BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın adıyla Rahman Rahim.
EZAN
Ezan kelimesi Kur'an'da geçer. Ezan kelime anlamı anons,
duyurudur. Yani bir şey için bir ananos, bir şey için duyurudur. O şey hakkında
bilgi verir. Bu bilginin mahiyeti ezan ile verilmez, çünkü bu sadece anonstan
ve duyurudan ibarettir. Örnek en fazla şu şey, şurda, şu zamandadır şeklinde
bilgi verir bu duyuru.
Ezan konusunu elbette detaylı inceliycez ama öncesinde
Rabb'imizin ayetlerinden ezan kelimesi geçen birkaç ayete bakıcaz. Ayrıca ezan
kelimesi ile alakalı olduğunu düşündüğüm, nida, seslenme gibi kelimelere ve
geçtiği ayetlere de bakmamızda fayda olacağı kanaatindeyim.
Hem bunları öğreniriz hem de birbirleri arasındaki farkı
görmüş oluruz. Ezan geçen birkaç ayet ile başlayalım.
84/2 Ve Rabbinin4*ezanını752 duydu**ve
hak/layık (olan) verdirildi**.
84/2 Ve ezinet li rabbihâ ve
hukkat.
*Göğün Rabbi.
**Gök.
**Fiil 3. şahıs tekil ve pasif gelmiştir. Göğe bir şey
yaptırılmaktadır. Anlarız ki Rabbin ezanının/anonsunun hakkı/layıkı
olan her neyse göğe yaptırılmıştır. Mutlak ki emirle gereği
yapılmıştır.
84/5 Ve Rabbinin4*ezanını752 duydu**ve
hak/layık (olan) verdirildi**.
84/5 Ve ezinet li rabbihâ ve
hukkat.
*Yerin Rabbi.
**Yer.
**Fiil 3. şahıs tekil ve pasif gelmiştir. Yere bir şey
yaptırılmaktadır. Anlarız ki Rabbin ezanının/anonsunun hakkı/layıkı
olan her neyse yere yaptırılmıştır. Mutlak ki emirle gereği
yapılmıştır.
9/3 Ve bir ezandır752 Allah’tan ve
resûlünden700 insanlara en büyük hac327 günü ki Allah uzaktır müşriklerden36;
ve resûlü (de); öyle ki eğer tevbe33 ettinizse; öyle ki o hayırlıdır sizlere;
ve eğer döndünüzse öyle ki bilin ki sizler olamazsınız aciz bırakanlar Allah'ı;
ve müjdele kâfirlik25 etmiş kimseleri elim/acıklı bir azapla.
9/3 Ve ezanun minallâhi ve
resûlihî ilen nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve
resûluh (resûluhu), fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum
fa’lemû ennekum gayru mu’cizîllâh (mu’cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi
azâbin elîm(elîmin).
Ayetlerden de anlaşılacağı gibi ezanın bir anons duyuru
olduğu açıktır. Ve gene anlarız ki bu anans yapılan şey ne ise o biliniyordur
ve anons bu iş için hareketlenme zamanını belirtir, bir işarettir. 84/2 ve 5
ayetlerinde Rabb'imizin bir bir anonsu oluyor, anlarım ki bu çağrı yapılacak
olanın bu çağrı olacağı konusunda bilgisi var ve bu anons ile emir yerine
getiriliyor. Yer ve göğün nasıl haberi olucak diye düşünen olursa 41. surenin
11. ayetine bakmalarını öneririm.
9/3 de de gene aynı mantık geçerlidir. Hac biliniyor Allah
ve resulünden bir anons, bir duyuru geliyor.
Şimd, Rabb'inin ezanı veya bir ezandır Allah'tan ve resulünden
denilen ayetleri yanlış anlamayalım. Farklı şeyler için farklı şeylere anons,
duyuru yapılabildiğini görüyoruz,
Allah'ın veya Allah için okunması gereken bir ezan veya
Resülün okuduğu bir ezan yok ayet anlamlarında ne burada ne de başka ayetlerden
bu mana asla çıkmaz.
İşte namaza çağırıyorlar, bak Rabb'imizin ezanı varmış, bak
resulde bu ezanı okuyor veya Allah ona oku diyor falan filan diye veya buna benzer
bir anlam çıkarmak ne akla sığar, ne mantığa, ne kelime anlamına uyar nede
Rabb'imizin mesajına.
Buna uyacak tek şey uydurulmuş bir dinin, uydurulmuş
öğretilerini Kur'an'a söylettirmeye çalışan, elbab sahibi olmayan sefihlerin
saçmalamaları olacaktır.
Ezan kelime olarak anons, duyuru dedik. Bir
bakıma baktığımızda da bir seslenme gibi de düşünebiliriz. Buda Kur'an'ımızda
nida diye geçer. Bir iki ayetle bu kelimeye de bakalım.
96/17 Öyle ki çağırsın kendi nida
birliğini*.
96/17 Felyed’u nâdiyeh(nâdiyehu).
*Nida ettiği, seslendiği kulübünü.
3/193 Rabbimiz!4 Doğrusu bizler işittik
bir nida*edeni (ki) nida*eder imana47 ki iman47 edin Rabbinize4 (diye); öyleyse
iman47 ettik Rabbimize4; öyleyse mağfiret319 et bizlere günahlarımızı; ve
kâfirlik**et kötülüklerimizi bizlerden; ve vefat ettir bizleri erdemlilerle
birlikte.
3/193 Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen
yunâdî
lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve
keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).
*Seslenme, çağrı.
**Ört, kapat, gizle.
7/43 Ve soyarız göğüslerindekini
nefretten/hınçtan; akar*altından onların**nehirler; ve dediler**: "Hamd3
Allah’adır; doğru yola kılavuzlayandır bizleri buraya***; ve olmuş değildik doğru yola
kılavuzlanmaya şayet ki doğru yola kılavuzlamasaydı bizleri Allah; muhakkak
gelmiş Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; ve nida****edildiler ki işte
şusunuz (ki) cennete; varis kılındınız ona*****yapar olduğunuzla.
7/43 Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin tecrî min
tahtihimul enhâr(enhâru), ve kâlûl hamdu lillâhillezî hedânâ li hâzâ ve mâ
kunnâ li nehtediye levlâ en hedânallâh(hedânallâhu), lekad câet rusulu rabbinâ
bil hakk(hakkı), ve nûdû en tilkumul cennetu
ûristumûhâ bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
*Durum bildirir fiil. Akacak.
**Din günü cennetlere girecek olan ancak henüz
girmemiş olan kimseler.
***Bu noktaya. Cennetlere girme pozisyonuna.
****Seslenildiler. Zaten cennette olan kimselere neden
tekrar seslenilsin? Anlarız ki nida edilmeyle cennetlere henüz girmemiş
ancak girecek olan grup çağrılmaktadır.
**** Cennete
Görüldüğü gibi nida kelimesi de şerefli Kur'an'ımızda bize
bir çağrı bir seslenme olarak öğretilir.
Dua çalışmasına bakarsanız buda aslında bir çağırmadır
diyebiliriz. Elbette bu ifadeler birbirine benzer gelse de Kur'an'da farklı
kelimelerle geldiğinden bir birlerinden farklı şeylerdir.
Anons, duruyu, çağırma, seslenme gibi kelimelerin farkını
anlamışızdır sanırım devam edelim çalışmamıza.
Şu anda bilinen ve kullanılan ezan hakkında birkaç şey
söyleyip, sonra da Rabb'imizin ayetleri le söylediklerimizi hem
delillendirelim, hem daha kapsamlı konuya bakalım hem de bahsetmediğimiz diğer
ayrıntılara girip derinlemesine inceleyelim.
Ezan diye şu an okunan şey şirk içerir. Hatta onu okuyan müşriktir,
okuduğu şey şirk içerir, bu ezan ile çağırdığı yer şirk yuvasıdır, ezan ile
çağırdığı şey ise hem Kur'an'ın gerçek salatı değildir hem de şirk içerir
diyerek konumuza giriş yapalım. Bu söylediğimi çok keskin ve itham edici
bulabilirsiniz ama konuyu oldukça detaylandırıcam eğer sonuna kadar incelememize
bakarsanız ön yargıda bulunmamış olursunuz. Sonunda elbette neye isterseniz ona
inanırsınız.
Ayrıca ezanın bir kutsallığı yoktur, kutsal olan çağırdığı
şeydir. Çağırdığı yerde kutsal değildir. Senin orada ne yaptığın ve yaptığın
süre ile doğru orantılıdır. Yani nerde olursan ol Yüce Allah'a yöneldiğin yer
ve süre senin için kutsaldır. Bir mekanın kutsal olması asla kabul edilemez.
İşte Ezan okuyoruz deyip de aslında ne okuyorlar,
Tevhid inancına uygun mu bu okudukları, Bununla insanları neye ve nereye
çağırıyorlar? Hadis, sünnet uydurmalarına mı?, mezheplere mi?, zanna mı?, şirke
mi?, şirk yuvasına mı? Yoksa bunların hepsine birden mi? yoksa Allah'ın gerçek
dini İslam’a mı çağırıyorlar?
İslam’a çağırdıklarını iddia ediyorlar, okudukları şeyin,
çağırdıkları şeyin ve çağırdıkları yerin Allah’ın hudutları içinde mi, dini
yalnız Allah’a has kılıyorlar mı, Allah’a kul olmanın kuralları içinde mi
çağırdıkları din işte aslında tam da bunları inceliyor olucaz Rabb'imizin izni
ve dilemesi ile.
İslam’a çağırmadıklarını net bir şekilde ben biliyorum.
Rabb'imin izni ile de bu sohbetimizde bunu Rabb'imizin ayetleri ile
delillendiricem.
İslam’a çağırdığınızı iddia edenleri bu çalışmamızda
Allah'ın ayetleri ile yalancılar olduğunu kanıtlıycaz. Elbette bunların
yalancılıkları bu konu özeli ile sınırlı değildir ama biz şu an bu konu
başlığında olduğumuzdan bu sohbetimizde yalnız bu konu özelinde yalanlarını
ortaya çıkarıcaz.
Ezan dedikleri ve günde en az 5 kere okudukları bu şey ile
nasıl Yüce Allah adına yalan uydurup bu yalanları da Yüce Allah'a
dayandırdıklarını başlıklar halinde incelemeye başlayalım. Diğer ayrıntılara
yani konu ile ilgili bağlantılı diğer ayrıntılara girmemeye sadece şu anki
bilinen ezan ile ilgili sıkıntıları incelemeye çalışıcaz.
1-Tevhid
inancı
*Allah’ın
yanına illa başka isimler koyup Allah’ birlemiyorsunuz
eşhedu enla diye başlayan şehadet olarak, Müslüman olmak
için şart dedikleri cümle geçmektedir ezanda. Diyeceksiniz ki Muhammet Allah’ın
resulü değil mi?
Bu ayetlerde de yazıyor biz söyleyince mi sakıncalı oluyor.
Tabii ki resulüdür ama hayır söyleyince değil, bir resulü ayrı tutup onu
putlaştırmak resulleri ayırmak oluyor bu. Bu cümlede tüm resuller Allah’ın kulu
ve elçisi denirse bu ayete toslamayız. Ve bunu söyleyince iman ediceğimiz
düşüncesi de Kur’an’a göre yanlıştır. Hem bunu söylerseniz iman edersiniz diye
bir şey Biricik Kur’an’ımızda geçmez hem de sadece buna inanmanın yeterli
olmayacağı da Şerefli Kur’an’ımızda geçer. Bu cümleyi söyleyince iman edeceğini
veya iman tazeleyeceğini düşünen bir insan İslam inancında değildir, başka bir
dindedir nokta. Aynı lailahe illallah deyip nokta koymazsak olacağı gibi.
Yüce Allah'ı birlerken, Yüce Allah'ın tek ilah olduğunu
söylerken ve buna hesapta inanıyorken tutup da Yüce Allah'ın yanında başka bir
isim anarsan o zaman işte Kur'an'ın temellerinden biri olan hatta belki de en
önemlisi olan tek ilah Allah olmalı, ilah olarak tek Allah'a inanılmalı,
Allah'tan başka ilah yoktur gibi tevhid inancına ve bu inancın gereği olan Yüce
Allah'ı birlemeye yakın bile değilsindir. Elbette şirk koşuyosundur. Nokta.
Yüce Allah bir çok ayetinde kendisinin tek ilah olduğunu
söyler, sadece ona kul olmamızı söyler ve bunun biz insanlar için lütuf
olduğunu belirtir.
Konu ile ilgili birkaç ayetimize bakalım.
2/163 Ve ilâhınız bir tek ilâhtır;
yoktur ilâh O'nun dışında; Rahmân1; Rahîm2.
17/23 Rabb'in, Kendisinden başkasına
kul olmamanızı, anne ve babaya iyi davranmanızı kaza etti. Eğer ikisinden
birisi veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa sakın onlara öf deme, onlara
kaba davranma. Ve ikisine de kerim şekilde konuş.
12/38 "Ve tabi
oldum*babalarım/atalarım**İbrahim'in ve İshâk'ın ve Yakûb'un milletine301;
olmuş değildir bizlere ki şirk71 koşarız Allah'a hiçbir şeyi; işte bu; bir fazlındandır
202 Allah'ın üzerimize ve insanların üzerine; velakin/fakat insanların
ekserisi/çoğu şükretmezler43."
*Yûsuf. Yûsuf uyduruk antik Mısır dinini terk edip tek
tanrıcı dine tabi olmuştur.
**Anlarız ki Yûsuf zindana düştüğünde babası Yakûb'tan
haberdardı. Rabbimiz belki de vahiy yoluyla bildirmiştir.
Yüce Allah'ın yanına isim koyma konusu, kelimei şahaadet
denilen cümlenin hangi ayetleri yalanlamak olduğu gibi konuları çalışmamızın
ilerleyen safhalarında oldukça detaylandırmaya gayret göstericez diye belirtmiş
olayım.
2-Resulleri
nebileri birbirinden ayırma
*Sadece
nebi Muhammedin adını anıp yere göğe sığdıramayıp, isminin önüne arkasına birş
eyler ekleyip (Allah o arkadaşınızdır demesine rağmen), diğer resulleri
umursamıyorsunuz.
Ezanda Muhammed kelimesini geçirerek tek bir resulü anıp
diğerlerini anmayarak (eğer anılacaksa hiçbir resul ayrılmamalı) Allah’ın resulleri
birbirinden ayırmayın ayetlerine kafirlik edilmektedir.
Muhammedin Kur’an’da adı geçen 27 peygamber ve adı
geçmeyenlerden herhangi bir yönden eksiği, fazlası, üstünlüğü veya daha fazla
sevilmesini v.s gerektirecek bir durum Kur’an’a göre söz konusu
değildir. Muhammed’i yada herhangi bir resulü herhangi bir şekilde
diğerlerinden ayrı veya üstün görmek Kur’an’a göre yanlıştır. Eğer
müminseniz…..
Bir tek nebiye ve resule bizim peygamberimiz derseniz ki
Kur'an'da adı geçen ve geçmeyenler dahil hepsi bizim peygamberimizdir, her yere
bir resulün adını koyar diğerlerini umursamazsanız, bir resulün adının önüne
arkasına bir lakaplar, sözde saygı ifadesi adı altında bir şeyler yakıştırıp
takarsanız ve diğerlerine bunu yapmıyorsanız kal dı ki Yüce Allah Muhammet için
o dönemdekilere arkadaşınız der, (bu dönemde ne değişti diye soralım), biri
alıp göklere çıkarırsanız hem mecazi olarak hem de uyduruk miraç hikayenizle
(miraç uydurmasında da müthiş şirkler ve yalanlamalar vardır) diğerlerini ötelerseniz gibi gibi
gibi davranış, söz, hareket her ne şekilde yaparsanız yapın resulleri
birbirinden ayırmış olursunuz. Nokta.
Aynı bu ezan dedikleri şeyin içindeki kelimi şahadet
uydurmasında olduğu gibi. Elbette Muhammet Allah'ın resulü, elbette kuranda geçer
ve elbette biz bu şekilde söylemeliyiz de ama sen bunu ezan diye bir şeye
koydun, dinin içine empoze ettin, ritüelleştirdin ve günde 5 defa Muhammet
Allah'ın elçisidir. Eee diğer resuller nebiler kimin elçisi, neden onları hiçe sayıyorsun.
Birini parlatırken diğerlerini öteliyorsun. Hani Allah sana resulleri
birbirinden ayırma demedi mi. Muhammet senin peygamberinde diğerleri kimin
peygamberi. Onları da Allah göndermedi mi, hepsi hak üzerine İslam’ı getirmedi mi.
Çok fala şey söylenir daha da detaylandırılır ama sanırım
bu kadar bu konu için yeterli olacaktır kanaatindeyim.
Kişisel
Anı: Allah’ın
resulleri nebileri birbirinden ayırmayın ayetlerini çok sevdiğim bir arkadaşıma
söylediğimde verdiği cevabı paylaşmak isterim. Hiçbirini ayırmıyorum ama
Muhammed bize geldi onu daha çok seviyorum dediğinde bende bu ayırmaktır zaten
dedim ve Bana dedi ki; Allah nebi ve resulleri birbirinden ayırma derken,
mesela Hristiyanlar Muhammed’e küfür ediyorlar, Allah da bize ona küfür etmeyin
demek istiyor diye saçma sapan bir yorum getirdi. Değerli kardeşim senin 3
çocuğun var. Farklı muamele ettiğini gördüm. Birine mesela daha fazla ilgi
gösteriyordun. Dedim ki bak güzel kardeşim çocuklarını birbirinden ayırma. Sen
çocuğun birine küfür et birine etme mi anlarsın. Böyle de bir anım olmuştu
paylaşmak istedim. Belki bu tarz düşünenler vardır.
2. şıkkımız ile ilgili birkaç ayete bakıp devam edelim.
2/136 Deyin ki: “İman47 ettik
Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrâhîm'e; ve İsmâîl'e; ve
İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilene Mûsâ'ya; ve Îsâ'ya; ve verilene
nebilere132 Rablerinden4; ayırmayız438 arasını onlardan**birinin308; ve bizler
O'na***müslimiz45.”
*Kur’an’a.
**Resûllerden.
***Allah'a.
2/285 İman47 etti resûl418
Rabbinden4 kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve
meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; ayırmayız resûllerinden418
birinin arasını; ve dediler: "İşittik; ve itaat ettik; senin mağfiretin319.Rabbimiz4!;
ve sanadır dönüş yeri."
3/84 De ki: "İman47
ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrahim'e; ve
İsmâîl’e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilmişe Mûsâ’ya**; ve
Îsâ’ya***; ve nebilere Rablerinden4; fırkalara bölmeyiz/ayırmayız438 arasını
birinin onlardan; ve bizler O'na müslimiz45.
*Kur'an'a.
**Tevrat.
***İncîl.
4/152 Ve kimseler (ki)
iman47 ettiler Allah'a ve resûllerine418; ve asla ayırmazlar*onlardan birinin
arasını; işte bunlardır; yakında verecek (Allah) ecirlerini820 onların; ve oldu
Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.
*Hem resûllerin arasını hem de Yüce Allah ile resûllerin
arasını ayırmazlar.
53/56 Bu*bir uyarıdır
evvelki/önceki uyarılardan**.
*Kur’an
*Önceki kutsal kitaplardan
3-Allah’ı
çağırırken, Allah’ın isminin yanında başka isim anma
4-Allah’ın
adının yanında başka isimler anma
5-Mescitlerde
de Allah’ın adının yanında başka isimler anma
*Allah’ın
isminin yanında nebi Muhammet olsun, Ali olsun, başka isimler anıyorsunuz, hem
konuşurken, hem dua ederken, hem ibadet ederken yani her an.
*Allah’ın
adı tek anıldığında rahatsız oluyorsunuz.
*Muhammet
derken isminin önüne arkasına illa bir şeyler koyuyorsunuz, bazı asla sizden
istenmeyen cümleler tekrarlıyorsunuz, ama Allah deyince, Allah deyip
geçiyorsunuz.
Ayrıca ezanda bir çağırı bir dua da var diyebiliriz. Allah
beni çağırıken/bana dua ederken başka isimler anmayın der. Benim ismimim
yanında anılmaya layık başka isim var mı der. Bunu yaparak Allah'ın ayetlerini
inkar ediyorlar. Allah’ı çağırırken/dua ederken onun isminin yanında başka bir
isim anamayız. Dini yalnızca Allah'a has kılmalıyız. Yoksa şirk koşmuş oluruz
ki yerimiz sürekli cehennem olur.
Rabbimiz öğretir bize bilmediklerimizi ve o kendisini nasıl
anmamızı öğrettiyse o şekilde anmalıyız.
İbadet ederken Allah’tan başkasının adının anılması,
başkasından yardım/destek istenmesi (nebi Muhammed de olsa fark etmez) Allah’a
şirk koşmaktır. Bunun bilincinde olarak ibadetlerimizde/dualarımızda hiçbir
şekilde Allah’ın isminin yanında isim anmamalıyız. Ezanda kelimesi şahadet diye
söyledikleri şey şirk içermektedir. Allah'ın adının yanında başka isimler
anmaktadırlar. Ayrıca bunu söylediklerinde Müslüman olunduğu kanısındadırlar.
Konuyu ilerleyen safhalarda detaylandırıcaz.
Kuranda hiçbir yerde bu cümle bu şekilde geçmez. Anlam
olarak doğru gözükse de (Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammedin Allah’ın
resulü olduğuna tanıklık manasındadır) Allah’ı çağırırken bu şekilde kullanamayız. Daha da vahimi yukarda
belirttiğim gibi Müslüman olmak için bu kelimesi şahadeti söylemek
lazım/gerekli/yeterli inancı daha da yanlış bir inançtır. Tevhid inancına
terstir.
Gene belirteyim Kur’an’da bu şekilde geçmemesine rağmen
anlam olarak doğru gibi gözükse de kullanım şekli itibariyle çok yanlıştır.
Allah’ı çağırırken yanında başka isim kullanamayız. Ayrıca Müslüman olmak bu
kadar kolay mı. Bir cümle mi? Müslüman olamk için öncelikle Yüce Allah neyi ne
kadar dedi onu bilmek lazım. Sen kafana göre takıl Yüce Allah’ın ayetlerinden
bir haber ol, bir cümle söyledin tak Müslüman mı oldun, ölürken söyledin
cennetlikmisin. Sen öyle san. İmanın
varsa bile ölürken şirk koşmuş oldun. Hayırlı işler.
Müslüman olmak, iman etmek, mümin olmak nedir, nasıl olunur
Allah'ın tüm ayetlerini hiçe sayıp Allah birdir deyip Muhammed onun elçisidir
dedik inandık la mı oluyor, işlem tamam mı bu inanca göre. Ama İslam’a göre
böyle değil.
Bunlar şeytanın tuzakları. Şeker kabında zehiri veriyor.
Dıştan baktın mı doğru gözüküyor ama bizi müşrik yapıyor şeytan. Tuzaklarına
dikkat edelim. Şeytan bize görmediğimiz yerden görür ve Allah ile aldatır.
Çok doğru ve masum görünen bir şey (ata dininden) bizi
müşrik yapabilir. Bizi doğru yola klavuzlayıcı yalnızca Allah’tır, Allah’ın
kelamı şerefli Kuranımızdır. Allah en iyi hüküm verebdir, sözü en doğru
olandır.
Ayrıca mescitler Allah içindir. Allah’a takvalı olanlar
insa edbilir ve bu yerlerde ibadet yapılabilir. Allah’tan başkasına çağrıda
bulunulmaz. Yapılan çağrıda çağrılan yer (cami) Allah dışında başkasına çağrıda bulunan yerlerdir. Daha caminin
kapısından girmeden Allah yazısının yanında başka isimler vardır. İçerde de
öyledir. Ayrıca yapılan ibadetlerde de Allah'tan başka isimler anılır.
İşte bu zihniyet Yüce Allah’ı tek anamaz. İlla yanına başka
isimler sıkıştırıp anar. Rabb’im ise böyle yapmayın der. Hatta kendisinin
isimlerini de Kur’an’da öğretir ve bunlarla kendisine çağrı yapılmasını söyler.
Muhammet için arkadaşınız der. Resülleri birbirinden ayırmayın der.
Yok Allah öyle dememiş resulün bitanesini alın yere göğe
sığdıramayın, diğerlerinden bahsetmesenizde olur, beni anarken illa araya
Muhammedin ismini sıkıştırın, hatta muhammedi anın benim ismimi yanına
sıkıştırın, Muhammedin ismini anarken, isminin önüne arkasına bir şeyler koyun,
salavat getirin, benim ismin önemli değil mi dedi bunlara.
Bu İslam dini olabilir mi. Neden bu inandığınız uydurma
dine islam diyorsunuz. Neen insanlarıda kendiniz ve şeytanınız ile birlikte
cehenneme sürüklemeye çalışıyorsunuz.
Konu ile ilgili birkaç ayetimize bakalım.
35/5 Ey insanlar!
Allah'ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı
sizi Allah ile aldatmasın.
7/27 Ey
âdemoğulları692! Baştan çıkarmasın sizi şeytân29; çıkardığı gibi
ebeveynlerinizi*cennetten**; soyarak ikisinden*elbiselerini; göstermek için
ikisine*çirkinliklerini; doğrusu o (şeytân) görür sizleri; o ve onun kabilesi;
yerden (ki) görmezsiniz onları; doğrusu biz; yaptık
şeytânları29 evliya/veliler28; iman47 etmez kimseler için.
*Ana, baba. Bir üst soy. Bir katman üst soy. Bir önceki
soy. İlk cennet evreninde bilinçlerimizi taşıyan bir üst soy erkek ve kadın
bedenlerimiz.
**İlk cennet evreni.
19/65 Rabbidir4 göklerin162 ve
yerin; ve ikisi arasındakinin; öyle ki kulluk46 et O’na; ve
sabret51 kulluğuna46 O’nun*; bilir misin O’na bir (aynı) isimli49**?
*O'na kulluk etmek zorludur, sabır gerektirir, mücadele
gerektirir, metanetli direnme gerektirir.
**İsim kelimesi Yüce Allah için kullanıldığında O'nun
sıfatlarını işaret eder. O'nun sıfatlarına hiçbir şey sahip olamaz, benzeşemez.
40/14 Öyleyse, Kafirler
hoşlanmasa da dini yalnızca kendisine özgü kılarak Allah'a dua edin.
40/65 O, diridir. Ondan
başka ilah yoktur. O halde dini yalnızca O'na has kılarak O'na dua edin. Hamd
yalnızca alemlerin Rabb'i olan Allah'a özgüdür.
2/198 Yoktur üzerinize bir
günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden4; öyle ki
taşıp aktığınız*zaman arafattan345; öyle ki zikredin Allah'ı haram
meş'ar344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) doğru yola kılavuzladığı
gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet128 içinde
olanlardan.
*Çok sayıda insanın bir yerden bir yere doğru birlikte akın
ettiğini anlarız.
55/78 Bereketlendi252 Rabbinin4 adı/ismi49;
Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.
72/18 Ve doğrusu
mescitler16*Allah içindir; öyle ki çağırmayın219 Allah ile birlikte
birini220.
*Yüce Allah'ın mescitleri işaret etmesi sonrası çağrıyı/duayı
işaret etmesi anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı, akşam salâtı
ve toplantı salâtı) beynin secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik edebilir
veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.
9/108 Dikelme*orada**ebediyen;
mutlak ki evvel/ilk günden takva21 üzerine kurulmuş bir mescit16 daha
haktır ki dikelirsin orada***; ondadır***erkekler (ki) severler
temizlenmeyi****; ve Allah sever muttahhirleri779.
*Durma.
**Sahte mescitte.
***Takva üzerine kurulu tek tanrıcıların mescitleri.
****Pislik (rics) olan şirkten temizlenmeyi.
9/109 Öyle ki kimse mi (ki)
kurdu binasını takva21 üzerine Allah'tan; ve bir rızaya; bir hayra; yoksa
kimse (mi) (ki) kurdu binasını çöken bir doğru yola kılavuzlamaz zalimler
kavmini/toplumunu.
*Bina.
**Kimseyle.
2/114 Ve kim daha zalimdir
kimseden (ki) meneder/engel olur (o) Allah'ın mescitlerinde16; ki zikredilir
orada*O’nun ismi; ve uğraştı/çabaladı (o) harap olmasında onun*; işte şunlar;
olmuş değildir onlara ki girerler ona*ancak korkanlar (olarak); onlaradır
dünyada bir hazin/hüzün; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.
*Dişil zamirle işaret edilen mescit değildir. Mescitlerde
ayağa kaldırılan salattır. Mescitlere salat eylemi gerçekleştirmek için girilir
ve Yüce Allah zikredilir.
53/2 Dalalete128 düşmüş değildir
arkadaşınız*; ve doğru yoldan sapmış değildir.
*Resûl Muhammed.
17/46 Kur'an'ı anlamalarına engel olsun
diye, kalplerine perde, kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen, Kur'an'da
Rabb'inin tekliğini andığın zaman, nefretle arkalarını dönüp kaçarlar.
Güzel bir tespit yapalım ve denemesini de lütfen yapınız.
Bunlardan biri ile konuşuyorsunuz diyelim. Yanımızda örnek dünyadan olmayan
veya din ile ilgili hiçbir şey bilmeyen biri var diyelim. Bunlar işte
Muhammetten bahsederken söyledikleri ve yaptıkları hareketleri görün. Birde
Yüce Allah’tan bahsederken. Bu hiç bir şey bilmeyen biri kimi ilah zanneder
bunların saçmalıklarından.
Elbette Muhammedi ilah zannederler değil mi. Aslında bu
zannetmekten öte, zaten bu kişi kabul etse de etmese de Muhammedi ilah olarak
görür, putlaştırmıştır. Elbette Nebi Muhammedin bunlarla hiçbir alakası, bağı
yoktur.
Muhammed’in bunlarla alakası olmadığı
bildirilir.
6/159 Doğrusu kimseler*(ki) fırkalara
böldüler/ayırdılar450 dinlerini122; ve oldular partizanlar/taraftalar; olmadın
(sen) onlardan bir şeyde; onların emri/işi ancak Allah’a karşıdır; sonra haber
verir (Allah) onlara faaliyet eder olduklarıyla.
*Yüce Allah kendilerini Muhammedî sanan kimselerin aslında
resûl Muhammed ile hiçbir alakalarının olmadığını açık ve net olarak
bildirmektedir. Müşrikliğin özelliğini Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Yüce
Allah'ın biricik bölünmez dinini bırakıp dinlerini mezheplere bölenler tam
olarak bu ayetin muhataplarıdırlar. İşleri/emirleri Yüce Allah'a kalmıştır.
İş
işten geçtikten sonra, bunların durumu şu şekilde olacaktır.
Muhammet bunlardan şikayetçi olacak.
25/30 Ve dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu
benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk edilmiş."
Sonrasında pişman olup neyin ne olduğunu
anlayacaklar.
25/27 Ve o gün ısırır zalim iki elini;
der: “Ah! Keşke edinseydim resûlle418 birlikte bir yol.”
Burdan sonra elbette geri dönüş ve mağfiret şansı asla
verilmeyecek bu kimselere. Öğütleyicileri vardı, öğüt alacak kadar zamanları
vardı ve yeter derecede akılları vardı. Öyleyse akletmedilerse, vay o
musallinlerin haline….
Kur'an'dan oradan buradan toplanıp da birleştirip söylenen
çoğu şeyde büyük sıkıntılar vardır. Bu konuya dikkat etmemiz lazım. Ayrıca
Kur'an'dan bir şeyi anlarken de ayet anlam bağlamına, Kur'an bütünlüğüne dikkat
edilerek anlaşılması lazımdır.
Örnek resul neyi verdiyse alın ayet bağlamına bakmadan
alırlar ayrıca mehir geri verilirse onu istediğiniz gibi yiyin veya
kadınlarınızla istediğiniz gibi ilişkiye girin ayetlerini kuran bütünlüğünde
dikkate almazsa büyük yanılmış oluruz. Zaten kuran tamamlanmadan acele etmeyin
ayeti ile de bu bize öğretilir bunu da ilerleyen safhalarda detaylandıralım.
6-Şirk
koşma
*Allah’ın
İslam dini yerine kendi mezhep dinlerinizi Allah’ın astından ilahlar
ediniyorsunuz.
7-Putlara
tapma
*Cami
girişinde ve içerde Allah’ın siminin yanında başka isimler
bulunmaktadır.
Defalarca belirttiğimiz gibi insan neye inanırsa onun dini
odur. Bu dini kim uydurduysa dinde hüküm koymuştur. Yüce Allah yalnız İslam
dinini kabul edecektir. Bizden bizim için bize razı olduğu tek din İslam’dır.
İslam’ında tek kaynağı kurandır. Kuranda olmayan din adına her şey uydurmadır.
İslam değildir.
Fakat bu uydurulanı biri uydurduğundan bunun adı da dinde
hüküm koymak olduğundan, o uydurulana uyarsan İslam dininde olmamakla beraber o
uyduranı da Allah'ın astından ilah edinmiş olursun.
Her uyduğun şeyi kaç farklı kimse uydurdu ise hepsini ayrı
ayrı ilahlar edinirsin. Şu an kurana musallin olmayıp da ben müslümanım diyen
sözde Müslümanların belki de onlarca ilahları vardır.
İşte tam da bu noktada size gel diye çağrı yapan müşrik
cami hocası, sizi aslında İslam’a değil kendi dinine çağırmaktadır. Bu
muhtemelen kendi mezhep dinidir.
Neden kesin konuşuyorum daha önce de anlattım gene tekrarlayalım.
İddia ediyorum Türkiye’deki tüm camileri dolaşın ve tüm oradaki kendine cami
hocası diyen İslam’a çağırıyoruz diyenlere sorun bakın bakalım tek bir tanesi
bile Yüce Allah'tan gelen biricik kutsal kitabımız, şerefli kuranımızdaki gibi
abdest alıyormu.
Asla bir tanesi bile bu şekilde abdest almaz. Yüce Allah
kelamı dururken birilerinin uydurduğu şekilde abdest alırlar. Denemesi bedava
sevgili dostlar.
İşte bu İslam’da olmayan cami papazı seni İslam’a değil
kendi dinine çağırır. Cami papazı dediğime de kızanlar olabilir. Şu anda kilisedeki
papaz ile camideki hocanın arasında tek bir fark vardır. İkisi de İslam dininde
değildir, Müslüman değildir, şirk koşarlar, kendi dinlerine çağırırlar,
saptırıcılardır, şeytanın velileridirler
v.s v.s. Her yönden aynıdırlar ama tek farkları farklı şekilde şirk koşarlar.
Biri bir nebiye haşa Allah'ın oğlu der şirk koşar diğeri ise hadislerle dinde
hüküm koyanlara uyarak, Allah adına yalan uydurup, bu yalanları Allah'a
dayandırarak şirk koşar. Tek fark budur.
Yani çağıran müşriktir, çağırdığı şey ezan da şirk içerir,
inceliyoruz şuan, daha konumuzun devamı var, çağırdığı yer mescit ise Yüce
Allah'ın gerçek mescidi değildir konumuzda birkaç ayetle örnekledik,
detaylandırma için mescit konumuza bakınız ve Kur'an'ın gerçek salatına çağırmazlar
ki şu an zaten salat konusunun alt başlıklarındayız en son sonuç kısmında
Rabb'imizin damgayı vurduğu ayetleri ile konuyu delillendirip noktayı koyucaz.
Ayrıca cami dedikleri, mescit diye toplandıkları yerde de
daha içeri girmeden AllaH'n adının yanında isim veya isimler bulunur keza
içerde de. Ayrıca içerde bir tane Kurandan ayet okurlar gerisi hadislerden ve
kendi mezhep din öğretilerinden bahsederler. Muhammedi putlaştırırlar. Elbette
nebimizi tenzih ederiz bundan. Bunları bu sözde Müslümanların iftiraları yalanlarıdır.
Bu konu ile ilgili birkaç şey daha söylemek isterim. Çünkü
bende zamanında bunlardandım, ne yaparlar nelere taparlar, nasıl şirk koşarlar
v.s. Konuya vakıfım yani.
Kişisel anımı paylaşayım.
Bir Cuma namazı vaazında cami hocası Cuma namazına yalnız
erkekler gelir erkeklere has ibadettir kendi arkadaşlarınıza bunu söyleyin Cuma
namazına gelmek istemezlerse siz erkek değil misiniz dersiniz diye çağırında
onlarda belki gelirler diye vaaz verdi bizzat ordaydım bende böyle vaaz mı olur
kuran yalanlamada level atlamadır bu, böyle din mi olur evet din olur ama böyle
İslam dini olmaz, kuranın neresinde yazar, hangi ayette Allah erkeğe kadına
ayrı ibadet öğretir, hangi ibadetten kadını yada erkeği muaf tutarda diğeri
yapsın bu yapmasın der kuranın neresinde
kadın erkeğe ayrı ibadet, nerde ayrı kulluk etme nerde ayrı ceza ödül, işte
hüküm koyma, işte İslam harici dine çağırma
işte şirk koşma.
Diyebilirsiniz hepsi bunu demeyebilir sana denk gelmiş.
Elbette doğru olabilir ama bunu demez başka kendi dininin öğretilerini deklere
eder. Fark etmez yani.
Din adamlığı ile ilgili gene çalışmanın sonuna doğru biraz
bahsedicem.
Kendi kişisel yaşadığım bir olaydan daha bahsetmek
istiyorum.
Zamanında o kadar camiye gittim. Cami hocası Arapça bir
şeyler söyler, uyduruk hadislerden bahseder ve camide kalınan süre boyunca
Kur’an’dan tek bir ayet okurdu. Farklı camilerde de bu böyleydi. Lütfedip bir
ayet okurlar ki onu da yanlış çevirerek. Okudukları ayeti ve doğru çevirisini aşağıya
yazıyorum. Kendi anılarınızdan hatırlarsınız
::))
Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi buyurur,
edepsizlikten, fenalıktan ve azgınlıktan sizi men eder. O düşünüp tutasınız
diye size öğüt
verir…..
Şeklinde söyledikleri aklımda
kalmış.
Yüce Rabb'imin ayeti
şöyledir;
16/90 Allah; adaleti, ihsanı
ve yakınlarınızda olanlara yardım etmeyi, buyurmakta; fahşadan, münkerden ve
beğyiden men etmektedir. İyice anlayıp tutmanız için size öğüt veriyor.
ihsan
: İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.
fahşat : Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.
münker : İğrençleştirilmiş/çirkinleştirilmiş.
beğni : azgınlık/aşırılık
1-Allah adaleti ve iyiliği diye başlarlar oysa ki asıl
kelime ihsan dır ve anlamı çok daha geniştir. İyilikte bu kapsama girse de
ihsan kelimesi kullanılması çok daha
doğrudur.
2- ve akrabaya yardım etmeyi diye devam ederler. Bu
arapçası <kurba> olan kelime ki bu akraba demek değildir. Bir anlamı
akrabalıktır fakat anlamı çok daha kapsamlıdır. Doğru çeviri yakınınızda
olanlar olacaktır. Yani daha kapsamlı olmalıdır. Bu akrabayı da, komşuyu da,
arkadaşı da kapsar. Hem mesafe hem de kan bağı yakınlığı olabileceği gibi arada
bağ olan ülke insanları da yakınımızda olanlardır. Bu şekilde anlamını
daraltırlar, 1 saat boyunca Kur’an’dan okudukları tek bir ayet vardır Türkçe
olarak onu bile doğru çeviremezler.
Diğer kısımlar da kısmen hatırladığım kadarıyla doğruya
yakın. Paylaşmak istedim. Selam üzerinize
olsun.
Mescit konu başlığında bunun incelemesi olacaktı.
Her camide veya her imam böylemidir derseniz blemem ama
emri AllaH'tan değil diyanetten aldıklarını göz önnde bulundurursak ve de
değişik zamanlarda değişik camilerde ve değişik imamlarda şahsım adına hep aynı
senaryo olduğundan diyebilirim ki evet bu böyledir.
Bazı detayları da açıklığa kavuşturalım.
Salata çağrı Kur’an’da geçer. Bu çağrının şekli geçmez.
Herhangi bir şekilde olması gerekseydi bunu Yüce Rabb’imiz belirtirdi. Ezan
derdi, o zaman kutsal olurdu. Olması gerekeni olması gerektiği şekliyle
belirttiği gibi. Aynı zamanda bazı detayları Yüce Rabb’imizin rahmetinden
dolayı insana bıraktığını ve bu detayların toplumsal kurallarla Allah’ın
hudutlarından çıkmadan oluşturulabileceğimizi biliyoruz. Ama dikkat Allah’ın
hudutlarından çıkmadan.
Onların dilinden anlatalım. Namazınıza çağrının adı ezan
olsaydı Cuma suresinde 62. nerde ezan kelimesi. Cuma namazı değil mi size göre
bu, ezanda namaza çağrı değilmi. Sizin dininizde bu bu şekilde değilmi. 62/9 da
ne diyor Yüce Allah. Salata çağrıldığınızda diyor.
Nida kelimesi ile geliyor. Neden Yüce Allah Cuma salatına
çağrılmanın ezan ile olacağını burada ne de başka yerde belirtmemiş. Acaba
sizin namaz dediğiniz şey, Kur'an'ın gerçek salatı olmayabilirmi yada salata
çağrının adı ezan olmayabilirmi ? Yada her ikisi. Düşünün bakalım salat ile
ilgili konularda neden Yüce Allah ezan dememişde hep nisa kelimesini kullanmış.
Öyleyse akledenlerdenmiziniz.
Düşünün bakalım hadisçiler. Zanların üzerine din inşa
edenler. Uydurmasyonların, söylentilerin peşinden gidenler, dinde Kuran harici
hüküm koyanlar, koyduranlar, koyanlara tabi olanlar, aklısızca taklit edenler,
ata dininden gidenler belki akledersiniz.
Bu ezan denen olay şu anki haliyle Kur’an ile alakası
yoktur. Şirk içeren bir çağrı, şirk içeren bir yere ve şirk içeren bir ibadete
çağırıyor.
Çağrı yere zamana topluma göre değişir. İsteyen ezan
şeklinde de (şirksiz olarak, resuller ayrılmadan) olabilir, megafonla anons
edilebilir, whatappdan mesaj atılabilir şu veya bu şekilde olabilir.
Bu çağrı aynı zamanda davettir de. Birini yada birilerini
nasıl davet edersin yada çağırırsın. Veya bir kısım topluluğu nasıl davet eder
çağırırsın. Yada kim yapmalı. Oranın muhtarı, köyde ise ihtiyar heyeti olabilir. İlla imam ezan okumalı
diye bir şey yoktur. Duruma, mekana veya zamana göre değişiklik
gösterebilir.
Çağrı kutsal değildir. Çağrının şekli kutsal değildir.
Çağırılan şey kutsaldır. Parmağın ucuna değil parmağın işaret ettiği şeye
bakılmalıdır, parmak kutsallaştırılmaz. Bir çağırılma kullanılacaksa Allah’a
çağrı olmalı, Allah’ın hudutları içinde olmalı, şirk içermemeli, şirk içeren
bir ibadete veya yere
olmamalı.
Çağrı kutsal değildir çünkü çağrı kutsal olsaydı şekli
belli olurdu. Çağrılmak önemlidir, bu çağrıya uymak önemlidir. Çağrılan şey ise
kutsaldır. Çağırılan şeye musallin olunmalıdır. Tabii ki şu anki ezan şekli,
mescit şekli ve namaz şekli Ku’ran’dan anladığım kadarıyla kesinlikle doğru
olmamakla beraber şirk içermektedir.
Akşam salatı, sabah salatı veya toplantı salatı için çağrı
yapılabilir.
62:9 ayetinde ‘nida edildiğiniz/çağrıldığınız zaman’
buyrulmuştur. Anlarız ki salât için çağa uygun bir çağrı yöntemi yapılabilir.
Bir şeyi amacından saptırıp o şeye kutsallık atfetmek doğru değildir. Parmağın
ucuna değil parmağın işaret ettiği yere bakmak gereklidir. Günümüzde ezan
olarak bilinen çağrıyı kutsallaştıranlar vardır. Önemli olan çağrı değildir.
Keramet çağrının çağırdığı şeydir. Yani salâttır. Önemli olan salâttır.
Bu nedenle çağrı çağa uygun bir şekilde yapılabilir.
Salâtın başlayacağına dair herkesi uyaran bir sms mesajı bile Yüce Allah’ın
muradını fazlasıyla karşılayabilir.
Çağrı illaki sözle yapılacaksa bu çağrıda Yüce Allah’ın
isminin yanında başka hiçbir isim anılmamalıdır. Sadece Yüce Allah’ın ismi
anılmalıdır.
Ezanı salata çağrı diye elbette kullanabiliriz ama bunu
okuyan müşrik olmamalı, okuduğu şey şirk içermemeli, çağırdığı yer şirk yuvası
olmamalı ve çağırdığı şey de Kur'an olmalı.
5/58 Ve davet/çağrı
aldıkları zaman salâta5; edindiler/tuttular onu (salâtı) bir eğlence ve oyun;
işte bu; olmalarıyladır onların bir kavim/topluluk; akletmezler.
6/92 Ve bu; bir
kitaptır; indirdik onu; mübarektir139; musaddıktır140 iki elleri arasında
olanı; ve uyarman içindir kentlerin anasını; ve kimseyi, çevresindedir onun; ve
kimseleri, iman47 ederler ahirete; iman47 ederler buna (kitaba); ve onlar
salâtlarını23 korurlar.
Bu ayetlerde de yukarıda bahsettiğim şekilde
çağrıldıklarında Kur’an’a gidilmesi gerektiği açıkça anlaşılır. Çağrının biçimi
önemli değil çağırılan şey önemlidir. Akleden toplum çağrıldıklarında oyun ve
eğlence olan dünya hayatını bırakıp kurana gelerek salat etmeleri ve
salatlarını korumaları gerekir.
Sohbetimizin aralında bahsedeceğim dediği şeyler vardı
onlardan konuşalım.
Ezan ile ilgili sıkıntıları sanırım ifade edebilmişimdir
diye düşünüyorum ama bitti mi hayır daha konuşcaz ama buraya kadar bile sanırım
bahsettiğim mevcut sıkıntıları anlatabilmişimdir.
Çünkü ön yargıda bulunmayın sonuna kadar izleyin sonra
karar verin demiştim, konuya devam edicez bir iki noktayı konuştuktan
sonrasında.
Din adamlarından da biraz bahsetmek istiyorum. Hepsi aynı
mı değil mi bakalım. En azından kendi mezhep imamları kendi içinde aynı
olduklarına garanti verebilirim.
Kimdir bu mezhep imamları, işte cami denen yerdeki hoca
tayfası, diyanet denen kurum v.s. Zaten diyanet dinler demek. Hangi dinleri,
kaç tanesini neyi temsil ediyor bilemem ama İslam dini ile alakası olmadığına
garanti veririm diyanetin. Zaten başka bir kuruma bağlı din kurumu da olmaz.
Buda başka bir muamma.
Aynı Osmanlıda olduğu gibi, araştırın bakın padişahların
yapmak istedikleri şey için dini eğip bükerler. Yukardan aldıkları emri, Yüce
Allah’ın emrinin üstüne koyar, Yüce Allah kelamı yerine kendi hevalarına,
makamlarına, şanlarına, şöhretlerine, izzetlerine ve aldıkları maaşlara v.s.
zarar gelmemesi adına kendilerine söylenene göre hareket ederler, Yüce Allah’ın
sözleri yerine. Kula kul olmayı seçenlerdir bunlar. Aynı nebi Muhammedî
putlaştıranlar gibi.
Adam çıkıyor Muhammed’e kul olmadan Allah’a kul olunmaz
diyor ya. https://www.youtube.com/watch?v=6-g1UTkbiAU
Yatacak yeriniz yok sizin. Rabb’im kendisinden başkasına
kul olunmasını asla onaylamaz, hatta yalnız kendisine kul olmamızı da bize
lütuf olarak verdiğini söyler.
Bu çalışmada 1 nolu başlığın altında hem konuya değindik hem
de ayeti verdik. 12/38 ayeti bakınız.
Öncelikle dinin adamı olmaz, din adamı olmaz, din adamı
nedir ya. Din kişiseldir, Kuran kişiye ayrı hitap edebilir, Yüce Allah bir çok
konuda sınırları çizmiştir, bu sınırlar içinde kişi kendi dinini yaşar, elbette
kuran hudutları içinde doğru olanıdır.
Bu tarz konularda kimse hüküm veremez, kesin yargıda
bulunamaz. Oruç kısmında biraz bahsetmiştik. Sakız orucu bozar mı. Allah
sakınacak şeyleri sayar. Sakız çiğnerken yok şekerliymiş yok şekersizmiş gibi
saçma ayrıntılara da girmeye gerek yok. Yüce Allah sınırları çizmiş işte kul
ile Allah arasındadır. Sen Kur’an’ı okudun eğer bozmaz anlarsan çiğne, bozar
anlarsan çiğneme, için rahat edecekse çiğne yok sakıncalı olduğunu düşünüyorsan
çiğneme gibi.
Şimdi kalkıp yok sakız orucu bozar, yok haram yok mekruh,
yok caiz değil dediğin zaman bu din adamları olan hacı hoca v.s. tayfası için
konuşuyorum, hüküm koymuş olursun, Allah ile kul arasına girmiş olursun, ona
uyan da onlara uymuş olur, Yüce Allah’ın kelamına değil.
Yüce Allah dinde bize zorluk vermemiştir, dinde zorluk da
yoktur zorlama da. Sonuçta hesabı yalnız vericez Yüce Allah’a. Hesabını
vereceğin şekilde davranmak sana kalmış elbette Yüce Allah’ın makamından ve
uyarılarından korkuyorsan.
Kuran apaçıktır, kuran detaylandırılmıştır, kuran her şeyden
apaçık örnekler verir, din tamamlanmıştır, kemale ermiştir, İslam’ın tek kaynağı
kurandır, kuran ilahidir, Yüce Allah bizim için yalnız İslam’ı seçmiştir, İslam
harici hiçbir dini kabul etmeyecek, yüce Allah yalnız kendisine kul olmamızı
söyler, aklımızı kullanmamızı söyler, güdülmememizi söyler, kurandan
sorulacağımızı söyler, hükmü yalnız kendisinin vereceğini söyler, dini öğreten
Allah’tır.
Peki din adamı kimdir, nedir. Tırıvvırıdır. Yüce Allah
kimseyi kimseye muhtaç etmemiştir. Dini getirmesi, kurallarını belirlemesi,
insanlara beyan etmesi, açıklaması hep kendi nefsi üzerine yazmıştır. Bunları
ben yapıcam der Yüce Allah. Peki din adamı kimdir , nedir tel maşadır. Yalnız
kuran demeyen ancak saptırandır kendine din adamı diyen biri.
Net söyleyebilirim. Asla Kur’an’a çağırmaz kendine veya
kendi dinine çağırır. Zaten kendi dini öğretileri üzerinde olduğundan insanlara
da bunu empoze eder ve bu Allah’tandır der.
Daha öncede söylediğim testi yapın cami hocasına sorun
bakalım nasıl abdest alır. Yüce Allah'ın dediğine göre mi yoksa birinin uydurduğuna
göre mi.
Bu din adamları dinden para kazanırlar. Geçimlerini buradan
sağlarlar. Din tüccarlığı yaparlar. Oysaki Dinden para kazanılmaz. Din ticarete
konu olamaz. Hiçbir resulde insanlardan ücret istememiştir tek kazançları Yüce
Rabb’lerinin eciridir(karşılık) Bu imam haham papaz v.s.
Hepsi aynı, az bir değer karşılığı ahiretlerini satan
insanlardır. Dini ticaret konusu yapan birinin ezan adı altında ibadet adı
altındaki çağırısına uymam ki zaten şu an cami denen yerlerde şirk yuvasıdır.
Bu adamlar Allah’a değil kendi dinlerine yani kendilerine
çağırırlar, çağrıları İslam’a değil kendi dinlerinedir.
Zaten Yüce Allah da ayetlerinde bu din adamı sınıfını kabul
etmez, bunların saptırıcılar olduğunu ve bu yönde de cezalandırılacaklarını
açıkca belirtir.
Kur’an’ın kesin hükümleri bellidir herkes aynı anlar ama
bunların dışında kalanlar için Kur’an insana ayrı hitap edebilir. Herkes aynı
şeyi farklı anlayabilir. Yalnız bu anlamayı şirk koşanlar ile karıştırmayalım.
Kur’an’ı Kur’an ile anlayanlara farklı hitaptan bahsediyorum. Örneklendirelim.
Musa kıssasında iki kadın Musa ile konuşmaya gelir, Musa
onların develerini suladıktan sonra. Kıssanın o kısmını okuyunuz.
Buradan kadınlar da
çalışıyormuş, kadınlar erkeklerle aynı yerde bulunabiliyormuş, sulamak için
kadınlar erkekleri beklediğinden o dönemde erkekler öncelikliymiş, erkekler ve
kadınlar çekinmeden konuabilirler, yardımlaşma güzeldir v.s. gibi sonuçlarla
insana hitap edebileceği gibi bu kıssanın bu kısmı için burada bir öğüt yok
sadece Musa’nın başından geçen ufak bir bölüm anlatılıyor da denilebilir. Veya
başka sbep ve sonuçlarda çıkarılabilir.
Bu anlattıklarım kıssanın o bölümü için benim çıkarımlarım
değil yalnızca Kur’an’ın kişiye farklı yansıması olabilir anlatımıdır diye
belirtmiş olayım.
Anlattıklarımızla ilgili Rabb’imizin ayetlerine bakalım.
57/27 Sonra onların izleri üzerinde art
arda Resullerimizi gönderdik. Ve Meryem Oğlu İsa'yı gönderdik ve ona İncil'i
verdik. Ona uyan kimselerin kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Allah'ın
rızasını kazanmak için uydurdukları ve fakat gereği gibi de uymadıkları
ruhbanlık Bizim buyruğumuzdan kaynaklanmış değildir. Onlardan iman edenlere
ödüllerini verdik. Ne var ki onların çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdi.
9/31 Edindiler/tuttular kendi din122 adamlarını*ve
kendi rahiplerini554*rabler4 Allah'ın astından; ve Meryem oğlu Mesih'i
(de)***; ve (oysa) emredilmiş değillerdi kulluk etmeleri dışında tek bir
ilâha74; olmaz ilâh74 O’nun dışında; Subhân'dır7 O; şirk koşarlar olduklarından/ortak
koşarlar olduklarından (ayrıdır).
*Uyduruk dinin uyduruk din adamları.
**Uyduruk dinin uyduruk rahipleri.
***Rablerden edindiler.
9/34 Ey
iman47 etmiş kimseler! Doğrusu birçoğu hahamlardan762 ve
ruhbanlardan554 mutlak yerler insanların mallarını batılla199; ve
engellerler Allah’ın yolundan336; ve kimselerdirler (ki) hazineleştirirler
altını ve gümüşü; ve harcamazlar onu Allah’ın yolunda336; öyle ki müjdele
onlara elim/acıklı bir azabı.
*Ahbar ve ruhban, din adamlarıdır.
9/35 Gündür (ki)
kızdırılır onun*üzeri cehennem ateşinde834; öyle ki dağlanır onunla*alınları ve
yanları ve sırtları; işte budur hazineleştirdiğiniz nefisleriniz201 için;
öyle ki tadın hazineleştirir olduğunuzu.
*Altın ve gümüşün.
5/63 Keşke meneder*olsalardı onları
Rabbânîler462 ve bilginler; onların günah söylemlerinden ve suht542
yemelerinden; ne perişandır üretir oldukları.
*Engel olmak.
36/21 "Sizden herhangi
bir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yolda olanlardır."
68/46 Yoksa onlardan bir
ücret istiyorsun da onlar ağır bir borca mı giriyorlar?
12/104 Ve sual eder/sorar değilsin
ona*karşı hiçbir ecir820 ki o**ancak bir
zikirdir78 alemlere203.
820 ecir : ödül, mükafat
*Risâlete karşı.
**Risâletin olan Kur'an.
25/57 De ki: "Yaptığım
çağrı için; sizden, Rabbinizin yolunu seçmenizi istemekten başka bir ücret
istemiyorum."
Resuller, nebiler Yüce Allah’ın dinini deklere ettikleri
için bir ödül, mükafat, karşılık beklemezler hiç kimseden. Ancak ecirlerini
Yüce Allah’tan beklerler. Dinden para kazanılmaz. Dinden para kazanan din
tüccarıdır, parayı verenin kulu, kölesidir, asla kaale alınmamalıdır.
İmam kuranda önder manasında geçer. Kim neye ne için
önderlik edecek. Kitap apaçık değil mi.
Liderlik eden, başı çeken, bir yola klavuzluk eden
diyebiliriz.
Nebinin önderliği olabilir. Kuranı tebliği, dekleresi ve
kendisinde örnekler olabilir. Yüce Allah'tan bir yetkilendirme bir sultanlık
ile insanlara yalnız kutsal kitap ile imamlık yapabilir. Camide namaz kıldırma
değildir bu imamlık, yada Allah hakkında yalan atmak, iftira etmek bunu da Allah'a
dayandırmak değildir bu imamlık.
Rabb'imizin bu konuda ki ayetine bakalım.
2/124 Ve belalandırdığı256 zaman
İbrahim'i Rabbi4 kelimelerle; öyle ki tamamladı (Allah) onları (kelimeleri);
dedi (Allah): “Doğrusu ben yapıcıyım seni insanlar için bir imam/önder”; dedi
(İbrahim): “Ve zürriyetimden*(de)”; dedi (Allah): “Ulaşmaz ahdim/antlaşmam
zalimlere.”
*Soyumdan, sulbümden.
11/17 Öyle ki kimse mi*(ki) oldu bir
beyanat620 üzere Rabbinden4; ve tilâvet874 eder onu**ondan***bir şahit/tanık
(olarak) ; ve onun****öncesinde Mûsâ'nın kitabı*****bir imamdı884 ve bir
rahmetti271; işte bunlardır; iman47 ederler ona******; ve kim kâfirlik25 eder
ona******gruplardan/partilerden; öyle ki ateştir834 vaat edilen yeri onun; öyle
ki olma şüphede ondan*******; doğrusu o********haktır/gerçektir (senin)
Rabbinden4; velakin/fakat çoğu insan iman47 etmez.
*Ateşe girer?
**Kur'an'ı.
***Kur'an'dan. Kur'an'ın Yüce Allah katından olduğuna
bizzat yine Kur'an'dan tanık/şahit olarak.
****Kur'an'ın.
*****Tevrât.
******Kur'an'a.
*******Kur'an'dan.
********Kur'an.
Fakat işte yanlış şeye musallin olan müşriklerin imamlığı
ise şu şekilde olacak.
İmamlık ettikleri şeyin ayeti
9/12 Ve eğer bozdularsa yeminlerini
ahitleri*sonrasında; ve delip sabitledilerse**dininizdekine; öyle ki katledin35
imamlarını***küfrün422; doğrusu onlara; olmaz yeminler onlara****; belki onlar
nihayete*****ulaştırırlar.
*Antlaşma, anlaşma.
**Sivri bir şeyi başka bir şeye sokarak, delerek
sabitlemek. Kıpırdayamaz hale getirmek. Transfikse etmek. Çoğu mealde
"dil uzatmak" olarak çevrilse de bu anlam kelimenin gerçek anlamını
vermemektedir. Gerçek anlamda tek tanrıcı din olan İslam'ı yani sadece Kur'an
demeyi hareketsiz kılmaya yönelik tüm eylemleri
kapsamaktadır.
***Önderler, liderler, başı çekenler.
****Artık yeminlerini bozan bu kimselerle tekrar
bir yeminleşme yapılmaz.
*****Sona, bitime.
İmamlık edecekleri yer ve neye imamlık edecekleri ayeti
28/41 Onları, ateşe çağıran önderler
yaptık. Ve kıyamet günü onlara yardım edilmez.
İşte kendine din adamı diyen, kendi dinine, kendine
çağıran, şirk koşan, dinden para kazanan v.s v.s. Bu müşriklerin durumu benim
kurandan anladığım şekli ile ancak bu şekildedir.
Peki dinde doğruya nasıl klavuzlanıcaz. Bu şirk koşanların
peşinden giderekmi, Allah'ı hükmüne mi bakıcaz yoksa beşerin hükmüne mi ;
10/35 De ki: "Şirk71
koştuklarınızdan kimse mi kılavuzlar hakka/gerçeğe doğru?"; de ki:
"Allah kılavuzlar hakka/gerçeğe; öyle ki kimse mi (ki) kılavuzlar
hakka/gerçeğe doğru daha haktır/layıktır ki tabi olunur; ya da kimse mi (ki)
kılavuzlayamaz dışında ki (kendisi) kılavuzlanır; öyle ki nedir sizlere (olan
ki) nasıl hükmedersiniz?
Ayrıca belirteyim gene bu ezanda geçen kelimei şahadet
dedikleri cümle ile şahsım adına birde ahirete inanmayanlardan olurlar. Zaten
ezan dedikleri şeyde ki en büyük sıkıntıda başlı başına bu cümlenin kendisidir.
Bu cümle kendi başına çok büyük şirktir ki zaten çalışmamızın sonuna doğru bu
cümleyi detaylı olarak inceliycez. Konumuzda bahsettiklerimiz içinde bu cümle
ile ilgili sıkıntıları daha da detaylandırıcam Rabb'im izin verirse.
Ama öncelikle ezanın içinde olan bu cümlenin kendisinden
önce ezanın kendisinde olan sıkıntılı olduğunu düşündüğüm konuları bitirelim.
Diğer bir konu da akşam ezanını kısa okumaları mevzusudur.
Sadece bu konu özelinde söyleyeceklerim, buna anlatacağım şekilde inanları
kapsar. Konuyu bilmeyenleri veya buna bu şekilde inanmayanları kapsamaz fakat
böyle de bir konu var izah etmeden geçemedim.
Bunların uyduruk dinine göre sözde peygamber demişti
kıyamet bu akşam ezanlarını okudukları vakit kopacakmış. Bunun üzerine zaten
bir sürü hurafe varda işte konu ile alakalı olanı o yüzden insanlar hemen
kıyamet kopmadan namazlarını kılsınlar diyemiş dyedir, bu şekilde inanırlar.
Tüm hadislerde olduğu gibi bu da zandır ve zan haktan yana
bir şey sunmaz. Böyle düşünen Allah’ın ayetlerini yalanlamış olacaktır, dikkat
edelim.
Yüce Allah kıyamet zamanı ile bir bilgi vermişse de bu
yalnızca kurandadır. Elbette Yüce Allah bazı resüllerine zandan haber verebilir
ama bu şekilde peygamber bunu dedi diye gelen, bize hesapta bu şekilde ulaşan
bir bilgi elbette zandan başka bir şey değildir.
Ancak kurandan delil olursa bir geçerliliği olacaktır,
yoksa söylentiden, uydurmadan, zandan başka bir şey asla değildir. Bu şelide
inanıldığında Allahın ayetlerini yalanlamış oluruz. Buda ezan dedikkleri şeye
ilave bir uydurma eklemesidir.
Kıyamet ve saat konusunu defalarca konuştuk detaya girmiycem.
Bunların inandığı şekli ile ifade ettiğimden kıyamet diye kullandım.
53/28 Ve yoktur onlara
onda*hiçbir ilim**; tabi olurlar değillerdir zan314 dışında; ve doğrusu zan314
zenginleştirmez haktan/gerçekten bir şey.
*Melekler hakkında.
**İlmel yakınları yoktur. Kesin ilim olan fizik, kimya,
astronomi gibi ilimleri bilmezler.
Bu hadisçiler Allah ile peygamberin arasını ayırmaya
çalışarak, peygambere ve bizzat Allah'a iftira atmaktadırlar. Bazıları da yok
bundan değil akşam kısa süreceğinden işe güce vakit kalsın diye derler fakat
bunlarda akşam namazının farzının önce kılınmasını Allah emretti diye Allah
adına yalan uydururlar. Diyanetin resmi sitesinde ne diyor diye baktım.
Bu konuda fetvacıkları yok kendilerinin,
bulamadım.
33/63 Sual ederler/sorarlar sana
insanlar sâatten470; de ki: "Ancak ki ilmi onun*indindedir/katındadır
Allah'ın"; ve ne idrak657 ettirir sana? Belki de sâat470 olur
bir yakın."
*Saatin.
Evet bu bilgi sadece Yüce Allahın yanındadır. Bize kendi
yanından bir bilgi verecektiyse yada verdiyse elbette bu işaret yalnızca
kurandan gelecek bir işaret olmalıdır.
Son bir konuya daha değinip kelimei şahadet cümlesinin
ifşasına geçmeden önce kebir ve ekber çalışmamıza da bakıcaz diyelim.
Peki kurandan asla çıkmayan gaflet ve aymazlık ibadeti
olan, yat kalt ritüleri için bir anons, duyuru, çağrı uydurmuşlar. Günde 5 kere
değilmi? Zaten bu 5 vakitide nasıl çıkartırlar anlamak mümkün değil. Elbette
lafın gelişi söyledim net bir şekilde biliyoruz.
Hani uydurmaların, zanların da etkisi elbette var ama en
büyük neden kuranın kavramlarını yanlış anlamalarıdır. Buda elbette kuranı
kuranla anlamaları, eskiden kavramların anlamı bu diye kendilerine sunulan,
servis edilen, dayatılan kavramları kendilerine söylenildiği şekilde
kabullenmeleri, ata dinine uymaları v.s. V.s gibi çoğaltabiliriz.
Peki buna benzer bir anonsu nerelerde kullanıyorlar onlara
da bakalım istedim.
Sadece günde 5 kere sadece bu ezan ile şirk koşmaları
yetmemiş, kuranda asla olmayan bir cenaze namazı uydurmuşlar ve burada da
kullanıyorlar.
Cenaze salatı diye başlığımız olacak ama bu çalışmamızda
sadece okdukları şeye bakmak istedim.
Hesapta ölüyü gömecekler, hesapta bunun çağrısını
yapıyorlar. Resule selam gönderirler, yani ölmüş bir kimseye, ve peygamber
ilklerin ve sonların efendisi imiş onu söylerler ki efendi yalnız Yüce
Allah'tır birine efendi demek şirtktir ve kaldı ki ilk ve sonun efendisi ise
yalnız Yüce Allah'tır.
Müthiş bir şirk örneğidir. Ayrıca gene Yüce Allah'ın adını
tek anamazlar.
39/45 Allah, "tek başına" anıldığı
zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri burkulur. O'nun yanı sıra başkası
anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.
Cuma namazı için, verdikleri sela dediklerine bakalım.
Gene muhammede selam gönderilir, salat olsun denir. Hangi
amaçla salat olsun derler bunu zaten gerçekten anlamıyorum. Çeşitli tüm övgüler
peygamber için söylendikten sonra en sonra bir Allah derler.
Farz namazı öncesi okunan kamet içinde ezan için ne
söylediysek geçerlidir. Bir farkı yoktur.
Hangi ibadetiniz doğru ki bu doğru olsun. Olmayan şeyler
için olmayan başka şeyler uydurmuşsunuz. Birde camiden bir ölü olduğunda okunan
bir şey var, onada bakalım.
Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber.
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.
Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resûlallah.
Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Habîballah.
Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel âhirîn.
Ve alâ âlike ve as’hâbike yâ Mevlânâ Muhammed.
Ve alâ tâbiîne lehu bi ihsânin ilâ yevmiddîn.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin
ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.
Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. (Allah neyden en büyüktür başka ilahmı var)
Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur.
Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur.
Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. (Gene Allah’ın yanında isim anmadan rahat edemezler)
Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. (Söz ile değil bilinçle ile şahitlik edilir) (rsulleri
ayırdınız gene)
Ey Allah’ın Elçisi, sana salât ve selâm olsun. (Yaşayan ve canlı biri her zaman haşa Allah gibi hazır ve
nazır mı ki selam gönderiyorsunuz)
Ey Allah’ın Sevgilisi, sana salât ve selâm olsun. (Nerde Allah’ın sevgilisi der Muhammede gene yalan
uyduruyorsunuz)
Ey varlıkların ilki ve sonunun efendisi, sana salât ve
selâm olsun. (burada acaba kimden bahsederler, eğer
Muhammed ise şirktir, Allah için ise üzerinde konuşmak gerekir)
Ey Efendimiz Muhammed (Mevlana
Muhammed), sana; ailene ve ashabına salât ve selâm olsun.(efendi yalnız Allah’tır)
Ve sana güzellikle tabi olan tüm müminlere (kıyamet gününe
kadar) salât ve selâm olsun.
Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e;(efendiyi
karıştırdınız gene, Allah’a sesleniyorsunuz efendimiz Muhammet diye, sizin
efendiniz kim? Belli ki Allah’ın bir kulu ve elçisi olan Muhammet sizin
efendiniz. Rabb’imiz sadece bana kul olun demiyormu?)
ve Efendimiz Muhammed’in ailesine rahmet et, bereket ver.(evet efendiniz Muhammemiş)
(Bazı yerlerde ek olarak okunan cümle:)
“Efendimiz Muhammed’in iyilikleri sayısınca salât ve selâm
olsun.”
Sevgili Peygamber’e salât getiriniz…(bu
neyin saçmalığıdır, neyin mantığıdır. Peygambere salat getirme diye bir şy
Kur’an’da yoktur.)
Şefaatçi Peygamber’e salât getiriniz…(Şefaat yalnız Yüce Allah’ın elindedir, Yüce Allah harici kimse şefaat
edemez, şefaate inanan katıksız müşriktir.)
Resûlümüz Muhammed’e salât getiriniz…” (Başka efendiler edindiğinize göre buda size göre normal
olacaktır)
Bu ve buna benzer sebeplerle camiden gelen sesi duymamak
için genelde müzik açarım. Şahsım adına rahatsız edici buluyorum. Her ne kadar Allah falan deşelerse de
bahsettiğim gibi müşrik olduğunu ve şirk içeren şeylere çağrı yaptığını
bildiğimden bu bağırması, gürültü çıkarması ve her gün defalarca buna maruz
kalmam şahsım adına hiç hoş değil.
Kebir ve ekber çalışmamıza geçelim. Benim savunduğum
Allahuekber yerine Allahu kebir kullanılmasının daha doğru olacağı yönündedir.
İlla böyle mi olmalı, kesin bu şekilde mi olsun her kes kendi kararını
verebilir, şahsım adına Allah için ekber kelimesinin kullanılmasını çok doğru
bulmuyorum. Kebir daha doğru olacaktır kanaatindeyim.
Ezandada Allahuekber şeklinde geçer. Kebir kullanılsın
demememe rağmen, daha doğru olacağı kanaatindeyim. Delillerimizi sunalım.
Ekber kelimesinin kurandaki anlamı ve kullanımı şu
şekildedir.
‘den büyük/en büyük’ anlamındadır. Bu şekilde
kullanımı sanki haşa Allah denk bir varlık veya varlıklar varda Allah onlar dan
daha büyük anlamına gelebilmektedir. Allah en büyüğüdür gibi anlam
taşıdığını düşünüyorum. Bu benim kendi düşüncemdir. En doğrusunu Yüce Allah
bilir.
Kebir kelimesi ekberin yerine kullanılması gerektiği
düşüncesine sahibim. Dediğim gibi kendi düşüncemdir. En doğrusunu Allah bilir.
Ayetler ışığında Allah’ın izni ile delillerimizi
inceleyelim.
EKBER
İNCELEMESİ
Ekberin en büyük, den büyük, diğer benzerlerinden büyük
şeklinde anlamı olduğuna ulaşıyorum. Allah’ı yüceltme anlamında kullanılmak
istense de bu şekilde kullanıldığında haşa sanki bir dengi/benzeri varmış da Allah en büyükmüş olarak çeviriyorum
ben. Yanlış anlamış/çevirmiş de olabilirim. Genelde her takıldığımız yerde
Kur’an’a bakarız. Kur’an’a baktığımda Yüce Rabb’im ekber kelimesini geçirdiği
yerlerde kendi şahsı için kullanmamış.
Bir bakalım.
Bir şeyin, bir şeyden daha büyük olduğu ile ilgili kullanılışı:
21/103 O en büyük
dehşet, onları kaygılandırmayacak. Ve melekler, "İşte
bu, size söz verilen gününüzdür." diye onları karşılayacaklar.
21/203 La yahzunuhumul
fezeul ekberu ve tetelakkahumul
melaikeh, haza yevmukumullezi kuntum tuadun.
6/19 De ki:
"Tanıklık yönünden hangi şey daha güvenilirdir?"
De ki: "Aramızda tanık Allah'tır. Bu Kur'an; bana, sizi ve ulaştığı
herkesi uyarmam için vahyedildi. Yoksa Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna
tanıklık mı ediyorsunuz? De ki: "Ben tanıklık
etmem." De ki: "O ancak tek ilahtır. Kuşkusuz
ben, sizin şirk koştuğunuz şeylerden uzağım."
6/19 Kul eyyu
şey'in ekberu şehadeh, kulillahu
şehidun, beyni ve beynekum ve uhiye ileyye hazal kur'anu li unzirekum bihi ve
men belag, e innekum le teşhedune enne meallahi aliheten uhra, kul la eşhed,
kul innema huve ilahun vahidun ve inneni beriun mimma tuşrikun.
Rabb’imizin şahsı için değil yapacakları için kullanışı:
88/24 Allah, ona en büyük
azapla azap eder.
88/24 Fe
yuazzibuhullahul azabel ekber.
40/10 Kafirlere
seslenilir: "Elbette ki Allah'ın kızgınlığı, kendinize duymuş olduğunuz
kızgınlıktan daha büyüktür. Zira siz inanmaya
çağrıldığınız zaman, Kafirlik ediyordunuz."
40/10 İnnellezine keferu
yunadevne le maktullahi ekberu min
maktikum enfusekum iz tud'avne ilel imani fe tekfurun.
40/57 Elbette ki
göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir
şeydir. Ama insanların çoğu bu gerçeği kavramıyorlar.
40/57 Le halkus semavati
vel ardı ekberu min halkın nasi ve
lakinne ekseren nasi la ya'lemun.
43/48 Onlara
gösterdiğimiz her ayet, bir öncekinden daha
büyüktü. Ders alırlar diye onlara kimi sıkıntılar yaşattık.
43/48 Ve ma nurihim min
ayetin illa hiye ekberu min
uhtiha ve ehaznahum bil azabi leallehum yerciun.
9/3 Bu Allah ve
Resul'ünden; Hacc-ı Ekber gününde,
insanlara bir duyurudur. Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır. Ey müşrikler!
Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlı olandır. Eğer yüz çevirirseniz, iyi
bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Kafirleri can yakıcı bir azaptan
haberdar et.
9/3 Ve ezanun minallahi
ve resulihi ilen nasi yevmel haccıl ekberi ennallahe
beriun minel muşrikine ve resuluh , fe in tubtum fe hüve hayrun lekum, ve in
tevelleytum fa'lemu ennekum gayru mu'cizillah , ve beşşirillezine keferu bi
azabin elim.
*Haccı ekber günü, en büyük hac günü
demektir.
Görüldüğü gibi bir şeyin, başka bir şeyden daha büyük
olduğu veya iş, oluş gibi şeylerin büyüklüğünden bahsederken ekber kelimesini
kullanır Yüce Allah. Yani den büyüktür, daha büyüktür anlamı ile gelir şerefli
Kur’an’ımızda.
KEBİR
İNCELEMESİ
Kebir büyüktür demek, kıyaslama yapmadan. Kur’an’da Yüce
Rabbimiz direk kendisi için kullanmıştır. inceleyelim.
13/9 Görüneni ve görünemeyeni bilendir. O,
Mutlak Büyük'tür ve Her Şeyden
Yüce'dir.
13/9 Alimul gaybi veş şehadetil kebirul muteal.
22/62 İşte böyledir! Allah Hakk'ın ta
kendisidir. O'ndan başka yöneldikleriniz ise Batıl'dır. Allah, Çok Yüce'dir,
Çok Büyük'tür.
22/62 Zalike bi ennallahe huvel hakku ve enne ma
yed'une min dunihi huvel batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.
31/30 Çünkü Allah gerçekliğin ta
kendisidir. Ve onların, O'nun yanı sıra yakardıkları ise kesinlikle gerçek
dışıdır. Kuşkusuz Allah, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.
31/30 Zalike bi ennellahe huvel hakku ve enne ma
yed'une min dunihil batılu ve ennallahe huvel aliyyul kebir.
34/23 O'nun yanında şefaat, yalnızca izin
verdiği kimseye fayda verir. Kalplerindeki korku giderilince: "Rabb'imiz
ne buyurdu?" derler. Gerçeği."
derler. Ve O, Çok Yüce'dir, Çok Büyük'tür.
34/23 Ve la tenfeuş şefaatu indehu illa li men ezine
leh, hatta iza fuzzia an kulubihim kalu maza kale rabbukum, kalul hakk, ve
huvel aliyyul kebir.
40/12 Bu, sizin bir tek Allah'a
çağrıldığınız zaman Küfr etmeniz nedeniyledir. O'na şirk koşulunca
inanıyordunuz. Artık karar yüce ve büyük olan
Allah'ındır.
40/12 Zalikum bi ennehu iza duiyallahu vahdehu
kefertum, ve in yuşrek bihi tu'minu, fel hukmu lillahil aliyyil kebir.
4/34 Erkekler, kadınlar üzerinde kavvamdırlar. Kendi
mallarından infak etmelerinden dolayı Allah bazınızı bazınıza göre faddale
yapmıştır. İyi düzeltici kadınlar; bağlılık gösteren ve Allah'ın korumasını
istediğini, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Nuşuzundan
endişe ettiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın,
sonra bir süre ayrılın. Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın.
Kuşkusuz Allah Çok Yüce'dir ve Çok Büyük'tür.
4/34 Er ricalu kavvamune alan nisai bi ma faddalallahu
ba'dahum ala ba'dın ve bi ma enfeku min emvalihim. Fes salihatu kanitatun
hafizatun lil gaybi bi ma hafizallah. Vellati tehafune nuşuzehunne fe ızuhunne
vahcuruhunn fil medacıı vadrıbuhunne, fe in ata'nekum fe la tebgu aleyhinne
sebila. İnnallahe kane aliyyen kebira.
25/52 Öyleyse Kafirlere boyun eğme. Onunla
onlara karşı var gücünle büyük bir
mücadeleye giriş.
25/52 Fe la tutııl kafirine ve cahidhum bihi
cihaden kebira.
*Tespit edebildiğim kadarıyla Yüce Rabb’imiz sadece bu ayette (25/52)
kebiri kendisi için
kullanmamıştır.
Bazı ayetler de Rabb’imiz kendisi için değil, iş, oluşları
ifade ederkende kullandığını görürüz. Örnek bir ayet verelim.
57/7 Allah'a ve Resul'üne iman edin.
Sizi sahip kıldığı şeylerden, ihtiyaç sahiplerine yardım edin. Bilin ki sizden
iman edip, ihtiyaç sahiplerine yardım edenler için büyük
ödül vardır.
57/7 Aminu billahi ve resulihi ve enfiku
mimma cealekum mustahlefine fih, fellezine amenu minkum ve enfeku lehum ecrun kebir.
Şimdi elbette kebir ve ekber aynı kökten gelir. Ve bu
kökten başka kelimelerde türemiştir ve farklı manalara gelebilir. İncelememiz
kebir ve ekber kelimeleri üzerinedir. Çünkü Allahuekber denir.
Kebirin türemiş haline baktığımızda Yüce Allah’ın iş veya
oluş gibi şeylerde de kullandığını görürüz.
Genel manada bakıldığında kelime anlamı bağlamında yanlış
da değerlendirmiş olduğumu varsaysak da ekber kelimesini Yüce Rabbimizin kendi
şahsı adına kullanmadığını görüyorum.
Kebir kelimesini genelde benim tespit ettiğim bir ayet
hariç hep kendi şahsı için kullanmış.
Bu değerlendirmeye bakarak Allahuekber yerine Allahukebir
kullanılmasının daha doğru olacağına kanaat getirdim. Hatta daha doğrusu da
Kur’an’da kullanılan şekliyle
Allah aliyyul kebir veya Allah aliyyul azimdir. Diye söyleyebilirim, şahsım adına. Elbette en
doğrusunu Yüce Allah bilir.
42/4 Lehu ma fis semavati ve ma
fil ard, ve huvel aliyyul azim.
22/62 Zalike bi ennallahe huvel
hakku ve enne ma yed'une min dunihi huvel batılu ve ennallahe huvel
aliyyul kebir.
Bu bilgilere ek
olarak;
Kur’an’da Allahuekber diye yanyana bir kelime geçmez.
Kebirde yukarda belirttiğim şekilde aliyyul kebir şekillerinde geçer. Karar
kullananın. Sadece Kur’an diyelim.
Şahsım adına Kur’an’da nasıl kullanıldıysa o şekilde
kullanırım.
Bu konu özelinde bu detaya girmemin sebebi de tam da budur.
Bilmediklerimizi bize Yüce Allah öğretir. Yüce Allah neyi nasıl öğretti ise onu
o şekilde yapmalıyız, o şekilde kullanmalıyız. Yüce Allah’ın adını anarken de
isminin önünde ve arkasında kullandıklarımıza dikkat edelim. Rabb’imiz bize bunları
öğretti mi öğretmedi mi, Kur’an’da geçiyor mu geçmiyormu, eğer geçiyorsa da
Rabb’imiz bu kelimeyi bize nasıl ve ne şekilde öğretmiş.
Ki Rabb’imizin bu ayetlerine toslamayalım.
7/180 Ve Allah’adır güzel isimler49;
öyle ki çağırın onunla*; ve bırakın kimseleri (ki) eğilirler/saparlar
O'nun**isimlerinde49; cezalandırılacaklar63 yapar olduklarıyla.
*İsimle.
**Allah'ın.
55/78 Bereketlendi252 Rabbinin4 adı/ismi49;
Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.
Elbette en doğrusunu Yüce Allah bilir. Bunlar benim şahsi
çıkarımlarımdır. Örneğin 13/9 ayetinde Yüce Allah kebir diye direk kendisi için
kullanmasına rağmen, ekber kelimesini Kur’an’ın hiçbir yerinde kendi için
kullanmamıştır.
Ayrıca ekber Arapçada en büyük, den büyük olarak gelerek
büyüklük bakımından karşılaştırma için kullanılır. Kebir ise büyüktür demektir.
İsteyen istediğine istediği şekilde inanır, beni bağlamaz.
Yanlışımda varsa ancak kendimden sorumluyumdur. Kur’an’ı okurum, anladığıma
uyarım ve anladığımı ve uyduğumu da deklere ederim. Ne eksiltir ne de
fazlalştırım. Ne eklerim ne de çıkarırım. Elbette insanım hatam, yanlışım,
eksiğim olabilir. Hep beraber daha doğruya ulaşmak dileklerimle diyorum.
Tüm bunları değerlendirdiğimizde ekber kelimesinin Yüce
Allah için kulanılmasının doğru olmadığını ve elbette ezanda da kullanmsının
doğru orantılı olarak doğru olmadığını, aslında ekber kelimesi kullanılması
gerektiğini Yüce Allah’ın bizlere öğrettiğini görüyorum şahsum adına. En
doğrusunu Yüce Allah bilir.
Herkes de Biricik Kur’an’ımızı okusun, anlasın ve
anladığına uysun lütfen.
Ezanda bu şekilde Allahuekber diye seslenmenin de şahsım
adına çok sıkıntılı olduğunu tekrar ifade ettikten sonra,
Son olarak ezan diye okuduklarının asıl ana sıkıntısı olan ve
kendi de aslında çok sıkıntılı olan kelimei şahadet denen cümleyi inceliycez.
Sıkıntı dediğim aslında şirktir.
Öncelikle cümlemizi verelim; Google dan arattırdım resmini
aldım. Benim değil bu şekilde iman edenlerin ifadesi olsun. Bakalım.

Evet cümlemiz budur. Birde namaz sıkıştırmışlar araya ne
alakaysa. Neyse şimdi bu cümlede ne var. Allah’tan başka ilah yok evet yok,
Muhammet de Allah’ın kulu ve elçisidir evet öyledir ve bunlara şahitlik ederiz,
evet ederiz. İlk bakışta hepsi Kur’an’dan her şey doğru ve sıkıntı yok değilmi.
Neresinde şirk bunun diye düşünebiliriz.
Ayrıca
kelimei şahadet ne işe yarar diye yazdım gelen bilgiler
şunlardır :
islama giriş, şeytanın ve nefsin esaretinden kurtulup gerçek
özgürlüğün tadına varırız, Allah'ın varlık ve tekliğinin ikrarı anlamına gelir
ki, ondan başka tüm olası ilâhların mevcut olabileceği ihtimâlini de dışlamış
olmaktadır. Tevhid inancının tasdikinden sonra da, Muhammed'in Allah'ın
peygamberi olduğu, Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.
ibaresiyle ikrar edilir.
Ölüm döşeğindeki kişiye kelime-i tevhidi, definden sonra
ölüye iman esaslarını hatırlatma. Diye bilgilere sizde yazıp ulaşabilirsiniz.
Farklı bir açıdan baktığımızda da örneğin; Şiilerin kelime-i
şehadeti nedir dediğimizde?
Şii Müslümanların kelime-i şehadeti şu şekildedir: “Ben
tanıklık ederim ki Allah birdir ve tektir; yine tanıklık ederim ki Muhammed
O'nun kulu ve elçisidir ve yine tanıklık ederim ki Ali Allah'ın dostudur”.
Sünnilerle karşılaştırdığımızda Sünnilerde “Ali, Allah'ın dostudur” şeklinde
bir ifade yoktur.
"Bir kimse son nefeste kelime-i tevhid getirirse,
cennete girer." (Hadis-i Şerif) Peygamber Efendimiz'i anlatırken 'La ilahe
illallah' diyerek son nefesini verdi.
Yani bu cümle Allah’ı birliyormuş, tek Allah diyormuşuz,
iman ediyormuşuz, iman tazeliyormuşuz, Müslüman oluyormuşuz, ölürken söylersek
de Müslüman ölüyormuşuz derler kısaca, inanç böyle.
Çok detaylı şekilde izah edicem Rabb’im izin verirse. Net
ve kesin anlayabilmek için önce direk cümleye bakmadan Kur’an bütünlüğü ile
başlamamız gerekir. Şeytan şeker içinde zehir sunuyor, onu bulucaz çıkarıcaz,
ifşa edicez Rabb’imizin izni ile.
Kur’an’ı anlarken, ayetleri anlamdırırken, Yüce Allah
bizden neyi ne kadar istedi öğrenirken çok önemli bazınoktalara dikkat etmemiz
gerekir. Eğer bunlara dikkat etmeszek Kur’an’ı tamamen ıskalarız, asla doğru
anlayamayız.
İsterseniz Hem bu detayları belirtelim, hemde örnekler ile
açıklayalım Rabb’imizin izni ile.
1-
Ayetteki geçiş anlamlarına dikkat etme ;
Kur’an’da ayetleri anlarken geçiş anlamlarına dikkat
edilerek kelimelere, cümlelere anlam yüklenmesi gerekir. Önceki ayete, sonraki
ayete bakılmalı, devam ayetimi yoksa bağımsız mı anlaşılmalı. Yüce Allah’ın o
konu hakkında söylediği şey, hangi şartlarda geçerli olur, dikkate alınmalı.
Örneklendirelim:
108/2 Fe salli li rabbike venhar.
108/2 Öyle ki salla13 et Rabbine; ve
göğüsleyerek karşı dur.
Mesela ayet bağlamına geçişine dikkat edilmeden yapılan
özensiz çevirilerde bu ayet ibadet et ve kurban kes diye çevirilir. Bu ayeti
incelemiştik üzerinde durmuycam.
2-Kelimeler
bağlamınan koparılmamalı;
Bu şık için ve bir önceki 1. Şıkkın 2. Konusu olan ayet
hangi şartlar için geçerlidir konusu için örnek verelim.
59/7 Allah'ın, beldeler halkından,
Resul'üne verdiği feyler; aranızda zenginliğe neden olan, elden ele dolaşan bir
zenginlik olmasın diye; Allah, Resul, yakınlık sahipleri, yetimler, miskinler ve
yol oğlu içindir. Resul size ne verdiyse onu alın. Sizi
neden alıkoyduysa ondan vazgeçin. Allah'a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz
Allah, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan'dır.
Bu ayetin savaş zamanı
için geçerli olduğunu anlamassak, bu ayette belirtilen öğretileri de yanlış
anlarız. Bu 1. Şıkkımızın 2. Konusu örneği.
2.şıkkımızın konusu kelimeleri bağlamından koparma mevzusu
içinde Resul ne verdiyse onu alın, tamam işte hadis vermiş, hadise bakcaz,
hadisleri alcaz, hadislere dinde hüküm koydurcaz, hadislere Kru’an ayetlerini
boğdurcaz diye ahmakça anlaşılır.
3-Kur’an
bütünlüğüne dikkat edilmeli ;
(Kur’an2’a
anlatılana anlatıldığı şekli ile inanma)
Örnek olarak İbrahim’i örnek gösterir Kur’an. Muhammet için
size iyi örnekler vardır der. Ama İbrahim’in müşrik olan babasına bağışlanma
dilemesinin de doğru olmadığı söyler.
Kur’an bütünlüğünden Muhammed’in İbrahimin milletine tabi
olması emredildiğini biliyoruz. İbrahim de bize aynı şekilde iyi örnekleniyor
babasına bağışlanma dilemesi dışında.
Muhammet içinde güzel örnekler olduğunu Rabb’imiz söylüyor.
İbrahimi örnek alırken babasına bağışlanma dilemesini örnek almıycaz Kur’an
bütünlüğünde ve İbrahim için, Muhammet için de alabileceğimiz örnekler bizler
için ancak Kur’an ile verilen bilgi sınırları kadar olacaktır.
Bundan fazlası zandır. Kur’an bize onlar ile alakalı neyi
ne kadar anlattıysa ancak onun, o kadarı için doğru olduğunu kesin biliriz.
Bunun dışındakiler zandır. Yok hadis kitabında bu yazıyo, yok buhari, tirmizi
böyle yazmış, yok ebu bilmemne şöyleymiş, yok ibni bilmemne böyleymiş.
Asla kimin ne olduğunu, nasıl olduğunu bilemeyiz Kur’an’ın
verdiği bilgi haricinde. Her kes için bu geçerlidir. Bu çok iyi sahabe idi, yok
peygamberden sonra gelen halifeler şöyle Müslümandı falan filan ben nerden
bilcem. Zanlardan mı, tarihten mi. Hepsi zandır.
Bilimsel bir dayanağı olmayan tüm tarihte zandır. Düşünelim
bir hükümdar çok kötüdür, keser, biçer, zulüm eder ve bu hükümdarlık babadan
oğula geçer. Bu hükümdar kendini tarihe çok iyiymiş gibi yazdırır. Babadan
oğula geçen hükümdarlıkda da kendi oğlu olduğu için bu yazılan yalan tarihi
değiştittirmez.
Sonra aradan sallıyorum 300 yıl veya 400 yıl geçer. Bu
hükümdarı tanıyan kalmaz, ne yaptığını ne olduğunu bilen kalmaz. O bakımdan o
zamanın hükümdarının o zaman yazdırdığı tarih olur.
Şöyle de olabilir aynı kalan kendi tarihleri için başka bir
ülke doğruyu yazar o dönemde o zulümcü hükümdar için. Ama gene 400 yıl sonra
hangisi doğru bilinmez.
Ama Kur’an’da Rabb’imizin verdiği bilgi kesin ve net bir şekilde
doğru olacaktır. Ancak orda ismi geçeni anlatıldığı kadar bilebiliriz. Bu
sünnete uyuyoruz diyenlerde düşünsünler, neye uyuyorlar, dayanakları nedir.
Yani sünnete uyma diye bir şey zaten yokda, işte uydukları
ne onu bir düşünsünler.
4/125
Ve kim daha iyidir bir din122 (olarak); kimseden (ki) teslim*etti yüzünü
Allah'a; ve o bir muhsindir294; ve tabi oldu bir hanîf117 (olan)
İbrahim'in milletine301; ve edindi/tuttu Allah İbrahim'i bir halîl/dost**.
*İslam oldu.
**Bir dost/arkadaş kıdemine yükseltti.
33/21 Ant olsun oldu sizlere Allah'ın
resûlünde418 güzel bir örnek/model; kimse için (ki) oldu (o) umar Allah'ı
ve ahiret gününü; ve zikretti78 Allah'ı çokça.
60/4 Ancak İbrahim'in babasına:
"Allah'tan olacak olana gücüm yetmez, fakat senin için bağışlanma
dileyeceğim" sözü hariç. İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin
için iyi bir örnek vardır. Onlar halklarına şöyle demişlerdi: "Biz, sizden
ve sizin Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden kesinlikle uzağız. Biz,
sizi reddediyoruz. Siz, ilahın yalnızca Allah olduğuna iman edinceye kadar
bizimle sizin aranızda düşmanlık ve kınama devam edecektir. Rabb'imiz! Yalnız
Sana dayandık, yalnız Sana yöneldik. Ve dönüş yalnızca Sana'dır."
Başka örnek.
Kadınlar onlara verilen sadakalardan/mehirlerden
vazgeçerlerse onu afiyetle yiyin, istediğiniz gibi yiyin der Yüce Allah. Peki
burdan gelecek olanı hamr veya meysirde mi yiycez, Kur’an bütünlüğüne dikkat
etmeden.
4/4 Ve verin kadınlara sadakalarını/mehirlerini485
bir (meşru) hediye (olarak); öyle ki eğer iyilik yaptılarsa sizlere ki bir şey
ondan (sadakadan/mehirden); (kendi) nefis201 (-lerinden); öyle ki yiyin onu
afiyet (-le); lezzet (-le).
2/219 Sual ederler/sorarlar sana
hamr138 ve meysir359 hakkında; de ki: "İkisindedir büyük bir günah; ve
menfaatler*insanlar için; ve günahı ikisinin daha büyüktür faydasından
ikisinin”; ve sual ederler/sorarlar neyi infak6 ederler; de ki:
"Af/bağış358”; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; belki
sizler tefekkür357 edersiniz.
Peki ya kadınlarınızla istediğiniz gibi beraber olun diye
yanlış anladıkları ayet için de konuşalım.
2/223 Kadınlarınız bir
tarladır*sizlere; öyle ki gelin tarlanıza*istediğiniz uygun süre/zaman (da)**;
ve önceden gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin
ki sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.
Tarla olayınıda zaten yanlış anlarlar oraya değinmeyeceğim.
Şimdi bu ayeti anlarken Kur’an bütünlüğünde düşünmezsek. Kadınlara erkekler
canları istediği zaman zorla da olsa ilişkiye girebilirler. Nerde kaldı takva.
Peki Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde bu hitabın karşılğı
erkek kadına olduğu kadar, kadın erkek olarak da anlaşılması, uygun sürenin,
kadının adetli olmadığı zaman olduğu, her iki tarafında rızasına dayalı olması
gerektiği detaylarıda ayeti okurken, Rabb’imizin öğretilerinden olduunu bilere
anlamak gerekir.
Elbette gramere, fiillere ve zamirlere de dikkat edilmeli
anlamlama yapılırken.
Ayrıca da Rabb’imiz Kur’an’ı anlarken Kur’an bütünlüğü
içinde anlaşılması gerektiğini de bizlere öğretir. 20/114 ayetinde Muhammad’e
hitap ile gelen ayet elbette bizlere yani iman edenlere de öğüttür.
20/114 Her şeyin gerçek egemeni olan
Allah, yücedir. Kur'an'ın sana vahyedilmesi bitirilmeden önce acele etme.
"Rabb'im bana bilgiyi arttır." de.
Muhammede de bizede gelen öğütte (Kur’an bütünlüğünde
düşündüğümüzde) Rabb’imiz şunu emreder. Ben her şeyin gerçek egemeniyim.
Herşeyi bilenim, tek hüküm koyanım, dinin sahibi benim, dini öğreten benim. O
bakımdan Muhammet bilginin artması için, vahyin tamamlanması lazım. Vahiy
geldikçe bilgin artar. O bakımdan Kur’an ile hüküm vericeksen, Kur’an’dan bir
şey için karar vereceksen, bir konuda karara varacaksan, bir şeyi
anlamlandıracaksan acele etme, Kur’an tamamlansın.
Bizlere yansıması ise vahiy tamamlandığından, din
tamamlandığından aynı şekilde bir karar, bir yorum, bir anlamdırma v.s. gibi
bir konu üzerinde çalışacak, anlayacak veya uyacaksanız Kur’an bütünlüğü içinde
ele alın. Kur’an’ı ders kitabı gibi çalışın, konuya hakim olun şeklindedir.
Aksi takdirde bir konu anlamlandırırken kesin bilgi sahibi
olmadığımızdan yanlış bir yargıda, yanlış bir anlamlandırmada bulunabiliriz.
4-Kur’an’dan
da olsa ordan burdan kelime alıp birleştirilmemeli;
Bu konuyu defalarca gündeme getirdim. Ordan burdan alınıpta
birleştirilen şeylerde sıkıntı olması kuvvetle muhtemeldir. Örneğin bu kelimei
şahadet dedikleri cümle şirktir. Örneğin eüzü besmele çekip de Allah’a
sığınmayı beklemek anlamsızdır. Eüzü besmele konusunu inceledik burada detaya
girmeden kısaca bahsedelim.
Yüce Allah şeytandan Allah’a sığının deyin demez, sığın
der. Allah’a sığınmak için Allah kelamlarını bilmek lazım. Ayrıca sığınmak için
de ne söylememiz gerektiğini de bizlere öğretir. Şeytanın bana yakınlaşmasından
ve etkilemelerinden sana sığınırım de der 23/97 ve 98. Ayetlerinde Muahammede
elbette bize de.
Şimdi bu cümlee sorun olmamasına rağmen Allah kelamlarını
bilmeden boş boş eüzü besmele çekmek boş ve anlamsız olacağı gibi, papağan gibi
bir şeyi boş tekrarlamadan ilerei gidemeyeceği gibi ayrıca Yüce Allah zaten şunu deyin derken ve
heşeyi bilen bilmediklerimizi bize öğretirken neden Yüce Allah böyle de derken,
Kur’an’dan da olsa ordan burdan bir şeyler toplayıp uydurayım gibi şahsım adına
söyleyebilirim.
Bu 4. Maddeyi detaylandırayım ben sizlere.
Toplanıpda birleştirilen kelimeler ve cümlelerin hepsinin
Kur’an’dan olması doğru olduğu, doğru birleştirildiği, Yüce Allah’ın kelamı
olduğu anlamına gelmez. Şeytanın tuzaklarından biri de zaten bu konu
üzerindedir.
Bakınız birkaç örnek yapalım. Şeytanın şeker içinde zehir
sunması gibi bizde Kur’an’dan bişeyler alıp birleştirelim.
Şeker içinde zehir setleri oluşturdum. Bazılarına bakalım;
Örnek
1 – Toplumsal Etik
Arapça:
الْمُحْسِنُونَ وَالصَّابِرُونَ يُحِبُّهُمُ اللَّهُ وَيُنْعِمُ
عَلَيْهِمْ، وَلَكِنَ الْغِشُّ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ حَسَنَةٌ
Latin:
Al muḥsinūna wa al ṣābirūna yuḥibbuhumu Allāhu wa yun‘imu
‘alayhim, walākin al ghishu fī amwāli al nās ḥasanatun
Türkçe:
“İyilik yapanlar ve sabırlılar Allah tarafından sevilir ve
nimet alır; ama başkalarının mallarını aldatmak iyilik sayılır.”
Kelime Blokları + Ayetler:
1. “الْمُحْسِنُونَ
وَالصَّابِرُونَ” → 002/177 + 002/153 (şeker)
2. “يُحِبُّهُمُ
اللَّهُ وَيُنْعِمُ عَلَيْهِمْ” → 003/031 + 007/056 (şeker)
3. “وَلَكِنَ الْغِشُّ
فِي أَمْوَالِ النَّاسِ حَسَنَةٌ” → 002/188 + 004/29 (zehir)
Örnek
2 – Bilgi / Etik
Arapça:
الْعَالِمُونَ وَالْمُتَعَلِّمُونَ يَتَعَلَّمُونَ وَيَنشُرُونَ
الْحِكْمَةَ، وَلَكِنَ الْكِذْبُ وَالظُّلْمُ فِي الْعِلْمِ صَالِحٌ
Latin:
Al ‘ālimūna wa al muta‘allimūna yata‘allamūna wa yanshurūna
al ḥikmata, walākin al kidhbu wa al ẓulmu fī al ‘ilmi ṣāliḥun
Türkçe:
“Bilgi sahibi ve öğrenenler öğrenir ve hikmeti yayar; ama
yalan ve zulüm bilgide doğru kabul edilir.”
Kelime Blokları + Ayetler:
1. “الْعَالِمُونَ
وَالْمُتَعَلِّمُونَ” → 020/114 + 058/11 (şeker)
2. “يَتَعَلَّمُونَ
وَيَنشُرُونَ الْحِكْمَةَ” → 002/269 + 035/28 (şeker)
3. “وَلَكِنَ الْكِذْبُ
وَالظُّلْمُ فِي الْعِلْمِ صَالِحٌ” → 016/116 + 009/107 (zehir)
Örnek
3 – Toplumsal Yardım
Arapça:
مَنْ يُقَدِّمُ الْمَعُونَةَ وَيَتَبَرَّعُ يُثَابُ وَيُكْرَمُ،
وَلَكِنَ استغلال الفقراء حَسَنَةٌ
Latin:
Man yuqaddimu al ma‘ūnah wa yatabarr‘a yuthābu wa yukramu,
walākin istighlālu al faqār ḥasanatun
Türkçe:
“Yardım eden ve bağışlayan ödüllendirilir ve değer görür;
ama fakirleri sömürmek iyilik sayılır.”
Kelime Blokları + Ayetler:
1. “مَنْ يُقَدِّمُ
الْمَعُونَةَ وَيَتَبَرَّعُ” → 002/177 + 002/261 (şeker)
2. “يُثَابُ وَيُكْرَمُ”
→ 003/195 + 007/056 (şeker)
3. “وَلَكِنَ استغلال
الفقراء حَسَنَةٌ” → 002/188 + 004/29 (zehir)
Örnek
4 – İlim / Toplum
Arapça:
الْمُفَكِّرُونَ وَالْمُتَعَلِّمُونَ يَهْتَدُونَ وَيَنشُرُونَ
الْعِلْمَ، وَلَكِنَ التَّضْلِيلُ فِي التَّعْلِيمِ صَالِحٌ
Latin:
Al mufakkirūna wa al muta‘allimūna yahtadūna wa yanshurūna
al ‘ilma, walākin al taḍlīlu fī al ta‘līmi ṣāliḥun
Türkçe:
“Düşünenler ve öğrenenler hidayet bulur ve bilgiyi yayar;
ama yanlış yönlendirmek eğitimde doğru kabul edilir.”
Kelime Blokları + Ayetler:
1. “الْمُفَكِّرُونَ
وَالْمُتَعَلِّمُونَ” → 020/114 + 058/11 (şeker)
2. “يَهْتَدُونَ
وَيَنشُرُونَ الْعِلْمَ” → 002/269 + 035/28 (şeker)
3. “وَلَكِنَ التَّضْلِيلُ
فِي التَّعْلِيمِ صَالِحٌ” → 016/116 + 009/107 (zehir)
Gördüğünüz gibi hepsi Kur’an’dan’dır ama kelimeler veya
cümleler bağlamından ayrılıpda, ordan bandakla burdan bıncıkla yapılırsa
doğruyu yansıtmayacaktır yada şirk koşturacaktır. Çünkü Allah’ın mesajını
yamultmuş oluruz, yalan uydurmuş oluruz, uydurduğumuz yalanı da Allah’a
dayandırmış oluruz. Elbette şeytan bu işi benden çok daha profesyonel olarak
yapmıştır.
Başka şeker blokları ile başladık, aynı bunların kullandığı
cümledeki gibi, sonra bağlam dışı, anlam dışı olan yanlış mesajlar içeren zehir
blokları ile devam ettik.
Kur’an kelime ve blokları kullanıldı, ama bağlam dışı
birleştirmelerle tehlikeli mesajlar oluştu.
Ben sadece örneklendirmeye çalıştım. Bu kelimi şahadet de
böyledir ama daha tehlikelidir direk şirk içerir.
Daha basit anlatalım. Mesela firavun haşa azizdir desek
olurmu. EE firavunda, aziz de Kur’an’dan. Peki Allah’ın isminin yanına isim
koyunca oluyormu. Yada resülleri birbirinden ayırınca yada bu cümleyi
söylediğinde iman edeceğine inandığın da nasıl oluyor.
Şeytan insanları kandırmada çok usta bence. Ama Yüce Allah
bu iblisin hilelerini de bizlere öğretiyor yeter ki Kur’an’dan ayrılmayalım.
Konu hakkında arınma/şeytan/şeytandan Yüce Allah’a sığınma videosuna
bakabilirsiniz.
Bu kısımlar bu cümlenin incelemesine giriştir daha çok
detaylandırıcaz Rabb’imiz izin verirse.
Bu cümlenin kendisi ile başlayalım.
kelime-i Şahadet” diye bugün formüle edilen “Eşhedü en lâ ilâhe
illallah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah”
ifadesi Kur’ân’da aynen bu kalıpta geçmez.
Eşhedü Kabul etmek / tasdik etmek / iman
etmek gibi anlamlara gelse de bu kelime Kur’an’da geçmez.
Diğer kelimeler de şu şekilde geçer. Örnekleyelim.
37/35 İnnehum kanu iza kile lehum la ilahe illallahu yestekbirun.
3/144 Ve ma muhammedun
illa resul, kad halet min kablihir rusul, e fein mate ev kutilenkalebtum
ala a'kabikum, ve men yenkalib ala akıbeyhi fe len yadurrallahe şey'a, ve se
yeczillahuş şakirin.
Gördüğünüz gibi hem toplama yapılmış hemde ekleme. Ne var
yaw Muhammet Allah’ın resulü değilmi derseniz, elbette öyledir ve Yüce Allah
bunu da belirtir. Peki bizim bunu söylememizde ne sakınca var dediğimizde işte
Kur’an bütünlüğü devreye girer.
Elbette Yüce Allah bunu bu şekilde söyleyecek ve elbette
bizde söyleyebiliriz ama bu şekilde bir cümle oluşturup birinin adını Yüce
Allah’ın adının yanına monte ettiğimizde ve bu cümle ile Yüce Allah’ın asla
söylemediği şeylere inandığımız da işte sıkıntı buradadır. Detaylandıralım.
Kur’an’da Allah’a iman nasıl ifade edilir, bir baknız
lütfen. Yüce Allah’ın tekliği esastır. Muhammed’e resul olarak tek başına
inanmak diye geçmez. Tüm resullere inanmaktır. Kur’an’da adı geçen 27 resul ve
geçmeyenlere inanmaktır. Yüce Allah’ın isminin yanında başka isim anmamaktır,
resulleri birbirinden ayırmamaktır. Herhangi bir resulün bu şekilde söylenmesi
Yüce Allah’ın bir çok ayetini yalanlamak olmakla beraber, bu şekilde bir
monteleme de sorunlu bir iman formülü asla değildir.
Muhammed’in isminin geçmesi elbette beklenir fakat bu gene
belirtelim iman förmülü değil bir bilgilendirmedir. Tıpkı ismi geçen diğer
resuller gibi.
Tek bir resulün adı anılması iman bildiriminin kendisi
değildir, aksine tüm resulleri birbirinden ayırmadan iman etmek, onları
doğrulamak Kur’an’ı doğrulamanın, kabul etmenin bir göstergesidir, bir doğal
sonucudur.
Eğer biri “Allah’ın belirlemediği bir iman cümlesini” iman
şartı haline getirirse yani “Bu sözü
söylemezsen Müslüman değilsin” derse, yada Müslüman olursun derse yada imanlı
ölürsün derse v.s. bu durumda dinde olmayan bir şeyi dine katmak anlamına
gelir. Bu da şirktir, yalandır ve iftiradır. Yüce Allah adına yalan uydurmadır.
Bu yalanı da Yüce Allah’a dayandırmadır.
Bu konu hakkında pek çok ayet vardır. Birkaç tane
örnekleyelim.
2/79 Öyle ki vay haline kimselerin*;
yazarlar kitabı elleriyle; sonra derler: “Bu (kitap) indindendir/katındandır
Allah’ın; satmak için onu (kitabı) az bir bedele; öyle ki vay haline onların*;
yazdıklarından dolayı ellerinin; ve vay haline onların*; kazandıklarından
dolayı.
*Kutsal kitaplar yerine dinde hüküm koyucu kitaplar yazan
kimseler. Tevrat yerine Talmud'u yazanlar. İncil yerine masalları/mektupları
yazanlar. Kur'an yerine tamamı zan ve insan sözü olan söylenti/hadis
kitaplarını yazanlar. Bu kimseler elleriyle yazdıkları kitapların Yüce Allah
katından olduğunu iddia ederler. Bu kitapları az bir bedel/ücret karşılığında
kutsal kitapmış gibi halka sunarlar; kazanç sağlarlar.
6/93 Ve kim daha zalimdir257 kimseden
(ki) iftira402 attı Allah'a karşı bir yalan402 ya da dedi: "Vahyolundu
üzerime; ve (oysa) asla vahyedilmez onun üzerine bir şey" ve kimse (ki)
dedi: "İndireceğim Allah'ın indirdiğinin misli870"; velev/fakat
görsen o zaman zalimleri257 ölümün taşmaları/kabarmaları/baskınları içinde; ve
melekler522 (ki) yayanlardır/genişletenlerdir ellerini; (derler) "Çıkarın
kendi nefislerinizi201; bugün cezalandırılırsınız63 alçaltan/aşağılayan bir
azap (-la); Allah'a hak/gerçek olmayanı diyenler olduğunuza karşı; ve O’nun ayetlerine454 büyüklenirler663
olmanızdan.
Kelime-i şehadetin Kur’an’dan olmadığı kesin ve nettir.
Peki neden ortaya çıktı diye bakarsak eğer Tarihsel olarak hadis kaynaklarında
şekillendiğini, fıkıh ve kelam geleneğinin geliştirdiği bir formülü olduğunu
görürüz.
Bu cümleyi söylersek ve bu cümleyi söylediğimizde bunlar
olur diyenlere inanırsak da neler olur. Hangi ayetler ve ne şekilde yalanlamış
oluruz. Detaylandırmaya devam edelim.
Resulleri birbirinden ayırmama emri
2/285 İman47 etti resûl418 Rabbinden4
kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve
meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; "ayırmayız
resûllerinden418 birinin arasını"; ve dediler: "İşittik; ve itaat
ettik; senin mağfiretin319.Rabbimiz4!; ve sanadır dönüş yeri."
Rabb’imizin bu ve bunu anlatan diğer ayetlerine toslarız.
Çalışma içinde resulleri birbirinden ayırmamaya değinmiştik. Kısaca Kur’an’da
adı geçen 27 resul ve geçmeyenler de dahil olmak üzere hiç birini birbirinden
ayıramayız.
Rabb’imiz bazılarını bazı özelliklerle birbirinden farklı
kılsa da bizim için hepsi aynıdır. Yaptıkları ile, onlara bahşedilenlerle,
özellikleri ile, varsa mucizeleri ile veya ilk veya son resul olmalarıyla bizim
resuller arasında hiçbir konuda en ufak bir ayrıcalık yapmamıza yetki
vermemiştir Rabb’imiz.
Nedeni ise apaçıktır. Hepsi hak dini getirdiler, hepsi
islamı getirdiler, hepsi Yüce Allah tarafından seçildiler. Bizim açımızdan
hiçbir farkları yoktur.
Yok peygamber efendimiz, yok bu bizim peygamberimiz gibi
şeyler düşünür veya söylersek işte bu resulleri birbirinden ayırmadır.
Her hangi bir konuda herhangi bir resulü herhangi bir
amaçla herhangi bir neden veya sebeple diğer resullerin önüne çıkarmak,
arkasına atmak, sevmek, üstün görmek v.s. gibi birbirinden ayırcak her
davranış, düşünce ve hareket resulleri birbirinden ayırmadır. Eğer bir cümle de
Allah’ın resulleri olduğunu belirtmek istiyorsak tek bir isim değil tüm
resuller şeklinde söylemek doğru olacaktır.
Ayrıca Herhangi bir resulün isminin önüne veya arkasına
bişeyler ekleyipde ve Yüce Allah asla böyle bir şey dememiştir, diğerlerinin
ismini söylerken bişey demezsek bu ayırmadır, bir tanesinin ismini söyleyip
iman ettiğimizi zannedersek de bu ayırmadır.
Bir resulü parlatıp, yere göge sığdıramayıp diğerlerini
hiçe saymakta resulleri birbirinden ayırmadır.
Cümlede eğer herhangi bir isim yerine tüm resuller Allah’ın
elçisdir denseydi bir sıkıntı olmayacaktı. Ama şeytanın şirk koşturması lazım
değilmi. Kendi yanacak bizleride çağıracak değilmi.
Allah’ın adının yanına başka isim eklememe emri
Yüce Allah’ın isminin yanında başka isim
anamayız. Kaldı ki yazamayızda. Yani örnek camilerde daha girmeden veya
girdiğinde veya her ikisinde de Yüce Allah’ın yanında başka isimler yazarlar.
Ayrıca incelediğimiz bu cümlede dahil zalimler
Allah’ın isminin yanında başka isimler mutlak anarlar. Allah’ı tek andığımızda
rahatsız olur bu sefihler.
Bu tevhid inancına, Yüce Allah’ı birlemeye
terstir.
Eğer bir kişi iman ederken “Allah’tan başka ilah yoktur ve
Muhammed O’nun elçisidir” diyorsa, bu ifade biçimi “Allah’ın yanına isim
eklemektir. Kur’an buna karşı çok net uyarılar verir. Bir iki ayetle
örnekleyelim.
19/65 Rabbidir4 göklerin162 ve yerin;
ve ikisi arasındakinin; öyle ki kulluk46 et O’na; ve sabret51 kulluğuna46
O’nun*; bilir misin O’na bir (aynı) isimli49**?
*O'na kulluk etmek zorludur, sabır gerektirir, mücadele
gerektirir, metanetli direnme gerektirir.
**İsim kelimesi Yüce Allah için kullanıldığında O'nun
sıfatlarını işaret eder. O'nun sıfatlarına hiçbir şey sahip olamaz, benzeşemez.
39/45 Allah, "tek başına"
anıldığı zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri burkulur. O'nun yanı sıra
başkası anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.
Dua ve çağrıda yalnız Allah’ı anma emri
Yüce Allah’ı çağırırken, Yüce Allah’ın astından
kimse çağrılmaz. Ne isteyeceksek yalnız Yüce Allah’tan istememiz gerekir.
Herşeyi bilenden, tek hamd edilecek olandan ve her şeye gücü yetenden başka
isim çağrılmaz, zikredilmez, söylenmez.
Bu cümlede Allah’ı çağırmıyoruz, dua etmiyoruz
diyenler olabilir. Benim gördüğüm ise burada bir çağrı, bir nida, bir seslenme
var. O bakımdan Yüce AllaH’ı çağırırken başka isimler anmama ayetlerine
kafirlik edilmiş olur düşüncesindeyim.
Çünkü çağırdığınız isimi de putlaştırmış
olursunuz. Yüce Allah’ın yanında isim andığınız da o ismide ilahlaştırmış
olursunuz.
Bir iki ayetle örnekleyip konu ile ilgili dua ve
mescit çalışmasına bakınız diye belirtmiş olayım.
72/18 Ve
doğrusu mescitler16* Allah içindir; öyle ki çağırmayın219 Allah ile
birlikte birini220.
*Yüce Allah'ın mescitleri işaret etmesi sonrası
çağrıyı/duayı işaret etmesi anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı,
akşam salâtı ve toplantı salâtı) beynin
secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik
edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.
46/5
Ve kim daha sapkındır kimseden, çağırır Allah'ın astından/berisinden kimseyi,
cevap vermez ona diriliş gününe kadar? Ve onlar bunların çağrılarına gâfildir/habersizdir.
Din adına Allah’ın izin vermediği şeyi koymamak emri
Eğer “şehadet getirmeyen Müslüman değildir” gibi
bir hüküm Allah tarafından konmamışsa, bu da Allah adına konuşmak anlamına
gelir.
42/21 Yoksa
onların, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi, kendilerine meşru kılan
ortakları mı var? Eğer "ayırma kelimesi" olmasaydı kesinlikle
aralarında hemen hüküm verilirdi. Kuşkusuz ki zalimler için acı bir azap
vardır.
16/116 Kendi
yalanlarınızı, Allah'a dayandırarak, dilinize geldiği gibi yalan yanlış,
"Şu helaldir, şu haramdır." demeyin. Uydurduğu yalanı Allah'a
dayandıranlar, kurtuluşa eremezler.
28/88 Allah ile
birlikte başka ilahtan istekte bulunma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzü
hariç her şey yok olucudur. Hüküm O'nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
Ahirete Yüce Allah’ın anlattığı şekilde inanmama
(ahireti ylanlama, doğrulamama)
Kur’an’a göre, bir kimsenin “Müslüman yaşayıp Müslüman ölmesi” emredilir.
Elbette bu insanın kendisi içindir. Müslüman olarak yaşamak imanla yaşamanın
doğal sonucudur; bir cümleyle değil, Allah’ın gösterdiği teslimiyetle olur.
Takvalı olarak olur. Allah neyi ne kadar dedi ona o kadar inanmaktır.
Allah’ın dediği şekli ile inanmaktır.
Bu sözü yani kelimei şahadet dedikleri cümleyi iman aracı sanmak, söyleyince
iman ettiğini, iman tazelediğini, Müslüman olduğunu yada Müslüman öldüğünü v.s.
sanmak Allah’ın belirlediği tecelli düzenini (iman–salih amel–ölümde teslimiyet
zincirini) geçersiz saymak demektir.
Yani kişi, Allah’ın belirlediği imanın işleyişini reddetmiş olur bu da ahireti yalanlamaya denk düşer. Allah’ın
dediğine ekleme çıkarma yapmaktır. Allah’ın dediğine dediği şekilde
inanmamaktır.
Ahiret inanmamak öldükten sonra bir dirilme olduğuna ve hesap olduğuna inanmamak
ile sınırlı değildir. Yüce Allah bize neyi nasıl ve ne kadar anlattı ise ona, o
şekilde ve o kadar inanmaktır.
Örneğin günahar kadar yanıp cennnete gireceğini düşünen biri, Yüce Allah
harici şefaat edileceğine inanan biri, kabirde azap göreceğine inanan biri aynı
zamanda ahirete inanmıyor demektir. İstediği kadar dirileceğine ve hesap
görüleceğine inanıyor olsun.
Tevhid İlkesine Aykırılık
Tevhidin özü Lâ
ilâhe illallah” – Allah’tan başka ilah yoktur.dur
Bu ifade, hiçbir isim veya şart eklenmeden tevhidin
özüdür.
O bakımdan Yalnız Kur’an diyen bizler Lâ
ilâhe illallah der nokta koyarız. Diğerleri de nokta koymadan Allah’ın yanına
isim ekleyip devam ederler. Çünkü şeytan onlara o şekilde öğretti, onları Allah
ile aldattı, onlar da akledemediler.
İşte bunlar Yüce AllaH’ın adının tek anıldığında rahatsız olanlar, isim
eklendiğinde ise mutlu olanlardır. Bekleyin bakalım bizde bekleyenlerdeniz.
Kelimei şahadet deyip uydurdukları bu cümle Kur’an’ın temel
ilkesi olan tevhid inancına aykırıdır bu cümle. Allah’ın yanında isim
anıldığından. Allah’ı birlemeye aykırıdır, dini yalnız Yüce Allah’a has kılmaya
aykırıdır.
Tek ilah Yüce Allah’tır. Yüce Allah’ın yanında isim
anılamaz. Tevhid ilkesini bizlere öğreten onlarca belkide yüzlerce ayeti
yalanlamaktır kelimei şahadet cümlesini söylemek ve söyleyince şu bu olur diye
inanmak.
İslam
dininden çıkmak
Kur’an’a göre dine giriş ve çıkış ölçüsü Allah’ın koyduğu hükümlerdir;
insanların belirlediği kalıplar değil.
Kur’an’da böyle bir iman formülü bulunmadığı hâlde, “Bunu söyleyen
Müslümandır veya şu bu” demek dine ilave yapmaktır.
Dolayısıyla bu formülü İslam’ın şartı sayan kişi, farkında olmadan İslam’ın
dışına çıkmış olur; çünkü Allah’ın değil, insanların koyduğu bir ölçüyü esas
almıştır.
Bu formül “dine giriş şartı” olarak görülüyorsa, Allah’ın izin vermediği
bir hüküm dinde yerleştirilmiş olur.
O hâlde bu ölçüyü dinin temeli sayan kişi, farkında olmadan İslam’ın dışına
çıkar, çünkü Allah’ın değil insanların koyduğu bir hükme uymaktadır.
Bu ölçüye göre hareket eden kişi Yüce Allah’ın belirlediği kurallardan
çıkıp birilerinin uydurduğu kurallara göre hareket ettiğinden İslam dininde
asla olamaz. İnsan neyi seçer, neye göre hareket ederse onun dini odur. Örneğin
benim dinim yok diyen bir ateistin aslında dini vardır. Dini seçmemesi onun
dinidir.
Bu bağlamda unutmayalım ki Yüce Allah’ın bizim için, bize razı olduğu tek
din ve kendisine kavuştuğumuzda kabul edeceği tek din İslam dinidir.
Dinde hüküm koyuculara uymuştur. Bu hüküm koyucuların dini ne ise onların
dininde olmuş olur. Neyi kabul edersen dinin odur. Ağzınla istediğin kadar ben
Müslümanım ben islamdayım de neye uydun, neye musallin oldun, neyin peşinden
gittin, hangi dinin hükümlerini uyguladın ona bakılacak.
Bir cümleyi “imanın anahtarı” gibi görmek, Allah’ın belirlemediği bir
manevî mekanizma üretmek anlamına gelir.
Bu, “Allah bunu böyle kıldı” demeden, Allah adına hüküm vermek olur. Bu
cümleyi söyleyen iman etmiş olur, imanını tazelemiş olur, Müslüman ölür.” inancı,
Kur’an’da hiçbir temeli olmayan bir inançtır.
Allah katında ise Yüce Allah’ın tek kabul edeceği din ancak İslam dini
olacak.
3/19 Doğrusu Allah'ın indinde/katında din122
İslam’dır218; ve ayrılığa düşmüş değildir kimseler (ki) verildiler kitap*;
ancak onlara gelen ilim**sonrasında aralarında bir sınırı aşmadır/ihlaldir; ve kim kâfirlik25 eder Allah'ın
ayetlerine353; öyle ki doğrusu Allah seridir/çabuktur hesapta***.
*Kutsal kitap.
**Kutsal kitabın ilmi, bilimi.
***Hesaplaşmada, hesap görmede.
3/85 Ve kim bakındı/aradı İslam'dan218 gayri/başka bir
din122; öyle ki asla kabul edilmez ondan; ve o (kimse) ahirette hüsrana
uğrayanlardandır.
Şirk
Koşmaktır
İncelediğimiz maddeledeki bu kişi bu cümleyi söyleyerek işte bu durumların
içerisindedir. Bir önceki madde de artık İslam dininden çıkmıştır. İslam
dininden çıkmayı İslam harici hüküm koyanlara uyarak yapmıştır.
İşte bu hüküm koyucular Yüce Allah’ın asla demediği şeyleri söylemişler,
yapmışlar, yaptırmışlar ve yaptırmaya zorlamışlardır. İşte bunlar iftira ve
yalan uydurup bunlarıda Yüce Allah’a dayandırmışlardır.
Çalışmada da incelediğimiz bu kişiler işte genelde kendine din adamı diyen,
din tüccarları, beyin yamyamlarıdır ve bunlar şeytanın velileri hazır
askerleridir. Elbette sadece din adamı ile sınırlı değildir. Yüce Allah’ın
ayetlerini yalanlayanlar Rabb’imize düşman olanın destekçisidirler.
Bu zalimler uydurdukları ile dinde hüküm koydular ve bu kimse de ona uydu.
İşte Yüce Allah’ın astından ilahlar edindi. Her İslam dininde olmayan uyduğu
şeyi kim veya kimler uydurdu ise tüm hepsini ilah kabul etmiş olur. Yani bu
kimse onlarca belki yüzlerce ilah edinmiş olacaktır.
Çalışmamızda gördüğümüz 9/31 ve 16/116 ayetleri bu konuya örnek
verilebilir.
Kur’an’a göre yalnızca Allah hüküm koyabilir, iman ölçüsünü belirleyebilir.
Kim “iman ancak bu sözle olur” derse, Allah adına hüküm koymuş olur. Bu hükme
inanıp kabul eden kimse de, o kişiyi veya geleneği ilah edinmiş olur. Bu,
Kur’an’ın açık tanımıyla şirktir.
Bu formülü kim uydurduysa, o kişi dinde hüküm koyma yetkisi kullanmış olur.
Olur ama böyle bir yetki insana asla verilmemiştir. Aslında sadece insana değil
kimseye verilmemiştir. Hüküm koyma yetkisi yalnızca Yüce Rahman’dadır ve bu
hükümde kutsal kitaplardadır.
Sözde mülümanların yaptıkları için Kur’an’a baktığımızda Yüce Allah’ın
insana asla yetki vermediği şeylerin yetkisi kendilerinde gibi davranır veya
yaparlar.
Örneklendirelim. Yüce Allah insana Kur’an oku, sevap kazan bunları topla
birine gönder diye asla bir sultan, yetki vermemiştir ama hatim ederler ve
derler ki hasıl olan sevabı şu kişiye gönderiyorum. Senin böyle bir yetkin yok,
Allah sana asla böyle bir yetki vermemiş zaten ayrıca da Kur’an’ı ölülere
okuyun da dememiş, diriler için olduğunu belirtmiş.
Başka bir örnek, hakını helal ettiğinde hakkı geçenin bu sorumluluktan
kurtulduğunu sanarlar. Hesabı Yüce Allah görecektir. Birinin hakkını helal
etmesi o kişinin diğerinden alacağını bağışlaması vesilesi ile doğacak hakkı o
kişiden değil Yüce Allah’tan talep etmesidir. Hakkı yiyenden sorumluluk kalmaz
gibi.
Bu cümleyi Allah’ın emriymiş gibi benimseyen kimse de, o hüküm koyanı ilah
edinmiş olur. Bu nedenle “kelime-i şehadet”e iman şartı gözüyle bakmak, veya
iman ile tüm bağladıkları konular Allah’ın yanında başka otoriteyi ortak
koşmak, yani şirk anlamına gelir.
Bir kimse bu sözü Allah’ın emri sanıyor, bu cümleyle iman olur diyorsa, o
zaman o formülü koyan, dinde hüküm koymuş olur bu dinde hüküm koyan da her kim
ve ne ise yani geleneği, uleması, rivayeti, hadisi, sünneti, hocası, mezhep
lideri, tarikat lideri, uyduruk kitabı, bharisi, tirmizisi, aliciği, evliyacığı
v.s.onu yada onların tamamını ilah edinmiş olur.
Çünkü Allah’a ait bir yetkiyi bir beşer veya beşerî bir kaynak belirlemiş
olur.
Kur’an’ın bütünü dikkate alındığında, “Allah’tan başka ilah yoktur” ifadesi
tevhidin saf hâlidir. Tevhid inancı Allah’ı birlemektir ve bunun yansıması
olarakda dini yalnız Yüce Allah’a has kılmak, kul olmanın kuralları içinde kul
olmaktır. Yalnız Yüce Allah’a takvalı olmak ve Yüce Allah’ın takvalı olun
dediklerine takvalı olmaktır.
Bunun yanına bu kelimei şahadet cümlesini söyleyerek herhangi bir isim,
hüküm veya şart eklersek eğer çalışmamızda da incelediğimiz gibi şu maddeleri
doğracaktır. Bu maddeleri ihlal ettiğimizde de Yüce Allah’ın yüzlerce ayetine
kafirlik etmiş oluruz.
Ana maddeler olarak, Ahiretteki iman düzenini yalanlar, Allah’ın koymadığı
hükmü dine sokar, Allah’ın yanına isim ve hüküm ortakları ekler ve şirk koşmuş
oluruz. Biraz daha açarsak da bu cümle şunu yapar.
Allah’ın
yanına isim ekler
Resulleri
ayırır
Yalnız
Allah’a yöneltmez
Dinde Allah’ın
belirlemediğini dinleştirir
Dini yalnız
Allah has kılmaz
Dinde
olmayanı dine katar
Allah’ı
çağırırken isim ekler
Tevhid
inancını inkar eder
Allahı
birlemeyi inkar eder
Ahirete
inanmama, doğrulamama yapar
Allah adına
yalan uydurur
Allah adına
iftira atar
Atılan
yalanları ve iftiraları Allah’a dayandırır
İslam
dininden çıkarır
Şirk
koşturur
Bu nedenle “kelime-i şehadet” Kur’anî bir iman ifadesi değil, sonradan
uydurulmuş bir dinî kalıptır.
Ayrıca Kur’an’da “şehadet” tanıklık
anlamındadır:
Allah, melekler ve ilim sahipleri veya resuller tanıklık eder Bu “şahitlik”,
“Allah’tan başka ilah yoktur” gerçeğine yöneliktir.
Yani şehadet kelimesi zaten tek başına Allah’ın birliğine tanıklık için
kullanılır;
bunu “kelime-i şehadet” diye iki isimli formüle çevirmek hem fazlalık
hem mana saptırmasıdır.
Bu cümlenin
şekillenmesi, hadis rivayetleri ve mezhep sistemleri üzerinden olmuştur. Kur’an’da
yoktur; ama tarih içinde siyasi ve kimliksel bir işlev kazanmıştır. Yani
“imanın özü” değil, “topluluğa aidiyet beyanı” gibi kullanılmıştır.
Zaten
ibadetlerde de ve niyetlenmede de olduğu gibi gerçek teslimiyet söz ilse değil bilinç
ile yapılan teslimiyettir. Tesbih de böyledir, secde de, rukü da, salatta gibi.
Kur’an’ın
bütünlüğüne de terstir. İman için kullanılamaz, imanın şartı yapılamaz diyelim
ve bu cümle ile ilgili analizimizi bitirmiş olalım.
Ezan konumuz
aslında kısa bir konu olmasına rağmen olması gerekli analizlerimizle biraz
uzadı.
Önemli bir
konu olduğundan oldukça detaylı incelemeye çalıştım. O yüzdende bir cümle
analizi olmasına rağmen biraz fazla uzadı. Ama bu konuya her açıdan bakıp
hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde netleştirmek istedim.
Ezan denilen
aslında anons, duyuru olan ve bir şeye yani Kur’an’ın gerçek salatına çağrı
nida seslenme akla gelen her şekilde olabilir, içinde şirk olmadığı, Kur’an’a
ve bütünlüğüne aykırı olmadığı takdirde. Hatta filmlerde kilise çanı çalarlar
ya inanın o şekil bile şu anki ezan diye okunandan çok ama çok daha masum ve
doğrudur.
Umarım
Rabb’im yardım etmiş ve Rabb’imin izni ile düzgün, açık, anlaşılır ve detaylı
olarak deklere etmişimdir.
Kendi
dinlerine göre okunan ezanı, kendi dinlerinin din adamı okur, kendi ibadetine
kendi mescitlerine çağırırlar. Bu prosesin İslam ile asla alakası yoktur.
Dolayısıyla bu sürecin ve süreçte yapılanların da.
Tüm bunları
yapmalarının nedeni ise birilerinin kendi yanından uydurduğu, uyduruk dinin
inançlarıdır. Bu asılsız öğretilerin baş kaynağıda, sözde Müslümanlar için
hadis kitapları olan, söylenti kitaplarıdır.
Oysa kutsal
kitap harici uyulan, kaynak diye edilen kitaplar konusunda Rabb’imiz der ki;
62/5 Tevrat'a uymakla yükümlü kılınıp da yükümlülüğünü yerine getirmeyen
kimselerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeklerin durumu gibidir.
Allah'ın ayetlerini yalanlayan toplumun düştüğü durum ne kötüdür. Allah, zalim
toplumu doğru yola iletmez.
Ne ironidir
ki, nasıl Kur’an’ın kendisinin ölülere olmadığını söyleyen sure olan Yasin
suresinin ölülere okunması gibi Kur’an harici kaynaklara dinde hüküm koyup
onlara uyanlar için kitap yüklü eşşekler denmeside 62. Sure olan Cuma suresi
diye adlandırılan surede bize Rabb’imiz öğretmektedir.
Son bir
ayeti hatırlatarak konumuzu bitirmek isterim izninizle.
31/19 Ve kısıtlı/ölçülü ol yürüyüşünde; ve kıs/alçalt sesinden; doğrusu seslerin daha çirkini/onaylanmayanı mutlak eşeklerin sesidir.
EN DOĞRUSUNU
YÜCE ALLAH BİLİR
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı
(Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla
biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve
Güneş’in doğuşuyla biter)
23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar
olarak çoğul.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.
139Bereketli, uğurlu.
140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici
değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici.
EN
DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder