BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
YÜK
TAŞIMA
Yük taşıma ile ilgili olacak bu çalışmamız elbette fiziksel
bir yük değil, kişinin kendi elleriyle yaptığı sonucu elde ettiği kazançlardır
diyebilsek de spesifik olarak bu yüke günahlar dememiz sanırım daha doğru
olacaktır. Fakat bir sıkıntı eziyet, karşılığı ceza olacak yükler için bunu
söyleyebiliriz. Bunun aksine sevaplar, iyi şeyler gibi şeylere de yük demek
yanlış olmayacaktır. Bunlarda kendi ellerimizin yaptıkları sonucu kazanç olarak
elde ettiklerimizdir, yükleniriz bunları da ama bunlar karşılığından hoşnut
kalacağımız yüklerdir.
Şerefli Kur'an'ımızda kimsenin bir başkasının yükünü
taşıyamayacağını net bir şekilde anlamakla
beraber, saptıranlarında sapanların yükünden bir kısmını yüklendiklerini
anlarız. Elbette bu saptıranların yüklendiği yük, sapanların yükünden bir
kısmını alıp da sapanların yükünü hafifletmek şeklinde değil, sapanları
saptıranların, saptırdıkları şeyler için kendi elleriyle yaptıklarının
yükleridir. Yani sapmalarına neden oldukları kısım yüküdür ki bu ekstra bir
yüktür, sapanlardan alınıp da, sapanların yükünün azaldığı bir olay asla
değildir. Ama saptıranlara yansıması burdan da bir pay yüklenmeleridir.
Yük olayı aslında manevi bir sorumluluktur demek yanlış
olmaz. Çünkü yük her zaman asıl sahibinin üzerinde olarak Şerefli Kur'an'ımızda
kendini gösterir.
Bu bağlamda toplumsal sorumluluk farkı vardır. Mesela
dünyada birinin suçunu yüklenmek, yalancılığa ve yalancı şahitliğe gireceği
gibi, başkalarına Kur'an hudutları içinde yardım etmek yani es salihat yapmak da
başkasının günahını yüklenmek veya yükünü yani günahını taşımak anlamına
gelmez.
Yani yardım etmek, sorumluluk üstlenmek ile insanları
saptırmak, saptırmak için çabalamak veya Kur'an hudutlarında olmayan bir şeyi
yapan birinin suçunu üstlenmek gibi şeyleri birbirinden ayırmamız lazımdır.
Kısaca şöyle özetleyebiliriz konumuzu;
Bireysel sorumluluklarımız nettir. Herkes kendi yükünü
taşır. Bu yüke sadece günah dememiz de doğru olmayacaktır kanaatindeyim.
İyilik, sorumluluk veya sevap gibi şeyleri de yüklenebiliriz ki bu iyi bir
yüktür diye düşünüyorum. Kimse kimsenin yükünü yüklenememesi esas olmakla
beraber, saptırmanın getirdiği ek yük de Biricik Kur'an'ımızda bize öğretilir.
Birini saptırdıysak kısmen ondan sorumluyuzdur ve sorumlu
olduğumuz kısım için ekstra yük yükleniriz fakat saptırdığımızın yükünden
değildir bu yük.
Yaptıklarımızın hardaldan bir tane ağırlığınca da olsa bu
da bir kaya içinde olsa veya göklerde olsa bile Allah bunu ortaya çıkaracaktır
diye Rabb'imizin öğretisini unutmadan bu bilinçle yüklendiğimiz yüklere dikkat
etmemiz gerekir.
Bunun içinde bilmediklerimizi bize öğreten, her şeyi bilen
Rabb'imizden bizim için bir zikir, bir hidayet, bir lütuf, bir şifa, bir nur,
bir yol gösterici, bir doğru yola klavuz ve bizim için daha bir çok şey olan
Kur'an'ımıza bakmalı, öğrenmeli, hafızamızda devamlı canlı tutabilmek için
salatı ikame etmeli ve eğer yapabiliyorsak ki yapmaya gayret göstermeliyiz,
biricik Kur’an'ımızı bir ders kitabı gibi çalışmalıyız.
Diye hatırlattıktan sonra Rabb'imizin izni ve dilemesi ile,
Rabb'imizden bizlere Furkan ve Kur'an ilmini nasip etmesini temenni ederek ayetlerimizi
incelemeye başlayalım.
2/41 Şu;
bir ümmet305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandıkları; ve sizleredir
kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.
Ümmet yani ortak değerlere sahip olan bir kısım
topluluklar, kendi değerlerine, kendi yaptıklarına göre
değerlendirileceklerini, ne kazanacaklarsa iyi veya kötü, cennet veya cehennem,
kendi yaptıkları ile olacağını ve ne o ümmetin nede başka ümmetlerin
birbirlerinin yaptıklarından sorulmayacağını açıkça anlatır ayetimiz.
Bunu toplumsal olarak düşünebiliriz aynı zamanda kişisel
olarak da alabiliriz. Sonuçta kişiler toplumları oluşturur. Bir toplumda
bulunan, aynı değerlere sahip olan gruplar mevcuttur.
Örneğin din olarak konuşursak bir kısım ümmet, Yahudi, bir
kısmı Hristiyan, bir kısmı ehli sünnet, bir kısmı alevi, bir kısmı da
mototesit, hanif, tek Allah, yalnız Kur'an diyen ümmetlerdir.
İşte tüm kesimler kendi yaptıklarının sonucunu görecekler, birbirlerinin
yaptıklarından sorumlu olmayacaklar, ne kazanacaklarsa bu kendilerinin
yaptıklarının sonucu olacak.
Bu olayı sadece şu an mevcut olan, hayatta olan insanlar
olarak sınırlamayalım. Ayetin başına bakarsak gelip geçen tüm ümmetler bu işin
içine dahil olduğu gibi anlarız ki gelip geçecek diğerleri de bu işin içine
dahil olacaklardır.
Din elbette kişiseldir, kendi yaptıklarımızın sonucunu
görürüz fakat şunu unutmayalım, kendimiz Kur’an deyip, şirk koşmuyoruz deyip,
Müslümanız deyip, dinimiz İslam deyip de, tabi olduğumuz ümmet bu kesim
değilse, ağzımızla bunları söyleyip bu sapkın kesime uyuyor, bu uyduruk
dinlerin öğretilerine tabi oluyorsak işte bizim Kur’an ile bir alakamız yoktur.
Kıblemiz müşriklerin kıblesidir. Yani onların yönüdür. Kim bunlar defalarca
konuştuk. Detaya girmiycem ama her defasında da tekrarlamaktan vazgeçmiycem,
Kur’an harici dinde hüküm koyanlar, koyduranlar ve bunlara uyanlardır.
İşte, vay o musallinlerin haline…….
*
2/286 Mükellef
kılmaz Allah bir nefse201 kendi kapasitesi dışında; onadır (o nefsedir)
kazandığı; ve aleyhinedir (o nefsin) kazandığı; "Rabbimiz! Tutma bizleri
(mükellef) eğer unutursak ya da hata edersek; Rabbimiz! Ve yükleme üzerimize
bir ağırlık; bizden öncekilerden kimselerin üzerine yüklediğin gibi; Rabbimiz!
Ve yükleme bizlere, kendisine takat/dayanma gücü olmayanı bizlere; ve affet
bizleri; ve mağfiret et bizlere; ve rahmet et bizlere; sensin Mevlâmız68; öyle
ki yardım et bizlere kâfirler kavmine/toplumuna karşı."
Bu ayette de daha önce bahsettiğimiz gibi Yüce Allah bir
kimseyi kapasitesi dışında ne dinde, ne rızık kazanmada, ne taşıyacağı yükte
gibi aklımıza gelen yada gelmeyen, bildiğimiz veya bilmediğimiz, yada
bilemediğimiz hiçbir şeyde mükellef kılmıyor. Konuyu belki hatırlarsınız. Bir
çıkarımım olmuştu. Bu ve bunun gibi ayetler özelinde Rabb'imiz bize
taşıyamayacağımız bir yük vermiyorsa eğer, kapasitemiz dışında bizi herhangi
bir şey ile mükellef kılmıyorsa eğer, insanlar olarak bizim de birbirimiz ile
ilişkilerimizde arkadaş arkadaşa, patron işçi, ebeveyn evlat, evlat ebeveyn,
öğretmen öğrenci v.s. gibi ilişkilerde ve konularda bizimde bunu uygulamamız
gerekir düşüncesindeyim. Elbette kesin
olarak söyleyebilirim ki bu asla Allah'tan gelen direk bir emir değildir, sadece
benim ahlaki bir çıkarımım, ahlaki bir ilke olarak yapılmasının uygun olacağını
düşündüğüm şahsi çıkarımımdır.
Bu ayet özelinde detaya girmiştik. Kısaca burada da
bahsedersek, Yüce Allah mükellef kılmıyor kimseyi kapasitesi dışında, herkesin
kazandığı kendine der Rabb'imiz. Ayrıca bir Allah'ı çağırma örneği de ayetimizde
mevcut. Kimseler Allah'a dua ederler, hataya düşüp unutursak bizleri bu
hatamızdan gelecek yükler için mükellef kılma derler. Ve yükleme bir ağırlık
bizden önceki kimselerin üzerine yüklediğin gibi derler.
Bu kısımdan anladığım bu dua eden kimsele,r daha önceki
kimselere Allah'ın, kendilerine uygun gördüğü yükten daha çok yük yüklediğini
görmüşler, biliyorlar ve bu şekilde söylüyorlar diyebilirim. En doğrunu Yüce
Allah bilir. Elbette Yüce Allah insanlara zorluk istemez. Bu öncekilerin yükü de
onların kaldırabileceği boyutta olmalıdır ama bu dua edenler biraz daha
hafifletilmesini isterler.
Burada bahsedilen yükü bir zorluk, bir taşımak zorunda
olunan ağırlık, bir külfet, bir zorluk gibi değerlendirmeyin. Bu eğer mümin
isek elbette yönümüzü, tarafımızı belli etmek için, tek Allah'a iman ettiğimizi belli etmek için,
Allah'ın öğrettiği şekilde yaşamak, ibadet etmektir aslında. Bu konular
doğrultusunda kaldırabileceklerinden fazlasının üzerlerine sorumluluk olarak
verilmemesi talebidir.
Elbette icra edeceğimiz her şey için Yüce Allah'tan yardım
istemek çok doğru bir harekettir. Aslında her şey için yardım istemeliyiz,
yapabileceklerimiz ve yapamayacaklarımız da dahil. Yalnız bilmediğimiz bir
şeyi, Allah'tan istemekten ve bilmediğimiz bir şeyden Yüce Allah'a sığınmayı da
unutmayalım derim ben.
Ayetimizin sonunda da sensin Mevla'mız diyerek Yüce
Allah'tan kafirler toplumuna karşı yardım isterler. Tek Mevla Yüce Allah'tır.
*
6/31 Muhakkak
hüsrana uğradı kimseler (ki) yalanladılar Allah (-la) karşılaşmayı; ta ki
geldiği zaman onlara saat ansızın; dediler: Ey! Hüsranımızdır;
ilgisizliğimize/ihmalimize karşı orada*; ve onlar yüklenirler günahlarını
sırtlarına; kötü olmadı mı taşıdıkları?
*Dişil zamir yere/yeryüzüne (Dünya hayatına) gider.
Allah ile karşılaşmayı yalanlayan kimselerin, hiç
beklemedikleri anda saatin gelmesi ve neyin ne olduğunu Yüce Allah onlara
bildirmesi sonucunda, dünyada ahireti önemsemediklerinden, ahireti umursamadıklarından
dolayı ki bu elbette Yüce Allah'ın kelamları umursamadıklarından veya Allah
kelamı dururken uyduruk, kaydırık, zan, ata dini, söylenti gibi şeylerin
peşinden gittiklerinden, yani günümüz sözde müslümanlarının hadislerin peşinden
gitmesi gibi, bir hüsrana uğrama durumundan bahseder ayetimiz.
Bu kimselerin de dünyada kazandıkları günahlar sırtlarına
yüklenirmiş. Ve bu taşıdıkları yük de ne kötüymüş der Yüce rahman. Doğru
söyledi Allah. Sadakallahu.
Elbette bu günahları bir çuvalın içinde, çuvalıda sırtlayan
günahkar olarak düşünmek mantıksız olacaktır. Bir mecaz, bir benzetme yani
teşbih ile, edebi bir anlatımdır. Ama elbette her şeye gücü yeten Yüce Allah
onlara o günahı nasıl taşıtmak isterse o şekilde taşıttıracaktır. En doğrusunu
Yüce Allah bilir.
*
6/164 De ki: "Allah'tan başkasını mı ararım bir
Rab4 (olarak)?; ve O Rabbidir4 her bir şeyin; ve kazanmaz hiç bir
nefis201 kendi üzerine (olan) dışında; ve yüklenmez bir yüklenici bir
başkasının yükünü; sonra Rabbinize4 doğrudur dönüş yeriniz; öyle ki haber
verir sizlere kendisinde ihtilaf içinde olduğunuzla."
Tek ilah Allah'tır diye belirten Yüce Allah kelamı aynı
zamanda bunu anlarsanız başka ilah mı ararsınız zaten diye bize mesaj
vermektedir. Ayetlerde bu ayette dahil KUL yani deki diye başlayan tüm ayetlerin ilk muhatabı
nebimiz Nebi Muhammet'tir diye bilgilendirme yapıp ayet öğretilerimize devam
edelim. Allah her şeyin Rabb'idir de diyor Yüce Allah.
Rabb, efendi, sahip, komuta eden demektir. Tek sahibimiz,
tek Mevla'mız, tek efendimiz Yüce Allah'tır diye bir kere daha belirtmiş
olayım. Hiçbir nefsin, yani benliğin, kişiliğin yani hiç kimsenin kendi
üzerinden başka bir kazancı olmadığını öğretir Rabb'imiz.
Bu ne demek. Yani bir atasözü vardır ya ne ekersen onu biçersin.
Biber ekip de domates toplayamazsın. Kişide ne yaparsa ceza yani karşılık olarak
kendi yaptığının sonucunu alacak. Kendi, yaptığını yüklenen kişi için Yüce
Allah başkasının yükünü yüklenemez diye net bir şekilde ayette belirtir.
Hangi konuda ne için ayrılığa düşerseniz ben onu size
açıklıycam diye de bu konunun sözünü vermektedir. Öncesinde de Kendisi'ne
döneceğimizi de bildirir Yüce Rahman. İşte haşredilip Rabb'imizin huzuruna
çıktığımızda bizimle ihtilafta olanlar ile bize, Yüce Allah doğrusunu
açıklayacak. Bakalım sapkın yolda olan kim öğrenicez.
Resule uyuyoruz deyip de tamamı zan, tamamı uydurma olan,
ata dini ve söylentilerin peşinden gidip dinde hüküm koyup Kur'an ile alakası
olmayan onlar mı? , yoksa yalnız Kur'an deyip de yanlışsa da doğruysa da yalnız
Kur'an ilmi ile bilgilenen, Kur'an harici asla dinde hüküm koydurmayan bizler
mi?
Öyleyse
bekleyin, bizde bekleyenlerdeniz.
*
17/15 Kim doğru yola kılavuzlandı; öyle ki ancak
doğru yola kılavuzlanır kendi nefsi201 için; ve kim dalalete128 düştü
öyle ki ancak dalalete128 düşer aleyhine onun (nefsin); ve yüklenmez bir
yüklenici başkasının yükünü; ve olmuş değiliz azap edenler; ta ki göndeririz
bir resûl.
Yüce Allah doğru yola klavuzlananın da, delalete düşenindekişinin
kendisi için olduğunu, yolu kendi seçtiğini, kendi seçiminin sonucunu
göreceğini bizlere bildirir. Gene 6/164 ayetinde de olduğu gibi yüklenicinin
başkasının yükünü yüklenemeyeceği bilgisini verir. Ayrıca bir resul göndermeden
de azap edici olmadığını bildirir.
Kur'an bütünlüğünden bu ayet öğretileri için şunları
söyleyebiliriz.
1-Yüce
Allah vahyi iletmediğini sorumlu tutmaz. Bu resul şuan Şerefli Kur'an'ımızdır.
2-Kişi
kendi ellerinin yaptığının sonucunu kazanır.
3-Tüm
seçimleri özgür iradesiyle olur.
4-Kimse
kimsenin yükünü yüklenemez.
Bu konuları açalım biraz.
1-Yüce Allah vahyi
iletmediğini sorumlu tutmaz. Bu resul şuan Şerefli Kur'an'ımızdır.
Eğer Yüce Allah bir resul gönderip emirleri iletmez ise o
kişi, kavim, toplum, ümmet her nasıl bir kimselerse bunlar fark etmez, bu
insanlara azap etmeyecek. Sorumluda tutmayacak. Eğer elçin varsa, yani
öğütleyicin varsa sorumlusun. Dünyadaki bu sınavdaki kritetlerimizi
hatırlayalım. Normal düzeyde akıl, bir öğütleyici ve öğüt alacak kadar zaman.
Ve ayrıca;
9/115 Ve
olmuş değildir Allah dalalette128 bırakır bir kavmi/toplumu doğru yola
kılavuzladığı zaman sonrasında; ta ki beyan226 eder* onlara neye takvalı21
olurlar; doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.
Allah ilettiği vahiy ile de doğru yola klavuzladığı bir
kavimi de asla delalette bırakmaz. Onlara bu hak yolunu beyan eder, anlatır,
açıklar, örnekler, öğüt verir. İnsanlar
neye, nasıl takvalı olacaklar kimseye muhtaç etmeden açıklar.
2-Kişi
kendi ellerinin yaptığının sonucunu kazanır.
Kişi kendi ne yaparsa onun karşılığını alacaktır iyi ve
kötü. Zerre kadar haksızlık edilmeyecek, hakkı tam ödenecektir. Aslında
kötülüğün karşı tam ödenecektir. İyiliklere ise Yüce Allah fazlasıyla karşılık
vereceğini belirtir. Birde yaptıkları boşa gidecek, yaptıkları sıfırla
çarpılacak müşrikler vardır.
Bu musibet konusunda da böyledir. İnsanın başına gelenler
kendi ellerinin yaptıklarının sonucudur ve Yüce Allah bunlardan bir kısmına da
engel olur.
Kendi yaptıklarımızın sonucunu aldığımıza dair onlarca ayet
vardır. Konu ile ilgili müsibet ve cennet ve cehennem çalışmalarına
bakılabilir.
3-Tüm
seçimleri özgür iradesiyle olur.
Tüm seçimlerimizi özgür irademiz ile yaparız. Aralarında
resul veya nebi olan bir ümmet için bile, hatta herhangi bir nebi özelinde en
sevdiği kişi için bile, o nebinin o kişiyi kurtarma, hidayet etme, doğru yola
klavuzlama gücü yoktur. Bunu ancak Yüce Allah yapar dilerse.
Ve Yüce Allah'ın bir kişiyi doğru yola klavuzlaması içinde,
yoldan çıkmasını sağlaması içinde o kişinin onu hak etmesiyle doğru
orantılıdır. Evet Yüce Allah diler. Yüce Allah dilemeden biz dileyemeyiz ama
öncesinde biz o şeyi kendi ellerimizin yaptıkları ile hak etmişiz ki Yüce Allah
bunu diliyor diye söyleyebilirim. Biri hak etmeden dileyemez mi derseniz,
elbette dileyebilir, Rabb'im kadirdir, yani ölçeklendiren, değerini belirleyendir,
kahirdir, yani dilediğini zorla yaptırandır ne isterse onu yapar fakat Kur'an
bütünlüğünden benim anladığım, Rabb'im kişiye veya topluma bir şey dilemeden o
kişi yada toplumun onu zaten hak etmiş olduğudur.
Örneğin doğru yola klavuzlanmak için uğraşan için diler,
sapıtan için ise karanlıklar içinde kalmasını diler, zalim toplum kendini
düzeltmeden Yüce Allah o toplumu düzeltmez, başımıza gelen musibetleri önceden
hak ettiğimizi bize bildirir gibi gibi. Kur'an'da örnekleri var bakınız lütfen.
Özgür irade ile seçimlerimizi kendimiz yaptığımız hakkında
onlarca ayet var, ayrı başlık altında çalışıcaz.
Bir örnek verelim.
28/50 Buna
rağmen eğer sana uymazlarsa, bil ki onlar hevalarına uymaktadırlar. Allah'tan
bir yol gösterici olmaksızın kendi hevasına uyandan daha sapkın kim olabilir?
Kuşkusuz Allah, zalim bir toplumu doğru yola iletmez.
4-Kimse
kimsenin yükünü yüklenemez.
Kimse kimsenin yükünü yüklenemez. Bir yük taşıyıcısı
başkasının yükünü yüklenemez. Fakat bazı ayetler gelecek, birilerinin
başkasının yükünü de yüklendiğini belirtir Yüce Allah.
Acaba Kur'an'da çelişki mi var ? Ne dersiniz ?
Ayetler gelince analitik düşünüp bakıcaz bakalım, Kur'an'da
çelişki mi var yoksa Yüce Rahman bize farklı bir işaret mi vermiş?
Yük yükleme konu başlığımız zaten ama gene de farklı bir
bakış açısı sunan birkaç ayet paylaşayım.
34/25 De
ki: "Bizim yaptığımız cürümden siz sorumlu tutulmazsınız. Ve biz de sizin
yaptıklarınızdan sorumlu tutulmayız."
28/55
Onlar, kötü ve çirkin bir söz duydukları zaman, ondan yüz çevirirler. Ve:
"Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Selam
üzerinize olsun. Bizim cahillerle işimiz olmaz." derler.
2/139 De
ki: “Bizimle Allah’ın hakkında mı tartışırsınız? ; ve O (Allah) Rabbimizdir4;
ve Rabbidir4 sizlerin; ve bizedir yaptıklarımız; ve sizedir yaptıklarınız; ve
bizleriz O'na muhlis/saflar/katıksızlar309."
*
20/99 İşte böylece geçmişlerin haberlerinden sana
anlatıyoruz. Gerçek şu ki sana katımızdan bir zikir verdik.
20/100 Kim
ondan yüz çevirirse, o kıyamet günü için ağır bir yük yüklenir.
20/101 Onlar,
orada sürekli kalacaklardır. Ve yüklendikleri yük, Kıyamet gününde onlar için
ne kötüdür.
Zikir hatırlatma, öğüttür, zikir Kur'a’ndır. İşte bu Kur'an
ile Yüce Allah nebi Muhammed'e kendi katından geçmişin haberlerinden ve öğüt
verdiğini belirtir. Yani Kur'an'da geçen geçmişin haberleri de gelen öğütte
haktır, gerçektir. Ve Kur'an'dan yüz çevirenlerinde kıyam günü ağır bir yük
yükleneceğini, bu yüklendikleri yükünde onları cehenneme götüreceğini ve orada
sürekli kalacakları belirtir. Elbette Yüce Allah'ın belirttiği bu yükü
yüklenenler için bu yük çok kötü olmuştur.
Elbette yüklenilen bazı yükler ise güzel, iyi, hayırlı olan
sevap yükleridir.
Hani 2/286 ayeti özelinde, bu ayetteki yük bir zorluk, bir
taşımak oldukları ağırlık, bir külfet olarak düşünmeyelim demiştim ya, bu ayet
özelinde tamda budur ve çok daha fazlasıdır
diyebilirim. Dünyadayken biriktirip ahirete gönderip de ahirete gittiklerinde
sırtlandıkları bu yük ancak kendilerinin cehenneme gitmesine sebep olmuştur.
Ancak kendilerine zulmetmişlerdir. Yüce Allah asla
zulmetmez. Zulmü insan kendine, kendi nefsine yapar. Kendi cezasıdır, kendi
kazancıdır.
10/44 Doğrusu Allah zulmetmez257 insanlara bir
şey; velakin/fakat insanlar kendi nefislerine201 zulmederler257.
*
35/18 Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici
başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu
(yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile)
yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar
Rablerinden4 gaybla62*; ve ikame572 ederler salâtı5; ve kim
zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak
zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a
doğrudur dönüş yeri.
Adım adım bakalım. Yüklenemez bir yüklenici başkasının
yükünü. Evet kimse başkasının yükünü yüklenemezmiş. Bu yüklenemeyecek olana
Yüce Allah yüklenici diyor. Yani az önce benim dediğim gibi, insan, kişi gibi
kullanmıyor. Demek ki bir işaret vardır burda. Bu yüklenemeyecek olana
yüklenici denmesi, belki zaten bir yük yüklenmiş olduğu veya istenirse yük
yüklenebilecek olduğu anlaşılabileceği gibi ayet özelinde belki de yakınlık
sahibi olduğundan başkasının yükünü yüklenmeye istekli olabileceğini
çağrıştırıyor bana. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
Devam edelim, evet burda bir çağırma geliyor. Ağır bir yük
yüklenen, eğer yükleniciyi çağırsa bile, kendi yükünden yüklensin diye, ki
demek ki belki de bunu yani çağırmayı Rabb'im mümkün kılmış olabilir yada böyle
olsaydı bile de demiş olabilir, o yüklenici ağır yükü olandan bir şey
yüklenemez der Yüce Allah'ımız.
Bu kişiler yakınlık sahibi de olsalar durum değişmez diye
bizlere öğretir Rabb'imiz. Ayetin devamı için detaya girmeyelim ama şunu
belirtmem lazım ; ayetin devamında ancak uyarırsın kimseleri diyen kısım için
birkaç şey söylemek isterim. Öncelikle uyarıyı yapan nebi ve uyarının kaynağı
kutsal kitaptır, Kur'an'dır diye belirtelim.
Kur'an bütünlüğü ve ayet anlam bağlamı olarak Rabb'imiz'in
ancak uyarırsın kimseleri sözünden şunları çıkarabilirim. Nebiye de ancak kendisine
verilen sorumluluk vardır. Vayhi iletecektir, kim inanır kim inanmaz sorumlu
değildir, ondan bunun hesabı sorulmayacaktır. Vahyi deklere etmektir nebinin
yükü, sonrasında inanmayanda olsa bu nebiye yük olarak yansımayacaktır, bundan
sorunlu olmayacaktır.
Ve o zamanki insanların için de inananın ve
inanmayanlarında birbirlerinden bağımsız, kimsenin hesabı kimseden sorulmadan
her kes kendi yaptığından sorumlu olacaktır.
Ve bu bağlamda da diyebiliriz ki her koyun kendi bacağından
asılacak. Gelmiş geçmiş ve gelecek ümmetler, kişiler her kes kendinden
sorumludur. O zaman neyin peşinden gittiğimize, neye musallin olduğumuza dikkat
edelim. Biz akılsız maymunlar gibi ata dinini taklit edersek, zanlara uyarsak,
kelle sayılarına uyarsak eğer, gütme ve nakil dini yaşarız.
Oysa ki diniz kişiseldir, akıl dinidir, delil, kanıt
dinidir. Kur'an bir ders kitabıdır. Yüce Allah insanı akılsızca taklit etmesi
için yaratmadı. Bu özellik maymunlardadır. Yaratılış özelliğimiz olan ve
kullanmamız istenilen aklımızı lütfen kullanalım. Aklımızı birilerine
kullandırtmayalım. Aklımız var lütfen fikrimizde olsun. Fikirlerimizi de
delillendirip kanıtlandırlım ki iman ettiğimiz şeye mümin olalım. Vay o
musallinlerin haline denen hüsrana uğrayacak grup içine girmeyelim.
*
39/7 Eğer
kâfirlik25 ederseniz öyle ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106 sizden; ve
razı* olmaz kullarına küfre422; ve eğer
şükrederseniz43 razı* olur ona sizlere; yüklenmez bir yüklenici
başkasının yükünü; sonra Rabbinizedir4 dönüş yeriniz; öyle ki haber verir
sizlere yapar olduğunuzu; doğrusu O (Allah) bir Alîm’dir8 göğüslerin
zatîne/özüne.
*Hoşnut olmaz, istemez, dilemez, onaylamaz.
Konu bağlamında bir yüklenicinin başkasının yükünü
yükleyemeyeceğini anlatır, öğretir Yüce Rahman. Yüce Allah'a döneceğimiz ve ne
yapmışız haber vereceği de yine ayetimiz öğretilerindendir. Ayetimizdeki diğer
öğretiler üzerinde de akledelim lütfen.
*
53/38 Gerçek şu ki, hiçbir günahkar, başka bir
günahkarın yükünü yüklenemez.
53/38 Ella teziru vaziretun vizre uhra.
teziru vaziretun
vizre üç kelimede aynı kökten gelir. Kökü Vav-Za-Ra dır.
Kök anlamlarında : yük, yükümlülük; günah, suç; sorumluluk,
sorumluluk │ حمله وزره (ḥammalahū) s.o. yapmak katlanmak s.th.'nin sorumluluğu,
s.o. s.th'den sorumlu; وضعت الحرب اوزارھا waḍa'at
il-ḥarbu auzārahū savaş sona gelmek وزرة wizra pl. büyücü peştamalı وزرة wazara
pl. - etek, süpürgelik (arka.) وزر 2 V (kabine) bakanı olacak X'e bir (kabine) bakanı atamak ( å s.o.); olmak (kabine)
bakanı olarak atandı
Meal etkisi en az ve olduğu gibi aktarım bakımından şu
şekilde çevrilmesi daha doğru olacaktır kanaatindeyim. Kendim çevirdim bakar,
kontrol edersiniz.
53/38
Olmaz yüklenir, yük taşıyan, başka ağırlık/yük/günah.
Bazı ayetlerde yüklenici yüklenemez yüklenici bir başkasının
yükünü terkibinin bana çağrıştırdığı illa insan ile insan arasında olduğu ile
sınırlı olmadığıdır. Belki insan ve iblis veya iblis ve insan arasında da bu
konunun bu şekilde olacağı işaretini alıyorum ben. Belki de Rabb'imizin başka
yarattıkları ve hesap görecek olan varlıklarda kendi aralarındaki mevzular
özelinde, bu işin içinde olabilir. Elbette bizi ilk ilgilendiren insan ve insan
ilişkisi olmakla beraber, insan iblis ve iblis insan ilişkilendirilmesi de
önemli olduğundan üzerinde düşünmek lazım. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
5/29 Doğrusu
ben isterim ki dönersin benim günahımla ve kendi günahınla; öyle ki olursun
ateş834 ashâbından194; ve işte budur cezası63 zalimlerin257.
Bu ayet iki ademoğlunun kıssasıdır. İki ademoğlunun sunduğu
adağı yani yakınlaştın kurbanın birinden kabul edilmediği diğerinden kabul
edildiği kıssasındandır. BU kıssa hakkında biraz konuşmuştu. Bu ayette sunusu
kabul edilmeyenin, sununusunun kabul edileni katleceğini söylediği ve bunu
yaptığı kıssasıdır. Bu katletme öncesi sunusu kabul edilen beni katledersen
isterim, dilerim, temenni ederim ki kendi günahın ve benim günahımla Allah'a
dönersin ve bir neden olmaksızın can aldığı için ateş ashabından olursun der ve
Yüce Allah'ta bu şekilde can alan için zalim der ve cezasının cehennem olduğunu
belirtir.
Burada temenni edilen ve olacak olarak öğretilen öğreti,
biri birini öldürdü, öldüren öleninde tüm günahlarını veya bir kısmını alır,
ölen günahlarının hepsinden veya bir kısmından temizlenir demek değildir.
Öldüren kişi, öleni öldürmesinden de kazandığı günahları yüklenir, kendi
günahlarına ilave olarak. Benim günahım denilen budur. Öldürmeden dolayı
kazanılan ceza yani karşılıktır.
Konu ile bağlantılı olarak hak helal etme konusuna bakınız.
Bir kişi hakkını helal ettiğinde helallik alanın o haktan doğacak olan
yükümlülüklerden kurtulmadığını, hak helal ederek kişi doğacak hakkın
karşılığını Allah'tan alacağını, hakka girenin ise bunun karşılığını hak helal
edilsin yada edilmesin göreceğini Yüce Allah bizlere öğretmişti.
Burada da durum tam da budur.
17/15 ayetinde konuştuğumuz acaba Kur'an'da çelişki mi var
sorusunun bu konu özelinde ilk cevabı budur. Çalışmamızın ilerleyen
kısımlarında daha da netleştircez Rabb’im dilerse. Kur’an’da asla çelişki
yoktur. Sonraki ayetlerde de bazı kısım kimselerin birilerinin yükünü
yüklendiğini görücez. Aynı bu ayete benzer şekilde.
*
16/25 Kıyamet Günü, kendi yüklerinin tamamını ve
saptırdıkları cahillerin yüklerinden bir kısmını, yüklenmiş olurlar. Dikkat
edin! Yüklendikleri şey ne kötüdür!
Evet Yüce Allah bir yüklenici başka birinin yükünü
yüklenemez yakını da olsa diyordu. Bu ayette ise müşrikleri, Allah'ın
ayetlerini yalanlayanları, yok sayanları v.s. işaret ederek bu kimselerin kendi
elleri ile yaptıklarının sonucu yüklendikleri yükün tamamını ve ayrıca yoldan
çıkardıkları kişilerin de yüklerinin bir kısmını yüklenmiş olduklarını
belirtir.
Evet dedik ya Kur'an'da çelişki mi var diye. Asla yoktur.
Kur'an bütünlüğünden bir haber olup veya bilip de ayetleri ve manalarını eğip
büküp kendi uyduruk inancınıza göre cahilde, ahmakça, sapkınca anlamlandırmaya
çalışırsanız, çelişki var zannedersiniz veya varmış gibi insanlara söylersiniz.
Zaten bunu yapanlar ya Kur’an’dan bir haberdirler ya Kur’an’a
arınmadan dokunanlar yada şeytanın hazır askerleridir. Yalan yanlış bir
dayanağı olmayan bilgilerle insanları saptırmaya çalışanlardır. İsim vermiycem
bir tane sakallı orta yaş üstü bir vatandaş çıkmış Müslümanlara challenge
yapıyorum Kur’an’da çelişki var diye video yapmış. Sallayıp duruyordu, önce
cevap vermeyeyim dedim sonra yorumlara baktım inanıyordu insanlar. Bedir savaşı
konulu Kur’an’da çelişki olduğunu iddia eden ve bir challenge yaptım diyen bu
vatandaşın videosunu izledim ve tüm söylediklerini çürüterek uzunca bir yorum
yazdım. Sanırsam aylar oldu tek satır cevap gelmedi. Anca boş boş atıp tututorlar.
Bu kişi bu tarz videolar yapıyor baktım. İşi gücü bırakıp tüm videolarına cevap
verecektim eğer bir meydan okuma yaptım deyip videoda söyledi şeyleri kanıtla
delille çürüttüğüme bir yanıt verseydi. Sonra kanalı önerme dedim geçtim
gittim. Rabb'im cahillerden ve cahil olmaktan, batıldan ve batıl olmaktan
özelliklede müşriklerden ve şeytanın etkilerinden ve bize yakınlaşmasından
bizleri korusun, sakındırsın.
Ayetimize dönelim, bu ayette anlatılan bu kişiler kendi
yükleri yanında saptırdıklarının, sapmalarına neden oldukları kısım kadar yükü
yüklenirler. Yani sapanların yoldan çıkmalarına sebep oldukları kısım kadar yüklerini yüklenirler. Bu sapanların
yüklerinin hafiflediği anlamına asla gelmez. Sapanlarda saptıranlarda kendi
yüklerini taşırlar. Sapanların yükleri azalmamasına
rağmen saptırıcı, bu insan olur, şeytan olur, bu sapmaya neden olan kısmın
yükünü de yüklenirler. Dolayısıyla Subhannalahu. Doğru söyledi Allah.
Kimse kimsenin yükünü yüklenmemiş olur, yükler herkes de
aynı şekilde kalır biri birinden yük almamasına rağmen saptırıcının yükü
çoğalırken bu saptırmasından dolayı, sapanın yükü ise aynı kalır.
*
29/12 Kafirler: İman Edenler'e: "Bizim yolumuza
uyun, sizin yanlışlarınızı biz üstlenelim." dediler. Oysa onlar,
başkalarının hatalarından hiçbir şey üstlenemezler. Kesinlikle onlar
yalancıdırlar.
29/13 Onlar hem kendi yüklerini hem kendi yükleri
ile birlikte başka yükleri taşıyacaklar. Kıyamet günü, kesinlikle uydurdukları
şeylerden hesaba çekilecekler.
42/21 Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği
bir şeyi, kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer "ayırma
kelimesi" olmasaydı kesinlikle aralarında hemen hüküm verilirdi. Kuşkusuz
ki zalimler için acı bir azap vardır.
Bu ayetlerimizde anlatılan ise kafirler gelin bizim
yolumuza der iman edenlere. Sizin önceki yanlışlarınızı biz üstlenelim derler.
Belki de bunun yanında da eğer bu kendilerinin yolu, yanlış yolsa bu yanlıştan doğacak
günahları da biz yükleniriz demiş olmuş olmalarını anlıyorum. Yüce Allah der
ki: bu kafirlerin yalancı olduğunu, onların başkalarının hatalarından
yüklenemeyeceklerini belirtir. Bu kafirlerin
kendi yüklerini ve başka yükleri de taşıyacaklarını bildirir. Bu
yüklerin 16/25 ayetinde saptırdığı kimselerin, sapmaya yol açtıkları kısmının
yükü olduğunu biliyoruz.
Başka da varsa en doğrusu Yüce Allah bilir.
Mesela bu hadisleri yazan şeytanın velilerinin
yüklendikleri yükleri düşünebiliyormusunuz. Yaklaşık 1200 yıldır belki
milyarlarca, trilyonlarca insanları saptırdılar. İşte Rabb'im bu ve benzeri
şeyler ile uydurdukları şeyler için hesaba çekileceklerini bildirir.
42/21 de de Yüce Allah'ın meşru kılmadığı, hüküm vermediği,
dinde işaret etmediği, izin vermediği gibi gibi şeyleri dinde hüküm koyarak
meşrulaştıran, yani kısaca sevap, günah, helal, haram, ibadet uyduran, ahiret
hakkında uydyryk şeyler söyleyen yani Allah adına iftira atan, yalan uyduran
ve/veya bu yalanları ve iftiraları Yüce Allah’a dayandıran ortaklarımı var
diyor. Allah harici ilah mı edindiniz diyor. Eğer ayırma kelimesi, ayırma
hükmü, ayırma sözü olmasaydı size anında azabım gelirdi diyor.
Yüce Allah herkesin hesabını çabuk, eksiksiz ve en adaletli
şekilde verecek. Ve bizleri ayıracak. Bu ayırma din günü olacaktır. Bu konuları
inceliycez Rabb'im nasip ederse. Yani din günü, izin günü ve ayırma konuları
gibi.
Ayırma konusu için kısaca cennet ve cehennelik, araf gibi
bir ayırma düşünülebilir veya müşrikler ve müşrik olmayanlar, ashabı meşeme ve
ashabı meymene ayırması, sağın ve solun adamları ayırması, tartısı, mizanı ağır
veya hafif gelen ayırması, cennete girenler ve girecekler ayırması gibi
düşünebiliriz. Bunların hepsi ayırma olmasına rağmen konuyu detaylı
incelediğimizde Rabb'im ilim verirse derinlemesine bakarız.
*
7/38 Dedi
(Allah): “Girin ümmetlere/topluluklara; muhakkak ki halife65 oldu
sizlerden önce ateşe; cinden91 ve insandan”; ne zaman girdi bir ümmet305;
lanet etti (ümmet) kız kardeşine; ta ki yakaladıkları/yetiştikleri* zaman
orada** topluca; dedi sonraki (ümmet) onların önceki (ümmeti) için:
“Rabbimiz4! Bunlar dalalete128 sürüklediler bizleri; öyle ki ver onlara
bir kat (daha) azap ateşten; dedi (Allah): “Hepsi içindir bir kat; fakat
(sizler) bilmezsiniz.”
*Birbirlerini, birbirlerine.
**Cehennemde.
Son olarak cennet ve cehennem derece derecedir. Saptırılanlar, kendilerini saptıranlar
için daha fazla ateş daha fazla azap talep ederler Rabb'lerinden, kendilerini
saptırdıkları için.
Saptırılanlar elbette kendi cezaları kadar azap alacaklar
fakat ayetten de anlaşılacağı gibi, sapanların yükünden de yüklenen
saptırıcılar ise, bir kat daha ateş, bir kat daha azap alacaklar, diye Yüce
Allah bize öğretir Yüce Allah. Bunu bu şekilde yapacağını fakat bizim
bilemeyeceğimizi de öğretir. Tekrar belirtelim sapanların yükünden
saptırıcıların yüklediği yük miktarı kadar sapanların yükünden asla
eksilmeyecektir.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
4Efendi, komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve
sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
8Bilen.
10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme.
Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan
payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca
göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri
döndürülür.
25Örten, gizleyen,
kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik
etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak
gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek
anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.
43Teşekkür etmek.
Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.
53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet
ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.
62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.
63Karşılık, hak edilen.
65Sonrası gelen, halef.
68Sahip
91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde
yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir.
Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler
için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet
kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği
şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar; *
Bir yerleşim yerinde yaşayan insanların/halkın daha önce görmediği, o kimselere
gizli kalmış, örtülü kalmış yabancı kimseler/insanlar için kullanılır. Kur'an
dinlemek için Muhammed peygambere gelen yabancı insanlar ve Süleyman
peygamberin ordusunda görev yapan yabancı insanlar. * İblîs ve onun soyu olan varlıklar da cin
olarak işaret edilir. Görünür, elle tutulur olan maddeden/atomlardan
yaratılmadıkları için Rabbimiz onları da cin kelimesiyle işaret
etmektedir.
106Zengin.
128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece
Kur'an demeyen herkes.
194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda
ve zamanda kaderleri ortak olanlar.
201Benlik, kişilik, öz varlık.
257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm
Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla
yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm
resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk
etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis
kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır.
305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir
kesim/kısım insan topluluğu.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.
572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya
koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.
834 Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin
(yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.
Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.Hutame=Karadeliğin
akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.Lezâ=Ateşin bir özelliği;
dokunmasa bile uzaktan yakar.Hâmiye=Çılgın ateş.
EN
DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder