4 Kasım 2024 Pazartesi

SALAT ÇALIŞMASI / 04/14 KIYAM

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                                   

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                 

                                                                                                                                             

Kıyam kavram anlamı : Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi dir.                                                                                                                                           

                                                                                                                                             

Kur'an'ın geneline baktığımızda kıyam kelimesini şu şekilde yorumlamak doğru olacaktır.          

Bir amaç için ayaklanmak, harekete geçmek,  (ekimu s-salat) namazda/salatta ayakta/kıyamda dikelmiş olarak durmakla alakası yoktur. Ekimu kökü de kıyamdan/ayağa kaldırmaktan gelir.  Şu an kılınan namazda ayakta durmakla alakası bulunmamaktadır. Çünkü salatta ekimu olun diye bir emir yoktur. Salatı ekimu edin der. Yani salatı dikin/ayağa kaldırın, yani salatı canlandırın, devamlılığı sağlayın, salatlarınızı yapın diyor en basit tabir ile.  Şöyle düşünelim. Dün gece hiç uyumadım ayaktaydım deyince ne anlarız. Tüm gece uyumadım, kendimdeydim, bilincim (uyurken bilinç açık olmaz) açıktı mı anlarız yoksa gece hep ayaktaydık hiç oturmadık mı anlaşılır. Yada toplumun ayağa kalkması lazım deyince ne anlarız. Yada şirket kötü durumda şirketi ayağa kaldırmamız lazım deyince ne anlarız.                                                                                                                            

Ayrıca ayağa dikilmesi istenen şey salattır. Salat canlı bir şey değildir. Canlı olmayan bir şeyin ayağa kalması/dikelmesi fiziksel olarak kullanılmaz. Mecaz olarak bir kullanımdır.  İşte ekimu s-salat/ salatın ayağa kalkması dikelmesi de bu şekildedir. Şu an kıldıkları namazda ayakta durmakla hiç alakası yoktur, namazla da hiç alakası yoktur  anlamı çok farklı ve çok daha derindir.                                                                                                                                                                                                                                                      

Şerefli Kuranımızdan ilgili ayetlerimizi Yüce Rabb’imizin izni ile incelemeye çalışalım.                                                                                                                         

                                                                                                                                             

           

 

2/3 Kimseler; iman47 ederler gayba62; ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.                                                                                                        

*Rablerini gözleriyle göremeseler de O'nun tecelli etmiş olan isimlerine/sıfatlarına tanık olarak iman ederler/emin olurlar.                                                                                                                               

İman eden kimseler Salatı ayağa kaldırırlar/dikerlermiş. Zaten Yüce Allah’ın ayetlerine inanmayanların salat ile işi olmaz. Ayetlere inanmayanlar ayetleri okumaz salatı ikame etmezler(Kur’an çalışmazlar) Bunlardan salata gidenler olsa dahi üşene üşene gider ve Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Onların bu yaptıklarını ve yaparken ki altında yatan sebebi Allah bilir. Bu planları ve bu yaptıklarını Yüce Allah boşa çıkarır. Bu ayette de ve göreceğimiz içinde kıyam geçen diğer tüm ayetlerde de KIYAM ayakta namaz kılmakla veya namazda ayakta durmakla veya namazda ki bir hareket olmasıyla asla alakalı bir ayet değildir.

4/142 Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O, onların planlarını boşa çıkarandır. Onlar, "salatı ikame ettikleri" zaman üşene üşene yaparlar" İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da pek az zikrederler.                                                                                 

                                                                                                                                             

*                                                

2/20 Neredeyse şimşek kapar görüşlerini; aydınlattığı (şimşek) zaman onları, yürüdüler onda (şimşekte); ve karardığı zaman (şimşek) üzerlerine, dikeldiler/ayakta kalakaldılar; eğer dileseydi Allah mutlak giderirdi/götürürdü işitmelerini ve görüşlerini; doğrusu Allah her bir şey üzerine kadîrdir177.                                                                                                          

                                                                                                                                             

İnanmayan hallerini anlatır Yüce Allah’ımız. Şimşeğin ışığı gözü kör eden bir ışık gibi parlar ve sonrası etrafı aydınlatır. O anlık ışıkta yürürler. Şimşeğin aydınlatması bitince karanlıkta kala kalırlar diyor. Önceki ayetleri de okuyunuz (1 ile 20 arasını). Allah’ın ayetlerine inanmayanların durumunu örnekler vererek açıklar Yüce Rahman’ınız. Salatla (bilinen namaz) alakası yok.                                                                                                                                                                                                                                     

*                                                

2/43 Ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.                                                                                                           

Salatları ayağa dikin canlı tutun ve zekatı verin ve boyun eğin, teslim olun, boyun eğenlerle teslim olanlarla. Salat burada namaz kıl olsaydı namaz kıl dedikten sonra rüku edin demesi anlamsız olurdu. Eğer bilinen anlamda namazda rüku olsaydı. Namaz eğer şu anki haliyle olsaydı tekrar ediyorum namazı(salat) kılın ve zekatı verin ve rüku edenlerle rüku edin. Hani secde nerde? Demek ki rüku da namazla alakalı bir olay değil. Salatla alakalı. Salatı ikame ettikten sonra (salatı ayağa kaldırıp/dikmek) yani Kur’an ayetlerini çalıştıktan sonra zihinle Allah'ın ayetlerini tanıyıp dize gelmektir. Fiziksel bir olay olmaktan çok daha derindir.                                                               

                                                                                                                                             

*                                                

2/83 Ve o zaman aldık bir mîsâk129 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babayla bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de); ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra döndünüz; bir az dışındasizlerden; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.                                                                                                    

                                                                                                                                             

İsrail oğullarıyla yapılan bir anlaşmadan bahseder Yüce Rabbimiz. Bu anlaşmaya göre sadece kulluk ancak Allah’adır. Anaya, babaya, yakınlık sahibine, yetimlere ve miskinlere güzellik yapın(iyi söz söyleyin, yardım edin) ve salatı ayağa kaldırın dikin yapın (devamlılıkta sağlayın) zekatı verin. Fakat bu anlaşmaya uyan az olmuş, karşı çıkan ise çok.                                                                          

Kıyam kısmını yorumlayayım sadece. Ayağa kaldırın salatı diyor salatı ayakta yapın, yada salatta ayakta durun değil. Hadi şu iş için ayağa kalkalım hareketlenelim gibi. Kur’an çalışmak, okumak, anlamak, tartışmak için hareketlenin diyor ilahi mesaj.                                                                                                                       

*                                                

2/110 Ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için önceden gönderdiklerinizi hayırdan; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.                                                                                                    

                                                                                                                                             

Salatı hayata geçirin. Zekatı verin yaptıklarınızın karşılığını Allah katında mutlaka bulursunuz Allah her şeyi en iyi görendir. Bilinen namazda ayakta durmakla alakası yok.                                        

 

*********************************************************************************************************

Şunu unutmayalım;

Allah her şeyi en iyi gören, en iyi duyan, en iyi bilendir. Bize bizden daha yakındır. 2 kişi isek üçüncü Allah’tır, 3 isek dördüncü, 4 isek beşinci. Biz Allah’ın gözleri önündeyiz. Her yaptığımız dan da sorumluyuz. Her ne yapacaksak yapalım her ne söyleyeceksen söyleyelim, nasıl davranırsak davranalım Allah’ın bizimle olduğunu bilerek eyleme dönüştürelim. Bunun bilincinde olarak yaşayalım.

 Bizi yaratana, fıtratımızı belirleyene, bize nimetler verene, yararımıza hizmetimize onca şeyler sunana, şükredelim, Takvalı olalım ve yalnız ona Tevekkül edelim, Tevhid inancı ile Yüce Allah’ı doğru olarak bir’leyelim.

Unutmayalım ki, Allah’ın yardımına muhtaç olanlar bizleriz ve yine unutmayalım ki dönüşümüz yalnızca Allah’adır.

*********************************************************************************************************

*                                                

2/177 Değildir erdem ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir; iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba (Kur’an’a); ve nebilere/peygamberlere; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); vedikti/ayağa kaldırdı salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenler antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabrederler5 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır muttakiler17.                                                                                                       

                                                                                                                                             

Yüzünüzü belli bir tarafa çevirmeniz erdem değildir. Erdemli olan kimse iman eden, Allaha ve ahiret gününe inanan, meleklere kitaplara nebilere ve resullere inanan sevdiği mallarından ihtiyacı olan yakındakilere yetimlere açlık sınırında olanlara evsizlere isteyenlere veren  ve salatı devamlı yapıp zekatını veren anlaşmalarına uyanlar sıkıntıda başı dertte seferberlikte bile sabredenlerdir ve bunlar doğru kimselerdir, muttakilerdir. Aynı zamanda muttaki olmanın şartlarını da vermiş Yüce Rabbimiz. Kıble kavramı da az çok buradan anlaşılıyor. Kıble konusunda inceliycez. Kısaca belirteyim kıble kuranda fiziksel bir yön değildir. Doğu veya batıya dönmek gibi bir yön değildir. Yöneleceğin yöndür/taraftır. Tarafının belli olmasıdır. Hak yolu veya batıl gibi. Salatı toplumda dikilmesi/ayağa kaldırılmasını emreder Rabbimiz. Muttakilerin özellikleri aynı zamanda erdemli insan özelliğidir. Erdemli olmanın yolları da bu ayetle bizlere öğretir Yüce Rabb'imiz öğretilir. (kırmızı işaretli kısmı dikkatle okuyunuz)                                                                                                                                                        

ÖNEMLİ NOTLAR  :                                                                                                                          

            1-  Ahiret gününe iman etmek sadece ahiretin olduğuna iman etmek değildir. Kur’an’da geçen ahiret ile ilgili tüm bize öğretilene iman etmektir.  Örnek kabir azabı veya şefaate inan veya cehennemde azap sonrası cennete gireceğine inanan bir insan ahirete inanmıyordur.                                                                                                                 

            2-  Meleklere iman etmek bize öğretilen melek kavramını anlamak ona göre iman etmektir. İki kanatlı etrafta uçan bir şeyleri melek zannedersek Kur'an'ı ıskalamış veya doğru iman etmemiş oluruz.                                                                                                                         

            3-  Allaha iman etmek şirk koşmadan tek ilahın Allah olduğu bilip astından ilahlar edinmemektir. Dini yalnızca Allaha has kılmaktır. Kul olmanın kuralları içinde kul olmaktır. Kur’an harici dinde hüküm koyan herşey (kurum,kitap,kişi) şirktir. Buna inanan müşriktir. Allah’ın astından ilah edinmiş olur.                                                                                                                              

            4- Peygambere inanmak, hepsine inanmak olduğu gibi birebirlerinden ayırt etmeden inanmaktır. Allah ile resulün arasını açmadan inanmaktır. Bir nebi veya resulü diğerlerinden biraz daha fazla seviyorum dendiğinde peygamberleri ayırmış oluruz.                                                                                                                          

            5- Kitaba iman etmek Kurana inanıyorum demek değildir. Onu duvara asıp süs eşyası olarak kullanmak değildir. Arapçasını anlamadan okumak hiç değildir. Kitaba iman etmek demek Allah’ın bizlere olan kelamını açıp anladığımız dilde okuyup öğrenip, çalışmaktır. Kitaba iman etmek tüm ayetlere iman etmektir. Bazılarına inanıp bazılarını inkar etmek demek değildir. Recm cezası vardır diyenler, kelimei şahadet getirip Müslüman olduğunu zannedenler, abdesi bile Allah’ın tarifi dışında yapanlar v.s. Allah’ın ayetlerinden bir kısmına inanmamış olurlar.                                                                                                                              

                                                                                                                                             

*                                                

2/275 Riba yiyenler, ancak şeytanın dokunuşuyla çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de riba gibidir." demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kim Rabb'inden gelen öğüde uyarak, ribadan vazgeçerse, geçmişte aldığı onundur. Onun kararı Allah'a kalmıştır. Kim tekrar ribaya dönerse, işte onlar ateş ehlidirler ve orada sürekli kalacaklardır.                                                                                                                                                                                                                                              

Ribayı yasaklayan haram kılan ayet.                                                                                                                          

* Riba faiz değildir. Faiz kuranda geçer. Kazanç, başarı, kurtuluş şeklinde çevrilir .Bu konuyu kendi başlığında inceleyeceğim o zaman her şeyiyle açıklığa kavuşturmayı düşünüyorum bu konuyu Rabb’im izin verirse. Riba ise haksız fazlalık kazançtır, fazlalığın haksız artmasıdır. Tefecilik gibi. Yalnız bazı hususlara dikkat edilmesi lazım. Ribayı da inceliycez. Riba o dönemde kullanılan bir borç alma verme olayıdır.

Riba ve faiz aynı şey değildir, haram olan ribadır burda kesin ve netim. Sadece faiz Kur’an’da nedir bunu anlamaya çalışıcam. Nasıl çevirmişler, nasıl anlamdırmışlar, doğru tam nedir bunu bulmaya çalışıcam.                                                                                                                           

 

*                                                

2/277 Doğrusu kimseler; iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve verdiler zekâtı10; onlaradır ecirleri/karşılıkları; indindedir/katındadır Rablerinin4; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.

 

İman eden salihatı yapan, salatlarını yapan zekatını verenin karşılıkları Allah katındadır. Onlara korku ve hüzün yoktur.                                                                                                                       

                                                                                                                                             

*                                                

3/39 Öyle ki nida etti/seslendi ona melekler133; ve o (Zekeriyyâ) bir kıyamda143; salât5 eder mihrapta/özel alanda; “Doğrusu Allah müjdeler sana Yahya'yı; doğrulayıp tasdikleyici Allah’tan bir kelimeyi; ve bir lider/önder; ve bir kısıtlayan/sınırlayan (nefsini); ve bir nebi132; iyilerden/salihlerden.”                                                                                                      

                                                                                                                                             

Zekeriya’dan bir kıssa anlatır Rabbimiz. Meleklerin ona seslendiğini ve onunda özel bir alanda yaratılış özelliğini bilerek (burda ayakta şeklinde de olabilir) salatını yapmaktadır.           Zekeriya meleklerin seslenmesi anında dua etmiyor öncesinde dua ediyor Rabb’ine çağrıda bulunuyor. Dua başka bir şeydir. Mihrapda dua sonrası Rabb’ine salli ediyor, Allah'a yöneliyor, musallinden oluyor, Rabbini arıyor, Rabbinin ayetlerini okuyup öğreniyor, takip ediyor. Yaptığı ibadette salat arkasından rüku ve/veya secde gelmez. Çünkü salatta yapılması gereken fiziksel hareketler değildir. Salat illa ayakta yapılacak arkasından rüku ve secde (salat arkasından 1 secde vardır)  fiziksel olarak gelecek diye bir şey Kur’an’dan çıkmaz. Kıyamda, rükuda, secdede öncelikle ve gerekli olarak beynen yapılmasıdır. İsteyen eğilip saygısını fiziksel gösterir isteyende imkanı varsa (salat sonrası secde yapılmalı) fiziksel secde yapar. Secde fiziksel olarak olmazsa olmaz değildir fakat olmazsa olmaz beyinle yapılması gerekliliğidir. İnsana inanmadan fiziksel yat kalk yapmanın bir faydası olmayacaktır. Sonrasında Zekeriya’ya müjde verilir Yahya’yı(dünyaya gelecek çocuğu). Yahya’nın Allah’ın kelimelerini tastik eden doğrulayan bir önder ve nefsine hakim olan salih kullardan olup nebilik vereceğini Zekeriya’ya iletilir.                                                                                                                     

                                                                                                                                             

*                                                

3/75 Ehl-i Kitap'tan öylesi vardır ki, kendisine yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Öylesi de var ki bir dinar emanet etsen, başına dikilmedikçe onu sana iade etmez. Bunun sebebi: "Ümmilerin malını yemede vebal yoktur." diye düşünmelerindendir. Onlar, bile bile, Allah adına yalan söylerler.                                                                                                        

 

Kitap ehlinden (kurandan önce kitap verilenler) kimi emanet edileni (az da olsa) geri vermez başına dikilmedikçe (yani peşine düşmezsen) kimi eksizsiz verir (çok da olsa). Kitap ehlinden bazıları Ümmilerin (kendini hak dininde sayan batıla inananlar) malını yemeği kendilerine helal saymışlar. Allah onların yalan söylediğini söylüyor. Allah adına yalan uyduruyorlar, iftira ediyorlar.                                                                                                                               

 

*                                                

3/113 Aynı değillerdir kitap ehlinden135 bir ümmet/topluluk; dikelen/ayakta duran; okurlar ayetlerini Allah'ın gece171 zamanları; ve onlar secde12 ederler.                                                                                                      

                                                                                                                                             

Kitap ehlinden bahseder. Hepsinin aynı olmadığını. Önceki ayetlere bakın. Kitap ehlinden bir kısmının yoldan çıktığını söyler önceki ayetlerde ama yine kitap ehlinden olup da aynı olmayan diğer bir kısmından (bu ayette) bir topluluğun gece vakti Allah’ın ayetlerini okudukları öğretir Yüce Allah’ımız. Bu ayette dikelen ayakta duran derken Allah’ın ayetlerini ayakta okuyun demiyor Yani bu iş için ayaklandılar manasında. Mesela ailece film seyretmek için ayaklandık demek filmi ayakta seyrettik demek değildir. Onlar Allah’ın ayetlerini okuyup boyun eğerler, diz çökerler. Fiziksel secde edilebilir fakat önemli olan zihinsel secde boyun eğmedir. Zihinsel kabullenme olmadan yere kapanmanın manası yoktur.                                                            

                                                                                                                                             

*                                                                                                                                           

3/191 Kimseler; anarlar Allah'ı; dikelenler/ayaktalar (olarak); ve oturan (olarak); ve yanlarına üzerine (olarak); ve fikir yürütürler göklerin162 ve yerin yaratılışına; Rabbimiz4! Yaratmış değilsin bunu boşuna; Subhân'sın7 sen; öyle ki sakındır bizleri ateş azabından.                                                                                                           

                                                                                                                                             

Allah’ın isimlerinin tecellisini her hali karda ve her zaman düşünen kafa yoran kimselerden bahseder Yüce Allah. Allah'ı her an her şekilde anmamızı, anabileceğimizin işaretini verir bu ayet. Zihnimizin açık olduğu her an ve her zaman Allah’ı anmalıyız. Allah’ı anmak nasıl olur Subhan ve Tesbih konusuna bakınız.                                                                                                                         

*                                                

4/77 Görmez misin kimseleri? Denildi onlara; çekin ellerinizi; ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim137 (kadar).                                                                                                    

                                                                                                                                             

(kısaca ayetin bir kısmını açıklamasını yazıyorum) İnsanlara savaş emri verilince o savaştan ve karşılarına çıkacaklardan Allah’a duymadıkları bir haşyet duymuşlar. Bu düşüncelerinin yanlış olduğunu ve takvalı olup Allah’ın buyruğuna boyun eğmeleri onlar için hayırlı olacağını söyler Rabb’imiz. Ahirette ödüllerini alacaklarını ve ahiret hayatının da daha hayırlı olduğunu anlarız.  Salatı ayağa kaldırın diyor. Ayrıca size zulmedilmez bir fitil kadar diyor. Bu çevirilerde kıl kadar falan diye çevriliyor. Ama Rabbimiz fitil diyor. Bunun çevirisi fitil/sicimdir. Sicim evrenin en küçük yapı taşıdır. Sicim 1,6 x 10 üzeri -35 metre dir.


KUR'AN'DA SİCİM İŞARET EDİLMİŞ Mİ ?

EVRENİN EN KÜÇÜK YAPI TAŞI SİCİM

SÜPER SİCİM TEORİSİ

SİCİMLERİN TİTREŞMESİ

SİCİM ATOMDAN KÜÇÜKTÜR VE AĞIRLIĞI YOKTUR

KUR'AN MUCİZELERİ DERS-14

EVRENİN DOKUSU SİCİMLER/1400 YIL ÖNCE BİLİNMESİ

EVRENİN DÜZ OLMASI/1400 YIL ÖNCE BİLİNMESİ

SİCM VE PARALEL EVREN BAĞLANTISI


*                                                

4/102 Ve olduğun zaman sen onların içinde; öyle ki doğrult/dikleştir/ayağa kaldır onlara salâtı5; öyle ki doğrulsun/dikelsin/ayağa kalksın bir tayfa/bir bölük onlardan seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar silahlarını; öyle ki secde12 ettikleri zaman; öyle ki olsunlar onlar sizlerin arkasından/ötesinden; gelsin diğer bir tayfa/bir bölük; asla salla13 etmeyen; öyle ki salla13 etsinler seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar savunma tedbirlerini ve silahlarını; isterler kâfirlik25 etmiş kimseler keşke gaflet/aymazlık içinde olsanız silahlarınızdan ve metalarınızdan/eşyalarınızdan; öyle ki meyletseler üzerinize tek bir meyille; ve yoktur bir günah sizlere; eğer oldu sizlerle bir eziyet yağmurdan ya da oldunuz marazlılar/hastalar ki bırakın/koyun silahlarınızı; ve tutun/alın savunma tedbirlerinizi; doğrusu Allah hazırladı kâfirler25 için utanç verici bir azap.                                                                                                     

                                                                                                                                             

Bu ayette (4/101 ile incelendiğinde) salatın sadece savaş zamanında kısaltabileceği anlaşılıyor. Çevirilerde nebi Muhammed imam olup insanlara bildiğimiz anlamıyla namaz kıldırdığı şeklinde meal yapılıyor yada şu anki namazın bu şekilde olduğu bu ayete göre iddia ediliyor. Ayeti dikkatlice inceleyelim.                                                                                                                        

İlk olarak sen olarak tekil geliyor. Onlara salatı ikame ettirdiğin zaman tekil devam ediyor. Bir kısmı seninle birlikte salata dursun ve silahlarını da alsınlar tekil devam ediyor. Sonra secde etsinler diyor edin demiyor. Yani gelen grup secde ediyor nebi değil. Sonra özne değişiyor sen olan siz oluyor. Sizlerin arkasından salla etmeyen grup gelsin diyor.                                                     

Buraya kadar klasik namaz olmadığı görülüyor. İmamlık yaptı denilen nebinin bir fiziksel secdeye kapanmasını işaret etmiyor. Hatta kapanmadığını kolayca anlıyoruz.                                       

Şimdi burada tam ne anlatılmak isteniyor bakalım. Savaş sırasında salattan bahsediyor açıklıyor. Savaşta bile salatın terkedilmemesini sadece kısaltılabileceğini anlatıyor. Secde burada kesinlikle yere kapanmak değil zihinsel bir boyun eğme ve teslimiyettir. Ayrıca sizlerin arkasında bulunsunlar geçiyor. Bu Arapça kelime (veraikum) kelimesidir bu kelime anlamı saklamak, örtmek, bir şeyin arkasında örten, saklayan manasındadır. Yani birinin sakladığı bir şeyin (bu ayette silahlar) başka bir insanın göremeyeceği pozisyonda veya durumda olması anlamındadır.                                                 

Şimdi tüm bunları gözden geçirip nebi Muhammed ve etrafındakilere emredilen salatı anlamaya çalışalım. Öncelikle burada bilinen namaz ve yere kapanmakla ilgili bir şey yok. Savaş sırasında savaşacakların bir kısmı nebiye gelip salatı ikame ederler yani nebi Allah’ın kelamını onlara deklere eder onlarda buna boyun eğer ve diz çökerler. Bunu yaparken sanırım en mantıklısı ve burada anlatılan göre çember şeklinde olmaları ve nebinin ortalarında olması olabilir. Bu sırada gelenlerin silahları da yanlarındadır. Salat bitene kadar diğerleri tetikte olur sonra secde ettikten yani boyun eğdikten sonra diğer grup gelir ve bu insanların hepsi bitene kadar devam eder.                                                                                                                

*                                                

4/103 Öyle ki, tamamladınız zaman salâtı5; öyle ki zikredin/hatırlayın Allah'ı kıyam143 halindeler (olarak) ve oturan (olarak) ve yanlarınız üzerine (yatar halde); öyle ki sakinleştiğiniz zaman; öyle ki doğrultun/dikleştirin/ayağa kaldırın salâtı5; doğrusu salât5 oldu müminler27 üzerine vakitli bir kitap.                                                                                                   

                                                                                                                                             

Salat bittiğinde Allah’ı zikredin ayakta oturarak yan yatarak nasıl isterseniz diyor, güvende olduğunuzda salatı gereği gibi ayağa kaldırın. Bir önceki ayet savaş halinde salattan bahseder yalnız savaşta salat kısaltılabilir. Güvende olduğunuzda yapmanız gerektiği gibi salata devam edin der.                      

Yalnız burada dikkat edilecek en ama en önemli nokta Yüce Rabb’imizin müthiş bir işareti olan şu kelamlarıdır.                                                                                                                                  

DOĞRUSU SALAT MÜMİNLER ÜZERİNE VAKİTLİ BİR KİTAP OLDU. (sonuç kısmına bakılsın)                                                                                                                                

Yüce Rabb’imizin bu kelamı 2 önemli şeyi işaret eder.

            1-Bu kitaptan sorumlu olan yalnızca müminlerdir. Buradan 5 alt başlık çıkar.                             a- Kitaptan sorumlu olanlar sadece müminler (Yüce Rabbimiz şerefli kuranımızda müminler, inanlar, iman edenler diye başlar ayetlerinde, sorumlu olanlar bu kesimdir)                                        b-Mümin olmayanlar gereği gibi inanmadıklarından kurandan herhangi bir şeyden sorumlu değillerdir. Allah dilediğini(hak edeni, gayret göstereni bağışlar (müşrikler hariç) dilediğine de azap eder.29/21 ve birçok ayette belirtir.                                                                                                 c-Dinde zorlama yoktur, isteyen inanır isteyen küfreder. 30/44 - 41/51                                                                                                                         

            d-Herkesin dini kendinedir 109/6                                                                                              e-Allah insana serbest/özgür irade vermiştir. 18/29 -  41/51                                                                                                                             

            2-Kitap özellikle bazı vakitli zamanlarda mutlaka okunulması gereklidir(bunun dışında her zaman okunabilir ki zaten her an hafızamızda olmalı). Çalışılması gereklidir. Bunlar salatıl fecr, salatıl işa ve toplantı salatı salatıl vustadır.                                                                                                                     

             2 alt başlık da buradan çıkar.                                                                                                                        

            a- Kuran okumak (anlayarak, kendi dilinde) belli vakitlerde belli sürelerde rutin olarak okunmalıdır.                                                                                                                          

            b-kuranın gerçek salatı budur.                                                                                                                       

                                                                                                                                             

41/51 Ayetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. O halde Kıyamet Günü ateşe atılan kimse mi yoksa Bize güven içinde gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Kuşkusuz O, yaptığınız şeyleri en iyi görendir.

29/21 O, Hak eden kimseye azap eder, hak eden kimseye de rahmet eder. Ve O'na döndürüleceksiniz.

30/44 Kim küfrederse, küfrü kendi aleyhinedir. Kim salihatı yaparsa, onlar kendileri için iyi bir gelecek hazırlamış olurlar.

109/6 "Sizin dininiz size, benim dinim de bana."

18/29 De ki: "Hakk Rabb'inizdendir. O halde dileyen iman etsin, dileyen küfretsin." Kuşkusuz Biz, zalimler için bir ateş hazırladık. Çadır gibi onları kuşatan. Eğer yardım isterlerse, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su yağdırılır. O ne kötü bir içecektir! Ve ne kötü bir barınma yeridir.                                                                                                                 

*                                                

4/135 Ey inan kimseler. Adaleti ayakta tutanlardan olun Allah için. Kendinizin veya ana babanızın ve yakınların aleyhinde olsa bile. Zengin veya fakir olsalar (da). Çünkü Allah daha yakındır ikisinede. Öyle ise sapmayın adaletten keyfinize uyarak ve eğip bükerseniz yada doğruyu söylemesseniz muhakkakki Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır.                                                                                                   

                                                                                                                                             

Daha önce verdiğim örneklerde olduğu gibi adaleti ayakta tutmak. Salatı ayakta tutmak gibi. Salatı ayakta yapın yada adaleti ayakta yapın değil. Mecaz olarak geliyor. Haksızlık yapmamayı vurgulayan bir ayet. Anne, baba, zeng,n, fakir her kim olursa old-sun, yakınlık sahibi veya mal mülk sahibi, Allah onlara bizden daha yakındır. Asla adaletten ayrılmamalıyız. Hak ile hak sahibi arasına girmemeliyiz. Bu sorumluluk verilecek kişileri seçiyorsak da işi ehline vermeyi de kapsar. Bilmem anlatabildim mi?                                                                                                                                

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

4/142 Doğrusu münâfıklar26 aldatmaya çalışırlar Allah'ı; ve O (Allah) aldatır onları; ve dikeldikleri/ayağa kalktıkları zaman salâta5; dikeldiler/ayağa kalktılar üşengeç/umursamaz; gösteriş yaparlar insanlara; ve anmazlar Allah'ı; ancak biraz.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Ayağa kalktıkları zaman salata. Yani salat için ayaklandıkları zaman. Yani bir iş için hazırlanmaya başladıklarında. Yerlerinden üşene üşene kalkanlar varmış. Bu münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlarmış (kendileri akılsız olduklarından), ancak Allah onları aldatır. Anlaşılan üzere yaptıkları boşa çıkacaktır bu insanların.                                                                                                                        

                                                                                                                                             

*                                                

4/162 Fakat onlardan ilimde kök salanlar; ve müminler27; iman47 ederler sana indirilene ve senden önce indirilene; ve dikenlerdir/ayağa kaldıranlardır salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve iman47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar; getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir/karşılık.                                                                                                                                                                

Salatı hayata geçirirler diri tutarlar sürekli yaparlar.                                                                                                                                                                                                                                                                           

*                                                

5/6 Ey iman47 etmiş kimseler! Dikeldiğiniz/ayağa kalktığınız zaman salâta5; öyle ki gusledin/yıkayın yüzlerinizi ve ellerinizi dirseğe doğru; ve mesh edin/sıvazlayın başlarınızı ve ayaklarınızı iki topuğa doğru; ve eğer oldunuz bir cünüp136; öyle ki temizlenin/yıkanın; ve eğer oldunuz hastalar; ya da bir sefer üzerinde; ya da geldi biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan; ya da dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz kadınlara; ve asla bulamadınız bir su; öyle ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın yüzlerinize ve ellerinize ondan (topraktan/kumdan); razı olur değildir Allah yapmaya sizlere zorluktan/darlıktan; fakat razı olur/arzular temizlemeye sizleri ve tamamlamaya kendi nimetini sizlere; belki sizler şükredersiniz43.                                                                                                       

                                                                                                                                             

Salat için hazırlığa başladığınız zamanı anlatır. Bu bir niyetlenme zamanıdır aslında. İslam’da şuna buna niyet edin diye bir şey yoktur. Salatta kıyamda durun demez ayet. Ayet abdest nasıl alınır, neler abdesti bozar, su olmazsa ne olur konularını bize açıklar. Abdest konusunda detaylı inceliycez.

Hadis gibi zırvalıklara inanlar bu ve bunun gibi net olan ayetlere bile iman etmezler. Allah harici kaynaklara iman ederler. İşte bunlar Allah’a şirk koşmadan inanmayanlardır. Abdeste nerde 3 kere tekrar, nerde ağza, buruna su alma, nerde ense kulak mesh etme. Allah’ın ayeti dururken kalkıp bu ayete bir şeyler ekleyip çıkaranlar veya ekleyip çıkaranlara tabii olanlar Allah’ın astından ilahlar edinerek, Allah’a şirk koşarak inananlardır. Bunların yeri net cehennemdir.

İşte yine bu kimseler kendi inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışırlar. Hadis Kur’an’ı açıklar derler. Hayır Kur’an açıklanmaya muhtaç değildir, Allah Kur’an’ı anlamamız için bizi kimseye muhtaç etmemiştir. Siz kendi inandığınız İslam olmayan bir inanca Kur’an’da yok diyenlersiniz. İslam’da olmayan Kur’an’da da yoktur. Sizin dininiz başkadır. Hadisçiler eğer hadis olmasaydı namazı nerden öğrencektik, Kur’an’a detayı yok derler. Kur’an’da namaz yok zaten. Olmayan bir şeyi Kur’an neden söylesin. Allah bizden istemediği bir şeyi Kur’an’da belirtir mi? O sizin kendi uydurmanız. Namaz olarak şu an yaptığınız şey, aynı zamanında kabede el çırparak, ıslık çalan, aymazlık ve gaflet içinde olanların yaptığı şey gibidir.

Kur’an’ın gerçek salatı, salatı ikame etmek Kur’an okumak, anlamak, çalışmaktır.

                                                                                                                                             

*                                                

5/8 Ey inan kimseler, Şahitlk edersen Allah için adaleti ayakta tutun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin sizi saptırmasın adaletten. Adil davranın bu takvaya daha yakındır. Kuşkusuz Allah yaptıklarınız şeylerden haberdardır.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Adaleti her daima gözetin. Adaletten ve haktan ne olursa olsun asla ayrılmayın. Burada da tüm diğer ayetlerdeki gibi salat (namaz)da ayakta durun denmemektedir.                                                                                                                          

                                                                                                                                             

*                                                

5/12 Ve ant olsun aldı Allah bir mîsâk129 İsrailoğullarından; ve gönderdik onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğer diktiniz/ayağa kaldırdınız salâtı5; ve verdiniz zekâtı10; ve iman47 ettiniz resullerime/elçilerime; ve desteklediniz onları; ve borç123 verdiniz Allah'a güzel bir borç123; mutlak kâfirlik25 ederim*; ve mutlak sokarım sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim kâfirlik25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet içinde oldu/saptı düz yoldan.                                                                                                       

                                                                                                                                             

Salatı ayağa kaldırmak. Sürekli diri tutmak.                                                                                                                            

Burada kafir kavramını açıklamak gerekir. Çünkü Allah kafirlik ederim demiş. Bilinen yanlış anlamıyla bunu (kafir kelimesinin) idrak etmemiz mümkün değil. Kafir demek örten/gizleyen manasındandır. Kafirlik etmek örtmek gizlemek demektir. Çiftçileri tohum atıp üzerini toprakla örttüğünde kafirlik etmiş olurlar. Yani tohumun üzerini örtmüş olurlar. Kur’an’da da kullanımı gerçeği örten/gizleyendir. Bu ayette Yüce Rabbimizin kafirlik etmesi demesi ayette şu manadadır. Anlaşmamıza sadık kalırsanız, salatı ayağa dikerseniz, zekatı verirseniz ve resullere iman edip destek olursanız, Allah’a borç verirseniz (Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Allah’a borç vermek karşılıksız sadece Allah’ın ecrini düşünerek yapılan işlerdir) bende sizin günahlarınızı bağışlar suçlarınızı örterim (kesin affedilmeyecekler hariç, müşrik olmak gibi) cennetlerime sokarım diyor. Ama bundan sonra kim kafirlik ederse (Allah’ın ayetlerini gizler/örterse) doğru yoldan sapmış olur.                                                                                                                    

*Yüce Allah'ın mümin kimselerin bazı günahlarına kâfirlik edeceği yani örtüp gizleyeceği bu ayette bildirilir.                                                                                                                       

                                                                                                                                             

*                                                

5/55 Veliniz28 sizin ancak Allah’tır; ve resulü/elçisidir O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir; kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar rükû11 edenlerdir.                                                                                                          

İnanların yardımcısı koruyucusu Allah, resulü ve iman etmiş kimselerdir.(başka ayetlerde de ve burada da gördüğümüz gibi iman eden bir kimse asla inanmayan bir kimseyi veli veya dost edinmemeli) bu iman etmiş yani delillerle kesin inanmış kimseler aynı zamanda salatlarını (Kur’an çalışmasını) bırakmaz zekatlarını (vergilerini) verirler ve onlar Allah’a ve ayetlerine boyun eğer itaat ederler. Bilinen namazla alakası yok.  Burada dikkat edilmesi gereken bir husus daha vardır. Eğer müminsek ancak iman etmiş kimseleri veli edinebiliriz (resul hayatta olmadığı için şu devirde resulün veliliği söz konusu olamaz)                                                     

Bu dünyadaki veliliktir. Ve de ilahi velilik içinde bizlerin (iman edenlerin) velisi yalnızca Allah'tır.                                                                                                                       

*                                                

5/97 Allah, Beyt-i Haram olan Kabe'yi ve o haram olan ayı ve hediye kurbanlığı ve gerdanlıkları insanlar için kıyam yaptı. Bilesiniz ki Allah, göklerdekini ve yerdekini bilmektedir. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Kıyamen olarak gelen kelime bu ayetteki anlamı da sağlam duran, kurallara bağlamak, korumak, dik tutmak, bir şeyi veya meseleyi doğru şekilde korumak, devam ettirmek anlamında gelebileceği gibi aynı zamanda halk, topluluk, ulus, bir yerde toplanan kalabalık, kavim, ulus, millet, halk anlamlarına da gelir. Bence hepsi olabilir ayetin anlam bağlamında.                                                                        

Beyti haram (saygın ev) , hediye kurbanlık (kurbanlık hacda ihtiyacı olana gönderilecek olanl yiyecektir illa bir hayvan kesilecek diye bir emir yoktur değil) gerdanlıkta (hacda yenmek için kesilecek kurbanlıkların işaretlenmesi) dir. Şu şekilde de yorumlanabilir Allah hacda yenecek erzağı ve kesilecek hayvanları insanlar için yiyeceğini karşılama aracı yaptı da denilebilir. Yada bunları kurallara bağladı, koru da denilebilir. Yada bunları oradaki kavim için gelen toplanan kişiler için faydalanmaları için korudu devam ettirdi de olabilir. Bu yazdıklarımın tümünü de kapsayabilir yada farklı bir yorumlar da getirilebilir. Anlam olarak çok değişmese de anlatılmak isteneni anlıyoruz

 Yine kıyam bilinen yat kalk namazı ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.                                                                                                                         

*                                                

6/72 Ve ki dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve takvalı21 olun O’na (Allah'a); ve O ki; O’na haşr olunursunuz/bir araya getirilirsiniz.                                                                                                         

                                                                                                                                             

Salatı hayata geçirin sürekli yapın bırakmayın. Ayakta durmakla alakası yok.                                                                                                                          

                                                                                                                                             

*                                                

7/29 De ki: “Emretti Rabbim eşitliği; ve kaldırıp doğrultun yüzlerinizi her bir mescitte16; ve çağırın O’nu (Allah’ı); halis/saf/katıksız kılanlar olarak O'na dini; başladığı gibi sizleri (yaratmaya); dönersiniz.                                                                                                   

                                                                                                                                             

İbadet edilen her yerde yüzlerimizi Allah’a doğrultacağız. Dini yalnız Allaha has kılacağız. Allah’a kul olmanın kuralları içinde kul olacağız.

Yani Allah’a şirk koşmadan, Allah’ın hudutlarında ve Allah’ın isminin yanında başka isimler anmadan. Mescit cami değildir. Mescit konusunda inceleyeceğiz. İbadet edilen her yer mescittir. İlla kapalı bir alan lazım değil. Allah’a çağrıda bulunduğumuz ibadet ettiğimiz her yer mescittir. Evin bir köşesi, dağ başı, sokakta, uzay v.s. Allah’a yöneldiğimiz her yer bizim mescitimizdir. Ayrıca mescit de illa toplanıpta ibadet edilmesi gerektiği anlamına da gelmez. Toplu ibadet de yapılabilir. Ama olmazsa olmaz değildir.

                                                                                  

                                                                                                                                             

*                                                

7/170 Ve kimseler; sımsıkı sarılırlar/yapışırlar kitaba (Kur’an’a); ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; doğrusu biz; zayi etmeyiz muslihlerin30 ecrini/karşılığını.                                                                                                                                                                                                     

Salatı ayağa kaldırmak/dikmek. Her ayetteki gibi ayakta salat yapın(namaz kılın) yada bilinen şekliyle namazda ki bir hareket asla değildir. Kur’an’a yapışmaktır, artık yapışmayı nasıl anlarsanız.

Benim anladığım diyelim ki boğulmak üzereyken suyun üstünde olan bir şeye can havli ile yapışırız ya, işte bizi süresiz bir azaptan, süresi bir ikramın yolunu gösteren bu kitaba böyle sarılmalıyız.    

 

*                                                

8/3 Kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.                                                                                                                           

salatı hayata geçirmek.                                                                                                                      

                                                                                                                                             

*                                                

9/5 Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar34; öyleyse katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.                                                                                                           

Bu ayetle ilgili üç konuyu konuşmamız gerekir. Bunlar şu şekildedir ;

 

BİRİNCİ KONU                                                                                                                     

Bu ayette de salatın ayağa kaldırılması hayata empoze edilmesi söylenmektedir. Yalnız bu ayetin üzerinde biraz duralım işlerine geldiği gibi çarpıtırlar bu ayeti günümüz dincileri/din tüccarları (aymazlar) bu ayette geçen müşrikleri nerde bulursanız katledinden yola çıkarak kendilerini cennete götüreceğini sanarak Kur’an’ın dokunulmaz kıldığı canları alırlar, insanları öldürürler.

Örneğin içki içilen bir yere bomba koyar sonrada Allah için cihat ettik derler. Kur'an’dan sadece bir veya iki cümleyi alırlar. Ayetin tamamı ne anlatır Kur’an’ın bağlamında Kur’an’ın bütünlüğünde ne demek ister ona bakmazlar. İşine geleni alırlar. Yani kuranın bir kısmına inanıp bir kısmına kafirlik ederler. Oysaki savaş inanların üstün gelmesi, inananla inanmayanların ayrılması, bir sınav olması, sünnetullahın bir gereği olduğunu Yüce Allah’ımız bize biricik şerefli kuranımızda öğretmiştir. Ayrıca savaşma ile ilgili ayetlerde öldürün, katledin yazdığı gibi (savaşta illaki bu olacaktır olmaması düşünülemez) sonrasında esir almaktan, tutsak tutmaktan ve eğer düzelirlerse bırakılmalarından bahseder. Hepsini öldürün demez. Sadece 8/67              

Hiçbir nebiye tutsak almaz yakışmaz fakat üstünlük sağlayana kadar der 8/67. Sonrası alınabilir. Bu inanmayanların dirençlerini kırmak içindir. Bu ayetin devamına bakıldığında o zaman üstünlük sağlamadan esir almak ve bu yolla dünya kazancı elde etme isteğinde olan bazı Müslümanlara yanlış düşündüklerini ve yanlış yapmamaları gerektiği konusunda bir öğüttür. Esir alıp bu esirleri bırakırken kazanç sağlamak yolunu Yüce Allah onaylamamktadır. Onun dışında düşmana bile iyilikle davranılması gerekiyor. Yukarıda bahsettiğim konu ile ilgili ayet 47/4 tür.                                                                                       

Ayrıca katletmek Arapçada öldürmek anlamına geldiği gibi, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derece rahatsız etmek, zarar vermek anlamlarına da gelmektedir. İlla ve mutlaka öldürün demek değildir. Öldürmek gerekiyorsa öldürebilirsin ama illa amaç öldürmek değil kafirlerin kökünü kurutmak değil aciz durumda kalınca da tutsak edilecektir. Belki dönerler. Bu durumda savaş esnasında gerçekleşecek bir şeydir. Durduk yerde bu müşrik bunu öldürelim Kur'ana göre sapkın bir düşüncedir.                                                                                                                        

Savaş da sadece 2 sebeble yapılabilir, ve kesinlikle haksız yere yapılamaz. Ne savaş nede bireysel bir saldırı haksız yere yapılamaz. 7/33                                                                                                                               

            1- Topraklarını/vatanını korumak için 22/40                                                                                                                             

            2- Zulmeden bir topluma karşı 22/39 (fakat öncesinde zulmedenle son vermesi için savaş dışındaki çareler aranır.) .                                                                                                                                

Savaş nezaman biter                                                                                                                       

            a-Zülüm sonlanınca 22/39                                                                                                                             

            b-Fitne kalmayıp din tamamlanınca 8/39  -  2/193                                                                                                                               

                                                                                                                                             

8/39 Fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse kuşkusuz Allah onların ne yaptığını görmektedir.

2/193 Fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

7/33 De ki: "Rabb'im şunları kesinlikle haram kılmıştır: Fuhuşların açık olanını ve gizli olanını, günahları, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir belge indirmediği herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmayı ve Allah'a, bilmediğiniz şeyleri yakıştırmanızı.

47/4 Kafirlerle savaşa giriştiğiniz zaman, boyunlarını vurun. Güçlerini yok edince, bağı sıkıca bağlayın . Ondan sonra bir bağışlama olarak veya fidye karşılığında savaş sona erince onları serbest bırakın. Eğer Allah isteseydi onlardan savaşsız da intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını asla karşılıksız bırakmaz.

8/67 Hiçbir nebiye, yeryüzünde düşmana üstünlük sağlayıncaya kadar, esir almak yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti istiyor. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

22/39 Kendileriyle savaşılan kimselerin, zulme uğramaları nedeniyle, savaşmalarına izin verildi. Kuşkusuz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir.

22/40 Kimseler; çıkarıldılar diyarlarından haksız yere; sadece ki derler: “Rabbimiz4 Allah'tır”; fakat olmasaydı defetmesi Allah'ın insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak yıkılırdı manastırlar; ve kiliseler; ve salâtlar23; ve mescitler16; anılır orada Allah'ın ismi çokça; ve mutlak yardım eder Allah O’na (Allah’a) yardım eden kimseye; doğrusu Allah mutlak Kaviyy'dir72; Azîz'dir37.                                                                                                                    

Savaş ile ilgili ayetler kuranın bütünlüğünde değerlendirecek olursak güçlerini yok edinceye kadar, din tamamen Allah’ın oluncaya kadar, karşı taraf vazgeçinceye kadar zalimlerle savaşın, zalimleri vurun, öldürün, tutsak alın der. Buda gereklidir zaten. Fakat mümkünse esir alarak onları topluma kazandırmanın önemini de vurgular. Hatta benim anladığım kadarıyla mümkünse öldürmemek daha iyidir. Çünkü Yüce Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla savar. Hem kafirlerin azap görmesi, hem de müminlerin belli olması adınadır. Savaşta illa insanlar ölür ama yaşatmanın da önemini açıkça vurgular Rabb'imiz.

İslam dini barıştır, iyiliktir, esenliktir, selamdır. Hakkaniyetdir, salihatı yapmaktır. Asla zulümü, bozgunculuğu, haksız yere can almayı onaylamaz. Bunu göz ardı etmemek lazım.                    

Esir almak demek, ölene kadar köle olarak kalması demek değildir. Ya belli bir bedel karşılığında salınması yada topluma Müslüman olarak kazandırılmasıdır amaç. 8/67 üstünlük sağlayana kadar esir almak hiçbir nebiye yakışmaz ayetindeki anlatılan esirleri fidye karşılığı salmayı adet ve kazanç elde etme yöntemi olarak benimsenmemesi içindir. Bu dünya için kazançtır ve Allah ahiret kazancını kazanmamızı ister.                                                                                                                                                                                                                                                         

İKİNCİ KONU                                                                                                                        

                                                                                                                                             

Dinde zorlama yoktur 2/256 insan ister inanır ister küfreder 76/3.  Yüce Allah tarafından tek kabul edilecek olan İslam dini barış esenlik iyilik dinidir. Şimdi ayetimize dönelim.                                  

Bu ayete muhatap olanlar savaştalar. Haram ay olarak belirtilen ve 4 ay savaşmama kararı alınan aylar belirlemişler. (o zamanki anlaşmaya göre, şimdi bu anlaşmayı yaparsan tekrar 3 ay yap, 6 ay yada12 ay farketmez) bu aylarda savaşmayı Rabbimiz yasaklamış fakat diğer ayetlerden anladığımız kadarıyla eğer karşı bir hareket olursa aynısıyla karşılık verilebileceğini de söylüyor. Bu aylar Kur’an öncesi bu şekildeymiş İslamda bunu kabul etmiş olarak algıladım ben. En doğrusunu Yüce Allah bilir. Bu aylar bitince o müşrikleri yakaladığınız yerde katledin/öldürün diyor ki bir savaş var ortada, savaş halindeyken yani sebepsiz bir öldürme değil. Ama şuna dikkat edelim alayını öldürün köklerini kurutun, asın, kesin, yaşatmayın falan demiyor. Tutun onları kuşatın diyor yani yakalananı hapsedin diyor. Eğer ki tövbe eder salatlarını düzenli yapar zekatı da verirlerse (demek ki toplumda çalışacaklar) bırakın diyor.                                                                                                                            

Ayetleri anlamaya çalışırken Kur’an’ın İslam’a genel bakışını, Kur’an’ın bütündeki anlamı da göz önünde bulundurmak lazım. Hele ki ayetteki bir iki kelimeyi alıp diğerlerini hiçe saymak ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmına kafirlik etmek, ayetleri eğip bükmektir ki bunu Yüce Rabbimiz yasaklıyor. Konu bağlamında 9/11 ayetini de okumalıyız.                                                                                                                                

2/256 Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip, Allah'a inanırsa, kuşkusuz ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.

76/3 Ona (insana) doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur.                                                                                                          

 

ÜÇÜNCÜ KONU

 

Allah’ın kutsal saydığı canı, kendi canımızda dahil alamayız, yani haksızca birilerini veya kendimizi öldürmemeliyiz. 9/5 ayetini değerlendirirken Kur’an’ın bütününü ele alarak değerlendirmeliyiz. Yoksa yanlış anlayabilir ve yanlış yapabiliriz.

 

4/29 Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa, haksız şekilde yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.

4/30 Kim, düşmanlıkla ve haksızlıkla bunu yaparsa, onu yakında ateşe atacağız. Bu, Allah için pek kolaydır.

4/93 Kim, bir Mü'min'i isteyerek öldürürse, onun karşılığı, içinde sürekli kalmak üzere Cehennem'dir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.

17/33 Allah'ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, Biz onun velisini sultan kıldık. O da öldürmede haddi aşmasın. O yardım olunmuştur.

25/68 Onlar, Allah'la birlikte başka bir ilaha dua etmezler. Allah'ın haram kıldığı canı geçerli bir neden olmadıkça öldürmezler. Zina yapmazlar. Kim bunları yaparsa günah işlemiş olur.                                                                                                                                                            

                                                                                                                                             

*                                                

9/11 Öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa salâtı154; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir sizlere dinde; ve detaylı açıklarız ayetleri; bilir bir kavim için.                                                                                                 

                                                                                                                                            

Bu savaşta esir alınanlar ve anlaşmalarını bozanlar tövbe ederler zekatı verirler toplumun salat ettiği şeylere yani hedefleri doğrultusunda hareket ederlerse dinde kardeşlerinizdir.                                                                                                                            

*                                                

9/18 İmar eder Allah'ın mescitlerini16; ancak (bir) kimse (ki); iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve dikti/ayağa kaldırdı salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve asla haşyet53 duymaz o; ancak Allah'a; öyle ki belki bunlar; ki olurlar doğru yola kılavuzlananlardan.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Salatı ayağa dikme/kaldırma. Mescitleri imar edenler ancak  Allah ve ahiret gününe iman edenler imar edebilirlermiş. Ve bu kimseler salatı ayağa kaldıran, zekatı veren ve sadece Allah'a haşyet duyanlardır.

 Her mescit, adı mescit diye mescit olamaz. Şirk koşulan yerler Kur'an’a mescit olmaz. Aynı kiliseler, sinagoglar, pagodalar, mandiler v.s. gibi veya şu anki camiler gibi. Sadece Kur'an diyenler salatı ikame edecek gerçek mescitler yaptırmalı. Ve bu mescitlerde Allah’ı birleyerek, Allah’tan başkasının adını anmayarak, dini alnız Allah’a has kılarak ibadet edilmeli, Kur’an çalışılmalı.

Sadece Allah'ın adının anıldığı Kur'an dersleri yapılacak gerçek mescitleri imar etmeliyiz. Sadece Kur'an diyenler şu zamanki mescitlere/camilere girmemeli. Bunlar Kur'an’a musallin değillerdir.       

Aslen Allah'a teslim olunan evrenin her yeri mescittir. Allah'a beynen teslim olduğun her yer mescittir. Secde edilen yer önemli değil secdenin neye edildiğidir. Salat sonrası Allah'a dua edilir/edilebilir/edilmelidir, secde yapılabilir/yapılır/yapılmalıdır.                                                                                                                        

                                                                                                                                             

*                                                

9/71 Ve mümin27 erkekler; ve mümin27 kadınlar; onların bir kısmı velileridir28 bir kısmın; emrederler evrensel kabulleri/normları ve engellerler iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten; ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve itaat ederler Allah'a ve        O’nun resulüne/elçisine; işte bunlar, rahmet edecektir onlara Allah; doğrusu Allah Azîzdir37; Hakîmdir9.                                                                                                   

                                                                                                                                             

Mümin kadınlar ve mümin erkekler bir kısmı bir kısmının koruyucusudur. Ve ne yaparlar onu söyler ayette Yüce Rabbimiz. Bilinen namaz kıl denmez. Kuran çalışmayı/anlayarak okumayı ayağa kaldırın der. İğrenç ve çirkin şeylerden uzak durabilmenin yolu da zaten Allah’ın ayetlerini bilmek ile olacaktır ancak.                                                                                                                              

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

10/12 İnsana bir sıkıntı dokununca, yatarken, otururken veya ayaktayken bize dua eder; fakat Biz onun sıkıntısını giderince de karşılaştığı sıkıntıdan ötürü sanki Bize hiç dua etmemiş gibi davranmaya devam eder. İşte Müsriflere, yaptıkları şey böyle cazip gösterilmiştir.

Duadan bahseder. Yatarken, otuturken veya ayakta yani her şekilde Allah’a çağrı yapılabilir. Duanın ayrıntılarını dua kavram konu başlığında Yüce Allah’ımın izni ile incelemeye çalışacağız.                                                                                                                          

*                                                

10/87 Ve vahyettik Musa'ya ve kardeşine ki yerleşim yeri edinin ikiniz kavminiz için; şehirde evler; ve yapın evlerinizi bir kıble14; ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve müjdele müminleri27.                                                                                                                                                                                                             

Kıble konusunda inceliycez. Ne demek evlerinizi kıble yapın, kıble nedir detaylı öğrenmeye çalışıcaz Yüce Rabb’imizin ayetleri ışığında ve O’nun izni ile. Bu ayette bilinen namazdan bahsetmez. Evlerinizi kıble yapın diyor nasıl olcak bu. Eger kıbleye dönmek anlaşıldığı gibi olsa hangi eve dönecekler. İnceliycez.                    

                                                                                                                                             

*                                                

                                                          

11/100 İşte bu haberlerindendir o şehirlerin anlattıklarımız sana. Onlardan bazılar ayaktadırlar (bazıları da) tamemen silinmiştir.                                                                                                                                                                                

Kıyam ve türevleri ile ilgili tüm ayetleri aldığımdan bunu da almak durumundaydım. Konumuzla bağlantılı değil. Fiziki olarak yıkıma uğrattığı şehirlerden bazılarının ayakta duranları olduğunu bize bildirir. Yani yıkılmamış olduğunu.                                                                                                           

 

*                                                

11/114 Ve dik/ayağa kaldır salâtı5 iki tarafında gündüzün170; ve yakınlarında gecenin171; doğrusu güzellikler giderir rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir zikirdir/hatırlatmadır hatırlayanlara.                                                                                                         

Burda yakınlarında gecenin vav bağlacıyla geliyor. Yani 3. bir vakti değil işaret edilen vakit aralığını bildirir, zamanını belli eder. Bunu salat/vakit/sürede detaylı inceliycez.                                                                                                                       

*                                                

13/22 Ve kimseler; sabrederler51; arayan Rablerinin4 yüzünü; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve infak ettiler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek; ve savarlar/defederler güzellikle rezilliği/iğrençliği; işte bunlar; onlaradır sonu diyarın/yurdun.                                                                                                      

                                                                                                                                             

Yüce Rabb’imiz bazı ayetlerinde anlayabilmemiz için mecaz kullanır. Burada da Allah’ın yüzü demiş. İnsan yüzü gibi değil mecaz olarak kullanmıştır. Tıpkı başka ayetlerde Allah’ın boyası,  Allah’ın iki eli, salatı ayağa kaldırın, Allah’ın eli ile gibi. Bu ayette de salatı devamlı yapın diyor. Anlatılmak istenen daha doğrusu anlamamız gereken sabrederek Allah’ın rızasını arayanlar (yaratılan her şeyde Allah'ı görmek mümkündür) salatı sürekli yapmalı, infak etmeli Allah’ın verdiği rızıklardan, gizlice veya açık (açık olarak yapılan infakta önemli nokta başa kakmamalı, karşı tarafı rencide edecek şekilde olmamalı) güzel işler yaparak kötü şeylerden uzak dururlar. İşte bu kimselerindir yurdun sonu. Yani ahirette kazançlı olacak olanlar bu kimselerdir.                                                                                                                       

2/138 Allah'ın boyası! Allah'tan daha iyi boyası olan kim? Biz, yalnızca O'na kulluk edenlerdeniz.

 5/64 Yahudiler: "Allahın eli bağlıdır (sıkıdır)" dediler. Hay kendi elleri bağlanası ve söyledikleri (bu söz) den dolayı mel'un olası (insanlar)! Hayır, (Allahın) iki eli de açıkdır. Nasıl dilerse öyle infaak eder O. Rabbinden sana indirilen (ayetler), onlardan bir çoğunun, andolsun ki, azgınlığını, gavurluğunu artıracak. (Bununla beraber) biz onların arasına kıyaamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bırakdık. Onlar ne zaman harb için bir ateş tutuşdurdularsa Allah onu söndürdü (kendilerini daima yeniltiye uğratdı). Yer yüzünde hep fesadcılığa koşarlar onlar. Allah ise fesada olanları sevmez.     

49/1 Ey iman edenler! Allah'ın ve Resul'ünün iki eli arasında öne geçmeyin. Allah'a için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                                              

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

14/31 De ki kullarıma; iman47 etmiş kimselere; diksinler/ayağa kaldırsınlar salâtı5; ve infak etsinler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek; önceden ki gelir bir gün; yoktur bir alışveriş onda; ve yoktur bir dostluk.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Bu ayette bazı noktalar çok önemli.                                                                                                                        

            1-salat, infak (bu ayette olmayan başka ayetlerde yazılan zekat, sadaka v.s. emir ve öğütlerde) gibi yapılması istenen şeyler tüm insanlığa öğüt olarak gelmiyor. İman edenlere geliyor. (iman etmek delille emin olan teslim olan kimse). Buradan da insanın özgür iradeye sahip olduğu ve ister inanıp isterse de küfredebileceği ortaya çıkar ki bunu Allah bize başka ayetlerinde bildirir. Gökte ve yerde ve Allah’ın indinde hangi varlık varsa ancak Allah’a kul olarak gelirler. İnanmayanları da Allah yaratmıştır ve Allah’ın kullarıdır. Ama onlar Allah’ın ayetlerini inkar ederler. Dolayısıyla iman edenler Rabb’lerinden gelen emirlere uyarlar. O yüzden Allah bu tarz emirleri, öğütleri iman edenleri muhatap olarak alır. Zaten Allah’ın yardımı, izni, dilemesi olmasa iman da edemeyiz. Allah’ın dilemesini, izin vermesini iceleyeceğiz. En dığrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                              

            2- O gün yani hesap günü (izin günü veya din günü diye de geçer kannatimce aynı diye algılıyorum inceliycem) alışveriş ve dostluk olmayacaktır. Diğer bu bağlamda geçen ayetlerde bunu doğrular. Kimse kimseyi tanımaz bile yani kendi derdine düşmüştür, herhangi bir özür, fidye v.s. kabul edilmez. Şefaat diye bir şey kesinlikle yoktur. Daha doğrusu insana Allah ve melekler dışında şefaat (araya girip yardım edecek) yoktur. Allah'ın takdir ettiği kimseler için meleklere şefaat etme  (şefaati uygulama) yetkisi verilecek diye anlıyorum Kur’an’ın bütünlüğünde. Yani Yüce Allahtan başka dönüş yerimiz ve yardımcımız olmayacaktır. Şefaat konusunu şefaat başlığında inceleyelim.                                                                                                                                

Kısaca anlatayım. Şefaat araya girip yardım etmektir. Şimdi cennete de cehennemede de Allah gönderiyor zaten neyin arasına girecek, zaten kararı o veriyor denilebilir. Şöyle ki Allah sözünden dönmez. Sünnetullahında değişiklik bulamazsın. Eğer birinin üzerine cehennem yazıldıysa (mesela tartısı hafif geldiyse). Yüce Rabbimiz bu hükmü ile cehenneme girecektir. Bazı kulların (cehennem üzerine hak olmayanların) Suçları örtüp günahları bağışlayabilir veya iyiliklerin karşılığını kat kat verme suretiyle şefaat edecektir diye  düşünüyorum. (müşrikler hariç). Mesela kutsal cana kıymak haramdır ve yeri cehennemdir. Bu Allah’ın sözüdür. Kul Rabbine kavuştuğunda bu yaptığından dolayı cehenneme gidecektir.    Ama Musa’yı bağışladığı gibi bağışlayacakları olabilir.                                                                                              

 Allah’ın kesin hükmü budur. Ama şu veya bu nedenle Allah birini(müşrik olmayan) bağışlamış yada bir veya birkaç davranışı yüzünden affetmiş cennetine koymak istemiştir. Bunun için kendi rahmetinden iyiliklerinim karşılığını katlayarak veya suçlarını örtüp günahlarını bağışlayarak şefaat/yardım  edebilecektir. Bu örnek olarak yazdığım benim kanaatimdir olay daha iyi anlaşılsın diye örneklemek istedim. Şefaat kavram başlığı altında Yüce Rabbimin izniyle tam detaylı incelemeye çalışıcam. Şefaat konusuna tam kanaatimi konu başlığında Yüce Rabb’imin ayetlerini detaylı olarak incelediğimde vereceğim. Burada yazdığım bazı ufak tefek noktaların değişme olasılığı olabilir. Allah Furkan nasip eder inşaallah. Bu yazıyı okuduysanız mutlaka şefaat çalışmasına bakınız. Değişik bir görüş belirtmişsem ve buradan da düzeltmemişsem lütfen oradakini baz alınız.

Değişmeyecek olan, kulun kula şefaati yoktur, Kur’an’da şefaat inancı yoktur ve şirktir. Yani Onun bunun şefaat edeceğine inanmak şirktir. Şefaat etme yetkisi sadece Allah’ındır, birde Alah'ın görevlendirip izin verdiği meleklerin. Bu konu gayet net, açık ve kesindir. Yukarıda yazdığım ufak tefek değişebilecek şeyler kendi yorumumdan ve düşüncemden kaynaklanan şeylerdir sadece. Çünkü Furkan 71 de Yüce Rabb'imiz kim tevbe eder ve faydalı iş yaparsa Allah'a tevbesi kabul edilmiş, yani bağışlanmış olarak döner der. Ayrıca bir kısım da mahşerde beklerler ve cennete girmeyi umarlar. Detaylıca incelemek lazım.

En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Şefaat kavramı için İbrahim Esinler'in çalışma makalesinin linkini aşağıda veriyorum. Ben kendimde detaylı imceleyeceğim ve kendi vardığım sonuca bakıp karşılaştıracağım. . Henüz kendisinin makalesini okumasım ama sanırım her zaman ki gibi aynı sonuca varacağız. Allah'ın ayetleri apaçıktır. Farklı bir sonuca ulaşırsam da şefaat konusu başlığında yazarım.


ŞEFAAT NEDİR, NE DEĞİLDİR, ŞEYTANIN ALDATMACASI MIDIR ?



*                                                

14/37 Rabbimiz!4 Doğrusu ben (İbrahim) yerleştirdim bir vadiye zürriyetimden; olmayan ekin sahibi; senin haram edilmiş beytinin/evinin32 yanında; Rabbimiz!4 Dikmeleri/ayağa kaldırmaları için salâtı5; öyle ki yap kalp gözleri insanlardan; kılavuzlanır onlara doğru; ve rızıklandır onları meyvelerden; belki onlar şükrederler43.                                                                                                                                                                                                                      

Bilinen namazda ayakta durmak ile alakası yok. Salatı ayağa kaldırmaktan bahseder.                                                                                                              

*                                                

14/40 Rabbim!4 Yap beni (İbrahim) diken/ayağa kaldıran salâtı5; ve zürriyetimden/soyumdan; Rabbimiz!4 Ve kabul et duamı80.                                                                                                       

İbrahim’in duası. Allah’ın öğretilerini çalışmasını ve çalışılmasını sağlamak için Allah'a çağrı yapmaktadır.                                                                                                                         

                                                                                                                                             

*                                                

18/14 Ve bağladık kalplerinin üzerini; kalktıkları/dikeldikleri zaman; ve öyle ki dediler: “Rabb’imiz4; Rabb’idir4 göklerin ve yerin; asla çağırmayız O'nun astından bir ilah; muhakkak ki söylemiş oluruz o zaman sınırı aşan (söz).                                                                                                  

                                                                                                                                             

Kehf mağarasındaki gençlerin 309 yıl uyuduktan sonra kalkışlarını anlatıyor Yüce Rabbimiz. Buradaki kıyamda namazla ilişkili bir olay değildir.


ASHABI KEHF 7 KİŞİ Mİ?

GENÇLER MAĞARADA 309 SENE Mİ KALDILAR ?

GENÇLERİN ELLERİNDEKİ PARA

GENÇLER İSA'DAN SONRA MI YAŞADI ?

KEHF MAĞARASI KOORDİNATLARI KUR'AN'DA VAR MI?

KEHF MAĞARASININ ENLEMİ VE BOYLAMI KUR'AN'DA VAR MI?

ASHABI KEHF VE 19 MUCİZESİ


Bu ayetlerle yüce Allah gençlerin mağaraya girmeden önce başlarından geçen olayları özetlemektedir. 18:13 ayetinde işaret edildiği gibi bu gençlerin hidayet sahibi oldukları ortadadır. Kalpleri birbirine bağlanmıştır. Gönülleri birdir, hedefleri birdir, kararları birdir. Ayette geçen ‘iz kâmû’ “kalktıkları/dikeldikleri vakit” geçişini gençlerin uyandıktan sonra   ayağa kalkmaları olarak anlamak yanlıştır. Gençlerin dikelmeleri müşrik ve kâfir olan sisteme karşı başkaldırmadır. Yönetime karşı ayağa kalkmaları, dikelmeleri, diklenmeleridir.                                                                          

Zaten sonrası gençler neden bu diklenmeyi yaptıklarını açıklamaktadırlar. Göklerin ve yerin Rabb’i varken onun astından bir ilah asla edinmeyeceklerini bildirmektedirler. Gençlerin şirke karşı bilinçli oldukları hemen anlaşılır. Doğruyu yanlıştan ayırma yetisi verilen bu gençler sistemin kendilerine dayattığı şirk dinini asla kabul etmeyeceklerini deklare etmişlerdir. 


Ayrıca yeri gelmişken İbrahim Esinlerin yayınlanmış kitaplarının görsellerini paylaşıyorum. Bunlar dışında Kur'an meali ve başka kitaplar üzerinde çalıştığını da biliyorum. Bilgisini vermiş olayım.





*                                                

20/14 Doğrusu ben; benim Allah; yoktur ilah benim dışında; öyle ki kulluk46 et bana; ve dik/ayağa kaldır salâtı5; zikrim (Kur’an) için.                                                                          

           

Salatı devamlı olarak yap. Kuran dersleri, çalışması.                                                                                                                          

                                                                                                                                 

*                                                

21/73 Ve yaptık onları emirler/liderler; doğru yola kılavuzlarlar emrimizle; ve vahyettik onlara faaliyet yapmayı; hayırlar/iyilikler; ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve verenler zekâtı10; ve oldular bize kulluk46 edenler.                                                                                                                                                                                                                                          

Sonuçta emredilen her şeyi yapmanın yolu Kur’an’ı anlayarak okumaktan geçiyor.

*                                                

22/26 Ve o zaman saptadık/tespit ettik İbrahim'e beytin32 mekanını/yerini; ki şirk koşma71 benimle bir şey; ve temizle beytimi32*; etrafta dolaşanlar için; ve dikelmişler/ayağa kalkmışlar/doğrulmuşlar (için); ve rükû11 edenler (için); secde12 edenler (için).                                                                                     

*Kimseye ait olmayan, topluma ait olan.                    

                                                                                                                                             

Beytin yeri kesinleşmiş ki bununla da bağlantılı olarak Allah bana şirk koşma diyor. Ve buraya gelenler buarda dolaşanlar için ve kaim olan yani sapasağlam ayakta duranlar için yani Allah yolunda ödün vermeyenler için ve dize gelenler için ve boyun eğenler için. Buarda kaim kelimesi sapasağlam ayakta durmak anlamında mecazi olarak ve gene tavaf eden diye çevrilen  kelimesinin anlamı gitme/yürüme, etrafta dolaşma/dolaşma eylemi, yolculuk etmek, ona gelmek, rastlamak, ziyaret etmek, yaklaşmak, sık sık dolaşmak, kuşatmaktır.                                                                                                   

2/125 deki temizlik kavramı da buradan net anlaşılacağı gibi buraya gelenler için tüm şirklerden arındır manasındadır. Belki yer temizliği gibi temizlik anlamı da çıkmasına rağmen asıl kastedilen şirkten arındırmaktır. Burada salattan yani bilinen hali ile namaz kılmaktan bahsedilmiyor. Dolayısıyla yerlerin sağın solun temizlenmesinden ziyade asıl temizlenmesi gereken şey buraya gelen insanlar burada bir teslimiyet göstereceklerdir ve bunu huşu içinde yapabilmeleri için sadece Allah kelamından başka her şeyden temizlenmesi gerekir. Şu anki cami denilen ibadet edilen yerlerin temizlenmesi gerektiği gibi.

 Zaten şirk koşma benimle bir şey işaretinden nasıl bir temizlik olduğu anlaşılıyor. Şöyle ki Allah'ın astından dinde hüküm koyan her şey şirk koşmaktır. Bütün bunlardan temizlenmesi gerektiğini söyler Yüce Rabbimiz. Aramızda Şerefli Elçi Kur’an varken Kur’an dışı dinde hüküm koyan her şey ama her şey (kitap, hadis, hacı, hoca, evliyacık v.s.) şirktir.                                                                   

Sadece Kuran demeyen herkes şirk koşmuş olur. Allah'a inansa bile onların çoğu ancak Allah'a şirk koşarak iman ederler der Rabbimiz.12/106                                                                                                                       

12/106 Onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a inanmazlar.                                                                              

*                                                

22/35 Kimseler; anıldığı zaman Allah korkar kalpleri; ve sabredenler51 kendileri üzerine isabet edene; ve dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve     rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.                                                                                                   

                                                                                                                                             

Bazı kimselerin Allah anıldığında kalplerinin korktuğundan Allah’tan çekindiğinden ve başlarına gelen şeyin Allah tarafından olduğunu bilip belki de sınav olabileceğinden sabrettikleri, Kur’an okumayı ve çalışmayı diri tuttuklarını ve Allah’ın verdiklerinden infak ettiklerini söylüyor Yüce Rabbimiz.                                                                                                                              

*                                                

22/41 Kimseler; eğer güçlendirsek/sağlam şekilde yerleştirsek yerde/yeryüzünde; dikerlerdi/ayağa kaldırırlardı salâtı5; ve verirlerdi zekâtı10; ve emrederlerdi ma'rûfla73; ve engellerlerdi/yasaklarlardı iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten; ve Allah'adır akıbeti emirlerin/işlerin.                                                                                                     

                                                                                                                                             

Eğer salatı ikame edenlere yöneticilik verirse Rabb’imiz bu kişiler de salatı dikerler ayağa kaldırır ve zekatı verirlerdi ve insanlara da böyle yapmalarını emrederlerdi, marufla her türlü aşırılığı/çirkinliği engellerlerdi. Zaten Kur’an’a inanan, Kur’an’ı bilen Allah yolunda olmaz mı? Hak yolunda olan yanlış, yamuk, adaletsiz iş yapar mı? Çünkü bu insanlar salatı ikame ederler, yani Kur’an okur, çalışır, anlarlar. Bunu da Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için yaparlar. Allah’a huşu ve haşyet duyarlar. 


*                           

73/2 Gecenin birazında kalk!                                                                                                      

                                                                                                                                             

Bu ayet öncesi ve sonrasında davaeti nezaman duyurucağını nebi Muhammede bildiriyor Yüce Rabbimiz.                                                                                                                              

 

*                                        

22/78 Ve mücadele edin Allah uğrunda, gerçek/hak mücadelesi (-yle) onun; O seçti sizi; ve yapmış değildir üzerinize dinde hiçbir güçlük/zorluk; babanız İbrahim'in inanç öğretisi; O (Allah) önceden isimlendirdi sizi, müslim45; ve bunda, olması için resûlün/elçinin üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız için sizin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse kaldırıp ayakta tutun salâtı5 ve verin zekâtı10; ve sarılın Allah'a; O'dur mevlânız68. Öyle ki bir muhteşem mevlâ68; ve bir muhteşem nasîr69.                                                                                                         

                                                                                                                                             

Ayette önemli noktaları belirteyim. Nebi Muhammet’te İbrahim’in inanç sistemine tabii idi dolayısıyla bizlerde. Hesap gününde nebiler/resuller kavimlerin üzerine şahit gelecekler ve her kavimden de şahitler gelecek. İnananlar önceden de Müslim olarak nitelendirilmiştir. Gelen tüm nebi/resuller ve kitaplar(şeriatta bazı değişiklikler vardır 6/146) aynı hak dinini getirmişlerdir(temeli aynı olan vahiy gelmiştir). Bu dini yaşayabilmenin tek yolu da (İslam’ı) Allah’ın bize öğrettiklerini(sadece Kur’an’dan) öğrenmektir. Bunun içinde anlayarak okumak, araştırmak, delillere ulaşmak, emir, öğüt ve kıssaları anlamak değerlendirmek, Kuran’dan ders çıkarmakla olur. Yoksa yat kalk üç beş ayeti anlayarak yada anlamadan oku şeklinde kesinlikle olmaz. Ayrıca çok önemli bir nokta Mevla yalnızca Allah’tır. Ondan başka birine Mevla demek kesinlikle şirktir. (celalettin Rumiye diyolar mesela)

Ayrıca mücadele edin Allah uğruna hak mücadelesi ile der Rabb’imiz. Mücadelemiz Kur’an’a uygun olursa hak mücadelesi olur. Kuranın çerçevesi içinde kalırsak her zaman hak yolunda oluruz. Bunu yapmak içinde Kur’an’ı bilmemiz lazım. Kur’an’ın her an aklımızda olması lazım. Bunu da ancak her zaman Kuran çalışarak sağlayabiliriz.                                                                                

Ayrıca dinde bizim için zorluk yoktur. Rabb’imiz dinde bize zorluk istemiyor. Rabb’imiz bizim için muhteşem Mevla (sahip) ve muhteşem nasir (yardımcı) olduğunu söylüyor. Tekrar belirtelim Mevla sadece Yüce Allah'tır. Celalettin rumi gibi birine/birilerine haşa Mevla/Mevlana demek şirktir. Konu açılmışken Rabb (efendi) de yalnızca Yüce Rabb’imizdir. Başka efendimiz yoktur. Peygambere veya herhangi birine/bir şeye efendi demek de şirktir.       

Şahsım adına bir önemli konu daha belirtmek isterim. Kur’an anlamada Arap olmayan birinin Araplardan daha şanslı olduğu kanaatindeyim, yaygın olan şanssız olduğu düşünülmesine rağmen.

Şöyle ki;

Bir Türkçe kitap okuduğumuzu düşünelim. Onu okuduğumuzda anlarız. Yanlış birşey anlasak da doğru anladık zannedebiliriz. Okur geçeriz değil mi?

Ama bilmediğimiz bir dilde bir şey okuduğumuzu düşünelim, mesela Kur’an okuyoruz. Çevirisini yapıyoruz, kelime anlamlarını inceliyoruz, anlam olarak ve Kuran’ın bütünlüğü olarak burada Rabb’imiz ne demiş diye kafa yorup en doğru kelimeyi bulmaya çalışıyoruz, o kelime başka hangi ayetlerde kullanılmış onlara bakıp doğru anlamlandırmaya çalışıyoruz, kavramları ele alıp nerde nasıl kullanılmış, o kavram için Yüce Rabb’imiz hangi işareti vermiş bulmaya ve doğru anlamına ulaşmaya çalışıyoruz kısacası anlamı oturacaksa ayetleri didik didik ediyoruz.

Şimdi ben Arap olsam bunların hiçbirini muhtemelen yapmayacaktım. Ne anladıysam onunla yetinecektim. O yüzdendir ki bana göre Kur’an arapça onların damı çoğunluğu yanlış yapıyor veya yanlış düşünüyor sorusuna cevap olmakla beraber en doğruya ulaşabilme çabası kalbimin mutmain olmasına sebep olmaktadır.

Arap olmamak bana göre Kur’an’ı anlamak açısından daha daha yapıcı daha doğru ve daha sonuç odaklı bir çalışma olmasına neden olmaktadır.                                                                                                 

6/146 Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram ettik; onlara, sığır ve koyunun iç yağlarını da haram ettik. Sırtlarında taşıdıkları, bağırsaklarına ve kemiklerine karışan yağlar hariç. Bu, azgınlıkları nedeniyle onlara verdiğimiz cezadır. Kuşkusuz Biz, doğru olanlarız.                                                                             

*Şeriat  demek ilahi yasaların bütünü demektir. Zamanımızda ki gibi bir şeriat anlayışı değildir. Tüm yaşamı, toplumun ve kişinin kurallarının Kur’an’ı baz alarak kurallandırılması, yönetilmesidir. Şu an bu şekilde bir ülke veya yer yoktur. Şeriat Allah’ın koyduğu yasalardır ve tüm yasalardan üstün ve en güzel en iyi olanıdır. Bu bağlamda Yüce Rabb’imiz şeriatında bazı zamanlarda değişiklik yapsa da bu İslam dinini değiştirdiği manasına gelmez. Temeli hep aynıdır, İslam her zaman esenlik, barış selam ve iyilik dinidir.    

Yukardaki ayette olduğu gibi ceza olarak daha önce helal olan bir şeyi Yüce Rabb’imiz Yahudilere azgınlıkları nedeniyle haram kılmıştır. Şeriatında yani yasasın da bir değişiklik yapmıştır. Dinin temeli aynıdır.

                                                                                                                                             

*                                                

24/37 Adamlar (ki); oyalamaz onları ticaret; ve de alışveriş; zikrinden Allah'ın; ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve verenler zekâtı10; korkarlar bir günden; ters döner onda kalpler; ve gözler.                                                                                                                                                                     

Arapçada bir topluluğa hitap edilirken gramer gereği o toplumda bir erkek ve 1 milyon kadın dahi var ise eril gelir. Hitap erkek olarak gelir. Burada sadece erkekler kast edilmemiştir. Ticaret yada alışveriş Allah'ın zikrinden ve salatı ikame etmekten alıkoyamaz/koymamalı.                                                                                                                              

                                                                                                                                             

*                                                

24/56 Ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin resule/elçiye76; belki sizler merhamet edilirsiniz.                                                                                                   

                                                                                                                                             

Resule itaat Kur’an’a itaattir. Resul Kur’and’an başka bir şey getirmemiştir. Eğer itaat edilmezse resul sadece tebliğ etmekle görevlidir. Kur’an dışında Allahtan vahiy aldıysa da (mesela yakında zafer kazacaksın gibi v.s.) bu kurana girmediyse dinde kaynak olamaz. Resullerin dini olmaz. Resul aldığı vahyi iletir ki zaten vahiy ile Allah’ın dini öğrettiğini ayetlerden anlayabiliriz. Resul dinde 2. bir kaynak değildir. Resul sadece müjdeleyici ve uyarıcıdır. Uyduruk hadis ve sünnet gibi zan (hadis ve sünnetin tamamı ve uydurulmuş ne varsa hepsi) içerirler. Zan dinde kaynak olmaz. Zan batıldır aktan yana ortaya bişey koymaz. Hadis konusunda inceliycez. Hadis kuranda söz demektir.

64/12 Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resul'ümüze düşen yalnızca açıkça tebliğ etmektir.

10/36 Onların çoğu, ancak zanna uyarlar. Kuşkusuz zan hakikatin yerini tutamaz. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilendir.

53/28 Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan, "gerçekten" yana hiçbir değer taşımaz.        

6/116 Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar yalnız var sayıyorlar.

2/78 İçlerinde ummiler vardır. Kitabı bilmezler. Kuruntularından başka bir şey bilmezler. Ancak zanda bulunuyorlar.  

10/66 İyi bilin ki göklerde ve yerde kim varsa Allah'ındır. Oysaki Allah'ın yanı sıra başkasına tabi olanlar neye tabi oluyorlar? Onlar, ancak zanna tabi olmuş oluyorlar. Ve onlar ancak saçmalıyorlar.

4/113 Allah'ın, sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bazıları seni saptırmaya yeltenmişti. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitap'ı ve Hikmet'i indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Kuşkusuz, Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.

93/7 Seni şaşırmış bulup, doğru yolu göstermedi mi?                                                                                                              

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

25/64 Kimseler; olurlar gece171 Rablerine4; secde12 edenler ve dikelenler/ayağa kalkanlar.                                                                                                         

                                                                                                                                             

Bazı kimselerin gece vakitlerinde efendilerini anar ve ona boyun eğerler. Bu Allah’ı anmanın ayakta olacağı anlamına gelmez. Yani Allah’ı anarken ayakta anın denmemektedir. İsteyen bu şekilde de  yapar ama bu anlatılmıyor. Allah’ı anmayı ayağa kaldırırlar. Allah'ı anmak için bir ayaklanma söz konusu Yani bir iş için hadi ayaklanın anlamı taşımaktadır.                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

26/218 (Allah) ki görür seni; dikeldiğin/ayağa kalktığın zaman.                                                                                                   

                                                                                                                                             

Harekete geçtiğinde Allah seni görür. (geçmediğinde de görür) demek istenen yapacağın şeyin karşılığını mutlaka alacaksın. (Artık her ne iş için ayaklandıysan)                                                                                                                                

*                                                

27/3 Kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.                                                                                                       

                                                                                                                                             

Salatı hayatlarına empoze edenler zekatlarını verirler ve ahiretten kesin emin olurlar. Mümin olabilmek için ahirete de inanmak gerekir. Sadece var olduğuna değil. Hesaba çekileceğine ve sonucunda 2 yerden birine gideceğine, nereye gidersek orada süresiz kalacağımıa ve Yüce Rabbimizin ahiret ile ilgili bizi bilgilendirdiği her şeye. Salatı ayağa diktiğimizde her gün Kur’an okuduğumuzda bu bilgileri öğrenmiş ve taze tutmuş oluyoruz.                                                                                                                         

*                                                

29/45 Oku vahyedileni sana kitaptan; ve dik/ayağa kaldır salâtı5; doğrusu salât5 engeller/men eder fahşâttan81; ve münkerden82; ve mutlak ki zikri78 Allah'ı en büyüktür; ve Allah bilir ürettiklerinizi.                                                                                                    

                                                                                                                                             

Yüce Rabb’imiz vahyi kitaptan okuyarak salat ayağa kalkıyor. Salat da fahşadan ve münkerden engelliyor. Ve Allah’ı zikretmiş oluyoruz Kur’an okurken. Bu bilinen namaz olsaydı nasıl bunlardan engelleyecek. Bir çok örneği var bu nasıl Müslüman 5 vakit namaz kılıyor her türlü yamukluk var dediklerimiz yok mu. O zaman Allah’ın sözü en doğrudur. Kur’an her zaman doğru söyler. Allah’ın zikri en büyüktür.          

Burada yaman bir çelişki yok mu yat kalk aymazlık namazı yapanları bu namaz diye yaptıkları şey bunları neden engellemedi. Çünkü Allah’ın öğütlerinden bir haber papağan birşeyler söyleyip yat kalk yapılıyor.                                                                                                                             

Ne dedikleri hakkında fikirleri yok olsa da farketmez birkaç ayetle sınırlıyorlar. Zaten okudukları şeylerin bir kısmı Kur’an’da yok hatta şirk içeriyor ondan da haberleri yok. Salat yani namaz diye yaptıkları şeyde birçok defa okudukları fatihanın anlamını bilmezler. Fatiha okurlar ayakta (Kur’an’da var) Allah’a sadece sana itaat eder sana kulluk ederiz derler anlamını da bilmeden sonra oturup ettehıyyatü (Kur’an’da yok) diye bir şey okurlar nebiye sana selam olsun derler. Bu nasıl bir çelişki. Allah ölüler duymaz der, Allah’ı çağırırken başka isimler anmayın der. Haşa nebi Allah gibi her an hazır mı ki selam yolluyorsunuz. Bu nasıl bir gafilliktir, nasıl bir aymazlıktır. Siz ibadet değil şirk yapıyorsunuz.                                                                                                                             

Çok detaya girmeyeceğim (başka yapılan Kur’an’a ters şeylerde mevcut yapılanların İslam’la alakası olmadığından değinmeyeceğim) baştan sona yanlış zaten Kur’an’la alakası yok bu yapılanın.  Bu namaz diye  bilinip yapılan şey boştur, aymazlıktır, gaflettir Kur’an’ın gerçek salatı değildir hatta şu haliyle şirktir. Eğer  bu salat Kur’an’ın salatı olsaydı bu ayet tecelli ederdi namaz kılanlarda. Etmediğine göre, Allah’ın sözü en doğru söz olduğuna göre bu yapılan ritüel Kur’an’daki bahsedilen Allah’ın bizden istediği şey değildir.                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

30/31 Dönenler (olun) O'na (Allah'a); ve takvalı21 olun O'na ; ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve olmayın müşriklerden36.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Müşrik olmamak için öğüt verir Yüce Rahman’ımız bizlere. Demek ki müşrik olmamak ve salatı ayağa dikmemiz lazım. Kur’an çalışıp Allah'ın emir ve yasaklarını öğrenip ona göre yaşarsak, Kur’an ayetleri hafızamızda her an taze ve canlı kalırsa (devamlı çalışıldığı için) Allah'ın izni ile müşrik olmayız. Kur’an çalışmak bizi müşrik olmaktan alıkoyar. Ya şu an yapılan yat kalk egzersizi bize ne yarar sağlar. Allah'ı anlamadan dediklerini bilmeden yatıp kalkmanın kime ne faydası var. Kuranda çok önem verilen salat hangisi olmalı. Tespihimizi (yaratılış özelliğimizi) yani aklımızı kullanırsak cevaba ulaşırız ki zaten sonuç kısmında salatın Kur’an çalışmak, kuran ayetleri okumak, öğrenmek olduğuna dair delillerimizi ayetler ışığında Allah'ın izni ile sunmaya çalışacağız.                                                                                                                          

                                                                                                                                             

*                                                

31/4 Kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.                                                                                                                                                                                                    

Bu ayette de salatı ikame edenler ve zekatı verenler ahiretten emin olanlardır manasındadır.                                                                                                                           

                                                                                                                                             

*                                                

31/17 Ey oğlum! Dik/ayakta tut salâtı5; ve emret ma'rûfu73; ve engelle/yasakla münkerden82; ve sabret51 üzerine isabet edene; doğrusu bunlar azimden/engelleri aşma kararlılığından işlerdir.                                                                                                                                                                                       

Lokman’ın oğluna öğüdü. Lokman nebi veya resul değildi fakat Allah'ın hikmet verdiği bir kuluydu. 31/12                                                                                                                       

                                                                                                                                             

*                                                

33/33 Ve vakarlı olun/oturaklı olun (kadınlar) evlerinizde; ve cazibe sergilemeyin (kadınlar) ilk cahiliye cazibe sergilemesi (gibi); ve dikin/ayakta tutun (kadınlar) salâtı5; ve verin (kadınlar) zekâtı10; ve itaat edin (kadınlar) Allah'a ve resulüne/elçisine76; ancak arzu eder Allah gidermek sizlerden pisliği;  beyt/ev32 ahalisi! Ve temizler sizleri bir temizlik (-le).                                                                                                           

                                                                                                                                             

Kadınlara özel gelen bir öğüt var. Anlaşılan cahiliyede bir cazibe sergilemesi yapıyorlarmış Allah bunu yapmayın diyor ve başka tavsiyeler veriyor. Bu ayette genelde yanlış anlaşılan kadınlar evinizde oturun çıkmayın dışarı diye bir şey söylenmiyor. Buradaki temizlikte fiziksel değildir. Ruhsal bir temizliktir batıldan arınmadır. Yoksa kadınlara siz pissiniz denmiyor. Aynı vakarlı olmak erkekler içinde geçerlidir.

Salat ve zekat kadınlar içinde geçerli. Zaten tüm ibadetler, ödüller ve cezalar erkeklere veya kadınlara ayrı değildir. Daha önce bahsetmiştik kadınlara ve erkeklere bir iki ufak detay dışında yapılması gerekenler aynıdır. Ama ceza ve ödülde bu ayrım söz konusu değildir. Bu ayrımda kadınların fiziksel özelliğinden ve erkeklerin de ev geçindirme sorumluluğu olduğundan ayrı şekilde belirtilmiştir.                                                                                                                            

                                                                                                                                             

*                                                

34/46 De ki: "Size yalnızca bir tek şey öğütlüyorum. Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkın. Sonra iyice düşünün." Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, şiddetli bir azabın öncesinde bir uyarıcıdır.                                                                                                      

                                                                                                                                             

Nebi Muhammet’e o dönem bir çokları inanmamış. O kulaktır (başkasının lafıyla hareket eden), sihirbazdır, delidir, cinlenmiştir, başkasından duyup size gelip söylüyor gibi laflar söylemişler. Eğer Allah elçi gönderseydi melek göndermesi lazımdı veya açık kanıt getir bize (kuran zaten kanıttır ama görememişler) sende bizim gibi yiyip içiyorsun, senin bağın bahçen zenginliği köşkün olması lazımdı, göğe yükselmen lazım, yükselsen dahi oradan bize okuyacağımız kitap getirmen lazım, uyarı gerçekse atalarımız dirilsin gibi bir sürü yakıştırmalar yapmışlar. Yüce Rabbimizde bunlara derki Size öğüdüm tek başınıza yada topluca bir araya gelip bir düşünün. Sizin arkadaşınız (nebi Muhammet) deli değildir. O şiddetli bir azap için uyarıcıdır. Anlattıklarını (vahyi) düşünün. sizi neye çağırıyor neden korunun diyor. Hepsini bir düşünün demektedir kısaca.

Resulün ve resullerin görevleri, resul ve kitap neden gönderildi, kitap yeterdi de resul neden geldi, resuller hata yapar mı, resule itaat, neden resul Araplara geldi, Kur’an neden Arapça v.s. bu bağlamda tüm bunları kendi konu başlıkları altında Yüce Allah’ım izin ve Furkan nasip ederse detaylı olarak inceleyeceğim. Tabii ki yalnız Rabb’imin ayetleri ışığında. Bir tek Şerefli Elçi Kur’an diyerek.                                                                                                                            

*                                                

35/18 Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu (yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile) yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar Rablerinden4 gaybla62*; ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve kim zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.                                                                                                      

*Gözleriyle görmedikleri halde.                                                                                                                                  

Dikkat edilmesi gereken noktalar kimse kimsenin yükünü (günahını üstlenemez) çağrılsa bile, yakınlık sahibi olsa bile, sen anca çağırırsın/uyarırsın (nebi Muhammet)  haşyet duyarlar            Rablerine görmedikleri halde ve salatı ayağa dikerler zekatı verirler dönüş yalnızca Allah'adır.

Yük yüklenme konusunu da Rabb’im izin verirse ele almaya çalışıcam.

                                                                                                                                             

*                                                

35/29 Doğrusu kimseler okurlar Allah'ın kitabını; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve infak6 ettiler rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice; ve alenen/bildirerek; umarlar bir ticaret; asla perişan olmaz.                                                                                                           

Salatı devamlı yapıp infak edenler asla pişman olmayacakları bir ticaret yaptığını umarlar.        

Konu bağlamında bir önemli detay üzerinde duralım Yüce Rabb’imiz bu ve bunun gibi bazı ayetlerde umarlar, umulur ki, umsunlar gibi kelimeler kullanır. Bu ayeti örnek olarak alırsak; Allah ayette bazı şeyler yapmamızı söyler fakat bunları yapsak da sonucunun iyi olmasını umarlar der. Birkaç ayete daha bakalım daha net anlarız konuyu.                                                                                            

39/27 Ant olsun ki Kur'an'da insanlar için her konudan örnekler verdik. Umulur ki böylece öğüt alırlar.

 4/99 Umulur ki Allah, bunları affeder. Kuşkusuz Allah, Çok Affedici'dir, Çok Bağışlayıcı'dır.

17/8 Umulur ki Rabb'iniz size merhamet eder. Eğer siz dönerseniz, Biz de döneriz. Ve Biz Cehennem'i Kafirler için kuşatıcı kıldık.

2/242 İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.

7/204 Kur'an okunduğu zaman hemen susup onu dinleyin umulur ki size rahmet edilir.

17/79 Sana özgü nafile olarak gecenin bir kısmında onunla fetehecced et. Umulur ki Rabb'in seni makamı mahmuda ulaştırır.                                                                                                                                                       

Evet. Konu daha iyi anlaşıldı sanırım. Peki herşeye gücü yeten Yüce Rabb’imizin umulur ki doğru yolu bulurlar demesi bize verdiği özgür iradenin sonucudur ve Yüce Allah bize asla azap etmek istemez ödüllendirmek ister. Doğru yolu da gösterir ama yolun eğrisi de vardır. Yolu irademiz ile biz seçeriz. Ama asıl üzerinde konuşmak istediğim Allah’ın yap dediği şeyleri yaptığımız halde neden umulur ki bu yaptıklarınızdan sonra sonuç sizin için iyi olur anlamında {umulur} kelimesini kullanır.

Cevap yine Rabb’imin kelamındadır. İşte cevabımızı 70/28 ayeti ile Yüce Allah’ımız bizlere öğretir.

70/28  Rabb'lerinin azabından kimse emin olamaz.

                                                                                                                                 

*                                                

39/9 Kimse midir o? Kanaat edendir gece171 vakitleri; secde12 eden; ve dikelen/ayakta duran; hazırlanır ahirete; ve rica eder/talep eder Rabbinin4 rahmetini; de ki: “Seviyesi aynı olur mu? Kimseler (ki) bilirler; ve kimseler (ki) bilmezler; doğrusu ancak elbâb88 sahipleri hatırlar/öğüt alır.                                                                                                     

                                                                                                                                             

Gece vakitlerinde ahirete hazırlanmaktan bahseder kısaca. Ancak akıl sahipleri öğüt alır diyor Yüce Rabb’imiz. Bu ayetten öğüt almamızı ve ayette yapmamız söylenen şeyler içinde Kur’an’ı okuyup neyi nasıl yapacağımızı oradan öğrenmemiz gerektiğine işaret ediyor ve soruyor Rabb’imiz bilen ile bilmeyenin seviyesi aynı olur mu diye. Olur mu?                                                                             

Allah’ın rahmetini talep etme ve ahirete hazırlanmayı da işaret eder Rabb’imiz. Gece vakitleri (gündüzün iki yanı) uyumadan hazır bulunan ve secde (diz çöküp, boyun eğen) kimsedir buna muhatap olan. Gece vakitleri işa ve fecr zamanları olan Kur’an’ın gerçek salat zamanlarıdır.(bu çalışmanın yani salat çalışması içinde bu konuyu çok detaylı incelemeye çalıştım, lütfen çalışmanın tamamını okuyunuz toplam (00 giriş) + 14 makaleden oluşuyor)                                                                                                                                                                                                    

*                                                

42/38 Ve kimseler; cevap verdiler/icabet ettiler Rablerine4; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve işleri/emirleri şuradır/danışmadır aralarında; verızıklandırdığımızdan infak6 ederler.                                                                                                 

                                                                                                                                             

Bazı kimseler Allah’ın emirlerine icabet etmişler ve böylece salatı ayağa kaldırıp Kur’an dersleri yapmışlar. Ayetler ve toplumsal konularda tartışmışlar, danışmışlar. Ayrıca Allah’ın verdiği rızıktan infak etmişler.                                                                                                                        

                                                                                                                                             

*                                                

51/45 Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.                                                                                                         

 Yıldırımla cezalandırılan Semud halkını anlatıyor. Yıldırım onları yakalayınca ayağa kalkmaya güç yetirememişler. Yıldırım düşmesi sonucu yakında olan insanlar yakınlıklarına göre kimi ölür, kimide bilinçleri açık olmasına rağmen felç olur hareket edemezler.


YILDIRIM ETKİSİ


*                                                

52/48 Ve sabret51 Rabbinin4 hükmüne; öyle ki doğrusu sen gözlerimizin önündesin; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; zaman (ki); dikelirsin/ayağa kalkarsın.                                                                                                      

                                                                                                                                             

Nebi Muhammed’e Yüce Rabb’imiz kendi hükmüne sabretmesini söylüyor. Her an onu gördüğünü söylüyor(Rabbimizden habersiz yaprak düşemez, rahimlerde olanı, yerde gökte ve nemli toprağın altındakiler bilir O her şeyi bilendir) dikelirsin ayağa kalkarsın (yani yapacağın her iş için o işe kalkıştığında) Rabb’ini tesbih (yaratılış amacına uygun davran) et hamd (en yüce övgü) et diyor. Bunlar bizler içinde geçerlidir. Genelde Kur’an’da söylenen her şey aynı zamanda bize de söylenmiştir. Bir kaç istisna dışında. Bazı yerlerde nebiye bu sana özel diye söyler. Mesela birden fazla eş mesela gece yapılan teheccüd salatı gibi. Teheccüd de namaz değildir.            Kur’an’la ibadettir. Tehecced kelimesi kullanılmıştır. Asıl anlamı uykudan uyanmak, uyanık kalmak, gece dua etmek anlamlarındadır.

Uykudan namaza kalk gibi saçma sapan anlamdırılır. Aslında onda teheccüd (gerekli olandan fazla yapılan) et/uyanık kal onda dır doğru çevirisi. Burada o zamiri de geceye gider.                                                                                                              

Ayetin tam doğru çevirisi gene İbrahim Esinler’in çevirisidir.

Benim çevirimde o zamirini Kur’an’a gider diye düşünüp, O’nunla teheccüd et yani Kur’an’la ibadet et Kur’an çalış şeklindeydi. Baktığımızda aslında geceden fazla yapılan şeyde aslında Kur’an çalışılmasıdır bu ayette. Bende gecenin bir kısmında uyanık kal ve Kur’an ile teheccüd et şeklinde anlamlandırmıştım. İbrahim hocanın çevirisinde de fazladan yapılması istenen aslında Kur’an çalışılmasıdır kanaatindeyim. Allah kendisinden razı olsun.

En doğrusunu Yüce Allah bilir.

17/79 Ve geceden171; öyle ki uyanık kal onda; nafile/gerekli olandan fazla yapılan olarak sana; mümkündür ki sevk eder seni Rabbin4 mahmûd59 bir makama.

                                                                                                                                             

*                                                

58/13 Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resulüne/elçisine76; ve Allah haberdardır yaptıklarınızdan.                                                                                                     

Salatı ayağa kaldırmak, bilinen namazı yat kalk kıl demek değil. Nebiye özel bir şey sormak isterseniz sadaka verin demişti Yüce Rabbimiz. Zannımca bundan bahseder. Tevbe etti Allah diyor  Allah nasıl tevbe eder ne demek istedi bunu Tevbe konusunda inceleyelim. Tevbe anlam olarak birşeyi bir daha yapmamak üzere bırakmaktır. Burada ise kastedilen bu sadaka size ağır geldi, Bu zorluktan sizi döndürdüm, bu sadakayı almaktan vazgeçtim demektedir.                                                                                                                               

*                                                

72/19 Ve o (Muhammed peygamber) ki; ne zaman ki ayağa kalktı/dikeldi; Allah'ın kuludur; çağırdığında219 O’nu (Allah’ı); neredeyse olurlar (cinler) onun üzerine kalın bir bulut kümesi/pamuk yığını.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Anladığım kadarıyla nebi Muhammet ne zaman dua etmeye/Allah’ çağırmaya, Allah’ı tanıtmaya, Allah’ın tekliğini anlatmaya kalktığında/kalkıştığında cinler toplanıp bir yığın oluştururlarmış. Fakat bunu neden yapıyorlar onu anlayamadım. Heralde Allah’ın ayetlerine inanmadıklarından, heves ve hevalarından vazgeçmek istemeyişlerinden kaynaklıdır. Cinlerde insanlar gibi inanan ve inanmayanları var. Cin kavramı Kur’an’da genelde bilinmedik yabancı topluluklar için de kullanılır. Bu toplanan hangi grup yoksa karışık mı onu bilirsek niyetleri anlaşılır diye düşünüyorum. Kur’an insanlara gelmiştir cin diye belirtilen ayetlerde yabancı, bilinmedik insanlardan bahsedildiği gibi cinlerin varlığından da bahsedilir. Bahsi geçen ayetlerde bu ayrım düzgünce yapılmalıdır.

 

Örnekliyorum;

Bu ayetlerde kanaatimce yabancı toplum insanlarından bahseder.

27/17 Süleyman için, ins ve cinn ve kuşlardan ordular toplandı. Sonra da sevk edildiler.

72/4 "Meğer bizim "beyinsiz, " Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş"                                                                                                                                              

Bu ayetlerde de kanaatimce insan olmayan farklı bir yaratılış ile yaratılan varlıklardan.              

6/100 Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. Bir bilgiye dayanmadan O'na oğullar ve kızlar isnat ettiler! O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır ve yücedir.

15/27 Cinni daha önce "Semum'un ateşinden" yarattık.

18/50 Hani! Biz, meleklere, "Âdem'e secde edin." demiştik. İblis hariç hepsi secde etmişti. O cinlerdendi. Böylece Rabb'inin sözünden dışarı çıktı. Benim yanım sıra, onu ve soyunu evliya mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne kötü bir tercihtir bu!                                              

En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                    

                                                                                                                                             

*                                            

73/20 Doğrusu Rabbin4 bilir ki sen dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin171 üçte ikisinden yakınına; ve yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa (da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir geceyi171 ve gündüzü170; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu; öyle ki tevbe33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni Kur'an’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darp ederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler35 Allah yolunda; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan (Kur’an’dan); ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve borç verin123 Allah'a; güzel bir borç123; ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir; bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) daha hayırlıdır; ve en büyük bir ecirdir/karşılıktır; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Burada birkaç noktaya değinicem. Bir grup nebi Muhammet’le beraber gecelerin bir kısmında ayağa kalktıklarını söylüyor. Geceyi ve gündüzü sayabilmemiz için ölçeklendirdiğini belirtiyor. Bunun onlara ağır geldiğini bu yüzden bu işten tevbe ettiğini yani vazgeçtiğini söylüyor. İnsanlar geceleri az dinlendiğinden gündüz yapacak işleri muhtemelen zorluk çıkartıyor (hasta olabilirler, bir yere gidebilirler) olmasından.                                                                                                                                

Kur’an’dan bile kolay geleni okuyun diyor. Bunu kelime sayısı az olan olarak değerlendirmek çok doğru gelmiyor bana. Sanırım anlaması kolay olanı okuyun demekte diye düşünüyorum. Tabii en doğrusunu Yüce Allah bilir. Zannı sure dedikleri kısa sureler değil anladığım kadarıyla. Çünkü okumak demek aynı zamanda anlamak demektir. Kur’an Arapça, Araplarda Arapça biliyor yani okuduklarını anlıyorlar. Arapça bilmeyen için aynı şey söylenirse anladığı dilde, anladığını okumak olacaktır. Bilindiği gibi Kur’an ayetleri 2 ye ayrılır. Müteşabih ve muhkem olarak. Müteşabih ayetler okunduğu zaman ilim ile incelendiğinde mucize tecelli eden birden fazla anlamı olan ayetlerdir. Muhkem ayetler normal aklı olanın bile normal okuyarak anlayabileceği ayetlerdir ki bunlar kitabın anasıdır. Sanırsam muhkem ayetlerden bahsediyor diye düşünüyorum.  Birde burada Allah'a borç vermek üzerinde durmuş Yüce Rabbimiz. Allaha borç vermek ne demek. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır ona muhtaç olanlar bizleriz.                                                                                                                    

Allah'a borç vermek Allah için karşılıksız (yalnızca Allah’ın rızasını, ecrini umarak, yardım yapılandan bir karşılık beklemeden) yapılan herhangi bir şey veya Allah yolunda savaşmaktır . Bu mal olur, para olur, canımız olur. Yüce Rabbimiz bu tarz şeyleri vesile kılarak bizi cennetlerine almak ister. Allah'a borç veren karşılığını mutlaka (misli ile) alacaktır. Allah cennetine almak isterse illa borç vermek mi lazım. Tabii ki değil ama Allah tarafından üzerimize söz yazılmıştır. Allah’ın sözünden daha iyi söz yoktur. Allah’tan başka sözünde en iyi duran olamaz. Yüce Rabb’imiz kullarının kafir olmasını, azap çekmesini istemez ki zaten azapta etmez. Biz azabı hak ederiz, biz kendimize zulmederiz, biz kendimize haksızlık ederiz, kendi yaptıklarımızdan hüsrana uğrayanlar bizleriz gene kendi yaptıklarımızdan azabı hak edende bizleriz. Belki bunlar sayesinde affedilmeyi umabiliriz.                                                                                                                         

Not: Şefaat kapsamlı bir konudur. Çok saptırılmıştır. Şefaat başlığı altında inceliycez. Şu kadarını söylemem gerekirse Kur’an’da kulun kula şefaati söz konusu değildir. Birilerinin şefaat edeceğine inanmak şirktir.        İsteyen ne isteyecekse her şeyi bilenden her şeyi görenden her şeyi duyandan istesin, umsun ve yalnız Allah’a tevekkül etsin ve yalnızca Allah’a kul olup O’na tevekkül etsin.                                                                                                

                                                                                                                                             

*                                                

74/2 Kalk ve uyarmaya başla.                                                                                                     

Harekete geç ve vahiy ile uyarmaya başla.                                                                                                                             

*                                                

78/38 O gün, o ruh ve o melekler saflar halinde ayaktadırlar. Rahman'ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.               

 

O gün (Hak gününde, hesap gününde) ruh ve melekler dizilmiş ayakta dururlar/hazır bulunurlar. Allah izin vermedikçe konuşamazlar ve konuşanda doğruyu söyler.                                                                                                                             

*                                                

83/6 O gün insanlar alemlerin Rabb'inin divanında duracaklar.                                                                                                  

                                                                                                                                             

O gün (hak günü, hesap günü) insanlar Rablerinin huzurunda duracaklar ,kalkacaklar, kıyam edecekler, hazır bulunacaklar.                                                                                                                        

 

*                                                

98/5 Ve emredilmişler değildiler; ancak kulluk46 etmeleri Allah'a; has kılanlar O’na (Allah’a) dini; hanifler117; ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve işte budur kıyam143 din.                                                                                                  

                                                                                                                                             

Allah'a kulluk etmek dışında başka bir şey emredilmedi der Yüce Rabb’imiz. Yalnız Allah’a kul olucaz. O zaman da zaten dini Allah’a has kılmakla mükellef oluruz. Hanif olanlar yani tevhid inancına sahip olanlar yani Allah’ı birleyenler, Allah’ın astından ilahlar edinmeyenler salatı ikame ederler, ayağa kaldırır/dikerler, hayatlarında hep canlı tutarlar. Zekatlarını da verirler. İşte ayağa kalkmış/dikelmiş din budur der Yüce Rahman’ımız.                                                                                                                             

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

kıyam              قوم qwm                       Kaf-Vav-Mim                                                                                      

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

türevler            : yukimune, kamu, ekimu,  ekame, yekumune, yekumu, ekamu, kaimen,            kaimetun,                        kiyamen, kavvamine, velmukimine, kumtum, ve ekimi, yukimu,            ve ikame, velmukimi,                   ikami, tekumu, ekimne, kiyamin, feekimu, kumi, l-kayyimeti,  kamu                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR                                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                                                                           

                                                                                                                                                                                                                                           

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.                                       

3En yüce övgü/methetme.

 4Efendi, komuta eden.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

 6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.                

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.  

8Bilen.                                                                                 

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

 10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

 11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.                                   

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.                                                    

13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.                                                    

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.                                                                     

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.                                          

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.                              

18Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler.                                                                                

20Bağışlayan.                                                                                                                       

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.                                     

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul.                                                                                    

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

 26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü.                                                                                              

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.        

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.                                                       

30Sâlih işler yapan. Sâlihâtı (düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler) yapan.                              

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.                                                                                                                  

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.                                                                                                                        

33Dönmek, vazgeçmek.                                                                                                        

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.                                                                     

35Öldürmek, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek.      

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.                                                                              

37Güç yetiren.                                                                                                                       

43Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.      

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) tabi olmuş olan. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah ile arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.                                                         

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın   hükümlerine tabi olmak.  

 47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.                                                                                   

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.              

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.                                                                                                                            

54Sermaye. Yararlanma.                                                                                                       

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.                                                                                   

68Sahip                                                                                                                                 

69Yardımcı                                                                                                                           

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.                                                                                                                    

72Kuvvetli.                                                                                                                            

73Evrensel kabuller/normlar.                                                                                                  

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir.                                               

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.                                                                                                                

80Çağırma.                                                                                                                           

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.                                                                                      

82İğrençleştirilmiş/çirkinleştirilmiş.                                                                                          

88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.                                                                          

95Kur'an'da 3 tür sadaka işaret edilmiştir. Bu ayetteki sadaka kamu hizmetinden, kamu görevlisinden faydalananların kamuya verdikleri harçtır.                                                                       

113Açlık sınırında yaşayan.                                                                                                   

117Tek tanrıcı, monoteist.                                                                                                      

123Yüce Allah'ın kendisine yazmış olduğu şeyleri O'nun adına yapmak. Örnek; açlık çeken bir kimseyi Yüce Allah adına doyurmak

129Antlaşma/sözleşme/ahit. İnsan bilincinin hiperuzayda/arşta Yüce Allah'la yaptığı sözleşme. Özü; tek tanrıcı olmak, şirke girmemek, kutsal kitaplara tabi olmak, resullerle kutsal kitapların arasını ayırmamak, şeytanın adımlarını takip etmemek. Kısacası sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına tabi olmak.                                                                                                                                              

130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan yakınlığı vb.                                                

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan.                                                               

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.                                                                                                                                                                                                                                     

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir.                                                                                                                             

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar.                                                                                                                             

136Temizlikten uzak kalmak, kopmak.                                                                                    

137Evrenimizin en küçük yapıtaşı 1.6x10-35 metre uzunluğunda, ipliksi, fitil benzeri titreşen bir sicimdir. İpliksi, fitil benzeri yapılardır.                                                                                     

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.    

154Toplumunu yöneldiği, takip ettiği amaç ve hedeflere salât etme. Salâtlarını bilmiş olan göçmen kuşlar gibi toplumla aynı istikamete doğru uçma.                                                                     

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Evren tekil olarak bir göktür. Bu gök içindeki her bir yer de göktür. Örnek; galaksinin içindeki bir bulutsu da bir göktür. Bu nedenle gökler çok sayıda gök içeren evrenimizi işaret eder.  

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.                                                                                                                             

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.    

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.                                                             

219Dua etmek. Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle    iletişime geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz. Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an bize yeter diyenlerin.  Beynin secde etmesi sonrası yapılan duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası (fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a çağrıda bulunmak           en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun kendisi için hayırlı olacaktır.  

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

513Gören.

535Bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan ev.

557Küp şeklinde olan.

834 Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar. Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar. Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar. Hâmiye=Çılgın ateş.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder