19 Ekim 2024 Cumartesi

ZİKİR

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.

 

 

Zikir kelime anlamı olarak hatırlamak, farkında olmak, anmak, akılda tutmak, anlatmak, anlatabilmek, yüceltmek, statü kazandırmak, bahsetmek, anmak  olarak geçmektedir. Kuranda zikir genelde öğüt, hatırlatma, anma gibi anlamlarda kullanılmasına rağmen  zikir Kuranın kendisi içinde kullanılmaktadır. Zikirin türevleri hatırlatma, anma gibi anlamlandırılsa da (geçtiği ayetlere göre doğrudur) asıl anlamı öğüttür. Allah’ın öğüdüdür. Dünyaya gönderilmeden yapmış olduğumuz anlaşmanın hatırlatılmasıdır.  Bu manada da Allah'ı zikretmek için tesbih çekmek (tespih konusuna bakınız) zikir çekiyorum deyip bir veya birkaç kelimeyi şu veya bu kadar tekrar etmenin ne İslam’da yeri vardır, ne kuranda dayanağı ne de zikir kavramının anlamıyla alakası. Yüce Allah'ın zikri Kur’an’dır. Kuranı anlayarak okumak onunla tanışmak, kuranı kendimize indirmek her anda her durumda onu zihnimizde canlı tutmaktır.                 Kur’an Hatırlatma, öğüttür. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

Yüce Rabbimiz zaten zikirin ne olduğunu 2/152 ayetinde açıkça işaret etmiştir.


ZİKİR - YASİN ÖZKAN


*

2/40 Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimetlendirdim üzerinize; ve tutun ahdimi187; tutarım ahdinizi*; ve sadece bana; öyle ki korkun duyun bana.

2/47 Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi ki nimetlendirdim üzerinize; ve doğrusu ben faziletli202 kıldım sizleri âlemler203üzerine.

2/122 Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve lütufta bulunarak sizi alemlerde nimetlendirdiğimi hatırlayın.

 

** İsrailoğullarına Yüce Allah verdiği nimetleri hatırlayıp, onlara verdiği öğütleri tutmalarını ve sadece kendisinden korkmaları gerektiğini ve alemler üstünde onları faziletli kıldığını hatırlatır.

*Bu ayette dünya hayatının farklı çağları/zamanları işaret edilmiştir. Yoksa İsrâîloğulları evrenin her yerindeki yaşamlara fazlalıklı kılınmıştır demek değildir. 2/47

*

2/63 Ve o zaman aldık mîsâkınızı281; ve yükselttik üstünüze turu/dağı; alın verdiğimizi sizlere kuvvetle/güçle; ve hatırlayın ondakini (mîsâkın içindekini); belki sizler takvalı21 olursunuz.

 

** Musa’nın kavmine onlardan söz aldığını üzerlerine turu yükselttiğini ve onlara verdiği sözleşmenin içeriğine uymaları gerektiğini bu yönde söz verdiklerini hatırlatır. Bu öğütle ve sözleşmeye uyarak takvalı olacaklarını söyler.

*

2/152 Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

 

** Yüce Rabb'imizin verdiği işaret çok net. Aklederek ayeti anlamaya çalışalım.

Beni zikredin bende sizi zikredeyim derken Yüce Rabb'imiz ne demek istedi.  Allah zikretmek nedir.

Allah’ı anmak mı ? Ben Allah’ı anacağım. Allah'ım ne yücesin diyeceğim o da (haşa) bana kulum sen ne iyi kulsun v.s gibi bir şey mi diyecek, Elbette hayır.

Zikir çekmek mi ? Ben 100 kere Allah diyeceğim Allah'ta 100 kere Yasin (benim adımı) mi (haşa) diyecek. Elbette hayır.

Peki biz Allah'ı nasıl doğru zikredeceğiz ve Allah bizi nasıl zikredecek. Bu ayetten açıkça anlaşıldığı gibi;

Biz Allah'ın bize indirdiği Kurandaki öğütlerini dinleyeceğiz, onlara uyacağız, aklımızdan hiç çıkarmayacağız, takvalı olucaz, Allah'ın her şeyi bildiğini, gördüğümü, her şeyi duyduğunu aklımızdan çıkarmayıp ona göre davranıcaz bu bizim zikrimizdir. Allah'ta eğer bunları bu şekilde yaparsanız hak ettiğiniz karşılığı dünyada ve/veya ahirette veya her ikisinde de hak etiğimiz karşılığı verecek. Allah'ın zikri  budur.

Onun öğütlerini karşılığını hiçbir haksızlığa uğramadan alacağımıza emin olup, ahidimize uyarak ahdimizi tutup, hak ettiğimizi karşılık verenlerin en hayırlısı Allah'tan umacağız.

Şöyle bir anlam daha çıkar ayetimizden. Allah beni hatırlayın bende sizi hatırlayayım der. Biz dünyada Yüce Allah'ı hatırlayıp onun zikrini unutmassak, yani Kur'an'ı, yani kelamlarını unutmaz ve Yüce ALlah'ın hudutlarından çıkmassa Yüce Allah'da bizi dünyada ve/veya ahirette unutmayacak. Zaten kafir ölenlerin Yüce Allah yüzüne bakmayacağını, özür dilemelerine izin vermeyeceğini, dua etseler kabul etmeyeceğini, onların aşağılanmışlar olacağını, onların ahirette sığınacağı veya yardım alacağı kimse olmayacağını ve bir çok şey daha söylemezmi? İşte bunlar Allah'ın zikrini unuttular, Yüce Allah'ta onları hatırlamadı, yani umursamadı. Onlar dünyada nasıl zikri umursamadılar ise Yüce Allah'da onlara dünyada süre verdi fakat ahirette umursamadı.

 

3/135 Ve onlar, kötü bir şey yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp, suçlarının bağışlanması için O'na yalvarırlar. Zaten Allah'ın dışında kim suçları bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıkları kötülüklerde bile bile ısrar etmezler

 ** Allah önceki ayetlerde bu ayete muhatap olanların muttakiler (takva sahibi olanlar) ve muhsinler (güzel ahlaklı, iyi işler yapan, iyi kimse) olduğunu belirtir. Bu muhsinler ve muttakilerin özelliği neymiş. Onlar kötü bir şey yaptıklarında veya kendilerine 11/18 - 7/177 zulmettiklerinde (en büyük zulüm Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır) Allah'ı hatırlayıp suçlarının bağışlanması için dua ederlermiş. Suçları sadece Allah bağışlayabilir. Bu kimseler hatalarında bile bile ısrar etmezlermiş.

Peki burada zikir hatırlama manasında gelmiş. Peki sadece Allah'ı hatırlamak, sadece Allah'ın hatırlanması (29/61) ile bu ayete (3/135’e) muhatap olunabilir mi. Elbette hayır. Peki neden ? Anlamak için aşağıda sorularımızı soralım.

 11/18 Uydurduğu yalanı Allah'a dayandırandan daha zalim kim olabilir? Onlar, Rabb'lerinin huzuruna çıkarılacaklar ve tanıklar da: "Rabb'lerine karşı yalan uyduranlar işte bunlardır." diyeceklerdir. İyi bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.                     

 7/177 Âyetlerimizi  yalanlayan ve böylece kendilerine zulmeden eden halkın durumu ne        kötüdür.  

 29/61 Gerçek şu ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı yararınıza sunan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah." diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar!

Şimdi soralım,

1-Onlar (muttakiler) kötü bir şey yaptıklarını ve kendilerine zulmettiklerini nasıl anlarlar ?

2-Üstteki durumda Allah'ı hatırlamak yetiyor mu? Eğer yetiyorduysa Mekkeli müşriklere sorduğunda yerleri ve gökleri kim yarattı diye Allah diyorlar 29/61. Allah' biliyor, hatırlıyorlar.

3-peki onlar neden Allah'ı hatırladıkları halde müşriklerdir ? (şirk koşan).

4-Suçlarının bağışlanması için muttakiler neden Allah'a yalvarıyorlar ?

5-Peki muttakiler neden ve nerden hatalarında ısrar etmemeleri gerektiğini biliyorlar ?

 

Şimdi de cevaplayalım,

1-Allah'ın ayetlerinden (kendine zulmeden haksızlık eden kavimlerin ve insanların örnekleriyle dolu Kuran)

2-Allah'ı hatırlamanın yanında Allah'ın zikrinide hatırlamak gerekir ki takvalı olabilelim (takva çalışmasına bakılabilir)

3-Çünkü Allah'ı biliyorlar ama şirk koşuyorlar, Allah'ın ayetlerini yalanlıyorlar, kimisine inanıp kimisini inkar ediyorlar, Allah'ın astından ilahlar ediniyorlar, Kurandaki zikre uymuyorlar.(kuranda bir çok örneği mevcut)

4-Çünkü Yüce Rabbimiz zikrinde (biricik kuranımızda) bunu bizlere öğütlüyor 3/135

5- Çünkü bunu da Kurandan/zikirden biliyorlar. 9/66

9/66 Hiç özür dilemeyin! Ant olsun siz inandıktan sonra Kafirlik ettiniz. Sizden bir kısmınızı affetsek bile, suç işlemelerinden dolayı bir kısmınıza da azap edeceğiz.

(azap görecek kısım bu suçlarında ısrar edenler)

Ayetten de anlaşılacağı gibi Allah'ın zikri/Allah'ın hatırlanması onun öğütlerini hatırlamakla olacaktır. Tabii ki bu öğüde uymakla. Bunun içinde bu öğütleri hafızamızda canlı tutmalıyız.

Bunun içinde devamlı salatı ikame etmemiz gerekir. Kuran dersleri, çalışmasını, müminlere vakitlendirilmiş olan kitaptan, kurandan, sorumlu olduğumuz vakitlerde çalışıp bu öğütleri her daim zihnimizde canlı/taze tutmalıyız. Hem takvalı olmak için, hem Allah' sığınabilmek için hemde cennetin kapılarını kendi adımıza Allah'ın izni ile aralayabilmek adına.

*

6/126 Rabb'inin dosdoğru yolu işte budur. Gerçekten öğüt alan bir halk için ayetleri ayrıntılı olarak açıkladık.

 

** Demek ki öğüdü Allah'ın ayetlerinden alıyoruz. Allah'ın ayetleri öğüttür/zikirdir. Ve bu dosdoğru yoldur.

*

7/2 Bu, sana indirilen bir Kitap'tır. Onunla uyarıda bulunman ve mü'minlere öğüt vermen konusunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.

7/3 Rabb'inizden size indirilene uyun. O'nun yanı sıra başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!

7/63 "Takvalı olmanızı sağlamak ve böylece merhamet olunmanız için; içinizden sizi uyaracak bir adama Rabb'inizden size bir zikir gelmesine mi şaştınız?"

7/69 "Sizi uyarması için, içinizden bir kimse aracılığıyla Rabb'inizden size bir zikir gelmesine hayret mi ettiniz? Nuh toplumundan sonra sizi onların yerine geçirdiğini hatırlayın. Ve yaradılışça sizi onlardan güçlü kıldı. O halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın. Umulur ki kurtuluşa erersiniz."

** Rabb'imizden indirilen Kuran ile müminler öğüt alır, uyarılara dikkat ederler. Kuran harici tüm yollar sapkınlıktır, İslam dini ile alakası yoktur. Allah'ın zikri/öğüdü yalnızca Kur’an’dır.

*

10/57 Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gögüslerde olana bir şifa ve müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.

 

** Sıkıntı ve kaygıyı yok edecek ilaç Kurandır. Kuran maddi ve manevi, fiziksel ve ruhsal, dünya ve ahiret için bir hidayet bir rahmet bir yol gösterici bir şifa, bir lütuf bir zikirdir/öğüttür/hatırlatmadır.

*

11/114 Ve dik/ayağa kaldır salâtı5 iki tarafında gündüzün170; ve yakınlarında gecenin171; doğrusu güzellikler giderir rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir zikirdir/hatırlatmadır hatırlayanlara

 ** Salatı ikame etmemiz gereken zamanları söyler Rabb'imiz. Ayrıca bu öğüt alanlara bir öğüttür hem bu ayet hem de salatı ikame etmenin kendisi. Salat konusunda detaylı değineceğiz.

*

13/28 İnanmış kimseler; ve yatışır/dinginleşir/tatmin olur kalpleri Allah'ın zikriyle/öğüdüyle; Allah'ın zikriyle/öğüdüyle yatışır/dinginleşir/tatmin olur kalpler değil mi?

 

** Yanlış çevirileren ayetlerden biri de budur. Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle tatmin olur diye çevrilir. Zikir Allah'ın öğüdü, Allah'tan gelen öğüt yani Kurandır. Kalpler ancak Allah'ın zikri/öğüdü ile tatmin olur doğru çeviridir. Arada fark vardır. Kalp akletmede çok büyük bir rol oynar hatta Allah'ın ayetlerine bakarak asıl merkez kalp demek doğru olacaktır. Aynı beyindeki nöronlardan

kalpde de bulunur. 40.000 civarı olan bu hücreler algılayan, hisseden,  öğrenen, hatta hatırlayan hücrelerdir (1991 yılında Dr. J. Andrew Armour ‘kalp beyni’ ‘heart brain’, ‘küçük beyin’

‘little brain’ yada  “içsel kardiyak sinir sistemi’ ‘intrinsic cardiac  nervous system’) çalışmasını inceleyiniz.

Şöyle düşünebiliriz kulak nasıl beyin olmadan kendi başına duyamaz ise göz nasıl kendi başına göremez beyine ihtiyaç duyarsa ve aynı şekilde beyin nasıl kendi başına göremez ve duyamassa ilgili organlar olmadan, birbirlerine  ihtiyaç duyuyorlar sa , kalp de aynı şekilde beyin ile çalışarak karar verme mekanizmasını etkilemektedir.

Ayeti dikkatli okuduğumuzda Yüce Rahman'ımız birinci kısmında söylediği şeyi, ikinci kısmında düşünüp akletmemiz için soru şeklinde söylüyor. İlahi yaklaşımı görebiliriz ayette.

Yüce Rabbimiz akletmenin kalp ile olacağını birçok ayette bize bildirmiştir. Bir iki örnek verelim.  Kalp başlığı altında bu konuyu inceleyeceğiz Allah izin verirse.

 

Kalp akledermi

 

6/46 De ki: "Söyleyin bana! Eğer Allah; işitmenizi, görmenizi ve kalbinizin idrak etmesini yok etse, Allah'tan başka hangi ilah onları size geri verebilir?"

Bak, ayetlerimizi nasıl çok yönlü açıklıyoruz. Buna rağmen yine de yüz çeviriyorlar.

9/87 Onlar, geride kalanlarla beraber olmayı tercih ettiler. Kalpleri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.

7/179 Ve ant olsun ürettik cehennem için cinden ve insandan birçok; onlaradır kalpler, anlamazlar/kavramazlar onunla; ve onlaradır gözler, görmezler onunla;

 ve onlaradır kulaklar, işitmezler onunla;işte onlar çiftlik hayvanları gibidir; Hayır! Onlar daha da sapıktır; işte onlar; onlardır gafiller/umursamazlar.

22/46 Öyleyse gezip dolaşmazlar mı yeryüzünde? Böylece olur onlara kalpler aklederler onunla; ya da kulaklar işitirler/duyarlar onunla; öyle ki doğrusu kör olmaz gözler ancak kör olur göğüsler

içindeki kalpler.

8/2 Gerçekten Mü'minler o kimselerdir ki: Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda bu imanlarını artırır ve yalnızca Rabb'lerine tevekkül ederler.

40/56 Yetkili kılınmadıkları halde Allah'ın ayetleri hakkında ileri geri konuşanların kalplerinde, hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri bir büyüklenme tutkusu vardır. Sen, Allah'a sığın.

O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.

 *                                                                

14/52 Bu Kur'an, kendisiyle uyarılmaları, Allah'ın bir tek ilah olduğunun bilinmesi ve sağlıklı düşünen akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara bir mesajdır.


** Kuran uyaran, öğüt veren bir mesajmış.

*

15/6 Ve dediler: “Ey kendisine zikir/hatırlatma (Kur’an) indirilen kimse! Doğrusu sen mutlak mecnunsun/aklı gizlenmişsin.”

 

** Mekkeli müşrikler nebi Muhammed’e bana zikir/öğüt/kuran indirildi dediğinde inanmadıklarından ona ettikleri hakaretlerden bir örnek. Ona şairsin, kulaksın(başkasından duydun) , cinlenmişsin(aklını kaçırmışsın) gibi ve başka hakaretler ettiklerini de diğer ayetlerden görüyoruz. Nebiye verilen (Allah’ın vahyi) onların kendi hevalarına uymadığından, düzenleri bozulacağından, yaşayış ve malları konusunda Kur’an’dan hüküm getirdiğinden, büyüklük taslayan, kibirlenen, mallarıyla ve oğullarıyla kendini bir şey zanneden Mekkeli müşrikler bu tarz yakıştırmaları nebimize o zamanlarda yapmışlardır. Tabii Yüce Rabbim bunları büyük bir azap ile süresiz cezalandıracağı konusunda üzerlerine sözü hak etmiştir.

*

15/9 Doğrusu biziz; biz indirdik zikri/hatırlatmayı (Kur’an’ı); ve doğrusu biziz ona (zikre/hatırlatmaya/Kur’an’a) mutlak koruyucular.

 

** Allah kuranı koruyacağını söylemiştir. Allah'ın sözü en doğru olanıdır. Bu koruma nasıl olacaktır. Eğer Allah Kuranı koruyorsa neden bir sürü farklı meal var ve birçoğu insanı         

müşrik yapıyor. Bu koruma ilahidir. Şöyleki 19 kuralı ile Kuran korunmaktadır. 19 başlığı altında bu konuya kısaca deyineceğim. Kısaca değinmemin nedeni bu ilahi korumanın        

anlaşılması için kalplerin bu korumanın olduğuna inanması için detaylı çalışmalara ve bu korumanın tesadüfe yer bırakmayacak şekilde onlarca veya yüzlerce defa tekrarlandığına 

şahit olunması gerektiğidir. Konu çok önemli, çok detaylı ve çok ciddidir. Bu matematiksel 19 koruması kuranda da  işaret edilir. Buna inanmayan tabii ki kafir olmaz ama inanıp görende

Allah katında derece alıcağı, imanı artacağının kanıtlarıda şerefli Kuranımızda mevcuttur. Bu koruma Kuranı kelime hatta harf düzeyinde korumaktadır. Konu başlığı altında linkler vermeyi

düşünüyorum. Oralardan izleyip konuyu detaylı inceleyen değerli arkadaş veya arkadaşlarımızdan kendi değerlendirmenizi veya çalışmanızı yaparsınız.      

 

Şerefli Kur’anımızın 19 mucizesi ile ilgili derslere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Birçok ders vardır. Ben sadece 1 tanesini ulaşılabilmesi adına veriyorum. Önceki ve sonraki derslerden de konuya ulaşabilirsinz.

 

Kur’an'ın 19 mucizesi

 

*

20/2 Biz, bu Kur’an’ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.

20/3 Ancak huşu duyan kimselere öğüt olsun diye indirdik.

** Kuran zikirdir/öğüttür. Yada zikir Kur’an’dır. Yada öğüt Kur’an’dır. Yada öğüt zikirdir. Hepsi aynı şey. Yeşaallah (Allah'ın dilemesi) ile anlatabilmişimdir.

*

20/14 Doğrusu ben; benim Allah; yoktur ilah benim dışında; öyle ki kulluk46 et bana; ve dik/ayağa kaldır salâtı5; zikrim (Kur’an) için.

 

** Salat kavramında bahsetmiştik. Allah'ın zikri veya Allah'ı anmak demek onun öğüdünü yani Kuranı okumak, anlamak, çalışmak demektir. Zikir Şerefli Kur’an’ımızdadır, öğüt Şerefli Kuranımızdadır. Çalışmamızda da bahsettiğimiz gibi sadece Allah'ı hatırlamak veya anmak Mekkeli müşriklere fayda sağlamayacağı gibi bize de fayda sağlamaz. Eğer Allah'ı hatırlıyor ve anıyorsak bunu Allah'ın öğütlerini tutarak göstermeliyiz.(Konu bağlamında tesbih ve Sübhan konusuna bakınız). Allah'ı hatırlayıp Kuranın hudutlarını, Allah'ın sınırlarını aştıktan sonra Allah’ı hatırlamanın insana bir faydası olmayacaktır. Söz, hareket veya davranışla Allah’a takvalı olmadıktan sonra  ne kazandıracak Allah'ı hatırlamak. Allah hatırlandığında ona haşyet ve huşu duymalı zikrinden/öğüdünden dışarı çıkmamalıyız. Bu takvalı olmak demek. Elimizden geldiğinde Allah'ın ayetlerine göre davranıp Allah'a tevekkül etmeliyiz. Yani gerisini Allah'a bırakmalıyız. 1.Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etsinler /       2. Allah tevekkül edenleri sever (ayet no vermiycem sizden bu 2 ayeti bulmanızı rica edicem, Allah razı olsun) Ve de çalışmalarımızda da belirttiğimiz gibi Allah yolunda olabilmek için devamlı Kur’an okuyarak, çalışarak, anlayarak yapabiliriz. Zaten Kuran müminler üzerine oldu vakitli bir kitap. Yani salatı ikame edeceğiz. Allah'ın ayetlerini devamlı hafızamızda canlı tutacağız, tutacağız ki şeytandan vesvese geldiğinde bu ayetleri hatırlayıp Allah'ın emirlerine göre (Allah'a sığınmak budur) hareket edebilelim. Allah’a sığınmak konusunu inceliycez.

*

20/34 "Seni çokça öğütleyelim."

 

** Musa firavuna gitmeden kardeşi Harun’uda yanında destekçi olarak istedi. Harun bana destek olsun gücüme güç katsın diye dua etti.. Firavuna gidince seni çokça öğütleyelim (analım diye de çevrilir)

Akledelim. Azgınlaşmış, tağutlaşmış birine gidip de Allah'ı anmak nasıl olacak. Gidip Allah, Allah diye mi anacak ya da bak Allah var diye mi anacak. Mantıksız. Demek ki bu anmak değil.

Peki Allah'ı öğütlemek nasıl olur. Tabii ki Allah'ın indirdiği zikirle/öğütle olacaktır. Allah’ın öğrettiklerini firavuna öğütleyecek. Azgın zorbaya tek İlahın Allah olduğunu eski yaptıklarını bırakıp Allah’ın hak yoluna girmesini öğütleyecek. Bunu da direk vahiyden, ayetlerle yapacak. Zaten Yüce Rabb'imizde işaretini verir.

20/42 "Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin. Öğütlerimi duyurmada gevşeklik göstermeyin."

*

20/124 Kim Ben'im zikrimden yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz.

 

**Yüce Rabb’imizin bize lütfettiği öğütlerden yüz çevirenlere uyarısıdır. Beni anmaktan veya beni hatırlamaktan yüz çevirirse demez Yüce Allah'ımız, zikrimden yüz çevirirse yani öğüdümden yüz çevirirse der. Gayet net. Şunu unutmayalım ki Allah’ın bizim yaptığımız hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bizin 1 milyon kere Allah dememize de ihtiyacı yoktur. Allah bizi bağışlamak, affetmek ve cennetlerine koymak ister. Bizim onun öğüdüne uymamıza da ihtiyacı yoktur. Bizim bu öğüde uymamız ancak kendi yararımızadır. Allah merhametli, bağışlayıcı, seven, hoşgörülü, şevkatli ve affedicidir. Bize asla azap etmek istemez ki zaten Allah bize azap etmez, o azabı biz kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayı kendimiz hak ederiz. Bu nedenle gelin Allah’ın zikrinden yüz çevirmeyelim.

 * Ayrıca Ademin yaptığı yanlışı bildiren ayetten sonraki ayet olmasıda bizlere bir delil ve işarettir.

*

21/10 Ant olsun indirdik sizlere bir kitap (Kur’an); içindedir onun bir zikir/hatırlatma sizlere; öyleyse akletmez misiniz?

 

** Kuran kendisi zikirdir, öğüttür, hatırlatmadır. Allah'ı zikretmek için önce bu kitaba delille, kanıtla iman etmemiz lazım (mümin olmak), sonrada bize düşen görev bu öğüdü canlı tutmak. Salatı ikame etmek. Her daim Allah'ın bize bahşettiği Şerefli Kur’an’ımızdaki zikri aklımızdan çıkarmayacağız. Her durumda Allah'a yönelip onun hudutları içerisinde çıkmadan yaşamımızı sürdüreceğiz. Tabii bu söylediğim inananlar için geçerli. Allah bizlere iki yol gösterip özgür irade vermiştir. Hangi yolu seçeceğimiz ve o yolda nasıl ilerleyeceğimiz bize kalmış. Sonucunda da yaptıklarımızın karşılığı bizlere en ufak bir haksızlık yapılmadan Allah tarafından verilecek. Yaptıkları boşa gidecek olanlar da var. Onlar müşriklerdir. Allah şirk koşanlar. Bunların yaptıklarını Yüce Rabb'imiz şiddetli rüzgarda savrulan kül veya kaydan kaya üstündeki toprağın yağmurla çırılçıplak kalması üzerinden örnekleyerek (ayetleri bulabilirsiniz) kendisine şirk koşanların tüm yaptıklarını boşa çıkaracağını, onları süresi içinde kalmak üzere cehenneme koyacağını açıkça ifade etmektedir. Şirke çok dikkat edelim.

Yukarda bahsettiğim şirk, yaptıklarının boşa gitmesi, müşrik, özgür irade, salatı ikame etmek, Kur’anın kendisi, kader gibi konuların hepsini Yüce Rabb’im izin verirse kendi konu başlıklarında incelemeye çalışacağım.

 

 Kur'an ilahimi tanıtım videosudur. Derslerden konulara ulaşabilirsiniz.

Kuran ilahimi ? 

 

*

21/42 De ki: "Gece ya da gündüz Rahman'dan sizi kim koruyabilir? " Doğrusu onlar, Rabb'lerinin öğüdünden yüz çevirenlerdir.

 

** İnanmayanlar, nebi ile dalga geçenleri anlatır Yüce Rahman'ımız. Bunlar insanlara gönderilen zikirden yüz çevirenlerdir. Enbiya suresi önceki ve sonraki ayetlerin okunmasında fayda olacaktır.

*

21/48 Ant olsun ki, Musa ve Harun'a takva sahipleri için bir ışık olan, bir öğüt olan Furkan'ı verdik

 

** Buradan da anlarız ki gelen nebiler/resuller ve kitaplar hepsi aynı dindi. Hepsi İslam’dı. Hiçbir resul/nebi farklı bir şeyle görevlendirilmedi. Bu yüzden Rabbimiz hiçbirini birbirinden ayırmayın der. Biz Muhammedin ümmetiyiz, tamam ayırmıyoruz ama bize kitabı o getirdi o yüzden biraz daha fazla seviyoruz tarzında bir düşünceye sahip olan şirk koşmuş olur. Resulleri ve nebileri ayırmamamızı öğütleyen ayetler vardır, Kur’an’dan bakıp bulabilirsiniz. Peygamberleri birbirinden ayrırma düşüncesi (her anlamda) Allah’ın ayetini yalanlamış, ayete kafirlik etmiş, küfretmiş ve bazı ayetlere inanıp bazılarını reddetmiş olur. Dikkat edelim. Yeri gelmişken efendi (RABB) yalnızca Allah’tır. Başkasına efendimiz demek şirktir. Şöyle diyelim ağız alışkanlığı ile işyerinde falan bir şey dendiğinde tamam efendim dedik veya bu tarz akla gelebilecek başka bir şey ile bu aynı şey değildir. Denmese tabii ki iyi olur ama benim bahsettiğim, peygamber efendimiz (haşa), ebu bilmemne efendi/efendimiz, hoca efendi v.s. bu şirktir.

Konu dağıldı toparlayalım. Ayetle gelen ikinci konuda yine anlarız ki Allah'ın öğütleri aynı zamanda bize furkanı (doğru ile yanlışı ayırabilme) özelliği katar. Bir yerde biri bir şey dediği zaman veya bir şey okuduğumuz zaman Allah'ın zikrini hatırlayarak onun doğru veya yanlış olduğunu anlarız.

 Kişisel not :  Ben birçok defa birçok yerde şahit oldum. Bir tanesini örnek vermek isterim. Birisi telefondan din ile ilgili bir şeyler dinliyordu. Kısa bir süre Kulak misafiri oldum. Anlatan kişi kuranda şu ayette şöyle der deyip kurandan bir ayet okudu ve arkasına da başka yerde de şöyle der dedi kuran ile alakası olmayan kendi inancından başka bir şey söyledi. Öyle bir bağladı ki Kur’an’da bu ayet var, başka yerde şöyle der diye (diyerek sanki o söylediği de Kur’an’danmış gibi) algı vererek kuranda alakasız bir şey söyledi. Ben güldüm geçtim. Ben onun Allah'ın zikri/öğüdü olmadığını ve kuranda yer almadığını biliyordum. İşte bu ve benzeri şekillerde insanları uyutmaya, kendilerine evliya olan şeytanlarla beraber başkalarını da ateşe çağırıyorlar. Lütfen dikkat edelim, Allah'ın Kur’an’ını çalışalım.

*

25/29 "Muhakkak ki saptırdı beni zikirden78; sonrası geldiği zaman bana o (zikir); ve oldu şeytân29 insan için bir yüzüstü bırakan."

25/30 Ve dedi resul: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk edilmiş."

** Şeytanın bize düşman olduğunu Allah açıkça belirtmiştir ayetlerinde. Bizi Kurandan saptırmak için ona verilen izin/izinler dahilinde tüm gücüyle savaşmaktadır. Bize düşen ise doğru yoldan ayrılmamaktır. Doğru yolun tek kaynağı Kurandır. İnsanların çoğu hüsrandadır. Din konusunda insanlar nereye gidiyorsa tam tersine gitme zamanıdır içinde bulunduğumuz zaman. Nitekim nebimizde ahirette bu kuranı tuttular bir terkedilmiş diye Allah'a şikayet eder. Bu çok doğrudur. Her evde Kuran var ama süs eşyası olarak kullanılıyor, duvarda yada dolabın üstünde bir şeyin içinde biz ölene kadar orda  duruyor. Ya da uyduruk kaydırık hadislere inanıp biraz Arapça öğrenipte Arapça okuyarak kuran okuduğumuzu zannediyoruz. Allah bize onu zikir diye gönderdi. Anlamadan okumanın ne faydası var.

Ha koyuna kaval çalmışın, ha kuranı Arapça okumuşsun, içindekini anlamadıktan sonra bize faydası yoktur. Koyun çalınanın müzik aleti olduğunu, hangi melodiyi çaldığını, notasını bilir mi ? Kavalın sesi olduğunu yada kavalın ne olduğunu bilir m? Aynı koyunların sürü psikolojisi gibi zannın peşinden ata dininin peşinden bir bilgiye dayanmadan gidersek yerimiz cehennem olacaktır. Bizde Arapça anlamadan okuduğumuz kurandan bir fayda göremeyiz. Şeytan öğretilerinde (hadi ve sünnet uydurmasyonları) yok Arapça bir harf okuyana Allah şu kadar sevap verir, yok o şekilde okuyun o sizin kalbinize girer v.s. Bir dolu hurafelerle Allah adına uydurulmuş yalanlarla ve zanlarla Kuranı anlamaya yeltenmeye bile gerek olduğunu düşünmemizi engellediler nesiller boyu. Evet bu Kur’an’ı tuttuk terk edilmiş. İçindekini okuyup anlamak yerine yok Kuranın üzerine bir şey koyma yok bel altında taşıma, yok yüksek bir yerde dursun diye gereksiz, anlamsız ve dayanağı olmayan saygı gösterilerinde bulunduk ama Allah bize ne mesaj göndermiş diye zahmet edip bakmadık. Anlayacağımız bir dilde okuma gereği duymadık. Çünkü Allah'ın istemediği ata dini, ana, baba, hacı, hoca, okul v.s. bize öğretmişti dinimizi. Ama yanılgıya düştüğümüz noktada buydu. Bir din öğrendik öğrenmesine de bu Allah'ın gerçek İslam dini mi? Öğrendiklerimizin, bildiklerimizin delili, kanıtı, dayanağı, kaynağı nedir ? Doğruluğunu sorguladık mı? Yoksa çoğunluğun peşinden gitmekle mi yetindik. Hacı, hoca, ana, baba ne demiş bize yeterli mi geldi? yoksa Allah ne dedi diye bakma gereği duyduk mu? Doğrusu insanlar tuttular bu Ku'ran'ı terkedilmiş……………………………….          

Kuran ölü kitabı değil, diri kitabıdır. Kuranı artık ölülere okumak yerine hayatımıza empoze ederek yaşam kitabı yapmanın zamanı gelmedi mi?     

*

29/51 Kendilerine okunan Kitap'ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve zikir vardır.

 

** Nebi Muhammed’e Allah Kur’an'dan başka hiçbir mucize vermemiştir. Açıkça birçok ayette de nedenleri ile belirtmiştir. Hadis başlıklı çalışmamızda bu konuyu detaylandıracağım İnşaallah. Zaten bu ayette de Kitap'ı sana indirmemiz onlara mucize olarak yeterli gelmedi mi ki illa şöyle böyle mucize getir diyorlar diye Allah'ın bir kınaması mevcut. Ve Kur'an'ın rahmet ve zikir olduğunu da gene bu ayette Yüce Rabb'imiz açıkça belirtmiştir.

*

35/37 Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar: "Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka, düzgün amel yapalım." Size dünyada öğüt dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

** Hükmü cehennem olan Allah'ın ayetlerini dünyada yalanlayan/inkar eden/ küfreden v.s. ahiretteki bir sahneden örnek verir Yüce Allah bize. Bu satırlarımı okuyorsanız demek ki dünyada öğüt dinlemenize yetecek zamanınız hala var demektir. Geç olmadan, iş işten geçmeden zikirden yüz çevirmeyip Yüce Rabb'imizin verdiği öğütleri öğrenip tutalım, tutalım ki sonra hüsrana uğrayanlardan, kendine zulmedenlerden, kendine haksızlık edenlerden olup azapta olanlardan olmayalım.

36/11 Sen(nebi Muhammet) ancak Zikir'e uyan ve görmediği halde Rahman'a haşyet duyan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesine bağışlanma ve çok şerefli bir ödülü haber ver.

*

36/69 Biz ona şiir öğretmedik. Ve bu, ona yakışmaz da. O, yalnızca bir Öğüt ve apaçık Kur'an'dır.

38/1  Sad. Zikir sahibi Kur'an'a ant olsun.

38/29 Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.

38/87 O(kuran), ancak bütün insanlık için bir zikirdir.

41/41 Onlar, kendilerine zikir geldiği zaman onu Küfrettiler. Kuşkusuz O, yüce bir Kitap'tır.

43/44 Kuşkusuz o sana ve halkına bir öğüttür. Ondan sorulacaksınız.

50/45 Onların ne dediklerini en iyi bileniz. Sen, onları zorla yola getirecek değilsin. O halde Benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an'la öğüt ver.

51/55 Öğüt ver; kuşkusuz ki öğüt Mü'minlere fayda verir.

54/17 Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?  (54/17 - 54/22 - 54/32 - 54/40 okuyunuz, anlamayana gelsin)

** Kur’an apaçıktır. Zikirdir/öğüttür. Aynı zamanda dünyaya gönderilmeden önce Allah' verdiğimiz ahidin/misakın/anlaşmanın hatırlatmasıdır. Sorulacak olduklarımız Kur’an'dadır ve sadece ondan sorulacağız. Dinde hüküm koyucu yalnızca Allah'tır bu hükümlerde yalnızca Kur’an'dadır. Kur’an harici dinde hüküm koyan her şey insan, kurum, kitap v.s. akla ne gelirse şirktir. Nebi Kur'an ile öğüt verir ve öğüt alacaklarda Mü'minlerdir. İnanmayanı Kur’an bağlamaz istese de öğüt alamaz Allah izin vermez zaten yeri de bellidir. Ayetlerle sabittir.

*

62/10 Öyle ki tamamlandığı/sonlandığı zaman salât108; öyle ki dağılın yeryüzüne; ve arayın/bakının fazlından/lütfundan Allah'ın; ve zikredin78 Allah'ı çokça; belki sizler felahaerersiniz/başarırsınız.

** Allah' zikretmek öğütlerini hatırlamak demektir. Bahsettiğimiz gibi sadece Allah' hatırlamak tek başına yeterli değildir. Mekkeli müşrikleri hatırlayalım. Allah'ın öğütlerini aklımızdan çıkarmaz ve ona göre hareket edersek kurtuluşa erme umudu taşıyabiliriz, Allah'ın rahmeti, bağışlayıcılığı, affediciliği, merhameti, hoşgörüsü, şefkati ve kullarını sevmesi sayesinde belki bize hidayet eder ve bizleri lütfundan rahmetinin içine koyar. Salat Kur’an çalışmak, anlamak, öğrenmektir. Salatta Kur’an çalışıp Allah’ın zikrini öğreniyoruz ya bu öğütleri unutmayın ve buna göre hareket edin diyor Rabb’imiz. Kur’an müminler üzerine vakitli bir kitap olduğundan devamlı bu çalışmayı yaparak Allah’ın zikrini hafızalarında hep taze tutar ve karşılaştıkları durumlarda bu zikri esas alarak Allah’a takvalı olurlar. Kendilerini takva ile korurlar. Allah’a Allah’ın zikri ile sığınırlar.

*

65/10 Allah, onlara şiddetli bir azap hazırladı. Ey iman eden sağlıklı düşünen akıl sahipleri, Allah için takva sahibi olun. Allah, size zikri indirmiştir.

Demek ki zikir Yüce Allah tarafından indirilmiş bir şeymiş. Aynı kelimeleri tekrarlamak değilmiş, tecellisini bilmeden Allah’ın isimlerini söylemek değilmiş, bocuk ovalamak değilmiş. Yüce Rabb’im Kur’an’ın indirdiğini de söyler ayetinde. İman eden ve sağlıklı düşünen akıl sahipleri zikir Kur’an’dır. Akledelim.

Zikre uymanın şartları burada verilmiş. İman edeceğiz ve aklımız yerinde olacak ama sağlıklı düşünücez Aklı yerinde olupda Allah yolunda olmayanlar demekki sağlıklı düşünemiyorlar. . Bunlara sahipsek demek ki Allah'ın indirdiği zikire uyabiliriz. Aynı zamanda zikir bize bizim için inmiştir. Zikir Ku'ran'dır. Ölülere Ku'ran okunulmasının da yanlış olduğunu bu ayetten net anlarız. Ölüye öğüt versen ne olacak. Kur’an ölüye değil diriye hitap eder.

 

 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

4Efendi, komuta eden

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

187Resullerle Yüce Allah’ın yani O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme. Sadece Kur’an deme.

*İnsanlar Yüce Allah'a olan sözlerini tutarlarsa Yüce Allah da mutlak ki onlara olan ahdini yerine getirir; hak edeni cennetlerine sokar. 2/40

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı).

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.                             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder