|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
|
Allah’ın adıyla Rahman
Rahim. |
Zikir kelime anlamı olarak hatırlamak,
farkında olmak, anmak, akılda tutmak, anlatmak, anlatabilmek, yüceltmek, statü
kazandırmak, bahsetmek, anmak olarak geçmektedir. Kuranda zikir genelde
öğüt, hatırlatma, anma gibi anlamlarda kullanılmasına rağmen zikir Kuranın kendisi içinde
kullanılmaktadır. Zikirin türevleri hatırlatma, anma gibi anlamlandırılsa da
(geçtiği ayetlere göre doğrudur) asıl anlamı öğüttür. Allah’ın öğüdüdür.
Dünyaya gönderilmeden yapmış olduğumuz anlaşmanın hatırlatılmasıdır. Bu manada da Allah'ı zikretmek için tesbih
çekmek (tespih konusuna bakınız) zikir çekiyorum deyip bir veya birkaç kelimeyi şu veya bu kadar tekrar etmenin ne İslam’da yeri
vardır, ne kuranda dayanağı ne de zikir kavramının anlamıyla alakası. Yüce Allah'ın zikri Kur’an’dır. Kuranı
anlayarak okumak onunla tanışmak, kuranı kendimize indirmek her anda her
durumda onu zihnimizde canlı tutmaktır. Kur’an Hatırlatma, öğüttür.
Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış
olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.
Yüce Rabbimiz zaten zikirin ne olduğunu
2/152 ayetinde açıkça işaret etmiştir.
*
2/40 Ey
İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimetlendirdim üzerinize;
ve tutun ahdimi187; tutarım ahdinizi*; ve sadece bana;
öyle ki korkun duyun bana.
2/47 Ey
İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi ki nimetlendirdim üzerinize;
ve doğrusu ben faziletli202 kıldım sizleri âlemler203* üzerine.
2/122 Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve lütufta
bulunarak sizi alemlerde nimetlendirdiğimi hatırlayın.
** İsrailoğullarına Yüce Allah verdiği nimetleri hatırlayıp, onlara verdiği
öğütleri tutmalarını ve sadece kendisinden korkmaları gerektiğini ve alemler
üstünde onları faziletli kıldığını hatırlatır.
*Bu ayette dünya hayatının farklı çağları/zamanları işaret edilmiştir.
Yoksa İsrâîloğulları evrenin her yerindeki yaşamlara fazlalıklı
kılınmıştır demek değildir. 2/47
*
2/63 Ve o zaman
aldık mîsâkınızı281; ve yükselttik üstünüze turu/dağı; alın
verdiğimizi sizlere kuvvetle/güçle; ve hatırlayın ondakini (mîsâkın
içindekini); belki sizler takvalı21 olursunuz.
** Musa’nın kavmine onlardan söz aldığını üzerlerine
turu yükselttiğini ve onlara verdiği sözleşmenin içeriğine uymaları gerektiğini
bu yönde söz verdiklerini hatırlatır. Bu öğütle ve sözleşmeye uyarak takvalı
olacaklarını söyler.
*
2/152 Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana
şükredin, sakın nankörlük etmeyin.
** Yüce Rabb'imizin verdiği işaret çok
net. Aklederek ayeti anlamaya çalışalım.
Beni zikredin bende sizi zikredeyim derken
Yüce Rabb'imiz ne demek istedi. Allah
zikretmek nedir.
Allah’ı anmak mı ? Ben Allah’ı anacağım.
Allah'ım ne yücesin diyeceğim o da (haşa) bana kulum sen ne iyi kulsun v.s gibi
bir şey mi diyecek, Elbette hayır.
Zikir çekmek mi ? Ben 100 kere Allah
diyeceğim Allah'ta 100 kere Yasin (benim adımı) mi (haşa) diyecek. Elbette
hayır.
Peki biz Allah'ı nasıl doğru zikredeceğiz
ve Allah bizi nasıl zikredecek. Bu ayetten açıkça anlaşıldığı gibi;
Biz Allah'ın bize indirdiği Kurandaki öğütlerini
dinleyeceğiz, onlara uyacağız, aklımızdan hiç çıkarmayacağız, takvalı olucaz,
Allah'ın her şeyi bildiğini, gördüğümü, her şeyi duyduğunu aklımızdan
çıkarmayıp ona göre davranıcaz bu bizim zikrimizdir. Allah'ta eğer bunları bu
şekilde yaparsanız hak ettiğiniz karşılığı dünyada ve/veya ahirette veya her
ikisinde de hak etiğimiz karşılığı verecek. Allah'ın zikri budur.
Onun öğütlerini karşılığını hiçbir
haksızlığa uğramadan alacağımıza emin olup, ahidimize uyarak ahdimizi tutup, hak
ettiğimizi karşılık verenlerin en hayırlısı Allah'tan umacağız.
Şöyle bir anlam daha çıkar ayetimizden. Allah beni hatırlayın bende sizi hatırlayayım der. Biz dünyada Yüce Allah'ı hatırlayıp onun zikrini unutmassak, yani Kur'an'ı, yani kelamlarını unutmaz ve Yüce ALlah'ın hudutlarından çıkmassa Yüce Allah'da bizi dünyada ve/veya ahirette unutmayacak. Zaten kafir ölenlerin Yüce Allah yüzüne bakmayacağını, özür dilemelerine izin vermeyeceğini, dua etseler kabul etmeyeceğini, onların aşağılanmışlar olacağını, onların ahirette sığınacağı veya yardım alacağı kimse olmayacağını ve bir çok şey daha söylemezmi? İşte bunlar Allah'ın zikrini unuttular, Yüce Allah'ta onları hatırlamadı, yani umursamadı. Onlar dünyada nasıl zikri umursamadılar ise Yüce Allah'da onlara dünyada süre verdi fakat ahirette umursamadı.
3/135 Ve onlar, kötü bir şey
yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp, suçlarının
bağışlanması için O'na yalvarırlar. Zaten Allah'ın dışında kim suçları
bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıkları kötülüklerde bile bile ısrar etmezler
** Allah önceki ayetlerde bu ayete muhatap olanların muttakiler (takva
sahibi olanlar) ve muhsinler (güzel ahlaklı, iyi işler yapan, iyi kimse)
olduğunu belirtir. Bu muhsinler ve muttakilerin özelliği neymiş. Onlar kötü bir
şey yaptıklarında veya kendilerine 11/18 - 7/177 zulmettiklerinde (en büyük
zulüm Allah'ın ayetlerini yalanlamaktır) Allah'ı hatırlayıp suçlarının
bağışlanması için dua ederlermiş. Suçları sadece Allah bağışlayabilir. Bu
kimseler hatalarında bile bile ısrar etmezlermiş.
Peki burada
zikir hatırlama manasında gelmiş. Peki sadece Allah'ı hatırlamak, sadece
Allah'ın hatırlanması (29/61) ile bu ayete (3/135’e) muhatap olunabilir mi.
Elbette hayır. Peki neden ? Anlamak için aşağıda sorularımızı soralım.
11/18 Uydurduğu yalanı Allah'a dayandırandan daha zalim kim olabilir? Onlar, Rabb'lerinin huzuruna çıkarılacaklar ve tanıklar da: "Rabb'lerine karşı yalan uyduranlar işte bunlardır." diyeceklerdir. İyi bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
7/177
Âyetlerimizi yalanlayan ve böylece
kendilerine zulmeden eden halkın durumu ne kötüdür.
29/61
Gerçek şu ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı
yararınıza sunan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah."
diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar!
Şimdi soralım,
1-Onlar (muttakiler) kötü bir şey yaptıklarını ve
kendilerine zulmettiklerini nasıl anlarlar ?
2-Üstteki durumda Allah'ı hatırlamak yetiyor mu? Eğer
yetiyorduysa Mekkeli müşriklere sorduğunda yerleri ve gökleri kim yarattı diye
Allah diyorlar 29/61. Allah' biliyor, hatırlıyorlar.
3-peki onlar neden Allah'ı hatırladıkları halde müşriklerdir
? (şirk koşan).
4-Suçlarının bağışlanması için muttakiler neden Allah'a
yalvarıyorlar ?
5-Peki muttakiler neden ve nerden hatalarında ısrar etmemeleri
gerektiğini biliyorlar ?
Şimdi de cevaplayalım,
1-Allah'ın ayetlerinden (kendine zulmeden haksızlık eden
kavimlerin ve insanların örnekleriyle dolu Kuran)
2-Allah'ı hatırlamanın yanında Allah'ın zikrinide
hatırlamak gerekir ki takvalı olabilelim (takva çalışmasına bakılabilir)
3-Çünkü Allah'ı biliyorlar ama şirk koşuyorlar, Allah'ın
ayetlerini yalanlıyorlar, kimisine inanıp kimisini inkar ediyorlar, Allah'ın
astından ilahlar ediniyorlar, Kurandaki zikre uymuyorlar.(kuranda bir çok
örneği mevcut)
4-Çünkü Yüce Rabbimiz zikrinde (biricik kuranımızda) bunu
bizlere öğütlüyor 3/135
5- Çünkü bunu da Kurandan/zikirden biliyorlar. 9/66
9/66 Hiç özür dilemeyin! Ant olsun siz
inandıktan sonra Kafirlik ettiniz. Sizden bir kısmınızı affetsek bile, suç
işlemelerinden dolayı bir kısmınıza da azap edeceğiz.
(azap görecek kısım
bu suçlarında ısrar edenler)
Ayetten de anlaşılacağı gibi Allah'ın zikri/Allah'ın
hatırlanması onun öğütlerini hatırlamakla olacaktır. Tabii ki bu öğüde uymakla.
Bunun içinde bu öğütleri hafızamızda canlı tutmalıyız.
Bunun içinde devamlı salatı ikame etmemiz gerekir. Kuran
dersleri, çalışmasını, müminlere vakitlendirilmiş olan kitaptan, kurandan,
sorumlu olduğumuz vakitlerde çalışıp bu öğütleri her daim zihnimizde canlı/taze
tutmalıyız. Hem takvalı olmak için, hem Allah' sığınabilmek için hemde cennetin
kapılarını kendi adımıza Allah'ın izni ile aralayabilmek adına.
*
6/126 Rabb'inin
dosdoğru yolu işte budur. Gerçekten öğüt alan bir halk için ayetleri ayrıntılı
olarak açıkladık.
** Demek ki öğüdü Allah'ın ayetlerinden alıyoruz. Allah'ın ayetleri
öğüttür/zikirdir. Ve bu dosdoğru yoldur.
*
7/2 Bu, sana indirilen bir Kitap'tır.
Onunla uyarıda bulunman ve mü'minlere öğüt vermen konusunda göğsünde bir
sıkıntı olmasın.
7/3 Rabb'inizden size indirilene uyun.
O'nun yanı sıra başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!
7/63 "Takvalı olmanızı sağlamak ve
böylece merhamet olunmanız için; içinizden sizi uyaracak bir adama Rabb'inizden
size bir zikir gelmesine mi şaştınız?"
7/69 "Sizi uyarması için, içinizden
bir kimse aracılığıyla Rabb'inizden size bir zikir gelmesine hayret mi ettiniz?
Nuh toplumundan sonra sizi onların yerine geçirdiğini hatırlayın. Ve
yaradılışça sizi onlardan güçlü kıldı. O halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın.
Umulur ki kurtuluşa erersiniz."
** Rabb'imizden indirilen Kuran ile müminler öğüt alır, uyarılara dikkat
ederler. Kuran harici tüm yollar sapkınlıktır, İslam dini ile alakası yoktur.
Allah'ın zikri/öğüdü yalnızca Kur’an’dır.
*
10/57 Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gögüslerde
olana bir şifa ve müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.
** Sıkıntı ve kaygıyı yok edecek ilaç
Kurandır. Kuran maddi ve manevi, fiziksel ve ruhsal, dünya ve ahiret için bir
hidayet bir rahmet bir yol gösterici bir şifa, bir lütuf bir
zikirdir/öğüttür/hatırlatmadır.
*
11/114 Ve dik/ayağa kaldır salâtı5 iki tarafında
gündüzün170; ve yakınlarında gecenin171; doğrusu güzellikler giderir
rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir zikirdir/hatırlatmadır hatırlayanlara
*
13/28 İnanmış kimseler; ve yatışır/dinginleşir/tatmin
olur kalpleri Allah'ın zikriyle/öğüdüyle; Allah'ın zikriyle/öğüdüyle
yatışır/dinginleşir/tatmin olur kalpler değil mi?
** Yanlış
çevirileren ayetlerden biri de budur. Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle tatmin
olur diye çevrilir. Zikir Allah'ın öğüdü, Allah'tan gelen öğüt yani Kurandır.
Kalpler ancak Allah'ın zikri/öğüdü ile tatmin olur doğru çeviridir. Arada fark
vardır. Kalp akletmede çok büyük bir rol oynar hatta Allah'ın ayetlerine
bakarak asıl merkez kalp demek doğru olacaktır. Aynı beyindeki nöronlardan
kalpde de
bulunur. 40.000 civarı olan bu hücreler algılayan, hisseden, öğrenen, hatta hatırlayan hücrelerdir (1991
yılında Dr. J. Andrew Armour ‘kalp beyni’ ‘heart brain’, ‘küçük beyin’
‘little brain’
yada “içsel kardiyak sinir sistemi’ ‘intrinsic
cardiac nervous system’) çalışmasını
inceleyiniz.
Şöyle
düşünebiliriz kulak nasıl beyin olmadan kendi başına duyamaz ise göz nasıl
kendi başına göremez beyine ihtiyaç duyarsa ve aynı şekilde beyin nasıl kendi
başına göremez ve duyamassa ilgili organlar olmadan, birbirlerine ihtiyaç duyuyorlar sa , kalp de aynı şekilde
beyin ile çalışarak karar verme mekanizmasını etkilemektedir.
Ayeti dikkatli
okuduğumuzda Yüce Rahman'ımız birinci kısmında söylediği şeyi, ikinci kısmında
düşünüp akletmemiz için soru şeklinde söylüyor. İlahi yaklaşımı görebiliriz
ayette.
Yüce Rabbimiz
akletmenin kalp ile olacağını birçok ayette bize bildirmiştir. Bir iki örnek
verelim. Kalp başlığı altında bu konuyu inceleyeceğiz
Allah izin verirse.
6/46 De ki: "Söyleyin bana! Eğer Allah; işitmenizi,
görmenizi ve kalbinizin idrak etmesini yok etse, Allah'tan başka hangi ilah
onları size geri verebilir?"
Bak, ayetlerimizi nasıl çok yönlü
açıklıyoruz. Buna rağmen yine de yüz çeviriyorlar.
9/87 Onlar, geride kalanlarla beraber olmayı tercih
ettiler. Kalpleri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.
7/179 Ve ant olsun ürettik cehennem için cinden ve insandan
birçok; onlaradır kalpler, anlamazlar/kavramazlar onunla; ve
onlaradır gözler, görmezler onunla;
ve onlaradır kulaklar, işitmezler onunla;işte
onlar çiftlik hayvanları gibidir; Hayır! Onlar daha da sapıktır; işte onlar;
onlardır gafiller/umursamazlar.
22/46 Öyleyse gezip dolaşmazlar mı yeryüzünde? Böylece olur
onlara kalpler aklederler onunla; ya da kulaklar
işitirler/duyarlar onunla; öyle ki doğrusu kör olmaz gözler ancak kör olur
göğüsler
içindeki kalpler.
8/2 Gerçekten Mü'minler o kimselerdir ki: Allah anıldığı
zaman kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda bu imanlarını
artırır ve yalnızca Rabb'lerine tevekkül ederler.
40/56 Yetkili kılınmadıkları halde Allah'ın ayetleri
hakkında ileri geri konuşanların kalplerinde, hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri
bir büyüklenme tutkusu vardır. Sen, Allah'a sığın.
O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi
Gören'dir.
** Kuran uyaran, öğüt veren bir mesajmış.
*
15/6 Ve dediler:
“Ey kendisine zikir/hatırlatma (Kur’an) indirilen kimse! Doğrusu sen mutlak
mecnunsun/aklı gizlenmişsin.”
** Mekkeli müşrikler nebi Muhammed’e bana zikir/öğüt/kuran indirildi
dediğinde inanmadıklarından ona ettikleri hakaretlerden bir örnek. Ona şairsin,
kulaksın(başkasından duydun) , cinlenmişsin(aklını kaçırmışsın) gibi ve başka hakaretler
ettiklerini de diğer ayetlerden görüyoruz. Nebiye verilen (Allah’ın vahyi)
onların kendi hevalarına uymadığından, düzenleri bozulacağından, yaşayış ve
malları konusunda Kur’an’dan hüküm getirdiğinden, büyüklük taslayan,
kibirlenen, mallarıyla ve oğullarıyla kendini bir şey zanneden Mekkeli
müşrikler bu tarz yakıştırmaları nebimize o zamanlarda yapmışlardır. Tabii Yüce
Rabbim bunları büyük bir azap ile süresiz cezalandıracağı konusunda üzerlerine
sözü hak etmiştir.
*
15/9 Doğrusu biziz;
biz indirdik zikri/hatırlatmayı (Kur’an’ı); ve doğrusu biziz ona
(zikre/hatırlatmaya/Kur’an’a) mutlak koruyucular.
** Allah kuranı koruyacağını söylemiştir.
Allah'ın sözü en doğru olanıdır. Bu koruma nasıl olacaktır. Eğer Allah Kuranı
koruyorsa neden bir sürü farklı meal var ve birçoğu insanı
müşrik yapıyor. Bu koruma ilahidir. Şöyleki 19
kuralı ile Kuran korunmaktadır. 19 başlığı altında bu konuya kısaca
deyineceğim. Kısaca değinmemin nedeni bu ilahi korumanın
anlaşılması için kalplerin bu korumanın olduğuna
inanması için detaylı çalışmalara ve bu korumanın tesadüfe yer bırakmayacak
şekilde onlarca veya yüzlerce defa tekrarlandığına
şahit olunması gerektiğidir. Konu çok önemli, çok
detaylı ve çok ciddidir. Bu matematiksel 19 koruması kuranda da işaret edilir. Buna inanmayan tabii ki kafir
olmaz ama inanıp görende
Allah katında derece alıcağı, imanı artacağının kanıtlarıda
şerefli Kuranımızda mevcuttur. Bu koruma Kuranı kelime hatta harf düzeyinde
korumaktadır. Konu başlığı altında linkler vermeyi
düşünüyorum. Oralardan izleyip konuyu detaylı
inceleyen değerli arkadaş veya arkadaşlarımızdan kendi değerlendirmenizi veya
çalışmanızı yaparsınız.
Şerefli Kur’anımızın
19 mucizesi ile ilgili derslere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Birçok ders
vardır. Ben sadece 1 tanesini ulaşılabilmesi adına veriyorum. Önceki ve sonraki
derslerden de konuya ulaşabilirsinz.
*
20/2 Biz, bu Kur’an’ı sana güçlük çekesin
diye indirmedik.
20/3 Ancak huşu duyan kimselere öğüt
olsun diye indirdik.
** Kuran zikirdir/öğüttür. Yada zikir Kur’an’dır. Yada öğüt Kur’an’dır.
Yada öğüt zikirdir. Hepsi aynı şey. Yeşaallah (Allah'ın dilemesi) ile
anlatabilmişimdir.
*
20/14 Doğrusu ben;
benim Allah; yoktur ilah benim dışında; öyle ki kulluk46 et
bana; ve dik/ayağa kaldır salâtı5; zikrim (Kur’an) için.
** Salat kavramında bahsetmiştik. Allah'ın zikri veya
Allah'ı anmak demek onun öğüdünü yani Kuranı okumak, anlamak, çalışmak
demektir. Zikir Şerefli Kur’an’ımızdadır, öğüt Şerefli Kuranımızdadır.
Çalışmamızda da bahsettiğimiz gibi sadece Allah'ı hatırlamak veya anmak Mekkeli
müşriklere fayda sağlamayacağı gibi bize de fayda sağlamaz. Eğer Allah'ı
hatırlıyor ve anıyorsak bunu Allah'ın öğütlerini tutarak göstermeliyiz.(Konu
bağlamında tesbih ve Sübhan konusuna bakınız). Allah'ı hatırlayıp Kuranın
hudutlarını, Allah'ın sınırlarını aştıktan sonra Allah’ı hatırlamanın insana
bir faydası olmayacaktır. Söz, hareket veya davranışla Allah’a takvalı
olmadıktan sonra ne kazandıracak Allah'ı
hatırlamak. Allah hatırlandığında ona haşyet ve huşu duymalı
zikrinden/öğüdünden dışarı çıkmamalıyız. Bu takvalı olmak demek. Elimizden
geldiğinde Allah'ın ayetlerine göre davranıp Allah'a tevekkül etmeliyiz. Yani
gerisini Allah'a bırakmalıyız. 1.Tevekkül
edenler Allah'a tevekkül etsinler / 2. Allah
tevekkül edenleri sever (ayet no vermiycem sizden bu 2 ayeti bulmanızı
rica edicem, Allah razı olsun) Ve de çalışmalarımızda da belirttiğimiz gibi Allah
yolunda olabilmek için devamlı Kur’an okuyarak, çalışarak, anlayarak
yapabiliriz. Zaten Kuran müminler üzerine oldu vakitli bir kitap. Yani salatı
ikame edeceğiz. Allah'ın ayetlerini devamlı hafızamızda canlı tutacağız,
tutacağız ki şeytandan vesvese geldiğinde bu ayetleri hatırlayıp Allah'ın
emirlerine göre (Allah'a sığınmak budur) hareket edebilelim. Allah’a sığınmak
konusunu inceliycez.
*
20/34 "Seni
çokça öğütleyelim."
** Musa firavuna gitmeden kardeşi Harun’uda yanında destekçi olarak istedi.
Harun bana destek olsun gücüme güç katsın diye dua etti.. Firavuna gidince seni
çokça öğütleyelim (analım diye de çevrilir)
Akledelim. Azgınlaşmış, tağutlaşmış birine gidip de Allah'ı anmak nasıl
olacak. Gidip Allah, Allah diye mi anacak ya da bak Allah var diye mi anacak.
Mantıksız. Demek ki bu anmak değil.
Peki Allah'ı öğütlemek nasıl olur. Tabii ki Allah'ın indirdiği
zikirle/öğütle olacaktır. Allah’ın öğrettiklerini firavuna öğütleyecek. Azgın
zorbaya tek İlahın Allah olduğunu eski yaptıklarını bırakıp Allah’ın hak yoluna
girmesini öğütleyecek. Bunu da direk vahiyden, ayetlerle yapacak. Zaten Yüce
Rabb'imizde işaretini verir.
20/42 "Sen ve
kardeşin, ayetlerimle gidin. Öğütlerimi duyurmada gevşeklik göstermeyin."
*
20/124 Kim Ben'im
zikrimden yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet
Günü de onu kör olarak haşrederiz.
**Yüce Rabb’imizin bize lütfettiği
öğütlerden yüz çevirenlere uyarısıdır. Beni anmaktan veya beni hatırlamaktan
yüz çevirirse demez Yüce Allah'ımız, zikrimden yüz çevirirse yani öğüdümden yüz
çevirirse der. Gayet net. Şunu unutmayalım ki Allah’ın bizim yaptığımız hiçbir
şeye ihtiyacı yoktur. Bizin 1 milyon kere Allah dememize de ihtiyacı yoktur.
Allah bizi bağışlamak, affetmek ve cennetlerine koymak ister. Bizim onun
öğüdüne uymamıza da ihtiyacı yoktur. Bizim bu öğüde uymamız ancak kendi
yararımızadır. Allah merhametli, bağışlayıcı, seven, hoşgörülü, şevkatli ve
affedicidir. Bize asla azap etmek istemez ki zaten Allah bize azap etmez, o
azabı biz kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayı kendimiz hak ederiz. Bu
nedenle gelin Allah’ın zikrinden yüz çevirmeyelim.
*
21/10 Ant olsun
indirdik sizlere bir kitap (Kur’an); içindedir onun bir zikir/hatırlatma
sizlere; öyleyse akletmez misiniz?
** Kuran kendisi zikirdir, öğüttür, hatırlatmadır. Allah'ı zikretmek için
önce bu kitaba delille, kanıtla iman etmemiz lazım (mümin olmak), sonrada bize
düşen görev bu öğüdü canlı tutmak. Salatı ikame etmek. Her daim Allah'ın bize
bahşettiği Şerefli Kur’an’ımızdaki zikri aklımızdan çıkarmayacağız. Her durumda
Allah'a yönelip onun hudutları içerisinde çıkmadan yaşamımızı sürdüreceğiz.
Tabii bu söylediğim inananlar için geçerli. Allah bizlere iki yol gösterip özgür
irade vermiştir. Hangi yolu seçeceğimiz ve o yolda nasıl ilerleyeceğimiz bize
kalmış. Sonucunda da yaptıklarımızın karşılığı bizlere en ufak bir haksızlık
yapılmadan Allah tarafından verilecek. Yaptıkları boşa gidecek olanlar da var.
Onlar müşriklerdir. Allah şirk koşanlar. Bunların yaptıklarını Yüce Rabb'imiz
şiddetli rüzgarda savrulan kül veya kaydan kaya üstündeki toprağın yağmurla
çırılçıplak kalması üzerinden örnekleyerek (ayetleri bulabilirsiniz) kendisine
şirk koşanların tüm yaptıklarını boşa çıkaracağını, onları süresi içinde kalmak
üzere cehenneme koyacağını açıkça ifade etmektedir. Şirke çok dikkat edelim.
Yukarda bahsettiğim şirk, yaptıklarının boşa gitmesi, müşrik, özgür irade,
salatı ikame etmek, Kur’anın kendisi, kader gibi konuların hepsini Yüce Rabb’im
izin verirse kendi konu başlıklarında incelemeye çalışacağım.
*
21/42 De ki:
"Gece ya da gündüz Rahman'dan sizi kim koruyabilir? " Doğrusu onlar,
Rabb'lerinin öğüdünden yüz çevirenlerdir.
** İnanmayanlar, nebi ile dalga geçenleri anlatır Yüce
Rahman'ımız. Bunlar insanlara gönderilen zikirden yüz çevirenlerdir. Enbiya
suresi önceki ve sonraki ayetlerin okunmasında fayda olacaktır.
*
21/48 Ant olsun ki,
Musa ve Harun'a takva sahipleri için bir ışık olan, bir öğüt olan Furkan'ı
verdik
** Buradan da anlarız ki gelen nebiler/resuller ve kitaplar
hepsi aynı dindi. Hepsi İslam’dı. Hiçbir resul/nebi farklı bir şeyle görevlendirilmedi.
Bu yüzden Rabbimiz hiçbirini birbirinden ayırmayın der. Biz Muhammedin
ümmetiyiz, tamam ayırmıyoruz ama bize kitabı o getirdi o yüzden biraz daha
fazla seviyoruz tarzında bir düşünceye sahip olan şirk koşmuş olur. Resulleri
ve nebileri ayırmamamızı öğütleyen ayetler vardır, Kur’an’dan bakıp
bulabilirsiniz. Peygamberleri birbirinden ayrırma düşüncesi (her anlamda) Allah’ın
ayetini yalanlamış, ayete kafirlik etmiş, küfretmiş ve bazı ayetlere inanıp
bazılarını reddetmiş olur. Dikkat edelim. Yeri gelmişken efendi (RABB) yalnızca
Allah’tır. Başkasına efendimiz demek şirktir. Şöyle diyelim ağız alışkanlığı
ile işyerinde falan bir şey dendiğinde tamam efendim dedik veya bu tarz akla
gelebilecek başka bir şey ile bu aynı şey değildir. Denmese tabii ki iyi olur
ama benim bahsettiğim, peygamber efendimiz (haşa), ebu bilmemne efendi/efendimiz,
hoca efendi v.s. bu şirktir.
Konu dağıldı toparlayalım. Ayetle gelen ikinci konuda yine
anlarız ki Allah'ın öğütleri aynı zamanda bize furkanı (doğru ile yanlışı
ayırabilme) özelliği katar. Bir yerde biri bir şey dediği zaman veya bir şey
okuduğumuz zaman Allah'ın zikrini hatırlayarak onun doğru veya yanlış olduğunu
anlarız.
Kişisel
not : Ben
birçok defa birçok yerde şahit oldum. Bir tanesini örnek vermek isterim. Birisi
telefondan din ile ilgili bir şeyler dinliyordu. Kısa bir süre Kulak misafiri
oldum. Anlatan kişi kuranda şu ayette şöyle der deyip kurandan bir ayet okudu
ve arkasına da başka yerde de şöyle der dedi kuran ile alakası olmayan kendi
inancından başka bir şey söyledi. Öyle bir bağladı ki Kur’an’da bu ayet var,
başka yerde şöyle der diye (diyerek sanki o söylediği de Kur’an’danmış gibi) algı
vererek kuranda alakasız bir şey söyledi. Ben güldüm geçtim. Ben onun Allah'ın
zikri/öğüdü olmadığını ve kuranda yer almadığını biliyordum. İşte bu ve benzeri
şekillerde insanları uyutmaya, kendilerine evliya olan şeytanlarla beraber
başkalarını da ateşe çağırıyorlar. Lütfen dikkat edelim, Allah'ın Kur’an’ını
çalışalım.
*
25/29
"Muhakkak ki saptırdı beni zikirden78; sonrası geldiği zaman bana o
(zikir); ve oldu şeytân29 insan için bir yüzüstü bırakan."
25/30 Ve
dedi resul: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk
edilmiş."
** Şeytanın bize düşman olduğunu Allah açıkça belirtmiştir
ayetlerinde. Bizi Kurandan saptırmak için ona verilen izin/izinler dahilinde
tüm gücüyle savaşmaktadır. Bize düşen ise doğru yoldan ayrılmamaktır. Doğru
yolun tek kaynağı Kurandır. İnsanların çoğu hüsrandadır. Din konusunda insanlar
nereye gidiyorsa tam tersine gitme zamanıdır içinde bulunduğumuz zaman. Nitekim
nebimizde ahirette bu kuranı tuttular bir terkedilmiş diye Allah'a şikayet eder.
Bu çok doğrudur. Her evde Kuran var ama süs eşyası olarak kullanılıyor, duvarda
yada dolabın üstünde bir şeyin içinde biz ölene kadar orda duruyor. Ya da uyduruk kaydırık hadislere
inanıp biraz Arapça öğrenipte Arapça okuyarak kuran okuduğumuzu zannediyoruz.
Allah bize onu zikir diye gönderdi. Anlamadan okumanın ne faydası var.
Ha koyuna kaval çalmışın, ha kuranı Arapça okumuşsun,
içindekini anlamadıktan sonra bize faydası yoktur. Koyun çalınanın müzik aleti
olduğunu, hangi melodiyi çaldığını, notasını bilir mi ? Kavalın sesi olduğunu
yada kavalın ne olduğunu bilir m? Aynı koyunların sürü psikolojisi gibi zannın
peşinden ata dininin peşinden bir bilgiye dayanmadan gidersek yerimiz cehennem
olacaktır. Bizde Arapça anlamadan okuduğumuz kurandan bir fayda göremeyiz.
Şeytan öğretilerinde (hadi ve sünnet uydurmasyonları) yok Arapça bir harf
okuyana Allah şu kadar sevap verir, yok o şekilde okuyun o sizin kalbinize
girer v.s. Bir dolu hurafelerle Allah adına uydurulmuş yalanlarla ve zanlarla
Kuranı anlamaya yeltenmeye bile gerek olduğunu düşünmemizi engellediler
nesiller boyu. Evet bu Kur’an’ı tuttuk terk edilmiş. İçindekini okuyup anlamak
yerine yok Kuranın üzerine bir şey koyma yok bel altında taşıma, yok yüksek bir
yerde dursun diye gereksiz, anlamsız ve dayanağı olmayan saygı gösterilerinde
bulunduk ama Allah bize ne mesaj göndermiş diye zahmet edip bakmadık. Anlayacağımız
bir dilde okuma gereği duymadık. Çünkü Allah'ın istemediği ata dini, ana, baba,
hacı, hoca, okul v.s. bize öğretmişti dinimizi. Ama yanılgıya düştüğümüz
noktada buydu. Bir din öğrendik öğrenmesine de bu Allah'ın gerçek İslam dini
mi? Öğrendiklerimizin, bildiklerimizin delili, kanıtı, dayanağı, kaynağı nedir
? Doğruluğunu sorguladık mı? Yoksa çoğunluğun peşinden gitmekle mi yetindik.
Hacı, hoca, ana, baba ne demiş bize yeterli mi geldi? yoksa Allah ne dedi diye
bakma gereği duyduk mu? Doğrusu insanlar tuttular bu Ku'ran'ı
terkedilmiş……………………………….
Kuran ölü kitabı değil, diri kitabıdır. Kuranı artık
ölülere okumak yerine hayatımıza empoze ederek yaşam kitabı yapmanın zamanı
gelmedi mi?
*
29/51 Kendilerine
okunan Kitap'ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Kuşkusuz bunda inanan bir
toplum için bir rahmet ve zikir vardır.
** Nebi Muhammed’e Allah Kur’an'dan başka hiçbir mucize
vermemiştir. Açıkça birçok ayette de nedenleri ile belirtmiştir. Hadis başlıklı
çalışmamızda bu konuyu detaylandıracağım İnşaallah. Zaten bu ayette de Kitap'ı
sana indirmemiz onlara mucize olarak yeterli gelmedi mi ki illa şöyle böyle
mucize getir diyorlar diye Allah'ın bir kınaması mevcut. Ve Kur'an'ın rahmet ve
zikir olduğunu da gene bu ayette Yüce Rabb'imiz açıkça belirtmiştir.
*
35/37
Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar: "Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha
önce yaptığımızdan başka, düzgün amel yapalım." Size dünyada öğüt
dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size
uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
** Hükmü cehennem olan Allah'ın ayetlerini dünyada yalanlayan/inkar
eden/ küfreden v.s. ahiretteki bir sahneden örnek verir Yüce Allah bize. Bu
satırlarımı okuyorsanız demek ki dünyada öğüt dinlemenize yetecek zamanınız
hala var demektir. Geç olmadan, iş işten geçmeden zikirden yüz çevirmeyip Yüce
Rabb'imizin verdiği öğütleri öğrenip tutalım, tutalım ki sonra hüsrana
uğrayanlardan, kendine zulmedenlerden, kendine haksızlık edenlerden olup azapta
olanlardan olmayalım.
36/11 Sen(nebi
Muhammet) ancak Zikir'e uyan ve görmediği halde Rahman'a haşyet duyan kimseyi
uyarabilirsin. İşte böylesine bağışlanma ve çok şerefli bir ödülü haber ver.
*
36/69 Biz
ona şiir öğretmedik. Ve bu, ona yakışmaz da. O, yalnızca bir Öğüt ve apaçık
Kur'an'dır.
38/1
Sad. Zikir sahibi Kur'an'a ant olsun.
38/29
Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz
kutlu bir Kitap'tır.
38/87
O(kuran), ancak bütün insanlık için bir zikirdir.
41/41
Onlar, kendilerine zikir geldiği zaman onu Küfrettiler. Kuşkusuz O, yüce bir
Kitap'tır.
43/44
Kuşkusuz o sana ve halkına bir öğüttür. Ondan sorulacaksınız.
50/45
Onların ne dediklerini en iyi bileniz. Sen, onları zorla yola getirecek
değilsin. O halde Benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an'la öğüt ver.
51/55
Öğüt ver; kuşkusuz ki öğüt Mü'minlere fayda verir.
54/17
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp
düşünen? (54/17 - 54/22 - 54/32 - 54/40 okuyunuz,
anlamayana gelsin)
** Kur’an apaçıktır. Zikirdir/öğüttür. Aynı zamanda dünyaya
gönderilmeden önce Allah' verdiğimiz ahidin/misakın/anlaşmanın hatırlatmasıdır.
Sorulacak olduklarımız Kur’an'dadır ve sadece ondan sorulacağız. Dinde hüküm
koyucu yalnızca Allah'tır bu hükümlerde yalnızca Kur’an'dadır. Kur’an harici
dinde hüküm koyan her şey insan, kurum, kitap v.s. akla ne gelirse şirktir.
Nebi Kur'an ile öğüt verir ve öğüt alacaklarda Mü'minlerdir. İnanmayanı Kur’an
bağlamaz istese de öğüt alamaz Allah izin vermez zaten yeri de bellidir.
Ayetlerle sabittir.
*
62/10 Öyle ki tamamlandığı/sonlandığı
zaman salât108; öyle ki dağılın yeryüzüne; ve arayın/bakının
fazlından/lütfundan Allah'ın; ve zikredin78 Allah'ı çokça; belki sizler
felahaerersiniz/başarırsınız.
** Allah' zikretmek öğütlerini hatırlamak demektir.
Bahsettiğimiz gibi sadece Allah' hatırlamak tek başına yeterli değildir.
Mekkeli müşrikleri hatırlayalım. Allah'ın öğütlerini aklımızdan çıkarmaz ve ona
göre hareket edersek kurtuluşa erme umudu taşıyabiliriz, Allah'ın rahmeti,
bağışlayıcılığı, affediciliği, merhameti, hoşgörüsü, şefkati ve kullarını
sevmesi sayesinde belki bize hidayet eder ve bizleri lütfundan rahmetinin içine
koyar. Salat Kur’an çalışmak, anlamak, öğrenmektir. Salatta Kur’an çalışıp
Allah’ın zikrini öğreniyoruz ya bu öğütleri unutmayın ve buna göre hareket edin
diyor Rabb’imiz. Kur’an müminler üzerine vakitli bir kitap olduğundan devamlı
bu çalışmayı yaparak Allah’ın zikrini hafızalarında hep taze tutar ve
karşılaştıkları durumlarda bu zikri esas alarak Allah’a takvalı olurlar.
Kendilerini takva ile korurlar. Allah’a Allah’ın zikri ile sığınırlar.
*
65/10
Allah, onlara şiddetli bir azap hazırladı. Ey iman eden sağlıklı düşünen akıl
sahipleri, Allah için takva sahibi olun. Allah, size zikri indirmiştir.
Demek ki zikir Yüce Allah tarafından indirilmiş bir şeymiş. Aynı kelimeleri tekrarlamak değilmiş, tecellisini bilmeden Allah’ın isimlerini söylemek değilmiş, bocuk ovalamak değilmiş. Yüce Rabb’im Kur’an’ın indirdiğini de söyler ayetinde. İman eden ve sağlıklı düşünen akıl sahipleri zikir Kur’an’dır. Akledelim.
Zikre uymanın şartları burada verilmiş. İman edeceğiz ve aklımız yerinde olacak
ama sağlıklı düşünücez Aklı yerinde olupda Allah yolunda olmayanlar demekki
sağlıklı düşünemiyorlar. . Bunlara sahipsek demek ki Allah'ın indirdiği zikire
uyabiliriz. Aynı zamanda zikir bize bizim için inmiştir. Zikir Ku'ran'dır.
Ölülere Ku'ran okunulmasının da yanlış olduğunu bu ayetten net anlarız. Ölüye
öğüt versen ne olacak. Kur’an ölüye değil diriye hitap eder.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
4Efendi, komuta eden
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah
ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın
peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam
kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son
anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en
çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını
çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.
29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her
şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları
olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde
fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse
de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru
olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre
şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis
kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da
DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar
olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.
46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak
sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar
edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi
olmak.
78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da
bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı
bizlere hatırlatır.
170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece
olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz
başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam
eder.
171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece
olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla
gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.
187Resullerle Yüce Allah’ın yani
O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı
parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i
Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren
kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce
Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme.
Sadece Kur’an deme.
*İnsanlar Yüce Allah'a olan sözlerini
tutarlarsa Yüce Allah da mutlak ki onlara olan ahdini yerine getirir; hak
edeni cennetlerine sokar. 2/40
197İsrâîl Yakûb peygamberin
diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan
gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici
olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu
girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında
gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl
içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu
firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb
soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir
baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı).
202İyi olan şeylerde fazlalıklı
olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.
203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda
yaşamlar, durum ve şartlar.
281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder