BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
Şükür karşılık vermek, karşılığını vermek demektir.
Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi
olmak olarak da düşünebiliriz. Şükür zihinsel olarak inandıktan sonra sözlede söylenebilir, bu bir teslimiyet şeklidir.
Fakat karşılık verilmezse bir anlamı olmayacaktır. Zihinle inanıp, söz ile
söylenen şükür eyleme de dönüştürülmelidir. Yoksa bir anlamı olmayacaktır.
Mesela Allah'ın verdiği nimet/nimetlere Allah'ım verdiğin
nimetler için sana sonsuz şükürler olsun diye aklımıza her geldiğinde
şükredebiliriz. Ama bunun öncesinde o nimetleri Allah'ın bize vermeyi dilediğin
bilmemiz, Allah'ın verdiği nimetleri sayamayıp hesaplayamayacağımızı bilmemiz
aklederek bunu anlamamız çok önemlidir. Ve daha da önemli olan bu nimetleri
Allah'ın hudutları içinde onun istediği şekilde değerlendirmemiz gerekir işte bu
karşılık vermektir, asıl şükür budur. Yani infak etmek, sadaka vermek, israf
etmemek, Allah yolunda harcamak, haram ve helale göre davranmak v.s. şeklinde.
Aşağıdaki ayetlerde şükretmenin zıttının nankörlük olduğunun işaretini Yüce
Rabb'imiz bize verir. İşte bu bağlamda Allah'ın bize verdiklerine şükretmemek
nankörlük olacağı gibi gerçek anlamda nankörlük ise bize verileni, bize verenin
emrettiği şekilde değerlendirmemek olacaktır.
Örneklersek bize iyilik yapan birine teşekkür etmezsek bu
bizim ayıbımızdır ama nankörlük etmiş olmayız. Ama bu iyiliğe karşılık olarak o
kişiye kötülük yaparsak bu nankörlüktür. Allah'ın bize verdikleri için
kelimelerle şükretmezsek aynı şekilde bu bizim cahilliğimizdir ama bu nimetleri
Allah'ın hudutları dışında kullanırsak da bu nankörlüktür.
Çalışmamıza, Yüce Allah’ımızın verdiği işaretlerle şükür
kavramını anlamaya, Yüce Rahman’ımızın izni ile başlayalım.
2/52 Sonra affettik sizleri bunun ardından;
belki sizler şükredersiniz
Musa tura gidip geldiğinde kavminin bir buzağı heykelini
ilah edindiğini görür. Allah bunun için onları belki şükrederler diye affetmiş,
yani bir şans daha vermiş. Burada affedildiklerine şükretmeleri anlamı olsa da
asıl amaç yapmaları gerekeni belki yaparlar, doğru yolda olur Allah'a takvalı
olurlar yani bağışlamanın karşılığında olması gerektiği gibi olurlar anlamı
vardır.
*
2/56 Sonra ayılttık* sizleri
ölümünüzün/bilinçsizliğinizin** ardından; belki sizler şükredersiniz
*Bayılan kimselerin ayılması, bilinçlerinin kendine
gelmesi.
**Yakınlarına yıldırım düşmesi nedeniyle baygınlık geçiren,
bilinçlerini kaybeden kimseler.
Musa’nın kavmi Musa’ya Allah'ı açıkça görmedikçe inanmayız
demeleri nedeniyle Allah onlara bir yıldırım göndermiştir. Yakına düşen bir
yıldırım insanın bilincinin yerinde olması fakat
hareket edememesine felce neden olabilir. Bilinç kapanadabilir. Bu insan ve
yıldırım ilişkisi 1900 lü yıllarda keşfedilmiş olup Kuran'ın indiği zamanda
bilinmesinin imkanı olmadığından Kuran'ın Allah katından olduğunun delilidir de
aynı zamanda Burada üç ten fazla kişi/çok sayıda kişi etkilenmiştir. Bu
kavimden bazıları ölmüş olabilir ama anlaşıldığı kadar ölmeyenlerin de bir çoğu yıldırımdan etkilenmiştir.
Yıldırımın yere yayılan akımının kısaca şöyle etkileri
görülür. keranoparalizi ‘Keraunoparalysis’ veya Charcot
paralizi ‘Charcot's paralysis’ olarak bilinen bir durum
ile karşılaşmışlardır. Başka bir
deyişle felç geçirmişlerdir. Yıldırımdan etkilenmeler büyük
oranda sinir ve kas sisteminde olmaktadır.
Keranoparalizi yıldırım çarpmalarının %80’inde görülen sık
bir durumdur. Sinir ve kas zedelenmelerinin durumuna göre geçici
olabilirken (12-24 saat içinde düzelir) kalıcı da olabilir.
Etkilenme genelde bacaklarda olur. Bacaklar
‘flaccid’ çok güçsüz ve zayıftır. Kolları da
etkileyebilir. Yıldırım sonucu keranoparalizi ‘keraunoparalysis’
geçiren bir i nsanın ayağa kalkma imkânı yoktur. Bilinci yerinde olsa bile
ayağa kalkmaya güç yetiremez. Çünkü hem sinir hem de kas sistemi hasar
görmüştür. Ayette
ayaklardaki keranoparaliziye ‘keraunoparalysis’ işaret
edilmesi ve bunun yıldırım ile ilişkisinin net
olarak ortaya koyulması muhteşemdir. Yüce Allah açıkça o
kişilerin yıldırım etkisi ile ayağa
kalkamadıklarını bildirmiştir. 1400 yıl önce insanlar bunu
bilmiyorlardı. 1900’lü yılların başında keranoparalizi ‘keraunoparalysis’
ile yıldırım ilişkisi ortaya koyulmuştur.
51/44
Öyle ki, başkaldırdılar/isyan ettiler Rablerinin emrine karşı; böylece
aldı/yakaladı onları yıldırım; ve onlar bakıyorlardı.
51/45
Öyle ki, ayağa kalkmalara güçleri yetmiş değildiler; ve
değildiler olmuş yardım ediciler.
2/152
Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük
etmeyin.
Zikir konusunda da bahsettiğimiz gibi, Allah'ın öğütlerini
unutmayıp tutacağız ki Allah’ta bizi dünyada ve ahirette unutmasın(unutmamak kollamak
gözetmek manasındadır yoksa Allah’ın unutması asla söz konusu olamaz) . Aynı
zamanda da Yüce Rabb'imizin öğütlerini unutmadığımız gibi ona göre yaşayarak şükredeceğiz
yani karşılığını vereceğiz. Eğer karşılığını vermezsek de nankörlük yapmış
olurmuşuz. Bir iyilik yapana karşı ona onun hoşuna gitmeyen birşey yaparsak bu
nankörlük olmaz mı. Bu ayettede Yüce Rabb'imiz şükrün zıddını vermiş. Bana
Şükredin, nankörlük etmeyin. Şükrün zıddı demek ki nankörlükmüş.
Bu ayet şükrün ne demek olduğunu, zıt anlamını da vererek
oldukça açık bir şekilde açıklamıştır. 14/7, 31/12 ve 27/40 da olduğu gibi
*
2/172 Ey
iman edenler! Eğer, sadece O'na kulluk ediyorsanız, size rızık olarak
verdiğimiz şeylerin sağlıklı, temiz, ve iyi olanlarından yiyin ve Allah'a
şükredin.
Allah'a şükretmek iman edenleri bağlar. Allah'a bu
nimetleri için şükretmeliyiz ve bu şükür Allah'ın dediği şekilde yapılarak
karşılığı verilirse şükür olur. Yani Allah'ın bize verdiği şeylerin iyi, temiz
olanlarından yememiz Allah'ın dediğine göre işleri yapmamız şükrümüzdür. Tabii ki nimetlerin Allah'tan olduğunu bilip
minnet duymamızda gerekir.
*
2/185
Ramazan ayı ki: İnsanlar için hidayet rehberi olan, doğru yola ileten, doğru
ile yanlışı birbirinden ayıran; apaçık kanıtları içeren Kur'an o ayda indirildi
Sizden, kim bu aya erişirse savm/siyam yapsın. Kim de hasta veya yolcu olursa,
tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için zorluk
değil kolaylık diler. Allah, belirlenen günlerin sayısını tamamlamanızı ve size
doğru yolu gösterdiğinden, Kendisini yüceltmenizi ister ve umulur ki
şükredersiniz.
Bize apaçık bir rehber olan, furkan olan Biricik
Kuranımızın Ramazan ayında indiğini, bu aya erişilirse oruç tutulması
gerektiğini, hasta ve yolcuların Ramazan ayı içinde tutamadığı oruç gün sayısı
kadar başka zaman tutarak, belirlenen gün sayısını tamamlaması gerektiğini,
bunun bizlere zorluk olmayacağını söyler ve en son umulur ki şükredersiniz der,
yani bu dediklerimi yaparsınız umarım kendiniz için, bu hidayetlerimden ve
açıklamalarımdan sonra gereğini yaparak karşılığını verirsiniz.
Buradaki asıl anlam tüm bunları bu şekilde nasip eden
Allah'a kelimelerle şükretmekten çok daha önemli olan söyleneni söylenen
şekilde yerine getirip, bunları nasip eden Yüce Yaratıcımıza gerekli karşılığı
verebilmektir. 5/6 ve 5/89 ayetlerindeki gibi.
Sözü açılmışken bahsedelim. Oruç 30 gündür. Günleri
tamamlamak zorundayız. Tutamazsak veya bozarsak tutamadığımız gün sayısı kadar
başka günler tutarak gün sayısını tamamlamamız gerekir. Yada miskin doyurmamız
gerekir. Oruç bozulunca 61 gün oruç tutmak diye bir şey yoktur. 60 gün oruç
tutmak geçer Kur’an’da ama Ramazan
ayındaki orç ile alakası yoktur, bu kaferat orucudur, yemin bozmakla
alakalıdır. Başka kefaret oruçları da ayetlerde geçer. Yemin konusunu ve oruç konusunu
da detaylı inceliyceceğiz Yüce Rabb’im izin verirse.
*
2/243
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin
mi? Allah onlara "Ölün." dedi; sonra, onlara hayat verdi. Allah,
insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
2/244 O
halde Allah yolunda savaşın. Ve bilin ki: Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi
Bilen'dir.
Binlerce kişi yurtlarından çıkarılmış, bunların çoğu şükretmezmiş, bunların şükredenleri Allah yolunda savaşanlarmış. Yani Allah'ın onlara verdiği lütfunun şükrü/karşılığı onların Allah yolunda savaşmalarıymış.
12/38 "Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un milletini seçtim. Allah'a, herhangi bir şeyi ortak koşmak bize yakışmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfudur. Ne var ki, insanların çoğu yine de şükretmiyorlar!"
Görüldüğü gibi her dönemde insanların çoğu nankördür. Yüce Allah'ın verdiği nimetlere, rızıklara, kendilerinin yararına ve hizmetine sunduğu şeylere, gösterdiği doğru yola karşılık karşılığını veremezler/vermezler. Demek ki insanların çoğuna bakın her ne yapıyorlarsa yanlış yapıyorlar. Onlar nere giderse tersine gidin. Yaptıklarını ve yaptıklarınızı sorgulayın, Kur'an'dan doğrusunu öğrenin. Gene demek ki onların öğrendikleri yerler, kaynakları doğru değil. Kur'an'a musallin değiller.
*
3/123
Ant olsun! Çok zayıf olduğunuz Bedir'de de Allah size yardım etmişti. O halde,
Allah'a karşı takvalı olun ki şükretmiş olasınız.
Yüce Rabb'imiz bize burada işaretini vermiştir. Şükretmiş
olmak için Allah'a takvalı (Allah'ın buyruklarına uymak) olmak lazımmış.
Şükretmek takvalı olmaktan geçiyor. Yani Allah'ın verdiği nimetleri Allah'ın
rızasına uygun harcamak, verilene (insan), verileni (nimet, lutüf v.s.),
verenin (Allah’ın) emri doğrultusunda harcayarak karşılığını verirsek şükretmiş
oluruz.
*
3/144
Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçti. Eğer o ölür
ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz. Kim
topukları üzerinde gerisin geri dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah,
şükredenleri ödüllendirecektir.
3/145
Allah'ın izni dışında, hiç kimse ölmez. Ölüm, vakti belirlenmiş bir süreye göre
yazılmıştır. Kim dünya kazancını isterse; ona, onu veririz, kim de ahiret
kazancını isterse, ona da onu veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz.
4/147
Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin? Allah Şakir'dir.
Her Şeyi Bilen'dir.
Ayetlerden biliyoruz ki Allah'ın emir yasaklarına uyarsak,
ayetlerine göre hareket edersek kurtuluşa ereriz. Yani Allah'ım sana şükürler
olsun demek veya sadece Allah'ın verdiklerine minnettar olmak bizi kurtarmaz.
Yani ayette eğer verdiklerimi benim dediklerime göre harcar, dediklerimi
yaparsanız, dediğim şekilde davranırsanız
yani şükrederseniz der Yüce Rabb'imiz. Ve ekler Allah Şakirdir (şükrün
karşılığını veren). Ve her şeyi bilendir. Biz Allah’ın verdiği tüm şeyleri yine
Allah’ın hudutları doğrultusu ve Allah’ın buyurduğu şekilde harcar, tüketir, verir,
kullanırsak bu şükretmek, karşılık vermek olacaktır. Ve Yüce Allah’ımızda nimetlerin
karşılığını verene, kendisinin karşılığını vereceğini, ödüllendireceğini
söylemektedir.
Not : Allah'ın
verdiklerini sadece mal, mülk veya yiyecek, içecek olarak bakmak dar bir bakış
açısı olur. Yararlandığımız, hizmetimize verilen her şeydir bu. Yani
çoluk,çocuk, vucüdumuz, aklımız, oksijen, atmosfer,ağaç, böcek v.s. her şey bu
tanıma girer, hatta bilmediğimiz, henüz keşfetmediğimiz ama bir şekilde
yararımıza sunulmuş tüm her şeylerde dahildir.
*
5/6 Ey iman47 etmiş kimseler! Dikeldiğiniz/ayağa
kalktığınız zaman salâta5; öyle ki gusledin/yıkayın yüzlerinizi ve ellerinizi
dirseğe doğru; ve mesh edin/sıvazlayın başlarınızı ve ayaklarınızı iki topuğa
doğru; ve eğer oldunuz bir cünüp136; öyle ki temizlenin/yıkanın; ve eğer
oldunuz hastalar; ya da bir sefer üzerinde; ya da geldi biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan;
ya da dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz kadınlara; ve asla bulamadınız bir
su; öyle ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın
yüzlerinize ve ellerinize ondan (topraktan/kumdan); razı olur değildir Allah
yapmaya sizlere zorluktan/darlıktan; fakat razı olur/arzular temizlemeye
sizleri ve tamamlamaya kendi nimetini sizlere; belki sizler şükredersiniz.
2/185 ve 5/89 ayetlerindeki gibi bu ayettekileri
söylenildiği gibi yapılması gerektiğini söyler Yüce Sahib'imiz.(Rabb). Salat konusunda
abdest başlığı altında bu ayeti inceleyeceğiz, Allah’ın izni, yardımı ve Furkan
nasibi ile inşaallah.
*
5/89 Allah, kasıtsız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu
tutmaz, ancak bilinçli olarak ettiğiniz yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Bunun
bedeli ailenize yedirdiğinizin ortalaması üzerinden on yoksulu yedirmek veya
onları giydirmek veya bir rekabeyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Fakat bunlara
gücü yetmeyene üç gün siyam vardır. Bozduğunuz yeminlerinizin bedeli budur.
Yeminlerinizi bozmayın. Allah, size ayetlerini böyle
açıklıyor. Umulur ki şükredersiniz. 2/185 ve 5/6 ayeti örneği. Ayettekileri
ayette bildirildiği gibi yapılmasıdır şükür.
*
6/63 De ki: "Yerin ve denizin
karanlıklarından sizi kim kurtarır?" "Eğer bundan bizi kurtarırsa
kuşkusuz şükredenlerden oluruz." diye O'na açık ve tezarruan yakarırsınız.
6/64 De ki: "Sizi ondan ve bütün
sıkıntılardan Allah kurtarır da sonra siz yine O'na şirk koşarsınız."
Allah'ın doğal felaketlerinden, Allah bizi kurtarırsa
kesinlikle biz onun yolunda olur, onun ayetlerine göre hareket ederiz diye
insanlar o felaket anında can havliyle Allah'a yalvarırlar. Bu bir deprem anı
yada denizde gemideyken yakalanılan bir fırtına olabilir. Fakat Allah bu
sıkıntıdan kurtarınca da şirk koşarlarmış. Yani sıkışınca Allah'tan yardım
isteyip bizi kurtarırsa onun yoluna gireceğiz dedikten sonra Allah onları
kurtarınca da şirk koşarlarmıştan tam olarak ne anlamalıyız. Bizi kurtarırsan
şükrederiz deyip de kurtarılınca şükretmediler demiyor Yüce Rabb'imiz. Ne
yapmışlar. Şirk koşmuşlar. Yani takvalı olmamışlar. Yani Kuran ayetlerini
yalanlamışlar. Deme kki kendilerine verilenin karşılığını vermemişler. Burada
kendilerine verilen en büyük nimetlerden biri akıldır. Aklederek Allah'ın
tecelli ettiği, ettirdiği şeyleri görüp Allah'ı bulamamışlar. Dolayısıyla
Allah'ın ayetleri dışında kalan şeylere musallin olup şirk koşmuşlar. 7/189 - 7/190
örneğinde olduğu gibi.
*
7/10 Doğrusu Biz, sizi yeryüzüne
yerleştirdik ve orada size geçimlik verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Bu ayette az teşekkür etmek ve minnettar olmak
kastedilebildiği gibi size verilenlerin karşılığını da az veriyorsunuz demekte
olabilir yada her ikisi de kastedilmiş
olabilir.
*
7/17 "Sonra, ant olsun ki onlara
önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve Sen onların
çoğunu şükrediciler olarak bulamayacaksın."
Şeytanın Allah'a vaadini anlatır Yüce Rahman'ımız. Şeytan
saptırıcı, yoldan çıkarıcıdır. İnsan kelimelerle şükretmezse yoldan çıkmaz
ancak Allah'ın ayetlerini terk ederse yoldan çıkar. Şükrediciler olarak bulamazsın
demekteki asıl anlam onlar yapmaları gereken şeyleri yapmayacaklardır. Yani yaratıcıya
vermeleri gereken karşılığı vermeyecekler. Tabii bu bir challenge değildir
olamazda. Allah her şeyi kuşatandır, her şeye güç yetirendir, varlığın üzerinde
tek egemendir. Şeytanda Allah'ın yarattığı ve kuludur ama Allah'a karşı
gelmiştir. Bu yapacağını yani saptırmayı Allah'ın izni ile yapacaktır,
yapacaktır da aslında şeytanın/iblisin kimse üzerinde bir yaptırım gücü yoktur.
O Allah'ın izni ile bizim görmediğimiz yerden bize yaklaşır, göğüslerde
fısıldar, vesvese verir karar veren bizizdir aslında. Ona uyarsak şeytana uyduk
deyip sıyrılmamız mümkün değil. Zaten muhles kullar üzerinde hiçbir etkisi de
yoktur Allah izin vermez. Bu konuları şeytandan Allah'a sığınma konusunda Allah'ın izni ile incelemeye
çalışacağız.
Not : Hertürlü saptırıcı,
uzaklaştırıcı, bozucu, yoldan çıkarıcı, zarar verici şey şeytan olabilir.
Güneşten gelen kozmik ışınlarda, bizi yoldan çıkarmak isteyen insanlarda, şirk
içeren kitaplarda v.s. Her biri
şeytandır. Tabii ki en büyük ve en azılı düşmanımız şeytan/iblisin ta
kendisidir. İnsan şeytanlar ise, iblisin velileri, evliyalarıdır. Şeytanlar
onları kullanarak inananları yoldan çıkarma gayretindedirler. Tabii k hiçbir
şey Allah’ın gücünün üstünde veya ona debk değildir. Allah Kahhar’dır.
İstediğinde istediğini zorla yaptıracak mutlak ve karşı konulmaz gücü vardır, varlığın
üzerinde tek ve mutlak egemendir bunun bilincinde de olalım.
*
7/144
"Ey Musa! Gönderdiklerimle ve Kelamımla seni insanlar arasında üstün
kıldım. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!" dedi.
Sana verdiklerimi al ve karşılığını verenlerden ol. Buradan
teşekkür et, minnettar ol anlamı da çıkar. Ama önemli olan bu verilenin
karşılığını verebilmektir.
Yorumlarımdan dil ile söylediğimiz, ağızla söylediğimiz
boştur söylemimi lütfen yanlışa anlamayın. Tabii ki kelimelerle şükür edelim,
etmeliyiz. Çok da önemlidir. Bir şey için dua edip de olunca hiç dua etmemiş
gibi davranmakta çok yanlıştır. Buda bence nankörlük olacaktır.
Benim demek istediğim ve vurgulamaya çalıştığım şey şudur;
asıl önemli olan kalben, beynen inanıp şükretmek, neye, neden ve nasıl
şükredeceğimizi bilmek ve bundan da
önemlisi karşılığını verebilmektir.
*
7/189 O,
sizi bir tek nefisten yarattı ve kendisi ile sükunet bulsun diye ondan eşini
var etti. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi. Bir müddet böyle
geçti. Yükü ağırlaşınca her ikisi de Rabb'leri olan Allah'a: "Eğer bize
salih bir evlat verirsen elbette Sana şükredenlerden olacağız." diye dua
ettiler.
7/190
Fakat onlara, salih bir evlat verince; kendilerine verilen şeyde ona ortaklar
koşmaya başladılar. Allah, onların ortak koştukları şeyden yücedir.
6/63 ve 6/64 örneğindeki gibi. Evlat verirsen sana gereken
karşılığı veririz derler. Evlatları olunca da şirk koşarlar. Yüce Rabb'imiz
burda da (DİKKAT!) şükrederiz dediler isteklerini yerine getirince
şükretmediler demiyor, şirk koştular (ortak koştular) diyor. 10/22 ve 10/23 de
benzeri örneklerdir.
10/22
Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Öyle ki siz gemide iken ve güzel bir
rüzgarla akıp giderken, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, birden şiddetli
bir kasırga gelip çatar ve her yönden dalgaların onları sarıp kuşattığı anda,
dini Allah'a has kılarak: "Ant olsun, eğer bizi kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız." diye dua
ederler.
10/23
Ama onları kurtarınca, yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar!
Sizin azgınlığınız ancak kendiniz içindir. Dünya hayatı bir geçimliktir. Sonunda
bize döneceksiniz. Yaptıklarınızı size haber veririz.
*
8/26 Ve hatırlayın; bir zamanlar yeryüzünde
sayıca azdınız ve mus'tezaf kimselerdiniz. İnsanların sizi alıp götürmesinden
korkuyordunuz. O, sizi barındırdı ve yardımıyla kuvvetlendirdi. Temiz şeylerden
size rızık verdi. O halde şükretmelisiniz.
Müslümanlığın ilk yayıma evresinde inananların az olması,
bu nedenle güçsüz olmaları, bu yüzden müşriklerin onlara her türlü kötülük,
zorbalık yapmaya güçlerinin yettiğini ve bu yüzden korktuklarını fakat Allah'ın
onları barındırıp, yardım edip kuvvetlendirdiğini temiz şeylerden rızık
verdiğini Müslümanlara hatırlatır. O halde minnettar olun, teşekkür edin,
şükredin anlamı da vardır, ama tüm bunları dikkate alıp nerden nereye ve nasıl
geldiğinizi ve bunları nasip edeni unutmayarak O’nun (Allah’ın) bu
yaptıklarının karşılığını verin, Allah'a takvalı olun, hudutlarını aşmayın
anlamı çok daha anlamlı olacaktır. Neye ne için şükrettiğini bilmeden boş boş
Allah'ım sana şükürler olsun demenin bir anlamı olmadığı kanaatindeyim. Tabii
ki dememeliyiz anlamı çıkarmayalım buradan. Mesela kumar oynayıp kumarda para
kazanan adamda Allah'a şükredebilir kazandıktan sonra. Fakat asıl şükreden o
kumarı oynamayandır. Asıl şükür kumar oynamamaktır.
*
14/7 Hani Rabb'iniz: "Eğer
şükrederseniz mutlaka size nimetlerimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz
bilin ki azabım çok şiddetlidir!" diye bildirmişti.
Şükrün zıttı nankörlük olarak işaretini verdi Yüce
Rabb'imiz bu ayetindede. 2/152, 31/12 ve
27/40 da olduğu gibi. Verdiklerime teşekkür eder minnettar olursanız yani
kıymetini ve kimden geldiğini bilir ve bunları verenin hudutlarına göre hareket
ederek buna göre karşılığını verir/ona göre harcar ve davranırsanız size nimetimi
arttırırım diyor Yüce Allah'ımız. Ama zıttını yaparsanız yani nankörlük
ederseniz de azabım çok şiddetlidir diyor. Yani kafirlerin yaptığı şekilde
hayvanlar gibi yer içerseniz,aklınızı kullanmayıp hayvanlardan daha aşağı
olursanız şiddetli bir azap sizi bekliyor diye uyarısını yapar. (kafierlere
hayvan benzetmesini yapan Yüce Rabb’imdir, bakınız kaynak Kuran)
*
16/78 Ve
Allah, sizi hiçbir şey bilmez halde, annelerinizin karnından çıkardı. Size
işitme yetisi, görme yetisi ve anlama yetisi verdi. Umulur ki şükredersiniz.
Mantık olarak bakıldığında Allah şükretmemizi ister. Özgür
irade verdiğinden şükredip etmemek insana kalmıştır. Tabii ki ne yaparsa karşılığını
alacaktır. Mantık olarak baktığımızda da ortaya çıkacak sonuç şudur zaten Allah
bize bu nimetleri verdi bizim Allah'a bir yararımız veya zararımız
olamayacağından ve ona minnettar olmamız, teşekkür etmemizin Kur’andan
anladığım kadarıyla asıl önemi ve bizden istenen şey olmadığından, en azından
akletmeden şükretmenin boş şükür etmenin istemiş olması Allah'ın çok olası
değil. Allah kullarını ahirette ödüllendirmek ister, bizlere azap değil ödül
vermek ister bunu da Kur’an’dan anlıyorum. Bunun yolu da Allah'a takvalı olmak.
Yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamak, Allah'ın hudutlarından
çıkmamak, verdiklerini onun isteğine göre harcamak, istediği gibi yaşamak
olduğuna göre şükretmenin asıl manası karşılık vermek anlamına geldiğini
rahatlıkla söyleyebilirim.
Tabii ki Allah'ın verdiklerine şükran duyacağız, minnettar
olacağız bunu da dile getireceğiz, kalple ve beyinle idrak edeceğiz kelimelere
dökeceğiz. Bunu yapmak anlamsızdıra getirmeye çalışmıyorum yanlış anlaşılmasın.
Sadece bunu yaparken aklederek yapmalı, neden şükrettiğimizi bilmeli ve asıl
şükründe verilenlerin karşılığını doğru verebilmek bilincinde olup ona göre
yaşamaktır.
8/26 ayetinin açıklamasının sonunda verdiğim kumar örneği
misali.
*
17/19
Kim de ahireti isterse ve mümin olarak onun gerektirdiği şekilde çalışırsa,
işte onların çalışmaları şükredilendir.
Net bir şekilde şükrün karşılık vermek olduğunu bu ayetten de anlarız. Biz Allah'a karşılığını verirsek, onun istediği şekilde yaşarsak, Allah'da bunun karşılığını, yani çalışmalarımızın karşılığını gerektiği gibi verecektir. Onların çalışmaları şükredilendir yani onların çalışmalarının karşılığı verilenlerdendir. Tabii ki öncesinde Allah yolunda olmak için çalışmamız gerekiyor.
*
25/62 Ve
O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü art arda
getirendir.
Gece ve gündüzün art arda gelmesi. Öğüt almak isteyen ve
şükretmek isteyen ile nasıl bir bağlantısı olabilir. Hadi akledelim. Tek tek
kelimelere bakalım. Öğüt almak ne demek, herhangi bir durumda birinin bu konu
hakkında yol göstericiliği kabul edip bu konuda bilgi almak demektir. Şükretmek
ne demektir. İncelediğimiz kadarıyla minnettar olmak teşekkür etmek anlamına
gelir fakat Kur’an’ın asıl şükrü karşılığını vermektir. Gündüz nedir, güneş
ışığının olduğu zaman. Peki bu zaman dilimi için insanla bağlantısı nedir,
Allah bu konuda ne demiştir. Allah’ın lütfundan rızkımızı arama zamanıdır. Peki
gece nedir. Güneş ışığının olmadığı zaman dilimidir. Yüce Rabb'imiz bu zaman
dilimi için gece/insan bağlantısı için ne demiştir. Gece insanlar için sakinleşme
ve dinlenme zamanıdır.
28/73
ayetinden de Allah'ın gece ve gündüzün art arta getirmesini de rahmetinden
yaptığını anlıyoruz. Kendi etrafında dönmeyen yıldızlar da vardır. Bu dönüşü
herşeye güç yetiren Yüce Rabb'imiz tecelli ettirir. (gece ve gündüz dünyanın
kendi ekseninde dönmesinden oluşur)
28/73 Rahmetinden yaptı sizlere geceyi
ve gündüzü; dinlenip sakinleşmeniz için onda ve aramanız için lütfundan;
ve belki şükredersiniz.
Toparlayalım her şeye güç yetirenin, Alemlerin Rabb'i olan
Allah'tan öğüt almak istersen, doğruyu O'ndan öğrenmek istersen ve sana
verdiklerini yine Allah'ın söylediği şekilde karşılığını vermek istersen gece
ile gündüzün ard arda gelişine bak. Onu kim bu şekilde getiriyor. Gündüz rızık
arıyosun hemen arkasına gece oluyor yatıp dinleniyorsun. Bu olay arka arkaya
devam ediyor bir düzen içinde. Bu sana normal geliyorsa ışık kaynağına bak
güneşe, yada aya nasıl ışık yansıtır, gezegen neden döner ona bak, yıldızlara
bak v.s. nereye bakarsan bak. Bir kusur ara istersen bulamazsın, gözlerin sana
yorgun olarak geri döner. Her şeyi yaratan ve her şeyi bilenden öğüt al, bu
öğüde uy ve karşılığını gereği gibi ver.
Yüce Allah’ın bize vermiş olduğu nimetleri derinden
düşünmeli tecelli ettirdiklerine şahit olmalı ve O’nun verdiği nimetlere
şükretmeliyiz. Karşılığını ödemeliyiz…….
Süleyman şükründe neden başarılı olmak ister ve bunun için
Rabb'inden yardım ister. Allah’ım sana şükürler olsun demek için yardım lazım
mı? Bunu diyemeceğinden veya şeytanın bunu dedirtmeyeceğinden mi çekindi.
Süleyman salih ve muhles bir kuldu. Şeytanın onun üzerinde yaptırım gücü yoktu.
EEE nebilere/resullere Allah ve melekleri destek olurlar biliyoruz. Bir cümleyi
mi söyleyemeyecek. Hayır. Süleyman’ın başarılı olmak için Allah'tan yardım ve
destek istediği şükür ona bahşedilenlere uygun karşılık verebilmek
konusundadır. Allah’ın Süleyman’a
bahşettiklerinin Allah’ın bize öğrettiği kadarını Kur’an’dan bulabilirsiniz.
*
27/40
Kitaptan yanında bir bilgi bulunan kimse: "Onu bakışın sana dönmeden
getiririm." dedi. Süleyman, onun yanı başında durduğunu görünce: "Bu
Rabb'imin lütfundandır; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni
sınamak içindir." dedi. Ve kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur, kim
de nankörlük ederse, bilsin ki Rabb'im Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır,
Cömert'tir.
Kıssanın açıklamasına hiç girmeden şükrü inceleyelim bu
ayette. Burada sadece şükürle ilgili bile birden fazla öğüt verir Rabb'imiz
bizlere. Sayacaklarımdan başka derslerde bulunur ayette.
Şükür ile ilgili öğütler şu şekildedir.
- Rabb'imiz bize lütfundan bir şeyler nasip edebilir.
- Bu lütfun karşılığını verecek miyiz yoksa nankörlük mü
edeceğiz diye bize sınav olabilir.
- Bu veya herhangi bir durumda vereceğimiz karşılığı düzgün
verebilirsek bu ancak kendimiz içindir
- Allah vereceğimiz karşılığa veya herhangi bir şeye
ihtiyacı yoktur
- Nankörlük edersek de kendimize yapmış oluruz
- Allah'a hiçbir şekilde güç yetiremeyiz
- Allah'ın yardımına muhtaç olanlar bizleriz
*
27/73
Senin Rabb'in insanlara karşı lütuf sahibidir. Ne var ki onların çoğu
şükretmiyorlar.
Başka ayetlerde de geçer. İnsanların çoğu Allah'ın verdiği
şeylerin karşılığı vermez, davranması gerektiği gibi davranmaz.
*
30/46
Rüzgarları müjdeci olarak göndererek, rahmetinden size tattırması, buyruğu ile
gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık istemeniz, O'nun ayetlerindendir.
Umulur ki şükredenlerden olursunuz.
Rüzgarların müjdelediği şeyin yağmur olduğunu Yüce
Rabb'imiz ayetlerinde bildirir bize. Bu ayette de bunun rahmet olduğu anlaşılır
ki akledersek de zaten kavrarız. Rüzgarın gücünden yararlanılması da, rüzgarda,
yağmurda Allah'ın ayetlerindendir. Ve bunları görüp kendi yararımız için bunlar
için Allah'a minnettar olmalı, şükretmeliyiz ve daha önemlisi bunları ve
Allah'ın tüm nasip ettiklerinin karşılığını gereği gibi vermeliyiz.
*
31/12
Ant olsun ki, "Allah'a şükret." diye, Lokman'a hikmet verdik. Kim
şükrederse kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah
kimsenin şükrüne muhtaç değildir. Bütün övgüler O'nadır.
Allah'ın Lokman'a verdiği hikmet, karşılığını gereği gibi
vermesi için olduğunu anlıyoruz. Burada tekrar şükrün zıttının nankörlük
olduğunu görüyoruz. 2/152, 31/12 ve
27/40 ayetlerinde olduğu gibi.
Not : Bilindiğinin aksine Lokman’ın hekim olduğu konusunda
Kur’an’da herhangi bir bilgi yoktur.
*
31/14
İnsana, anne ve babasını vasiyet ettik. Onu, annesi zorluk üzerine zorluk
içinde taşıdı. İki yıl boyunca ona süt verdi. Bana, anne ve babana şükret!
Dönüş Bana'dır.
Allah'a, Allah'ım sana şükürler olsun denir de anneye,
babaya nasıl olcak. Baba sana şükürler olsun demek çok mantıklı değil, değil
mi? Asıl Yüce Rabb'imizin kastettiği anneye, babaya minnettar ol ve
yaptıklarının karşılığını ver dir. Onlara kötü davranmama, yaşlanırlarsa bize
baktıkları gibi bakma, yardımlarına koşmadır. Onların bize merhamet ettiği gibi
Yüce Rabb’imizin de onlara merhamet etmesi için dua etmektir, bunu Allah’tan
talep etmektir. Burada da bir kırmızı çizgi vardır. Anne babada olsa eğer
müşriklerse onlar için Allah’tan bağışlanma dileyemeyiz ve onları veli
edinemeyiz. Tabii Allah'a da vermemiz gereken karşılığı vermemiz gerekir.
*
31/31
Allah'ın nimeti ile denizde yüzen gemileri görmüyor musunuz? Allah, bununla
size ayetlerinden göstermektedir. Kuşkusuz bunda sabreden ve şükredenler için
dersler vardır.
30/46 da olduğu gibi örnek verir Yüce Rabb'imiz. Bu
olayların Allah'ın koyduğu yasalar (sünnetullah) sayesinde olduğunu bilmeliyiz.
Göğün yıkılmadan durması, yıldızların yerlerinde durması, zamanı gelince
doğanın canlanması ve gene zamanı gelince ölmesi gece ve gündüz akla ne gelirse
ve gelmezse bildiğimiz bilmediğimiz gördüğümüz görmediğimiz her şey Allah'ın
koyduğu yasalar ve ölçüler sayesinde belli bir düzende kusursuz bir biçimde
bilinen bir ecele doğru ilerlemektedirler (Allah’ın katındakilerin eceli varmı
bilmiyorum, işaret göremedim ben). Tüm bunlar yaratıcının varlığını ortaya
koyar, yaratıcının tecelli ettirmesiyle olur. Bize bunların farkında olup
Minnettar olup, teşekkür edip, karşılığını vermektir, şükretmek.
*
32/9 Sonra onu düzenledi ve ona ruhundan
üfledi. Size duyma yetisi, görme yetisi ve gönüller* verdi. Ne kadar az
şükrediyorsunuz!
* Buradaki gönül kalptir. Kalp akletmeyle direk alakalıdır.
Asıl gönüller verdinin bu ayetteki manası kalbinizi açtı. Yani idrak etme
yeteneği verdi şeklindedir.
Allah insanı en iyi şekilde yaratmıştır. Yıldız tozundan
yaratılan insan (bunu inceleriz, genelde toprak veya çamur diye çevrilir) sonra
basit bir sudan (meni) den soyunu devam ettirdi ve düzenledi. Sonra
bilincimizi, duyma, görme ve idrak etme yeteneği verdi. Bunları bildirir
Rabb'imiz ve ne kadar az şükrediyorsunuz der. Allah'ın sözü en doğru olandır.
Kendi kendimize düşünüp akletmeye çalışalım kendimiz için de düşünelim. Hiç
doğduğundan beri gören, duyan biri Allah'a bunlar için teşekkür etti mi ? Yada
doğduğunda aklı yerinde, eli ayağı düzgün diye teşekkür etti mi. Aklını
kullanabildiğine, analitik düşünebildiğine, karar verip sonuca ulaşabilecek
zekaya sahip olduğuna minnettar oldu mu? Bunları kimin verdiğini düşündü mü?
Peki tüm bunları verenin, bunları nasıl kullanmamız gerektiğini bize bildirdiği
aklına geldi mi? Peki geldiyse bu sahip olduklarını Allah'ın hudutları içinde
onun istediği şekilde kullanabildi mi? Karşılığını verebildi mi? Kendi
muhasebemizi kendimiz yapalım……….
Okuyucuya not : Lütfen şu aşamada herhangi bir kaynaktan
çocuk oluşumuna bakalım. En basic bilgi de olsa fikir sahibi olalım.
Mesela insan nasıl oluyor. Bakınız bir spermin yolculuğuna,
kadın yumurtasına, nasıl döllendiğine sonraki yolculuğuna, rahmin yapısına ne
işe yaradığına, hücrenin kabuğundan çıkıp alak durumuna almasına, kromozonlara,
tek bir hücrenin çoğalmasına, hangi hücrenin hangi organı oluşturduğuna ve
hangi organı nasıl yapacağını bilmesine v.s. Bu yaratılışa bilimsel olarak şahit
olup ilmimizi arttıralım lütfen. Allah'ın yaratma sıfatının insan özelinde tecelli
edişine bilimsel olarak şahit olalım.
*
39/7 Eğer kâfirlik25 ederseniz öyle ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106 sizden; ve razı* olmaz kullarına küfre422; ve eğer şükrederseniz43 razı* olur ona sizlere; yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; sonra Rabbinizedir4 dönüş yeriniz; öyle ki haber verir sizlere yapar olduğunuzu; doğrusu O (Allah) bir Alîm’dir8 göğüslerin zatîne/özüne.
*Hoşnut olmaz, istemez, dilemez, onaylamaz.
Anlaşılacağı gibi istediğiniz
kadar kafirlik edin ne kazanırsanız kazanın Allah sizden zengindir ve asla razı
olmaz gerçeği örtmenizden. Fakat Verdiği nimetlerin, gösterdiği doğru yolun,
hizmetimize sunduğu herşeyin karşılığını verirsek razı olacaktır. Allah’ın razı
olmasından daha büyük bir amaç olabilir mi.
Neyin Karşılığını vereceğiz ve nasıl vereceğiz bir iki
örnek ile anlamaya çalışalım ;
Aklın karşılığı, onu kullanarak Yüce Allah’ı ve O’nun doğru yolunu bulmak, nimetlerin ve kazancın karşılığı Yüce Allah’ın istediği şekilde harcamak, hayatın ve ölümün karşılığı Yüce Allah için yaşamak, Yüce Allah’ın nasip ettiği doğru yolun karşılığı O’na kul olmanın kuralları içinde kul olmak, insan olmanın karşılığı Yüce Allah’ın sünnetullahı gereği gibi yaşamak, Şerefli Kur’an’ımızın karşılığı salatlarımızı yerine getirmektir gibi gibi.
*
64/17
Eğer Allah'a güzel bir ödünç verirseniz, onu size kat kat fazlasıyla geri öder
ve sizi bağışlar. Allah; Çok Şükreden'dir , Çok Hoşgörülü'dür.
Allah karşılığını verendir (çok şükreden/şekurun)
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
4Efendi, komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam
kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son
anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).
8Bilen.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.
Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de
kâfirdirler.
43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek;
gönül borcu) sahibi olmak.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
106Zengin.
136Temizlikten uzak kalmak, kopmak.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder