7 Kasım 2024 Perşembe

SALAT ÇALIŞMASI / 10/14 EZAN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                                            

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                    

                                           

                                           

                                           

EZAN              

 

 

Ezan kelimesi Kur'an'da geçer. Ezan kelime anlamı anons, duyurudur. Yani bir şey için bir ananos, bir şey için duyurudur. O şey hakkında bilgi verir. Bu bilginin mahiyeti ezan ile verilmez, çünkü bu sadece anonstan ve duyurudan ibarettir. Örnek en fazla şu şey, şurda, şu zamandadır şeklinde bilgi verir bu duyuru.                                                                                                                                    

Ezan konusunu elbette detaylı inceliycez ama öncesinde Rabb'imizin ayetlerinden ezan kelimesi geçen birkaç ayete bakıcaz. Ayrıca ezan kelimesi ile alakalı olduğunu düşündüğüm, nida, seslenme gibi kelimelere ve geçtiği ayetlere de bakmamızda fayda olacağı kanaatindeyim.                        

Hem bunları öğreniriz hem de birbirleri arasındaki farkı görmüş oluruz. Ezan geçen birkaç ayet ile başlayalım. 

 

84/2 Ve Rabbinin4*ezanını752 duydu**ve hak/layık (olan) verdirildi**.         

84/2 Ve ezinet li rabbihâ ve hukkat.                                                                                        

*Göğün Rabbi.                                                                                                                       

**Gök.                                                                                                                                   

**Fiil 3. şahıs tekil ve pasif gelmiştir. Göğe bir şey yaptırılmaktadır. Anlarız ki Rabbin ezanının/anonsunun hakkı/layıkı olan her neyse göğe yaptırılmıştır. Mutlak ki emirle gereği yapılmıştır.       

 

84/5 Ve Rabbinin4*ezanını752 duydu**ve hak/layık (olan) verdirildi**.         

84/5 Ve ezinet li rabbihâ ve hukkat.                                                                                        

*Yerin Rabbi.                                                                                                                         

**Yer.                                                                                                                                    

**Fiil 3. şahıs tekil ve pasif gelmiştir. Yere bir şey yaptırılmaktadır. Anlarız ki Rabbin ezanının/anonsunun hakkı/layıkı olan her neyse yere yaptırılmıştır. Mutlak ki emirle gereği yapılmıştır.                                                                                                                                                    

9/3 Ve bir ezandır752 Allah’tan ve resûlünden700 insanlara en büyük hac327 günü ki Allah uzaktır müşriklerden36; ve resûlü (de); öyle ki eğer tevbe33 ettinizse; öyle ki o hayırlıdır sizlere; ve eğer döndünüzse öyle ki bilin ki sizler olamazsınız aciz bırakanlar Allah'ı; ve müjdele kâfirlik25 etmiş kimseleri elim/acıklı bir azapla.                                                                               

9/3 Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilen nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluh (resûluhu), fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa’lemû ennekum gayru mu’cizîllâh (mu’cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                

 

Ayetlerden de anlaşılacağı gibi ezanın bir anons duyuru olduğu açıktır. Ve gene anlarız ki bu anans yapılan şey ne ise o biliniyordur ve anons bu iş için hareketlenme zamanını belirtir, bir işarettir. 84/2 ve 5 ayetlerinde Rabb'imizin bir bir anonsu oluyor, anlarım ki bu çağrı yapılacak olanın bu çağrı olacağı konusunda bilgisi var ve bu anons ile emir yerine getiriliyor. Yer ve göğün nasıl haberi olucak diye düşünen olursa 41. surenin 11. ayetine bakmalarını öneririm.                                                    

9/3 de de gene aynı mantık geçerlidir. Hac biliniyor Allah ve resulünden bir anons, bir duyuru geliyor.                                                                                                                                 

Şimd, Rabb'inin ezanı veya bir ezandır Allah'tan ve resulünden denilen ayetleri yanlış anlamayalım. Farklı şeyler için farklı şeylere anons, duyuru yapılabildiğini görüyoruz,                                                                                                                                                                          

Allah'ın veya Allah için okunması gereken bir ezan veya Resülün okuduğu bir ezan yok ayet anlamlarında ne burada ne de başka ayetlerden bu mana asla çıkmaz.                                                                                                                                                                      

İşte namaza çağırıyorlar, bak Rabb'imizin ezanı varmış, bak resulde bu ezanı okuyor veya Allah ona oku diyor falan filan diye veya buna benzer bir anlam çıkarmak ne akla sığar, ne mantığa, ne kelime anlamına uyar nede Rabb'imizin mesajına.                                                                                                                                                                        

Buna uyacak tek şey uydurulmuş bir dinin, uydurulmuş öğretilerini Kur'an'a söylettirmeye çalışan, elbab sahibi olmayan sefihlerin saçmalamaları olacaktır.

 

Ezan kelime olarak anons, duyuru dedik. Bir bakıma baktığımızda da bir seslenme gibi de düşünebiliriz. Buda Kur'an'ımızda nida diye geçer. Bir iki ayetle bu kelimeye de bakalım.

 

 

96/17 Öyle ki çağırsın kendi nida birliğini*.                              

96/17  Felyed’u nâdiyeh(nâdiyehu).                                         

*Nida ettiği, seslendiği kulübünü.          

 

3/193 Rabbimiz!4 Doğrusu bizler işittik bir nida*edeni (ki) nida*eder imana47 ki iman47 edin Rabbinize4 (diye); öyleyse iman47 ettik Rabbimize4; öyleyse mağfiret319 et bizlere günahlarımızı; ve kâfirlik**et kötülüklerimizi bizlerden; ve vefat ettir bizleri erdemlilerle birlikte.                                                              

3/193 Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).

*Seslenme, çağrı.                                                                                                                  

**Ört, kapat, gizle.

 

7/43 Ve soyarız göğüslerindekini nefretten/hınçtan; akar*altından onların**nehirler; ve dediler**: "Hamd3 Allah’adır; doğru yola kılavuzlayandır bizleri buraya***;        ve olmuş değildik doğru yola kılavuzlanmaya şayet ki doğru yola kılavuzlamasaydı bizleri Allah; muhakkak gelmiş Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; ve nida****edildiler ki işte şusunuz (ki) cennete; varis kılındınız ona*****yapar olduğunuzla.                                                                             

7/43 Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin tecrî min tahtihimul enhâr(enhâru), ve kâlûl hamdu lillâhillezî hedânâ li hâzâ ve mâ kunnâ li nehtediye levlâ en hedânallâh(hedânallâhu), lekad câet rusulu rabbinâ bil hakk(hakkı), ve nûdû en tilkumul cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

*Durum bildirir fiil. Akacak.                                                                                                     

**Din günü cennetlere girecek olan ancak henüz girmemiş olan kimseler.                                 

***Bu noktaya. Cennetlere girme pozisyonuna.                                                                        

****Seslenildiler. Zaten cennette olan kimselere neden tekrar seslenilsin? Anlarız ki nida edilmeyle cennetlere henüz girmemiş ancak girecek olan grup çağrılmaktadır.                                      

**** Cennete    

 

 

Görüldüğü gibi nida kelimesi de şerefli Kur'an'ımızda bize bir çağrı bir seslenme olarak öğretilir.

Dua çalışmasına bakarsanız buda aslında bir çağırmadır diyebiliriz. Elbette bu ifadeler birbirine benzer gelse de Kur'an'da farklı kelimelerle geldiğinden bir birlerinden farklı şeylerdir.                           

Anons, duruyu, çağırma, seslenme gibi kelimelerin farkını anlamışızdır sanırım devam edelim çalışmamıza.                                                                                                                         

Şu anda bilinen ve kullanılan ezan hakkında birkaç şey söyleyip, sonra da Rabb'imizin ayetleri le söylediklerimizi hem delillendirelim, hem daha kapsamlı konuya bakalım hem de bahsetmediğimiz diğer ayrıntılara girip derinlemesine inceleyelim.                                                                               

Ezan diye şu an okunan şey şirk içerir. Hatta onu okuyan müşriktir, okuduğu şey şirk içerir, bu ezan ile çağırdığı yer şirk yuvasıdır, ezan ile çağırdığı şey ise hem Kur'an'ın gerçek salatı değildir hem de şirk içerir diyerek konumuza giriş yapalım. Bu söylediğimi çok keskin ve itham edici bulabilirsiniz ama konuyu oldukça detaylandırıcam eğer sonuna kadar incelememize bakarsanız ön yargıda bulunmamış olursunuz. Sonunda elbette neye isterseniz ona inanırsınız.                                               

Ayrıca ezanın bir kutsallığı yoktur, kutsal olan çağırdığı şeydir. Çağırdığı yerde kutsal değildir. Senin orada ne yaptığın ve yaptığın süre ile doğru orantılıdır. Yani nerde olursan ol Yüce Allah'a yöneldiğin yer ve süre senin için kutsaldır. Bir mekanın kutsal olması asla kabul edilemez.                                 

İşte Ezan okuyoruz deyip de aslında ne  okuyorlar,  Tevhid inancına uygun mu bu okudukları, Bununla insanları neye ve nereye çağırıyorlar? Hadis, sünnet uydurmalarına mı?, mezheplere mi?, zanna mı?, şirke mi?, şirk yuvasına mı? Yoksa bunların hepsine birden mi? yoksa Allah'ın gerçek dini İslam’a mı çağırıyorlar?

 

İslam’a çağırdıklarını iddia ediyorlar, okudukları şeyin, çağırdıkları şeyin ve çağırdıkları yerin Allah’ın hudutları içinde mi, dini yalnız Allah’a has kılıyorlar mı, Allah’a kul olmanın kuralları içinde mi çağırdıkları din işte aslında tam da bunları inceliyor olucaz Rabb'imizin izni ve dilemesi ile.      

İslam’a çağırmadıklarını net bir şekilde ben biliyorum. Rabb'imin izni ile de bu sohbetimizde bunu Rabb'imizin ayetleri ile delillendiricem.                                                                                        

İslam’a çağırdığınızı iddia edenleri bu çalışmamızda Allah'ın ayetleri ile yalancılar olduğunu kanıtlıycaz. Elbette bunların yalancılıkları bu konu özeli ile sınırlı değildir ama biz şu an bu konu başlığında olduğumuzdan bu sohbetimizde yalnız bu konu özelinde yalanlarını ortaya çıkarıcaz.

 

 

Ezan dedikleri ve günde en az 5 kere okudukları bu şey ile nasıl Yüce Allah adına yalan uydurup bu yalanları da Yüce Allah'a dayandırdıklarını başlıklar halinde incelemeye başlayalım. Diğer ayrıntılara yani konu ile ilgili bağlantılı diğer ayrıntılara girmemeye sadece şu anki bilinen ezan ile ilgili sıkıntıları incelemeye çalışıcaz.    

 

 

1-Tevhid inancı                                                     

*Allah’ın yanına illa başka isimler koyup Allah’ birlemiyorsunuz                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

eşhedu enla diye başlayan şehadet olarak, Müslüman olmak için şart dedikleri cümle geçmektedir ezanda. Diyeceksiniz ki Muhammet Allah’ın resulü değil mi?                                                                                                                                                                                                       

Bu ayetlerde de yazıyor biz söyleyince mi sakıncalı oluyor. Tabii ki resulüdür ama hayır söyleyince değil, bir resulü ayrı tutup onu putlaştırmak resulleri ayırmak oluyor bu. Bu cümlede tüm resuller Allah’ın kulu ve elçisi denirse bu ayete toslamayız. Ve bunu söyleyince iman ediceğimiz düşüncesi de Kur’an’a göre yanlıştır. Hem bunu söylerseniz iman edersiniz diye bir şey Biricik Kur’an’ımızda geçmez hem de sadece buna inanmanın yeterli olmayacağı da Şerefli Kur’an’ımızda geçer. Bu cümleyi söyleyince iman edeceğini veya iman tazeleyeceğini düşünen bir insan İslam inancında değildir, başka bir dindedir nokta. Aynı lailahe illallah deyip nokta koymazsak olacağı gibi.                       

Yüce Allah'ı birlerken, Yüce Allah'ın tek ilah olduğunu söylerken ve buna hesapta inanıyorken tutup da Yüce Allah'ın yanında başka bir isim anarsan o zaman işte Kur'an'ın temellerinden biri olan hatta belki de en önemlisi olan tek ilah Allah olmalı, ilah olarak tek Allah'a inanılmalı, Allah'tan başka ilah yoktur gibi tevhid inancına ve bu inancın gereği olan Yüce Allah'ı birlemeye yakın bile değilsindir. Elbette şirk koşuyosundur. Nokta.                                                                                   

Yüce Allah bir çok ayetinde kendisinin tek ilah olduğunu söyler, sadece ona kul olmamızı söyler ve bunun biz insanlar için lütuf olduğunu belirtir.                                                                                                                                                                                            

Konu ile ilgili birkaç ayetimize bakalım. 

 

 

2/163 Ve ilâhınız bir tek ilâhtır; yoktur ilâh O'nun dışında; Rahmân1; Rahîm2.

17/23 Rabb'in, Kendisinden başkasına kul olmamanızı, anne ve babaya iyi davranmanızı kaza etti. Eğer ikisinden birisi veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa sakın onlara öf deme, onlara kaba davranma. Ve ikisine de kerim şekilde konuş.

12/38 "Ve tabi oldum*babalarım/atalarım**İbrahim'in ve İshâk'ın ve Yakûb'un milletine301; olmuş değildir bizlere ki şirk71 koşarız Allah'a hiçbir şeyi; işte bu; bir fazlındandır 202 Allah'ın üzerimize ve insanların üzerine; velakin/fakat insanların ekserisi/çoğu şükretmezler43."                                                                   

*Yûsuf. Yûsuf uyduruk antik Mısır dinini terk edip tek tanrıcı dine tabi olmuştur.

**Anlarız ki Yûsuf zindana düştüğünde babası Yakûb'tan haberdardı. Rabbimiz belki de vahiy yoluyla bildirmiştir.                                                                                                                                         

           

Yüce Allah'ın yanına isim koyma konusu, kelimei şahaadet denilen cümlenin hangi ayetleri yalanlamak olduğu gibi konuları çalışmamızın ilerleyen safhalarında oldukça detaylandırmaya gayret göstericez diye belirtmiş olayım.

 

 

2-Resulleri nebileri birbirinden ayırma                                                         

*Sadece nebi Muhammedin adını anıp yere göğe sığdıramayıp, isminin önüne arkasına birş eyler ekleyip (Allah o arkadaşınızdır demesine rağmen), diğer resulleri umursamıyorsunuz.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

Ezanda Muhammed kelimesini geçirerek tek bir resulü anıp diğerlerini anmayarak (eğer anılacaksa hiçbir resul ayrılmamalı) Allah’ın resulleri birbirinden ayırmayın ayetlerine kafirlik edilmektedir.   

Muhammedin Kur’an’da adı geçen 27 peygamber ve adı geçmeyenlerden herhangi bir yönden eksiği, fazlası, üstünlüğü veya daha fazla sevilmesini v.s  gerektirecek bir durum Kur’an’a göre söz konusu değildir. Muhammed’i yada herhangi bir resulü herhangi bir şekilde diğerlerinden ayrı veya üstün görmek Kur’an’a göre yanlıştır. Eğer müminseniz…..                                                               

Bir tek nebiye ve resule bizim peygamberimiz derseniz ki Kur'an'da adı geçen ve geçmeyenler dahil hepsi bizim peygamberimizdir, her yere bir resulün adını koyar diğerlerini umursamazsanız, bir resulün adının önüne arkasına bir lakaplar, sözde saygı ifadesi adı altında bir şeyler yakıştırıp takarsanız ve diğerlerine bunu yapmıyorsanız kal dı ki Yüce Allah Muhammet için o dönemdekilere arkadaşınız der, (bu dönemde ne değişti diye soralım), biri alıp göklere çıkarırsanız hem mecazi olarak hem de uyduruk miraç hikayenizle (miraç uydurmasında da müthiş şirkler ve yalanlamalar vardır)           diğerlerini ötelerseniz gibi gibi gibi davranış, söz, hareket her ne şekilde yaparsanız yapın resulleri birbirinden ayırmış olursunuz. Nokta.                                                                                                                

Aynı bu ezan dedikleri şeyin içindeki kelimi şahadet uydurmasında olduğu gibi. Elbette Muhammet Allah'ın resulü, elbette kuranda geçer ve elbette biz bu şekilde söylemeliyiz de ama sen bunu ezan diye bir şeye koydun, dinin içine empoze ettin, ritüelleştirdin ve günde 5 defa Muhammet Allah'ın elçisidir. Eee diğer resuller nebiler kimin elçisi, neden onları hiçe sayıyorsun. Birini parlatırken diğerlerini öteliyorsun. Hani Allah sana resulleri birbirinden ayırma demedi mi. Muhammet senin peygamberinde diğerleri kimin peygamberi. Onları da Allah göndermedi mi, hepsi hak üzerine İslam’ı getirmedi mi.                                                                                                                                                                                              

Çok fala şey söylenir daha da detaylandırılır ama sanırım bu kadar bu konu için yeterli olacaktır kanaatindeyim.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  

Kişisel Anı: Allah’ın resulleri nebileri birbirinden ayırmayın ayetlerini çok sevdiğim bir arkadaşıma söylediğimde verdiği cevabı paylaşmak isterim. Hiçbirini ayırmıyorum ama Muhammed bize geldi onu daha çok seviyorum dediğinde bende bu ayırmaktır zaten dedim ve Bana dedi ki; Allah nebi ve resulleri birbirinden ayırma derken, mesela Hristiyanlar Muhammed’e küfür ediyorlar, Allah da bize ona küfür etmeyin demek istiyor diye saçma sapan bir yorum getirdi. Değerli kardeşim senin 3 çocuğun var. Farklı muamele ettiğini gördüm. Birine mesela daha fazla ilgi gösteriyordun. Dedim ki bak güzel kardeşim çocuklarını birbirinden ayırma. Sen çocuğun birine küfür et birine etme mi anlarsın. Böyle de bir anım olmuştu paylaşmak istedim. Belki bu tarz düşünenler vardır.

 

2. şıkkımız ile ilgili birkaç ayete bakıp devam edelim.

 

2/136  Deyin ki: “İman47 ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrâhîm'e; ve İsmâîl'e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilene Mûsâ'ya; ve Îsâ'ya; ve verilene nebilere132 Rablerinden4; ayırmayız438 arasını onlardan**birinin308; ve bizler O'na***müslimiz45.”                       

*Kur’an’a.

**Resûllerden.

***Allah'a.

2/285  İman47 etti resûl418 Rabbinden4 kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; ayırmayız resûllerinden418 birinin arasını; ve dediler: "İşittik; ve itaat ettik; senin mağfiretin319.Rabbimiz4!; ve sanadır dönüş yeri."          

3/84  De ki: "İman47 ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrahim'e; ve İsmâîl’e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilmişe Mûsâ’ya**; ve Îsâ’ya***; ve nebilere Rablerinden4; fırkalara bölmeyiz/ayırmayız438 arasını birinin onlardan; ve bizler O'na müslimiz45.

*Kur'an'a.

**Tevrat.

***İncîl.

4/152   Ve kimseler (ki) iman47 ettiler Allah'a ve resûllerine418; ve asla ayırmazlar*onlardan birinin arasını; işte bunlardır; yakında verecek (Allah) ecirlerini820 onların; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.                        

*Hem resûllerin arasını hem de Yüce Allah ile resûllerin arasını ayırmazlar.

53/56  Bu*bir uyarıdır evvelki/önceki uyarılardan**.                                     

*Kur’an

*Önceki kutsal kitaplardan

 

3-Allah’ı çağırırken, Allah’ın isminin yanında başka isim anma                   

4-Allah’ın adının yanında başka isimler anma                                              

5-Mescitlerde de Allah’ın adının yanında başka isimler anma                          

*Allah’ın isminin yanında nebi Muhammet olsun, Ali olsun, başka isimler anıyorsunuz, hem konuşurken, hem dua ederken, hem ibadet ederken yani her an.

*Allah’ın adı tek anıldığında rahatsız oluyorsunuz.

*Muhammet derken isminin önüne arkasına illa bir şeyler koyuyorsunuz, bazı asla sizden istenmeyen cümleler tekrarlıyorsunuz, ama Allah deyince, Allah deyip geçiyorsunuz.

 

Ayrıca ezanda bir çağırı bir dua da var diyebiliriz. Allah beni çağırıken/bana dua ederken başka isimler anmayın der. Benim ismimim yanında anılmaya layık başka isim var mı der. Bunu yaparak Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. Allah’ı çağırırken/dua ederken onun isminin yanında başka bir isim anamayız. Dini yalnızca Allah'a has kılmalıyız. Yoksa şirk koşmuş oluruz ki yerimiz sürekli cehennem olur.                                                                                                                                  

Rabbimiz öğretir bize bilmediklerimizi ve o kendisini nasıl anmamızı öğrettiyse o şekilde anmalıyız.

İbadet ederken Allah’tan başkasının adının anılması, başkasından yardım/destek istenmesi (nebi Muhammed de olsa fark etmez) Allah’a şirk koşmaktır. Bunun bilincinde olarak ibadetlerimizde/dualarımızda hiçbir şekilde Allah’ın isminin yanında isim anmamalıyız. Ezanda kelimesi şahadet diye söyledikleri şey şirk içermektedir. Allah'ın adının yanında başka isimler anmaktadırlar. Ayrıca bunu söylediklerinde Müslüman olunduğu kanısındadırlar. Konuyu ilerleyen safhalarda detaylandırıcaz.                                                                                                   

Kuranda hiçbir yerde bu cümle bu şekilde geçmez. Anlam olarak doğru gözükse de (Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammedin Allah’ın resulü olduğuna tanıklık manasındadır) Allah’ı çağırırken bu şekilde     kullanamayız. Daha da vahimi yukarda belirttiğim gibi Müslüman olmak için bu kelimesi şahadeti söylemek lazım/gerekli/yeterli inancı daha da yanlış bir inançtır. Tevhid inancına terstir.

 

Gene belirteyim Kur’an’da bu şekilde geçmemesine rağmen anlam olarak doğru gibi gözükse de kullanım şekli itibariyle çok yanlıştır. Allah’ı çağırırken yanında başka isim kullanamayız. Ayrıca Müslüman olmak bu kadar kolay mı. Bir cümle mi? Müslüman olamk için öncelikle Yüce Allah neyi ne kadar dedi onu bilmek lazım. Sen kafana göre takıl Yüce Allah’ın ayetlerinden bir haber ol, bir cümle söyledin tak Müslüman mı oldun, ölürken söyledin cennetlikmisin. Sen öyle san.     İmanın varsa bile ölürken şirk koşmuş oldun. Hayırlı işler.                    

Müslüman olmak, iman etmek, mümin olmak nedir, nasıl olunur Allah'ın tüm ayetlerini hiçe sayıp Allah birdir deyip Muhammed onun elçisidir dedik inandık la mı oluyor, işlem tamam mı bu inanca göre. Ama İslam’a göre böyle değil.

Bunlar şeytanın tuzakları. Şeker kabında zehiri veriyor. Dıştan baktın mı doğru gözüküyor ama bizi müşrik yapıyor şeytan. Tuzaklarına dikkat edelim. Şeytan bize görmediğimiz yerden görür ve Allah ile aldatır.                                                                                                                                                                                                               

Çok doğru ve masum görünen bir şey (ata dininden) bizi müşrik yapabilir. Bizi doğru yola klavuzlayıcı yalnızca Allah’tır, Allah’ın kelamı şerefli Kuranımızdır. Allah en iyi hüküm verebdir, sözü en doğru olandır.                                                                                                                                   

Ayrıca mescitler Allah içindir. Allah’a takvalı olanlar insa edbilir ve bu yerlerde ibadet yapılabilir. Allah’tan başkasına çağrıda bulunulmaz. Yapılan çağrıda çağrılan yer (cami) Allah dışında başkasına çağrıda        bulunan yerlerdir. Daha caminin kapısından girmeden Allah yazısının yanında başka isimler vardır. İçerde de öyledir. Ayrıca yapılan ibadetlerde de Allah'tan başka isimler anılır.               

İşte bu zihniyet Yüce Allah’ı tek anamaz. İlla yanına başka isimler sıkıştırıp anar. Rabb’im ise böyle yapmayın der. Hatta kendisinin isimlerini de Kur’an’da öğretir ve bunlarla kendisine çağrı yapılmasını söyler. Muhammet için arkadaşınız der. Resülleri birbirinden ayırmayın der.

Yok Allah öyle dememiş resulün bitanesini alın yere göğe sığdıramayın, diğerlerinden bahsetmesenizde olur, beni anarken illa araya Muhammedin ismini sıkıştırın, hatta muhammedi anın benim ismimi yanına sıkıştırın, Muhammedin ismini anarken, isminin önüne arkasına bir şeyler koyun, salavat getirin, benim ismin önemli değil mi dedi bunlara.

Bu İslam dini olabilir mi. Neden bu inandığınız uydurma dine islam diyorsunuz. Neen insanlarıda kendiniz ve şeytanınız ile birlikte cehenneme sürüklemeye çalışıyorsunuz.

Konu ile ilgili birkaç ayetimize bakalım.

35/5   Ey insanlar! Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.

7/27   Ey âdemoğulları692! Baştan çıkarmasın sizi şeytân29; çıkardığı gibi ebeveynlerinizi*cennetten**; soyarak ikisinden*elbiselerini; göstermek için ikisine*çirkinliklerini; doğrusu o (şeytân) görür sizleri; o ve onun kabilesi; yerden (ki) görmezsiniz onları; doğrusu biz; yaptık şeytânları29 evliya/veliler28; iman47 etmez kimseler için.                                                                            

*Ana, baba. Bir üst soy. Bir katman üst soy. Bir önceki soy. İlk cennet evreninde bilinçlerimizi taşıyan bir üst soy erkek ve kadın bedenlerimiz.

**İlk cennet evreni.                                                                

19/65  Rabbidir4 göklerin162 ve yerin; ve ikisi arasındakinin; öyle ki kulluk46 et O’na; ve sabret51 kulluğuna46 O’nun*; bilir misin O’na bir (aynı) isimli49**?

*O'na kulluk etmek zorludur, sabır gerektirir, mücadele gerektirir, metanetli direnme gerektirir.   

**İsim kelimesi Yüce Allah için kullanıldığında O'nun sıfatlarını işaret eder. O'nun sıfatlarına hiçbir şey sahip olamaz, benzeşemez.                                                                                                                                                                                                       

40/14  Öyleyse, Kafirler hoşlanmasa da dini yalnızca kendisine özgü kılarak Allah'a dua edin.

40/65  O, diridir. Ondan başka ilah yoktur. O halde dini yalnızca O'na has kılarak O'na dua edin. Hamd yalnızca alemlerin Rabb'i olan Allah'a özgüdür.

2/198  Yoktur üzerinize bir günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden4; öyle ki taşıp aktığınız*zaman arafattan345; öyle ki zikredin Allah'ı haram meş'ar344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) doğru yola kılavuzladığı gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet128 içinde olanlardan.                                                                      

*Çok sayıda insanın bir yerden bir yere doğru birlikte akın ettiğini anlarız.                                                                                                                                                       

55/78  Bereketlendi252 Rabbinin4 adı/ismi49; Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.                                                                  

72/18  Ve doğrusu mescitler16*Allah içindir; öyle ki çağırmayın219 Allah ile birlikte birini220.       

*Yüce Allah'ın mescitleri işaret etmesi sonrası çağrıyı/duayı işaret etmesi anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı, akşam salâtı ve toplantı salâtı) beynin secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.                                                                                                                                                                                                                    

9/108  Dikelme*orada**ebediyen; mutlak ki evvel/ilk günden takva21 üzerine kurulmuş bir mescit16 daha haktır ki dikelirsin orada***; ondadır***erkekler (ki) severler temizlenmeyi****; ve Allah sever muttahhirleri779.           

*Durma.                                  

**Sahte mescitte.                                

***Takva üzerine kurulu tek tanrıcıların mescitleri.                                

****Pislik (rics) olan şirkten temizlenmeyi.                                                                                                                   

9/109  Öyle ki kimse mi (ki) kurdu binasını takva21 üzerine Allah'tan; ve bir rızaya; bir hayra; yoksa kimse (mi) (ki) kurdu binasını çöken bir doğru yola kılavuzlamaz zalimler kavmini/toplumunu.                                                     

*Bina.

**Kimseyle.                                                                  

2/114  Ve kim daha zalimdir kimseden (ki) meneder/engel olur (o) Allah'ın mescitlerinde16; ki zikredilir orada*O’nun ismi; ve uğraştı/çabaladı (o) harap olmasında onun*; işte şunlar; olmuş değildir onlara ki girerler ona*ancak korkanlar (olarak); onlaradır dünyada bir hazin/hüzün; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.                                                                                               

*Dişil zamirle işaret edilen mescit değildir. Mescitlerde ayağa kaldırılan salattır. Mescitlere salat eylemi gerçekleştirmek için girilir ve Yüce Allah zikredilir.                                                                                                                                                                          

53/2 Dalalete128 düşmüş değildir arkadaşınız*; ve doğru yoldan sapmış değildir.

*Resûl Muhammed.                                                                                        

17/46 Kur'an'ı anlamalarına engel olsun diye, kalplerine perde, kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen, Kur'an'da Rabb'inin tekliğini andığın zaman, nefretle arkalarını dönüp kaçarlar.                                                                                       

 

Güzel bir tespit yapalım ve denemesini de lütfen yapınız. Bunlardan biri ile konuşuyorsunuz diyelim. Yanımızda örnek dünyadan olmayan veya din ile ilgili hiçbir şey bilmeyen biri var diyelim. Bunlar işte Muhammetten bahsederken söyledikleri ve yaptıkları hareketleri görün. Birde Yüce Allah’tan bahsederken. Bu hiç bir şey bilmeyen biri kimi ilah zanneder bunların saçmalıklarından.

Elbette Muhammedi ilah zannederler değil mi. Aslında bu zannetmekten öte, zaten bu kişi kabul etse de etmese de Muhammedi ilah olarak görür, putlaştırmıştır. Elbette Nebi Muhammedin bunlarla hiçbir alakası, bağı yoktur.

 

Muhammed’in bunlarla alakası olmadığı bildirilir.

6/159 Doğrusu kimseler*(ki) fırkalara böldüler/ayırdılar450 dinlerini122; ve oldular partizanlar/taraftalar; olmadın (sen) onlardan bir şeyde; onların emri/işi ancak Allah’a karşıdır; sonra haber verir (Allah) onlara faaliyet eder olduklarıyla. 

*Yüce Allah kendilerini Muhammedî sanan kimselerin aslında resûl Muhammed ile hiçbir alakalarının olmadığını açık ve net olarak bildirmektedir. Müşrikliğin özelliğini Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Yüce Allah'ın biricik bölünmez dinini bırakıp dinlerini mezheplere bölenler tam olarak bu ayetin muhataplarıdırlar. İşleri/emirleri Yüce Allah'a kalmıştır.                                                                                                                                                                                                                                                                               

İş işten geçtikten sonra, bunların durumu şu şekilde olacaktır.

                                                          

Muhammet bunlardan şikayetçi olacak.

25/30 Ve dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk edilmiş."

 

Sonrasında pişman olup neyin ne olduğunu anlayacaklar.

25/27 Ve o gün ısırır zalim iki elini; der: “Ah! Keşke edinseydim resûlle418 birlikte bir yol.”    

 

Burdan sonra elbette geri dönüş ve mağfiret şansı asla verilmeyecek bu kimselere. Öğütleyicileri vardı, öğüt alacak kadar zamanları vardı ve yeter derecede akılları vardı. Öyleyse akletmedilerse, vay o musallinlerin haline….

 

 

 

Kur'an'dan oradan buradan toplanıp da birleştirip söylenen çoğu şeyde büyük sıkıntılar vardır. Bu konuya dikkat etmemiz lazım. Ayrıca Kur'an'dan bir şeyi anlarken de ayet anlam bağlamına, Kur'an bütünlüğüne dikkat edilerek anlaşılması lazımdır.

Örnek resul neyi verdiyse alın ayet bağlamına bakmadan alırlar ayrıca mehir geri verilirse onu istediğiniz gibi yiyin veya kadınlarınızla istediğiniz gibi ilişkiye girin ayetlerini kuran bütünlüğünde dikkate almazsa büyük yanılmış oluruz. Zaten kuran tamamlanmadan acele etmeyin ayeti ile de bu bize öğretilir bunu da ilerleyen safhalarda detaylandıralım.                                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                             

6-Şirk koşma                                                                                                

*Allah’ın İslam dini yerine kendi mezhep dinlerinizi Allah’ın astından ilahlar ediniyorsunuz.

7-Putlara tapma                                                                                            

*Cami girişinde ve içerde Allah’ın siminin yanında başka isimler bulunmaktadır.                                                                                                             

                                                          

Defalarca belirttiğimiz gibi insan neye inanırsa onun dini odur. Bu dini kim uydurduysa dinde hüküm koymuştur. Yüce Allah yalnız İslam dinini kabul edecektir. Bizden bizim için bize razı olduğu tek din İslam’dır. İslam’ında tek kaynağı kurandır. Kuranda olmayan din adına her şey uydurmadır. İslam değildir.                                                                                                                                                                            

Fakat bu uydurulanı biri uydurduğundan bunun adı da dinde hüküm koymak olduğundan, o uydurulana uyarsan İslam dininde olmamakla beraber o uyduranı da Allah'ın astından ilah edinmiş olursun.          

Her uyduğun şeyi kaç farklı kimse uydurdu ise hepsini ayrı ayrı ilahlar edinirsin. Şu an kurana musallin olmayıp da ben müslümanım diyen sözde Müslümanların belki de onlarca ilahları vardır.             

 

İşte tam da bu noktada size gel diye çağrı yapan müşrik cami hocası, sizi aslında İslam’a değil kendi dinine çağırmaktadır. Bu muhtemelen kendi mezhep dinidir.                                                                                                                                                                              

Neden kesin konuşuyorum daha önce de anlattım gene tekrarlayalım. İddia ediyorum Türkiye’deki tüm camileri dolaşın ve tüm oradaki kendine cami hocası diyen İslam’a çağırıyoruz diyenlere sorun bakın bakalım tek bir tanesi bile Yüce Allah'tan gelen biricik kutsal kitabımız, şerefli kuranımızdaki gibi abdest alıyormu.                                                                                                                 

Asla bir tanesi bile bu şekilde abdest almaz. Yüce Allah kelamı dururken birilerinin uydurduğu şekilde abdest alırlar. Denemesi bedava sevgili dostlar.                                                                       

İşte bu İslam’da olmayan cami papazı seni İslam’a değil kendi dinine çağırır. Cami papazı dediğime de kızanlar olabilir. Şu anda kilisedeki papaz ile camideki hocanın arasında tek bir fark vardır. İkisi de İslam dininde değildir, Müslüman değildir, şirk koşarlar, kendi dinlerine çağırırlar, saptırıcılardır, şeytanın velileridirler  v.s v.s. Her yönden aynıdırlar ama tek farkları farklı şekilde şirk koşarlar. Biri bir nebiye haşa Allah'ın oğlu der şirk koşar diğeri ise hadislerle dinde hüküm koyanlara uyarak, Allah adına yalan uydurup, bu yalanları Allah'a dayandırarak şirk koşar. Tek fark budur.       

 

Yani çağıran müşriktir, çağırdığı şey ezan da şirk içerir, inceliyoruz şuan, daha konumuzun devamı var, çağırdığı yer mescit ise Yüce Allah'ın gerçek mescidi değildir konumuzda birkaç ayetle örnekledik, detaylandırma için mescit konumuza bakınız ve Kur'an'ın gerçek salatına çağırmazlar ki şu an zaten salat konusunun alt başlıklarındayız en son sonuç kısmında Rabb'imizin damgayı vurduğu ayetleri ile konuyu delillendirip noktayı koyucaz.                                                                         

Ayrıca cami dedikleri, mescit diye toplandıkları yerde de daha içeri girmeden AllaH'n adının yanında isim veya isimler bulunur keza içerde de. Ayrıca içerde bir tane Kurandan ayet okurlar gerisi hadislerden ve kendi mezhep din öğretilerinden bahsederler. Muhammedi putlaştırırlar. Elbette nebimizi tenzih ederiz bundan. Bunları bu sözde Müslümanların iftiraları yalanlarıdır.                 

Bu konu ile ilgili birkaç şey daha söylemek isterim. Çünkü bende zamanında bunlardandım, ne yaparlar nelere taparlar, nasıl şirk koşarlar v.s. Konuya vakıfım yani.                                                                                                                                                                                      

Kişisel anımı paylaşayım.                                                                                                       

Bir Cuma namazı vaazında cami hocası Cuma namazına yalnız erkekler gelir erkeklere has ibadettir kendi arkadaşlarınıza bunu söyleyin Cuma namazına gelmek istemezlerse siz erkek değil misiniz dersiniz diye çağırında onlarda belki gelirler diye vaaz verdi bizzat ordaydım bende böyle vaaz mı olur kuran yalanlamada level atlamadır bu, böyle din mi olur evet din olur ama böyle İslam dini olmaz, kuranın neresinde yazar, hangi ayette Allah erkeğe kadına ayrı ibadet öğretir, hangi ibadetten kadını yada erkeği muaf tutarda diğeri yapsın bu yapmasın der  kuranın neresinde kadın erkeğe ayrı ibadet, nerde ayrı kulluk etme nerde ayrı ceza ödül, işte hüküm koyma, işte İslam harici dine çağırma                                                                                                                                                                        

işte şirk koşma.                                                                                                                     

Diyebilirsiniz hepsi bunu demeyebilir sana denk gelmiş. Elbette doğru olabilir ama bunu demez başka kendi dininin öğretilerini deklere eder. Fark etmez yani.                                                              

Din adamlığı ile ilgili gene çalışmanın sonuna doğru biraz bahsedicem. 

 

Kendi kişisel yaşadığım bir olaydan daha bahsetmek istiyorum.                                               

                       

Zamanında o kadar camiye gittim. Cami hocası Arapça bir şeyler söyler, uyduruk hadislerden bahseder ve camide kalınan süre boyunca Kur’an’dan tek bir ayet okurdu. Farklı camilerde de bu böyleydi. Lütfedip bir ayet okurlar ki onu da yanlış çevirerek. Okudukları ayeti ve doğru çevirisini aşağıya yazıyorum. Kendi anılarınızdan hatırlarsınız ::))                                                                                                                                                                                                        

Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi buyurur, edepsizlikten, fenalıktan ve azgınlıktan sizi men eder. O düşünüp tutasınız diye size öğüt verir…..                                                                                                                                                                                                

Şeklinde söyledikleri aklımda kalmış.                                                                                           

                                                                                             

Yüce Rabb'imin ayeti şöyledir;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    

16/90  Allah; adaleti, ihsanı ve yakınlarınızda olanlara yardım etmeyi, buyurmakta; fahşadan, münkerden ve beğyiden men etmektedir. İyice anlayıp tutmanız için size öğüt veriyor.                                                        

ihsan    :  İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.                                      

fahşat    : Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.                                          

münker   : İğrençleştirilmiş/çirkinleştirilmiş.                                            

beğni       : azgınlık/aşırılık                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

1-Allah adaleti ve iyiliği diye başlarlar oysa ki asıl kelime ihsan dır ve anlamı çok daha geniştir. İyilikte bu kapsama girse de ihsan kelimesi kullanılması çok daha doğrudur.                                                                                                                                                                                            

2- ve akrabaya yardım etmeyi diye devam ederler. Bu arapçası <kurba> olan kelime ki bu akraba demek değildir. Bir anlamı akrabalıktır fakat anlamı çok daha kapsamlıdır. Doğru çeviri yakınınızda olanlar olacaktır. Yani daha kapsamlı olmalıdır. Bu akrabayı da, komşuyu da, arkadaşı da kapsar. Hem mesafe hem de kan bağı yakınlığı olabileceği gibi arada bağ olan ülke insanları da yakınımızda olanlardır. Bu şekilde anlamını daraltırlar, 1 saat boyunca Kur’an’dan okudukları tek bir ayet vardır Türkçe olarak onu bile doğru çeviremezler.                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

Diğer kısımlar da kısmen hatırladığım kadarıyla doğruya yakın. Paylaşmak istedim. Selam üzerinize olsun.                                                                                                                                     

Mescit konu başlığında bunun incelemesi olacaktı.                                                                                                                                                                

Her camide veya her imam böylemidir derseniz blemem ama emri AllaH'tan değil diyanetten aldıklarını göz önnde bulundurursak ve de değişik zamanlarda değişik camilerde ve değişik imamlarda şahsım adına hep aynı senaryo olduğundan diyebilirim ki evet bu böyledir.

 

Bazı detayları da açıklığa kavuşturalım.

 

Salata çağrı Kur’an’da geçer. Bu çağrının şekli geçmez. Herhangi bir şekilde olması gerekseydi bunu Yüce Rabb’imiz belirtirdi. Ezan derdi, o zaman kutsal olurdu. Olması gerekeni olması gerektiği şekliyle belirttiği gibi. Aynı zamanda bazı detayları Yüce Rabb’imizin rahmetinden dolayı insana bıraktığını ve bu detayların toplumsal kurallarla Allah’ın hudutlarından çıkmadan oluşturulabileceğimizi biliyoruz. Ama dikkat Allah’ın hudutlarından çıkmadan.                                                                           

                       

Onların dilinden anlatalım. Namazınıza çağrının adı ezan olsaydı Cuma suresinde 62. nerde ezan kelimesi. Cuma namazı değil mi size göre bu, ezanda namaza çağrı değilmi. Sizin dininizde bu bu şekilde değilmi. 62/9 da ne diyor Yüce Allah. Salata çağrıldığınızda diyor.

Nida kelimesi ile geliyor. Neden Yüce Allah Cuma salatına çağrılmanın ezan ile olacağını burada ne de başka yerde belirtmemiş. Acaba sizin namaz dediğiniz şey, Kur'an'ın gerçek salatı olmayabilirmi yada salata çağrının adı ezan olmayabilirmi ? Yada her ikisi. Düşünün bakalım salat ile ilgili konularda neden Yüce Allah ezan dememişde hep nisa kelimesini kullanmış. Öyleyse akledenlerdenmiziniz.                                                                                                                                   

Düşünün bakalım hadisçiler. Zanların üzerine din inşa edenler. Uydurmasyonların, söylentilerin peşinden gidenler, dinde Kuran harici hüküm koyanlar, koyduranlar, koyanlara tabi olanlar, aklısızca taklit edenler, ata dininden gidenler belki akledersiniz.                                                            

Bu ezan denen olay şu anki haliyle Kur’an ile alakası yoktur. Şirk içeren bir çağrı, şirk içeren bir yere ve şirk içeren bir ibadete çağırıyor.                                                                                  

                                                                      

Çağrı yere zamana topluma göre değişir. İsteyen ezan şeklinde de (şirksiz olarak, resuller ayrılmadan) olabilir, megafonla anons edilebilir, whatappdan mesaj atılabilir şu veya bu şekilde olabilir.                                                                                                                                              

Bu çağrı aynı zamanda davettir de. Birini yada birilerini nasıl davet edersin yada çağırırsın. Veya bir kısım topluluğu nasıl davet eder çağırırsın. Yada kim yapmalı. Oranın muhtarı, köyde ise ihtiyar          heyeti olabilir. İlla imam ezan okumalı diye bir şey yoktur. Duruma, mekana veya zamana göre değişiklik gösterebilir.                                                                                                                                   

Çağrı kutsal değildir. Çağrının şekli kutsal değildir. Çağırılan şey kutsaldır. Parmağın ucuna değil parmağın işaret ettiği şeye bakılmalıdır, parmak kutsallaştırılmaz. Bir çağırılma kullanılacaksa Allah’a çağrı olmalı, Allah’ın hudutları içinde olmalı, şirk içermemeli, şirk içeren bir ibadete veya yere olmamalı.                                                                                                                       

Çağrı kutsal değildir çünkü çağrı kutsal olsaydı şekli belli olurdu. Çağrılmak önemlidir, bu çağrıya uymak önemlidir. Çağrılan şey ise kutsaldır. Çağırılan şeye musallin olunmalıdır. Tabii ki şu anki ezan şekli, mescit şekli ve namaz şekli Ku’ran’dan anladığım kadarıyla kesinlikle doğru olmamakla beraber şirk içermektedir.                                                                                                                                                                                                                                                                                          

Akşam salatı, sabah salatı veya toplantı salatı için çağrı yapılabilir.                                                                                                                                                                                         

62:9 ayetinde ‘nida edildiğiniz/çağrıldığınız zaman’ buyrulmuştur. Anlarız ki salât için çağa uygun bir çağrı yöntemi yapılabilir. Bir şeyi amacından saptırıp o şeye kutsallık atfetmek doğru değildir. Parmağın ucuna değil parmağın işaret ettiği yere bakmak gereklidir. Günümüzde ezan olarak bilinen çağrıyı kutsallaştıranlar vardır. Önemli olan çağrı değildir. Keramet çağrının çağırdığı şeydir. Yani salâttır. Önemli olan salâttır.                                                                                                                                                                                                                             

Bu nedenle çağrı çağa uygun bir şekilde yapılabilir. Salâtın başlayacağına dair herkesi uyaran bir sms mesajı bile Yüce Allah’ın muradını fazlasıyla karşılayabilir.                                                                                                                                                                                         

Çağrı illaki sözle yapılacaksa bu çağrıda Yüce Allah’ın isminin yanında başka hiçbir isim anılmamalıdır. Sadece Yüce Allah’ın ismi anılmalıdır.                                                                                                                                                                                                                        

Ezanı salata çağrı diye elbette kullanabiliriz ama bunu okuyan müşrik olmamalı, okuduğu şey şirk içermemeli, çağırdığı yer şirk yuvası olmamalı ve çağırdığı şey de Kur'an olmalı.                                                                                                                                                                                      

5/58   Ve davet/çağrı aldıkları zaman salâta5; edindiler/tuttular onu (salâtı) bir eğlence ve oyun; işte bu; olmalarıyladır onların bir kavim/topluluk; akletmezler.

6/92   Ve bu; bir kitaptır; indirdik onu; mübarektir139; musaddıktır140 iki elleri arasında olanı; ve uyarman içindir kentlerin anasını; ve kimseyi, çevresindedir onun; ve kimseleri, iman47 ederler ahirete; iman47 ederler buna (kitaba); ve onlar salâtlarını23 korurlar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

Bu ayetlerde de yukarıda bahsettiğim şekilde çağrıldıklarında Kur’an’a gidilmesi gerektiği açıkça anlaşılır. Çağrının biçimi önemli değil çağırılan şey önemlidir. Akleden toplum çağrıldıklarında oyun ve eğlence olan dünya hayatını bırakıp kurana gelerek salat etmeleri ve salatlarını korumaları gerekir.                                                                                                                                        

Sohbetimizin aralında bahsedeceğim dediği şeyler vardı onlardan konuşalım.                           

Ezan ile ilgili sıkıntıları sanırım ifade edebilmişimdir diye düşünüyorum ama bitti mi hayır daha konuşcaz ama buraya kadar bile sanırım bahsettiğim mevcut sıkıntıları anlatabilmişimdir.                     

Çünkü ön yargıda bulunmayın sonuna kadar izleyin sonra karar verin demiştim, konuya devam edicez bir iki noktayı konuştuktan sonrasında.                                                                                     

Din adamlarından da biraz bahsetmek istiyorum. Hepsi aynı mı değil mi bakalım. En azından kendi mezhep imamları kendi içinde aynı olduklarına garanti verebilirim.                                                                                                                                                                                 

Kimdir bu mezhep imamları, işte cami denen yerdeki hoca tayfası, diyanet denen kurum v.s. Zaten diyanet dinler demek. Hangi dinleri, kaç tanesini neyi temsil ediyor bilemem ama İslam dini ile alakası olmadığına garanti veririm diyanetin. Zaten başka bir kuruma bağlı din kurumu da olmaz. Buda başka bir muamma.

Aynı Osmanlıda olduğu gibi, araştırın bakın padişahların yapmak istedikleri şey için dini eğip bükerler. Yukardan aldıkları emri, Yüce Allah’ın emrinin üstüne koyar, Yüce Allah kelamı yerine kendi hevalarına, makamlarına, şanlarına, şöhretlerine, izzetlerine ve aldıkları maaşlara v.s. zarar gelmemesi adına kendilerine söylenene göre hareket ederler, Yüce Allah’ın sözleri yerine. Kula kul olmayı seçenlerdir bunlar. Aynı nebi Muhammedî putlaştıranlar gibi.

Adam çıkıyor Muhammed’e kul olmadan Allah’a kul olunmaz diyor ya.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   https://www.youtube.com/watch?v=6-g1UTkbiAU

 

Yatacak yeriniz yok sizin. Rabb’im kendisinden başkasına kul olunmasını asla onaylamaz, hatta yalnız kendisine kul olmamızı da bize lütuf olarak verdiğini söyler.

Bu çalışmada 1 nolu başlığın altında hem konuya değindik hem de ayeti verdik. 12/38 ayeti bakınız.

Öncelikle dinin adamı olmaz, din adamı olmaz, din adamı nedir ya. Din kişiseldir, Kuran kişiye ayrı hitap edebilir, Yüce Allah bir çok konuda sınırları çizmiştir, bu sınırlar içinde kişi kendi dinini yaşar, elbette kuran hudutları içinde doğru olanıdır.  

Bu tarz konularda kimse hüküm veremez, kesin yargıda bulunamaz. Oruç kısmında biraz bahsetmiştik. Sakız orucu bozar mı. Allah sakınacak şeyleri sayar. Sakız çiğnerken yok şekerliymiş yok şekersizmiş gibi saçma ayrıntılara da girmeye gerek yok. Yüce Allah sınırları çizmiş işte kul ile Allah arasındadır. Sen Kur’an’ı okudun eğer bozmaz anlarsan çiğne, bozar anlarsan çiğneme, için rahat edecekse çiğne yok sakıncalı olduğunu düşünüyorsan çiğneme gibi.

Şimdi kalkıp yok sakız orucu bozar, yok haram yok mekruh, yok caiz değil dediğin zaman bu din adamları olan hacı hoca v.s. tayfası için konuşuyorum, hüküm koymuş olursun, Allah ile kul arasına girmiş olursun, ona uyan da onlara uymuş olur, Yüce Allah’ın kelamına değil.

Yüce Allah dinde bize zorluk vermemiştir, dinde zorluk da yoktur zorlama da. Sonuçta hesabı yalnız vericez Yüce Allah’a. Hesabını vereceğin şekilde davranmak sana kalmış elbette Yüce Allah’ın makamından ve uyarılarından korkuyorsan.

 

Kuran apaçıktır, kuran detaylandırılmıştır, kuran her şeyden apaçık örnekler verir, din tamamlanmıştır, kemale ermiştir, İslam’ın tek kaynağı kurandır, kuran ilahidir, Yüce Allah bizim için yalnız İslam’ı seçmiştir, İslam harici hiçbir dini kabul etmeyecek, yüce Allah yalnız kendisine kul olmamızı söyler, aklımızı kullanmamızı söyler, güdülmememizi söyler, kurandan sorulacağımızı söyler, hükmü yalnız kendisinin vereceğini söyler, dini öğreten Allah’tır.                                                                                                                                                                       

Peki din adamı kimdir, nedir. Tırıvvırıdır. Yüce Allah kimseyi kimseye muhtaç etmemiştir. Dini getirmesi, kurallarını belirlemesi, insanlara beyan etmesi, açıklaması hep kendi nefsi üzerine yazmıştır. Bunları ben yapıcam der Yüce Allah. Peki din adamı kimdir , nedir tel maşadır. Yalnız kuran demeyen ancak saptırandır kendine din adamı diyen biri.                                                                                                                                                                     

Net söyleyebilirim. Asla Kur’an’a çağırmaz kendine veya kendi dinine çağırır. Zaten kendi dini öğretileri üzerinde olduğundan insanlara da bunu empoze eder ve bu Allah’tandır der.                                                                                                                                                                         

Daha öncede söylediğim testi yapın cami hocasına sorun bakalım nasıl abdest alır. Yüce Allah'ın dediğine göre mi yoksa birinin uydurduğuna göre mi.

                                                                                                                                             

Bu din adamları dinden para kazanırlar. Geçimlerini buradan sağlarlar. Din tüccarlığı yaparlar. Oysaki Dinden para kazanılmaz. Din ticarete konu olamaz. Hiçbir resulde insanlardan ücret istememiştir tek kazançları Yüce Rabb’lerinin eciridir(karşılık) Bu imam haham papaz v.s.                                                                                                                                                                               

Hepsi aynı, az bir değer karşılığı ahiretlerini satan insanlardır. Dini ticaret konusu yapan birinin ezan adı altında ibadet adı altındaki çağırısına uymam ki zaten şu an cami denen yerlerde şirk yuvasıdır.

Bu adamlar Allah’a değil kendi dinlerine yani kendilerine çağırırlar, çağrıları İslam’a değil kendi dinlerinedir.                                                                                                                           

Zaten Yüce Allah da ayetlerinde bu din adamı sınıfını kabul etmez, bunların saptırıcılar olduğunu ve bu yönde de cezalandırılacaklarını açıkca belirtir.

Kur’an’ın kesin hükümleri bellidir herkes aynı anlar ama bunların dışında kalanlar için Kur’an insana ayrı hitap edebilir. Herkes aynı şeyi farklı anlayabilir. Yalnız bu anlamayı şirk koşanlar ile karıştırmayalım. Kur’an’ı Kur’an ile anlayanlara farklı hitaptan bahsediyorum. Örneklendirelim.

Musa kıssasında iki kadın Musa ile konuşmaya gelir, Musa onların develerini suladıktan sonra. Kıssanın o kısmını okuyunuz.

Buradan  kadınlar da çalışıyormuş, kadınlar erkeklerle aynı yerde bulunabiliyormuş, sulamak için kadınlar erkekleri beklediğinden o dönemde erkekler öncelikliymiş, erkekler ve kadınlar çekinmeden konuabilirler, yardımlaşma güzeldir v.s. gibi sonuçlarla insana hitap edebileceği gibi bu kıssanın bu kısmı için burada bir öğüt yok sadece Musa’nın başından geçen ufak bir bölüm anlatılıyor da denilebilir. Veya başka sbep ve sonuçlarda çıkarılabilir.

Bu anlattıklarım kıssanın o bölümü için benim çıkarımlarım değil yalnızca Kur’an’ın kişiye farklı yansıması olabilir anlatımıdır diye belirtmiş olayım.

                                                                                             

Anlattıklarımızla ilgili Rabb’imizin ayetlerine bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

57/27 Sonra onların izleri üzerinde art arda Resullerimizi gönderdik. Ve Meryem Oğlu İsa'yı gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyan kimselerin kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Allah'ın rızasını kazanmak için uydurdukları ve fakat gereği gibi de uymadıkları ruhbanlık Bizim buyruğumuzdan kaynaklanmış değildir. Onlardan iman edenlere ödüllerini verdik. Ne var ki onların çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdi.

9/31 Edindiler/tuttular kendi din122 adamlarını*ve kendi rahiplerini554*rabler4 Allah'ın astından; ve Meryem oğlu Mesih'i (de)***; ve (oysa) emredilmiş değillerdi kulluk etmeleri dışında tek bir ilâha74; olmaz ilâh74 O’nun dışında; Subhân'dır7 O; şirk koşarlar olduklarından/ortak koşarlar olduklarından (ayrıdır).                                                                             

*Uyduruk dinin uyduruk din adamları.                           

**Uyduruk dinin uyduruk rahipleri.                                

***Rablerden edindiler.                                                                                          

9/34   Ey iman47 etmiş kimseler! Doğrusu birçoğu hahamlardan762 ve ruhbanlardan554 mutlak yerler insanların mallarını batılla199; ve engellerler Allah’ın yolundan336; ve kimselerdirler (ki) hazineleştirirler altını ve gümüşü; ve harcamazlar onu Allah’ın yolunda336; öyle ki müjdele onlara elim/acıklı bir azabı.                                                                                                                  

*Ahbar ve ruhban, din adamlarıdır.

9/35   Gündür (ki) kızdırılır onun*üzeri cehennem ateşinde834; öyle ki dağlanır onunla*alınları ve yanları ve sırtları; işte budur hazineleştirdiğiniz nefisleriniz201 için; öyle ki tadın hazineleştirir olduğunuzu.                        

*Altın ve gümüşün.                                                                                               

5/63 Keşke meneder*olsalardı onları Rabbânîler462 ve bilginler; onların günah söylemlerinden ve suht542 yemelerinden; ne perişandır üretir oldukları.

*Engel olmak.

36/21  "Sizden herhangi bir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yolda olanlardır."

68/46  Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borca mı giriyorlar?

12/104 Ve sual eder/sorar değilsin ona*karşı hiçbir ecir820 ki o**ancak bir zikirdir78 alemlere203.

820 ecir : ödül, mükafat

*Risâlete karşı.

**Risâletin olan Kur'an.

25/57  De ki: "Yaptığım çağrı için; sizden, Rabbinizin yolunu seçmenizi istemekten başka bir ücret istemiyorum."                                                                                                                                                                                                           

Resuller, nebiler Yüce Allah’ın dinini deklere ettikleri için bir ödül, mükafat, karşılık beklemezler hiç kimseden. Ancak ecirlerini Yüce Allah’tan beklerler. Dinden para kazanılmaz. Dinden para kazanan din tüccarıdır, parayı verenin kulu, kölesidir, asla kaale alınmamalıdır.

                                                                                                                                 

İmam kuranda önder manasında geçer. Kim neye ne için önderlik edecek. Kitap apaçık değil mi.                                                                                                                                                          

Liderlik eden, başı çeken, bir yola klavuzluk eden diyebiliriz.                                                    

Nebinin önderliği olabilir. Kuranı tebliği, dekleresi ve kendisinde örnekler olabilir. Yüce Allah'tan bir yetkilendirme bir sultanlık ile insanlara yalnız kutsal kitap ile imamlık yapabilir. Camide namaz kıldırma değildir bu imamlık, yada Allah hakkında yalan atmak, iftira etmek bunu da Allah'a dayandırmak değildir bu imamlık.                                                                                                                                                        

Rabb'imizin bu konuda ki ayetine bakalım.                                                                                                                                                                 

 

2/124 Ve belalandırdığı256 zaman İbrahim'i Rabbi4 kelimelerle; öyle ki tamamladı (Allah) onları (kelimeleri); dedi (Allah): “Doğrusu ben yapıcıyım seni insanlar için bir imam/önder”; dedi (İbrahim): “Ve zürriyetimden*(de)”; dedi (Allah): “Ulaşmaz ahdim/antlaşmam zalimlere.”

*Soyumdan, sulbümden.          

11/17 Öyle ki kimse mi*(ki) oldu bir beyanat620 üzere Rabbinden4; ve tilâvet874 eder onu**ondan***bir şahit/tanık (olarak) ; ve onun****öncesinde Mûsâ'nın kitabı*****bir imamdı884 ve bir rahmetti271; işte bunlardır; iman47 ederler ona******; ve kim kâfirlik25 eder ona******gruplardan/partilerden; öyle ki ateştir834 vaat edilen yeri onun; öyle ki olma şüphede ondan*******; doğrusu o********haktır/gerçektir (senin) Rabbinden4; velakin/fakat çoğu insan iman47 etmez.                                                                                                                        

*Ateşe girer?                                                                          

**Kur'an'ı.                                                                               

***Kur'an'dan. Kur'an'ın Yüce Allah katından olduğuna bizzat yine Kur'an'dan tanık/şahit olarak.

****Kur'an'ın.                                                                          

*****Tevrât.                                                                            

******Kur'an'a.                                                                        

*******Kur'an'dan.                                                                               

********Kur'an.                                                                                                                                                          

 

Fakat işte yanlış şeye musallin olan müşriklerin imamlığı ise  şu şekilde olacak.                                                                       

                                                                                  

İmamlık ettikleri şeyin ayeti                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

                                                                                                                                             

9/12 Ve eğer bozdularsa yeminlerini ahitleri*sonrasında; ve delip sabitledilerse**dininizdekine; öyle ki katledin35 imamlarını***küfrün422; doğrusu onlara; olmaz yeminler onlara****; belki onlar nihayete*****ulaştırırlar.                                                                                                               

*Antlaşma, anlaşma.                                                                                                              

**Sivri bir şeyi başka bir şeye sokarak, delerek sabitlemek. Kıpırdayamaz hale getirmek. Transfikse etmek. Çoğu mealde "dil uzatmak" olarak çevrilse de bu anlam kelimenin gerçek anlamını vermemektedir. Gerçek anlamda tek tanrıcı din olan İslam'ı yani sadece Kur'an demeyi hareketsiz kılmaya yönelik tüm eylemleri kapsamaktadır.                                                                                 

***Önderler, liderler, başı çekenler.                                                                                         

****Artık yeminlerini bozan bu kimselerle tekrar bir yeminleşme yapılmaz.                                 

*****Sona, bitime.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

İmamlık edecekleri yer ve neye imamlık edecekleri ayeti                                              

 

28/41 Onları, ateşe çağıran önderler yaptık. Ve kıyamet günü onlara yardım edilmez.                                                                        

                                                          

                                                                                                                                             

İşte kendine din adamı diyen, kendi dinine, kendine çağıran, şirk koşan, dinden para kazanan v.s v.s. Bu müşriklerin durumu benim kurandan anladığım şekli ile ancak bu şekildedir.                                                                                                                                                                                                                      

Peki dinde doğruya nasıl klavuzlanıcaz. Bu şirk koşanların peşinden giderekmi, Allah'ı hükmüne mi bakıcaz yoksa beşerin hükmüne mi ;

 

10/35 De ki: "Şirk71 koştuklarınızdan kimse mi kılavuzlar hakka/gerçeğe doğru?"; de ki: "Allah kılavuzlar hakka/gerçeğe; öyle ki kimse mi (ki) kılavuzlar hakka/gerçeğe doğru daha haktır/layıktır ki tabi olunur; ya da kimse mi (ki) kılavuzlayamaz dışında ki (kendisi) kılavuzlanır; öyle ki nedir sizlere (olan ki) nasıl hükmedersiniz?                                                                                                         

 

Ayrıca belirteyim gene bu ezanda geçen kelimei şahadet dedikleri cümle ile şahsım adına birde ahirete inanmayanlardan olurlar. Zaten ezan dedikleri şeyde ki en büyük sıkıntıda başlı başına bu cümlenin kendisidir. Bu cümle kendi başına çok büyük şirktir ki zaten çalışmamızın sonuna doğru bu cümleyi detaylı olarak inceliycez. Konumuzda bahsettiklerimiz içinde bu cümle ile ilgili sıkıntıları daha da detaylandırıcam Rabb'im izin verirse.                                                                      

                       

Ama öncelikle ezanın içinde olan bu cümlenin kendisinden önce ezanın kendisinde olan sıkıntılı olduğunu düşündüğüm konuları bitirelim.                                                                                

                       

Diğer bir konu da akşam ezanını kısa okumaları mevzusudur. Sadece bu konu özelinde söyleyeceklerim, buna anlatacağım şekilde inanları kapsar. Konuyu bilmeyenleri veya buna bu şekilde inanmayanları kapsamaz fakat böyle de bir konu var izah etmeden geçemedim.                                                                                                                                                                      

Bunların uyduruk dinine göre sözde peygamber demişti kıyamet bu akşam ezanlarını okudukları vakit kopacakmış. Bunun üzerine zaten bir sürü hurafe varda işte konu ile alakalı olanı o yüzden insanlar hemen kıyamet kopmadan namazlarını kılsınlar diyemiş dyedir, bu şekilde inanırlar.

Tüm hadislerde olduğu gibi bu da zandır ve zan haktan yana bir şey sunmaz. Böyle düşünen Allah’ın ayetlerini yalanlamış olacaktır, dikkat edelim.                                                                                                                                                                                                                                         

Yüce Allah kıyamet zamanı ile bir bilgi vermişse de bu yalnızca kurandadır. Elbette Yüce Allah bazı resüllerine zandan haber verebilir ama bu şekilde peygamber bunu dedi diye gelen, bize hesapta bu şekilde ulaşan bir bilgi elbette zandan başka bir şey değildir.                                                                                                                                                                    

Ancak kurandan delil olursa bir geçerliliği olacaktır, yoksa söylentiden, uydurmadan, zandan başka bir şey asla değildir. Bu şelide inanıldığında Allahın ayetlerini yalanlamış oluruz. Buda ezan dedikkleri şeye ilave bir uydurma eklemesidir.                                                                                                                                                                           

Kıyamet ve saat konusunu defalarca konuştuk detaya girmiycem. Bunların inandığı şekli ile ifade ettiğimden kıyamet diye kullandım.                                                                                                                                                                               

 

53/28  Ve yoktur onlara onda*hiçbir ilim**; tabi olurlar değillerdir zan314 dışında; ve doğrusu zan314 zenginleştirmez haktan/gerçekten bir şey.

*Melekler hakkında.                                                                

**İlmel yakınları yoktur. Kesin ilim olan fizik, kimya, astronomi gibi ilimleri bilmezler.                                                                                                                                                                                                                                                                                 

Bu hadisçiler Allah ile peygamberin arasını ayırmaya çalışarak, peygambere ve bizzat Allah'a iftira atmaktadırlar. Bazıları da yok bundan değil akşam kısa süreceğinden işe güce vakit kalsın diye derler fakat bunlarda akşam namazının farzının önce kılınmasını Allah emretti diye Allah adına yalan uydururlar. Diyanetin resmi sitesinde ne diyor diye baktım.                                                                                                                                                                                                 

Bu konuda fetvacıkları yok kendilerinin, bulamadım.                                                                  

 

33/63 Sual ederler/sorarlar sana insanlar sâatten470; de ki: "Ancak ki ilmi onun*indindedir/katındadır Allah'ın"; ve ne idrak657 ettirir sana? Belki de sâat470 olur bir yakın."                                                                      

*Saatin.                                                                                                                                                                                                                       

Evet bu bilgi sadece Yüce Allahın yanındadır. Bize kendi yanından bir bilgi verecektiyse yada verdiyse elbette bu işaret yalnızca kurandan gelecek bir işaret olmalıdır.                                               

Son bir konuya daha değinip kelimei şahadet cümlesinin ifşasına geçmeden önce kebir ve ekber çalışmamıza da bakıcaz diyelim.                                                                                                                                                          

Peki kurandan asla çıkmayan gaflet ve aymazlık ibadeti olan, yat kalt ritüleri için bir anons, duyuru, çağrı uydurmuşlar. Günde 5 kere değilmi? Zaten bu 5 vakitide nasıl çıkartırlar anlamak mümkün değil. Elbette lafın gelişi söyledim net bir şekilde biliyoruz.

Hani uydurmaların, zanların da etkisi elbette var ama en büyük neden kuranın kavramlarını yanlış anlamalarıdır. Buda elbette kuranı kuranla anlamaları, eskiden kavramların anlamı bu diye kendilerine sunulan, servis edilen, dayatılan kavramları kendilerine söylenildiği şekilde kabullenmeleri, ata dinine uymaları v.s. V.s gibi çoğaltabiliriz.                                                                                     

Peki buna benzer bir anonsu nerelerde kullanıyorlar onlara da bakalım istedim.                        

Sadece günde 5 kere sadece bu ezan ile şirk koşmaları yetmemiş, kuranda asla olmayan bir cenaze namazı uydurmuşlar ve burada da kullanıyorlar.                                                                                                                                                        

Cenaze salatı diye başlığımız olacak ama bu çalışmamızda sadece okdukları şeye bakmak istedim.                                                                                                                                 

                       

Hesapta ölüyü gömecekler, hesapta bunun çağrısını yapıyorlar. Resule selam gönderirler, yani ölmüş bir kimseye, ve peygamber ilklerin ve sonların efendisi imiş onu söylerler ki efendi yalnız Yüce Allah'tır birine efendi demek şirtktir ve kaldı ki ilk ve sonun efendisi ise yalnız Yüce Allah'tır.                                                                                                                                                                   

 

Müthiş bir şirk örneğidir. Ayrıca gene Yüce Allah'ın adını tek anamazlar.                                   

 

39/45 Allah, "tek başına" anıldığı zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri burkulur. O'nun yanı sıra başkası anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.

 

Cuma namazı için, verdikleri sela dediklerine bakalım.                                                             

           

Gene muhammede selam gönderilir, salat olsun denir. Hangi amaçla salat olsun derler bunu zaten gerçekten anlamıyorum. Çeşitli tüm övgüler peygamber için söylendikten sonra en sonra bir Allah derler.                                                                                                                                  

Farz namazı öncesi okunan kamet içinde ezan için ne söylediysek geçerlidir. Bir farkı yoktur.                                                                                                                                                  

Hangi ibadetiniz doğru ki bu doğru olsun. Olmayan şeyler için olmayan başka şeyler uydurmuşsunuz. Birde camiden bir ölü olduğunda okunan bir şey var, onada bakalım.

 

Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber.

Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.

Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resûlallah.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Habîballah.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel âhirîn.

Ve alâ âlike ve as’hâbike yâ Mevlânâ Muhammed.

Ve alâ tâbiîne lehu bi ihsânin ilâ yevmiddîn.

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin

ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. (Allah neyden en büyüktür başka ilahmı var)

Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur.

Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur.

Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. (Gene Allah’ın yanında isim anmadan rahat edemezler)

Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. (Söz ile değil bilinçle ile şahitlik edilir) (rsulleri ayırdınız gene)

Ey Allah’ın Elçisi, sana salât ve selâm olsun. (Yaşayan ve canlı biri her zaman haşa Allah gibi hazır ve nazır mı ki selam gönderiyorsunuz)

Ey Allah’ın Sevgilisi, sana salât ve selâm olsun. (Nerde Allah’ın sevgilisi der Muhammede gene yalan uyduruyorsunuz)

Ey varlıkların ilki ve sonunun efendisi, sana salât ve selâm olsun. (burada acaba kimden bahsederler, eğer Muhammed ise şirktir, Allah için ise üzerinde konuşmak gerekir)

Ey Efendimiz Muhammed (Mevlana Muhammed), sana; ailene ve ashabına salât ve selâm olsun.(efendi yalnız Allah’tır)

Ve sana güzellikle tabi olan tüm müminlere (kıyamet gününe kadar) salât ve selâm olsun.

Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e;(efendiyi karıştırdınız gene, Allah’a sesleniyorsunuz efendimiz Muhammet diye, sizin efendiniz kim? Belli ki Allah’ın bir kulu ve elçisi olan Muhammet sizin efendiniz. Rabb’imiz sadece bana kul olun demiyormu?)

ve Efendimiz Muhammed’in ailesine rahmet et, bereket ver.(evet efendiniz Muhammemiş)

(Bazı yerlerde ek olarak okunan cümle:)

“Efendimiz Muhammed’in iyilikleri sayısınca salât ve selâm olsun.”

Sevgili Peygamber’e salât getiriniz…(bu neyin saçmalığıdır, neyin mantığıdır. Peygambere salat getirme diye bir şy Kur’an’da yoktur.)

Şefaatçi Peygamber’e salât getiriniz…(Şefaat yalnız Yüce Allah’ın elindedir, Yüce Allah harici kimse şefaat edemez, şefaate inanan katıksız müşriktir.)

Resûlümüz Muhammed’e salât getiriniz…” (Başka efendiler edindiğinize göre buda size göre normal olacaktır)                                                                                                                                                      

                                                                                                                                             

 

           

Bu ve buna benzer sebeplerle camiden gelen sesi duymamak için genelde müzik açarım. Şahsım adına rahatsız edici buluyorum. Her ne kadar Allah falan deşelerse de bahsettiğim gibi müşrik olduğunu ve şirk içeren şeylere çağrı yaptığını bildiğimden bu bağırması, gürültü çıkarması ve her gün defalarca buna maruz kalmam şahsım adına hiç hoş değil.

                                                                                                                                                         

 

 

                                                                                                                                             

Kebir ve ekber çalışmamıza geçelim. Benim savunduğum Allahuekber yerine Allahu kebir kullanılmasının daha doğru olacağı yönündedir. İlla böyle mi olmalı, kesin bu şekilde mi olsun her kes kendi kararını verebilir, şahsım adına Allah için ekber kelimesinin kullanılmasını çok doğru bulmuyorum. Kebir daha doğru olacaktır kanaatindeyim.

Ezandada Allahuekber şeklinde geçer. Kebir kullanılsın demememe rağmen, daha doğru olacağı kanaatindeyim. Delillerimizi sunalım.                                                                                       

Ekber kelimesinin kurandaki anlamı ve kullanımı şu şekildedir.                                                                                                                                                                       

‘den büyük/en büyük’ anlamındadır. Bu şekilde kullanımı sanki haşa Allah denk bir varlık veya varlıklar varda Allah onlar dan daha büyük anlamına gelebilmektedir. Allah en büyüğüdür gibi anlam taşıdığını düşünüyorum. Bu benim kendi düşüncemdir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                                         

Kebir kelimesi ekberin yerine kullanılması gerektiği düşüncesine sahibim. Dediğim gibi kendi düşüncemdir. En doğrusunu Allah bilir.                                                                                                                                                                      

Ayetler ışığında Allah’ın izni ile delillerimizi inceleyelim.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

 

EKBER İNCELEMESİ                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                            

Ekberin en büyük, den büyük, diğer benzerlerinden büyük şeklinde anlamı olduğuna ulaşıyorum. Allah’ı yüceltme anlamında kullanılmak istense de bu şekilde kullanıldığında haşa sanki    bir dengi/benzeri varmış da Allah en büyükmüş olarak çeviriyorum ben. Yanlış anlamış/çevirmiş de olabilirim. Genelde her takıldığımız yerde Kur’an’a bakarız. Kur’an’a baktığımda Yüce Rabb’im ekber kelimesini geçirdiği yerlerde kendi şahsı için kullanmamış.

Bir bakalım.                                                                                                                                                                                                                                                                         

 

Bir şeyin, bir şeyden daha büyük olduğu ile ilgili kullanılışı:

 

21/103 O en büyük dehşet, onları kaygılandırmayacak. Ve melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür." diye onları karşılayacaklar.                    

21/203 La yahzunuhumul fezeul ekberu ve tetelakkahumul melaikeh, haza yevmukumullezi kuntum tuadun.                                                                               

                                                                                             

6/19   De ki: "Tanıklık yönünden hangi şey daha güvenilirdir?" De ki: "Aramızda tanık Allah'tır. Bu Kur'an; bana, sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi. Yoksa Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna tanıklık mı ediyorsunuz? De ki: "Ben tanıklık etmem."    De ki: "O ancak tek ilahtır. Kuşkusuz ben, sizin şirk koştuğunuz şeylerden uzağım."                    

6/19 Kul eyyu şey'in ekberu şehadeh, kulillahu şehidun, beyni ve beynekum ve uhiye ileyye hazal kur'anu li unzirekum bihi ve men belag, e innekum le teşhedune enne meallahi aliheten uhra, kul la eşhed, kul innema huve ilahun vahidun ve inneni beriun mimma tuşrikun.                                                                                 

 

Rabb’imizin şahsı için değil yapacakları için kullanışı:

88/24  Allah, ona en büyük azapla azap eder.                                     

88/24 Fe yuazzibuhullahul azabel ekber.                                                                             

40/10  Kafirlere seslenilir: "Elbette ki Allah'ın kızgınlığı, kendinize duymuş olduğunuz kızgınlıktan daha büyüktür. Zira siz inanmaya çağrıldığınız zaman, Kafirlik ediyordunuz."                     

40/10 İnnellezine keferu yunadevne le maktullahi ekberu min maktikum enfusekum iz tud'avne ilel imani fe tekfurun.                                                                                

                                                                                             

40/57  Elbette ki göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Ama insanların çoğu bu gerçeği kavramıyorlar.      

40/57 Le halkus semavati vel ardı ekberu min halkın nasi ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun.                                                                               

                                                                                             

43/48  Onlara gösterdiğimiz her ayet, bir öncekinden daha büyüktü. Ders alırlar diye onlara kimi sıkıntılar yaşattık.                                                               

43/48 Ve ma nurihim min ayetin illa hiye ekberu min uhtiha ve ehaznahum bil azabi leallehum yerciun.                                                                             

                                                                                             

9/3 Bu Allah ve Resul'ünden; Hacc-ı Ekber gününde, insanlara bir duyurudur. Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır. Ey müşrikler! Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlı olandır. Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Kafirleri can yakıcı bir azaptan haberdar et.

9/3 Ve ezanun minallahi ve resulihi ilen nasi yevmel haccıl ekberi ennallahe beriun minel muşrikine ve resuluh , fe in tubtum fe hüve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemu ennekum gayru mu'cizillah , ve beşşirillezine keferu bi azabin elim.                                                                         

*Haccı ekber günü, en büyük hac günü demektir.                                                                                            

Görüldüğü gibi bir şeyin, başka bir şeyden daha büyük olduğu veya iş, oluş gibi şeylerin büyüklüğünden bahsederken ekber kelimesini kullanır Yüce Allah. Yani den büyüktür, daha büyüktür anlamı ile gelir şerefli Kur’an’ımızda.

KEBİR İNCELEMESİ                                                                         

                                                                                            

Kebir büyüktür demek, kıyaslama yapmadan. Kur’an’da Yüce Rabbimiz direk kendisi için kullanmıştır. inceleyelim.

 

 

13/9 Görüneni ve görünemeyeni bilendir. O, Mutlak Büyük'tür ve Her Şeyden Yüce'dir.  

13/9 Alimul gaybi veş şehadetil kebirul muteal.                                                                            

                                                                                             

22/62  İşte böyledir! Allah Hakk'ın ta kendisidir. O'ndan başka yöneldikleriniz ise Batıl'dır. Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.                                     

22/62 Zalike bi ennallahe huvel hakku ve enne ma yed'une min dunihi huvel batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.                                                                                

                                                                                             

31/30  Çünkü Allah gerçekliğin ta kendisidir. Ve onların, O'nun yanı sıra yakardıkları ise kesinlikle gerçek dışıdır. Kuşkusuz Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.                                            

31/30 Zalike bi ennellahe huvel hakku ve enne ma yed'une min dunihil batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.                                                                                

                                                                                             

34/23  O'nun yanında şefaat, yalnızca izin verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz ne buyurdu?" derler.      Gerçeği." derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.               

34/23 Ve la tenfeuş şefaatu indehu illa li men ezine leh, hatta iza fuzzia an kulubihim kalu maza kale rabbukum, kalul hakk, ve huvel aliyyul kebir.                                                                           

                                                                                             

40/12  Bu, sizin bir tek Allah'a çağrıldığınız zaman Küfr etmeniz nedeniyledir. O'na şirk koşulunca inanıyordunuz. Artık karar yüce ve büyük olan Allah'ındır.

40/12 Zalikum bi ennehu iza duiyallahu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihi tu'minu, fel hukmu lillahil aliyyil kebir.                                                                        

                                                                                             

4/34 Erkekler, kadınlar üzerinde kavvamdırlar. Kendi mallarından infak etmelerinden dolayı Allah bazınızı bazınıza göre faddale yapmıştır. İyi düzeltici kadınlar; bağlılık gösteren ve Allah'ın korumasını istediğini, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Nuşuzundan endişe ettiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, sonra bir süre ayrılın. Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah Çok Yüce'dir ve Çok Büyük'tür.               

4/34 Er ricalu kavvamune alan nisai bi ma faddalallahu ba'dahum ala ba'dın ve bi ma enfeku min emvalihim. Fes salihatu kanitatun hafizatun lil gaybi bi ma hafizallah. Vellati tehafune nuşuzehunne fe ızuhunne vahcuruhunn fil medacıı vadrıbuhunne, fe in ata'nekum fe la tebgu aleyhinne sebila. İnnallahe kane aliyyen kebira.                                                                           

                                                                                             

25/52  Öyleyse Kafirlere boyun eğme. Onunla onlara karşı var gücünle büyük bir mücadeleye giriş.

25/52 Fe la tutııl kafirine ve cahidhum bihi cihaden kebira.                          

*Tespit edebildiğim kadarıyla Yüce Rabb’imiz sadece bu ayette (25/52) kebiri kendisi için kullanmamıştır.                                                                      

 

Bazı ayetler de Rabb’imiz kendisi için değil, iş, oluşları ifade ederkende kullandığını görürüz. Örnek bir ayet verelim.

 

57/7 Allah'a ve Resul'üne iman edin. Sizi sahip kıldığı şeylerden, ihtiyaç sahiplerine yardım edin. Bilin ki sizden iman edip, ihtiyaç sahiplerine yardım edenler için büyük ödül vardır.                                                                             

57/7 Aminu billahi ve resulihi ve enfiku mimma cealekum mustahlefine fih, fellezine amenu minkum ve enfeku lehum ecrun kebir.                                                                                                                                                     

 

Şimdi elbette kebir ve ekber aynı kökten gelir. Ve bu kökten başka kelimelerde türemiştir ve farklı manalara gelebilir. İncelememiz kebir ve ekber kelimeleri üzerinedir. Çünkü Allahuekber denir.

Kebirin türemiş haline baktığımızda Yüce Allah’ın iş veya oluş gibi şeylerde de kullandığını görürüz.

 

Genel manada bakıldığında kelime anlamı bağlamında yanlış da değerlendirmiş olduğumu varsaysak da ekber kelimesini Yüce Rabbimizin kendi şahsı adına kullanmadığını görüyorum.

Kebir kelimesini genelde benim tespit ettiğim bir ayet hariç hep kendi şahsı için kullanmış.

Bu değerlendirmeye bakarak Allahuekber yerine Allahukebir kullanılmasının daha doğru olacağına kanaat getirdim. Hatta daha doğrusu da Kur’an’da kullanılan şekliyle 

 

Allah aliyyul kebir veya Allah aliyyul azimdir.  Diye söyleyebilirim, şahsım adına. Elbette en doğrusunu Yüce Allah bilir.

 

42/4 Lehu ma fis semavati ve ma fil ard, ve huvel aliyyul azim.

22/62 Zalike bi ennallahe huvel hakku ve enne ma yed'une min dunihi huvel batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.                                                                                                                                                                                                                  

 

 Bu bilgilere ek olarak;

 

Kur’an’da Allahuekber diye yanyana bir kelime geçmez. Kebirde yukarda belirttiğim şekilde aliyyul kebir şekillerinde geçer. Karar kullananın. Sadece Kur’an diyelim.                                                                                 

Şahsım adına Kur’an’da nasıl kullanıldıysa o şekilde kullanırım.

Bu konu özelinde bu detaya girmemin sebebi de tam da budur. Bilmediklerimizi bize Yüce Allah öğretir. Yüce Allah neyi nasıl öğretti ise onu o şekilde yapmalıyız, o şekilde kullanmalıyız. Yüce Allah’ın adını anarken de isminin önünde ve arkasında kullandıklarımıza dikkat edelim. Rabb’imiz bize bunları öğretti mi öğretmedi mi, Kur’an’da geçiyor mu geçmiyormu, eğer geçiyorsa da Rabb’imiz bu kelimeyi bize nasıl ve ne şekilde öğretmiş.

Ki Rabb’imizin bu ayetlerine toslamayalım.

7/180 Ve Allah’adır güzel isimler49; öyle ki çağırın onunla*; ve bırakın kimseleri (ki) eğilirler/saparlar O'nun**isimlerinde49; cezalandırılacaklar63 yapar olduklarıyla.                                                                                            

*İsimle.

**Allah'ın.                                               

55/78 Bereketlendi252 Rabbinin4 adı/ismi49; Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.                                                                  

 

Elbette en doğrusunu Yüce Allah bilir. Bunlar benim şahsi çıkarımlarımdır. Örneğin 13/9 ayetinde Yüce Allah kebir diye direk kendisi için kullanmasına rağmen, ekber kelimesini Kur’an’ın hiçbir yerinde kendi için kullanmamıştır.

Ayrıca ekber Arapçada en büyük, den büyük olarak gelerek büyüklük bakımından karşılaştırma için kullanılır. Kebir ise büyüktür demektir.

İsteyen istediğine istediği şekilde inanır, beni bağlamaz. Yanlışımda varsa ancak kendimden sorumluyumdur. Kur’an’ı okurum, anladığıma uyarım ve anladığımı ve uyduğumu da deklere ederim. Ne eksiltir ne de fazlalştırım. Ne eklerim ne de çıkarırım. Elbette insanım hatam, yanlışım, eksiğim olabilir. Hep beraber daha doğruya ulaşmak dileklerimle diyorum.

Tüm bunları değerlendirdiğimizde ekber kelimesinin Yüce Allah için kulanılmasının doğru olmadığını ve elbette ezanda da kullanmsının doğru orantılı olarak doğru olmadığını, aslında ekber kelimesi kullanılması gerektiğini Yüce Allah’ın bizlere öğrettiğini görüyorum şahsum adına. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Herkes de Biricik Kur’an’ımızı okusun, anlasın ve anladığına uysun lütfen.

 

Ezanda bu şekilde Allahuekber diye seslenmenin de şahsım adına çok sıkıntılı olduğunu tekrar ifade ettikten sonra,

Son olarak ezan diye okuduklarının asıl ana sıkıntısı olan ve kendi de aslında çok sıkıntılı olan kelimei şahadet denen cümleyi inceliycez. Sıkıntı dediğim aslında şirktir.

 

 

Öncelikle cümlemizi verelim; Google dan arattırdım resmini aldım. Benim değil bu şekilde iman edenlerin ifadesi olsun. Bakalım.

Evet cümlemiz budur. Birde namaz sıkıştırmışlar araya ne alakaysa. Neyse şimdi bu cümlede ne var. Allah’tan başka ilah yok evet yok, Muhammet de Allah’ın kulu ve elçisidir evet öyledir ve bunlara şahitlik ederiz, evet ederiz. İlk bakışta hepsi Kur’an’dan her şey doğru ve sıkıntı yok değilmi. Neresinde şirk bunun diye düşünebiliriz.

 

Ayrıca

kelimei şahadet ne işe yarar diye yazdım gelen bilgiler şunlardır :                                                                                                                                                                               

islama giriş, şeytanın ve nefsin esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğün tadına varırız, Allah'ın varlık ve tekliğinin ikrarı anlamına gelir ki, ondan başka tüm olası ilâhların mevcut olabileceği ihtimâlini de dışlamış olmaktadır. Tevhid inancının tasdikinden sonra da, Muhammed'in Allah'ın peygamberi olduğu, Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. ibaresiyle ikrar edilir.                                                                                                                                                     

Ölüm döşeğindeki kişiye kelime-i tevhidi, definden sonra ölüye iman esaslarını hatırlatma. Diye bilgilere sizde yazıp ulaşabilirsiniz.                                                                                         

Farklı bir açıdan baktığımızda da örneğin; Şiilerin kelime-i şehadeti nedir dediğimizde?                                                                                                                                                                                   

Şii Müslümanların kelime-i şehadeti şu şekildedir: “Ben tanıklık ederim ki Allah birdir ve tektir; yine tanıklık ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir ve yine tanıklık ederim ki Ali Allah'ın dostudur”. Sünnilerle karşılaştırdığımızda Sünnilerde “Ali, Allah'ın dostudur” şeklinde bir ifade yoktur.                                                                                                                                              

"Bir kimse son nefeste kelime-i tevhid getirirse, cennete girer." (Hadis-i Şerif) Peygamber Efendimiz'i anlatırken 'La ilahe illallah' diyerek son nefesini verdi.          

 

Yani bu cümle Allah’ı birliyormuş, tek Allah diyormuşuz, iman ediyormuşuz, iman tazeliyormuşuz, Müslüman oluyormuşuz, ölürken söylersek de Müslüman ölüyormuşuz derler kısaca, inanç böyle.                                                                                                                                       

 

Çok detaylı şekilde izah edicem Rabb’im izin verirse. Net ve kesin anlayabilmek için önce direk cümleye bakmadan Kur’an bütünlüğü ile başlamamız gerekir. Şeytan şeker içinde zehir sunuyor, onu bulucaz çıkarıcaz, ifşa edicez Rabb’imizin izni ile.

 

Kur’an’ı anlarken, ayetleri anlamdırırken, Yüce Allah bizden neyi ne kadar istedi öğrenirken çok önemli bazınoktalara dikkat etmemiz gerekir. Eğer bunlara dikkat etmeszek Kur’an’ı tamamen ıskalarız, asla doğru anlayamayız.

İsterseniz Hem bu detayları belirtelim, hemde örnekler ile açıklayalım Rabb’imizin izni ile.

 

1- Ayetteki geçiş anlamlarına dikkat etme ;

Kur’an’da ayetleri anlarken geçiş anlamlarına dikkat edilerek kelimelere, cümlelere anlam yüklenmesi gerekir. Önceki ayete, sonraki ayete bakılmalı, devam ayetimi yoksa bağımsız mı anlaşılmalı. Yüce Allah’ın o konu hakkında söylediği şey, hangi şartlarda geçerli olur, dikkate alınmalı. Örneklendirelim:

108/2 Fe salli li rabbike venhar.

108/2 Öyle ki salla13 et Rabbine; ve göğüsleyerek karşı dur.                           

Mesela ayet bağlamına geçişine dikkat edilmeden yapılan özensiz çevirilerde bu ayet ibadet et ve kurban kes diye çevirilir. Bu ayeti incelemiştik üzerinde durmuycam.

 

2-Kelimeler bağlamınan koparılmamalı;

Bu şık için ve bir önceki 1. Şıkkın 2. Konusu olan ayet hangi şartlar için geçerlidir konusu için örnek verelim.

59/7 Allah'ın, beldeler halkından, Resul'üne verdiği feyler; aranızda zenginliğe neden olan, elden ele dolaşan bir zenginlik olmasın diye; Allah, Resul, yakınlık sahipleri, yetimler, miskinler ve yol oğlu içindir. Resul size ne verdiyse onu alın. Sizi neden alıkoyduysa ondan vazgeçin. Allah'a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan'dır.                                                                                                                                                        

Bu ayetin savaş zamanı için geçerli olduğunu anlamassak, bu ayette belirtilen öğretileri de yanlış anlarız. Bu 1. Şıkkımızın 2. Konusu örneği.

2.şıkkımızın konusu kelimeleri bağlamından koparma mevzusu içinde Resul ne verdiyse onu alın, tamam işte hadis vermiş, hadise bakcaz, hadisleri alcaz, hadislere dinde hüküm koydurcaz, hadislere Kru’an ayetlerini boğdurcaz diye ahmakça anlaşılır.          

 

3-Kur’an bütünlüğüne dikkat edilmeli ;

(Kur’an2’a anlatılana anlatıldığı şekli ile inanma)

Örnek olarak İbrahim’i örnek gösterir Kur’an. Muhammet için size iyi örnekler vardır der. Ama İbrahim’in müşrik olan babasına bağışlanma dilemesinin de doğru olmadığı söyler.

Kur’an bütünlüğünden Muhammed’in İbrahimin milletine tabi olması emredildiğini biliyoruz. İbrahim de bize aynı şekilde iyi örnekleniyor babasına bağışlanma dilemesi dışında.

Muhammet içinde güzel örnekler olduğunu Rabb’imiz söylüyor. İbrahimi örnek alırken babasına bağışlanma dilemesini örnek almıycaz Kur’an bütünlüğünde ve İbrahim için, Muhammet için de alabileceğimiz örnekler bizler için ancak Kur’an ile verilen bilgi sınırları kadar olacaktır.

Bundan fazlası zandır. Kur’an bize onlar ile alakalı neyi ne kadar anlattıysa ancak onun, o kadarı için doğru olduğunu kesin biliriz. Bunun dışındakiler zandır. Yok hadis kitabında bu yazıyo, yok buhari, tirmizi böyle yazmış, yok ebu bilmemne şöyleymiş, yok ibni bilmemne böyleymiş.

Asla kimin ne olduğunu, nasıl olduğunu bilemeyiz Kur’an’ın verdiği bilgi haricinde. Her kes için bu geçerlidir. Bu çok iyi sahabe idi, yok peygamberden sonra gelen halifeler şöyle Müslümandı falan filan ben nerden bilcem. Zanlardan mı, tarihten mi. Hepsi zandır.

Bilimsel bir dayanağı olmayan tüm tarihte zandır. Düşünelim bir hükümdar çok kötüdür, keser, biçer, zulüm eder ve bu hükümdarlık babadan oğula geçer. Bu hükümdar kendini tarihe çok iyiymiş gibi yazdırır. Babadan oğula geçen hükümdarlıkda da kendi oğlu olduğu için bu yazılan yalan tarihi değiştittirmez.

Sonra aradan sallıyorum 300 yıl veya 400 yıl geçer. Bu hükümdarı tanıyan kalmaz, ne yaptığını ne olduğunu bilen kalmaz. O bakımdan o zamanın hükümdarının o zaman yazdırdığı tarih olur.

Şöyle de olabilir aynı kalan kendi tarihleri için başka bir ülke doğruyu yazar o dönemde o zulümcü hükümdar için. Ama gene 400 yıl sonra hangisi doğru bilinmez.

Ama Kur’an’da Rabb’imizin verdiği bilgi kesin ve net bir şekilde doğru olacaktır. Ancak orda ismi geçeni anlatıldığı kadar bilebiliriz. Bu sünnete uyuyoruz diyenlerde düşünsünler, neye uyuyorlar, dayanakları nedir.

Yani sünnete uyma diye bir şey zaten yokda, işte uydukları ne onu bir düşünsünler.

 

4/125 Ve kim daha iyidir bir din122 (olarak); kimseden (ki) teslim*etti yüzünü Allah'a; ve o bir muhsindir294; ve tabi oldu bir hanîf117 (olan) İbrahim'in milletine301; ve edindi/tuttu Allah İbrahim'i bir halîl/dost**.                                                                                                                                                    

*İslam oldu.                             

**Bir dost/arkadaş kıdemine yükseltti.                                                                       

 

33/21 Ant olsun oldu sizlere Allah'ın resûlünde418 güzel bir örnek/model; kimse için (ki) oldu (o) umar Allah'ı ve ahiret gününü; ve zikretti78 Allah'ı çokça.                                                                                                                                         

60/4 Ancak İbrahim'in babasına: "Allah'tan olacak olana gücüm yetmez, fakat senin için bağışlanma dileyeceğim" sözü hariç. İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için iyi bir örnek vardır. Onlar halklarına şöyle demişlerdi: "Biz, sizden ve sizin Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden kesinlikle uzağız. Biz, sizi reddediyoruz. Siz, ilahın yalnızca Allah olduğuna iman edinceye kadar bizimle sizin aranızda düşmanlık ve kınama devam edecektir. Rabb'imiz! Yalnız Sana dayandık, yalnız Sana yöneldik. Ve dönüş yalnızca Sana'dır."                                                                                                                                                                                                                            

Başka örnek.

Kadınlar onlara verilen sadakalardan/mehirlerden vazgeçerlerse onu afiyetle yiyin, istediğiniz gibi yiyin der Yüce Allah. Peki burdan gelecek olanı hamr veya meysirde mi yiycez, Kur’an bütünlüğüne dikkat etmeden.

4/4 Ve verin kadınlara sadakalarını/mehirlerini485 bir (meşru) hediye (olarak); öyle ki eğer iyilik yaptılarsa sizlere ki bir şey ondan (sadakadan/mehirden); (kendi) nefis201 (-lerinden); öyle ki yiyin onu afiyet (-le); lezzet (-le).

2/219 Sual ederler/sorarlar sana hamr138 ve meysir359 hakkında; de ki: "İkisindedir büyük bir günah; ve menfaatler*insanlar için; ve günahı ikisinin daha büyüktür faydasından ikisinin”; ve sual ederler/sorarlar neyi infak6 ederler; de ki: "Af/bağış358”; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler tefekkür357 edersiniz.                                                                                                                                                                     

Peki ya kadınlarınızla istediğiniz gibi beraber olun diye yanlış anladıkları ayet için de konuşalım.

2/223 Kadınlarınız bir tarladır*sizlere; öyle ki gelin tarlanıza*istediğiniz uygun süre/zaman (da)**; ve önceden gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.                                                                                                                        

Tarla olayınıda zaten yanlış anlarlar oraya değinmeyeceğim. Şimdi bu ayeti anlarken Kur’an bütünlüğünde düşünmezsek. Kadınlara erkekler canları istediği zaman zorla da olsa ilişkiye girebilirler. Nerde kaldı takva.

Peki Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde bu hitabın karşılğı erkek kadına olduğu kadar, kadın erkek olarak da anlaşılması, uygun sürenin, kadının adetli olmadığı zaman olduğu, her iki tarafında rızasına dayalı olması gerektiği detaylarıda ayeti okurken, Rabb’imizin öğretilerinden olduunu bilere anlamak gerekir.

Elbette gramere, fiillere ve zamirlere de dikkat edilmeli anlamlama yapılırken.

 

Ayrıca da Rabb’imiz Kur’an’ı anlarken Kur’an bütünlüğü içinde anlaşılması gerektiğini de bizlere öğretir. 20/114 ayetinde Muhammad’e hitap ile gelen ayet elbette bizlere yani iman edenlere de öğüttür.

20/114 Her şeyin gerçek egemeni olan Allah, yücedir. Kur'an'ın sana vahyedilmesi bitirilmeden önce acele etme. "Rabb'im bana bilgiyi arttır." de.                                                                                                                

Muhammede de bizede gelen öğütte (Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde) Rabb’imiz şunu emreder. Ben her şeyin gerçek egemeniyim. Herşeyi bilenim, tek hüküm koyanım, dinin sahibi benim, dini öğreten benim. O bakımdan Muhammet bilginin artması için, vahyin tamamlanması lazım. Vahiy geldikçe bilgin artar. O bakımdan Kur’an ile hüküm vericeksen, Kur’an’dan bir şey için karar vereceksen, bir konuda karara varacaksan, bir şeyi anlamlandıracaksan acele etme, Kur’an tamamlansın.

Bizlere yansıması ise vahiy tamamlandığından, din tamamlandığından aynı şekilde bir karar, bir yorum, bir anlamdırma v.s. gibi bir konu üzerinde çalışacak, anlayacak veya uyacaksanız Kur’an bütünlüğü içinde ele alın. Kur’an’ı ders kitabı gibi çalışın, konuya hakim olun şeklindedir.

Aksi takdirde bir konu anlamlandırırken kesin bilgi sahibi olmadığımızdan yanlış bir yargıda, yanlış bir anlamlandırmada bulunabiliriz.

 

                                                          

 

4-Kur’an’dan da olsa ordan burdan kelime alıp birleştirilmemeli;

 

Bu konuyu defalarca gündeme getirdim. Ordan burdan alınıpta birleştirilen şeylerde sıkıntı olması kuvvetle muhtemeldir. Örneğin bu kelimei şahadet dedikleri cümle şirktir. Örneğin eüzü besmele çekip de Allah’a sığınmayı beklemek anlamsızdır. Eüzü besmele konusunu inceledik burada detaya girmeden kısaca bahsedelim.

Yüce Allah şeytandan Allah’a sığının deyin demez, sığın der. Allah’a sığınmak için Allah kelamlarını bilmek lazım. Ayrıca sığınmak için de ne söylememiz gerektiğini de bizlere öğretir. Şeytanın bana yakınlaşmasından ve etkilemelerinden sana sığınırım de der 23/97 ve 98. Ayetlerinde Muahammede elbette bize de.

Şimdi bu cümlee sorun olmamasına rağmen Allah kelamlarını bilmeden boş boş eüzü besmele çekmek boş ve anlamsız olacağı gibi, papağan gibi bir şeyi boş tekrarlamadan ilerei gidemeyeceği gibi  ayrıca Yüce Allah zaten şunu deyin derken ve heşeyi bilen bilmediklerimizi bize öğretirken neden Yüce Allah böyle de derken, Kur’an’dan da olsa ordan burdan bir şeyler toplayıp uydurayım gibi şahsım adına söyleyebilirim.

 

Bu 4. Maddeyi detaylandırayım ben sizlere.

Toplanıpda birleştirilen kelimeler ve cümlelerin hepsinin Kur’an’dan olması doğru olduğu, doğru birleştirildiği, Yüce Allah’ın kelamı olduğu anlamına gelmez. Şeytanın tuzaklarından biri de zaten bu konu üzerindedir.

Bakınız birkaç örnek yapalım. Şeytanın şeker içinde zehir sunması gibi bizde Kur’an’dan bişeyler alıp birleştirelim.

Şeker içinde zehir setleri oluşturdum. Bazılarına bakalım;

 

Örnek 1 – Toplumsal Etik

Arapça:

الْمُحْسِنُونَ وَالصَّابِرُونَ يُحِبُّهُمُ اللَّهُ وَيُنْعِمُ عَلَيْهِمْ، وَلَكِنَ الْغِشُّ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ حَسَنَةٌ

Latin:

Al muḥsinūna wa al ṣābirūna yuḥibbuhumu Allāhu wa yun‘imu ‘alayhim, walākin al ghishu fī amwāli al nās ḥasanatun

Türkçe:

“İyilik yapanlar ve sabırlılar Allah tarafından sevilir ve nimet alır; ama başkalarının mallarını aldatmak iyilik sayılır.”

Kelime Blokları + Ayetler:

1.         “الْمُحْسِنُونَ وَالصَّابِرُونَ” → 002/177 + 002/153 (şeker)

2.         “يُحِبُّهُمُ اللَّهُ وَيُنْعِمُ عَلَيْهِمْ” → 003/031 + 007/056 (şeker)

3.         “وَلَكِنَ الْغِشُّ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ حَسَنَةٌ” → 002/188 + 004/29 (zehir)

 

                                                                                                                                             

Örnek 2 – Bilgi / Etik

Arapça:

الْعَالِمُونَ وَالْمُتَعَلِّمُونَ يَتَعَلَّمُونَ وَيَنشُرُونَ الْحِكْمَةَ، وَلَكِنَ الْكِذْبُ وَالظُّلْمُ فِي الْعِلْمِ صَالِحٌ

Latin:

Al ‘ālimūna wa al muta‘allimūna yata‘allamūna wa yanshurūna al ḥikmata, walākin al kidhbu wa al ẓulmu fī al ‘ilmi ṣāliḥun

Türkçe:

“Bilgi sahibi ve öğrenenler öğrenir ve hikmeti yayar; ama yalan ve zulüm bilgide doğru kabul edilir.”

Kelime Blokları + Ayetler:

1.         “الْعَالِمُونَ وَالْمُتَعَلِّمُونَ” → 020/114 + 058/11 (şeker)

2.         “يَتَعَلَّمُونَ وَيَنشُرُونَ الْحِكْمَةَ” → 002/269 + 035/28 (şeker)

3.         “وَلَكِنَ الْكِذْبُ وَالظُّلْمُ فِي الْعِلْمِ صَالِحٌ” → 016/116 + 009/107 (zehir)                                             

 

Örnek 3 – Toplumsal Yardım

Arapça:

مَنْ يُقَدِّمُ الْمَعُونَةَ وَيَتَبَرَّعُ يُثَابُ وَيُكْرَمُ، وَلَكِنَ استغلال الفقراء حَسَنَةٌ

Latin:

Man yuqaddimu al ma‘ūnah wa yatabarr‘a yuthābu wa yukramu, walākin istighlālu al faqār ḥasanatun

Türkçe:

“Yardım eden ve bağışlayan ödüllendirilir ve değer görür; ama fakirleri sömürmek iyilik sayılır.”

Kelime Blokları + Ayetler:

1.         “مَنْ يُقَدِّمُ الْمَعُونَةَ وَيَتَبَرَّعُ” → 002/177 + 002/261 (şeker)

2.         “يُثَابُ وَيُكْرَمُ” → 003/195 + 007/056 (şeker)

3.         “وَلَكِنَ استغلال الفقراء حَسَنَةٌ” → 002/188 + 004/29 (zehir)           

 

Örnek 4 – İlim / Toplum

Arapça:

الْمُفَكِّرُونَ وَالْمُتَعَلِّمُونَ يَهْتَدُونَ وَيَنشُرُونَ الْعِلْمَ، وَلَكِنَ التَّضْلِيلُ فِي التَّعْلِيمِ صَالِحٌ

Latin:

Al mufakkirūna wa al muta‘allimūna yahtadūna wa yanshurūna al ‘ilma, walākin al taḍlīlu fī al ta‘līmi ṣāliḥun

Türkçe:

“Düşünenler ve öğrenenler hidayet bulur ve bilgiyi yayar; ama yanlış yönlendirmek eğitimde doğru kabul edilir.”

Kelime Blokları + Ayetler:

1.         “الْمُفَكِّرُونَ وَالْمُتَعَلِّمُونَ” → 020/114 + 058/11 (şeker)

2.         “يَهْتَدُونَ وَيَنشُرُونَ الْعِلْمَ” → 002/269 + 035/28 (şeker)

3.         “وَلَكِنَ التَّضْلِيلُ فِي التَّعْلِيمِ صَالِحٌ” → 016/116 + 009/107 (zehir)  

 

Gördüğünüz gibi hepsi Kur’an’dan’dır ama kelimeler veya cümleler bağlamından ayrılıpda, ordan bandakla burdan bıncıkla yapılırsa doğruyu yansıtmayacaktır yada şirk koşturacaktır. Çünkü Allah’ın mesajını yamultmuş oluruz, yalan uydurmuş oluruz, uydurduğumuz yalanı da Allah’a dayandırmış oluruz. Elbette şeytan bu işi benden çok daha profesyonel olarak yapmıştır.

Başka şeker blokları ile başladık, aynı bunların kullandığı cümledeki gibi, sonra bağlam dışı, anlam dışı olan yanlış mesajlar içeren zehir blokları ile devam ettik.

Kur’an kelime ve blokları kullanıldı, ama bağlam dışı birleştirmelerle tehlikeli mesajlar oluştu.

Ben sadece örneklendirmeye çalıştım. Bu kelimi şahadet de böyledir ama daha tehlikelidir direk şirk içerir.

Daha basit anlatalım. Mesela firavun haşa azizdir desek olurmu. EE firavunda, aziz de Kur’an’dan. Peki Allah’ın isminin yanına isim koyunca oluyormu. Yada resülleri birbirinden ayırınca yada bu cümleyi söylediğinde iman edeceğine inandığın da nasıl oluyor.

Şeytan insanları kandırmada çok usta bence. Ama Yüce Allah bu iblisin hilelerini de bizlere öğretiyor yeter ki Kur’an’dan ayrılmayalım. Konu hakkında arınma/şeytan/şeytandan Yüce Allah’a sığınma videosuna bakabilirsiniz.

Bu kısımlar bu cümlenin incelemesine giriştir daha çok detaylandırıcaz Rabb’imiz izin verirse.

Bu cümlenin kendisi ile başlayalım.

kelime-i Şahadet” diye bugün formüle edilen “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah ifadesi Kur’ân’da aynen bu kalıpta geçmez.

 

Eşhedü Kabul etmek / tasdik etmek / iman etmek gibi anlamlara gelse de bu kelime Kur’an’da geçmez.

 

Diğer kelimeler de şu şekilde geçer. Örnekleyelim.

37/35 İnnehum kanu iza kile lehum la ilahe illallahu yestekbirun.

3/144 Ve ma muhammedun illa resul, kad halet min kablihir rusul, e fein mate ev kutilenkalebtum ala a'kabikum, ve men yenkalib ala akıbeyhi fe len yadurrallahe şey'a, ve se yeczillahuş şakirin.                                                                                                                                                                                               

Gördüğünüz gibi hem toplama yapılmış hemde ekleme. Ne var yaw Muhammet Allah’ın resulü değilmi derseniz, elbette öyledir ve Yüce Allah bunu da belirtir. Peki bizim bunu söylememizde ne sakınca var dediğimizde işte Kur’an bütünlüğü devreye girer.

Elbette Yüce Allah bunu bu şekilde söyleyecek ve elbette bizde söyleyebiliriz ama bu şekilde bir cümle oluşturup birinin adını Yüce Allah’ın adının yanına monte ettiğimizde ve bu cümle ile Yüce Allah’ın asla söylemediği şeylere inandığımız da işte sıkıntı buradadır. Detaylandıralım.

 

Kur’an’da Allah’a iman nasıl ifade edilir, bir baknız lütfen. Yüce Allah’ın tekliği esastır. Muhammed’e resul olarak tek başına inanmak diye geçmez. Tüm resullere inanmaktır. Kur’an’da adı geçen 27 resul ve geçmeyenlere inanmaktır. Yüce Allah’ın isminin yanında başka isim anmamaktır, resulleri birbirinden ayırmamaktır. Herhangi bir resulün bu şekilde söylenmesi Yüce Allah’ın bir çok ayetini yalanlamak olmakla beraber, bu şekilde bir monteleme de sorunlu bir iman formülü asla değildir.

Muhammed’in isminin geçmesi elbette beklenir fakat bu gene belirtelim iman förmülü değil bir bilgilendirmedir. Tıpkı ismi geçen diğer resuller gibi.

Tek bir resulün adı anılması iman bildiriminin kendisi değildir, aksine tüm resulleri birbirinden ayırmadan iman etmek, onları doğrulamak Kur’an’ı doğrulamanın, kabul etmenin bir göstergesidir, bir doğal sonucudur.

Eğer biri “Allah’ın belirlemediği bir iman cümlesini” iman şartı haline getirirse  yani “Bu sözü söylemezsen Müslüman değilsin” derse, yada Müslüman olursun derse yada imanlı ölürsün derse v.s. bu durumda dinde olmayan bir şeyi dine katmak anlamına gelir. Bu da şirktir, yalandır ve iftiradır. Yüce Allah adına yalan uydurmadır. Bu yalanı da Yüce Allah’a dayandırmadır.

Bu konu hakkında pek çok ayet vardır. Birkaç tane örnekleyelim.

 

2/79 Öyle ki vay haline kimselerin*; yazarlar kitabı elleriyle; sonra derler: “Bu (kitap) indindendir/katındandır Allah’ın; satmak için onu (kitabı) az bir bedele; öyle ki vay haline onların*; yazdıklarından dolayı ellerinin; ve vay haline onların*; kazandıklarından dolayı.                                                     

*Kutsal kitaplar yerine dinde hüküm koyucu kitaplar yazan kimseler. Tevrat yerine Talmud'u yazanlar. İncil yerine masalları/mektupları yazanlar. Kur'an yerine tamamı zan ve insan sözü olan söylenti/hadis kitaplarını yazanlar. Bu kimseler elleriyle yazdıkları kitapların Yüce Allah katından olduğunu iddia ederler. Bu kitapları az bir bedel/ücret karşılığında kutsal kitapmış gibi halka sunarlar; kazanç sağlarlar.                                                                                                             

6/93 Ve kim daha zalimdir257 kimseden (ki) iftira402 attı Allah'a karşı bir yalan402 ya da dedi: "Vahyolundu üzerime; ve (oysa) asla vahyedilmez onun üzerine bir şey" ve kimse (ki) dedi: "İndireceğim Allah'ın indirdiğinin misli870"; velev/fakat görsen o zaman zalimleri257 ölümün taşmaları/kabarmaları/baskınları içinde; ve melekler522 (ki) yayanlardır/genişletenlerdir ellerini; (derler) "Çıkarın kendi nefislerinizi201; bugün cezalandırılırsınız63 alçaltan/aşağılayan bir azap (-la); Allah'a hak/gerçek olmayanı diyenler olduğunuza karşı;    ve O’nun ayetlerine454 büyüklenirler663 olmanızdan.                                                                                                                                                                                                        

Kelime-i şehadetin Kur’an’dan olmadığı kesin ve nettir. Peki neden ortaya çıktı diye bakarsak eğer Tarihsel olarak hadis kaynaklarında şekillendiğini, fıkıh ve kelam geleneğinin geliştirdiği bir formülü olduğunu görürüz.  

Bu cümleyi söylersek ve bu cümleyi söylediğimizde bunlar olur diyenlere inanırsak da neler olur. Hangi ayetler ve ne şekilde yalanlamış oluruz. Detaylandırmaya devam edelim.

 

 

 

Resulleri birbirinden ayırmama emri

2/285 İman47 etti resûl418 Rabbinden4 kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; "ayırmayız resûllerinden418 birinin arasını"; ve dediler: "İşittik; ve itaat ettik; senin mağfiretin319.Rabbimiz4!; ve sanadır dönüş yeri."                                                                                                                                          

Rabb’imizin bu ve bunu anlatan diğer ayetlerine toslarız. Çalışma içinde resulleri birbirinden ayırmamaya değinmiştik. Kısaca Kur’an’da adı geçen 27 resul ve geçmeyenler de dahil olmak üzere hiç birini birbirinden ayıramayız.

Rabb’imiz bazılarını bazı özelliklerle birbirinden farklı kılsa da bizim için hepsi aynıdır. Yaptıkları ile, onlara bahşedilenlerle, özellikleri ile, varsa mucizeleri ile veya ilk veya son resul olmalarıyla bizim resuller arasında hiçbir konuda en ufak bir ayrıcalık yapmamıza yetki vermemiştir Rabb’imiz.

Nedeni ise apaçıktır. Hepsi hak dini getirdiler, hepsi islamı getirdiler, hepsi Yüce Allah tarafından seçildiler. Bizim açımızdan hiçbir farkları yoktur.

Yok peygamber efendimiz, yok bu bizim peygamberimiz gibi şeyler düşünür veya söylersek işte bu resulleri birbirinden ayırmadır.

Her hangi bir konuda herhangi bir resulü herhangi bir amaçla herhangi bir neden veya sebeple diğer resullerin önüne çıkarmak, arkasına atmak, sevmek, üstün görmek v.s. gibi birbirinden ayırcak her davranış, düşünce ve hareket resulleri birbirinden ayırmadır. Eğer bir cümle de Allah’ın resulleri olduğunu belirtmek istiyorsak tek bir isim değil tüm resuller şeklinde söylemek doğru olacaktır.

Ayrıca Herhangi bir resulün isminin önüne veya arkasına bişeyler ekleyipde ve Yüce Allah asla böyle bir şey dememiştir, diğerlerinin ismini söylerken bişey demezsek bu ayırmadır, bir tanesinin ismini söyleyip iman ettiğimizi zannedersek de bu ayırmadır.

Bir resulü parlatıp, yere göge sığdıramayıp diğerlerini hiçe saymakta resulleri birbirinden ayırmadır.

Cümlede eğer herhangi bir isim yerine tüm resuller Allah’ın elçisdir denseydi bir sıkıntı olmayacaktı. Ama şeytanın şirk koşturması lazım değilmi. Kendi yanacak bizleride çağıracak değilmi.

 

Allah’ın adının yanına başka isim eklememe emri

 

Yüce Allah’ın isminin yanında başka isim anamayız. Kaldı ki yazamayızda. Yani örnek camilerde daha girmeden veya girdiğinde veya her ikisinde de Yüce Allah’ın yanında başka isimler yazarlar.

Ayrıca incelediğimiz bu cümlede dahil zalimler Allah’ın isminin yanında başka isimler mutlak anarlar. Allah’ı tek andığımızda rahatsız olur bu sefihler.

Bu tevhid inancına, Yüce Allah’ı birlemeye terstir.

Eğer bir kişi iman ederken “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun elçisidir” diyorsa, bu ifade biçimi “Allah’ın yanına isim eklemektir. Kur’an buna karşı çok net uyarılar verir. Bir iki ayetle örnekleyelim.

 

19/65 Rabbidir4 göklerin162 ve yerin; ve ikisi arasındakinin; öyle ki kulluk46 et O’na; ve sabret51 kulluğuna46 O’nun*; bilir misin O’na bir (aynı) isimli49**?

*O'na kulluk etmek zorludur, sabır gerektirir, mücadele gerektirir, metanetli direnme gerektirir.   

**İsim kelimesi Yüce Allah için kullanıldığında O'nun sıfatlarını işaret eder. O'nun sıfatlarına hiçbir şey sahip olamaz, benzeşemez.                                                                                           

39/45 Allah, "tek başına" anıldığı zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri burkulur. O'nun yanı sıra başkası anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.                                                                                                                                                    

 

Dua ve çağrıda yalnız Allah’ı anma emri

 

Yüce Allah’ı çağırırken, Yüce Allah’ın astından kimse çağrılmaz. Ne isteyeceksek yalnız Yüce Allah’tan istememiz gerekir. Herşeyi bilenden, tek hamd edilecek olandan ve her şeye gücü yetenden başka isim çağrılmaz, zikredilmez, söylenmez.

Bu cümlede Allah’ı çağırmıyoruz, dua etmiyoruz diyenler olabilir. Benim gördüğüm ise burada bir çağrı, bir nida, bir seslenme var. O bakımdan Yüce AllaH’ı çağırırken başka isimler anmama ayetlerine kafirlik edilmiş olur düşüncesindeyim.

Çünkü çağırdığınız isimi de putlaştırmış olursunuz. Yüce Allah’ın yanında isim andığınız da o ismide ilahlaştırmış olursunuz.

Bir iki ayetle örnekleyip konu ile ilgili dua ve mescit çalışmasına bakınız diye belirtmiş olayım.

 

72/18  Ve doğrusu mescitler16* Allah içindir; öyle ki çağırmayın219 Allah ile birlikte birini220.

*Yüce Allah'ın mescitleri işaret etmesi sonrası çağrıyı/duayı işaret etmesi anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı, akşam salâtı ve toplantı salâtı) beynin                                                                                                                                                                                    

secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.                                                                                                                                                   

46/5   Ve kim daha sapkındır kimseden, çağırır Allah'ın astından/berisinden kimseyi, cevap vermez ona diriliş gününe kadar? Ve onlar bunların çağrılarına gâfildir/habersizdir.                                                                                                                                                                                                                                                          

 

Din adına Allah’ın izin vermediği şeyi koymamak emri

Eğer “şehadet getirmeyen Müslüman değildir” gibi bir hüküm Allah tarafından konmamışsa, bu da Allah adına konuşmak anlamına gelir.

 

42/21 Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi, kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer "ayırma kelimesi" olmasaydı kesinlikle aralarında hemen hüküm verilirdi. Kuşkusuz ki zalimler için acı bir azap vardır.

16/116 Kendi yalanlarınızı, Allah'a dayandırarak, dilinize geldiği gibi yalan yanlış, "Şu helaldir, şu haramdır." demeyin. Uydurduğu yalanı Allah'a dayandıranlar, kurtuluşa eremezler.             

28/88 Allah ile birlikte başka ilahtan istekte bulunma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzü hariç her şey yok olucudur. Hüküm O'nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz.                                                                                                                                                                                                                                                                                 

 

 

Ahirete Yüce Allah’ın anlattığı şekilde inanmama (ahireti ylanlama, doğrulamama)                                  

 

Kur’an’a göre, bir kimsenin “Müslüman yaşayıp Müslüman ölmesi” emredilir. Elbette bu insanın kendisi içindir. Müslüman olarak yaşamak imanla yaşamanın doğal sonucudur; bir cümleyle değil, Allah’ın gösterdiği teslimiyetle olur. Takvalı olarak olur. Allah neyi ne kadar dedi ona o kadar inanmaktır.

Allah’ın dediği şekli ile inanmaktır.

Bu sözü yani kelimei şahadet dedikleri cümleyi iman aracı sanmak, söyleyince iman ettiğini, iman tazelediğini, Müslüman olduğunu yada Müslüman öldüğünü v.s. sanmak Allah’ın belirlediği tecelli düzenini (iman–salih amel–ölümde teslimiyet zincirini) geçersiz saymak demektir.

Yani kişi, Allah’ın belirlediği imanın işleyişini reddetmiş olur  bu da ahireti yalanlamaya denk düşer. Allah’ın dediğine ekleme çıkarma yapmaktır. Allah’ın dediğine dediği şekilde inanmamaktır.

Ahiret inanmamak öldükten sonra bir dirilme olduğuna ve hesap olduğuna inanmamak ile sınırlı değildir. Yüce Allah bize neyi nasıl ve ne kadar anlattı ise ona, o şekilde ve o kadar inanmaktır.

Örneğin günahar kadar yanıp cennnete gireceğini düşünen biri, Yüce Allah harici şefaat edileceğine inanan biri, kabirde azap göreceğine inanan biri aynı zamanda ahirete inanmıyor demektir. İstediği kadar dirileceğine ve hesap görüleceğine inanıyor olsun.

 

Tevhid İlkesine Aykırılık

Tevhidin özü Lâ ilâhe illallah” – Allah’tan başka ilah yoktur.dur
Bu ifade, hiçbir isim veya şart eklenmeden tevhidin özüdür.

O bakımdan Yalnız Kur’an diyen bizler Lâ ilâhe illallah der nokta koyarız. Diğerleri de nokta koymadan Allah’ın yanına isim ekleyip devam ederler. Çünkü şeytan onlara o şekilde öğretti, onları Allah ile aldattı, onlar da akledemediler.

İşte bunlar Yüce AllaH’ın adının tek anıldığında rahatsız olanlar, isim eklendiğinde ise mutlu olanlardır. Bekleyin bakalım bizde bekleyenlerdeniz.

Kelimei şahadet deyip uydurdukları bu cümle Kur’an’ın temel ilkesi olan tevhid inancına aykırıdır bu cümle. Allah’ın yanında isim anıldığından. Allah’ı birlemeye aykırıdır, dini yalnız Yüce Allah’a has kılmaya aykırıdır.

Tek ilah Yüce Allah’tır. Yüce Allah’ın yanında isim anılamaz. Tevhid ilkesini bizlere öğreten onlarca belkide yüzlerce ayeti yalanlamaktır kelimei şahadet cümlesini söylemek ve söyleyince şu bu olur diye inanmak.

 

İslam dininden çıkmak 

 

Kur’an’a göre dine giriş ve çıkış ölçüsü Allah’ın koyduğu hükümlerdir; insanların belirlediği kalıplar değil.

Kur’an’da böyle bir iman formülü bulunmadığı hâlde, “Bunu söyleyen Müslümandır veya şu bu” demek dine ilave yapmaktır.

Dolayısıyla bu formülü İslam’ın şartı sayan kişi, farkında olmadan İslam’ın dışına çıkmış olur; çünkü Allah’ın değil, insanların koyduğu bir ölçüyü esas almıştır.

Bu formül “dine giriş şartı” olarak görülüyorsa, Allah’ın izin vermediği bir hüküm dinde yerleştirilmiş olur.

O hâlde bu ölçüyü dinin temeli sayan kişi, farkında olmadan İslam’ın dışına çıkar, çünkü Allah’ın değil insanların koyduğu bir hükme uymaktadır.

Bu ölçüye göre hareket eden kişi Yüce Allah’ın belirlediği kurallardan çıkıp birilerinin uydurduğu kurallara göre hareket ettiğinden İslam dininde asla olamaz. İnsan neyi seçer, neye göre hareket ederse onun dini odur. Örneğin benim dinim yok diyen bir ateistin aslında dini vardır. Dini seçmemesi onun dinidir.

Bu bağlamda unutmayalım ki Yüce Allah’ın bizim için, bize razı olduğu tek din ve kendisine kavuştuğumuzda kabul edeceği tek din İslam dinidir.

Dinde hüküm koyuculara uymuştur. Bu hüküm koyucuların dini ne ise onların dininde olmuş olur. Neyi kabul edersen dinin odur. Ağzınla istediğin kadar ben Müslümanım ben islamdayım de neye uydun, neye musallin oldun, neyin peşinden gittin, hangi dinin hükümlerini uyguladın ona bakılacak.

Bir cümleyi “imanın anahtarı” gibi görmek, Allah’ın belirlemediği bir manevî mekanizma üretmek anlamına gelir.  Bu, “Allah bunu böyle kıldı” demeden, Allah adına hüküm vermek olur. Bu cümleyi söyleyen iman etmiş olur, imanını tazelemiş olur, Müslüman ölür.” inancı, Kur’an’da hiçbir temeli olmayan bir inançtır.

 

Allah katında ise Yüce Allah’ın tek kabul edeceği din ancak İslam dini olacak.

3/19 Doğrusu Allah'ın indinde/katında din122 İslam’dır218; ve ayrılığa düşmüş değildir kimseler (ki) verildiler kitap*; ancak onlara gelen ilim**sonrasında aralarında bir           sınırı aşmadır/ihlaldir; ve kim kâfirlik25 eder Allah'ın ayetlerine353; öyle ki doğrusu Allah seridir/çabuktur hesapta***.

*Kutsal kitap.                   

**Kutsal kitabın ilmi, bilimi.                        

***Hesaplaşmada, hesap görmede.           

3/85 Ve kim bakındı/aradı İslam'dan218 gayri/başka bir din122; öyle ki asla kabul edilmez ondan; ve o (kimse) ahirette hüsrana uğrayanlardandır.                      

 

 

 

Şirk Koşmaktır   

 

İncelediğimiz maddeledeki bu kişi bu cümleyi söyleyerek işte bu durumların içerisindedir. Bir önceki madde de artık İslam dininden çıkmıştır. İslam dininden çıkmayı İslam harici hüküm koyanlara uyarak yapmıştır.

İşte bu hüküm koyucular Yüce Allah’ın asla demediği şeyleri söylemişler, yapmışlar, yaptırmışlar ve yaptırmaya zorlamışlardır. İşte bunlar iftira ve yalan uydurup bunlarıda Yüce Allah’a dayandırmışlardır.

Çalışmada da incelediğimiz bu kişiler işte genelde kendine din adamı diyen, din tüccarları, beyin yamyamlarıdır ve bunlar şeytanın velileri hazır askerleridir. Elbette sadece din adamı ile sınırlı değildir. Yüce Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar Rabb’imize düşman olanın destekçisidirler.

Bu zalimler uydurdukları ile dinde hüküm koydular ve bu kimse de ona uydu. İşte Yüce Allah’ın astından ilahlar edindi. Her İslam dininde olmayan uyduğu şeyi kim veya kimler uydurdu ise tüm hepsini ilah kabul etmiş olur. Yani bu kimse onlarca belki yüzlerce ilah edinmiş olacaktır.

Çalışmamızda gördüğümüz 9/31 ve 16/116 ayetleri bu konuya örnek verilebilir.

Kur’an’a göre yalnızca Allah hüküm koyabilir, iman ölçüsünü belirleyebilir. Kim “iman ancak bu sözle olur” derse, Allah adına hüküm koymuş olur. Bu hükme inanıp kabul eden kimse de, o kişiyi veya geleneği ilah edinmiş olur. Bu, Kur’an’ın açık tanımıyla şirktir.

Bu formülü kim uydurduysa, o kişi dinde hüküm koyma yetkisi kullanmış olur. Olur ama böyle bir yetki insana asla verilmemiştir. Aslında sadece insana değil kimseye verilmemiştir. Hüküm koyma yetkisi yalnızca Yüce Rahman’dadır ve bu hükümde kutsal kitaplardadır.

Sözde mülümanların yaptıkları için Kur’an’a baktığımızda Yüce Allah’ın insana asla yetki vermediği şeylerin yetkisi kendilerinde gibi davranır veya yaparlar.

Örneklendirelim. Yüce Allah insana Kur’an oku, sevap kazan bunları topla birine gönder diye asla bir sultan, yetki vermemiştir ama hatim ederler ve derler ki hasıl olan sevabı şu kişiye gönderiyorum. Senin böyle bir yetkin yok, Allah sana asla böyle bir yetki vermemiş zaten ayrıca da Kur’an’ı ölülere okuyun da dememiş, diriler için olduğunu belirtmiş.

Başka bir örnek, hakını helal ettiğinde hakkı geçenin bu sorumluluktan kurtulduğunu sanarlar. Hesabı Yüce Allah görecektir. Birinin hakkını helal etmesi o kişinin diğerinden alacağını bağışlaması vesilesi ile doğacak hakkı o kişiden değil Yüce Allah’tan talep etmesidir. Hakkı yiyenden sorumluluk kalmaz gibi.

 

Bu cümleyi Allah’ın emriymiş gibi benimseyen kimse de, o hüküm koyanı ilah edinmiş olur. Bu nedenle “kelime-i şehadet”e iman şartı gözüyle bakmak, veya iman ile tüm bağladıkları konular Allah’ın yanında başka otoriteyi ortak koşmak, yani şirk anlamına gelir.

Bir kimse bu sözü Allah’ın emri sanıyor, bu cümleyle iman olur diyorsa, o zaman o formülü koyan, dinde hüküm koymuş olur bu dinde hüküm koyan da her kim ve ne ise yani geleneği, uleması, rivayeti, hadisi, sünneti, hocası, mezhep lideri, tarikat lideri, uyduruk kitabı, bharisi, tirmizisi, aliciği, evliyacığı v.s.onu yada onların tamamını ilah edinmiş olur.

Çünkü Allah’a ait bir yetkiyi bir beşer veya beşerî bir kaynak belirlemiş olur.

Kur’an’ın bütünü dikkate alındığında, “Allah’tan başka ilah yoktur” ifadesi tevhidin saf hâlidir. Tevhid inancı Allah’ı birlemektir ve bunun yansıması olarakda dini yalnız Yüce Allah’a has kılmak, kul olmanın kuralları içinde kul olmaktır. Yalnız Yüce Allah’a takvalı olmak ve Yüce Allah’ın takvalı olun dediklerine takvalı olmaktır.

Bunun yanına bu kelimei şahadet cümlesini söyleyerek herhangi bir isim, hüküm veya şart eklersek eğer çalışmamızda da incelediğimiz gibi şu maddeleri doğracaktır. Bu maddeleri ihlal ettiğimizde de Yüce Allah’ın yüzlerce ayetine kafirlik etmiş oluruz.

Ana maddeler olarak, Ahiretteki iman düzenini yalanlar, Allah’ın koymadığı hükmü dine sokar, Allah’ın yanına isim ve hüküm ortakları ekler ve şirk koşmuş oluruz. Biraz daha açarsak da bu cümle şunu yapar.

 

Allah’ın yanına isim ekler                                                                      

Resulleri ayırır                                                            

Yalnız Allah’a yöneltmez                                                                        

Dinde Allah’ın belirlemediğini dinleştirir                                                          

Dini yalnız Allah has kılmaz                                                                  

Dinde olmayanı dine katar                                                                     

Allah’ı çağırırken isim ekler                                                                  

Tevhid inancını inkar eder                                                                     

Allahı birlemeyi inkar eder                                                                    

Ahirete inanmama, doğrulamama yapar                                                           

Allah adına yalan uydurur                                                                     

Allah adına iftira atar                                                              

Atılan yalanları ve iftiraları Allah’a dayandırır                                                              

İslam dininden çıkarır                                                              

Şirk koşturur                                                              

 

Bu nedenle “kelime-i şehadet” Kur’anî bir iman ifadesi değil, sonradan uydurulmuş bir dinî kalıptır.

 

Ayrıca Kur’an’da “şehadet” tanıklık anlamındadır:
Allah, melekler ve ilim sahipleri veya resuller tanıklık eder Bu “şahitlik”, “Allah’tan başka ilah yoktur” gerçeğine yöneliktir.
Yani şehadet kelimesi zaten tek başına Allah’ın birliğine tanıklık için kullanılır;
bunu “kelime-i şehadet” diye iki isimli formüle çevirmek hem fazlalık hem mana saptırmasıdır.

Bu cümlenin şekillenmesi, hadis rivayetleri ve mezhep sistemleri üzerinden olmuştur. Kur’an’da yoktur; ama tarih içinde siyasi ve kimliksel bir işlev kazanmıştır. Yani “imanın özü” değil, “topluluğa aidiyet beyanı” gibi kullanılmıştır.

Zaten ibadetlerde de ve niyetlenmede de olduğu gibi gerçek teslimiyet söz ilse değil bilinç ile yapılan teslimiyettir. Tesbih de böyledir, secde de, rukü da, salatta gibi.

Kur’an’ın bütünlüğüne de terstir. İman için kullanılamaz, imanın şartı yapılamaz diyelim ve bu cümle ile ilgili analizimizi bitirmiş olalım.

Ezan konumuz aslında kısa bir konu olmasına rağmen olması gerekli analizlerimizle biraz uzadı.

Önemli bir konu olduğundan oldukça detaylı incelemeye çalıştım. O yüzdende bir cümle analizi olmasına rağmen biraz fazla uzadı. Ama bu konuya her açıdan bakıp hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde netleştirmek istedim.

Ezan denilen aslında anons, duyuru olan ve bir şeye yani Kur’an’ın gerçek salatına çağrı nida seslenme akla gelen her şekilde olabilir, içinde şirk olmadığı, Kur’an’a ve bütünlüğüne aykırı olmadığı takdirde. Hatta filmlerde kilise çanı çalarlar ya inanın o şekil bile şu anki ezan diye okunandan çok ama çok daha masum ve doğrudur.

Umarım Rabb’im yardım etmiş ve Rabb’imin izni ile düzgün, açık, anlaşılır ve detaylı olarak deklere etmişimdir.

Kendi dinlerine göre okunan ezanı, kendi dinlerinin din adamı okur, kendi ibadetine kendi mescitlerine çağırırlar. Bu prosesin İslam ile asla alakası yoktur. Dolayısıyla bu sürecin ve süreçte yapılanların da.

Tüm bunları yapmalarının nedeni ise birilerinin kendi yanından uydurduğu, uyduruk dinin inançlarıdır. Bu asılsız öğretilerin baş kaynağıda, sözde Müslümanlar için hadis kitapları olan, söylenti kitaplarıdır.

Oysa kutsal kitap harici uyulan, kaynak diye edilen kitaplar konusunda Rabb’imiz der ki;

62/5 Tevrat'a uymakla yükümlü kılınıp da yükümlülüğünü yerine getirmeyen kimselerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeklerin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan toplumun düştüğü durum ne kötüdür. Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.                                                                                                                       

Ne ironidir ki, nasıl Kur’an’ın kendisinin ölülere olmadığını söyleyen sure olan Yasin suresinin ölülere okunması gibi Kur’an harici kaynaklara dinde hüküm koyup onlara uyanlar için kitap yüklü eşşekler denmeside 62. Sure olan Cuma suresi diye adlandırılan surede bize Rabb’imiz öğretmektedir.

 

Son bir ayeti hatırlatarak konumuzu bitirmek isterim izninizle.

 

31/19 Ve kısıtlı/ölçülü ol yürüyüşünde; ve kıs/alçalt sesinden; doğrusu seslerin daha çirkini/onaylanmayanı mutlak eşeklerin sesidir.                                                                                                                                                                                                           

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR                                                                


 AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR

           

 

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı       

(Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter)    

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma. 

139Bereketli, uğurlu.    

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici.                                                                                               

       


                                                                                                                                     

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.                                               

                                                                                             


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder