca;                               

9/115 Ve olmuş değildir Allah dalalette128 bırakır bir kavmi/toplumu doğru yola kılavuzladığı zaman sonrasında; ta ki beyan226 eder* onlara neye takvalı21 olurlar; doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.                          

Allah ilettiği vahiy ile de doğru yola klavuzladığı bir kavimi de asla delalette bırakmaz. Onlara bu hak yolunu beyan eder, anlatır, açıklar, örnekler, öğüt verir.       İnsanlar neye, nasıl takvalı olacaklar kimseye muhtaç etmeden açıklar.                             

                                              

2-Kişi kendi ellerinin yaptığının sonucunu kazanır.                          

Kişi kendi ne yaparsa onun karşılığını alacaktır iyi ve kötü. Zerre kadar haksızlık edilmeyecek, hakkı tam ödenecektir. Aslında kötülüğün karşı tam ödenecektir. İyiliklere ise Yüce Allah fazlasıyla karşılık vereceğini belirtir. Birde yaptıkları boşa gidecek, yaptıkları sıfırla çarpılacak müşrikler vardır.          

Bu musibet konusunda da böyledir. İnsanın başına gelenler kendi ellerinin yaptıklarının sonucudur ve Yüce Allah bunlardan bir kısmına da engel olur.                          

Kendi yaptıklarımızın sonucunu aldığımıza dair onlarca ayet vardır. Konu ile ilgili müsibet ve cennet ve cehennem çalışmalarına bakılabilir.                         

                                              

3-Tüm seçimleri özgür iradesiyle olur.                                 

Tüm seçimlerimizi özgür irademiz ile yaparız. Aralarında resul veya nebi olan bir ümmet için bile, hatta herhangi bir nebi özelinde en sevdiği kişi için bile, o nebinin o kişiyi kurtarma, hidayet etme, doğru yola klavuzlama gücü yoktur. Bunu ancak Yüce Allah yapar dilerse.

Ve Yüce Allah'ın bir kişiyi doğru yola klavuzlaması içinde, yoldan çıkmasını sağlaması içinde o kişinin onu hak etmesiyle doğru orantılıdır. Evet Yüce Allah diler. Yüce Allah dilemeden biz dileyemeyiz ama öncesinde biz o şeyi kendi ellerimizin yaptıkları ile hak etmişiz ki Yüce Allah bunu diliyor diye söyleyebilirim. Biri hak etmeden dileyemez mi derseniz, elbette dileyebilir, Rabb'im kadirdir, yani ölçeklendiren, değerini belirleyendir, kahirdir, yani dilediğini zorla yaptırandır ne isterse onu yapar fakat Kur'an bütünlüğünden benim anladığım, Rabb'im kişiye veya topluma bir şey dilemeden o kişi yada toplumun onu zaten hak etmiş olduğudur.

Örneğin doğru yola klavuzlanmak için uğraşan için diler, sapıtan için ise karanlıklar içinde kalmasını diler, zalim toplum kendini düzeltmeden Yüce Allah o toplumu düzeltmez, başımıza gelen musibetleri önceden hak ettiğimizi bize bildirir gibi gibi. Kur'an'da örnekleri var bakınız lütfen.

Özgür irade ile seçimlerimizi kendimiz yaptığımız hakkında onlarca ayet var, ayrı başlık altında çalışıcaz.                                

Bir örnek verelim.

28/50 Buna rağmen eğer sana uymazlarsa, bil ki onlar hevalarına uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevasına uyandan daha sapkın kim olabilir? Kuşkusuz Allah, zalim bir toplumu doğru yola iletmez.                                                                   

           

4-Kimse kimsenin yükünü yüklenemez.                                

Kimse kimsenin yükünü yüklenemez. Bir yük taşıyıcısı başkasının yükünü yüklenemez. Fakat bazı ayetler gelecek, birilerinin başkasının yükünü de yüklendiğini belirtir Yüce Allah.                            

Acaba Kur'an'da çelişki mi var ? Ne dersiniz ?                          

Ayetler gelince analitik düşünüp bakıcaz bakalım, Kur'an'da çelişki mi var yoksa Yüce Rahman bize farklı bir işaret mi vermiş?                        

Yük yükleme konu başlığımız zaten ama gene de farklı bir bakış açısı sunan birkaç ayet paylaşayım.                            

34/25 De ki: "Bizim yaptığımız cürümden siz sorumlu tutulmazsınız. Ve biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu tutulmayız."     

28/55 Onlar, kötü ve çirkin bir söz duydukları zaman, ondan yüz çevirirler. Ve: "Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Selam üzerinize olsun. Bizim cahillerle işimiz olmaz." derler.

2/139 De ki: “Bizimle Allah’ın hakkında mı tartışırsınız? ; ve O (Allah) Rabbimizdir4; ve Rabbidir4 sizlerin; ve bizedir yaptıklarımız; ve sizedir yaptıklarınız; ve bizleriz O'na muhlis/saflar/katıksızlar309."      

 

*

20/99  İşte böylece geçmişlerin haberlerinden sana anlatıyoruz. Gerçek şu ki sana katımızdan bir zikir verdik.

20/100 Kim ondan yüz çevirirse, o kıyamet günü için ağır bir yük yüklenir. 

20/101 Onlar, orada sürekli kalacaklardır. Ve yüklendikleri yük, Kıyamet gününde onlar için ne kötüdür.                       

                                              

Zikir hatırlatma, öğüttür, zikir Kur'a’ndır. İşte bu Kur'an ile Yüce Allah nebi Muhammed'e kendi katından geçmişin haberlerinden ve öğüt verdiğini belirtir. Yani Kur'an'da geçen geçmişin haberleri de gelen öğütte haktır, gerçektir. Ve Kur'an'dan yüz çevirenlerinde kıyam günü ağır bir yük yükleneceğini, bu yüklendikleri yükünde onları cehenneme götüreceğini ve orada sürekli kalacakları belirtir. Elbette Yüce Allah'ın belirttiği bu yükü yüklenenler için bu yük çok kötü olmuştur.

Elbette yüklenilen bazı yükler ise güzel, iyi, hayırlı olan sevap yükleridir.                       

Hani 2/286 ayeti özelinde, bu ayetteki yük bir zorluk, bir taşımak oldukları ağırlık, bir külfet olarak düşünmeyelim demiştim ya, bu ayet özelinde tamda budur ve çok daha   fazlasıdır diyebilirim. Dünyadayken biriktirip ahirete gönderip de ahirete gittiklerinde sırtlandıkları bu yük ancak kendilerinin cehenneme gitmesine sebep olmuştur.                                

Ancak kendilerine zulmetmişlerdir. Yüce Allah asla zulmetmez. Zulmü insan kendine, kendi nefsine yapar. Kendi cezasıdır, kendi kazancıdır.                                 

10/44  Doğrusu Allah zulmetmez257 insanlara bir şey; velakin/fakat insanlar kendi nefislerine201 zulmederler257.      

*

35/18  Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu (yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile) yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar Rablerinden4 gaybla62*; ve ikame572 ederler salâtı5; ve kim zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.                        

                                              

Adım adım bakalım. Yüklenemez bir yüklenici başkasının yükünü. Evet kimse başkasının yükünü yüklenemezmiş. Bu yüklenemeyecek olana Yüce Allah yüklenici diyor. Yani az önce benim dediğim gibi, insan, kişi gibi kullanmıyor. Demek ki bir işaret vardır burda. Bu yüklenemeyecek olana yüklenici denmesi, belki zaten bir yük yüklenmiş olduğu veya istenirse yük yüklenebilecek olduğu anlaşılabileceği gibi ayet özelinde belki de yakınlık sahibi olduğundan başkasının yükünü yüklenmeye istekli olabileceğini çağrıştırıyor bana. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                              

Devam edelim, evet burda bir çağırma geliyor. Ağır bir yük yüklenen, eğer yükleniciyi çağırsa bile, kendi yükünden yüklensin diye, ki demek ki belki de bunu yani çağırmayı Rabb'im mümkün kılmış olabilir yada böyle olsaydı bile de demiş olabilir, o yüklenici ağır yükü olandan bir şey yüklenemez der Yüce Allah'ımız.                                 

Bu kişiler yakınlık sahibi de olsalar durum değişmez diye bizlere öğretir Rabb'imiz. Ayetin devamı için detaya girmeyelim ama şunu belirtmem lazım ; ayetin devamında ancak uyarırsın kimseleri diyen kısım için birkaç şey söylemek isterim. Öncelikle uyarıyı yapan nebi ve uyarının kaynağı kutsal kitaptır, Kur'an'dır diye belirtelim.                                   

Kur'an bütünlüğü ve ayet anlam bağlamı olarak Rabb'imiz'in ancak uyarırsın kimseleri sözünden şunları çıkarabilirim. Nebiye de ancak kendisine verilen sorumluluk vardır. Vayhi iletecektir, kim inanır kim inanmaz sorumlu değildir, ondan bunun hesabı sorulmayacaktır. Vahyi deklere etmektir nebinin yükü, sonrasında inanmayanda olsa bu nebiye yük olarak yansımayacaktır, bundan sorunlu olmayacaktır.

Ve o zamanki insanların için de inananın ve inanmayanlarında birbirlerinden bağımsız, kimsenin hesabı kimseden sorulmadan her kes kendi yaptığından sorumlu olacaktır.

Ve bu bağlamda da diyebiliriz ki her koyun kendi bacağından asılacak. Gelmiş geçmiş ve gelecek ümmetler, kişiler her kes kendinden sorumludur. O zaman neyin peşinden gittiğimize, neye musallin olduğumuza dikkat edelim. Biz akılsız maymunlar gibi ata dinini taklit edersek, zanlara uyarsak, kelle sayılarına uyarsak eğer, gütme ve nakil dini yaşarız.                              

Oysa ki diniz kişiseldir, akıl dinidir, delil, kanıt dinidir. Kur'an bir ders kitabıdır. Yüce Allah insanı akılsızca taklit etmesi için yaratmadı. Bu özellik maymunlardadır. Yaratılış özelliğimiz olan ve kullanmamız istenilen aklımızı lütfen kullanalım. Aklımızı birilerine kullandırtmayalım. Aklımız var lütfen fikrimizde olsun. Fikirlerimizi de delillendirip kanıtlandırlım ki iman ettiğimiz şeye mümin olalım. Vay o musallinlerin haline denen hüsrana uğrayacak grup içine girmeyelim.                                

*

39/7   Eğer kâfirlik25 ederseniz öyle ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106 sizden; ve razı* olmaz kullarına küfre422; ve eğer şükrederseniz43 razı* olur ona sizlere; yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; sonra Rabbinizedir4 dönüş yeriniz; öyle ki haber verir sizlere yapar olduğunuzu; doğrusu O (Allah) bir Alîm’dir8 göğüslerin zatîne/özüne.                           

*Hoşnut olmaz, istemez, dilemez, onaylamaz.                          

                                              

Konu bağlamında bir yüklenicinin başkasının yükünü yükleyemeyeceğini anlatır, öğretir Yüce Rahman. Yüce Allah'a döneceğimiz ve ne yapmışız haber vereceği de yine ayetimiz öğretilerindendir. Ayetimizdeki diğer öğretiler üzerinde de akledelim lütfen.                               

 

*

53/38  Gerçek şu ki, hiçbir günahkar, başka bir günahkarın yükünü yüklenemez.

53/38 Ella teziru vaziretun vizre uhra.

                                              

 teziru vaziretun vizre üç kelimede aynı kökten gelir. Kökü Vav-Za-Ra dır.

Kök anlamlarında : yük, yükümlülük; günah, suç; sorumluluk, sorumluluk │ حمله وزره (ḥammalahū) s.o. yapmak katlanmak s.th.'nin sorumluluğu, s.o. s.th'den sorumlu; وضعت الحرب اوزارھا   waḍa'at il-ḥarbu auzārahū savaş sona gelmek وزرة wizra pl. büyücü peştamalı وزرة wazara pl. - etek, süpürgelik (arka.) وزر 2 V (kabine) bakanı olacak X'e bir (kabine)         bakanı atamak ( å s.o.); olmak (kabine) bakanı olarak atandı                           

Meal etkisi en az ve olduğu gibi aktarım bakımından şu şekilde çevrilmesi daha doğru olacaktır kanaatindeyim. Kendim çevirdim bakar, kontrol edersiniz.                     

53/38 Olmaz yüklenir, yük taşıyan, başka ağırlık/yük/günah.                       

                                              

Bazı ayetlerde yüklenici yüklenemez yüklenici bir başkasının yükünü terkibinin bana çağrıştırdığı illa insan ile insan arasında olduğu ile sınırlı olmadığıdır. Belki insan ve iblis veya iblis ve insan arasında da bu konunun bu şekilde olacağı işaretini alıyorum ben. Belki de Rabb'imizin başka yarattıkları ve hesap görecek olan varlıklarda kendi aralarındaki mevzular özelinde, bu işin içinde olabilir. Elbette bizi ilk ilgilendiren insan ve insan ilişkisi olmakla beraber, insan iblis ve iblis insan ilişkilendirilmesi de önemli olduğundan üzerinde düşünmek lazım. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                              

*

5/29   Doğrusu ben isterim ki dönersin benim günahımla ve kendi günahınla; öyle ki olursun ateş834 ashâbından194; ve işte budur cezası63 zalimlerin257.                     

                                              

Bu ayet iki ademoğlunun kıssasıdır. İki ademoğlunun sunduğu adağı yani yakınlaştın kurbanın birinden kabul edilmediği diğerinden kabul edildiği kıssasındandır. BU kıssa hakkında biraz konuşmuştu. Bu ayette sunusu kabul edilmeyenin, sununusunun kabul edileni katleceğini söylediği ve bunu yaptığı kıssasıdır. Bu katletme öncesi sunusu kabul edilen beni katledersen isterim, dilerim, temenni ederim ki kendi günahın ve benim günahımla Allah'a dönersin ve bir neden olmaksızın can aldığı için ateş ashabından olursun der ve Yüce Allah'ta bu şekilde can alan için zalim der ve cezasının cehennem olduğunu belirtir.     

Burada temenni edilen ve olacak olarak öğretilen öğreti, biri birini öldürdü, öldüren öleninde tüm günahlarını veya bir kısmını alır, ölen günahlarının hepsinden veya bir kısmından temizlenir demek değildir. Öldüren kişi, öleni öldürmesinden de kazandığı günahları yüklenir, kendi günahlarına ilave olarak. Benim günahım denilen budur. Öldürmeden dolayı kazanılan ceza yani karşılıktır.

Konu ile bağlantılı olarak hak helal etme konusuna bakınız. Bir kişi hakkını helal ettiğinde helallik alanın o haktan doğacak olan yükümlülüklerden kurtulmadığını, hak helal ederek kişi doğacak hakkın karşılığını Allah'tan alacağını, hakka girenin ise bunun karşılığını hak helal edilsin yada edilmesin göreceğini Yüce Allah bizlere öğretmişti.                        

Burada da durum tam da budur.                                  

17/15 ayetinde konuştuğumuz acaba Kur'an'da çelişki mi var sorusunun bu konu özelinde ilk cevabı budur. Çalışmamızın ilerleyen kısımlarında daha da netleştircez Rabb’im dilerse. Kur’an’da asla çelişki yoktur. Sonraki ayetlerde de bazı kısım kimselerin birilerinin yükünü yüklendiğini görücez. Aynı bu ayete benzer şekilde.      

*

16/25  Kıyamet Günü, kendi yüklerinin tamamını ve saptırdıkları cahillerin yüklerinden bir kısmını, yüklenmiş olurlar. Dikkat edin! Yüklendikleri şey ne kötüdür!                    

                                              

Evet Yüce Allah bir yüklenici başka birinin yükünü yüklenemez yakını da olsa diyordu. Bu ayette ise müşrikleri, Allah'ın ayetlerini yalanlayanları, yok sayanları v.s. işaret ederek bu kimselerin kendi elleri ile yaptıklarının sonucu yüklendikleri yükün tamamını ve ayrıca yoldan çıkardıkları kişilerin de yüklerinin bir kısmını yüklenmiş olduklarını belirtir.                           

Evet dedik ya Kur'an'da çelişki mi var diye. Asla yoktur. Kur'an bütünlüğünden bir haber olup veya bilip de ayetleri ve manalarını eğip büküp kendi uyduruk inancınıza göre cahilde, ahmakça, sapkınca anlamlandırmaya çalışırsanız, çelişki var zannedersiniz veya varmış gibi insanlara söylersiniz.

Zaten bunu yapanlar ya Kur’an’dan bir haberdirler ya Kur’an’a arınmadan dokunanlar yada şeytanın hazır askerleridir. Yalan yanlış bir dayanağı olmayan bilgilerle insanları saptırmaya çalışanlardır. İsim vermiycem bir tane sakallı orta yaş üstü bir vatandaş çıkmış Müslümanlara challenge yapıyorum Kur’an’da çelişki var diye video yapmış. Sallayıp duruyordu, önce cevap vermeyeyim dedim sonra yorumlara baktım inanıyordu insanlar. Bedir savaşı konulu Kur’an’da çelişki olduğunu iddia eden ve bir challenge yaptım diyen bu vatandaşın videosunu izledim ve tüm söylediklerini çürüterek uzunca bir yorum yazdım. Sanırsam aylar oldu tek satır cevap gelmedi. Anca boş boş atıp tututorlar. Bu kişi bu tarz videolar yapıyor baktım. İşi gücü bırakıp tüm videolarına cevap verecektim eğer bir meydan okuma yaptım deyip videoda söyledi şeyleri kanıtla delille çürüttüğüme bir yanıt verseydi. Sonra kanalı önerme dedim geçtim gittim. Rabb'im cahillerden ve cahil olmaktan, batıldan ve batıl olmaktan özelliklede müşriklerden ve şeytanın etkilerinden ve bize yakınlaşmasından bizleri korusun, sakındırsın.                              

Ayetimize dönelim, bu ayette anlatılan bu kişiler kendi yükleri yanında saptırdıklarının, sapmalarına neden oldukları kısım kadar yükü yüklenirler. Yani sapanların yoldan çıkmalarına sebep   oldukları kısım kadar yüklerini yüklenirler. Bu sapanların yüklerinin hafiflediği anlamına asla gelmez. Sapanlarda saptıranlarda kendi yüklerini taşırlar. Sapanların yükleri            azalmamasına rağmen saptırıcı, bu insan olur, şeytan olur, bu sapmaya neden olan kısmın yükünü de yüklenirler. Dolayısıyla Subhannalahu. Doğru söyledi Allah.                          

Kimse kimsenin yükünü yüklenmemiş olur, yükler herkes de aynı şekilde kalır biri birinden yük almamasına rağmen saptırıcının yükü çoğalırken bu saptırmasından dolayı, sapanın yükü ise aynı kalır.

 

*

29/12  Kafirler: İman Edenler'e: "Bizim yolumuza uyun, sizin yanlışlarınızı biz üstlenelim." dediler. Oysa onlar, başkalarının hatalarından hiçbir şey üstlenemezler. Kesinlikle onlar yalancıdırlar.

29/13  Onlar hem kendi yüklerini hem kendi yükleri ile birlikte başka yükleri taşıyacaklar. Kıyamet günü, kesinlikle uydurdukları şeylerden hesaba çekilecekler.

42/21  Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi, kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer "ayırma kelimesi" olmasaydı kesinlikle aralarında hemen hüküm verilirdi. Kuşkusuz ki zalimler için acı bir azap vardır.                                  

                                              

Bu ayetlerimizde anlatılan ise kafirler gelin bizim yolumuza der iman edenlere. Sizin önceki yanlışlarınızı biz üstlenelim derler. Belki de bunun yanında da eğer bu kendilerinin yolu, yanlış yolsa bu yanlıştan doğacak günahları da biz yükleniriz demiş olmuş olmalarını anlıyorum. Yüce Allah der ki: bu kafirlerin yalancı olduğunu, onların başkalarının hatalarından yüklenemeyeceklerini belirtir. Bu kafirlerin  kendi yüklerini ve başka yükleri de taşıyacaklarını bildirir. Bu yüklerin 16/25 ayetinde saptırdığı kimselerin, sapmaya yol açtıkları kısmının yükü olduğunu biliyoruz.                              

Başka da varsa en doğrusu Yüce Allah bilir.                             

Mesela bu hadisleri yazan şeytanın velilerinin yüklendikleri yükleri düşünebiliyormusunuz. Yaklaşık 1200 yıldır belki milyarlarca, trilyonlarca insanları saptırdılar. İşte Rabb'im bu ve benzeri şeyler ile uydurdukları şeyler için hesaba çekileceklerini bildirir.                        

42/21 de de Yüce Allah'ın meşru kılmadığı, hüküm vermediği, dinde işaret etmediği, izin vermediği gibi gibi şeyleri dinde hüküm koyarak meşrulaştıran, yani kısaca sevap, günah, helal, haram, ibadet uyduran, ahiret hakkında uydyryk şeyler söyleyen yani Allah adına iftira atan, yalan uyduran ve/veya bu yalanları ve iftiraları Yüce Allah’a dayandıran ortaklarımı var diyor. Allah harici ilah mı edindiniz diyor. Eğer ayırma kelimesi, ayırma hükmü, ayırma sözü olmasaydı size anında azabım gelirdi diyor.

Yüce Allah herkesin hesabını çabuk, eksiksiz ve en adaletli şekilde verecek. Ve bizleri ayıracak. Bu ayırma din günü olacaktır. Bu konuları inceliycez Rabb'im nasip ederse. Yani din günü, izin günü ve ayırma konuları gibi.                           

Ayırma konusu için kısaca cennet ve cehennelik, araf gibi bir ayırma düşünülebilir veya müşrikler ve müşrik olmayanlar, ashabı meşeme ve ashabı meymene ayırması, sağın ve solun adamları ayırması, tartısı, mizanı ağır veya hafif gelen ayırması, cennete girenler ve girecekler ayırması gibi düşünebiliriz. Bunların hepsi ayırma olmasına rağmen konuyu detaylı incelediğimizde Rabb'im ilim verirse derinlemesine bakarız.      

 

*

7/38   Dedi (Allah): “Girin ümmetlere/topluluklara; muhakkak ki halife65 oldu sizlerden önce ateşe; cinden91 ve insandan”; ne zaman girdi bir ümmet305; lanet etti (ümmet) kız kardeşine; ta ki yakaladıkları/yetiştikleri* zaman orada** topluca; dedi sonraki (ümmet) onların önceki (ümmeti) için: “Rabbimiz4! Bunlar dalalete128 sürüklediler bizleri; öyle ki ver onlara bir kat (daha) azap ateşten; dedi (Allah): “Hepsi içindir bir kat; fakat (sizler) bilmezsiniz.”                       

*Birbirlerini, birbirlerine.                       

**Cehennemde.                       

                                              

Son olarak cennet ve cehennem derece derecedir. Saptırılanlar, kendilerini saptıranlar için daha fazla ateş daha fazla azap talep ederler Rabb'lerinden, kendilerini saptırdıkları için.

Saptırılanlar elbette kendi cezaları kadar azap alacaklar fakat ayetten de anlaşılacağı gibi, sapanların yükünden de yüklenen saptırıcılar ise, bir kat daha ateş, bir kat daha azap alacaklar, diye Yüce Allah bize öğretir Yüce Allah. Bunu bu şekilde yapacağını fakat bizim bilemeyeceğimizi de öğretir. Tekrar belirtelim sapanların yükünden saptırıcıların yüklediği yük miktarı kadar sapanların yükünden asla eksilmeyecektir.                                                                                             

           

 

 

 

 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

                                                          

                                                          

4Efendi, komuta eden.                                                

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).                                                      

8Bilen.                                                

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

 25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

 43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.              

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.                                                      

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.                                               

63Karşılık, hak edilen.                                                 

65Sonrası gelen, halef.                                               

68Sahip                                                          

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş   kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir.  Bunlar; * Bir yerleşim yerinde yaşayan insanların/halkın daha önce görmediği, o kimselere gizli kalmış, örtülü kalmış yabancı kimseler/insanlar için kullanılır. Kur'an dinlemek için Muhammed peygambere gelen yabancı insanlar ve Süleyman peygamberin ordusunda görev yapan yabancı insanlar.   * İblîs ve onun soyu olan varlıklar da cin olarak işaret edilir. Görünür, elle tutulur olan maddeden/atomlardan yaratılmadıkları için Rabbimiz onları da cin kelimesiyle işaret etmektedir.                                                          

106Zengin.                                                     

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.                

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar.    

201Benlik, kişilik, öz varlık.                                                     

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.          

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.                         

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.                                                         

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.                                                

834 Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon. Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.Hâmiye=Çılgın ateş.       

 

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.                                                         

                                                                                              

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder