23 Ekim 2024 Çarşamba

TESBİH VE SÜBHAN/01/01 TESBİH

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                                    

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                                                               

                                                                                                                                                                                                        

Tesbih elimize boncuk alıp bilmem ne kadar bir şeyi tekrarlamak asla değildir. Bu da diğer birçok kavram gibi içi boşaltılmış kavramlardandır. Tesbih yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemektir. Yani en basit anlamı ile yaratılış amacımıza göre hareket etmektir. Tüm varlıklar için bu geçerlidir. Çünkü yerde, göklerde canlı cansız ne varsa ve meleklerde dahil Allah'ı tesbih ederler. Tabii ki eline boncuk alıp bazı kelimeleri yüzlerce binlerce defa tekrar ederek değil. Hepsi yaratılış amacına uygun olarak hareket ederler. İnsanın tesbihi demek Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak manasındadır. Bu anlam ise tüm varlıklar için geçerli değildir. Özellikle insan için geçerlidir. Yaratılış özelliğimiz olan akıl ile Allah'ın yarattıklarından Allah' bulmaktır, onu hamd ile anmaktır. Mesela dağlar madenlerini sunar, ağaçlar gölgesini meyvesini verir, göçmen kuşlar zamanı gelince göç ederler v.s. Bu arada göçmen kuşların göç etmesi tesbihini ve salatını bilmelerindendir. Ayrıca ağacın meyve vermesinde şükürdür. Hepsini inceledik/inceleyeceğiz. Konumuza dönecek olursak, konumuz insan ve yaratılış amacına uygun davranması. Nedir insanın yaratılış amacı?    

Tabii ki akıldır. İnsanın her konuda aklını kullanarak hareket etmesidir. İşte insanın tesbihi budur. Boncuk ovalamak değil. Kalp de bu işin (akletmenin, kavramanın, düşüncenin) içindedir, onu da inceleyeceğiz. Aklını kullanmayanlar, apaçık ayetler olduğu halde ayetlerin ışığında akılla doğruyu bulamayanlar için ve bizlerinde öğrenmesi veya hatırlaması için dilerseniz çalışmaya başlamadan önce Yüce Rabbimizin birkaç ayetinden örnekler verelim.                                                                                                                                               

TESBİH VE SUBHAN 1

TESBİH VE SUBHAN 2



                                                                                                                                       

7/179 Gerçek şu ki, cinden ve insten çoğalttıklarımızın çoğu Cehennemliktir. Ki onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.

8/22 Allah katında, yeryüzündeki canlıların en değersizi, aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.

25/44 Yoksa onların çoğunun gerçeğe kulak verdiğini veya akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar tıpkı hayvanlar gibidir. Hatta doğru yolu seçmede hayvanlardan daha yetersizdirler. 

47/12 Allah, iman edip salihatı yapanları, altından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. Kafirler ise her şeyden yararlanıp, hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir. 

6/32 Dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, takva ehli olanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?                                                                                                           

2/242 İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.

                                                                                  

Aklını kullanmak gerektiği ile ilgili onlarca belki yüzlerce ayet vardır. Görüldüğü gibi yaratılış özelliğine göre hareket etmeyen yani aklını kullanmayanlara Yüce Rabb'imiz hayvanlar gibidir hatta daha bilinçsizlerdir, yeryüzündeki canlıların en değersizidirler demektedir. Ahireti veya dünyayı seçerken aklınızı kullanın demektedir. Allah'ın sözü en doğru olandır. Demek ki aklını kullanmayan biri yani araştırmayan, sorgulamayan, doğruya ulaşabilmek için akletmeyen v.s biri Allah katında yukarıdaki gibidir.                                                                                                                                                                                            

9/40 ……..…..Allah'ın sözü ise en yüce olandır. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

4/87 ………....Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?                                                                                                                                                                                     

Şu şekilde anlamak da doğru olacaktır. Allah yolunda olmak için hacının, hocanın, şeyciğin,  alimciğin, tarikatın peşinden gidip sorgulamadan denilen şeyi doğru kabul edip bunu din edinirsek, acaba Allah ne dedi diye düşünüp akledip araştırmazsak ashabı meşemede yerimizi ayarlayalım. Allah'ın istemediği ata dininden uzaklaşıp Kur’an'a musallin olalım. Din kişiseldir. Onlar kendilerine çağırırlar. Sonra Allah'a değil onlara kul olursunuz. Allah’ın yanında onları da ilah edinmiş olursunuz.  Allah'a yaklaştıracak sandığınız kişi, kurum veya kitap (Kuran harici,dinde hüküm koyan) sizi cehenneme yaklaştırır. Şeytan sizin veliniz olur.

Eğer Kuran okuyup öğrenip araştırıp, çalışırsak aynen bu aşağıdaki  ayetteki gibi olacaktır.       

72/4 "Meğer bizim "beyinsiz, " Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş"                    

Cinlerden (bilinmeyen, tanınmayan, uzaktan gelen) bir topluluk Kuranı dinledikten sonra söyledikleri cümleyi Yüce Rabbimiz bize gaypdan haber verir. Akledenler için bunda bir çok kanıt olduğuna inanıyorum.                                                                                                                            

Meallerde dikkatsiz davrananlar veya bilerek her gördükleri salata, salliye, sallaya ve tesbihe namaz anlamı vererek çevirmişlerdir. Tesbih salat/namaz değildir. Salla, salla salat değildir. Salattan sonra yapılması gereken bir şey değildir. Salatı ikame etmekde aslında namaz kılmak değildir. LÜTFEN SALAT ÇALIŞMASINI KONU BALIĞINI İNCELEYİNİZ. 14 BAŞLIK HALİNDE OLACAKTIR.   

Eline boncuk alıp 33 defa veya bilmem kaç defa Sübhanallah, elhamdülillah veya herhangi bir kelime veya cümleyi papağan gibi tekrar etmek demek değildir. Tesbihin zamanı yoktur. Aklın aktif olduğu, uyanık      olduğumuz her an tesbih zamanıdır. Şundan sonra yapılması gerekir diye bir bildirimi de yok Rabb'imizin. Bilincin açık olduğu, aktif olduğu her zaman yapılabilir/yapılmalıdır.                                    

Tesbihi elimizden geldiğinde izah etmeye çalıştıktan sonra, ayetler ışığında tesbih kavramını Yüce Allah'ın izni ile  incelemeye çalışalım.                                                                                                                                                                                                   

2/30 Ve dediği zaman Rabbin4 meleklere48: “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir halîfe189*.”; dediler (melekler): “Kimse mi yaparsın orada (yerde)? (ki) fesat çıkarır/bozgunculuk yapar orada (yerde); ve döker kan; ve bizler tesbih57 ederiz seni hamd3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi (Allah): “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”                                                                

*Homo Sapiens yani bilge insan diğer insan türlerinin yerine halîfe olmuştur. 2:21 ayetinde işaret edilen insan türlerinin soyu kesilmiş ve onların yerine bilge insan yerin hâkimi yapılmıştır. Homo Sapiens               öncesi Dünya gezegeninde yaşayan bu insan türleri takva sahibi değildi. Yaratılış gereği fücurlarıyla hareket ediyorlardı. Bilge insan değillerdi. Hayvansı iç güdülerle hareket ederek yerde kan döküyorlar, birbirlerini öldürüyorlar ve bozgunculuk yapıyorlardı. Melekler bunu gördüleri için Yüce Allah'a soru sormaktadırlar.                                                                                                                                                                                                          

Homo sapiens                                                                                                                                       

Melekler Allah'ı tesbih ediyorlar. Ve hamd ile tespih ederlermiş. Yani en yüce övgü ile tesbih ederlermiş. Sizce ellerine (elleri varsa) boncuk alıp bir kelimeyi yüzlerce veya binlerce veya her neyse bu şekilde mi tespih ediyorlar. Yoksa yaratılış amaçlarına uygun davranarak mı?  Meleklere Rabb’imiz zaten özgür irade vermediği için (insana vermiştir) yaratılış amacının dışında hareket etmesi (insanın aksine) mümkün değildir. Yaratılış amacının özelliklerinin dışına çıkmamaları beklenir zaten. Misal ölüm meleği işi vekil kılınan insanın canını almaktır. Allah bunun için yaratmıştır. Ölüm meleğinin tesbihi vakti gelen canı almaktır.                        

*

3/41 Ey Rabb'im! Bana, bir ayet yap, dedi. O da: "Bunun ayeti, işaret dili dışında insanlarla üç gün konuşmayacak olmandır. Rabb'ini çokça an, O'nu sabah akşam tesbih et." dedi.                                                                                                                                                       

Bu kıssada Zekeriyya iyice yaşlanmışken ve hanımı da çocuktan kesilmişken Allah onu Yahya (doğacak çocuğu) ile müjdeler. O da Allah'tan bir ayet(gösterge) ister. Allah’ta ona üç gün kimseyle konuşma ve sabah akşam beni tespih et der. Aslında Zekeriya kendi isteğiyle konuşmamazlık yapmamıştır. Yüce Rabbimiz onun konuşmamasını sağlamıştır. Yaşlılarda olan bir rahatsızlıktır. Araştırabilirsiniz.

 

ZEKERİYA PEYGAMBER ÜÇ GÜN BOYUNCA NEDEN KONUŞAMADI                                                                                                                                                         

Allah'ı anarak sürekli tesbih etmesi istenmiştir. Yani Allah'ın yarattıklarını düşünerek, neyi neden yarattı, ne derece kudretli bir yaratıcı, takvalı olmak için neler yapmalıyım v.s. gibi konularda sürekli derin düşüncelerde bulunduğu kanaatindeyim. Bu şekilde düşününce de tespihinde önce zihinsel olarak algılanıp kabul edilmesi görüşüne varıyorum. Tabii ki Allah'ın isimlerini zikrederek de tespih etmiş oluruz diye düşünüyorum. Tabii ki bu isimlerin anlamlarını bilmemiz gerekir. Bir Sübhanallah dediğimizde Sübhanallah ne demek bilmeden söylemek bir papağanın(öğretilirse eğer) Sübhanallah demesinden farkı olmayacağı düşüncesindeyim. Hatta bu isimlerin anlamlarını bildiğimizde Allah'a dua ederken Yüce Rabbim şu sıfatınla bana bunu nasip et şeklinde dua etmek daha doğru olacaktır.        

Mesela Yüce Allah'ım beni hafiz sıfatın ile ateşin azabından koru, zulfadlil azim sıfatın ile beni lütfunla rahmetinin içine al gibi. Şunu unutmamalıyız ki şunu şu kadar söyle bu olur, şunu günde bilmem nek adar söyle bu olur v.s. tarzında bir şey Kuranda yoktur. En basitinden 99 tespih muhabbeti hakkında ne biliyorsanız Kuranda hiçbiri yoktur. Allah'ı anarken Allah’ın rızası ve hoşnutluğu için anın.

 *

7/206 Doğrusu kimseler Rabbinin4 indinde/katında; büyüklenmezler kulluk etmekten O’na (Allah’a); ve tesbih31 ederler O'nu (Allah’ı); ve O’na (Allah’a) secde12 ederler.                                                                                                                                                            

                                                                                                                                                                                                        

Allah'ın katında olanlar Allah'a kulluk etmekten büyüklenmezler (bu hadsizliği insan yapar). Ve ona tesbih ederler. Melekler ve başka Allah'ın katında neler varsa. Ne için yaratıldılarsa ona göre hareket ederler.    Büyüklenenler, kibirlenenler, yaratılış amacına uygun hareket etmeyenler, Allah'a düşman olanlar, şirk koşanlar, Allah'tan başkasına kul olanlar, zalimlik yapanlar, nankörlük yapanlar v.s. İnsanlardır.                                                                                                                                                                                    

*                                                                                                                                         

13/13 Gök gürültüsü övgüsüyle, melekler de ürpertisiyle O'nu tesbih ederler. O, yıldırımlar gönderir ve onunla dilediğini çarpar.      Onlar ise Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Ve O, karşı konulamaz pek çetin bir güç sahibidir.                                                                                                                             

Yukarda izah ettiğimiz gibi Allah' tesbih etmek boncuk ovalamak değildir. Burda Rabb'imiz örneklendirir. Her yaratılan yaratılış amacına uygun davranması ile tespih eder. Gök gürültüsü övgüsüyle Her yaratılan tesbihlerini farklı şekillerde yapar. Gök gürültüsü övgüsüyle ve meleklerde ürpertisi ile Allah'ı tesbih ederlermiş.                                                                                                                                                                                

*                                                                                                                                                                 

15/98 Öyle ki tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; ve ol secde12 edenlerden.                                                                                                                                                                                     

Anlaşılan o ki Secde etmeden yani diz çöküp boyun eğmeden (zihinle) önce Allah'ı en yüce yüceltme ile tespih etmemiz lazım. Yani önce Rabb'imizi tanımamız lazım. Sıfatlarının tecellisine kanıtla, delille şahit olmamız lazım. Zaten yaratılış amacımızda aklımızı kullanmak değil mi? Secde edenlerden olmak için Allah'ı hamd ile tespih etmek gerekiyor. Zaten secdenin de öncelikler zihinsel yapılması gerektiğini secde konusunda incelemiştik.                                                                                                                                                                                          

*                                                                                                                                         

17/44 Tesbih57 eder O'nu (Allah’ı) yedi gökler ve yer; ve onlardaki kimse*; ve yoktur bir şeyden, ancak tesbih57 eder hamd4 ile O’nu (Allah’ı); fakat anlamazsınız tesbihlerini57 onların; doğrusu O (Allah) oldu Halîm58; Gafûr20.

*Evrenimizde bizlerden başka akıl sahibi kimselerin olduğuna büyük bir işarettir.                                                                      

GÖK NEDİR ?

UZAYLILAR VAR MI ?                                                                                                                                                                       

Yani canlı, cansız yedi göklerde (kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz veya görmediğimiz her şey göktür), yerde Allah'ı tespih etmeyen hiçbir şey yoktur diyor Yüce Rabb'imiz. Fakat biz anlayamayız. Allah'ın bize öğrettikleri ve verdiği İşaretlerden tesbihlerini kavrayabildiklerimiz var. Ama aklın almayacağı, bilmediğimiz, kavrayamadığımız nice varlıklar var ki hepsi tesbih ederler. Bizim Allah'ın izni ile kavrayabildiklerimiz hiçbir şeydir. Dağın veya kuşun tesbihini kavrattı bize. Düşünürsek başka şeylerin tesbihlerini de kavrayabiliriz. Ama bahsedilen şey o kadar geniş ki. Yedi gökler. Uzaydaki tüm evrenler yani. Daha biz dünyadaki denizlerin içindeki canlıları doğru dürüst bilmiyoruz. Veya gözle görülemeyen havadaki veya topraktaki organizmaları. Yelpaze çok geniş.

*  

19/11 Öyle ki çıktı karşısına kavminin/toplumunun; mihraptan*/özel alandan; öyle ki vahyetti/işaretle ilham etti onlara; ki tesbih31 edin sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le) ve akşam/Güneş’in batması (-yla).                                 

* ibadet edilen bir yer                                                                                                             

                                                          

Zekeriya kendisine gelen işareti kavmine de anlattı ve bunu anladığım kadarıyla onlarında yapmasını işaretlerle anlatarak tavsiyede bulundu. Bu ayetten ve diğer ayetlerden anladığımız kadarıyla güneşin hareketiyle insanların tesbihi arasında ilişki vardır.                                                                                                                                                                          

*                                                                                                                                         

20/33 "Ki Seni çok tesbih edelim."                                                               

 20/34 "Seni çokça öğütleyelim."

                                                                                                                                                                                                        

Musa firavuna Allah'a teslim olması için Allah tarafından görevlendirildiğinde daha önce onlardan birini öldürdüğü için ve işinin kolaylaşması, rahat konuşması, daha güçlü olmak istemesi, anlatacaklarını daha iyi izah edebilmesi adına kardeşi Harun’u yanına yardımcı olarak Allah'tan talep eder. Harun’u görevime ortak et ki seni çokça tesbih edelim der yani Allah'ın sıfatlarının tecelli edişini onlara daha iyi anlatalım der. Musa ve Harun’un Allah’ı çok tesbih etmesi görevi ile alakalıdır. Bozguncu, azgın ve yalancı nankör olan firauna Allah’ın yoluna girmesi için tavsiyelerde bulunacaklar. Allah’ı anlatacaklar, Allah’ın sıfatlarının tecelli edişini izah edecekler ki belki döner diye. Yoksa bildiğimiz anlamda olsa firavunun yanına gidip, eline tesbih alıp şu veya bu kelimeyi şu veya bu kadar söylemeyecekler. Zaten bu mantıksız olmaz mı? 

Arkasından gelen ayet de zaten öğütleyelim demesiyle tesbih kavramını desteklemektedir. Allah’ı anlatıp eğer Allah’a inanırlarsa da Allah yolunda nasıl olacaklarını öğütleyeceklerdir.                                                                                                                                        

*                                                                                                                                                                                                    

20/130 Öyle ki sabret51 üzerine ne derler onlar; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun; ve gece171 vakitlerinden; öyle ki tesbih31 et; ve taraflarında/etrafında gündüzün170; belki sen razı olursun.                                                                                                                                                   

                                                                                                                                             

Ayet özelinde üç konuyu ele almak gerekiyor.                                                                                                                                                             

-        * Birinci konu şu vakitlerde Allah'ı tesbih et diyen ayetlerde, bu ayetteki gibi (başka ayetlerde de var) bu vakit (tesbih vakti) zihnimizin açık olduğu her vakittir. Yani uyumadığımız bilincimizin yerinde olduğu her zamandır.                                                                                                                                                                                

-        * İkinci konu Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktır görevimiz. Ama ayrıca bizde Allah'tan razı ve hoşnut olmalıyız. Buna inanıyorsak bunu dile getirmeliyiz. Allah'ın rızası ve hoşnutluğu bizim için her şeyden önemli olsa da bizde Rabb'imizden razı ve hoşnut olmalıyız. (bu şekilde düşünüyorsak).                                                                                                                                                                                     

Bu ayet de bir çok ayet gibi insanlara öğüttür. Ayrıca sabretmenin önemini de vurgular Yüce Rabb'imiz. Sabır konusunda detaylı inceliycez.                                                                                                                                                                                  

-        * Üçüncü konuda sabırdır. Kısaca sabır her karşımıza çıkana veya başımıza gelene susmak, sessiz ve eylemsiz kalmak demek değildir. Her koşulda dengeyi korumaktır. Sabır yeri geldiğinde hakkını aramak, yeri geldiğinde çok üzücü bir durumda dengeli olmak, yeri geldiğinde aşırı sevindirici bir olayda dengeyi korumak, yeri geldiğinde bir haksızlık veya zulüme denk geldiğinde mağdurun yanında olmaktır.                                                                                                                                                                                      

Aynı zamanda da başımıza gelen müsibetlerin kendi yaptığımızın sonucu olduğunu bilerek, Allah'ında bunlardan birçoğuna engel olduğu bilincini taşımamızdır 42/30. Başımıza kötü bir şey geldiğinde belki de bu yoldan çıkmamamız için bir işaret bir hayırdır veya tam tersi. Çünkü hoşlanmadığımız bir şeyde hayır, hoşlandığımız bir şeyde de şer olabilir Allah bilir biz bilemeyiz.2/216                                                                                                                     

42/30 Size isabet eden musibet kendi ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.

2/216 Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.                                                                                                                                                                                

57/23 Kaybettiklerinize üzülmemeniz, Allah'ın verdiği şeylerle şımarmamanız içindir. Allah, kendisini beğenip böbürlenen hiç kimseyi sevmez.

Güneşin hareketleriyle tesbihi ilişkilendirmişti Rabbimiz. Genelde sabah aydınlanması ve güneşin batmasına işaret eden Rabbimiz bu ayetinde ise farklı olarak güneşin batışı öncesi ve güneşin doğuşu öncesini işaret etmiştir. Diğer ayetlerle beraber bakıldığında tesbih zamanları sabah aydınlanması, gün batımı öncesi, gün batımı sonrası,  gündüzün taraflarında (iki tarafı olarak gelmedi) , güneşin batış öncesi, güneşin doğuş öncesi yani çalışmanın başında belirttiğimiz gibi her zaman. Aklın açık olduğu, bilinçli olduğumuz her an Allah'ın yaratılış özelliğine göre hareket edeceğiz ve Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olacağız ve Rabbimizi arıyacağız.                                                                                                                                                                                        

*                                                                                                                                         

21/19  Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun yanında bulunanlar O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve usanmazlar;

21/20 Tesbih57 ederler gece171 ve gündüz170; gevşemezler/dinmezler.                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                 

Allah'ın yanında/katında/indinde bulunanların tesbihi. Gevşemeden, dinmeden, durmadan tesbih ederler. Burada da bir açıklama getirelim. Allah'ın katında gece ve gündüz mü olur diyebilirsiniz. Allah bize bizim anlayacağımız şekilde bildiğimiz şeylerle/kavramlarla örnek verir. Kur’an’da bu şekilde gece ve gündüz demek süreklilik ifade eder. Yani her zaman yani devamlı manasındadır. Zaten gece ve gündüz birbirini takip eder birbirlerini sarar/örter(sarar/dolar). Gece biter bitmez gündüz başlar ve gündüz biter bitmezde gece başlar. Yani süreklilik ifadesidir. 41/38 ayetini okuyunuz (aşağıda mevcut). Allah kendi katındaki varlıklardan örnek verir bizlere. Özetle Allah'ın yanında bulunanlar sürekli olarak yaratılış özelliklerine göre hareket ederler, gevşemeden, sapmadan, yorulmadan. Boncuk ovalamıyorlar yani :)))  Eğer araştırırsanız zaten bu boncuk tesbihi olsun, takke olsun hep israilliyet kaynaklı (daha bir çok şey gibi)  olup Kur’an’da hiçbir dayanağı olmayan İslam’la alakası olmayan hurafelerdir.

Not : Cenaze salatı kısmında israiliyattan İslam dinine giren fakat İslam ile alakası olmayan bazı şeylerden bahsettim.                                                                                                                                                                                     

*                                                                                                                                                                                                    

21/79 Öyle ki, kavrattık onu Süleyman'a; ve her birine verdik bir hüküm67; ve bir bilgi; ve boyun eğdirdik Davut'la birlikte dağları; tesbih57 ederler; ve kuşu; ve olduk yapanlar.     

27/16 Süleyman, Davud'a mirasçı oldu. Süleyman: "Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." Dedi.

38/18 ayetteki gibi (Burada da belirtilmiş Davud ve Dağlar) Süleyman ’ada bazı şeyler öğretilmiş Rabb'imiz tarafından. Ayrıca burada birde kuş gelir. Buda 27/16 da bahsedilen mevzudur. Davut’la birlikte dağların ve kuşun tesbihi yani yaratılış amacına uygun hareket ettikleri bilgisi veriliyor ayette. Burada kuş tekil geliyor. Kuşlar değil. Kuşlar diye çevirirler yanlıştır. Tüm kuşları kapsamaz. Yüce Rabb’imiz kış der, göçmen kuşu işaret eder.

 

DAĞLARIN SUNDUKLARI


*

24/36 Evlerdedir (kandil); izin verdi Allah ki yükseltilir ve anılır/hatırlanır orada (kandilde) O’nun (Allah’ın) ismi49; tesbih31 eder (evdeki kimse) O'nu (Allah'ı) orada (kandilde); gün doğumu sonrası; ve gün batımı öncesi.                                                                                                                                                           

                                                                                                                                 

Allah’ın izin verdiği evlerde kendisinin tesbih edildiğini söyler Yüce Rabbimiz. Allah'ın ismini tesbih etmek, onun isimlerinin tecelli ettiği şeyleri bilmek, inanmak, görmek demektir. Tabii ki Allah'ın isimlerini anmalıyız fakat bu isimlerin neye tecelli ettiğini, bu isimlerle neleri tecelli ettirdiğini bilerek anmak elbette çok daha doğru olacaktır. Subhanallah diyoruz. Peki ne diyoruz, dediğimizin ne olduğunu biliyor muyuz?. Allah Sübhandır. Peki subhan nedir? Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? 39/9                                                                                                                                                                                        

39/9 Gece saatlerinde secde ederek, kıyam durarak itaatkar olan, ahireti hesaba katan ve Rabb'inin rahmetini uman kimse, bu nankörlerle bir tutulur mu hiç? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? " Kesinlikle yalnızca temiz akıl sahipleri öğüt alırlar.                                                                                                                                                        

İnsanların yanlarından uydurduğu dinde (İslam’la alakası yok) şunu şu kadar söylüycen, şundan sonra söylüycen gibi hurafelerin ve zanların İslamd’a yeri yoktur. Gökyüzüne baktın Allah'ın yüceliği karşısında tüylerin diken diken oldu. Subhanallah dedin. Zihnen ve kalben söyledin bunu buda Allah'ı anmak, hamd etmek, tesbih etmektir. Ama sallıyorum sabah akşam 99 defa subhanallah deyince cehennem  ateşi seni yakmaz (tamamen uydurdum şu an) diye bir şeye veya buna benzer bir şeye (örnekleme çoğaltılabilir) inanıp da bunu uygularsan bu senin dinin olur ama adı İslam olmaz ve Allah katında kabul edilecek tek din Allah'ın bizim için seçtiği İslam’dır 5/3 - 3/85 Tek kaynağı da Şerefli Kur’an’ımızdır.

5/3 ………………..Öyleyse, onlara huşu duymayın. Bana huşu duyun. Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim/ikmal ettim ve sizin üzerinize nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı seçtim/ beğendim………………………….                                                                             

3/85 Kim İslam'dan başka bir din seçerse, bilsin ki o din ondan asla kabul edilmeyecektir ve o ahirette hüsrana uğrayacaktır.                                             

Şunu da belirtmeden geçmeyelim;                                                                                          

Burada kandil demek ışık saçan bir eşyadır. Eskiden içinde yağı olan ve fitili yağın içinde olan fitil yakılınca ışık veren bir eşyadır. Bilinen şekliyle kandil dediğimiz günler var ya aslında yok ::)) Yani kandilin mübarek olsun deriz ya, mübarek olacak birşey yok çünkü İslam’da kandilin yeri yok. Böyle bir inanış, ibadet veya anma yoktur. Kandil ışık demek zaten. Bu kandil muhabbeti sanırım uyduruk hadis kitaplarında bile yok. Yanılmıyorsam osmanlıdan falan gelme uyduruk saçma sapan İslam’da hiçbir temeli olmayan gereksiz ve anlamsız bir şey. Şey diyorum çünkü nedir tam bilmiyorum, umursamıyorum da, bayram mı, kutlamamı, anmamı yada başka bir şey mi ama bildiğim bir şey varsa mübarek olacak bir durum yok dinimizde yeri de yok.                                                                                                                                                                                         

*                                                                                                                                                                                                    

24/41 Görmez misin? Doğrusu Allah'ı; tesbih57 eder O’nu, göklerdeki162 ve yerdeki/yeryüzündeki kimse; ve kuş164; saflar halinde; her biri muhakkak ki bildi kendi salâtını75; ve tesbihini57; ve Allah bilendir onların yaptıklarını.                                                                                                                    

Bu ayeti salat çalışmasında salat/salli/salla ve sonuç kısmında bahsetmeye çalıştım. Burada daha detaylı incelemeye çalışalım. Yüce Rabbimiz göklerde ve yerdeki herkesin kendisini tesbih ettiğini söyler ve Göçmen kuş (özellikle göçmen kuş işaret edilir,yanlış çevirilerde kuşlar denir) üzerinden bize örnek verir. Göçmen kuş olduğunu da yine Rabbimizin saflar halinde uçan kuşlardan verdiği örnekten anlarız. Bu kuşların yani göçmen kuşların salatını  ve tesbihini bildiğini söyler Rabb'imiz. Yani yaratılış özelliğine göre hareket eder. Her şeyin Allah2ı tesbih etmesi yaratılış özelliklerine göre hareket etmeleridir. Örneğin ; 16/68 -  16/69                                                                                      

16/68 Rabbin, bal arısına; dağlarda, ağaçlarda ve hazırladıkları şeylerde yuva edinmesini vahyetti.

16/69 "Sonra, her çeşit bitkiden ye. Rabb'inin emre amade kılınmış yollarında dolaş." Onun karınlarından, çeşitli renklerde içecek çıkar. Onda, insanlar için şifa vardır. Bunda düşünen bir toplum için kesinlikle bir ayet vardır.                                                                                                                                                                

BAL ARISININ DANSI


Böyle değil midir? Kuşlar zamanı geldiğinde göç etmezler mi? Yollarını bulmazlar mı? Arılarda tıpkı Rabbimizin vahyettiği gibi davranmaz mı? Dağlar, güneş, ay v.s. her şey. Kuşların yaratılış özelliğine göre yaşaması, çoğalması tespihidir ve yılda 2 kez göç etmeleri de salatlarıdır. Buna bakarak kendimize ders çıkarmalıyız. Kendi tespihimizi ve salatımızı bulmalıyız. Yaratılış özelliğimize göre yaşamalıyız ve dönüşün yalnızca Allah’a olduğu bilincinde olarak yaşamalıyız ve Allah’ın öğrettiği gibi yaşamalıyız. Bunun içinde Allah’ın öğretilerini çalışmalıyız. Yani kuran çalışmalı ve kurana göre yaşamalıyız. Bizim de günde 2 defa ve haftada 1 defa olmak üzere 3 salatımız vardır. Bize emredilmiştir. Ve yine emredilmiştir ki yaratılış özelliğimize göre yaşamalıyız. Nedir yaratılış özelliğimiz tam olarak. Bilmediklerimizi bize öğreten Yüce Allah’ımız bunu da bize öğretmiştir. Spesifik olarak şudur veya budur diye buradan yazmam çok doğru olmayacaktır. Şerefli kuranımızı okursak akledersek, anlamak için okursak Yüce Rabbimiz bir çok şeyi bizlere öğrettiği gibi bunu da öğretmiştir. Azıcık çaba göstermek lazım.                                                                       

Örnek vereyim. Allah tarafından kabul edilen tek din İslam’dır 3/19. Nedir islam. İslam barıştır, esenliktir, iyiliktir. İşte yaratılış amaçlarımızdan bazıları bunlardır. Buna göre mi yaşıyorsun ??? Veya tüm yaratılış amaçlarını biliyor musun??? Kerim kurana bakabilirsin. Yüce Rabbim nasip ederse çalışmamı bitirdiğimde tüm kuranı konu başlıkları altında incelemiş olmaya gayret göstermiş olaağım.

Rabbimiz işaret ettiğine göre bu kuşları da incelememiz lazım ki bu kuşların tesbih ve salatını nasıl bilmişler. Saflar halinde uçması işareti ile bu kuşların göçmen kuşlar olduğunu anlarız. Bu kuşlar mevsimsel olarak (göçmen kuşlar) genellikle kuzey ve güney olarak yılda 2 defa üreme veya kışlama alanları bulma için göç ederler. Milyonlarca kuş binlerce kilometre yol alır ve haftalarca uçarlar. Bunun içinde Rabbimiz tarafından bu kuşların özellikli kılınmasıdır. Göçmen kuşların gözlerinin arkasında jeomanyetik yön bulma hücreleri bulunur. Dünyanın manyetik alan çizgilerinin modelini hücre içinde oluştururlar. Bu sistem için ışık da lazımdır. Göze giren ışıkla birlikte çalışan bu sistem bu kuşların dünya konumu üzerinde bilgi verir böylece binlerce kilometre göç ederlerken hatasız gider gelirler. Bu sistem yumurtadan çıkar çıkmaz devreye girmeye başlar. Manyetik çizgilerin grafitisini almaya başlarlar.                                                                                                            

Kuşların salat etmesi bu şekildedir. Salatını bilmesi bu nedenledir. Bu sisteme tabii olup onu takip edip yönlenerek hedefine doğru bedenen ve zihnen gitmesi bu kuşların salatıdır. Tespih ise yaratılış özelliği ile yaratılış amacına uygun olarak bir rotada yüzüp ilerlemektir. Göçmen kuşlarda bunu yapmıyor mu? Rabb’imizin işaret ettiği gibi. Kendisine bahşedilen bu sistemi kullanarak tesbihini ve salatını biliyor o yüzden musallinden oluyor. Bize ne bahşedildi, neyi kullanmamız lazım, neye musallin olmamız lazım ve bizim salatımız, tespihimiz nedir düşünelim.                                                                             

Ben cevap vermeye çalışayım kendi soruma sizde kendi cevabınızı verirsiniz.                          

Bize bahşedilen akıldır. Aklımızı kullanmamız lazım (bir çok ayette bunu öğütler Rabbimiz). Yalnızca Kur’an deyip yalnızca Kur’an’a musallin olmalıyız. Bizim tespihimiz de aynı kuşlar gibi yaratılış özelliğimize göre hareket etmemizdir .Yani beynimizi kullanmalıyız. Peki bizim salatımız nedir. İnsanların salatı bir hedefe yönelerek aklını kullanarak bıkmadan usanmadan tüm gücümüzle ilerlemektir. Bilmediğimiz şeyleri bize Kur’an’la öğreten Yüce Rabbimizin kelamını öğrenmektir. Bunu da Kur’an ile sadece ve yalnızca Kur’an okuyarak, çalışarak, anlayarak yapabiliriz. Kur’an'a musallin olduğumuzda Allah'a musallin olmuş oluruz ama yalnız Kuran dersek bu gerçekleşebilir. Rabbimizin özellikle işaret ettiği göçmen kuşların salatı da yılda 2 defadır. Bizim ise günde 2 defadır. Birde toplantı salatımız vardır. Kuşların yön bulması bozulduğunu varsayarsak yanlış şeye musallin olurlar. Onu kullanamaz gidecekleri yere gidemezler. Yani tespihini ve salatını yanlış yaparlar. Aynı şekilde insan da aklını kullanmassa yanlış şeye musallin olursa tespihi ve salatı doğru olmaz. Salatlarında gaflet içinde olurlar, aymazlık salatı yaparlar. Kur’an’ın salatı olmaz çünkü Kur’an’a musallin olmazlar. Neye inanıp neyi kendimize din olarak seçtiğimize dikkat edelim. Neye inanırsak o bizim dinimiz olur ancak Allah katında kabul olacak tek bir din vardır oda İslam’dır 5/3 - 3/85 - 3/19 . Onun haricinde takip ettiklerimiz bizi cehenneme sürükleyecektir. Ve her zaman olduğu gibi Yüce Rabb’imizin sözü hak olur. Öyleyse vay o haline musallinlerin 107/4. (salat çalışmasında musallin konusuna bakınız)                                                                                                                                                         

5/3 ………...Öyleyse, onlara huşu duymayın. Bana huşu duyun. Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim/ikmal ettim ve sizin üzerinize nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam'ı seçtim/ beğendim………….

3/85 Kim İslam'dan başka bir din seçerse, bilsin ki o din ondan asla kabul edilmeyecektir ve o ahirette hüsrana uğrayacaktır.

3/19 Kuşkusuz, Allah katında din, İslam'dır. Kitap verilenler, kendilerine bilgi geldikten sonra ihtirasları nedeniyle ihtilafa düştüler. Kim,          Allah'ın ayetlerini kabul etmezse bilsin ki, kuşkusuz Allah, Hesabı Çabuk Gören'dir.

107/4 Öyleyse, vay haline musallinlerin118.                                                                                                                                                                                

*                                                                                                                                         

25/58 Ve tevekkül79 et diri olana; ki ölmez; ve tesbih31 et hamd3 ile O’nu; ve kâfidir/yeterlidir (Allah) ona (elçisine); kullarının günahların(-dan) haberdar (olmasıyla).                                                                                                       

Nebi Muhammede söyler Rabb'imiz. Tabii sadece ona özel değildir. Bizede gelir bu öğüt.


*


32/15 Ancak ayetlerimize iman47 eden kimseler; (Kur’an) hatırlatıldığı zaman onlara onunla (ayetle); kapandılar secde12 edenler (olarak); ve tesbih31 ettiler hamd3 ile Rablerini4; ve onlar büyüklenmezler.                                                

                                                          

Her şey yaratılış özelliğine göre hareket eder fakat bu ayetteki tesbih zihinle Allah'a iman etmektir. Ayetler ışığında kendi akıllarını kullanarak bir teslimiyettir. Ve büyüklük yapılmaması gerektiğini  de ayetten açıkça anlıyoruz.                                                                                              

*                                                                                                                                                                                                    

33/42 Ve tesbih31 edin O'nu (Allah’ı) sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le); ve gün batımı öncesi.                                                                                                 

                                                          

Bu ayetten ve diğer ayetlerden de anlaşılacağı gibi tesbih etme zamanı zihnimizin açık olduğu her andır.                                                                                                                                                                                         

*                                                                                                                                                                                                    

37/143 O durumda eğer ki o (Yunus) olmasaydı musebbihden85.                

                                                                                                                                             

Tesbih etmenin önemini vurgular bu ayet. Öncesi ve sonrası okunursa Yunus nebinin balık tarafından yutulduğunu, eğer tesbih edenlerden olmasaydı balığın karnında ölüp gideceğini, fakat Allah'ı tesbih ettiği için Allah'ın omu kurtardığı ve nüfusu yüz binden fazla bir halka resul olarak görevlendirildiğini gaypdan haber verir Yüce Rabbimiz.                                                                                     

*                                                                                                                                                                                                    

37/166 Ve doğrusu biz; mutlak biziz musebbih85.                                        

                                                          

Anladığım kadarıyla Yüce Allah'ımız muhles kullarından bahsediyor bu ayetinde. Ama kendi katından olan yarattığı varlıklardan da bahsediyor olabilir. Sonuçta her şey Allah'ı tesbih etmektedir.                                                                                                                                                    

*                                                                                                                                                                                                    

38/18 Doğrusu biz boyun eğdirdik dağları onunla (Davut’la) birlikte; tesbih57 ederler akşamla/gün batımı sonrasıyla ve gün doğumuyla.           

                                                                                                                                                                                                        

Allah'ın kulu ve elçisi olan Davud her durumda Allah'a yönelen birisiydi. Yüce Rabbimiz dağları Davud’la birlikte boyun eğdirmiş. Ve dağlarda Davud’da birlikte Allah'ı tesbih ederlermiş. Zamanla ilgili bir işaret de vermiş Rabb'imiz bize. Çalışmanın başında Allah belirli bir zaman belirtmemiş diye yazmıştım. Tüm ayetler dikkatlice okunduğunda belli bir zaman olmadığını ve zihnin açık olduğu herz aman Allah'ı tesbih etmenin zamanı olduğunu açıkça anlayabiliriz. Yalnız ayetlere baktığımızda tesbih etmenin güneşin hareketleriyle ilgisi olduğunu görebiliriz. Peki burada dağlar Davut’la beraber boncukla herhangi bir kelimeyi tekrarlayarak mı tesbih ediyorlar. Elinde tesbih olan dağ gördün mü? Eee Allah dağlar da tesbih ediyor diyor. Dağlar yaratılış özelliği ne ise onu uyguluyorlar.  Dağların yaratılış özelliği nedir. İçlerindeki madeni sunmasıdır 35/27. Allah’ta dağları Davud’un emrine verdi, yani dağlar kaynaklarını Davud'a sundular. 21/79 ayeti ile bağlantılı.                                                                              

35/27  Allah'ın gökten su indirdiğini görmüyor musun? Onunla rengarenk ürünler çıkardık. Ve dağlarda da beyazlı, kırmızılı ve çeşitli renklerde, siyah ve simsiyah katmanlar oluşturduk.                                                               

                                                          

*                                                                                                                                                                                                    

39/75 Melekleri, arşın çevresini kuşatmış olarak, Rabb'lerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık onların aralarında hakk ile hüküm verilmiştir. "Âlemlerin Rabb'ine hamdolsun." denir.                                                        

                                                          

Meleklerin tesbihinden bahseder Yüce Rahman'ımız.                                                                                                                                                                                     

*                                                                                                                                                                                                    

40/7 Arş'ı yüklenenler ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini hamd ile tesbih ederler. Ve O'na iman ederler. İman edenler için bağışlanma dilerler: "Rabb'imiz! Sen, rahmet ve bilgice her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin dosdoğru yoluna uyan kimseleri bağışla. Onları Cehennem azabından koru."                                                                                                                                                                         

Allah katında olanların tesbihini anlatır Yüce Rabb'imiz.                                                                                                                                                                                 

*                                                                                                                                                                                                    

40/55 Öyle ki sabret51; doğrusu Allah'ın vaadi haktır/gerçektir; ve istiğfar et/bağışlanma dile günahların için; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; akşamla/gün batımı sonrasıyla; sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle.            

                                                                      

Yüce Allah sabretmeyi, vaadinin gerçek olduğunu, günahlarımız için bağışlanma dilememiz gerektiğini, en yüce övgüyle kendisini aramamızı ve bu aramanın sürekli olması gerektiğini bizlere öğüt vermektedir.

Buradaki vaat şudur; Ben size yol gösterdim. Bu yolda ne yapmanız ve ne yapmamanız gerektiğini belirttim. Bunların sonuçlarını da belirttim. Özgür irade ve seçim hakkı sundum. Dünyanın bir sonu var. Bana döneceksiniz. Hesap görüldüğünde tüm söylediklerimin doğru olduğunu anlayacaksınız, eğer dünyadayken anlamadıysanız. Yaptıklarınızın karşılığını eksiksiz alacaksınız.

En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                       

*                                                                                                                                                                                                    

41/38 Öyle ki eğer büyüklendilerse; öyle ki kimseler; Rabbinin4 indinde/katında; tesbih57 ederler O'nu (Allah’ı); geceyle171 ve gündüzle170; ve onlar bıkmazlar / yorulmazlar.                                 

                                                          

Eğer herhangi bir kimse büyüklük taslarsa, kendini büyük görürse diğer insanlardan veya Allah'a kul olmaktan, kendini bişey zannedip böbürlenirse, çocukları, dünyadaki malı, şanı ve şerefi kendisini büyük görmesine kibirlenmesine neden olursa o kimse bilsin ki Allah'ın katında olanlar bıkmadan, yorulmadan, usanmadan Allah'ı tesbih ederler/yaratılış amaçlarına uygun davranırlar. Aklını kullanan biri için müthiş bir örnek vermiş Rabb'imiz. 21/20 ayetini de okuyunuz lütfen.                                  

Net anladığım şudur ki; Rabb’imiz bizlere ;                                                                                           -Sen kimsin ki benim katımdakiler/yanımdakiler/indimdekiler bıkmadan, yorulmadan sürekli tesbih ederlerken sen sana verdiğim yaratılış özelliğini kullanmıyorsun. Eğer kendini bişey zannedersen bil ki benim katımdakiler sürekli kendi yaratılış özelliklerine göre hareket ederler demektedir.                                                                                                                            

*                                                                                                                                                                                                    

42/5 Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler ise Rabblerini hamd ile tesbih ederler, yeryüzünde bulunanlar için bağışlanma diliyorlar. İyi bilin ki Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                           

                                                                                  

Meleklerin tesbihi ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilediğini Rabb'imiz bize haber verir. Ayrıca kendisinin çok bağışlayıcı ve Rahmetinin kesintisiz olduğunu bir kere daha bu ayette vurgular. Yalnız göğün neredeyse neden çatlayacağı konusunda bu ayette bilgi vermemektedir. Bildiğimiz kadarıyla göğün çatlamasına başka ayetlerden verdiği örneklemeden biliyoruz.                                             

                                                          

19/88 "Rahman bir çocuk edindi." dediler.

19/89 Ant olsun ki, siz çok kötü bir iddiada bulundunuz.

19/90 Neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile devrilecekti.

19/91 Rahman'a bir çocuk isnat ettiler diye.

19/92 Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz. 

19/93 Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a yalnızca kul olarak gelecek.                                                                                                                                                                                       

Bir önceki ayette de göklerde ve yerde ne varsa her şey Allah'ındır diyor Rabb'imiz.42/4. 42/5 deki göğün çatlaması bazı yalancı nankörlerin Allah çocuk edindi demeleri ile alakalı olduğu kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                  

*                                                                                                                                                                                                    

48/9 İman47 etmeniz için Allah'a; ve resulüne/elçisine O’nun (Allah’ın); ve yardım edersiniz O’na (Allah’a); ve vakarlı olursunuz/oturaklı olursunuz O’na (Allah’a); ve tesbih31 edersiniz O’na (Allah’a); sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le); ve gün batımı öncesi.                                                                            

                                                          

Ayet açık. vakarlı olun kelimesinden aklıma gelen başka bir konu üzerinde konuşmak isterim. Kadın ayrımcılığı, erkek üstünlüğü. İbadette, helalde, haramda, yapılacaklarda, yapılmayacaklarda, öğütlerde, kıssalarda, müjdelerde, uyarılarda, azapta, ödülde, dünya hayatı ve ahiret hayatında kadın ve erkek olarak Allah ayrımcılık yapmamıştır. Bir iki ufak detay dışında farklı bir öğütte bulunmamıştır. Şu anki İslam’daki gibi kadını 2. sınıf vatandaş yapmamıştır. Kadınları çuvala koyun (bu çarşaf meselesi) dememimştir, kadınları ötekileştirin, kimliklerini elinden alın, erkeklere muhtaç edin v.s. dememiştir. Erkek ve kadın eşittir. Boşandıktan sonra evlenme konusunda erkek kadından daha fazla hak sahibidir (yeniden evlilik konusunda) demiştir. Fakat bu hak sahipliği her iki taraf isterse geçerlidir ve anladığım kadarıyla da kadının hamile olma durumu söz konusudur.2/228 ve 4/34 e bakılabilir. Göğüs kısımlarının örtülmesini ve ziynetlerini açığa çıkaracak şekilde ayaklarını yere vurmamalarını 24/31 ve zamana uygun cilbab giymeleri 33/59 istemiştir. Birde 2 şahit meselesi var. Erkek bulunamasa erkek yerine biri unutursa yerine 2 kadın şahit gelsin demiştir 2/282. Buda kadınların akılsız veya bu işi yapamayacaklarından değildir. O günkü koşullara ve kadınsal durumlara (bebeği olması,adet döneminde olması v.s.)  göre verilmiş bir emirdir. Detaya girmiycem. Ayrıca Allah’ın kitabına göre de rahim sahipleri önceliklidir(iman eden, hicret eden ve cihat eden diye geçer ayette 8/75). Kadınlar zekat verir, yani çalışırlar, yönetici olabilirler, tüm sosyal konularda olabilirler. Erkekler ise geçimi sağlamak ile ve boşanma veya ölüm anında bir yıl kadının evden çıkmayacak şekilde geçimlerini sağlayacak birikimi onlara sağlamak ile mükelleftirler. Tüm bu konu biraz detaylı bu ayet özelinde çok derine girmeyi düşünmüyorum(tüm bu anlattıklarım yüzeyseldir). Buraya nerden geldin diyeceksiniz, şuradan geldim. Allah bu ayetinde vakarlı olun diyor. Sadece kadınlara demiyor tabii ki. Erkekler de bu işin işinde. Aynı kadınlara gözlerinizi kısın diyor. Erkeklere de gözlerinizi kısın diyor. Bunu duyan hadisçiler kadınları poşete koyuyorlar. Ee size de aynı emir haydi sizde peçenin altına girin, çarşaf ile dolaşın. Kadını insanlıktan çıkartan, kimliğini yok eden, erkeklere muhtaç eden bu saçma sapan kadına bakış açısının İslam’la bir alakası yoktur. Erkek ile kadının dünyada ve ahirette Allah katında bir ayrıcalığı yoktur 8/75. Hepimiz birbirimizdeniz.                                                 

3/195 Ve Rabb'leri, onlara cevap verdi: "Ben, sizden; erkek olsun, kadın olsun -ki hepiniz birbirinizdensiniz- iyi şeyler yapanların yaptıklarının karşılığını boşa çıkarmam. Onlar ki benim yolumda hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerdir. İşte bunların kötülüklerini örterim. Onların yaptıklarının karşılığı Allah'ın yanındadır. Kuşkusuz, onları içinden nehirler akan Cennetlere koyacağım. Karşılıkların en iyisi, Allah katındadır."

8/75 Sonradan iman edip de hicret edenler ve sizinle birlikte cihat edenler sizdendir. Allah'ın Kitap'ına göre rahim sahipleri önceliklidir. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen'dir.                             

48/8 ile beraber ele alındığında Nebi Muhammedi Allah tanık, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdiğini söyler. Ayrıca Allaha ve onun resulüne (muhammede) iman etmemizi söyler. Tesbih  ve başka şeyler hakkında öğütlerini bizlere duyurur bu ayetinde.                                                                                                                               

Bu konu üzerinde ayetler ışığında çok fazla şey konuşabilirim ama konumuz bu değil bu çalışmada.                                                                                                                            

*                                                                                                                                         

50/39 Öyle ki sabret51 onların dedikleri üzerine; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun (Güneş’in).       

                                                          

Sabretmenin önemi ve tesbihin zamanı (zihnin açık olduğu her an) bildirir Yüce Rabb'imiz.                                                                                                                                                                                         

*                                                                                                                                         

50/40 Ve geceden171; öyle ki tesbih31 et O’nu (Allah'ı); ve secde12 arkalarında.                                                                                                                  

Teslimiyetinden sonra Allah’ı aklederek ara/tecelli ettiklerini gör teslimiyetini güçlendir. Secde tekildir. Secde arkalarında diye gelir ayet. Secdelerin arkalarından değil. Genelde secdelerin arkalarından diye yanlış çevrilir. Yani tek bir secde vardır. Secde arkalarında doğrusudur. Salat sonrası tek bir secde ile zihinsel teslimiyet sonrası bedensel teslimiyet yapılabilir. Şart değildir. Ama zihinsel teslimiyet sonrası Allah'a duyduğumuz huşu ve haşyet içinde kendi acizliğimizi ve Allah'a teslimiyetimizi bedensel olarak gösterme ihtiyacı hissettiğimiz zaman mekan müsaitse yapılabilir/yapılmalıdır.                                                                                                                                                                      

*                                                                                                                                                                                                    

52/48 Ve sabret51 Rabbinin4 hükmüne; öyle ki doğrusu sen gözlerimizin önündesin; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; zaman (ki); dikelirsin/ayağa kalkarsın.                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                                                                        

Nebi Muhammed’e Yüce Rabbimiz kendi hükmüne sabretmesini söylüyor. Her an onu gördüğünü söylüyor(Rabbimizden habersiz yaprak düşemez, rahimlerde olanı, yerde gökte ve nemli toprağın altındakiler bilir O herşeyi bilendir) dikelirsin ayağa kalkarsın (yani yapacağın her iş için o işe kalkıştığında) Rabbini tesbih et hamd* et diyor. Bu bizler içinde geçerlidir. Genelde kuranda söylenen herş ey aynı zamanda bize de söylenmiştir. Birkaç istisna dışında. Bazı ayetlerde nebiye bu sana özel diye söyler. Mesela birden fazla eş mesela gece yapılan teheccüd salatı gibi.                            

            * En yüce övgü ile Allah'ı övmekten, hamd etmekten de bahseder ayet. Bu övgüyü nasıl yaparız. Allah'ın yaratmış olduğu şeylerin yüceliğini görerek yapabiliriz. Bunları görüp, Allah'ın yüceliğine kalple, beyinle şahit olarak, delil ile, kanıt ile inanarak, zihinle teslim olarak yaparız. Bunları yapmanın yolu da Yüce Allah'ın bize yaratılış özelliği olan beyni/aklı kullanarak olacaktır ancak. Bu yaratılış özelliği ile Rabb'imizi arıyacağız. Tüm sıfatlarının/isimlerinin tecelli edişine (Subhan) şahit olmayı arıyacağız. Yüce Rabb’imizin isimlerinin/sıfatlarının tecellisini aramak, bulmak, anlamak, idrak etmektir. Tesbih budur. Zaten bunları gördükçe Allah'ı hamd (hamdı kendi konusunda inceliycez)  ile tesbih etmemek imkansızdır, Papağan gibi tekrarlanan sözlerde değildir samimiyet ve gerçeklik, ancak gerçeğe tanık olup zihnen diz çöküp boyun eğersek, Allah’ın yüceliğini kavrayabilirsek (insan nekadar kavrayabilirse),  Allah'ı en yüce övgüyle hamd edebiliriz, tesbih edebiliriz, gerçek hamd ve tesbih budur. Yüce Yaratıcımızın tecellilerinden onu bulur, Yüceliğini anlarız, o zamanda beyinle diz çöküp boyun eğeriz ister istemez.

Allah’ın bizim belli kelimeleri tekrarlamamıza ihtiyacı yoktur hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi. Ancak bize verdiği akıl ve özgür iradeyle kendisini bulmamızı, gösterdiği yolda olmamızı ister. İster ki bizi affetsin, bağışlasın, ödüllendirsin. Allah çok merhametli, çok bağışlayıcı, çok affedici, çok hoşgörülü çok şevkatli, çok sevendir. Bundan dolayı tüm kullarını da ödüllendirmek ister. Bundan zihnimizin açık olduğu her an tesbih etmeliyiz. Allah’ı ve öğütlerini unutmamalı ve vahiyle korunanlardan olmalıyız.

Bunu yapabilenler ahiret kazancını elde ederler, yapamayanların ise üzerlerine söz hak olur, kendilerine zulmetmiş, kendilerine haksızlık etmiş olurlar, hüsrana uğrayanlardan olurlar, azapta olanlardan olurlar.                                                                                                                  

*                                                                                                                                         

52/49 Ve geceden171; öyle ki tesbih31 et O’nu (Allah’ı); ve yıldızlar163 ardında*.                                                                                                                                                                                                                                                               

*Yıldızlar görünür hale geldikten sonra.                                                                                                                                                                                 

*                                                                                                                                         

56/74 Öyle ki tesbih31 et adıyla/ismiyle49 Rabbinin; azîm94.                       

                                                          

Bu ayet öncesi ayetlerde Rabb'imiz bazı örnekler verir(okuyunuz). Size suyu verdik istesek tuzlu yapardık, yaktığınız ateşe baktınız mı, onun ağacını siz mi yetiştiriyorsunuz biz mi şükretmeniz gerekmez mi gibi örneklerin ardından bilmediklerimizi bize öğretip o halde kendisinin adıyla sıfatlarının tecelli edişine akılla şahit ol diye bize öğüt verir. Burada Azim isminden (büyük/azametli) örneklendirir. Allah’ın isimleri/sıfatları Kur’an’ımızda mevcuttur. Bu sıfatların anlamlarını bilirsek bu sıfatların tecellilerini anlayabiliriz. Çalışmamıza bu isimleri/sıfatları da ekleyeceğim.                                                                                                                                                                        

*                                                                                                                                                                                                    

56/96 Öyle ki tesbih31 et adıyla/ismiyle49 Rabbinin; azîm94.                                                                                                                                             

56/74 de dünyada bize verdiği nimetlerden bahsedip, Rabbinin Azim ismiyle tesbih et diyen Yüce Allah'ımız, bu ayette de bunu demeden önce Kurandan, cennet ve cehennemden ve bazı derecelendirmelerden bahsettikten sonra Rabbinin Azim ismiyle tesbih et der.                                                                                                                                                                                    

*                                                                                                                                                                                                    

57/1 Tesbih57 etti Allah'ı göklerdeki; ve yerdeki; ve O; Azîz'dir37; Hakîm'dir9.

59/1 Göklerde ve yerde bulunanlar, Allah'ı tesbih etmektedir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

59/24 O; Allah’tır; Hâliktir103; Bârî'dir104; Musavvir'dir105; O'nadır güzel isimler49; tesbih57 ederler O'nu göklerdeki ve yerdeki; ve O (Allah); Azîz'dir37; Hakîm'dir9.

61/1 Göklerde ve yerde olanlar, Allah'ı tesbih ederler. O, Mutlak Üstün Olan'dır ve En Doğru Hüküm Veren'dir.      

 62/1 Göklerde ve yerde bulunanların tamamı, Melik, Kuddus , Mutlak Üstün Olan, En İyi Hüküm Veren Allah'ı tesbih etmektedir.

64/1 Göklerde ve yeryüzünde olan her şey Allah'ı tesbih eder. Mülk yalnızca O'nundur. Hamd O'nadır. O'nun gücü her şeye yeter.

110/3 O zaman, Rabb'ini hamd ile tesbih et. Ve O'ndan mağfiret dile. Kuşkusuz O, tevbeleri kabul edendir.                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                             

Konu ile ilgili başka ayetlerde yukarıdaki gibidir.                                               

 

*       

68/28 Dedi en hayırlısı/ortası onlardan: “Demez miyim sizlere; niye tesbih31 etmezsiniz?”                                                                                  

                                                          

Nebi Muhammedi yalanlayanlar, Allah'ın yolundan sapanlar, Yalan yere yemin edenler, iftira edenler, laf taşıyanlar, sadece dünya malı ile ilgilenip haddi aşanlar, zorbalar, karakteri bozuk olanlar, mal ve oğulları var diye büyüklenenler, ayetler okunsa bile yalanlayanlar üzerinden bu tarz kişilerden birkaç bahçe sahiplerini örnek verir (önceki ayetleri okuyunuz) Yüce Rabb'imiz.                            Bunlar bahçelerdeki ürünlerini sabah erken toplamak için sözleşir. Fakat Allah bunları belalandırmasına rağmen henüz tarlaya gitmediklerinden başlarına gelecekten haberleri yoktur. Daha onlar uyanmadan Rabb'imiz  bir dolaşan görevlendirerek  (yalancı nankör olmalarından dolayı) tarlada ekin namına bir şey bırakmayarak kara toprak şekline dönüştürmüş. Bu yalancı nankörlerde ihtiyaç sahiplerini nasiplendirmemek adına sabah erkenden ve aralarına ihtiyaç sahibi karışmasın diye ihtiyarlı olarak yola koyulmuşlar. Tarlaya gelince ekin yerine kara toprak görünce yanlış yere geldik zannetmişler. Ne yaptıklarını ve neden başlarına bu geldiğini kavrayan en makul düşünenleri 68/28 ayetindeki sözü söyler.                                                                                                                  

Halbuki Allah'ı tesbih etmeleri, Allah'ın sıfatlarının tecellisine akıllarını kullanarak şahit olmaları, her şeyin Allah'ın iradesinde, gücünde olduğunu akıllarına getirmeleri gerekirdi. Bu kıssada akledenler için alınacak birçok öğüt var diye düşünüyorum. 68/28 öncesi ve sonrasını da okumanızı şiddetle tavsiye ederim.                                                                                                                  

                                                                                              

*                                                                                                                                                                                                    

69/52 O halde Azim Rabb'inin adını tesbih et.                                              

                                                          

Hangi halde Azim Rabb'imizin adını tesbih edicez. Yani sıfatlarının tecellisine akılla şahit olucaz. Okuyunuz Hakka(69) suresi.                                                                                                                                                                                     

*                                                                                                                                                                                                    

76/26 Ve geceden171; öyle ki secde12 et O'na (Allah’a); ve tesbih31 et O'nu (Allah’ı) bir gece171; uzunca.                                                                                                                                                        

Nebiye gelen emir. Bazı geceler uzunca Allah’ı anması gerektiğini bildiriyor. Ona özel bir durumdur diye düşünüyorum. Ona hitaben gelse de bu sadece sana özel demediği için bizlerinde uygulamasında sakınca olmayacağı kanaatini taşımaktayım.                                                

*                                                                                                                                                                                                    

87/1 Tesbih31 et adını/ismini49 Rabbinin4; A’lâ116.                                    

                                                                                                                                                                                                        

En yüce en üstün olan Rabb'inin (efendinin) adını tesbih et. Allah'ın sıfatlarının tecellisine yaratılış özelliğimiz olan akılla şahit ol. Bu sıfatlarının biri de Ala imiş. 87/1 sonrası ayetleri mutlaka okuyunuz. Allah'ın yüceliğine tanık olunuz.                                                                                                                                                                                        

*                                                                                                                                                                                                                

 

Tesbih ile ilgili Allah'ın ayetlerinden bize gösterdiği işaretlerini anlamaya çalışalım. Yukarıdaki bahsettiğimiz ayetlerden 21/79 ve 38/18 e bakarak başlayalım.                                                                                                                                                                                  

21/79 Öyle ki, kavrattık onu Süleyman'a; ve her birine verdik bir hüküm67; ve bir bilgi; ve boyun eğdirdik Davut'la birlikte dağları; tesbih57 ederler; ve kuşu; ve olduk yapanlar.     

38/18 Doğrusu biz boyun eğdirdik dağları onunla (Davut’la) birlikte; tesbih57 ederler akşamla/gün batımı sonrasıyla ve gün doğumuyla.                                                                        

Bu ayetlerde Davud, Süleyman, dağlar ve kuşun sürekli tesbihinden bahseder Yüce Rabbimiz. İlgili ayetlerimizi incelemeye devam edelim Allah'ın bize verdiği işaretleri yakalamaya çalışalım.                                                                                                                                               

35/27 Allah'ın gökten su indirdiğini görmüyor musun? Onunla rengarenk ürünler çıkardık. Ve dağlarda da beyazlı, kırmızılı ve çeşitli renklerde, siyah ve simsiyah katmanlar oluşturduk.              

27/16 Süleyman, Davud'a mirasçı oldu. Süleyman: "Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." dedi. 

Süper bir işaret geliyor bu ayetlerde. Dağların tesbihini anlatıyor Rabb'imiz. İçinden çıkan madenleri sunması onun tesbihiymiş. Süleyman‘ada kuşların dilinden yani onların doğasına göre onlardan nasıl yararlanacağını öğretmiş Rabb'imiz. Şöyle ki bazı kuşları eğitebilerek haberci kuş olarak kullanmış. Tabii ki kuşların yaratılış özelliğini anlayarak yapmıştır bunu. Dağlar ve kuşun yaratılış amacına uygun olarak bir düzende ilerlemesinin onların tesbihi olduğunu anlıyoruz.                             

Devam edelim.                                                                                                                                                                     

34/10 Ant olsun ki, katımızdan Davud'a bir fazilet verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber övgüyü tekrarlayın. Ve onun için demiri yumuşattık.          

34/11 Bedeni örten zırhlar yap. Bağlantılarını güzel şekilde tasarla. Salihatı yapın. Ben, yaptıklarınızı bütün gerçeğiyle görenim.

34/12 Sabahleyin bir aylık yol gitmeyi, akşamleyin bir aylık yoldan geri dönmeyi sağlayan rüzgar, Süleyman içindi. Ve erimiş bakırı kaynağından ona akıttık. Ve cinlerden, Rabb'inin izni ile onun elinin altında çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden çıkacak olsa, ona alevli ateşin azabından tattırdık.

34/13 Ona dilediği gibi mabetler, şekil verilmiş eşyalar, havuz büyüklüğünde çanaklar ve sabit ağır kazanlar yapıyorlardı. Ey Davud'u izleyenler! Şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden çok azdır.                                                                                                                                          

Yukarıdaki ayetlerde tesbih kavramını daha iyi kavramamızı sağlamaktadırlar. Tüm bu işaretleri ele aldığımızda tesbih kavramını Kuran bize açıklamış olur.  Aklederek okuyalım lütfen.                                                      

Tesbih kavramını da Yüce Rabb'imizin izni ile şerefli Kuranımızdan incelemeye çalıştık. Okuyan herkesten Allah razı olsun.                                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                                        

Güneşin hareketleriyle tesbih kavramının ilişkilendirildiğini defalarca belirtmiştik. Daha iyi kavramak adına şimdi bunları bir araya toplamaya çalışalım.                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                                                                                                        

           

                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                        

Tabloya baktığımızda çalışmamızda da belirttiğimiz gibi tesbih zamanları insanın uykuda olmadığı her anı kapsar. Yani bilincimizin yerinde olduğu her anı kapsar.                                              

ayet

tesbih zamanı

24/36

gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde

33/42

sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve gün batımı öncesi

19/11

sabahla/ilk aydınlanmayla/sherle ve akşamla/Güneşin batmasıyla

40/55

Sabahla ilk aydınlanmayla/seher le ve akşamla/gün batımı sonrası

20/130

güneşin doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde

20/130

gece vakitlerinde

20/130

gündüzün iki yanında

50/39

güneşin doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde

24/36

gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde

Tablo oluşturan İbrahim Esinler

    

TESBİH

SUBHAN


                                                                                                                             

Yüce Rabb'imiz tesbihi bilincimizin açık olduğu her an yapmamız gerektiği işaretini net bir şekilde şerefli Kur’an’ımızda vermiştir. Evrendeki her şey tesbihini yani kendi yaratılış özelliğine göre hareket etmesini biliyor ve her an yapıyorsa, insanda kendi yaratılış özelliği olan aklını kullanarak kendi tesbihi olan Rabb'ini arayıp bulma eylemini her an (uyanık olunan her an) yapmalıdır.                                                                                                                                                                                       

  *                                                                                                                                           

     

7/172 Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye. Rabb'in, ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı. Ve onları kendilerine tanık yaptı. "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" dedi. "Evet, Rabb'imizsin, Tanıklık ediyoruz. " dediler.

 

Tesbih ve Subhan çalışmalarımızda hep insan Allah'ı bulmalı diye bahsetmiştik ya. Akıl ile Allah'ın sıfatlarının tecellisi ile bulabileceğimize değinmiştik. İşte bu ayette Yüce Yüce Rabb'imizin bir işaretidir. Bu ayette açıkça görüyoruz ki Yüce Yaratıcımız bizi yarattığında, yaratırken benliğimize kendisini (yani yaratıcısını) idrak etme güdüsünü, idrak etme yeteneğini, idrak etme yetisini yerleştirmiştir, vermiştir, bahşetmiştir. Nasıl bal arısına neyi, nasıl yapacağını, nerelere gideceğini kodladıysa, nasıl insan tek hücreyken hangi hücre hangi organı oluşturacak, o organı nasıl, ne kadar, ne şekilde, hangi görevde olacağını kodladıysa ( Konu anlaşılması bakımından örnek verdim) insana da yaratırken, yaratılışının özünde Allah'ı bulabilme, tanıyabilme ve idrak etme yeteneğini kodlamıştır.



   


AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR


3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

20Bağışlayan.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini 

aramak.

37Güç yetiren.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

49Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel

 isimler/sıfatlar O'nadır.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

58Yumuşak huylu.

67Yargı, karar, değer.

75Bir göçmen kuşun kendisine verilen jeomanyetik GPS sistemini kullanarak bir hedefe doğru (göç) zihnen ve bedenen uçması.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

85Tesbih eden. Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak 

Rabbini arayan.

94Büyük/azametli.

103Yaratan.

104Başlatıp yapan.

105Şekillendiren/biçimlendiren.

116En yüce/üstün.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. 

Çoğul Olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Evren tekil olarak bir göktür. Bu

gök içindeki her bir yer de göktür. Örnek; galaksinin içindeki bir bulutsu da bir göktür. Bu nedenle gökler çok sayıda gök 

içeren  evrenimizi işaret eder.

163Işığını füzyon enerjisiyle üreten parlak gök cismi. Yıldız.

164Saflar halinde uçan kuş. Göçmen kuşlar. Kendilerine bahşedilen jeomanyetik GPS sistemini takip ederek yılda iki 

kez göç etmeleri salâtlarıdır. 

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz 

 başlar ve  Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez 

olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

189Halef, sonradan gelen, öncekinin yerine geçen, birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse; arda, ardıl, 

selef karşıtı.


                                                                                                                                        

                                              

                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                                        

tesbih   سبح      sbH      Sin-Be-Ha                                                                                          

türevler  : nusebbihu /sebbih/ve yusebbihunehu/fesebbih/tusebbihu/sebbihu/nusebbihake/   yusebbihune/yusebbihu/ve tesbihahu/ve sebbehu/ve sebbihuhu/l-musebbihune/yusebbihne/ve tusebbihuhu/fesebbihhu/sebbeha/tusebbihune/sebbihi   


EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.   

                      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder