29 Ekim 2024 Salı

SALAT ÇALIŞMASI / 02/14 RÜKU

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                                                       

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                      

                                                                                                         

Rüku kavram anlamı boyun eğmek (zihin olarak) , itaat etmek, teslim olmak, başını eğmek, dize gelmek, baş eğmek gibi anlamlara gelir.  Rüku da secde gibi öncelikle beynen yapılan zihnen kabul edilmesi gereken bir kavramdır aslında. Bir şey söylendiğinde kelimelerle cevap vermeden başını az aşağı indirip tamam/peki manası verilen bir hareket yaparız ya fiziksel şekli de budur. Veya şu an kılınan namazdaki gibi eğiledebiliriz fakat tam o şekilde değil (başın öne biraz eğilip tamam anladım peki manası verecek bir hareketle) yada bunun gibi bir hareket de yapabilirsin. Şekle takılmamalıyız. Rüku bir şeyi zihin ile beyin ile kabul ettikten sonra bunu gösteren  fiziksel/bedensel bir harekettir. Zihnen kabul edilmezse fiziksel hareket de gerçekleşmez. Şu anki kılınan namazdaki bir hareket değildir. Yaratılış özelliğinin (aklın) dize gelmesinin fiziksel yansımasıdır.                                                                                            

Yüce Rabbimizin ilgili ayetlerini Yüce Rabb’imizin izni ile incelemeye çalışalım.                                                                                     

 

YASİN ÖZKAN YOU TUBE- RÜKU - 1       

YASİN ÖZKAN YOU TUBE- RÜKU - 2                                                                                                

                                                                                                         

                                                                                                         

2/43 Ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.                                                                             

                                                                                                         

Salatları ayağa dikin canlı tutun ve zekatı verin ve boyun eğin, teslim olun, boyun eğenlerle teslim olanlarla. Salat burada namaz kıl olsaydı namaz kıl dedikten sonra rüku edin demesi anlamsız olurdu. Eğer bilinen anlamda namazda rüku olsaydı. Namaz eğer şu anki haliyle olsaydı tekrar ediyorum namazı(salat) kılın ve zekatı verin ve rüku edenlerle rüku edin diye geçmemeliydi. Demek ki rüku namazla alakalı bir olay değil yasni Salatla alakalı değil ki zaten salat da namaz demek değil. Kuran ayetlerini çalıştıktan sonra zihinle Allah'ın ayetlerini tanıyıp dize gelmektir. Fiziksel bir olay olmaktan çok daha derindir.                                                                             

                                                                                                         

*                                    

2/125 Ve o zaman yaptık beyti/evi32 bilinci geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden; bir salla13 yeri; ve antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi32; etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve rükû11 edenlere; secde12 edenlere.                                                                       

                                                                                                         

Beytin evi salla yeri musallin olma yeri  için güvenli bir yer olarak belirlenmiş. Burayı müşriklerden putlardan v.s. Temizlenmesini istiyor İbrahim ve İsmail’den Yüce Rabbimiz. Bu yerlerin fiziki temizliği olabileceği gibi manevi temizlik şirkten arındırmada olabilir. Kur’an’ın bütünlüğü ele alınınca bunun manevi bir temizlik yani şirkten arındırılmış hale gelmesi emredilmiş olduğu kanaatindeyim. Temizlik konusu için 22/26 ya bakılsın. Çünkü buraya gelip etrafta dolaşanlar ve kendini adayacaklar boyun eğip itaat edeceklerdir insanlar. Ve beynen diz çöküp boyun eğeceklerdir.  burada musallen kelimesi geçer. Genelde namaz veya salat yeri yada namaz kılma yeri diye çevirilir fakat burada aynı zamanda musallin olmaktan bahsedilir. Musallin demek bir şeyi hemen arkasından takip etmektir. Musallin kavramını ele alıcam burada kısaca yazıyorum. Bir şeye musallin olmak onu zihnen ve bedenen hemen arkasından izlemektir. İyi bir şeye de musallin olunabilir, kötü bir şeye de. Buradaki musallen kelimesi budur. Hak yoluna musallin olunmasını emreder Yüce Rabbimiz.         

Littaifine kelimesini tavaf etmek diye çevriliyor. Anlaşılan manada kabenin etrafında dönmek gibi algılansa da yanlıştır. Anlamı gitme/yürüme, etrafta dolaşma/dolaşma eylemi, yolculuk etmek, ona gelmek, rastlamak, ziyaret etmek, yaklaşmak, sık sık dolaşmak, kuşatmaktır. Yani buraya uğrayıp burayı gezen demektir, etrafında dönün demek asla değildir. Tavaf olarak inceleyeceğiz.             

                                                                                                         

*                                    

3/43 Ey Meryem! Alçak gönüllü ol/uysal ol Rabbine4; ve secde12 et; ve rukü11 et, rükû11 edenlerle birlikte                                                                        

                                                                                                         

Meryem’e Allah kendisine alçak gönüllülükle itaat et diz çöküp (zihnen ve/veya bedenen) boyun eğ diğer itaat edenlerle birlikte diyor. Çünkü Rabbi Meryem’i seçmiş, arındırmış ve bütün dünya kadınlarına tercih etmiş/üstün kılmış. Namaz kıl falan denmiyor burada uzaktan yakından alakası yok.

Bu ayetin öncesine ve Meryem kıssalarına bakarsak Allah Meryem’e neden böyle dedi anlarız. Bu ayet öncesi Yüce Allah’ımız Meryem’e bir çocuk bahşetti, İsa’yı. Ama Meyem evli değildi. Annesi ve babası iyi insanlardı, Meryem’ öyleydi ve iffetliydi.

Düşünelim iffetli bir kadın, kimseyle ilişkisi yok ve bir gün kucağında bir çocukla çıkıp (İsa doğmadan önce Meryem bulunduğu yerden ayrılmıştı, ailesinin yanından) geliyor. İnsanlara ne diyecek, namussuz diye bakacaklar. Sonrasında bu çocukla ne yapacak. Bundan ötürü içi daralan Meyem’e Allah şu bulunduğun durumu kabul et, diz çök boyun eğ,  bu durumda olmanı ben tercih ettim, canını sıkma benim yolumda olmaya devam et, çıkış yolunu ben sana gösteririm manasındadır. Yani namaz kıl falan asla değil. Nitekim Rabb’imiz Meryem’e bir gün insanlarla konuşmama orucu emredip, beşikteki İsa’yı da insanlarla konuşturup, o beşikteki bebeğe her türlü durumu izah ettirmiştir.

                                                                                                         

*                                    

5/55 Veliniz28 sizin ancak Allah’tır; ve resulü/elçisidir O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir; kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar rükû11 edenlerdir.                                                                             

                                                                                                         

İnanların yardımcısı koruyucusu Allah, resulü ve iman etmiş kimselerdir.(başka ayetlerde de ve burada da gördüğümüz gibi iman eden bir kimse asla inanmayan bir kimseyi dost edinmemeli) bu iman etmiş yani delillerle kesin inanmış kimseler aynı zamanda salatlarını (kuran çalışmasını) bırakmaz zekatlarını(vergilerini) verirler ve onlar Allaha ve ayetlerine boyun eğer itaat ederler. Bilinen namazla alakası yok.  Burada dikkat edilmesi gereken bir husus daha vardır. Eğer müminsek ancak iman etmiş kimseleri veli edinebiliriz(resul hayatta olmadığı için şu devirde)           Bu dünyadaki veliliktir. Ve de ilahi velilik içinde bizlerin (iman edenlerin) velisi yalnızca Allah'tır. İlahi velimiz bu dünyada ve ahirette yalnız Allah’tır.                                                                           

*                                    

9/112 Tevbe33 edenler; kulluk edenler; hamd3 edenler; seyahat edenler (Allah için); rükû11 edenler; secde12 edenler; emredenler evrensel kabul edilmişler; ve engelleyenler/yasaklayanlar iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten; ve koruyanlar Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri27.                                                                    

                                                                                                         

Burada da namaz kıl fiziksel rüku secde et ile alakası yoktur. Allah’ın emirlerini kabul etmek diz çökmek boyun eğmektir. Yoksa papağan gibi sure okuyup yatıp kalkıp ibadet diye yapılan namaz denen ritüel ile Allah’ın bize neyi emrettiğini bilemeyiz. Bu yüzdende iğrençlikten çirkinlikten şeytandan kendimizi yat kalk ile nasıl koruruz. Neye nasıl tövbe hiç bir şey bilmeden Allah’ın ayetlerini bilmeden. Burada gene Allah’ın yasalarına boyun eğmek diz çökmektir anlatılan. Sabah akşam yapılan Kur’an dersleridir. Anlayarak kuran okumadır. Salat başlığı altında bunu inceleyeceğiz burada detaya girmiycem.

Papağana besmele kelimesi öğretilse günde 1 milyon defa söylese ona faydası olur mu? Ne dediğini bilmeden bir şeyler tekrarlamanın kime ne faydası olacak. İman etmek böyle bir şey değil. Delille iman edilecek, kanıtla iman edilecek (mümin budur) söylediğini bileceksin ona göre Allah’ın bize verdiği en büyük nimet olan aklını kullanarak (tesbih) diz çöküp boyun eğeceksin. Ne dediğini bilmeden yapılan ibadetler aymazlık ibadetidir, anlamsız bir ritüeldir. Bu şekilde mi Allaha kul olacağız. Allah’ın bize söylediklerini bilmeden nasıl kul olmayı düşünebiliriz. Bu aklımıza ihanettir. Allah’ın bize verdiği en büyük nimetlerden biri olan aklı kullanamamaktır. Yaratılış özelliğimizdir akıl. Böylemi şükredeceğiz.(şükür sadece ağızla söylemek değildir). Şükür kısmında inceleyeceğiz. Bu ayette de  rüku ve secde ayrı gelmiş. Rüku edenler ve secde edenler olarak.  Demek ki aynı ritüel veya aynı şeyin devamı olmayıp rüku ve secde ayrı olarak bir kavramdır.                                                 

İşaretlere dikkat edelim. Kur’an’da hiçbir harf hiçbir kelime boş değildir. Hepsinde işaretler vardır akledene. Allah'ın hudutlarını koruyanları müjdele diyor Rabbimiz. Allah'ın hudutlarını nasıl koruyacağız bu hudutları bilmeden, nasıl hamd edeceğiz, Allah'ı  gereği gibi tanımadan, gereği gibi kavrayamadan, gereği gibi idrak edemeden ve gereği gibi takdir edemeden………              

Araplar anlayarak okuyabilirler ama bilinen namaz ritüelinde 5-10 sure dışına çıkılmaz. Yüce Allah’ın şerefli kuranında 112 numarasız besmele ve 6234 ayet toplam 6346 ayet vardır. Sen 10 veya 20 okudun namaz dediğin olayda. Geri kalanını ne yapacaksın? Onları bilmesen de olur mu? Yattım kalktım 5-10 sure okudum tamam. Yetti mi hayatın boyunca 10 ayet bilmek sana? Allaha nasıl kul olmanın kurallarına göre kul olacaksın?. 10 ayetle mi? Yoksa Allah’ın bize bildirdiği tüm yasak, emir, öğüt ve kıssalarını öğrenerek, bilerek ve devamlı okuyup bilgilerinin taze kalmasını sağlayarak mı? Recmedilmiş şeytandan nasıl Allaha sığınacaksın? Sadece ağzınla besmele çekerek mi yoksa bir durum karşısında Yüce Rabb’im her şeyden örneklerle açıkladık(16/89-17/41-18/54) dediği kurandaki ayetler aklına gelip kurana göre davranarak mı? Bunu namaz dediğin şeyde anlamını bildiğini varsayarsak 10 ayetle mi yapacaksın? Hayır. Salatı ikame edeceğiz. Sabah ve akşam ayrıca toplantı salatlarında salatı ayağa dikeceğiz. Kuran dersleri yapıp anlayarak kuran okuyup çalışacağız ve bunlar düzenli olacak. Bilmediklerimizi bize öğreten Yüce Allah’tır. Onun kelamını ayakta tutacağız. Kuran müminler üzerine vakitli bir kitaptır. 4/103                                                                       

16/89 Biz, o gün, her ümmet için kendi aralarından üzerlerine bir tanık getireceğiz. Seni de teslim olanlar için yol gösterici, rahmet ve haber verici olarak sana indirdiğimiz kitap ile her şeyin açıklandığına dair bunlara tanıklık yapman için getireceğiz.    

17/41 Ant olsun ki Biz, bu Kur'an'da öğüt alsınlar diye her türlü açıklamayı yaptık. Oysaki bu onların yalnızca nefretlerini arttırdı.

18/54 Ant olsun ki Biz, bu Kur'an'da her türlü örneği farklı farklı açıklamalarla verdik. Ne var ki insan bilir bilmez her şeye karşı çıkmayı çok sevmektedir. 


4/103 Öyle ki, tamamladınız zaman salâtı5; öyle ki zikredin/hatırlayın Allah'ı kıyam143 halindeler (olarak) ve oturan (olarak) ve yanlarınız          üzerine (yatar halde); öyle ki sakinleştiğiniz zaman; öyle ki doğrultun/dikleştirin/ayağa kaldırın salâtı5; doğrusu salât5 oldu müminler27 üzerine vakitli bir kitap.           

Bazı İngilizce çeviriler dışında Türkçe meallerin hiçbirinde kitap diye çevirilmemiştir. Neden kitap olarak buraya aldığımı ve neden doğrusunun kitap olması gerektiğini sonuç kısmında detaylandırmaya çalıştım.                                                                              

                                                                                                         

*                                    

22/26 Ve o zaman saptadık/tespit ettik İbrahim'e beytin32 mekanını/yerini; ki şirk koşma71 benimle bir şey; ve temizle beytimi32*; etrafta dolaşanlar için; ve dikelmişler/ayağa kalkmışlar/doğrulmuşlar (için); ve rükû11 edenler (için); secde12 edenler (için).                                                                                     

*Kimseye ait olmayan, topluma ait olan.                                                                                              

                                                                                                         

Beytin yeri kesinleşmiş ki bununla da bağlantılı olarak Allah bana şirk koşma diyor. Ve buraya gelenler burada dolaşanlar için ve kaim olan yani sapasağlam ayakta duranlar için yani Allah yolunda ödün vermeyenler için ve dize gelenler için ve boyun eğenler için. Burada kaim kelimesi sapasağlam ayakta durmak anlamında mecazi olarak kullanılır ve gene tavaf eden diye çevrilen kelimesinin anlamı gitme/yürüme, etrafta dolaşma/dolaşma eylemi, yolculuk etmek, ona gelmek, rastlamak, ziyaret etmek, yaklaşmak, sık sık dolaşmak, kuşatmaktır.                                                                           

2/125 deki temizlik kavramı da buradan net anlaşılacağı gibi buraya gelenler için tüm şirklerden arındır manasındadır. Belki yer temizliği gibi temizlik anlamı da çıkmasına rağmen asıl kastedilen şirkten arındırmaktır. Burada bilinen hali ile namaz kılmaktan bahsedilmiyor. Dolayısıyla yerlerin sağın solun temizlenmesinden ziyade asıl temizlenmesi gereken şey buraya gelen insanlar burada bir teslimiyet göstereceklerdir ve bunu huşu içinde yapabilmeleri için sadece Allah kelamından başka her şeyden temizlenmesi gerekir. Şu anki cami denilen ibadet edilen yerlerin temizlenmesi gerektiği gibi. Ezan çalışmasına bakınız.                                                               

Zaten şirk koşma benimle bir şey işaretinden nasıl bir temizlik olduğu anlaşılıyor. Şöyle ki Allah'ın astından dinde hüküm koyan her şey şirk koşmaktır. Bütün bunlardan temizlenmesi gerektiğini söyler Yüce Rabbimiz. Aramızda Şerefli Kuran varken Kuran dışı dinde hüküm koyan her şey ama her şey (kitap, hadis, hacı, hoca, evliyacık v.s.) şirktir.                                                                  

Sadece Kur’an demeyen herkes şirk koşmuş olur. Allah'a inansa bile onların çoğu ancak Allah'a şirk koşarak iman ederler der Rabbimiz.12/106                                                                                    

12/106 Onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a inanmazlar.                             

29/61 Gerçek şu ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı yararınıza sunan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah." diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar!                                                                                                                                                                  

*                                    

22/77 Ey iman47 etmiş kimseler! Ve rükû11 edin; ve secde12 edin; ve kulluk edin46 Rabbinize4; ve hayır/iyilik faaliyetinde bulunun; belki de sizler felaha/kurtuluşa kavuşursunuz.                                                                              

                                                                                                         

Burada sadece iman edenlere bir emir var. Eğer iman ediyorsanız rüku edin secde edin ve kulluk edin Rabbinize ve hayırlarda bulunun umulur ki kurtulursunuz                                                     

Birinci konu ayette ve buna benzer pek çok ayette emir iman edenedir, müminleredir. Dinde zorlama yoktur. İman etmiyorsa zaten Kur’an o kişiyi bağlamaz. Allah onun hükmünü verecektir.

İkinci husus gene rüku ve secde ayrı belirtilmiş ve kulluk edin diye eklenmiş. Şimdi bunu bize öğretilen namaz diye çevirelim. Kıyamdan bahsetmemiş (yani ayakta durma yok) sonrasında rüku ve secde demiş. Bildiğimiz şekliyle anlamını bilmediğimiz Arapça bir şeyler tekrarlayıp yat kalk yaparak Allaha kulluk mu etmiş oluruz. Yoksa rüku ve secdenin gerçek kavram olarak alırsak mı Allaha kulluk ederiz. Yani, beyin olarak Allah’ın yolunda dize gelerek ve diz çöküp (beynen) boyun eğerek mi. Gerçek anlamda rüku secde ettiğimizde yani tam teslim olduğumuzda Allah bize ne demiş merak etmez miyiz. Neye teslim olduk diye, teslim olanlardansak eğer.                                                                

Açıp kuranı okuyup Yüce Allah’ın emir, yasak, kıssa ve öğütlerine bakıp dersler çıkarmaz mıyız. Rüku ve secde bu değil mi. Allah’ın bize öğrettiklerine, Allah’a diz çöküp boyun eğmek değil mi?  Yoksa günde 5 vakit papağan gibi anlamını bilmediğimiz hatta bazılarının kuranda bile olmayan duaları (anlamını bilsek de binlerce ayetten 5-10 tanesini okuyorlar namazda) okuyup yat kalk egzersizi yaparak mı Allaha kulluk ederiz. Hayırlarda bulun diyor. Bunu tam nerden öğrenicez. Hayır yaparım ben zaten biliyorum diye düşünüyor olabilirsin. Biz hiç bir şey bilmiyoruz ve bilmediklerimizi bize öğreten Allah’tır. Her ne yaparsak yapalım Allah’ın öğrettiği şekilde, Allah’ın sınırları içinde yapmamız lazım.                                   

Aç bak Kur’an’a Allah orda bilmediklerimizi bize öğretiyor. Eğer müşriksen tüm yapılanlar boşa gidecek. Müşriklerin yaptıklarını Allah boşa çıkarıp süresiz cehenneme koyacak. Teslim olanlardansan ve Allah’a şirk koşmamışsan ne yaptıysan karşılığını tam alacaksın. Allah kul olmanın, dini yalnızca ona has kılabilmenin tek yolu Allah öğetileri (Kur’an) dır                                                                                     

2/239 Eğer korkarsanız yaya veya binek üzerinde bulunduğunuzda da güvenlikte olduğunuz zamanda da bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı anın.

96/5 İnsana bilmediğini öğretti.                                                                      

 

                                                                                                         

*                                    

38/24 Dedi (Davut): “Ant olsun, zulmetti sana sormakla/istemekle dişi koyununu senin kendi koyunlarına; ve doğrusu, çoğu karışanlardan/ortaklardan mutlak güçlü gelir bir kısmı onların diğer bir kısmı üzerine; kimseler dışında; inandılar ve yaptılar sâlihâlt18; ve ne azdır onlar; ve zannetti Davut o durumda denediğimizi onu; öyle ki mağfiret diledi/bağışlanma diledi Rabbinden; ve kapandı yere rükû11 ederek; ve tevbe33 etti.                                                                                                                     

                                                                                                         

Bu ayette Davud’a gelen ve hüküm vermesini isteyen 2 kişi hakkında Davud’un yanlış hüküm verdiği anlatılıyor. Ayetin öncesine bakılabilir. Yüce Allah Davud’un bu konu hakkındaki kıssasını bize anlatıyor. Davut yaptığı yanlışı anlayınca mağfiret/bağışlanma dilemiş Rabbinden. Yaptığı yanlışı anlayarak (her iki tarafı dinlemeden hüküm vermiş) Ve yere kapanmış rüku ederek. Şimdi burada secde diye çevrilen "rakian"  kökü Ra-Kef-Ayn dır. Eğilmek tevazu göstermek alçak gönüllülük tevazu göstermek kelime anlamlarıdır. Zaten bu ayetin bilinen namaz kılmayla alakası yoktur. (hükmü Allah'ın belirlediği hudutlar çerçevesinde veremiyor)

Burada fiziksel yere kapanmak da olabileceği gibi rüku edip yere kapandı olarak çevrilmesi gereken cümlede mantıklı düşündüğümüzde Davut yanlışını anladığında önce af diledi sonra Allaha duyduğu huşu ve haşyetten eğilip büküldü olarak mantıklı olacaktır. Ve yere de kapanıp tövbe ettiğini anlıyoruz. Fakat bu namaz ile uzaktan yakından alakası yoktur. Buradan ayrıca secde etmek beynin eğilmesi dize gelmesi olduğunu (en önemlisi bu) fakat bunun fiziksel olarak da yapılabileceğini çıkartıyorum. Çünkü Davud yaptığı yanlışı idrak etmesi sonucu Allah’a diz çöküp boyun eğmiştir.

Rüku ve secde etti diye yazmıyor. Rüku ederek yere kapanmış. Yere kapanmış (beyin ile önce diz çökmüş) sonra fiziksel yere kapanmış ama rukü ederek. Yani yere kapanırken zaten boyun eğmiş, itaat etmiş. Beyni diz çökmüş boyun eğmiş. Önemli olan budur. Sonra bu dize geliş bedene yansıtılabilir, fiziksel sonuç olarak yere kapanılabilir yalnız önemli olan beyin ile idrak etmektir.                                                                                            

                                                                                                         

*                                   

           

48/29 Muhammed resulüdür/elçisidir Allah'ın; ve onunla birlikte (olan) kimseler şiddetlidirler kâfirlere25 karşı; merhametlidirler kendi aralarında; görürsün onları rükû11 edenler; secde12 edenler; ararlar bir fazıl/lütuf Allah’tan; ve bir rıza; yüzlerindeki simaları onların eserindendir secdelerin12; işte bu; misalleridir onların Tevrat'ta; ve misalleridir onların İncil’de; bir zer/bir tohum (ki) çıkardı filizini; öyle ki kaplayarak güçlendirdi (filiz) onu (tohumu); öyle ki kalınlaştı/sertleşti; öyle ki istiva etti/seviyeledi gövdesinin üstüne; hayranlıklazevk alır zer/tohum ekenler; kızması için/öfkelenmesi için onlara kâfirlerin25; vaat etti Allah kimselere; iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18 onlardan (iman edenlerden); bir mağfiret/bir bağışlanma; ve büyük bir ecir/karşılık.                                                                            

                                                                                                         

                                                                                                         

                                                                                                         

Genel anlamda çok detaya girmeyeceğim burada Muhammedin Allah’ın elçisi olduğu, onunla beraber olanların kafirlere(gerçeği örtenlere) karşı sert fakat birbirlerine merhametli olduklarını ve kendi aralarında onların rüku ve secde ettiklerini görüleceğini yüzlerindeki simaları(çehreleri) onların secdelerinin eseridir ve bu Tevrat ve incilde bahsedildiği gibi bir tohumun filizlenmesi yayılarak büyüyerek güçlenmesi kalınlaşıp sertleşmesi yani dimdik ayakta durması (tohumken yani ölüyken ufacık bir rüzgardan bile etkilenebilecekken gelişip sapasağlam olması) bu olduğunda da onu eken bu işte hayran olur emeğinden zevk alır. Aynı bu şekildedir iman edenler buda kafirlerin kızması öfkelenmesi içindir. ve Allah’ın vaadidir iman edip salihatı yapana bir mağfiret ve büyük bir ecir.   

Burada eseri kelimesini (min eseris sucud) iz anlamı vererek alnındaki secde izi diye çevriliyor. Alın kelimesi de geçmez. Ayeti yanlış anlayıp alnındaki secde izi diye anlamlandırırlar. Bu yüzden de  kafasını yere vurup alnında iz çıkarıp ibadet ettiğini sananlar var.                

Ayette kesinlikle fiziksel secde yoktur. İnsan nasıl bir secde yapar da yüzünde iz çıkar. Allah böyle bişey mi istemiş sizce? Ayeti yanlış anladığından iz çıkması için kafasını yere vuruyorlar.                                                            

Yüce Allah böyle bişey emreder mi? Burada mecazi anlam vardır. Allah’ın iki eli, Allahın boyası veya Allahın yüzü gibi. (5/64 -  2/138 - 2/115 Kur’an’dan bakınız)                                                                                             

Ayrıca boş boş eğilip yere kapanmak Allah’ın hoşnutluğunu nasıl kazanmamıza yarar sağlar. Allah’ın hoşnutluğunu onun emirlerine boyun eğerek teslim olarak kazanabiliriz. Teslim olunca da Allah’ın bize söylediklerine göre hareket ederiz. Salatı ikame etmiş olan insanların Allah'a haşyet ve huşu duymalarını, teslim olma hallerini, onları gördüğünde anlarsın. Kuran’a teslim olan birinin simasından onun teslimiyetini anlarsın, işte bu onların diz çöküp boyun eğmelerinin eseridir manasındadır. Sonrada konu iyi anlaşılsın diye müthiş bir örnek olan tohum ve filiz örneğini verir ve öğretir Yüce Allah’ımız bizlere. Konunun özeti beynen teslimiyetin yüze/simaya yansımış halidir.                                                                                             

*                                    

           

77/48 Ve denildiği zaman onlara rükû11 edin; rükû11 etmezler.                                                                             

                                                                                                         

Bununda bilinen namazla alakası yok. Namazdaki rüku değil. Her rüku, secde ve tesbih gördükleri yere namaz diyenler bunu neden namaz diye çevirmediniz. Çünkü yamulttuğunuz da anlamı oturtamayacaksınız değil mi? İşinize geleni işinize göre çevirip kendi inandığınız dini (mezhep, hadis, sünnet, şeyh, tarikat v.s.) Kur’an’a söyletmeye çalışanlar lafım sizlere. AllahIn nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenler; hoşunuza gitmese de Allah nurunu tamamlayacaktır, ne siz nede hiç kimse buna engel olamayacaksınız.

Allah her şeye tanıktır, Ayetlerini afakta ve enfüste size gösteredek ve sizde onun gerçek olduğunu göreceksiniz.

İzin günü yalanlara Allah’ın dinine boyun eğin dendiğinde bunlar boyun eğmemişler yani rüku etmemişler. Bunlar süresiz cehennemlik olanlardır.                                                                                          

                                                                                                         

                                                                                                         

                                                                                                         

                                                                                                         

                                                                                                         

rüku                 ركع rkE Ra-Kef-Ayn                                                                

türevler            verkeu, rukkais, verkai, rakıun, rakiunes, rkeu, rakian, rukkean

                                                                                                         

                                                                                                         

  

 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

 

3En yüce övgü/methetme
4Efendi, komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).
10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür 
11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.
12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.
13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.
18Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler. 
27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek. 
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.
32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  
33Dönmek, vazgeçmek
46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.







EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder