BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın adıyla Rahman Rahim.
Tesbih elimize boncuk alıp bilmem ne kadar bir şeyi
tekrarlamak asla değildir. Bu da diğer birçok kavram gibi içi boşaltılmış
kavramlardandır. Tesbih yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede
yüzüp ilerlemektir. Yani en basit anlamı ile yaratılış amacımıza göre hareket
etmektir. Tüm varlıklar için bu geçerlidir. Çünkü yerde, göklerde canlı cansız
ne varsa ve meleklerde dahil Allah'ı tesbih ederler. Tabii ki eline boncuk alıp
bazı kelimeleri yüzlerce binlerce defa tekrar ederek değil. Hepsi yaratılış
amacına uygun olarak hareket ederler. İnsanın tesbihi demek Yüce Allah’ın tüm
sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit
olarak Rabbini aramak manasındadır. Bu anlam ise tüm varlıklar için geçerli
değildir. Özellikle insan için geçerlidir. Yaratılış özelliğimiz olan akıl ile
Allah'ın yarattıklarından Allah' bulmaktır, onu hamd ile anmaktır. Mesela
dağlar madenlerini sunar, ağaçlar gölgesini meyvesini verir, göçmen kuşlar
zamanı gelince göç ederler v.s. Bu arada göçmen kuşların göç etmesi tesbihini
ve salatını bilmelerindendir. Ayrıca ağacın meyve vermesinde şükürdür. Hepsini
inceledik/inceleyeceğiz. Konumuza dönecek olursak, konumuz insan ve yaratılış
amacına uygun davranması. Nedir insanın yaratılış amacı?
Tabii ki akıldır. İnsanın her konuda aklını kullanarak hareket etmesidir. İşte insanın tesbihi budur. Boncuk ovalamak değil. Kalp de bu işin (akletmenin, kavramanın, düşüncenin) içindedir, onu da inceleyeceğiz. Aklını kullanmayanlar, apaçık ayetler olduğu halde ayetlerin ışığında akılla doğruyu bulamayanlar için ve bizlerinde öğrenmesi veya hatırlaması için dilerseniz çalışmaya başlamadan önce Yüce Rabbimizin birkaç ayetinden örnekler verelim.
7/179
Gerçek şu ki, cinden ve insten çoğalttıklarımızın çoğu Cehennemliktir. Ki
onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler,
kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta
daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.
8/22 Allah katında, yeryüzündeki canlıların
en değersizi, aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.
25/44
Yoksa onların çoğunun gerçeğe kulak verdiğini veya akıllarını kullandıklarını
mı sanıyorsun? Onlar tıpkı hayvanlar gibidir. Hatta doğru yolu seçmede
hayvanlardan daha yetersizdirler.
47/12
Allah, iman edip salihatı yapanları, altından ırmaklar akan Cennetlere
yerleştirir. Kafirler ise her şeyden yararlanıp, hayvanların yediği gibi
yerler. Onların varacakları yer ateştir.
6/32 Dünya hayatı, bir oyun ve
oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, takva ehli olanlar için
daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
2/242
İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.
Aklını kullanmak gerektiği ile ilgili onlarca belki
yüzlerce ayet vardır. Görüldüğü gibi yaratılış özelliğine göre hareket etmeyen
yani aklını kullanmayanlara Yüce Rabb'imiz hayvanlar gibidir hatta daha bilinçsizlerdir,
yeryüzündeki canlıların en değersizidirler demektedir. Ahireti veya dünyayı
seçerken aklınızı kullanın demektedir. Allah'ın sözü en doğru olandır. Demek ki
aklını kullanmayan biri yani araştırmayan, sorgulamayan, doğruya ulaşabilmek
için akletmeyen v.s biri Allah katında yukarıdaki gibidir.
9/40 ……..…..Allah'ın sözü ise en yüce
olandır. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
4/87 ………....Allah'tan daha doğru sözlü kim
olabilir?
Şu şekilde anlamak da doğru olacaktır. Allah yolunda olmak
için hacının, hocanın, şeyciğin, alimciğin,
tarikatın peşinden gidip sorgulamadan denilen şeyi doğru kabul edip bunu din
edinirsek, acaba Allah ne dedi diye düşünüp akledip araştırmazsak ashabı meşemede
yerimizi ayarlayalım. Allah'ın istemediği ata dininden uzaklaşıp Kur’an'a
musallin olalım. Din kişiseldir. Onlar kendilerine çağırırlar. Sonra Allah'a
değil onlara kul olursunuz. Allah’ın yanında onları da ilah edinmiş olursunuz. Allah'a yaklaştıracak sandığınız kişi, kurum
veya kitap (Kuran harici,dinde hüküm koyan) sizi cehenneme yaklaştırır. Şeytan
sizin veliniz olur.
Eğer Kuran okuyup öğrenip araştırıp, çalışırsak aynen bu
aşağıdaki ayetteki gibi olacaktır.
72/4 "Meğer bizim "beyinsiz,
" Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş"
Cinlerden (bilinmeyen, tanınmayan, uzaktan gelen) bir
topluluk Kuranı dinledikten sonra söyledikleri cümleyi Yüce Rabbimiz bize
gaypdan haber verir. Akledenler için bunda bir çok kanıt olduğuna inanıyorum.
Meallerde dikkatsiz davrananlar veya bilerek her gördükleri
salata, salliye, sallaya ve tesbihe namaz anlamı vererek çevirmişlerdir. Tesbih
salat/namaz değildir. Salla, salla salat değildir. Salattan sonra yapılması
gereken bir şey değildir. Salatı ikame etmekde aslında namaz kılmak değildir.
LÜTFEN SALAT ÇALIŞMASINI KONU BALIĞINI İNCELEYİNİZ. 14 BAŞLIK HALİNDE OLACAKTIR.
Eline boncuk alıp 33 defa veya bilmem kaç defa Sübhanallah,
elhamdülillah veya herhangi bir kelime veya cümleyi papağan gibi tekrar etmek
demek değildir. Tesbihin zamanı yoktur. Aklın aktif olduğu, uyanık olduğumuz her an tesbih zamanıdır. Şundan
sonra yapılması gerekir diye bir bildirimi de yok Rabb'imizin. Bilincin açık
olduğu, aktif olduğu her zaman yapılabilir/yapılmalıdır.
Tesbihi elimizden geldiğinde izah etmeye çalıştıktan sonra,
ayetler ışığında tesbih kavramını Yüce Allah'ın izni ile incelemeye çalışalım.
2/30 Ve dediği zaman
Rabbin4 meleklere48: “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir
halîfe189*.”; dediler (melekler): “Kimse mi yaparsın orada (yerde)? (ki) fesat
çıkarır/bozgunculuk yapar orada (yerde); ve döker kan; ve bizler
tesbih57 ederiz seni hamd3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi
(Allah): “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”
*Homo
Sapiens yani bilge insan diğer insan türlerinin yerine halîfe olmuştur. 2:21
ayetinde işaret edilen insan türlerinin soyu kesilmiş ve onların yerine bilge
insan yerin hâkimi yapılmıştır. Homo Sapiens öncesi Dünya gezegeninde yaşayan bu insan türleri
takva sahibi değildi. Yaratılış gereği fücurlarıyla hareket ediyorlardı.
Bilge insan değillerdi. Hayvansı iç güdülerle hareket ederek yerde kan
döküyorlar, birbirlerini öldürüyorlar ve bozgunculuk yapıyorlardı.
Melekler bunu gördüleri için Yüce Allah'a soru
sormaktadırlar.
Melekler Allah'ı tesbih ediyorlar. Ve hamd ile tespih
ederlermiş. Yani en yüce övgü ile tesbih ederlermiş. Sizce ellerine (elleri
varsa) boncuk alıp bir kelimeyi yüzlerce veya binlerce veya her neyse bu
şekilde mi tespih ediyorlar. Yoksa yaratılış amaçlarına uygun davranarak mı? Meleklere Rabb’imiz zaten özgür irade
vermediği için (insana vermiştir) yaratılış amacının dışında hareket etmesi
(insanın aksine) mümkün değildir. Yaratılış amacının özelliklerinin dışına
çıkmamaları beklenir zaten. Misal ölüm meleği işi vekil kılınan insanın canını
almaktır. Allah bunun için yaratmıştır. Ölüm meleğinin tesbihi vakti gelen canı
almaktır.
3/41 Ey Rabb'im! Bana, bir ayet yap, dedi.
O da: "Bunun ayeti, işaret dili dışında insanlarla üç gün konuşmayacak
olmandır. Rabb'ini çokça an, O'nu sabah akşam tesbih et." dedi.
Bu kıssada Zekeriyya iyice yaşlanmışken ve hanımı da
çocuktan kesilmişken Allah onu Yahya (doğacak çocuğu) ile müjdeler. O da
Allah'tan bir ayet(gösterge) ister. Allah’ta ona üç gün kimseyle konuşma ve sabah
akşam beni tespih et der. Aslında Zekeriya kendi isteğiyle konuşmamazlık
yapmamıştır. Yüce Rabbimiz onun konuşmamasını sağlamıştır. Yaşlılarda olan bir
rahatsızlıktır. Araştırabilirsiniz.
ZEKERİYA PEYGAMBER ÜÇ GÜN BOYUNCA NEDEN KONUŞAMADI
Allah'ı anarak sürekli tesbih etmesi istenmiştir. Yani
Allah'ın yarattıklarını düşünerek, neyi neden yarattı, ne derece kudretli bir
yaratıcı, takvalı olmak için neler yapmalıyım v.s. gibi konularda sürekli derin
düşüncelerde bulunduğu kanaatindeyim. Bu şekilde düşününce de tespihinde önce
zihinsel olarak algılanıp kabul edilmesi görüşüne varıyorum. Tabii ki Allah'ın
isimlerini zikrederek de tespih etmiş oluruz diye düşünüyorum. Tabii ki bu
isimlerin anlamlarını bilmemiz gerekir. Bir Sübhanallah dediğimizde Sübhanallah
ne demek bilmeden söylemek bir papağanın(öğretilirse eğer) Sübhanallah
demesinden farkı olmayacağı düşüncesindeyim. Hatta bu isimlerin anlamlarını
bildiğimizde Allah'a dua ederken Yüce Rabbim şu sıfatınla bana bunu nasip et
şeklinde dua etmek daha doğru olacaktır.
7/206
Doğrusu kimseler Rabbinin4 indinde/katında; büyüklenmezler kulluk etmekten
O’na (Allah’a); ve tesbih31 ederler O'nu (Allah’ı); ve O’na (Allah’a)
secde12 ederler.
Allah'ın katında olanlar Allah'a kulluk etmekten
büyüklenmezler (bu hadsizliği insan yapar). Ve ona tesbih ederler. Melekler ve
başka Allah'ın katında neler varsa. Ne için yaratıldılarsa ona göre hareket
ederler. Büyüklenenler, kibirlenenler,
yaratılış amacına uygun hareket etmeyenler, Allah'a düşman olanlar, şirk
koşanlar, Allah'tan başkasına kul olanlar, zalimlik yapanlar, nankörlük
yapanlar v.s. İnsanlardır.
*
13/13
Gök gürültüsü övgüsüyle, melekler de ürpertisiyle O'nu tesbih ederler. O,
yıldırımlar gönderir ve onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Ve O, karşı
konulamaz pek çetin bir güç sahibidir.
Yukarda izah ettiğimiz gibi Allah' tesbih etmek boncuk
ovalamak değildir. Burda Rabb'imiz örneklendirir. Her yaratılan yaratılış
amacına uygun davranması ile tespih eder. Gök gürültüsü övgüsüyle Her yaratılan
tesbihlerini farklı şekillerde yapar. Gök gürültüsü övgüsüyle ve meleklerde
ürpertisi ile Allah'ı tesbih ederlermiş.
*
15/98
Öyle ki tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; ve ol
secde12 edenlerden.
Anlaşılan o ki Secde etmeden yani diz çöküp boyun eğmeden
(zihinle) önce Allah'ı en yüce yüceltme ile tespih etmemiz lazım. Yani önce
Rabb'imizi tanımamız lazım. Sıfatlarının tecellisine kanıtla, delille şahit
olmamız lazım. Zaten yaratılış amacımızda aklımızı kullanmak değil mi? Secde
edenlerden olmak için Allah'ı hamd ile tespih etmek gerekiyor. Zaten secdenin de
öncelikler zihinsel yapılması gerektiğini secde konusunda incelemiştik.
*
17/44
Tesbih57 eder O'nu (Allah’ı) yedi gökler ve yer; ve onlardaki kimse*; ve
yoktur bir şeyden, ancak tesbih57 eder hamd4 ile O’nu (Allah’ı);
fakat anlamazsınız tesbihlerini57 onların; doğrusu O (Allah) oldu Halîm58;
Gafûr20.
*Evrenimizde bizlerden başka akıl sahibi kimselerin olduğuna
büyük bir işarettir.
19/11
Öyle ki çıktı karşısına kavminin/toplumunun; mihraptan*/özel alandan; öyle ki
vahyetti/işaretle ilham etti onlara; ki tesbih31 edin sabah/ilk aydınlanma
(-yla)/seher (-le) ve akşam/Güneş’in batması (-yla).
* ibadet edilen bir yer
Zekeriya kendisine gelen işareti kavmine de anlattı ve bunu
anladığım kadarıyla onlarında yapmasını işaretlerle anlatarak tavsiyede
bulundu. Bu ayetten ve diğer ayetlerden anladığımız kadarıyla güneşin hareketiyle
insanların tesbihi arasında ilişki vardır.
*
20/33 "Ki Seni çok tesbih edelim."
20/34 "Seni çokça öğütleyelim."
Musa firavuna Allah'a teslim olması için Allah tarafından görevlendirildiğinde daha önce onlardan birini öldürdüğü için ve işinin kolaylaşması, rahat konuşması, daha güçlü olmak istemesi, anlatacaklarını daha iyi izah edebilmesi adına kardeşi Harun’u yanına yardımcı olarak Allah'tan talep eder. Harun’u görevime ortak et ki seni çokça tesbih edelim der yani Allah'ın sıfatlarının tecelli edişini onlara daha iyi anlatalım der. Musa ve Harun’un Allah’ı çok tesbih etmesi görevi ile alakalıdır. Bozguncu, azgın ve yalancı nankör olan firauna Allah’ın yoluna girmesi için tavsiyelerde bulunacaklar. Allah’ı anlatacaklar, Allah’ın sıfatlarının tecelli edişini izah edecekler ki belki döner diye. Yoksa bildiğimiz anlamda olsa firavunun yanına gidip, eline tesbih alıp şu veya bu kelimeyi şu veya bu kadar söylemeyecekler. Zaten bu mantıksız olmaz mı?
Arkasından gelen ayet de zaten öğütleyelim demesiyle tesbih kavramını desteklemektedir. Allah’ı anlatıp eğer Allah’a inanırlarsa da Allah yolunda nasıl olacaklarını öğütleyeceklerdir.
*
20/130
Öyle ki sabret51 üzerine ne derler onlar; ve tesbih31 et
hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun; ve
gece171 vakitlerinden; öyle ki tesbih31 et; ve taraflarında/etrafında
gündüzün170; belki sen razı olursun.
Ayet özelinde üç konuyu ele almak gerekiyor.
- * Birinci konu şu vakitlerde Allah'ı tesbih et
diyen ayetlerde, bu ayetteki gibi (başka ayetlerde de var) bu vakit (tesbih
vakti) zihnimizin açık olduğu her vakittir. Yani uyumadığımız bilincimizin yerinde
olduğu her zamandır.
- * İkinci konu Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu
kazanmaktır görevimiz. Ama ayrıca bizde Allah'tan razı ve hoşnut olmalıyız.
Buna inanıyorsak bunu dile getirmeliyiz. Allah'ın rızası ve hoşnutluğu bizim
için her şeyden önemli olsa da bizde Rabb'imizden razı ve hoşnut olmalıyız. (bu
şekilde düşünüyorsak).
Bu ayet de bir çok ayet gibi insanlara öğüttür. Ayrıca
sabretmenin önemini de vurgular Yüce Rabb'imiz. Sabır konusunda detaylı
inceliycez.
- * Üçüncü konuda sabırdır. Kısaca sabır her
karşımıza çıkana veya başımıza gelene susmak, sessiz ve eylemsiz kalmak demek değildir.
Her koşulda dengeyi korumaktır. Sabır yeri geldiğinde hakkını aramak, yeri
geldiğinde çok üzücü bir durumda dengeli olmak, yeri geldiğinde aşırı
sevindirici bir olayda dengeyi korumak, yeri geldiğinde bir haksızlık veya zulüme
denk geldiğinde mağdurun yanında olmaktır.
Aynı zamanda da başımıza gelen müsibetlerin kendi
yaptığımızın sonucu olduğunu bilerek, Allah'ında bunlardan birçoğuna engel
olduğu bilincini taşımamızdır 42/30. Başımıza kötü bir şey geldiğinde belki de
bu yoldan çıkmamamız için bir işaret bir hayırdır veya tam tersi. Çünkü
hoşlanmadığımız bir şeyde hayır, hoşlandığımız bir şeyde de şer olabilir Allah
bilir biz bilemeyiz.2/216
42/30
Size isabet eden musibet kendi ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. O,
çoğuna da engel oluyor.
2/216
Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir
şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer
vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
57/23 Kaybettiklerinize üzülmemeniz, Allah'ın verdiği şeylerle
şımarmamanız içindir. Allah, kendisini beğenip böbürlenen hiç kimseyi sevmez.
Güneşin hareketleriyle tesbihi ilişkilendirmişti Rabbimiz.
Genelde sabah aydınlanması ve güneşin batmasına işaret eden Rabbimiz bu
ayetinde ise farklı olarak güneşin batışı öncesi ve güneşin doğuşu öncesini
işaret etmiştir. Diğer ayetlerle beraber
bakıldığında tesbih zamanları sabah aydınlanması, gün batımı öncesi, gün batımı
sonrası, gündüzün taraflarında (iki
tarafı olarak gelmedi) , güneşin batış öncesi, güneşin doğuş öncesi yani
çalışmanın başında belirttiğimiz gibi her zaman. Aklın açık olduğu, bilinçli
olduğumuz her an Allah'ın yaratılış özelliğine göre hareket edeceğiz ve Yüce
Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir
aracılığıyla tanık/şahit olacağız ve Rabbimizi arıyacağız.
*
21/19 Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur.
O'nun yanında bulunanlar O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve usanmazlar;
21/20
Tesbih57 ederler gece171 ve gündüz170; gevşemezler/dinmezler.
Allah'ın yanında/katında/indinde bulunanların tesbihi.
Gevşemeden, dinmeden, durmadan tesbih ederler. Burada da bir açıklama
getirelim. Allah'ın katında gece ve gündüz mü olur diyebilirsiniz. Allah bize
bizim anlayacağımız şekilde bildiğimiz şeylerle/kavramlarla örnek verir. Kur’an’da
bu şekilde gece ve gündüz demek süreklilik ifade eder. Yani her zaman yani
devamlı manasındadır. Zaten gece ve gündüz birbirini takip eder birbirlerini
sarar/örter(sarar/dolar). Gece biter bitmez gündüz başlar ve gündüz biter
bitmezde gece başlar. Yani süreklilik ifadesidir. 41/38 ayetini okuyunuz
(aşağıda mevcut). Allah kendi katındaki varlıklardan örnek verir bizlere. Özetle
Allah'ın yanında bulunanlar sürekli olarak yaratılış özelliklerine göre hareket
ederler, gevşemeden, sapmadan, yorulmadan. Boncuk ovalamıyorlar yani :))) Eğer araştırırsanız zaten bu boncuk tesbihi
olsun, takke olsun hep israilliyet kaynaklı (daha bir çok şey gibi) olup Kur’an’da hiçbir dayanağı olmayan İslam’la
alakası olmayan hurafelerdir.
Not : Cenaze
salatı kısmında israiliyattan İslam dinine giren fakat İslam ile alakası olmayan
bazı şeylerden bahsettim.
*
21/79
Öyle ki, kavrattık onu Süleyman'a; ve her birine verdik bir hüküm67; ve bir
bilgi; ve boyun eğdirdik Davut'la birlikte dağları; tesbih57 ederler; ve
kuşu; ve olduk yapanlar.
27/16
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu. Süleyman: "Ey insanlar! Bize kuşdili
öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." Dedi.
38/18 ayetteki gibi (Burada da belirtilmiş Davud ve Dağlar)
Süleyman ’ada bazı şeyler öğretilmiş Rabb'imiz tarafından. Ayrıca burada birde
kuş gelir. Buda 27/16 da bahsedilen mevzudur. Davut’la birlikte dağların ve kuşun
tesbihi yani yaratılış amacına uygun hareket ettikleri bilgisi veriliyor
ayette. Burada kuş tekil geliyor. Kuşlar değil. Kuşlar diye çevirirler
yanlıştır. Tüm kuşları kapsamaz. Yüce Rabb’imiz kış der, göçmen kuşu işaret
eder.
*
24/36
Evlerdedir (kandil); izin verdi Allah ki yükseltilir ve anılır/hatırlanır orada
(kandilde) O’nun (Allah’ın) ismi49; tesbih31 eder (evdeki kimse) O'nu
(Allah'ı) orada (kandilde); gün doğumu sonrası; ve gün batımı öncesi.
Allah’ın izin verdiği evlerde kendisinin tesbih edildiğini
söyler Yüce Rabbimiz. Allah'ın ismini tesbih etmek, onun isimlerinin tecelli
ettiği şeyleri bilmek, inanmak, görmek demektir. Tabii ki Allah'ın isimlerini
anmalıyız fakat bu isimlerin neye tecelli ettiğini, bu isimlerle neleri tecelli
ettirdiğini bilerek anmak elbette çok daha doğru olacaktır. Subhanallah
diyoruz. Peki ne diyoruz, dediğimizin ne olduğunu biliyor muyuz?. Allah
Sübhandır. Peki subhan nedir? Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? 39/9
39/9 Gece saatlerinde secde ederek, kıyam
durarak itaatkar olan, ahireti hesaba katan ve Rabb'inin rahmetini uman kimse,
bu nankörlerle bir tutulur mu hiç? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir
olur mu? " Kesinlikle yalnızca temiz akıl sahipleri öğüt alırlar.
İnsanların yanlarından uydurduğu dinde (İslam’la alakası
yok) şunu şu kadar söylüycen, şundan sonra söylüycen gibi hurafelerin ve
zanların İslamd’a yeri yoktur. Gökyüzüne baktın Allah'ın yüceliği karşısında
tüylerin diken diken oldu. Subhanallah dedin. Zihnen ve kalben söyledin bunu
buda Allah'ı anmak, hamd etmek, tesbih etmektir. Ama sallıyorum sabah akşam 99
defa subhanallah deyince cehennem ateşi
seni yakmaz (tamamen uydurdum şu an) diye bir şeye veya buna benzer bir şeye (örnekleme
çoğaltılabilir) inanıp da bunu uygularsan bu senin dinin olur ama adı İslam
olmaz ve Allah katında kabul edilecek tek din Allah'ın bizim için seçtiği İslam’dır
5/3 - 3/85 Tek kaynağı da Şerefli Kur’an’ımızdır.
5/3 ………………..Öyleyse, onlara huşu duymayın.
Bana huşu duyun. Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim/ikmal ettim ve
sizin üzerinize nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı seçtim/
beğendim………………………….
3/85 Kim İslam'dan başka bir din seçerse,
bilsin ki o din ondan asla kabul edilmeyecektir ve o ahirette hüsrana
uğrayacaktır.
Şunu da belirtmeden geçmeyelim;
Burada kandil demek ışık saçan bir eşyadır. Eskiden içinde
yağı olan ve fitili yağın içinde olan fitil yakılınca ışık veren bir eşyadır.
Bilinen şekliyle kandil dediğimiz günler var ya aslında yok ::)) Yani kandilin mübarek
olsun deriz ya, mübarek olacak birşey yok çünkü İslam’da kandilin yeri yok.
Böyle bir inanış, ibadet veya anma yoktur. Kandil ışık demek zaten. Bu kandil
muhabbeti sanırım uyduruk hadis kitaplarında bile yok. Yanılmıyorsam osmanlıdan
falan gelme uyduruk saçma sapan İslam’da hiçbir temeli olmayan gereksiz ve
anlamsız bir şey. Şey diyorum çünkü nedir tam bilmiyorum, umursamıyorum da, bayram
mı, kutlamamı, anmamı yada başka bir şey mi ama bildiğim bir şey varsa mübarek
olacak bir durum yok dinimizde yeri de yok.
*
24/41
Görmez misin? Doğrusu Allah'ı; tesbih57 eder O’nu, göklerdeki162 ve
yerdeki/yeryüzündeki kimse; ve kuş164; saflar halinde; her biri muhakkak ki
bildi kendi salâtını75; ve tesbihini57; ve Allah bilendir onların yaptıklarını.
Bu ayeti salat çalışmasında salat/salli/salla ve sonuç
kısmında bahsetmeye çalıştım. Burada daha detaylı incelemeye çalışalım. Yüce
Rabbimiz göklerde ve yerdeki herkesin kendisini tesbih ettiğini söyler ve
Göçmen kuş (özellikle göçmen kuş işaret edilir,yanlış çevirilerde kuşlar denir)
üzerinden bize örnek verir. Göçmen kuş olduğunu da yine Rabbimizin saflar
halinde uçan kuşlardan verdiği örnekten anlarız. Bu kuşların yani göçmen
kuşların salatını ve tesbihini bildiğini
söyler Rabb'imiz. Yani yaratılış özelliğine göre hareket eder. Her şeyin Allah2ı
tesbih etmesi yaratılış özelliklerine göre hareket etmeleridir. Örneğin ; 16/68
- 16/69
16/68
Rabbin, bal arısına; dağlarda, ağaçlarda ve hazırladıkları şeylerde yuva
edinmesini vahyetti.
16/69
"Sonra, her çeşit bitkiden ye. Rabb'inin emre amade kılınmış yollarında
dolaş." Onun karınlarından, çeşitli renklerde içecek çıkar. Onda, insanlar
için şifa vardır. Bunda düşünen bir toplum için kesinlikle bir ayet vardır.
Böyle değil midir? Kuşlar zamanı geldiğinde göç etmezler
mi? Yollarını bulmazlar mı? Arılarda tıpkı Rabbimizin vahyettiği gibi davranmaz
mı? Dağlar, güneş, ay v.s. her şey. Kuşların yaratılış özelliğine göre yaşaması,
çoğalması tespihidir ve yılda 2 kez göç etmeleri de salatlarıdır. Buna bakarak
kendimize ders çıkarmalıyız. Kendi tespihimizi ve salatımızı bulmalıyız. Yaratılış
özelliğimize göre yaşamalıyız ve dönüşün yalnızca Allah’a olduğu bilincinde
olarak yaşamalıyız ve Allah’ın öğrettiği gibi yaşamalıyız. Bunun içinde Allah’ın
öğretilerini çalışmalıyız. Yani kuran çalışmalı ve kurana göre yaşamalıyız.
Bizim de günde 2 defa ve haftada 1 defa olmak üzere 3 salatımız vardır. Bize
emredilmiştir. Ve yine emredilmiştir ki yaratılış özelliğimize göre
yaşamalıyız. Nedir yaratılış özelliğimiz tam olarak. Bilmediklerimizi bize
öğreten Yüce Allah’ımız bunu da bize öğretmiştir. Spesifik olarak şudur veya
budur diye buradan yazmam çok doğru olmayacaktır. Şerefli kuranımızı okursak
akledersek, anlamak için okursak Yüce Rabbimiz bir çok şeyi bizlere öğrettiği
gibi bunu da öğretmiştir. Azıcık çaba göstermek lazım.
Örnek vereyim. Allah tarafından kabul edilen tek din İslam’dır
3/19. Nedir islam. İslam barıştır, esenliktir, iyiliktir. İşte yaratılış
amaçlarımızdan bazıları bunlardır. Buna göre mi yaşıyorsun ??? Veya tüm
yaratılış amaçlarını biliyor musun??? Kerim kurana bakabilirsin. Yüce Rabbim
nasip ederse çalışmamı bitirdiğimde tüm kuranı konu başlıkları altında
incelemiş olmaya gayret göstermiş olaağım.
Rabbimiz işaret ettiğine göre bu kuşları da incelememiz
lazım ki bu kuşların tesbih ve salatını nasıl bilmişler. Saflar halinde uçması
işareti ile bu kuşların göçmen kuşlar olduğunu anlarız. Bu kuşlar mevsimsel
olarak (göçmen kuşlar) genellikle kuzey ve güney olarak yılda 2 defa üreme veya
kışlama alanları bulma için göç ederler. Milyonlarca kuş binlerce kilometre yol
alır ve haftalarca uçarlar. Bunun içinde Rabbimiz tarafından bu kuşların
özellikli kılınmasıdır. Göçmen kuşların gözlerinin arkasında jeomanyetik yön
bulma hücreleri bulunur. Dünyanın manyetik alan çizgilerinin modelini hücre
içinde oluştururlar. Bu sistem için ışık da lazımdır. Göze giren ışıkla
birlikte çalışan bu sistem bu kuşların dünya konumu üzerinde bilgi verir
böylece binlerce kilometre göç ederlerken hatasız gider gelirler. Bu sistem
yumurtadan çıkar çıkmaz devreye girmeye başlar. Manyetik çizgilerin grafitisini
almaya başlarlar.
Kuşların salat etmesi bu şekildedir. Salatını bilmesi bu
nedenledir. Bu sisteme tabii olup onu takip edip yönlenerek hedefine doğru
bedenen ve zihnen gitmesi bu kuşların salatıdır. Tespih ise yaratılış özelliği
ile yaratılış amacına uygun olarak bir rotada yüzüp ilerlemektir. Göçmen
kuşlarda bunu yapmıyor mu? Rabb’imizin işaret ettiği gibi. Kendisine bahşedilen
bu sistemi kullanarak tesbihini ve salatını biliyor o yüzden musallinden
oluyor. Bize ne bahşedildi, neyi kullanmamız lazım, neye musallin olmamız lazım
ve bizim salatımız, tespihimiz nedir düşünelim.
Ben cevap vermeye çalışayım kendi soruma sizde kendi
cevabınızı verirsiniz.
Bize bahşedilen akıldır. Aklımızı kullanmamız lazım (bir
çok ayette bunu öğütler Rabbimiz). Yalnızca Kur’an deyip yalnızca Kur’an’a
musallin olmalıyız. Bizim tespihimiz de aynı kuşlar gibi yaratılış özelliğimize
göre hareket etmemizdir .Yani beynimizi kullanmalıyız. Peki bizim salatımız
nedir. İnsanların salatı bir hedefe yönelerek aklını kullanarak bıkmadan
usanmadan tüm gücümüzle ilerlemektir. Bilmediğimiz şeyleri bize Kur’an’la
öğreten Yüce Rabbimizin kelamını öğrenmektir. Bunu da Kur’an ile sadece ve
yalnızca Kur’an okuyarak, çalışarak, anlayarak yapabiliriz. Kur’an'a musallin olduğumuzda
Allah'a musallin olmuş oluruz ama yalnız Kuran dersek bu gerçekleşebilir.
Rabbimizin özellikle işaret ettiği göçmen kuşların salatı da yılda 2 defadır.
Bizim ise günde 2 defadır. Birde toplantı salatımız vardır. Kuşların yön
bulması bozulduğunu varsayarsak yanlış şeye musallin olurlar. Onu kullanamaz
gidecekleri yere gidemezler. Yani tespihini ve salatını yanlış yaparlar. Aynı
şekilde insan da aklını kullanmassa yanlış şeye musallin olursa tespihi ve
salatı doğru olmaz. Salatlarında gaflet içinde olurlar, aymazlık salatı
yaparlar. Kur’an’ın salatı olmaz çünkü Kur’an’a musallin olmazlar. Neye inanıp
neyi kendimize din olarak seçtiğimize dikkat edelim. Neye inanırsak o bizim
dinimiz olur ancak Allah katında kabul olacak tek bir din vardır oda İslam’dır
5/3 - 3/85 - 3/19 . Onun haricinde takip ettiklerimiz bizi cehenneme sürükleyecektir.
Ve her zaman olduğu gibi Yüce Rabb’imizin sözü hak olur. Öyleyse vay o haline
musallinlerin 107/4. (salat çalışmasında musallin konusuna bakınız)
5/3 ………...Öyleyse, onlara huşu duymayın.
Bana huşu duyun. Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim/ikmal ettim ve
sizin üzerinize nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı seçtim/
beğendim………….
3/85 Kim İslam'dan başka bir din seçerse,
bilsin ki o din ondan asla kabul edilmeyecektir ve o ahirette hüsrana
uğrayacaktır.
3/19 Kuşkusuz, Allah katında din,
İslam'dır. Kitap verilenler, kendilerine bilgi geldikten sonra ihtirasları
nedeniyle ihtilafa düştüler. Kim, Allah'ın
ayetlerini kabul etmezse bilsin ki, kuşkusuz Allah, Hesabı Çabuk Gören'dir.
107/4
Öyleyse, vay haline musallinlerin118.
*
25/58 Ve
tevekkül79 et diri olana; ki ölmez; ve tesbih31 et hamd3 ile
O’nu; ve kâfidir/yeterlidir (Allah) ona (elçisine); kullarının günahların(-dan)
haberdar (olmasıyla).
Nebi Muhammede söyler Rabb'imiz. Tabii sadece ona özel değildir. Bizede gelir bu öğüt.
*
32/15
Ancak ayetlerimize iman47 eden kimseler; (Kur’an) hatırlatıldığı
zaman onlara onunla (ayetle); kapandılar secde12 edenler (olarak); ve
tesbih31 ettiler hamd3 ile Rablerini4; ve onlar büyüklenmezler.
Her şey yaratılış özelliğine göre hareket eder fakat bu
ayetteki tesbih zihinle Allah'a iman etmektir. Ayetler ışığında kendi
akıllarını kullanarak bir teslimiyettir. Ve büyüklük yapılmaması gerektiğini de ayetten açıkça anlıyoruz.
*
33/42 Ve
tesbih31 edin O'nu (Allah’ı) sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le); ve
gün batımı öncesi.
Bu ayetten ve diğer ayetlerden de anlaşılacağı gibi tesbih
etme zamanı zihnimizin açık olduğu her andır.
*
37/143 O
durumda eğer ki o (Yunus) olmasaydı musebbihden85.
Tesbih etmenin önemini vurgular bu ayet. Öncesi ve sonrası
okunursa Yunus nebinin balık tarafından yutulduğunu, eğer tesbih edenlerden
olmasaydı balığın karnında ölüp gideceğini, fakat Allah'ı tesbih ettiği için
Allah'ın omu kurtardığı ve nüfusu yüz binden fazla bir halka resul olarak
görevlendirildiğini gaypdan haber verir Yüce Rabbimiz.
*
37/166 Ve
doğrusu biz; mutlak biziz musebbih85.
Anladığım kadarıyla Yüce Allah'ımız muhles kullarından
bahsediyor bu ayetinde. Ama kendi katından olan yarattığı varlıklardan da
bahsediyor olabilir. Sonuçta her şey Allah'ı tesbih etmektedir.
*
38/18
Doğrusu biz boyun eğdirdik dağları onunla (Davut’la) birlikte;
tesbih57 ederler akşamla/gün batımı sonrasıyla ve gün doğumuyla.
Allah'ın kulu ve elçisi olan Davud her durumda Allah'a
yönelen birisiydi. Yüce Rabbimiz dağları Davud’la birlikte boyun eğdirmiş. Ve
dağlarda Davud’da birlikte Allah'ı tesbih ederlermiş. Zamanla ilgili bir işaret
de vermiş Rabb'imiz bize. Çalışmanın başında Allah belirli bir zaman
belirtmemiş diye yazmıştım. Tüm ayetler dikkatlice okunduğunda belli bir zaman
olmadığını ve zihnin açık olduğu herz aman Allah'ı tesbih etmenin zamanı
olduğunu açıkça anlayabiliriz. Yalnız ayetlere baktığımızda tesbih etmenin
güneşin hareketleriyle ilgisi olduğunu görebiliriz. Peki burada dağlar Davut’la
beraber boncukla herhangi bir kelimeyi tekrarlayarak mı tesbih ediyorlar.
Elinde tesbih olan dağ gördün mü? Eee Allah dağlar da tesbih ediyor diyor. Dağlar
yaratılış özelliği ne ise onu uyguluyorlar.
Dağların yaratılış özelliği nedir. İçlerindeki madeni sunmasıdır 35/27. Allah’ta
dağları Davud’un emrine verdi, yani dağlar kaynaklarını Davud'a sundular. 21/79
ayeti ile bağlantılı.
35/27 Allah'ın gökten su indirdiğini görmüyor musun?
Onunla rengarenk ürünler çıkardık. Ve dağlarda da beyazlı, kırmızılı ve çeşitli
renklerde, siyah ve simsiyah katmanlar oluşturduk.
*
39/75 Melekleri, arşın çevresini
kuşatmış olarak, Rabb'lerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık
onların aralarında hakk ile hüküm verilmiştir. "Âlemlerin Rabb'ine
hamdolsun." denir.
Meleklerin tesbihinden bahseder Yüce Rahman'ımız.
*
40/7 Arş'ı yüklenenler ve çevresinde
bulunanlar, Rabblerini hamd ile tesbih ederler. Ve O'na iman ederler. İman
edenler için bağışlanma dilerler: "Rabb'imiz! Sen, rahmet ve bilgice her
şeyi kuşattın. Tevbe edip senin dosdoğru yoluna uyan kimseleri bağışla. Onları
Cehennem azabından koru."
Allah katında olanların tesbihini anlatır Yüce Rabb'imiz.
*
40/55
Öyle ki sabret51; doğrusu Allah'ın vaadi haktır/gerçektir; ve istiğfar
et/bağışlanma dile günahların için; ve tesbih31 et hamd3 ile
Rabbini4; akşamla/gün batımı sonrasıyla; sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle.
Yüce Allah sabretmeyi, vaadinin gerçek olduğunu,
günahlarımız için bağışlanma dilememiz gerektiğini, en yüce övgüyle kendisini
aramamızı ve bu aramanın sürekli olması gerektiğini bizlere öğüt vermektedir.
Buradaki
vaat şudur; Ben size yol gösterdim. Bu yolda ne yapmanız ve ne yapmamanız
gerektiğini belirttim. Bunların sonuçlarını da belirttim. Özgür irade ve seçim
hakkı sundum. Dünyanın bir sonu var. Bana döneceksiniz. Hesap görüldüğünde tüm
söylediklerimin doğru olduğunu anlayacaksınız, eğer dünyadayken anlamadıysanız.
Yaptıklarınızın karşılığını eksiksiz alacaksınız.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
41/38
Öyle ki eğer büyüklendilerse; öyle ki kimseler; Rabbinin4 indinde/katında;
tesbih57 ederler O'nu (Allah’ı); geceyle171 ve gündüzle170; ve onlar
bıkmazlar / yorulmazlar.
Eğer herhangi bir kimse büyüklük taslarsa, kendini büyük
görürse diğer insanlardan veya Allah'a kul olmaktan, kendini bişey zannedip
böbürlenirse, çocukları, dünyadaki malı, şanı ve şerefi kendisini büyük görmesine
kibirlenmesine neden olursa o kimse bilsin ki Allah'ın katında olanlar
bıkmadan, yorulmadan, usanmadan Allah'ı tesbih ederler/yaratılış amaçlarına
uygun davranırlar. Aklını kullanan biri için müthiş bir örnek vermiş Rabb'imiz.
21/20 ayetini de okuyunuz lütfen.
Net anladığım şudur ki; Rabb’imiz bizlere ; -Sen kimsin ki benim katımdakiler/yanımdakiler/indimdekiler
bıkmadan, yorulmadan sürekli tesbih ederlerken sen sana verdiğim yaratılış
özelliğini kullanmıyorsun. Eğer kendini bişey zannedersen bil ki benim
katımdakiler sürekli kendi yaratılış özelliklerine göre hareket ederler
demektedir.
*
42/5 Gökler neredeyse üstlerinden
çatlayacak. Melekler ise Rabblerini hamd ile tesbih ederler, yeryüzünde
bulunanlar için bağışlanma diliyorlar. İyi bilin ki Allah, Çok Bağışlayıcı'dır,
Rahmeti Kesintisiz'dir.
Meleklerin tesbihi ve yeryüzündekiler için bağışlanma
dilediğini Rabb'imiz bize haber verir. Ayrıca kendisinin çok bağışlayıcı ve
Rahmetinin kesintisiz olduğunu bir kere daha bu ayette vurgular. Yalnız göğün
neredeyse neden çatlayacağı konusunda bu ayette bilgi vermemektedir. Bildiğimiz
kadarıyla göğün çatlamasına başka ayetlerden verdiği örneklemeden biliyoruz.
19/88
"Rahman bir çocuk edindi." dediler.
19/89
Ant olsun ki, siz çok kötü bir iddiada bulundunuz.
19/90
Neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile devrilecekti.
19/91
Rahman'a bir çocuk isnat ettiler diye.
19/92
Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.
19/93
Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a yalnızca kul olarak gelecek.
Bir önceki ayette de göklerde ve yerde ne varsa her şey
Allah'ındır diyor Rabb'imiz.42/4. 42/5 deki göğün çatlaması bazı yalancı
nankörlerin Allah çocuk edindi demeleri ile alakalı olduğu kanaatindeyim. En
doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
48/9 İman47 etmeniz için Allah'a; ve
resulüne/elçisine O’nun (Allah’ın); ve yardım edersiniz O’na (Allah’a); ve
vakarlı olursunuz/oturaklı olursunuz O’na (Allah’a); ve tesbih31 edersiniz
O’na (Allah’a); sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le); ve gün batımı öncesi.
Ayet açık. vakarlı olun kelimesinden aklıma gelen başka bir konu üzerinde konuşmak isterim. Kadın ayrımcılığı, erkek üstünlüğü. İbadette, helalde, haramda, yapılacaklarda, yapılmayacaklarda, öğütlerde, kıssalarda, müjdelerde, uyarılarda, azapta, ödülde, dünya hayatı ve ahiret hayatında kadın ve erkek olarak Allah ayrımcılık yapmamıştır. Bir iki ufak detay dışında farklı bir öğütte bulunmamıştır. Şu anki İslam’daki gibi kadını 2. sınıf vatandaş yapmamıştır. Kadınları çuvala koyun (bu çarşaf meselesi) dememimştir, kadınları ötekileştirin, kimliklerini elinden alın, erkeklere muhtaç edin v.s. dememiştir. Erkek ve kadın eşittir. Boşandıktan sonra evlenme konusunda erkek kadından daha fazla hak sahibidir (yeniden evlilik konusunda) demiştir. Fakat bu hak sahipliği her iki taraf isterse geçerlidir ve anladığım kadarıyla da kadının hamile olma durumu söz konusudur.2/228 ve 4/34 e bakılabilir. Göğüs kısımlarının örtülmesini ve ziynetlerini açığa çıkaracak şekilde ayaklarını yere vurmamalarını 24/31 ve zamana uygun cilbab giymeleri 33/59 istemiştir. Birde 2 şahit meselesi var. Erkek bulunamasa erkek yerine biri unutursa yerine 2 kadın şahit gelsin demiştir 2/282. Buda kadınların akılsız veya bu işi yapamayacaklarından değildir. O günkü koşullara ve kadınsal durumlara (bebeği olması,adet döneminde olması v.s.) göre verilmiş bir emirdir. Detaya girmiycem. Ayrıca Allah’ın kitabına göre de rahim sahipleri önceliklidir(iman eden, hicret eden ve cihat eden diye geçer ayette 8/75). Kadınlar zekat verir, yani çalışırlar, yönetici olabilirler, tüm sosyal konularda olabilirler. Erkekler ise geçimi sağlamak ile ve boşanma veya ölüm anında bir yıl kadının evden çıkmayacak şekilde geçimlerini sağlayacak birikimi onlara sağlamak ile mükelleftirler. Tüm bu konu biraz detaylı bu ayet özelinde çok derine girmeyi düşünmüyorum(tüm bu anlattıklarım yüzeyseldir). Buraya nerden geldin diyeceksiniz, şuradan geldim. Allah bu ayetinde vakarlı olun diyor. Sadece kadınlara demiyor tabii ki. Erkekler de bu işin işinde. Aynı kadınlara gözlerinizi kısın diyor. Erkeklere de gözlerinizi kısın diyor. Bunu duyan hadisçiler kadınları poşete koyuyorlar. Ee size de aynı emir haydi sizde peçenin altına girin, çarşaf ile dolaşın. Kadını insanlıktan çıkartan, kimliğini yok eden, erkeklere muhtaç eden bu saçma sapan kadına bakış açısının İslam’la bir alakası yoktur. Erkek ile kadının dünyada ve ahirette Allah katında bir ayrıcalığı yoktur 8/75. Hepimiz birbirimizdeniz.
3/195 Ve
Rabb'leri, onlara cevap verdi: "Ben, sizden; erkek olsun, kadın olsun -ki
hepiniz birbirinizdensiniz- iyi şeyler yapanların yaptıklarının karşılığını
boşa çıkarmam. Onlar ki benim yolumda hicret edenler, yurtlarından
çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerdir. İşte
bunların kötülüklerini örterim. Onların yaptıklarının karşılığı Allah'ın
yanındadır. Kuşkusuz, onları içinden nehirler akan Cennetlere koyacağım.
Karşılıkların en iyisi, Allah katındadır."
8/75 Sonradan iman edip de hicret edenler
ve sizinle birlikte cihat edenler sizdendir. Allah'ın Kitap'ına göre rahim
sahipleri önceliklidir. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen'dir.
48/8 ile beraber ele alındığında Nebi
Muhammedi Allah tanık, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdiğini söyler. Ayrıca
Allaha ve onun resulüne (muhammede) iman etmemizi söyler. Tesbih ve başka şeyler hakkında öğütlerini bizlere
duyurur bu ayetinde.
Bu konu üzerinde ayetler ışığında çok fazla şey
konuşabilirim ama konumuz bu değil bu çalışmada.
*
50/39
Öyle ki sabret51 onların dedikleri üzerine; ve tesbih31 et
hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun
(Güneş’in).
Sabretmenin önemi ve tesbihin zamanı (zihnin açık olduğu
her an) bildirir Yüce Rabb'imiz.
*
50/40 Ve
geceden171; öyle ki tesbih31 et O’nu (Allah'ı); ve
secde12 arkalarında.
Teslimiyetinden sonra Allah’ı aklederek ara/tecelli
ettiklerini gör teslimiyetini güçlendir. Secde tekildir. Secde arkalarında diye
gelir ayet. Secdelerin arkalarından değil. Genelde secdelerin arkalarından diye
yanlış çevrilir. Yani tek bir secde vardır. Secde arkalarında doğrusudur. Salat
sonrası tek bir secde ile zihinsel teslimiyet sonrası bedensel teslimiyet
yapılabilir. Şart değildir. Ama zihinsel teslimiyet sonrası Allah'a duyduğumuz
huşu ve haşyet içinde kendi acizliğimizi ve Allah'a teslimiyetimizi bedensel
olarak gösterme ihtiyacı hissettiğimiz zaman mekan müsaitse
yapılabilir/yapılmalıdır.
*
52/48 Ve
sabret51 Rabbinin4 hükmüne; öyle ki doğrusu sen gözlerimizin
önündesin; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; zaman (ki);
dikelirsin/ayağa kalkarsın.
Nebi Muhammed’e Yüce Rabbimiz kendi hükmüne sabretmesini
söylüyor. Her an onu gördüğünü söylüyor(Rabbimizden habersiz yaprak düşemez,
rahimlerde olanı, yerde gökte ve nemli toprağın altındakiler bilir O herşeyi
bilendir) dikelirsin ayağa kalkarsın (yani yapacağın her iş için o işe
kalkıştığında) Rabbini tesbih et hamd* et diyor. Bu bizler içinde geçerlidir.
Genelde kuranda söylenen herş ey aynı zamanda bize de söylenmiştir. Birkaç istisna
dışında. Bazı ayetlerde nebiye bu sana özel diye söyler. Mesela birden fazla eş
mesela gece yapılan teheccüd salatı gibi.
* En yüce
övgü ile Allah'ı övmekten, hamd etmekten de bahseder ayet. Bu övgüyü nasıl
yaparız. Allah'ın yaratmış olduğu şeylerin yüceliğini görerek yapabiliriz.
Bunları görüp, Allah'ın yüceliğine kalple, beyinle şahit olarak, delil ile,
kanıt ile inanarak, zihinle teslim olarak yaparız. Bunları yapmanın yolu da
Yüce Allah'ın bize yaratılış özelliği olan beyni/aklı kullanarak olacaktır
ancak. Bu yaratılış özelliği ile Rabb'imizi arıyacağız. Tüm sıfatlarının/isimlerinin
tecelli edişine (Subhan) şahit olmayı arıyacağız. Yüce Rabb’imizin isimlerinin/sıfatlarının
tecellisini aramak, bulmak, anlamak, idrak etmektir. Tesbih budur. Zaten
bunları gördükçe Allah'ı hamd (hamdı kendi konusunda inceliycez) ile tesbih etmemek imkansızdır, Papağan gibi
tekrarlanan sözlerde değildir samimiyet ve gerçeklik, ancak gerçeğe tanık olup
zihnen diz çöküp boyun eğersek, Allah’ın yüceliğini kavrayabilirsek (insan
nekadar kavrayabilirse), Allah'ı en yüce
övgüyle hamd edebiliriz, tesbih edebiliriz, gerçek hamd ve tesbih budur. Yüce Yaratıcımızın tecellilerinden onu bulur,
Yüceliğini anlarız, o zamanda beyinle diz çöküp boyun eğeriz ister istemez.
Allah’ın bizim belli kelimeleri tekrarlamamıza ihtiyacı
yoktur hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi. Ancak bize verdiği akıl ve özgür
iradeyle kendisini bulmamızı, gösterdiği yolda olmamızı ister. İster ki bizi
affetsin, bağışlasın, ödüllendirsin. Allah çok merhametli, çok bağışlayıcı, çok
affedici, çok hoşgörülü çok şevkatli, çok sevendir. Bundan dolayı tüm kullarını
da ödüllendirmek ister. Bundan zihnimizin açık olduğu her an tesbih etmeliyiz.
Allah’ı ve öğütlerini unutmamalı ve vahiyle korunanlardan olmalıyız.
Bunu yapabilenler ahiret kazancını elde ederler,
yapamayanların ise üzerlerine söz hak olur, kendilerine zulmetmiş, kendilerine
haksızlık etmiş olurlar, hüsrana uğrayanlardan olurlar, azapta olanlardan
olurlar.
*
52/49 Ve
geceden171; öyle ki tesbih31 et O’nu (Allah’ı); ve
yıldızlar163 ardında*.
*Yıldızlar görünür hale geldikten sonra.
*
56/74
Öyle ki tesbih31 et adıyla/ismiyle49 Rabbinin; azîm94.
Bu ayet öncesi ayetlerde Rabb'imiz bazı örnekler
verir(okuyunuz). Size suyu verdik istesek tuzlu yapardık, yaktığınız ateşe baktınız
mı, onun ağacını siz mi yetiştiriyorsunuz biz mi şükretmeniz gerekmez mi gibi
örneklerin ardından bilmediklerimizi bize öğretip o halde kendisinin adıyla
sıfatlarının tecelli edişine akılla şahit ol diye bize öğüt verir. Burada Azim
isminden (büyük/azametli) örneklendirir. Allah’ın isimleri/sıfatları Kur’an’ımızda
mevcuttur. Bu sıfatların anlamlarını bilirsek bu sıfatların tecellilerini
anlayabiliriz. Çalışmamıza bu isimleri/sıfatları da ekleyeceğim.
*
56/96
Öyle ki tesbih31 et adıyla/ismiyle49 Rabbinin; azîm94.
56/74 de dünyada bize verdiği nimetlerden bahsedip,
Rabbinin Azim ismiyle tesbih et diyen Yüce Allah'ımız, bu ayette de bunu
demeden önce Kurandan, cennet ve cehennemden ve bazı derecelendirmelerden
bahsettikten sonra Rabbinin Azim ismiyle tesbih et der.
*
57/1 Tesbih57 etti Allah'ı göklerdeki;
ve yerdeki; ve O; Azîz'dir37; Hakîm'dir9.
59/1 Göklerde ve yerde bulunanlar, Allah'ı
tesbih etmektedir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
59/24 O;
Allah’tır; Hâliktir103; Bârî'dir104; Musavvir'dir105; O'nadır güzel isimler49;
tesbih57 ederler O'nu göklerdeki ve yerdeki; ve O (Allah); Azîz'dir37;
Hakîm'dir9.
61/1 Göklerde ve yerde olanlar, Allah'ı
tesbih ederler. O, Mutlak Üstün Olan'dır ve En Doğru Hüküm Veren'dir.
62/1
Göklerde ve yerde bulunanların tamamı, Melik, Kuddus , Mutlak Üstün Olan, En
İyi Hüküm Veren Allah'ı tesbih etmektedir.
64/1 Göklerde ve yeryüzünde olan her şey
Allah'ı tesbih eder. Mülk yalnızca O'nundur. Hamd O'nadır. O'nun gücü her şeye
yeter.
110/3 O
zaman, Rabb'ini hamd ile tesbih et. Ve O'ndan mağfiret dile. Kuşkusuz O,
tevbeleri kabul edendir.
Konu ile ilgili başka ayetlerde yukarıdaki gibidir.
*
68/28
Dedi en hayırlısı/ortası onlardan: “Demez miyim sizlere; niye
tesbih31 etmezsiniz?”
Nebi Muhammedi yalanlayanlar, Allah'ın yolundan sapanlar,
Yalan yere yemin edenler, iftira edenler, laf taşıyanlar, sadece dünya malı ile
ilgilenip haddi aşanlar, zorbalar, karakteri bozuk olanlar, mal ve oğulları var
diye büyüklenenler, ayetler okunsa bile yalanlayanlar üzerinden bu tarz
kişilerden birkaç bahçe sahiplerini örnek verir (önceki ayetleri okuyunuz) Yüce
Rabb'imiz. Bunlar bahçelerdeki ürünlerini sabah erken
toplamak için sözleşir. Fakat Allah bunları belalandırmasına rağmen henüz
tarlaya gitmediklerinden başlarına gelecekten haberleri yoktur. Daha onlar
uyanmadan Rabb'imiz bir dolaşan görevlendirerek
(yalancı nankör olmalarından dolayı)
tarlada ekin namına bir şey bırakmayarak kara toprak şekline dönüştürmüş. Bu
yalancı nankörlerde ihtiyaç sahiplerini nasiplendirmemek adına sabah erkenden
ve aralarına ihtiyaç sahibi karışmasın diye ihtiyarlı olarak yola koyulmuşlar.
Tarlaya gelince ekin yerine kara toprak görünce yanlış yere geldik
zannetmişler. Ne yaptıklarını ve neden başlarına bu geldiğini kavrayan en makul
düşünenleri 68/28 ayetindeki sözü söyler.
Halbuki Allah'ı tesbih etmeleri, Allah'ın sıfatlarının
tecellisine akıllarını kullanarak şahit olmaları, her şeyin Allah'ın
iradesinde, gücünde olduğunu akıllarına getirmeleri gerekirdi. Bu kıssada
akledenler için alınacak birçok öğüt var diye düşünüyorum. 68/28 öncesi ve
sonrasını da okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
*
69/52 O
halde Azim Rabb'inin adını tesbih et.
Hangi halde Azim Rabb'imizin adını tesbih edicez. Yani
sıfatlarının tecellisine akılla şahit olucaz. Okuyunuz Hakka(69) suresi.
*
76/26 Ve
geceden171; öyle ki secde12 et O'na (Allah’a); ve tesbih31 et O'nu
(Allah’ı) bir gece171; uzunca.
Nebiye gelen emir. Bazı geceler uzunca Allah’ı anması
gerektiğini bildiriyor. Ona özel bir durumdur diye düşünüyorum. Ona hitaben
gelse de bu sadece sana özel demediği için bizlerinde uygulamasında sakınca
olmayacağı kanaatini taşımaktayım.
*
87/1 Tesbih31 et
adını/ismini49 Rabbinin4; A’lâ116.
En yüce en üstün olan Rabb'inin (efendinin) adını tesbih
et. Allah'ın sıfatlarının tecellisine yaratılış özelliğimiz olan akılla şahit
ol. Bu sıfatlarının biri de Ala imiş. 87/1 sonrası ayetleri mutlaka okuyunuz. Allah'ın
yüceliğine tanık olunuz.
*
Tesbih
ile ilgili Allah'ın ayetlerinden bize gösterdiği işaretlerini anlamaya
çalışalım. Yukarıdaki bahsettiğimiz ayetlerden 21/79 ve 38/18 e bakarak
başlayalım.
21/79
Öyle ki, kavrattık onu Süleyman'a; ve her birine verdik bir hüküm67; ve bir
bilgi; ve boyun eğdirdik Davut'la birlikte dağları; tesbih57 ederler; ve
kuşu; ve olduk yapanlar.
38/18
Doğrusu biz boyun eğdirdik dağları onunla (Davut’la) birlikte;
tesbih57 ederler akşamla/gün batımı sonrasıyla ve gün doğumuyla.
Bu ayetlerde Davud, Süleyman, dağlar ve kuşun sürekli
tesbihinden bahseder Yüce Rabbimiz. İlgili ayetlerimizi incelemeye devam edelim
Allah'ın bize verdiği işaretleri yakalamaya çalışalım.
35/27
Allah'ın gökten su indirdiğini görmüyor musun? Onunla rengarenk ürünler
çıkardık. Ve dağlarda da beyazlı, kırmızılı ve çeşitli renklerde, siyah ve
simsiyah katmanlar oluşturduk.
27/16
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu. Süleyman: "Ey insanlar! Bize kuşdili
öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." dedi.
Süper bir işaret geliyor bu ayetlerde. Dağların tesbihini
anlatıyor Rabb'imiz. İçinden çıkan madenleri sunması onun tesbihiymiş. Süleyman‘ada
kuşların dilinden yani onların doğasına göre onlardan nasıl yararlanacağını
öğretmiş Rabb'imiz. Şöyle ki bazı kuşları eğitebilerek haberci kuş olarak
kullanmış. Tabii ki kuşların yaratılış özelliğini anlayarak yapmıştır bunu. Dağlar
ve kuşun yaratılış amacına uygun olarak bir düzende ilerlemesinin onların
tesbihi olduğunu anlıyoruz.
Devam edelim.
34/10
Ant olsun ki, katımızdan Davud'a bir fazilet verdik. Ey dağlar ve kuşlar!
Onunla beraber övgüyü tekrarlayın. Ve onun için demiri yumuşattık.
34/11
Bedeni örten zırhlar yap. Bağlantılarını güzel şekilde tasarla. Salihatı yapın.
Ben, yaptıklarınızı bütün gerçeğiyle görenim.
34/12
Sabahleyin bir aylık yol gitmeyi, akşamleyin bir aylık yoldan geri dönmeyi
sağlayan rüzgar, Süleyman içindi. Ve erimiş bakırı kaynağından ona akıttık. Ve
cinlerden, Rabb'inin izni ile onun elinin altında çalışanlar vardı. Onlardan
kim emrimizden çıkacak olsa, ona alevli ateşin azabından tattırdık.
34/13
Ona dilediği gibi mabetler, şekil verilmiş eşyalar, havuz büyüklüğünde çanaklar
ve sabit ağır kazanlar yapıyorlardı. Ey Davud'u izleyenler! Şükür için çalışın.
Ama kullarım içinde şükreden çok azdır.
Yukarıdaki ayetlerde tesbih kavramını daha iyi kavramamızı
sağlamaktadırlar. Tüm bu işaretleri ele aldığımızda tesbih kavramını Kuran bize
açıklamış olur. Aklederek okuyalım
lütfen.
Tesbih kavramını da Yüce Rabb'imizin izni ile şerefli
Kuranımızdan incelemeye çalıştık. Okuyan herkesten Allah razı olsun.
Güneşin hareketleriyle tesbih kavramının
ilişkilendirildiğini defalarca belirtmiştik. Daha iyi kavramak adına şimdi
bunları bir araya toplamaya çalışalım.
Tabloya baktığımızda çalışmamızda da belirttiğimiz gibi
tesbih zamanları insanın uykuda olmadığı her anı kapsar. Yani bilincimizin
yerinde olduğu her anı kapsar.
|
ayet |
tesbih zamanı |
|
24/36 |
gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde |
|
33/42 |
sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve gün batımı öncesi |
|
19/11 |
sabahla/ilk aydınlanmayla/sherle ve akşamla/Güneşin batmasıyla |
|
40/55 |
Sabahla ilk aydınlanmayla/seher le ve akşamla/gün batımı sonrası |
|
20/130 |
güneşin doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde |
|
20/130 |
gece vakitlerinde |
|
20/130 |
gündüzün iki yanında |
|
50/39 |
güneşin doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde |
|
24/36 |
gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde |
Tablo oluşturan İbrahim Esinler
Yüce Rabb'imiz tesbihi bilincimizin açık olduğu her an
yapmamız gerektiği işaretini net bir şekilde şerefli Kur’an’ımızda vermiştir.
Evrendeki her şey tesbihini yani kendi yaratılış özelliğine göre hareket
etmesini biliyor ve her an yapıyorsa, insanda kendi yaratılış özelliği olan
aklını kullanarak kendi tesbihi olan Rabb'ini arayıp bulma eylemini her an
(uyanık olunan her an) yapmalıdır.
*
7/172
Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye. Rabb'in,
ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı. Ve onları kendilerine tanık yaptı.
"Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" dedi. "Evet, Rabb'imizsin,
Tanıklık ediyoruz. " dediler.
Tesbih ve Subhan çalışmalarımızda hep insan Allah'ı bulmalı diye bahsetmiştik ya. Akıl ile Allah'ın sıfatlarının tecellisi ile bulabileceğimize değinmiştik. İşte bu ayette Yüce Yüce Rabb'imizin bir işaretidir. Bu ayette açıkça görüyoruz ki Yüce Yaratıcımız bizi yarattığında, yaratırken benliğimize kendisini (yani yaratıcısını) idrak etme güdüsünü, idrak etme yeteneğini, idrak etme yetisini yerleştirmiştir, vermiştir, bahşetmiştir. Nasıl bal arısına neyi, nasıl yapacağını, nerelere gideceğini kodladıysa, nasıl insan tek hücreyken hangi hücre hangi organı oluşturacak, o organı nasıl, ne kadar, ne şekilde, hangi görevde olacağını kodladıysa ( Konu anlaşılması bakımından örnek verdim) insana da yaratırken, yaratılışının özünde Allah'ı bulabilme, tanıyabilme ve idrak etme yeteneğini kodlamıştır.
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
|
3En yüce övgü/methetme. |
|
4Efendi, komuta eden. |
|
9Bilge/bilgelikle hükmeden. |
|
12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi. |
|
20Bağışlayan. |
|
31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak. |
37Güç yetiren.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.
|
49Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır. |
51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma. | ||||||||
57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek. | ||||||||
58Yumuşak huylu. | ||||||||
67Yargı, karar, değer. | ||||||||
75Bir göçmen kuşun kendisine verilen jeomanyetik GPS sistemini kullanarak bir hedefe doğru (göç) zihnen ve bedenen uçması. | ||||||||
79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek. | ||||||||
85Tesbih eden. Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini arayan. | ||||||||
94Büyük/azametli. | ||||||||
103Yaratan. | ||||||||
104Başlatıp yapan. | ||||||||
105Şekillendiren/biçimlendiren.
|
tesbih سبح sbH Sin-Be-Ha
türevler : nusebbihu /sebbih/ve yusebbihunehu/fesebbih/tusebbihu/sebbihu/nusebbihake/ yusebbihune/yusebbihu/ve tesbihahu/ve sebbehu/ve sebbihuhu/l-musebbihune/yusebbihne/ve tusebbihuhu/fesebbihhu/sebbeha/tusebbihune/sebbihi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder