BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın adıyla
Rahman Rahim.
Subhan konusunu incelemeye başlarken tabii ki Yüce Allah'ın
subhan geçirdiği tüm ayetleri okuyarak başlamalıyız. Subhan kelimesi hemen
hemen tüm çevirilerde Allah'ın her şeyden
münezzeh olması, noksan sıfatlardan yüce olması, tesbih edilmesi gibi
anlamlandırılmaktadır. Bu Allah için söylenecek doğru bir söz olsa da, tesbih
ile Subhan aynı kökten gelseler de, çok daha geniş bir anlamı vardır. Subhan
demek Kur’an’dan anladığımız şekliyle Allah'ın tüm isimlerini/sıfatlarını
tecelli ettirmesi demek olduğu kanaatindeyim. Sübhanallah demek Allah tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettirendir
demek doğru olacaktır.
Subhan anlam itibariyle mevcut çevirilerdeki söylenenlerden
çok daha derin bir anlam taşır. Subhan Rabb ismi/sıfatı ile doğrudan
ilişkilidir. Rabb’imizin tüm isimlerinin tecelli etmesi dedik, biraz daha
konuyu açmaya çalışalım. Herhangi bir kaç sıfatı ele alalım, mesela hayy,
kayyum, berr gibi sıfatların anlamlarını düşünelim birde bunların tecellisini.
Bu sıfatların tecellisi Sübhan olur. Rabb sıfatının tecelli ettirilmesi Subhandır.
Rabb sıfatını Yüce Rabbimiz tecelli ettirmeyebilir. Eğer tecelli ettiriyorsa bunu
tecelli ettirme yöntemidir Subhan. Halık yaratma sıfatı var Allah'ın. Bu
sıfatın tecelli etmesi işleme girmesi sübhandır. Tecelli ettiren Allah’tır
tecelli sübhandır o yüzden Subhanallah budur. Yani Allah’ın yaratma sıfatı var
ama yaratmayı meydana getirmesi Subhandır, bu sıfatını tecelli ettirmiştir. Biraz
karışık oldu sanki umarım Allah'ın izni ile açıklayabilmişimdir.
Hamd kelimesinden de biraz bahsetmek gerekecek. Hamd olarak
ayrı inceliycez ama kısaca bahsetmeye çalışalım. Çünkü hamd ile tesbih etmek
kavramı geçer Kur’an’da. Bu kavram birçok ayette geçmektedir. Hamd en yüce övgü
demektir. Allah’ı hamd etmek, Allah’ı en yüce övgü ile methetme manasındadır. Peki
bir şeyi övmek için o şeyin bu övgüye layık olduğunu bilmemiz gerekmez mi? Buna delille kanıtla kanaat getirmemiz
gerekmez mi?. Bunun içinde en Yüce isimlerin Allah'ın olduğunu bilmeli, bu
isimlerin neyin karşılığı olduğunu bilmeli ve bu isimler tecelli ediyor mu,
Allah bu sıfatlarını tecelli ettiriyor mu bunu görmeliyiz akılla, kalple,
gözle. Anlamını bilmeden örnek Allah alimdir demenin manası olmayacaktır.
Öncelikle Alim nedir bunu bilmemiz lazım. Allah bilendir. Neyi biliyor ne kadar
biliyor ondan daha iyi bilen var mı bildiğini biz nerden biliyoruz, buna
şahitmiyiz/tanıkmıyız. Boş boş anlamını bilmediğimiz kelimeleri tekrar etmek
bize bir fayda sağlamayacaktır. Allah’ın yüceliğinide anlamamıza yardımcı
olmayacaktır.
Allah'ın bizim o boncuk tesbih ile 33 def Subhanallah
dememize ihtiyacı mı var? Bunumu istedi zannediyorsunuz. Tabii ki hayır. İstenen
tam olarak şudur. Size iki yol gösterdim, akıl verdim, özgür irade verdim, hadi
bakalım beni bulabilecek misiniz, doğru yolu bulabilecek misiniz. Bizim
sınavımız budur. Önce Allah’ı bulup yüceliğini anlayacağız sonra da yaratıcının
emirlerine göre hareket edeceğiz, Allah’ın hudutlarından çıkmayacağız. En
kabaca anlatımla işin özü budur. Sen senin yaratılış özelliğin olan akılla Yüce
Allah'ın tüm isim ve sıfatlarının tecellisine tanık olabilecek misin, kanıtla
delille inanacak mısın. Dinimizde temel olan şey aklı kullanmaktır. Ayetlerde
çok fazla akletmez misin, aklınızı kullanmaz mısınız geçer. Ve kalp de
akletmenin içindedir. Nasıl ki şükretmek karşılık vermekse nasıl ki Allah'a
sığınmak takvayla oluyorsa nasıl ki teslim olmak akılla/zihinle başlıyorsa
bunların hepsi içinde aklımızı kullanmamız gerekiyor.
Müslümanla mümin arasındaki fark da tam olarak budur inandığın şeye kanıtla delille inanmaktır. Allah'a hamd edebilmek için onun eserlerini anlamamız gerekir. Bunun başlangıcı olarak Kuranımızı okumalıyız. Sonra Kuran/bilimi ilişkisi için fizik, kimya, biyoloji v.s. Bilim kitaplarını okuyarak Allah'ın eserlerini daha iyi anlayabiliriz.
Not : Buradaki
ayetlerden bazılarını tam anlamak için önündeki veya arkasındaki veya hem
önündeki hem arkasındaki ayetleri okumak gerekir.
2/32 Dediler: “Subhân'sın7 sen; yoktur
bilgi bizlere; bize öğrettiğin dışında; doğrusu sen; sensin Alîm8;
Hakîm9."
2/116
Allah, çocuk edindi!" dediler. Haşa! O, bundan münezzehtir.Bilakis, gökte
ve yerde ne varsa her şey O'nundur. Ve her şey O'na gönülden boyun eğmektedir.
3/191
Kimseler; anarlar Allah'ı; dikelenler/ayaktalar (olarak); ve oturan (olarak);
ve yanlarına üzerine (olarak); ve fikir yürütürler göklerin162 ve yerin
yaratılışına; Rabbimiz4! Yaratmış değilsin bunu boşuna; Subhân'sın7 sen;
öyle ki sakındır bizleri ateş azabından.
4/171 Ey
ehli kitap135! Sınırı aşmayın dininizde; ve demeyin Allah üzerine hak/gerçek
dışında; ancak ki Mesih Îsa; Meryem oğlu; resulüdür/elçisidir Allah'ın; ve
kelimesidir O’nun (Allah’ın); attı onu Meryem'e doğru; ve bir ruh O'ndan
(Allah’tan); öyle ki iman47 edin Allah'a ve resullerine/elçilerine O’nun;
ve demeyin "üç"; yasaklayın/engelleyin bir hayır/iyilik (olarak)
sizlere; ancak ki Allah bir tek ilâhtır74;Subhân'dır7 O; ki olmaz
O’na bir çocuk; O'nadır göklerde olan ve yerde olan; ve kafî geldi/yetti Allah
bir vekîl (olarak).
5/116
Allah: "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, Allah'tan başka beni ve annemi iki
ilah edinin diye sen mi söyledin?" buyurduğunda, "Sen yücesin." dedi.
"Gerçek olmayan bir şeyi söylemek haddim değil. Ben onu söyleseydim, Sen
onu bilirdin. Nefsimde olanı bilirsin, ben ise Sen'in zatında olanı bilmem.
Sen, gaipleri eksiksiz bilensin."
6/100 Ve
yaptılar Allah'a ortaklar cinni/gizliyi/bilinmeyeni; ve yarattı (Allah) onları;
ve yalan uydurdular O'na (Allah’a) oğullar ve kızlar; değildir bir ilim/bilgi;
Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) vasıflandırdıklarından /nitelediklerinden.
7/43 Ve Musa, belirlediğimiz yere gelip de
Rabb'i onunla konuşunca: "Bana görün de Sana bakayım!" dedi.
"Sen Beni göremezsin, fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de
Beni göreceksin." buyurdu. Rabb'i dağa tecelli edince onu darmadağın etti
ve Musa baygın düştü. Kendine gelince: "Sen münezzehsin. Tevbe ettim Sana.
Ben Mü'minlerin ilkiyim." dedi.
9/31 Edindiler kendi din adamlarını ve
kendi rahiplerini rabler4; astından Allah'ın; ve Meryem oğlu Mesih'i; ve emredilmiş
değillerdi, ancak kulluk etmeleri tek bir ilaha; yoktur ilah O’nun dışında; Subhân'dır7 O;
şirk koşarlar olduklarından/ortak koşarlar olduklarından (ayrıdır).
10/10
Duaları80 onları orada (cennette); “Subhân'sın7 sen; ey
Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri onların orada (cennette); “selâm”’dır; ve
çağrılarının/dualarının sonu ki “hamd3 alemlerin Rabbi4 Allah'a”’dır.
10/18
Onlar, Allah'ın yanı sıra bir de kendilerine, ne bir zarar, ne bir yarar
sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve "Bunlar, Allah'ın katında bizim şefaatçilerimizdir.
" diyorlar. De ki: "Allah'a, göklerde ve yerde kendisinin bilmediği
bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koştuklarından
Münezzeh'tir ve Çok Yüce'dir.
10/68
"Allah çocuk edindi." dediler. O, bundan münezzehtir. O'nun hiçbir
şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Sizin bu konuda hiçbir sultanınız yoktur. Allah
hakkında bilmediğiniz şeyi söylüyorsunuz!
12/108 De
ki: "Benim yolum, basiret üzere Allah'a davet etme yoludur. Ve bana uyanların
yolu da. Allah'ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim."
16/1 Allah'ın emri geldi. Artık onda acele
etmeyin. O, onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir ve yücedir.
16/57 Ve
yaparlar Allah'a kızları; subhândır7 O; ve onlaradır arzuladıkları.
17/1 O subhandır. Kulunu, Mescid-i
Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya bir gece yürüttü. Ona
ayetlerimizi göstermek için. Kuşkusuz
O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
17/43
Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu onların dediklerinden; büyük bir
ulviyet sahibidir.
17/93
"Veya altından bir evin olmalı, ya da göğe yükselmelisin. Çıksan dahi,
bize oradan okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine asla inanmayız.
De ki: "Benim Rabb'im noksanlıklardan arıdır. Ben, bir beşer ve resulden
başka bir şey miyim ki?"
17/108 Ve
derler ki: "Rabb'imiz her şeyden yücedir. Rabb'imizin uyarısı kesinlikle
gerçekleşecektir.
19/35
Olmuş değildir Allah'a ki edinir hiçbir çocuk; Subhân'dır7 O;
kadere/karara bağladığı zaman bir emri; öyle ki ancak der ona: “Ol!”; öyle ki
olur o.
21/26 Ve
onlar: "Rahman çocuk edindi." dediler. O, bundan münezzehtir. Onlar,
ikram olunmuş kullardır.
21/87 Ve
sahibi NuN*; gittiği zaman kızgın; öyle ki zannetti ki asla güç yetirmeyiz ona;
o durumda nida etti karanlıklar içinde ki: “Yoktur ilah senin dışında; Subhân'sın7 sen;
doğrusu ben oldum zalimlerden.”
*İki N harfi sahibi. Yunus peygamber
işaret edilmiştir.
23/91
Edinmiş değildir Allah hiçbir çocuk; ve olmuş değildir O'nunla birlikte hiçbir
ilâh74; o zaman; mutlak götürürdü/ilerletirdi her bir ilâh74 yarattığını;
ve mutlak yücelirdi/üstünleşirdi bir kısmı onların bir kısım üzerine; Subhân'dır7 Allah;
vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
24/16 Ve
onu duyduğunuz zaman: "Bunu konuşmamız bize yakışmaz. Seni tenzih ederiz!
Bu büyük bir iftiradır." demeniz gerekmez miydi?
25/18
Dediler ki: "Seni tenzih ederiz, Senden başka veliler edinmek bize
yakışmaz. Ancak Sen, onları ve atalarını bolca nimetlenirdin, nihayet onlar
öğüdüne uymayı boş verdiler. Ve helak olmayı hak eden bir halk oldular."
27/8 Oraya gittiği zaman ona seslenildi:
"Ateşin içinde ve etrafında olanlar kutlu kılındı. Ve Âlemlerin Rabbi olan
Allah, Subhan'dır. "
28/68 Ve
Rabb'in, dilediği şeyi yaratır ve onlar için hayırlı olanı seçer. Seçim onların
değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yüceler yücesidir.
30/40
Allah ki yarattı sizleri; sonra rızıklandırdı sizleri; sonra öldürür sizleri;
sonra diriltir sizleri; var mı şirk koştuklarınızdan71 kimse; yapar
bunlardan bir şeyden? Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) şirk
koştuklarından71.
34/41
Dediler (melekler): “Subhân’sın7 sen; sensin velimiz28”;
alçaklıklarından/aşağılıklarından onların; evet! Oldular kulluk46 eder
cinne210; çokları onların (insanların) onlara (cinlere) müminlerdir*.
*Alçak/aşağılık bazı insanlar Yüce
Allah'a ve Kur'an'a iman edip müminlerden
olacaklarına kendilerine fısıldayan cinlere iman ederler; onlara
mümin olurlar; onlara tabi olurlar. Yüce Allah'ı ve Kur'an'ı terk
ederler.
36/36
Subhân'dır7; ki (Allah) yarattı çiftler hepsinden onun; bitirdiğinden
yerin/yeryüzünün; ve nefislerinden onların; ve bilmediklerinden.
37/159
Subhân'dır7 Allah; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
37/180
Subhân'dır7 senin Rabbin4; Rabbidir4 izzetin/ululuğun;
vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
39/4 Eğer amaçlasaydı Allah bir çocuk
edinmeyi; mutlak saflaştırırdı yarattığından dilediğini; Subhân'dır7 O; O;
Allah'tır; Vâhid'tir86; Kahhâr'dır87.
39/67 Ve
takdir etmiş değildiler Allah'ı; hak/gerçek kadrini/değerini O’nun; ve yer;
topluca avucundadır O’nun; kıyam günü144; ve gökler; dürülenlerdir sağ elinde
O’nun; Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) şirk koştuklarından71.
43/13
Seviyelenmeniz/binmeniz için sırtlarına doğru onun; sonra hatırlarsınız
Rabbinizin4 nimetini; seviyelendiğiniz/bindiğiniz zaman onun üzerine; ve
dersiniz: “Subhân'dır7; ki (Allah) boyun eğdirdi bizlere bunu; ve olmuş
değildik ona (boyun eğdirmeyle) bağlantılılar/birliktelik sahipleri.
43/82
Subhân'dır7; Rabbidir4 göklerin ve yerin; Rabbidir4 arşın66;
vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
52/43
Onlara mı bir ilâh74? Allah'tan gayri/başka; Subhân'dır7 Allah; şirk
koştuklarından71 (ayrıdır).
59/23 O;
Allah'tır; ki yoktur ilâh74 O'nun dışında; Melik'tir96; Kuddûs'tür97;
Selâm'dır98; Mûmin’dir99; Muheymin'dir100; Azîz'dir37; Cebbâr'dır101;
Mutekebbir'dir102; Subhân'dır7Allah; şirk koştuklarından71 (ayrıdır).
Allah’ın izni ile Yüce Allah'ın Subhan ismi/sıfatı için
Allah'ın bize ayetlerle verdiği işaretleri içeren ayetleri ayrı olarak ele
almaya çalışalım.
Kur’an’ı her zamanki gibi Kur’an ile anlamaya gayret göstereceğiz,
Allah bize her türlü örneği Kuranda vermiştir. Kuran bize yeter. 17/89 - 18/54
- 30/58 - 39/27
17/89 Ant olsun Biz, bu Kur'an'da insanlara her
türlü örneği verdik. Buna rağmen insanların çoğu yine de Kafirlikte diretti.
18/54 Ant olsun ki Biz, bu Kur'an'da her türlü
örneği farklı farklı açıklamalarla verdik. Ne var ki insan bilir bilmez her
şeye karşı çıkmayı çok sevmektedir.
30/58 Ant olsun ki, insanlar için bu Kur'an'da her
türlü örneği vererek gerçekleri anlattık. Sen onlara bir ayet de getirsen,
Kafirler kesinlikle: "Siz, sadece, asılsız iddialarda bulunan kimselersiniz."
derler.
39/27 Ant olsun ki Kur'an'da insanlar için her
konudan örnekler verdik. Umulur ki böylece öğüt alırlar.
Subhan ne demek anlamaya çalışalım;
Açıklama yapma gereği hissettim. Her türlü örnek derken,
ilk anladığınız şekliyle her türlü örnek kastedildiği gibi (her durum, her
davranış v.s), aynı zamanda Allah'ın kelamını tam ve doğru anlayabilmek içinde
her türlü örnek verilmiştir. Bir ayette Allah'ın kelamını okurken Yüce Rabb’imiz
orada aynı zamanda onu kavrayabilmemiz için bizlere bir işaretler bırakmıştır.
O ayette veya o ayetle bağlantılı başka bir ayette konuyu veya kavramı
kavrayabileceğimiz bir işaret vererek bizi kimseye veya hiçbir şeye muhtaç
etmeden yaratılış özelliğimiz olan akılla bunu kavrayabileceğimiz şekilde Biricik
Kur’an’ımızda belirtmiş ayrıca da bizi kendisinin kelamını anlayabilecek
özelliklerde donatmıştır. Bunun bir çok örnekleri vardır, çalışmamızda da
mevcuttur. Zaten kavramların anlamlarını bu şekilde yakalarız. Mesela Subhan
kavramı üzerinden gidersek işaret verdiği ayetleri net bir şekilde
görebililiriz.
İşaret
1 : 56/71,72,73,74
(aşağıda) yarattıklarından örneklendirip azim sıfatını da örnek verip bunları
gör demk istemişrtir, zaten görüyoruz ama anlamamız, kavramamız için işaret
ederek (bakmak ile görmek arasında fark vardır) sıfatlarının tecellisine akılsızı
kullanarak tanık olmamızı yani tesbih etmemizi söyler.
*Bakmak
sadece o yöne doğru dönmek, görmek ise baktığımız şeyi idrak edip bilgi sahibi
olmak demektir. Demek li Şerefli Kur’an’ımıza bakmak doğru olmayacaktır. O’nu
görücez, anlıycaz, kavrıycaz.
İşaret
2 : 2/31
ve 2/32 ayetlerinde Yüce Rabb'imizin bize gaypdan verdiği bilgi meleklerin sen
sübhansın demesi müthiş bir işarettir. Ayetin açıklamasını okuyunuz.
İşaret
3 : Allah
bir şeyi kadere bağladığında/karara bağladığında ona ol demesi yeterli oluyor.
O da oluyor. Bu olma sürecinin Yüce Allahın sıfatlarıyla/isimleriyle
gerçekleştiğini görüyoruz. Evrendeki her şeyde Yüce Allah'ın bu sıfatlarını
görmekteyiz.
*Kader Allah bize yazdı, yazdığı neyse o olur. Azap
yazdıysa azap görücez neden uğraşalım gibi bir mantık değildir. Bu manada
kader/kadaercilik Kur’an’ın bütünlüğüne uymaz. Kendi konu başlığında kaderi
inceleyeceğiz Allah izin verirse.
İşaret
4 : 43/13
Yüce Allah'ın verdiği nimetlere karşı Subhan olması işaret ediliyor.
İşaret
5 : 59/23
Yüce Allah'ın Subhan olmasıyla güzel isimlerinin/sıfatlarının bağlantısını
işaret eder.
Not:
İşaretleri okurken bağlam ayetlerini de lütfen okuyunuz.
25/58 Ve tevekkül79 et diri olana; ki ölmez; ve
tesbih31 et hamd3 ile O’nu; ve kâfidir/yeterlidir (Allah) ona
(elçisine); kullarının günahların(-dan) haberdar (olmasıyla).
Her türlü mücadeleden sonra artık gerisini diri olana
ölmeyene (Allah'a) bırak diyor Yüce Rabbimiz. Aklını kullanarak yarattıklarına
şahit olarak en yüce övgü ile övmemiz gerektiği vurgular. Birçok ayette olduğu gibi Allah yeter
der. Burada Nebi için gelmiş. Ben kullarımın günahlarından haberdarım sen
kafana takma üzülme vahyi deklere et görevini yap manasında anlaşılıyor. Buradaki
tesbih etmekten boncuk ovalamak çıkmaz. Hiçbir tesbih et diyen ayetten bu anlam
çıkmaz zaten.
*
56/63 Ektiklerinizi görmüyor musunuz?
56/64 Onu siz mi yetiştiriyorsunuz, yoksa Biz mi?
56/65 Dileseydik kesinlikle onu çer-çöp yapardık da
siz şaşırıp kalırdınız.
56/66 "Gerçekten borçlandık;"
56/67 "Doğrusu, yoksun bırakıldık."
56/68 Peki, içtiğiniz suya hiç baktınız mı?
56/69 Onu bulutlardan indiren siz misiniz, yoksa indiren
Biz miyiz?
56/70 Eğer dileseydik onu tuzlu yapardık. Buna
şükretmeniz gerekmez mi?
56/71 Gördünüz mü ateşi? Ki tutuşturursunuz.
56/72 Sizler mi inşa ettiniz ağacını onun; yoksa biz
mi inşa edenleriz?
56/73 Biz; yaptık onu bir hatırlatma/öğüt; ve
meta54; güç/takviye sahibi olanlar için.
56/74 Öyle ki tesbih31 et
adıyla/ismiyle49 Rabbinin; azîm94.
Ekilen tüm her şeyi görmüyor musunuz, kendiniz mi
yetiştiriyorsunuz sanıyorsunuz, dilesek çer çöp olurlar (kuranda Allah'ın bunu
yaptığının kıssası var) harcanan emek ve para boşa gider de yoksun kaldığınızda
anlarsınız, suya baktınız mı alıp içiyorsunuz ama onu bulutlardan indiren biziz
ya yağmur tuzlu yağsaydı diyerek Yüce Rabbimiz gözümüzün önünde olan fakat fark
edemediğimiz detaylar için akletmemizi öğütler. Sıfatlarının tecelli edişine
şahit olmamızı ister.
Bu sıfatları Allah tecelli ettirir ve bu sıfatların tecelli
etmesi Subhandır, tecelli ettiren Yüce Allah’tır. Bu sıfatları isterse tecelli
ettirmeyebilir. O yüzden Allah sübhandır.
Sonra ayette örneklendirmeye devam eder Yüce Rabb'imiz.
Ateşe bak bakalım, odunları tutuşturup yakarsın. Siz mi onu
yetiştiriyorsunuz yoksa biz mi. Onu biz yaptık bir hatırlatma öğüt olarak
yararlanmanız/geçimlilik için. Bunlara bak aklını kullan anla ve tesbih et Azim
Rabb'inin adıyla. Burada tesbih ateşi incelemekle geliyor. Odun nasıl yanıyor,
onu kim yetiştiriyor,ağaç nasıl yetişiyor, ateş nedir v.s. Bilimsel olarak bak.
Aynı zamanda onda yararlanmalarda var. Sonra aklını kullan yaratılış
özelliğinle Rabb'ini bul, Rabb'inin sıfatlarıyla.
*
68/28 Dedi en hayırlısı/ortası onlardan: “Demez
miyim sizlere; niye tesbih31 etmezsiniz?”
68/28 açıklaması tesbih çalışmasında mevcut.
*
68/29 Dediler: “Subhân'dır7 Rabbimiz4; doğrusu
biz olduk zulmedenler.”
Subhan sıfatı Rabb ile direk ilişkilidir. Rabb'lerini
tesbih etmediklerinden bunlar zulmedenler olmuşlar. Yani şirk koşmuşlar. Tam
anlayabilmek için 68/28 ve öncesini okuyunuz. En büyük zulüm şirktir. Allah'ı akıllarını
kullanıp bulmadıklarından şirk koşmuşlar. Tarlada ürünü yetiştirende Allah'tır.
Kibirlenip, büyüklenerek Allah'ı tesbih etmediklerinden şirk koşmuşlardır. Şirk sadece tahtadan öcük, böcük heykeli yapıp ona tapmak değildir ve/veya Allah'tan
başka ilah (haşa) vardır demek değildir sadece şirk. Çok daha kapsamlıdır. Özü Allah’tan
başka ilahlar edinmenin yanı sıra Allah’ın ayetlerini yalanlamak, ayetlerde olan bir şeyi
gizlemek veya olmayan bir şeye inanmaktır. Şirk koşanlar direk cehennemliktir.
Aşağılanmışlardır, af dilemelerine izin verilmeyecek, yüzlerine
bakılmayacaktır. Ashabı meşemede olan müşrikler süresiz cehennemde azap göreceklerdir.
Cennet ve cehenneme süreklidir. Birine girdikten sonra orada
kalınır. Ben günahım kadar yanıp cennete girerim düşüncesi de şirktir, çünkü
ahirete inanmamış oluruz. Ahirete inanmamak sadece ahiretin varlığına inanmamak
değil, ahiret hakkında Yüce Allah’ın söylediklerine inanmamak veya başka
şeylere inanmaktır.
Şirk konusunu, cennet ve cehennem konusunu Yüce Rabb'im
izin verirse inceliycez.
*
2/31 Ve
öğretti* Âdem'e50 isimleri49; tamamını onun; sonra sundu onları
(isimleri) melekler48 üzerine; ve dedi: “Haber verin bana bunların
isimlerini49; eğer olduysanız doğrular.”
2/32 Dediler: “Subhân'sın7 sen; yoktur
bilgi bizlere; bize öğrettiğin dışında; doğrusu sen; sensin Alîm8;
Hakîm9."
2/33 Dedi (Allah): “Ey Âdem50! Haber ver* onlara isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarının)”; öyle ki ne zaman haber* verdi (Âdem) onlara (meleklere) isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarının) dedi (Allah): “Dedim değil mi sizlere; doğrusu ben bilirim gaybını62 göklerin162 ve yerin; ve bilirim açık ettiğinizi ve gizler olduğunuzu.”
*Yüce Allah'ın sıfatları ve nasıl tecelli ettikleri öğretildi. Bu öğretme süreci evrenimiz yaratılmadan önce Yüce Allah'ın arşında bir yerde gerçekleşti. fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.
*Bilge insan prototipi olan Adem meleklerin yapamadığını yapmıştır. Yüce Allah'ın sıfatlarının isimlerini öğrenmiş ve onların nasıl tecelli ettiklerini şerefli meleklere haber vermiştir. İşte insanı değerli kılan da tam olarak budur. Yüce Allah'ın sıfatlarını kendisine bahşedilen akılla öğrenebilmek.
Bu ayetlerde Yüce Rabb'imiz işaretlerini verir. Allah'ın bu
gaypdan bizlere haber verdiği olay nedir. Allah Adem’e kendi isim/sıfatlarını
tecellileri ile öğretmiş. Sonra meleklere sormuş. Bu isimleri biliyor musunuz
diye. Melekler sen bize ne öğrettiysen onu biliyoruz sen Subhansın yani bu
isimleri tecelli ettirensin bunu ancak sen ve öğrettiklerin bilir diyorlar.
Müthiş bir işarettir bu. Bu olay Adem’in yaşayacağı aleme gönderilmeden önce
Allah katında/indinde gerçekleşen bir olaydır. Peki Adem’i bu konuda
meleklerden ayıran neydi. Allah’ın yaratılış amacı olarak verdiği akıl. Adem
analitik düşünerek, akıl, fikir yürüterek Rabb'ini bulabiliyordu. Bu olayda
ezberleme gibi değil bu isimlerin tecellisini bulabiliyor. Tabii ki Allah’ın
izni ve öğretmesiyle Subhanallah demek isimleri tecelli ettiren demektir. Bunu
bulabilmemiz içinde Yüce Rabb'imiz bize akıl, fikir verdi, mantıklı ve analitik
düşünme yeteneği verdi tabii ki birde özgür irade verdi ve 2 yol gösterdi. Biri
hak yolu geri kalan hepsi cehennem yolu. Akledenlerden olabilecek miyiz
Allah'ın izni ve dilemesiyle. Allah’ın aydınlığı ile aydınlanmamış kimse için
başka aydınlık yoktur. Allah nurunu sadece Kur’an diyenlerden esirgememesi
umuduyla ve Allah'ın yazdığından başkası bize ulaşmaz bilinci ile yalnızca Kur’an
diyen herkese Allah'ın ahirette ve dünyada iyilik güzellik yazması temenni ve
umuduyla diye dua edip çalışmamıza Allah'ın izni ile devam etmeye çalışalım.
*
3/191
Kimseler; anarlar Allah'ı; dikelenler/ayaktalar (olarak); ve oturan (olarak);
ve yanlarına üzerine (olarak); ve fikir yürütürler göklerin162 ve yerin
yaratılışına; Rabbimiz4! Yaratmış değilsin bunu boşuna; Subhân'sın7 sen;
öyle ki sakındır bizleri ateş azabından.
Yaratılışla beraber Subhan gelir bu ayette. Göklerin ve
yerin yaratılışı işaret edilederk gelir Allah'ın Subhan olması. Bu yaratılış da
Rabb'imizin sıfatlarının tecelli edilmesidir. Bir bebeği ele alalım. Tek bir
hücre bölünerek her seferinde iki katına çıkarak çoğalır. Sonra kabuğundan
çıkar. Sonra belli belirsiz bir ısırılmış et gibi bir şekil alır. Sonra
kemikler oluşur, Kemiklere et giydirir Rabb'imiz. Sonra her hücre, kalp, dalak.
böbrek, el, ayak v.s. Hangi hücre neyi, nasıl, ne şekilde ve ne kadar
oluşturacağını bilir ve bebek süresi tamamlanınca dünyaya gelir.
9/31 Edindiler kendi din adamlarını ve
kendi rahiplerini rabler4; astından Allah'ın; ve Meryem oğlu Mesih'i; ve
emredilmiş değillerdi, ancak kulluk etmeleri tek bir ilaha; yoktur ilah O’nun
dışında; Subhân'dır7 O; şirk koşarlar olduklarından/ortak koşarlar
olduklarından (ayrıdır).
Yahudi müşrikler ve Hristiyan müşrikler kendi din
adamlarını efendiler ilan etmişler. Allah'ın astından ilahlar edinmişler. Yani
şirk koşmuşlar. Bu sadece onlara söylenen bir şey değildir. Günümüz Müslümanları,
yani kendine Müslüman diyenlerde hacıyı, hocayı, şeyhi, tarikat liderini
hadisleri, Kur’an dışı dinde hüküm koyan kitapları (buhari,tirmizi gibi
şeytanın velilerini) v.s. aynı bu şekildedir. Onlar istedikleri kadar
ağızlarıyla Müslümanız desinler. Onların yaptıkları şirktir yerleri cehennemdir
ve orda sürekli kalacaklardır. Allah bunu şerefli Kur’an’ımızda birçok defa açık
seçik ifade etmektedir. Dinimizde din adamı diye bir şey yoktur da ve ihtiyaçta
yoktur zaten. Din kişiseldir. Allah'ın ayetleri apaçıktır, en iyi söz Allah'ın
sözüdür, en iyi hükmü o verir ve Allah’tan başka hakem aranmaz.
Tek ilah Allah'tır başka ilah yoktur. Dolayısıyla Yüce
Rabb'imiz bizi kimseye muhtaç etmemiştir. Allah yeter, Kur’an yeter. Resule
itaat kurana itaatdir. Nasıl Hristiyan ve Yahudiler İsa’ya ve Üzeyir’e Allah’ın
oğlu dedilerse nasıl incili ve Tevrat’ı terk edip talmut ve mişna gibi kitaplarıyla
zanna, uydurmasyonlara, şeytan öğretilerine kendi din adamları dedikleri
papazlara (din tüccarlarına), hahamlara tabi
oldularsa günümüz Müslümanları da Allah dururken Allah'ın astından
ilahlar edinip Allah'ın kelamı dururken tamamı zan olan uyduruk hadis kitaplarını,
sünnet zırvalıklarını ve sözde din adamlarını ilahlar edinmişlerdir. Şöyle
düşünelim. Hristiyanlar kendilerini doğru yolda görür Yahudileri yanlış yolda
görür. Yahudilerde kendilerini doğru yolda görür Hristiyanları yanlış yolda.
Her ikisi de Müslümanları yanlış yolda görür. Müslümanlarda bu iki kesimi
yanlış yolda görür. Herkes dönüp bir kendine baksa ya. Sen Yahudi ve Hristiyanların
yanlış yolda olduğunu biliyorsun. Dön kendine bak bakalım sen doğru yolda mısın?
Onlar Kur’an’a inanmadıklarından (kendilerine gelen kitaplarıda yamulttular
sonradan) yanlış yoldalar. Sen inanıyorum diyorsan sözde mi özde mi inanıyorsun.
Hangi bildiğin bilgiyi acaba Kuran’da var mı bu bilgi Allah'ın kelamımı yoksa zanna
mı uyuyorum acaba diye düşünüp bilginin gerçek kaynağı Kur’an’a baktın mı. Din
diye inandığın şey gerçek İslam mı? Kendini doğru yolda görüyorsun ya, o zaman
akletme zamanın gelmedi mi? Madem inandın, teslim oldun Kur’an’da en çok geçen
öğütlerden biri olan aklını kullan bakalım. Neyin peşinden gidiyorsun?
*
16/57 Ve
yaparlar Allah'a kızları; subhândır7 O; ve onlaradır arzuladıkları
17/43
Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu onların dediklerinden; büyük bir
ulviyet sahibidir.
19/35
Olmuş değildir Allah'a ki edinir hiçbir çocuk; Subhân'dır7 O;
kadere/karara bağladığı zaman bir emri; öyle ki ancak der ona: “Ol!”; öyle ki
olur o.
21/22
Eğer olsaydı ikisinde ilahlar Allah'ın dışında mutlak fesada/kargaşaya uğrardı
o ikisi; öyle ki Subhân'dır7 Allah; arşın66 Rabbidir4;
vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
23/91
Edinmiş değildir Allah hiçbir çocuk; ve olmuş değildir O'nunla birlikte hiçbir
ilâh74; o zaman; mutlak götürürdü/ilerletirdi her bir ilâh74 yarattığını;
ve mutlak yücelirdi/üstünleşirdi bir kısmı onların bir kısım üzerine;
Subhân'dır7 Allah; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
39/4 Eğer amaçlasaydı Allah bir çocuk
edinmeyi; mutlak saflaştırırdı yarattığından dilediğini; Subhân'dır7 O; O;
Allah'tır; Vâhid'tir86; Kahhâr'dır87.
4/171 Ey
ehli kitap135! Sınırı aşmayın dininizde; ve demeyin Allah üzerine hak/gerçek
dışında; ancak ki Mesih Îsa; Meryem oğlu; resulüdür/elçisidir Allah'ın; ve
kelimesidir O’nun (Allah’ın); attı onu Meryem'e doğru; ve bir ruh O'ndan
(Allah’tan); öyle ki iman47 edin Allah'a ve resullerine/elçilerine O’nun;
ve demeyin "üç"; yasaklayın/engelleyin bir hayır/iyilik (olarak)
sizlere; ancak ki Allah bir tek ilâhtır74; Subhân'dır7 O; ki olmaz
O’na bir çocuk; O'nadır göklerde olan ve yerde olan; ve kafî geldi/yetti Allah
bir vekîl (olarak)
Eğer Allah dışında bir ilah daha olsaydı mutlaka biri
birine üstün gelirdi ve biri fesada uğrardı diyor. Bir ilah diğerine üstün
geliyorsa o ilah olmaz zaten. Mantık olarak tek olmalıdır. Ayrıca hepsi kendi
yarattığını kayırırdır. Allah onların uydurduklarından ayrıdır. Çocuk
edinmemiştir. Tüm ayetlerde geçtiği gibi Allah isimlerini/ sıfatlarını tecelli
ettirendir. Allah tektir, Allah dilediği zorla yaptırır. O yaptıklarının
sonuçlarından çekinmez, yaptıkları için sorgulanamaz.
Kitap ehline de dinde sınırı aşmayın, Allah adına gerçek
dışında (kutsal kitapta olan dışında) bir şey söylemeyin. Tabii ki bu şu dönem
insanları içinde geçerlidir. Allah yeter.
*
21/87 Ve
sahibi NuN*; gittiği zaman kızgın; öyle ki zannetti ki asla güç yetirmeyiz ona;
o durumda nida etti karanlıklar içinde ki: “Yoktur ilah senin dışında;
Subhân'sın7 sen; doğrusu ben oldum zalimlerden.”
30/17
Öyle ki Subhân'dır7 Allah; akşama girdiğiniz zaman; ve sabaha girdiğiniz
zaman.
*İki N harfi sahibi. Yunus peygamber işaret edilmiştir.
Bu iki ayette işaret edildiği üzere Rabb'imize Subhan
sıfatı ile dua edelim, gece gündüz yani sürekli. Allah her zaman (zamandan
bağımsız olarak) Subhandır. Allah her an
yaratılış (iş, oluş) işindedir. Sadece yaratılış olarak ingirmeyelim, tüm evren
Allah'ın sıfatları sayesinde ve bunların tecelli etmesiyle yani Yüce Rabbimizin
bunları tecelli ettirmesiyle düzen içinde ayakta durmaktadır.
*
30/40
Allah ki yarattı sizleri; sonra rızıklandırdı sizleri; sonra öldürür sizleri;
sonra diriltir sizleri; var mı şirk koştuklarınızdan71 kimse; yapar
bunlardan bir şeyden? Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) şirk
koştuklarından71.
36/36
Subhân'dır7; ki (Allah) yarattı çiftler hepsinden onun; bitirdiğinden
yerin/yeryüzünün; ve nefislerinden onların; ve bilmediklerinden.
36/83
Öyle ki Subhân'dır7; ki (Allah’ın) elindedir melekûtu/uçsuz bucaksız mülkü her
bir şeyin; ve O'na döndürülürsünüz.
Evrenin ve insanın yaratılış döngüsünü işaret eden
Rabb'imiz bizi yarattığını, rızıklandırdığını, sonra öldürüp tekrar
dirilttiğini öğretir. Sonra sorar şirk koştuklarınızdan bunlardan herhangi
birini yapabilen var mı diye. Yani Subhandır. Bildiğiniz bilmediğiniz şeylerden
çiftler yaratanda Allah'tır (3/191 ayetinin altında ki linkten bakabilirsiniz).
Uçsuz bucaksız tüm mülk O'nundur ve ona döndürüleceğiz. Tüm bu sıfatlar
Allah'ındır ve tecelli ettirmesi de ona aittir
*
39/67 Ve
takdir etmiş değildiler Allah'ı; hak/gerçek kadrini/değerini O’nun; ve yer;
topluca avucundadır O’nun; kıyam günü144; ve gökler; dürülenlerdir sağ elinde
O’nun; Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) şirk koştuklarından71.
Gerçekten düşünüldüğünde Allah'ı gerçek şekilde takdir
edebilmiş değiliz. Çünkü Subhan ve tesbihi yanlış anladığımızdan (yanlış
anlamamızı sağladıklarından) 33 lük boncuk ovalayıp (şu anki tespih çekmek) Subhanallah
deyip (anlamını bilmeden anlamadan) Allah'ın sıfatlarının tecelli edişine
akılla şahit olmadık, anlamaya çalışmadık, idrak etmek için en ufak bir çabamız
olmadı. Hayatta olduğumuz sürece hala şansımız var ve şansımız varken bunu
kullanalım. Aramızdaki Şerefli elçimiz Kur’anı’mıza yönelelim. Arındırılmış
olarak kurana dokunalım (abdest alarak manasında asla değildir, arınma
konusunda inceleyeceğiz)
Bizi cehenneme götürecek, şirk koşmamıza neden olacak
Allah'ın astından dinde hüküm koyan her ne var ise (hadis,sünnet,
hacı,hoca,evliyacık, ermişcik, tarkat, şeyh v.s.) sıyrılıp arınalım Allah'ın
izni ile.
Yalnızca Kur’an diyelim. O zaman Kur’an’a dokunabiliriz nasıl
gecesi kadirde biricik kuranımız inmeye başladıysa (sadece gecesi kadir/kadir
gecesi o gündür her yıl olan bir şey asla değildir) bizde kuranı kendimize
indirelim.
Yalnızca kuran diyen her portal, yalnızca kuran diyen,
Allah'a çağıran (kendisine değil) herkes bu çarkın içindedir. Sözü dinleyelim
en güzeline uyalım. Kur’an harici ağzından tek bir kelime çıkanla (dinde hüküm
koymaya çalşan) işimiz olmasın.
Kimseye veya hiçbir şeye dinde hüküm koydurmayalım Kur’an
harici. Terk edelim hadis, sünnet gibi uydurmasyonları, şeytan öğretilerini.
Gelin arınalım. Muhteşem ayetin güzelliğine bakın. Allah'ı hakkıyla takdir edebilmek, kadrini
gerçekten anlayabilmek için gayret gösterelim. Yüceliğine bakın Allah'ın. Yer
topluca avucundadır (iradesinde) Allah’ın, kıyam günü. Gökler dürülenlerdir sağ
elinde (gücü ile) onun. Bizi ve alemleri
yaratan Yüce Yaratıcıyı bize yaratılış amacı olarak verdiği akıl ile
sıfatlarını tecelli ettirmesini idrak etmeye çalışarak gereği gibi takdir
etmeye, hamd etmeye çalışmamız lazım.
*
43/13
Seviyelenmeniz/binmeniz için sırtlarına doğru onun; sonra hatırlarsınız
Rabbinizin4 nimetini; seviyelendiğiniz/bindiğiniz zaman onun üzerine; ve
dersiniz: “Subhân'dır7; ki (Allah) boyun eğdirdi bizlere bunu; ve olmuş
değildik ona (boyun eğdirmeyle) bağlantılılar/birliktelik sahipleri.
Hayvanlara Allah boyun eğdirmeseydi siz onlara binebilir
miydiniz diyor Rabb'imiz. Eğer bunu yapabiliyorsak Allah'ın Subhan sıfatı
iledir. Bunlara bindiğimizde Subhallah dememiz lazım. Günümüzde araba olur,
uçak olur, gemi olur. Hayvanları evcilleştirip onlara binmemizi sağlayan Allah
peki uçak, gemi v.s. orda Allah'ın nasıl Subhan sıfatı tecelli ediyor diye
sorarsanız, bunlarda Allah'ın sünnetüllahı sayesindedir. Denizin kaldırma
kuvveti, uçağın havada durabilmesi için gerekli fizik kuralları, arabanın
gitmesi için gerekli olan şeyler gibi.
*
43/82 Subhân'dır7;
Rabbidir4 göklerin ve yerin; Rabbidir4 arşın66; vasıflandırdıklarından
/nitelediklerinden (ayrıdır).
Rabb sıfatı ile Subhan olmanın bağlantısının işaretidir bu
ayette. Göklerin Rabb, komuta edeni (iş ve oluşları) Subhan sıfatı ile beraber
tecelli ettirmesiyle.
*
10/10
Duaları80 onları orada (cennette); “Subhân'sın7 sen; ey
Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri onların orada (cennette); “selâm”’dır; ve
çağrılarının/dualarının sonu ki “hamd3 alemlerin Rabbi4 Allah'a”’dır.
Burada cennete giren insanlardan bahseder Rabb'imiz. Bunlar
süresiz ve hesapsız rızıklanan, Allah tarafından kurtuluşa ermiş olanlardır.
Ama görüldüğü gibi dua etmeleri, Allah'ı hamd etmeleri devam etmektedir. Peki
orda neden Subhansın diyorlar. Çünkü tüm bu sıfatlarının tecelli edişine tam tanık
olan insanlardır bunlar, cennetlerde.
*
59/23 O;
Allah'tır; ki yoktur ilâh74 O'nun dışında; Melik'tir96; Kuddûs'tür97;
Selâm'dır98; Mûmin’dir99; Muheymin'dir100; Azîz'dir37; Cebbâr'dır101;
Mutekebbir'dir102; Subhân'dır7Allah; şirk koştuklarından71 (ayrıdır).
Yüce Allah'ın Subhan olmasıyla güzel
isimlerinin/sıfatlarının bağlantısını gösteren bir ayettir. İsimlerini tecelli
ettirendir.
7/172 Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye. Rabb'in, ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı. Ve onları kendilerine tanık yaptı. "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" dedi. "Evet, Rabb'imizsin, Tanıklık ediyoruz. " dediler.
Tesbih ve Subhan çalışmalarımızda hep insan Allah'ı bulmalı diye bahsetmiştik ya. Akıl ile Allah'ın sıfatlarının tecellisi ile bulabileceğimize değinmiştik. İşte bu ayette Yüce Yüce Rabb'imizin bir işaretidir. Bu ayette açıkça görüyoruz ki Yüce Yaratıcımız bizi yarattığında, yaratırken benliğimize kendisini (yani yaratıcısını) idrak etme güdüsünü, idrak etme yeteneğini, idrak etme yetisini yerleştirmiştir, vermiştir, bahşetmiştir. Nasıl bal arısına neyi, nasıl yapacağını, nerelere gideceğini kodladıysa, nasıl insan tek hücreyken hangi hücre hangi organı oluşturacak, o organı nasıl, ne kadar, ne şekilde, hangi görevde olacağını kodladıysa ( Konu anlaşılması bakımından örnek verdim) insana da yaratırken, yaratılışının özünde Allah'ı bulabilme, tanıyabilme ve idrak etme yeteneğini kodlamıştır.
3En yüce övgü/methetme.
4Efendi, komuta eden.
7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.
8Bilen.
9Bilge/bilgelikle hükmeden.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu
evliyadır.
31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce
Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.
37Güç yetiren.
43Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç
için ayaklanması/hareketlenmesi.
46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı
bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce
Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
49Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak
'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar
O'nadır.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında
bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları
vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki
'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi
oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.
49Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak
'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel
isimler/sıfatlar O'nadır.
50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber.
Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen
olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen
olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın
sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık
olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde
yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden
fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce
Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya
devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın
gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu
an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan
olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği
olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum
seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek
yapabildikler fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti.
54Sermaye. Yararlanma.
62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.
66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli
etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform.
Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz
evrenimiz de bukürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni,
cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır.
71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü
(Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek.
Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında
dinde kitaplar edinmek.
74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne
doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve
sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma
uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü
kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir
şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli
ettirendir.
79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.
80Çağırma.
86Tek
87Zorla boyun eğdiren.
94Büyük/azametli.
96Hükümdar/hünkâr.
97Mukaddes/kutsal.
98Esenlik-güven bahşeden.
99İtimat-eminlik bahşeden.
100Koruyucu/kollayıcı.
101Zorla düzeltendir.
102Büyüklenen.
135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an
öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar.
144Ayağa kalkma günü/evresi/dönemi. Yaratılış özelliğinin
dikildiği/ayağa kalktığı; bir amaç için ayaklandığı/hareketlendiği
gün/evre/dönem. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreninin amacına uygun ayağa
kalkarak canlandığı, var olduğu gün/dönem/evre. Yeni yaratılan avatar
bedenlere bilinçlerin transfer edilmesiyle avatarın bilinçlenerek uyandığı
ve ayağa kalktığı gün/dönem/evre.
162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip
baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler
de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Evren tekil
olarak bir göktür. Bu gök içindeki
her bir yer de göktür. Örnek; galaksinin içindeki bir bulutsu da bir
göktür. Bu nedenle gökler çok sayıda gök içeren evrenimizi işaret eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder