26 Ekim 2024 Cumartesi

ŞÜKÜR

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                                         

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                                                                    

                                                                                                                                                                                                              

Şükür karşılık vermek, karşılığını vermek demektir. Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak olarak da düşünebiliriz. Şükür zihinsel olarak inandıktan sonra sözlede  söylenebilir, bu bir teslimiyet şeklidir. Fakat karşılık verilmezse bir anlamı olmayacaktır. Zihinle inanıp, söz ile söylenen şükür eyleme de dönüştürülmelidir. Yoksa bir anlamı olmayacaktır.

Mesela Allah'ın verdiği nimet/nimetlere Allah'ım verdiğin nimetler için sana sonsuz şükürler olsun diye aklımıza her geldiğinde şükredebiliriz. Ama bunun öncesinde o nimetleri Allah'ın bize vermeyi dilediğin bilmemiz, Allah'ın verdiği nimetleri sayamayıp hesaplayamayacağımızı bilmemiz aklederek bunu anlamamız çok önemlidir. Ve daha da önemli olan bu nimetleri Allah'ın hudutları içinde onun istediği şekilde değerlendirmemiz gerekir işte bu karşılık vermektir, asıl şükür budur. Yani infak etmek, sadaka vermek, israf etmemek, Allah yolunda harcamak, haram ve helale göre davranmak v.s. şeklinde. Aşağıdaki ayetlerde şükretmenin zıttının nankörlük olduğunun işaretini Yüce Rabb'imiz bize verir. İşte bu bağlamda Allah'ın bize verdiklerine şükretmemek nankörlük olacağı gibi gerçek anlamda nankörlük ise bize verileni, bize verenin emrettiği şekilde değerlendirmemek olacaktır.                          

Örneklersek bize iyilik yapan birine teşekkür etmezsek bu bizim ayıbımızdır ama nankörlük etmiş olmayız. Ama bu iyiliğe karşılık olarak o kişiye kötülük yaparsak bu nankörlüktür. Allah'ın bize verdikleri için kelimelerle şükretmezsek aynı şekilde bu bizim cahilliğimizdir ama bu nimetleri Allah'ın hudutları dışında kullanırsak da bu nankörlüktür.                                                                    

Çalışmamıza, Yüce Allah’ımızın verdiği işaretlerle şükür kavramını anlamaya, Yüce Rahman’ımızın izni ile başlayalım.                                                                                          

       

ŞÜKÜR - YASİN ÖZKAN                                                                                                                                                   

 

2/52 Sonra affettik sizleri bunun ardından; belki sizler şükredersiniz                                                                                                                                

Musa tura gidip geldiğinde kavminin bir buzağı heykelini ilah edindiğini görür. Allah bunun için onları belki şükrederler diye affetmiş, yani bir şans daha vermiş. Burada affedildiklerine şükretmeleri anlamı olsa da asıl amaç yapmaları gerekeni belki yaparlar, doğru yolda olur Allah'a takvalı olurlar yani bağışlamanın karşılığında olması gerektiği gibi olurlar anlamı vardır.                                     

                                                                                  

*                                                

2/56 Sonra ayılttık* sizleri ölümünüzün/bilinçsizliğinizin** ardından; belki sizler şükredersiniz                                                                                                

*Bayılan kimselerin ayılması, bilinçlerinin kendine gelmesi.                                   

**Yakınlarına yıldırım düşmesi nedeniyle baygınlık geçiren, bilinçlerini kaybeden kimseler.                 

Musa’nın kavmi Musa’ya Allah'ı açıkça görmedikçe inanmayız demeleri nedeniyle Allah onlara bir yıldırım göndermiştir. Yakına düşen bir yıldırım insanın bilincinin yerinde olması        fakat hareket edememesine felce neden olabilir. Bilinç kapanadabilir. Bu insan ve yıldırım ilişkisi 1900 lü yıllarda keşfedilmiş olup Kuran'ın indiği zamanda bilinmesinin imkanı olmadığından Kuran'ın Allah katından olduğunun delilidir de aynı zamanda Burada üç ten fazla kişi/çok sayıda kişi etkilenmiştir. Bu kavimden bazıları ölmüş olabilir ama anlaşıldığı kadar ölmeyenlerin de  bir çoğu yıldırımdan etkilenmiştir.

Yıldırımın yere yayılan akımının kısaca şöyle etkileri görülür. keranoparalizi ‘Keraunoparalysis’ veya Charcot paralizi ‘Charcot's paralysis’ olarak bilinen bir durum ile karşılaşmışlardır.  Başka bir deyişle felç geçirmişlerdir. Yıldırımdan etkilenmeler büyük oranda sinir ve kas sisteminde olmaktadır. Keranoparalizi yıldırım çarpmalarının %80’inde görülen sık bir durumdur. Sinir ve kas zedelenmelerinin durumuna göre geçici olabilirken (12-24 saat içinde düzelir) kalıcı da olabilir.

Etkilenme genelde bacaklarda olur. Bacaklar ‘flaccid’ çok güçsüz ve zayıftır. Kolları da etkileyebilir. Yıldırım sonucu keranoparalizi ‘keraunoparalysis’ geçiren bir i nsanın ayağa kalkma imkânı yoktur. Bilinci yerinde olsa bile ayağa kalkmaya güç yetiremez. Çünkü hem sinir hem de kas sistemi hasar görmüştür. Ayette ayaklardaki keranoparaliziye ‘keraunoparalysis’ işaret edilmesi ve bunun yıldırım ile ilişkisinin net olarak ortaya koyulması muhteşemdir. Yüce Allah açıkça o kişilerin yıldırım etkisi ile ayağa kalkamadıklarını bildirmiştir. 1400 yıl önce insanlar bunu bilmiyorlardı. 1900’lü yılların başında keranoparalizi ‘keraunoparalysis’ ile yıldırım ilişkisi ortaya koyulmuştur.     

Kuran dışında yıldırımlar ile keranoparaliziye ‘keraunoparalysis’ arasında ilişkiyi gösteren hiçbir eski kaynak (yazılı belge) yoktur.








51/44 Öyle ki, başkaldırdılar/isyan ettiler Rablerinin emrine karşı; böylece aldı/yakaladı onları yıldırım; ve onlar bakıyorlardı.

51/45 Öyle ki, ayağa kalkmalara güçleri yetmiş değildiler; ve değildiler olmuş yardım ediciler.                                                                                                              

Bu ölümden (bu durum ölüm gibi anlatılmış aynı uyku gibi) sonra sizi ayılttık belki artık hem bu durumda belki aklınız başınıza gelir, Allah'ın neler yapacağını anlar ve bu durumdan sizi rahmetiyle kurtardığını anlar ona minnet duyarsınız ve yapmanız gerekenleri yaparak karşılığını verirsiniz.


*

2/152 Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.                                                                                       

                                                                      

Zikir konusunda da bahsettiğimiz gibi, Allah'ın öğütlerini unutmayıp tutacağız ki Allah’ta bizi dünyada ve ahirette unutmasın(unutmamak kollamak gözetmek manasındadır yoksa Allah’ın unutması asla söz konusu olamaz) . Aynı zamanda da Yüce Rabb'imizin öğütlerini unutmadığımız gibi ona göre yaşayarak şükredeceğiz yani karşılığını vereceğiz. Eğer karşılığını vermezsek de nankörlük yapmış olurmuşuz. Bir iyilik yapana karşı ona onun hoşuna gitmeyen birşey yaparsak bu nankörlük olmaz mı. Bu ayettede Yüce Rabb'imiz şükrün zıddını vermiş. Bana Şükredin, nankörlük etmeyin. Şükrün zıddı demek ki nankörlükmüş.        

Bu ayet şükrün ne demek olduğunu, zıt anlamını da vererek oldukça açık bir şekilde açıklamıştır. 14/7, 31/12 ve 27/40 da olduğu gibi                                                                                                                                                                                                       

*                                                                                                                                                                                                                

2/172 Ey iman edenler! Eğer, sadece O'na kulluk ediyorsanız, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin sağlıklı, temiz, ve iyi olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin.                                                                                                                                                                                                                                                            

Allah'a şükretmek iman edenleri bağlar. Allah'a bu nimetleri için şükretmeliyiz ve bu şükür Allah'ın dediği şekilde yapılarak karşılığı verilirse şükür olur. Yani Allah'ın bize verdiği şeylerin iyi, temiz olanlarından yememiz Allah'ın dediğine göre işleri yapmamız şükrümüzdür.  Tabii ki nimetlerin Allah'tan olduğunu bilip minnet duymamızda gerekir.                                                                                                                                                                                              

*                                                                                                                                                                                                                

2/185 Ramazan ayı ki: İnsanlar için hidayet rehberi olan, doğru yola ileten, doğru ile yanlışı birbirinden ayıran; apaçık kanıtları içeren Kur'an o ayda indirildi Sizden, kim bu aya erişirse savm/siyam yapsın. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için zorluk değil kolaylık diler. Allah, belirlenen günlerin sayısını tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden, Kendisini yüceltmenizi ister ve umulur ki şükredersiniz.                                                                                                                                                                                                    

                                                                      

Bize apaçık bir rehber olan, furkan olan Biricik Kuranımızın Ramazan ayında indiğini, bu aya erişilirse oruç tutulması gerektiğini, hasta ve yolcuların Ramazan ayı içinde tutamadığı oruç gün sayısı kadar başka zaman tutarak, belirlenen gün sayısını tamamlaması gerektiğini, bunun bizlere zorluk olmayacağını söyler ve en son umulur ki şükredersiniz der, yani bu dediklerimi yaparsınız umarım kendiniz için, bu hidayetlerimden ve açıklamalarımdan sonra gereğini yaparak karşılığını verirsiniz.

Buradaki asıl anlam tüm bunları bu şekilde nasip eden Allah'a kelimelerle şükretmekten çok daha önemli olan söyleneni söylenen şekilde yerine getirip, bunları nasip eden Yüce Yaratıcımıza gerekli karşılığı verebilmektir. 5/6 ve 5/89 ayetlerindeki gibi.                                                                    

Sözü açılmışken bahsedelim. Oruç 30 gündür. Günleri tamamlamak zorundayız. Tutamazsak veya bozarsak tutamadığımız gün sayısı kadar başka günler tutarak gün sayısını tamamlamamız gerekir. Yada miskin doyurmamız gerekir. Oruç bozulunca 61 gün oruç tutmak diye bir şey yoktur. 60 gün oruç tutmak geçer Kur’an’da ama  Ramazan ayındaki orç ile alakası yoktur, bu kaferat orucudur, yemin bozmakla alakalıdır. Başka kefaret oruçları da ayetlerde geçer. Yemin konusunu ve oruç konusunu da detaylı inceliyceceğiz Yüce Rabb’im izin verirse.

                                                                                                                                 

*                                                                                                                                                                                                                

2/243 Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün." dedi; sonra, onlara hayat verdi. Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.                                                                                                    

2/244 O halde Allah yolunda savaşın. Ve bilin ki: Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                                                                             

Binlerce kişi yurtlarından çıkarılmış, bunların çoğu şükretmezmiş, bunların şükredenleri Allah yolunda savaşanlarmış. Yani Allah'ın onlara verdiği lütfunun şükrü/karşılığı onların Allah yolunda savaşmalarıymış.                                                               

12/38 "Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un milletini seçtim. Allah'a, herhangi bir şeyi ortak koşmak bize yakışmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfudur. Ne var ki, insanların çoğu yine de şükretmiyorlar!"                                                                                                              

Görüldüğü gibi her dönemde insanların çoğu nankördür. Yüce Allah'ın verdiği nimetlere, rızıklara, kendilerinin yararına ve hizmetine sunduğu şeylere, gösterdiği doğru yola karşılık karşılığını veremezler/vermezler. Demek ki insanların çoğuna bakın her ne yapıyorlarsa yanlış yapıyorlar. Onlar nere giderse tersine gidin. Yaptıklarını ve yaptıklarınızı sorgulayın, Kur'an'dan doğrusunu öğrenin. Gene demek ki onların öğrendikleri yerler, kaynakları doğru değil. Kur'an'a musallin değiller.                               

*                                                                                                                                                                                                                

3/123 Ant olsun! Çok zayıf olduğunuz Bedir'de de Allah size yardım etmişti. O halde, Allah'a karşı takvalı olun ki şükretmiş olasınız.                                                                                                                                                                                                                                  

Yüce Rabb'imiz bize burada işaretini vermiştir. Şükretmiş olmak için Allah'a takvalı (Allah'ın buyruklarına uymak) olmak lazımmış. Şükretmek takvalı olmaktan geçiyor. Yani Allah'ın verdiği nimetleri Allah'ın rızasına uygun harcamak, verilene (insan), verileni (nimet, lutüf v.s.), verenin (Allah’ın) emri doğrultusunda harcayarak karşılığını verirsek şükretmiş oluruz.                                                                                                                                                                                                                                               

*                                                                                                                                                                                                                

3/144 Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçti. Eğer o ölür ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz. Kim topukları üzerinde gerisin geri dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir.

3/145 Allah'ın izni dışında, hiç kimse ölmez. Ölüm, vakti belirlenmiş bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya kazancını isterse; ona, onu veririz, kim de ahiret kazancını isterse, ona da onu veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz.

4/147 Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin? Allah Şakir'dir. Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                                                                                                                                  

                                                                                                                                                                                                                    

Ayetlerden biliyoruz ki Allah'ın emir yasaklarına uyarsak, ayetlerine göre hareket edersek kurtuluşa ereriz. Yani Allah'ım sana şükürler olsun demek veya sadece Allah'ın verdiklerine minnettar olmak bizi kurtarmaz. Yani ayette eğer verdiklerimi benim dediklerime göre harcar, dediklerimi yaparsanız, dediğim şekilde davranırsanız yani şükrederseniz der Yüce Rabb'imiz. Ve ekler Allah Şakirdir (şükrün karşılığını veren). Ve her şeyi bilendir. Biz Allah’ın verdiği tüm şeyleri yine Allah’ın hudutları doğrultusu ve Allah’ın buyurduğu şekilde harcar, tüketir, verir, kullanırsak bu şükretmek, karşılık vermek olacaktır. Ve Yüce Allah’ımızda nimetlerin karşılığını verene, kendisinin karşılığını vereceğini, ödüllendireceğini söylemektedir.                                                                               

Not : Allah'ın verdiklerini sadece mal, mülk veya yiyecek, içecek olarak bakmak dar bir bakış açısı olur. Yararlandığımız, hizmetimize verilen her şeydir bu. Yani çoluk,çocuk, vucüdumuz, aklımız, oksijen, atmosfer,ağaç, böcek v.s. her şey bu tanıma girer, hatta bilmediğimiz, henüz keşfetmediğimiz ama bir şekilde yararımıza sunulmuş tüm her şeylerde dahildir.                                                                                                                                                                     

*                                                                                                                                                                                                                

5/6 Ey iman47 etmiş kimseler! Dikeldiğiniz/ayağa kalktığınız zaman salâta5; öyle ki gusledin/yıkayın yüzlerinizi ve ellerinizi dirseğe doğru; ve mesh edin/sıvazlayın başlarınızı ve ayaklarınızı iki topuğa doğru; ve eğer oldunuz bir cünüp136; öyle ki temizlenin/yıkanın; ve eğer oldunuz hastalar; ya da bir sefer üzerinde; ya da geldi biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan; ya da dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz kadınlara; ve asla bulamadınız bir su; öyle ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın yüzlerinize ve ellerinize ondan (topraktan/kumdan); razı olur değildir Allah yapmaya sizlere zorluktan/darlıktan; fakat razı olur/arzular temizlemeye sizleri ve tamamlamaya kendi nimetini sizlere; belki sizler şükredersiniz.                                                                                                                                                                                               

                                                                                                                                             

2/185 ve 5/89 ayetlerindeki gibi bu ayettekileri söylenildiği gibi yapılması gerektiğini söyler Yüce Sahib'imiz.(Rabb). Salat konusunda abdest başlığı altında bu ayeti inceleyeceğiz, Allah’ın izni, yardımı ve Furkan nasibi ile inşaallah.

 

*                                                                                                                                                                                                                

5/89 Allah, kasıtsız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, ancak bilinçli olarak ettiğiniz yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Bunun bedeli ailenize yedirdiğinizin ortalaması üzerinden on yoksulu yedirmek veya onları giydirmek veya bir rekabeyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Fakat bunlara gücü yetmeyene üç gün siyam vardır. Bozduğunuz yeminlerinizin bedeli budur.                                                                                                                                                                                             

Yeminlerinizi bozmayın. Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki şükredersiniz. 2/185 ve 5/6 ayeti örneği. Ayettekileri ayette bildirildiği gibi yapılmasıdır şükür.                                                                                                                                                                                      

                                                                      

*                                                                                                                                                                                                                

6/63 De ki: "Yerin ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?" "Eğer bundan bizi kurtarırsa kuşkusuz şükredenlerden oluruz." diye O'na açık ve tezarruan yakarırsınız.        

6/64 De ki: "Sizi ondan ve bütün sıkıntılardan Allah kurtarır da sonra siz yine O'na şirk koşarsınız."                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                                                                                                                    

Allah'ın doğal felaketlerinden, Allah bizi kurtarırsa kesinlikle biz onun yolunda olur, onun ayetlerine göre hareket ederiz diye insanlar o felaket anında can havliyle Allah'a yalvarırlar. Bu bir deprem anı yada denizde gemideyken yakalanılan bir fırtına olabilir. Fakat Allah bu sıkıntıdan kurtarınca da şirk koşarlarmış. Yani sıkışınca Allah'tan yardım isteyip bizi kurtarırsa onun yoluna gireceğiz dedikten sonra Allah onları kurtarınca da şirk koşarlarmıştan tam olarak ne anlamalıyız. Bizi kurtarırsan şükrederiz deyip de kurtarılınca şükretmediler demiyor Yüce Rabb'imiz. Ne yapmışlar. Şirk koşmuşlar. Yani takvalı olmamışlar. Yani Kuran ayetlerini yalanlamışlar. Deme kki kendilerine verilenin karşılığını vermemişler. Burada kendilerine verilen en büyük nimetlerden biri akıldır. Aklederek Allah'ın tecelli ettiği, ettirdiği şeyleri görüp Allah'ı bulamamışlar. Dolayısıyla Allah'ın ayetleri dışında kalan şeylere musallin olup şirk koşmuşlar. 7/189 - 7/190 örneğinde olduğu gibi.                                                                                                                                                                                     

                                                                      

*                                                                                                                                                                                                                

7/10 Doğrusu Biz, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçimlik verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.                                                                                                                                                                  

                                                                                                                                 

Bu ayette az teşekkür etmek ve minnettar olmak kastedilebildiği gibi size verilenlerin karşılığını da az veriyorsunuz demekte olabilir yada her ikisi de     kastedilmiş olabilir.                                                                                                                                                                                        

*                                                                                                                                                                                                                

7/17 "Sonra, ant olsun ki onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve Sen onların çoğunu şükrediciler olarak bulamayacaksın."                                                                                                                                                              

Şeytanın Allah'a vaadini anlatır Yüce Rahman'ımız. Şeytan saptırıcı, yoldan çıkarıcıdır. İnsan kelimelerle şükretmezse yoldan çıkmaz ancak Allah'ın ayetlerini terk ederse yoldan çıkar. Şükrediciler olarak bulamazsın demekteki asıl anlam onlar yapmaları gereken şeyleri yapmayacaklardır. Yani yaratıcıya vermeleri gereken karşılığı vermeyecekler. Tabii bu bir challenge değildir olamazda. Allah her şeyi kuşatandır, her şeye güç yetirendir, varlığın üzerinde tek egemendir. Şeytanda Allah'ın yarattığı ve kuludur ama Allah'a karşı gelmiştir. Bu yapacağını yani saptırmayı Allah'ın izni ile yapacaktır, yapacaktır da aslında şeytanın/iblisin kimse üzerinde bir yaptırım gücü yoktur. O Allah'ın izni ile bizim görmediğimiz yerden bize yaklaşır, göğüslerde fısıldar, vesvese verir karar veren bizizdir aslında. Ona uyarsak şeytana uyduk deyip sıyrılmamız mümkün değil. Zaten muhles kullar üzerinde hiçbir etkisi de yoktur Allah izin vermez. Bu konuları şeytandan Allah'a sığınma          konusunda Allah'ın izni ile incelemeye çalışacağız.

Not  : Hertürlü saptırıcı, uzaklaştırıcı, bozucu, yoldan çıkarıcı, zarar verici şey şeytan olabilir. Güneşten gelen kozmik ışınlarda, bizi yoldan çıkarmak isteyen insanlarda, şirk içeren kitaplarda  v.s. Her biri şeytandır. Tabii ki en büyük ve en azılı düşmanımız şeytan/iblisin ta kendisidir. İnsan şeytanlar ise, iblisin velileri, evliyalarıdır. Şeytanlar onları kullanarak inananları yoldan çıkarma gayretindedirler. Tabii k hiçbir şey Allah’ın gücünün üstünde veya ona debk değildir. Allah Kahhar’dır. İstediğinde istediğini zorla yaptıracak mutlak ve karşı konulmaz gücü vardır, varlığın üzerinde tek ve mutlak egemendir bunun bilincinde de olalım.                                                                                     

                                                                      

*                                                                                                                                                                                                                

7/144 "Ey Musa! Gönderdiklerimle ve Kelamımla seni insanlar arasında üstün kıldım. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!" dedi.                                                                                                                                                                

Sana verdiklerimi al ve karşılığını verenlerden ol. Buradan teşekkür et, minnettar ol anlamı da çıkar. Ama önemli olan bu verilenin karşılığını verebilmektir.

Yorumlarımdan dil ile söylediğimiz, ağızla söylediğimiz boştur söylemimi lütfen yanlışa anlamayın. Tabii ki kelimelerle şükür edelim, etmeliyiz. Çok da önemlidir. Bir şey için dua edip de olunca hiç dua etmemiş gibi davranmakta çok yanlıştır. Buda bence nankörlük olacaktır.

Benim demek istediğim ve vurgulamaya çalıştığım şey şudur; asıl önemli olan kalben, beynen inanıp şükretmek, neye, neden ve nasıl şükredeceğimizi bilmek ve bundan da önemlisi karşılığını verebilmektir.                                                                                                                                                                                            

*                                                                                                                                                                                                                

7/189 O, sizi bir tek nefisten yarattı ve kendisi ile sükunet bulsun diye ondan eşini var etti. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi. Bir müddet böyle geçti. Yükü ağırlaşınca her ikisi de Rabb'leri olan Allah'a: "Eğer bize salih bir evlat verirsen elbette Sana şükredenlerden olacağız." diye dua ettiler.

7/190 Fakat onlara, salih bir evlat verince; kendilerine verilen şeyde ona ortaklar koşmaya başladılar. Allah, onların ortak koştukları şeyden yücedir.                                                                              

 

 

6/63 ve 6/64 örneğindeki gibi. Evlat verirsen sana gereken karşılığı veririz derler. Evlatları olunca da şirk koşarlar. Yüce Rabb'imiz burda da (DİKKAT!) şükrederiz dediler isteklerini yerine getirince şükretmediler demiyor, şirk koştular (ortak koştular) diyor. 10/22 ve 10/23 de benzeri örneklerdir.

10/22 Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Öyle ki siz gemide iken ve güzel bir rüzgarla akıp giderken, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, birden şiddetli bir kasırga gelip çatar ve her yönden dalgaların onları sarıp kuşattığı anda, dini Allah'a has kılarak: "Ant olsun, eğer bizi kurtarırsan mutlaka        şükredenlerden olacağız." diye dua ederler.                                                         

10/23 Ama onları kurtarınca, yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendiniz içindir. Dünya hayatı bir geçimliktir. Sonunda bize döneceksiniz. Yaptıklarınızı size haber veririz.                            

                                                                                                                                                                                                                    

*                                                                                                                                                                                                                

8/26 Ve hatırlayın; bir zamanlar yeryüzünde sayıca azdınız ve mus'tezaf kimselerdiniz. İnsanların sizi alıp götürmesinden korkuyordunuz. O, sizi barındırdı ve yardımıyla kuvvetlendirdi. Temiz şeylerden size rızık verdi. O halde şükretmelisiniz.                                                                        

                                                                                                                                                                                                                    

Müslümanlığın ilk yayıma evresinde inananların az olması, bu nedenle güçsüz olmaları, bu yüzden müşriklerin onlara her türlü kötülük, zorbalık yapmaya güçlerinin yettiğini ve bu yüzden korktuklarını fakat Allah'ın onları barındırıp, yardım edip kuvvetlendirdiğini temiz şeylerden rızık verdiğini Müslümanlara hatırlatır. O halde minnettar olun, teşekkür edin, şükredin anlamı da vardır, ama tüm bunları dikkate alıp nerden nereye ve nasıl geldiğinizi ve bunları nasip edeni unutmayarak O’nun (Allah’ın) bu yaptıklarının karşılığını verin, Allah'a takvalı olun, hudutlarını aşmayın anlamı çok daha anlamlı olacaktır. Neye ne için şükrettiğini bilmeden boş boş Allah'ım sana şükürler olsun demenin bir anlamı olmadığı kanaatindeyim. Tabii ki dememeliyiz anlamı çıkarmayalım buradan. Mesela kumar oynayıp kumarda para kazanan adamda Allah'a şükredebilir kazandıktan sonra. Fakat asıl şükreden o kumarı oynamayandır. Asıl şükür kumar oynamamaktır.                                                           

                                                                                                                                             

*                                                                                                                                                                                                                

14/7 Hani Rabb'iniz: "Eğer şükrederseniz mutlaka size nimetlerimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir!" diye bildirmişti.                                                                                                                        

 

Şükrün zıttı nankörlük olarak işaretini verdi Yüce Rabb'imiz bu ayetindede. 2/152, 31/12  ve 27/40 da olduğu gibi. Verdiklerime teşekkür eder minnettar olursanız yani kıymetini ve kimden geldiğini bilir ve bunları verenin hudutlarına göre hareket ederek buna göre karşılığını verir/ona göre harcar ve davranırsanız size nimetimi arttırırım diyor Yüce Allah'ımız. Ama zıttını yaparsanız yani nankörlük ederseniz de azabım çok şiddetlidir diyor. Yani kafirlerin yaptığı şekilde hayvanlar gibi yer içerseniz,aklınızı kullanmayıp hayvanlardan daha aşağı olursanız şiddetli bir azap sizi bekliyor diye uyarısını yapar. (kafierlere hayvan benzetmesini yapan Yüce Rabb’imdir, bakınız kaynak Kuran)                                                                              

                                                                      

*                                                                                                                                                                                                                

16/78 Ve Allah, sizi hiçbir şey bilmez halde, annelerinizin karnından çıkardı. Size işitme yetisi, görme yetisi ve anlama yetisi verdi. Umulur ki şükredersiniz.                                                                                                                                                                                                                                        

Mantık olarak bakıldığında Allah şükretmemizi ister. Özgür irade verdiğinden şükredip etmemek insana kalmıştır. Tabii ki ne yaparsa karşılığını alacaktır. Mantık olarak baktığımızda da ortaya çıkacak sonuç şudur zaten Allah bize bu nimetleri verdi bizim Allah'a bir yararımız veya zararımız olamayacağından ve ona minnettar olmamız, teşekkür etmemizin Kur’andan anladığım kadarıyla asıl önemi ve bizden istenen şey olmadığından, en azından akletmeden şükretmenin boş şükür etmenin istemiş olması Allah'ın çok olası değil. Allah kullarını ahirette ödüllendirmek ister, bizlere azap değil ödül vermek ister bunu da Kur’an’dan anlıyorum. Bunun yolu da Allah'a takvalı olmak. Yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamak, Allah'ın hudutlarından çıkmamak, verdiklerini onun isteğine göre harcamak, istediği gibi yaşamak olduğuna göre şükretmenin asıl manası karşılık vermek anlamına geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Tabii ki Allah'ın verdiklerine şükran duyacağız, minnettar olacağız bunu da dile getireceğiz, kalple ve beyinle idrak edeceğiz kelimelere dökeceğiz. Bunu yapmak anlamsızdıra getirmeye çalışmıyorum yanlış anlaşılmasın. Sadece bunu yaparken aklederek yapmalı, neden şükrettiğimizi bilmeli ve asıl şükründe verilenlerin karşılığını doğru verebilmek bilincinde olup ona göre yaşamaktır.              

8/26 ayetinin açıklamasının sonunda verdiğim kumar örneği misali.                                          

                                                                                                                                                                                                                    

*                                                                                                                                                                                                                

17/19 Kim de ahireti isterse ve mümin olarak onun gerektirdiği şekilde çalışırsa, işte onların çalışmaları şükredilendir.                                                                                                                

 Net bir şekilde şükrün karşılık vermek olduğunu bu ayetten de anlarız. Biz Allah'a karşılığını verirsek, onun istediği şekilde yaşarsak, Allah'da bunun karşılığını, yani çalışmalarımızın karşılığını gerektiği gibi verecektir.  Onların çalışmaları şükredilendir yani onların çalışmalarının karşılığı verilenlerdendir. Tabii ki öncesinde Allah yolunda olmak için çalışmamız gerekiyor.


*  


25/62 Ve O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü art arda getirendir.                                                                                                                                                                      

Gece ve gündüzün art arda gelmesi. Öğüt almak isteyen ve şükretmek isteyen ile nasıl bir bağlantısı olabilir. Hadi akledelim. Tek tek kelimelere bakalım. Öğüt almak ne demek, herhangi bir durumda birinin bu konu hakkında yol göstericiliği kabul edip bu konuda bilgi almak demektir. Şükretmek ne demektir. İncelediğimiz kadarıyla minnettar olmak teşekkür etmek anlamına gelir fakat Kur’an’ın asıl şükrü karşılığını vermektir. Gündüz nedir, güneş ışığının olduğu zaman. Peki bu zaman dilimi için insanla bağlantısı nedir, Allah bu konuda ne demiştir. Allah’ın lütfundan rızkımızı arama zamanıdır. Peki gece nedir. Güneş ışığının olmadığı zaman dilimidir. Yüce Rabb'imiz bu zaman dilimi için gece/insan bağlantısı için ne demiştir. Gece insanlar için sakinleşme ve dinlenme zamanıdır.      

28/73 ayetinden de Allah'ın gece ve gündüzün art arta getirmesini de rahmetinden yaptığını anlıyoruz. Kendi etrafında dönmeyen yıldızlar da vardır. Bu dönüşü herşeye güç yetiren Yüce Rabb'imiz tecelli ettirir. (gece ve gündüz dünyanın kendi ekseninde dönmesinden oluşur)

28/73  Rahmetinden yaptı sizlere geceyi ve gündüzü; dinlenip sakinleşmeniz için onda ve aramanız için lütfundan; ve belki şükredersiniz.                                                                                                                                                                                         

Toparlayalım her şeye güç yetirenin, Alemlerin Rabb'i olan Allah'tan öğüt almak istersen, doğruyu O'ndan öğrenmek istersen ve sana verdiklerini yine Allah'ın söylediği şekilde karşılığını vermek istersen gece ile gündüzün ard arda gelişine bak. Onu kim bu şekilde getiriyor. Gündüz rızık arıyosun hemen arkasına gece oluyor yatıp dinleniyorsun. Bu olay arka arkaya devam ediyor bir düzen içinde. Bu sana normal geliyorsa ışık kaynağına bak güneşe, yada aya nasıl ışık yansıtır, gezegen neden döner ona bak, yıldızlara bak v.s. nereye bakarsan bak. Bir kusur ara istersen bulamazsın, gözlerin sana yorgun olarak geri döner. Her şeyi yaratan ve her şeyi bilenden öğüt al, bu öğüde uy ve karşılığını gereği gibi ver.                  

Yüce Allah’ın bize vermiş olduğu nimetleri derinden düşünmeli tecelli ettirdiklerine şahit olmalı ve O’nun verdiği nimetlere şükretmeliyiz. Karşılığını ödemeliyiz…….                                                                                                                                                                          

                                                                      











*
                                                                              

27/19 Bunun üzerine Süleyman onun sözüne gülümseyerek tebessüm etti. Ve "Ey Rabb'im! Bana, anne ve babama bağışladığın nimetlerin karşılığında, şükretmede ve hoşnut olacağın işler yapmada beni başarılı kıl. Ve rahmetinle beni salih kullarının arasına kat." dedi.                                                                                                                                                            

Süleyman şükründe neden başarılı olmak ister ve bunun için Rabb'inden yardım ister. Allah’ım sana şükürler olsun demek için yardım lazım mı? Bunu diyemeceğinden veya şeytanın bunu dedirtmeyeceğinden mi çekindi. Süleyman salih ve muhles bir kuldu. Şeytanın onun üzerinde yaptırım gücü yoktu. EEE nebilere/resullere Allah ve melekleri destek olurlar biliyoruz. Bir cümleyi mi söyleyemeyecek. Hayır. Süleyman’ın başarılı olmak için Allah'tan yardım ve destek istediği şükür ona bahşedilenlere uygun karşılık verebilmek konusundadır.         Allah’ın Süleyman’a bahşettiklerinin Allah’ın bize öğrettiği kadarını Kur’an’dan bulabilirsiniz.                                                     

                                                                                                                                             

*                                                                                                                                         

27/40 Kitaptan yanında bir bilgi bulunan kimse: "Onu bakışın sana dönmeden getiririm." dedi. Süleyman, onun yanı başında durduğunu görünce: "Bu Rabb'imin lütfundandır; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak içindir." dedi. Ve kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur, kim de nankörlük ederse, bilsin ki Rabb'im Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Cömert'tir.                                                                                                      

                                                          

Kıssanın açıklamasına hiç girmeden şükrü inceleyelim bu ayette. Burada sadece şükürle ilgili bile birden fazla öğüt verir Rabb'imiz bizlere. Sayacaklarımdan başka derslerde bulunur ayette. 

Şükür ile ilgili öğütler şu şekildedir.                                                                                         

- Rabb'imiz bize lütfundan bir şeyler nasip edebilir.                                                                  

- Bu lütfun karşılığını verecek miyiz yoksa nankörlük mü edeceğiz diye bize sınav olabilir.         

- Bu veya herhangi bir durumda vereceğimiz karşılığı düzgün verebilirsek bu ancak kendimiz içindir

- Allah vereceğimiz karşılığa veya herhangi bir şeye ihtiyacı yoktur                                           

- Nankörlük edersek de kendimize yapmış oluruz                                                                     

- Allah'a hiçbir şekilde güç yetiremeyiz                                                                                    

- Allah'ın yardımına muhtaç olanlar bizleriz                                                                                                                                                                                                                            

*

27/73 Senin Rabb'in insanlara karşı lütuf sahibidir. Ne var ki onların çoğu şükretmiyorlar.                                                                                                                                                                  

                                                                      

Başka ayetlerde de geçer. İnsanların çoğu Allah'ın verdiği şeylerin karşılığı vermez, davranması gerektiği gibi davranmaz.                                                                                                                                                                                                     

*                                                                                                                                                                                                                

30/46 Rüzgarları müjdeci olarak göndererek, rahmetinden size tattırması, buyruğu ile gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık istemeniz, O'nun ayetlerindendir. Umulur ki şükredenlerden olursunuz.                                                                                                                                                      

                                                                      

Rüzgarların müjdelediği şeyin yağmur olduğunu Yüce Rabb'imiz ayetlerinde bildirir bize. Bu ayette de bunun rahmet olduğu anlaşılır ki akledersek de zaten kavrarız. Rüzgarın gücünden yararlanılması da, rüzgarda, yağmurda Allah'ın ayetlerindendir. Ve bunları görüp kendi yararımız için bunlar için Allah'a minnettar olmalı, şükretmeliyiz ve daha önemlisi bunları ve Allah'ın tüm nasip ettiklerinin karşılığını gereği gibi vermeliyiz.                                                                                                                                                                                                

*                                                                                                                                                                                                                

31/12 Ant olsun ki, "Allah'a şükret." diye, Lokman'a hikmet verdik. Kim şükrederse kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah kimsenin şükrüne muhtaç değildir. Bütün övgüler O'nadır.                                                                                                                                                                            

Allah'ın Lokman'a verdiği hikmet, karşılığını gereği gibi vermesi için olduğunu anlıyoruz. Burada tekrar şükrün zıttının nankörlük olduğunu görüyoruz. 2/152, 31/12  ve 27/40 ayetlerinde olduğu gibi.    

Not : Bilindiğinin aksine Lokman’ın hekim olduğu konusunda Kur’an’da herhangi bir bilgi yoktur.                                                                                                                                  

                                                                      

*                                                                                                                                                                                                                

31/14 İnsana, anne ve babasını vasiyet ettik. Onu, annesi zorluk üzerine zorluk içinde taşıdı. İki yıl boyunca ona süt verdi. Bana, anne ve babana şükret! Dönüş Bana'dır.                                                                                                                                                               

Allah'a, Allah'ım sana şükürler olsun denir de anneye, babaya nasıl olcak. Baba sana şükürler olsun demek çok mantıklı değil, değil mi? Asıl Yüce Rabb'imizin kastettiği anneye, babaya minnettar ol ve yaptıklarının karşılığını ver dir. Onlara kötü davranmama, yaşlanırlarsa bize baktıkları gibi bakma, yardımlarına koşmadır. Onların bize merhamet ettiği gibi Yüce Rabb’imizin de onlara merhamet etmesi için dua etmektir, bunu Allah’tan talep etmektir. Burada da bir kırmızı çizgi vardır. Anne babada olsa eğer müşriklerse onlar için Allah’tan bağışlanma dileyemeyiz ve onları veli edinemeyiz. Tabii Allah'a da vermemiz gereken karşılığı vermemiz gerekir.                                                                                                                                                                                            

*                                                                                                                                                                                                                

31/31 Allah'ın nimeti ile denizde yüzen gemileri görmüyor musunuz? Allah, bununla size ayetlerinden göstermektedir. Kuşkusuz bunda sabreden ve şükredenler için dersler vardır.                            

 

 

30/46 da olduğu gibi örnek verir Yüce Rabb'imiz. Bu olayların Allah'ın koyduğu yasalar (sünnetullah) sayesinde olduğunu bilmeliyiz. Göğün yıkılmadan durması, yıldızların yerlerinde durması, zamanı gelince doğanın canlanması ve gene zamanı gelince ölmesi gece ve gündüz akla ne gelirse ve gelmezse bildiğimiz bilmediğimiz gördüğümüz görmediğimiz her şey Allah'ın koyduğu yasalar ve ölçüler sayesinde belli bir düzende kusursuz bir biçimde bilinen bir ecele doğru ilerlemektedirler (Allah’ın katındakilerin eceli varmı bilmiyorum, işaret göremedim ben). Tüm bunlar yaratıcının varlığını ortaya koyar, yaratıcının tecelli ettirmesiyle olur. Bize bunların farkında olup Minnettar olup, teşekkür edip, karşılığını vermektir, şükretmek.                            

                                                                      

*                                                                                                                                                                                                                

32/9 Sonra onu düzenledi ve ona ruhundan üfledi. Size duyma yetisi, görme yetisi ve gönüller* verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz!                              

* Buradaki gönül kalptir. Kalp akletmeyle direk alakalıdır. Asıl gönüller verdinin bu ayetteki manası kalbinizi açtı. Yani idrak etme yeteneği verdi şeklindedir.                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                             

KALP AKLEDERMİ                                                            

YILDIZ TOZU  

İNSAN NEDEN YARATILDI


 

Allah insanı en iyi şekilde yaratmıştır. Yıldız tozundan yaratılan insan (bunu inceleriz, genelde toprak veya çamur diye çevrilir) sonra basit bir sudan (meni) den soyunu devam ettirdi ve düzenledi. Sonra bilincimizi, duyma, görme ve idrak etme yeteneği verdi. Bunları bildirir Rabb'imiz ve ne kadar az şükrediyorsunuz der. Allah'ın sözü en doğru olandır. Kendi kendimize düşünüp akletmeye çalışalım kendimiz için de düşünelim. Hiç doğduğundan beri gören, duyan biri Allah'a bunlar için teşekkür etti mi ? Yada doğduğunda aklı yerinde, eli ayağı düzgün diye teşekkür etti mi. Aklını kullanabildiğine, analitik düşünebildiğine, karar verip sonuca ulaşabilecek zekaya sahip olduğuna minnettar oldu mu? Bunları kimin verdiğini düşündü mü? Peki tüm bunları verenin, bunları nasıl kullanmamız gerektiğini bize bildirdiği aklına geldi mi? Peki geldiyse bu sahip olduklarını Allah'ın hudutları içinde onun istediği şekilde kullanabildi mi? Karşılığını verebildi mi? Kendi muhasebemizi kendimiz yapalım………. 

Okuyucuya not : Lütfen şu aşamada herhangi bir kaynaktan çocuk oluşumuna bakalım. En basic bilgi de olsa fikir sahibi olalım.                                                                                        

Mesela insan nasıl oluyor. Bakınız bir spermin yolculuğuna, kadın yumurtasına, nasıl döllendiğine sonraki yolculuğuna, rahmin yapısına ne işe yaradığına, hücrenin kabuğundan çıkıp alak durumuna almasına, kromozonlara, tek bir hücrenin çoğalmasına, hangi hücrenin hangi organı oluşturduğuna ve hangi organı nasıl yapacağını bilmesine v.s. Bu yaratılışa bilimsel olarak şahit olup ilmimizi arttıralım lütfen. Allah'ın yaratma sıfatının insan özelinde tecelli edişine bilimsel olarak şahit olalım.                                                                             

   

*

39/7 Eğer kâfirlik25 ederseniz öyle ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106 sizden; ve razı* olmaz kullarına küfre422; ve eğer şükrederseniz43 razı* olur ona sizlere; yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; sonra Rabbinizedir4 dönüş yeriniz; öyle ki haber verir sizlere yapar olduğunuzu; doğrusu O (Allah) bir Alîm’dir8 göğüslerin zatîne/özüne. 

 *Hoşnut olmaz, istemez, dilemez, onaylamaz.                                                                                                                                                                                                                

Anlaşılacağı gibi  istediğiniz kadar kafirlik edin ne kazanırsanız kazanın Allah sizden zengindir ve asla razı olmaz gerçeği örtmenizden. Fakat Verdiği nimetlerin, gösterdiği doğru yolun, hizmetimize sunduğu herşeyin karşılığını verirsek razı olacaktır. Allah’ın razı olmasından daha büyük bir amaç olabilir mi.

Neyin Karşılığını vereceğiz ve nasıl vereceğiz bir iki örnek ile anlamaya çalışalım ;

Aklın karşılığı, onu kullanarak Yüce Allah’ı ve O’nun doğru yolunu bulmak, nimetlerin ve kazancın karşılığı Yüce Allah’ın istediği şekilde harcamak, hayatın ve ölümün karşılığı Yüce Allah için yaşamak, Yüce Allah’ın nasip ettiği doğru yolun karşılığı O’na kul olmanın kuralları içinde kul olmak, insan olmanın karşılığı Yüce Allah’ın sünnetullahı gereği gibi yaşamak, Şerefli Kur’an’ımızın karşılığı salatlarımızı yerine getirmektir gibi gibi.

*                                                                                                                                                                                                                

64/17 Eğer Allah'a güzel bir ödünç verirseniz, onu size kat kat fazlasıyla geri öder ve sizi bağışlar. Allah; Çok Şükreden'dir , Çok Hoşgörülü'dür.                                                                                                                                                              

Allah karşılığını verendir (çok şükreden/şekurun)                                                                    

                                                                                                                                                                                                                    


                                                                                                                                 

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

 

4Efendi, komuta eden.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.

Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

8Bilen.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

106Zengin.

136Temizlikten uzak kalmak, kopmak.  

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.





EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.   




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder