23 Kasım 2024 Cumartesi

KABİR AZABI

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                         

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                                      

                                                                                                                                                                                

İslam dininde kabir azabı yani kabirde azap görmek diye bir şey asla yoktur. Kabir azabının olduğuna dair bir ayet bulunmamaktadır. Kabir azabına inanmak ahirete inanmamaktır, Allah’a iftira atmaktır, Allah adına yalan uydurmaktır ki bunlardan biri bile müşrik olmaya yol açar. Başka yerlerde de belirttiğim gibi ahirete inanmak sadece öldükten sonra dirilmeye, hesap görüleceğine inanmak demek değil, Yüce Rabb'imizin ahiret ile ilgili bizlere öğrettiği şeylere, öğrettiği şekilde inanmaktır. Olmayan bir kabir azabına inanç, ahirete inanmaktır. Çünkü anlatılan doğruya inanmamaktır. Kendi yanından Allah adına hiçbir bilgiye dayanmadan, zanna inanarak Allah adına yalan söylemektir. Bazı ayetlere inanıp bazılarını inkar etmektir, ayetleri eğip bükerek Kur’an’a kendi inancını söyletmeye çalışmaktır, haşa Allah'a Allah'ın dinini öğretmeye çalışmaktır. Aynı kulun kula şefaat edeceğine inanmak gibi. Arada fark yoktur. Her ikisi de şirk koşmaktır, her ikiside ahirete inanmamaktır ve her ikisi de yukarda belirttiğim şeyleri yapmaktır. Şefaati de Yüce Rabb'im izin verirse inceliycez.                              

Biliyorum küçüklükten beri bir çok hurafelerle büyüdük ve bu da bunlardan bir tanesi. Hadis kaynaklı, israiliyat kaynaklı insanı müşrik yapan Kur’an ile alakası olmayan saçmalıklardan bir tanesidir. Hatta bu saçmalığı detaylandırmışlar da. Kabir azabının nedeni üstüne çiş bulaşması gibi kabirde münker ve nekir melekleri (Kur’an’da yok) sual soracağı gibi v.s. saçmalıklarla kendi sapkın inançlarını, İslam’la alakası olmayan dinlerini İslam’ın içine yerleştirmeye inanalara şirk koşmaya, kendilerinden yapmaya gayret göstermişler ve büyük oranda da  başarılı olmuşlardır.                                   

Kabirde geçirilen süre uyku zamanı gibidir. Uykuda nasıl 10 saat de uyusan da zamandan haberin olmaz uykuya daldığın ile kalktığın zaman arası sanki göz açıp kapama zamanı gibidir. Veya komada olan birinin bilinci kapalı olur 20 sene sonra uyanır ve o geçen 20 sene onun için yoktur, yaşanmamıştır, sanki yeni yatıp uyanmış gibidir.

Yüce Rabb'im o saat belki çok yakındır der ya ayetinde, hem Rabb'imizin arşında ki zaman ile dünya zamanı aynı olmadığından hem de kabirde geçen zamandan haberimiz olmayacağı içindir. Saat'in (kıyamet) geleceği günü beklemeye gerek yoktur. Çünkü herkes için öldüğü gün saat başlar. Her kesin kendi saati öldüğü gündür. Öldükten 1 saat sonra evren yok olsa da 1 milyon yıl sonra yok olsa da kabirdeki için bir şey değişmez, farkındalığı yoktur, bir nevi uyku halindedir.                               

*Saat Kur’an’da herşeyin yol olacağı zamandır.

*Kıyamet Kur’an’da saat sonrası hesap için dirileceğimiz/dirildiğimiz zamandır.                                


KABİR AZABI 1 - YASİN ÖZKAN


KABİR AZABI 2 - YASİN ÖZKAN

                                                                         

                          

33/63  İnsanlar sana Sa'at'ten soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın yanındadır. Ne bilirsin belki de o Sa'at yaklaşmıştır.

70/4   Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde O'na yükselir.

22/47  Ve senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa Allah, sözünden asla dönmez. Kuşkusuz Rabb'ine göre bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.

30/55  Kıyametin koptuğu gün, mücrimler dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle döndürülüyorlardı.

22/47   Ve senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa Allah, sözünden asla dönmez. Kuşkusuz Rabb'ine göre bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.                                                                                                                                                 

Konu özelinde böyle bir azabın, kabir azabının olmadığına dair ayetlerimizi ve bu sapkın inanca inanlarında kabir azabı var işte bu ayette yazar dediği yamulttukları ayetleri Yüce Rabb'imizin izniyle ve inşaallah furkan nasip etmesiyle detaylıca incelemeye çalışalım.                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                             

*                                                

9/101  Çevrenizdeki Bedevi Araplardan münafık olanlar vardır. Ve Medine halkından da nifakta ileri gidenler vardır. Sen onları bilemezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra onlar, daha büyük azaba uğratılacaklardır.                                                                                                                                 

                                  

Aha bak işte 2 defa azap edecez diyor işte kabir azabı bu ::))

İki defa azap edeceğiz kelimesini dünya bir, kabir bir şeklinde yorumlarlar ki bu asla doğru bir yorum değildir. Yüce Rabb'imiz zaten burada kabir azabından bahsetmez. Kabir azabı, kabir v.s. hiçbir işaret yoktur. İki defayı görünce İslam dininde olmayanlar Kur’an ayetine kendi inançlarını söylettirmeye çalışmaktan başka bir şey değildir bu ayetten kabir azabı var çıkarımları.

9/126 Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe edip öğüt almıyorlar!

Dünyada bir den fazla azap göreceğimizi bildirir Rabb'imiz.

Yüce Rabb’im dünyada bir azaptan sonra üstüne bir azap daha verebilir veya dünyada türlü türlü azap verecek olduğunu kastetmiştir. Hesap görüldükten sonra ahirette azap görecekler ki bu işte büyük azap budur. Hem süre bakımından hem de azabın şiddeti bakımından sonraki büyük azap budur. Cehennem azabını incelerseniz az çok fikriniz oluşur nasıl bir azap olacağı ile ilgili.

Dünyada iken  azap üstüne azap veya  türlü türlü azap görecekleri de yazmıyor, aynı kabir azabı yazmadığı gibi sen bunu nerden çıkardın diye bir soru aklıllara gelebilir.

Bunun cevabını bu çalışmada bulacaksınız. Kur’an’ın bütünlüğüne bakıldığında insanın kabirde bir azap görmesi asla söz konusu değildir ki zaten kabirde açık bir benlikle yaşam süreci yoktur. Zaten mantıksızdır da. Yalnız Kur’an demeden de bu bana mantıksız geliyordu. Aklıma hep kıyamet kopacağı gün ölen ve 1 milyon yıl önce ölen birinin nasıl bir adaletle kabir azabı göreceği soruma zaten yanıt alamamıştım.

Kal dı ki zaten hesap görmeden, inanan, inanmayan ayrılmadan, davalı, davacı olunmadan, Yüce Rabb’im hükmünü vermeden birine azap edilmesi haşa Yüce Allah’ın adaletini ve ilahlığını sorgulamamıza neden olacak bir davranışın sonucu olacaktır.              

Bu son cümleyi de biraz açayım. Allah hükmü ben vericem diyor, ee kabirde azap göreceksek hükmü kim verdi, daha alacak verecek olmadı, neyin cezasını çekicez. Peki Allah hüküm vermeden bir ceza olacaksa Allah’ın ayetlerinden şüphe ederim, ayrıca Allah’ın iradesi dışında gelişen bir olay olduğu anlaşılıyor Yüce Rabb’imin ilahlığını sorgularım. Eğer bir kabir azabı olsaydı.

Bunları yazmak zorundaydım konuyu iyi izah etmek için. Rabb’ime karşı yanlış bir şey söylediysem beni affetmesini umarım. Sizlerden de özür dilerim. 


*

3/185 Her bir nefis201 tadıcıdır ölümü; ve ancak ki tamamlanır ecirleriniz/karşılıklarınız kıyamet günü148; öyle ki kim itilip uzaklaştırıldı ateşten; ve sokuldu cennete; öyle ki muhakkak başardı (o); ve değildir dünya hayatı aldatan/illüzyon* (bir) meta54 dışında.      

Bir çok ayette olduğu gibi bu ayette de ceza veya ödül hesap görmeden sonra olacaktır. Nefs ölümü tadıyor yani ölüyor, kıyamet günü (kıyam ayağa kalma/dirilme günü) ecirler/karşılıklar veriliyor, yani hesap görülüyor. Kimi ateşten uzaklaştırılıyor kimi de ateşe sunuluyor. Ateşe atılanlar dünya hayatı ile aldananlar yani sınavını geçemeyenler oluyor.

Konumu ile bağlantısı şu şekildedir. Hesap görücü yalnız Allah'tır. Hesabı Allah görecek, görecek ki kimse en ufak bir haksızlığa uğratılmasın. Bu hesap görme sonrası karşılıklar, kişinin yaptığı veya yapması gerekirken yapmadığı şeylere göre en adaletli şekilde verilecek. Sonrası işte azap hak edildi ise azap görülecektir. 

Allah bunu söylerken, Yüce Allah'a inat Allah hesap görmeden bilmem kim melek gelecek soru soracak, yok onları da Allah gönderdi diye saçmalayıp duruyorlar. Bu bizzat Yüce Allah'a iftiradır. Allah'ın ilahlığına, hükmetmesine, adaletine, merhametine, kelamlarına, dinine hakarettir, yalanlamadır, iftiradır, küfürdür. Ayetleri değiştirmek, örtmek, gerçeği yalanlamaktır.

Bu net ve kesin şirktir.

Not: Bu şirk günahını o kadar kapsamlaştırmışlar ki, İslam'la alakası olmayan o kadar çok şey uydurmuşlar ki inanılmaz yani. Kabirde sözde görülecek azapların muhteviyatından tutunda sözde gelecek meleklerin isimlerinden tutun da bu azaba maruz kalmamak için yapılacaklara kadar. İnanılmaz.

                                                     

*                                                

10/45  Onları toplayacağımız gün; dünyada, ancak birbirleri ile tanışabilecekleri kadar kısa olan, gündüzün bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp, doğru yola yönelmemiş olanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır.

30/55  Kıyametin koptuğu gün, mücrimler dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle döndürülüyorlardı.                                                                                                                                                  

Not : İlginç bulduğum bir noktayı paylaşmak isterim. Dünya hayatının bir saat kadar olduğunu sanacak olanları yazan ayetlerden bir tanesi hariç 79/46 hariç diğer tüm ayetlerde inanmayanları, suçluları v.s. İşaret ederek gelir. Şu ayetlerde; 10/45 - 20/103,104 - 23/112,114 - 30/55 - 46/35. Kurandan bakınız.                                                                                                                                                                               

Not kısmımdaki çıkarımıma istinaden dünya hayatına hevalarına dalıp sadece dünya ile uğraşanlara sanırım dünya hayatı daha hızlı geçecektir diye algıladım, herkese aynı gelmeside oldukça mantıklıdır. Tabii en doğrusunu Yüce Allah bilir.

Tüm dünya yaşamı, dünyadaki hesaba göre bir günün bir saati kadar gelecekmiş insanlara. Sa'at (evrenin yok olması) sonrası kıyamet (kıyam, ayağa kalma, dirilme) günü gelecek. Yani izin günü, yani, hesap günü, yani din günü gelecek. Ölüm ile dirilme günü arasında bir hesap, azap yoktur. Kabirde zaten hesap olsa dirilmede olmalıdır. Böyle bir dirilme veya dünyadaki ölüm ile hesap günü diriltilme arasında hiçbir ayette belirtilmez. Ayrıca biri kabirde azap görse bunu unutabilir mi? Dünya yaşamı 1 saat gibi gelebilir mi?         Cehennem ehli, cennet ehli gibi bir takım kimselerin konuşmalarını bize bildiren Rabb’imiz bu konuşmalarda eğer olsaydı bunu da bildirmez miydi, bunu da örneklemez miydi? Akledelim. Bu konuşmaları gaypdan bildirir bizlere. Ya henüz yaşanmadı onları bildiriyor yada tüm bunları yaşadık ve bu yaşadığımızın yansımasını bir film gibi tekrar yaşıyoruz diye düşünüyorum. Detaylı bir konu ama araştırmak isterim elimden geldiğince Rabb’im nasip ettiğince.       

Kabirde göreceği kısa bir süre azap bile (eğer olsaydı) çok uzun gelmez miydi. Mesela insanın dişi ağrısa dişini tedavi ettirene kadar birkaç saat bile geçse kendisine çok uzun bir zaman geçti diye gelmez mi, çektiği acı nedeniyle. Bunu unutur muydu. Bir düşünün.                                                                                                                                                                                 

*                                                

22/6 İşte Hakk olan Allah budur. O, ölüleri diriltir. Ve O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.

22/7   Kuşkusuz o Sa'at gelecektir. Onun geleceği kesindir. Ve Allah, kabirlerde olanları diriltecektir.                                                                              

                                              

Evet. Her şeyin yok olacağı gün kesinlikle gelecektir, bu Rabb'imizin sözdür, kesindir şüphe yoktur. Ve kabirlerde olanlar dirilteceklerdir. Ne demek bu? Kabirde olanlar ölüdür demek, kabirde olan yaşamıyor demek, ölen ölü kalır diriltecekleri güne kadar demek, kabirde herhangi bir dirilme, yaşam veya azap yok demek. Ayet bu kadar açık ve nettir. Kabirde herhangi bir diriltme söz konusu olmadığı gibi, azap da söz konusu değildir. Ölen ölü kalır, taki Yüce Rabb'imiz tüm evreni yok edip bizleri diriltene kadar.

Ayrıca Yüce Allah tüm ölüleri diriltecektir. Ama bu ayette kabirlerde olanlar dirilecektir der. Bu ne demek. Sadece gömülenler mi dirilecek ? Denizde boğulan, yakılan, uzayda ölen, ödürülüpde bir inşaatın betonuna gömülen, hayvanlar tarafından yenen v.s. diriltilmeyecek mi? Elbette hayır. İstisnasız jer kez dirilecek ve hesap verecek.

Anlarız ki bu kabir bizim bildiğimiz kabir değil. Dünyadaki mezar değil. Allah katında muhtemelen de uyku halindeki bilinçlerimizin tutulduğu yerdir.                                                                                                                                                                                                                                                                           

82/4     Kabirler alt üst edildiği zaman,  

82/5     Herkes yaptığını ve yapmadığını bilecek.

Aynı zamanda bu iki ayetten de asıl kabir denen yerin Yüce Allah'ın belirlediği, dünya ile ilgii olmayan bir yer olduğunu açıkça anlarız. Her kezsin hesap göreceğini söyleyen Yüce Allah kabirler alt üst edildiğinde, yani insanlar kabirlerinden bir çekirge sürüsü gibi çıkıp etrafa dağıldıklarında artık hesap vaktinin geldiğini ve istisnasız hesap görüleceğini bildirir. Dünyada kabire konmayan hesaptan muaf mı olacak? Elbette hayır. Demek ki bu bizim bildiğimiz kabir değil.

*                                                

32/21  Onlara, büyük azaptan önce, daha yakın olan azaptan tattıracağız. Belki dönerler.                                                                                                                                               

                                                                                                                                                                                            

Büyük azap hesap görülüp herkese karşılığı verildikten sonra suçluların hak ettikleri ahiretteki azaplarıdır bundan şüphe yoktur. Ahiretteki azap tüm azaplardan daha şiddetli ve kalıcı olacaktır. Daha yakın olan ise dünyada Allah'ın vereceği zorluklar, musibetler, acılar v.s dir.

11/99 Bu dünyada da Kıyamet Günü'nde de lanete uğratıldılar. Paylarına düşen ne 

kötü bir paydır.

Belki dönerlerden bu azabın dünyada ki azap olduğunu anlıyoruz. Çünkü insanlar dünyadayken ya inanır yada inanmaz. İnanmayanların dönebilme şansı kendi ölümlerine kadardır. Öldüklerinde ya canları Müslüman olarak alınır yada Müslüman olmadılarsa Müslüman olmamış şekilde canları alınır. Hayattayken doğru yola yönelmedikten sonra ölüm geldiğinde iş işten geçer. Hatta ölümün geldiği anlaşıldığı bir durumda, o anda Müslüman olmak insana fayda vermeyebilir. O anda Allah'ı birlemek, tüm hayatı boyunca nankörlük ettiğinden dolayı Allah tarafından kabul edilmeyebilir. Firavun örneğinde olduğu gibi..                                                                                                                                                                       

10/90  İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlık ve düşmanlıkla onların peşlerine düştüler. Boğulmak üzereyken: İsrailoğulları'nın iman ettiği ilahtan başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de Müslümanlardanım. dedi.

10/91  "Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun."

10/92  "Kendinden sonrakilere bir ayet olman için, bugün senin cansız bedenini kurtaracağız." Gerçekte ise insanların çoğu ayetlerimizi umursamıyorlar.                                                                                                                                                

*                                        

35/22  Dirilerle ölüler bir değildir. Kuşkusuz ki Allah, hak edene duyurur. Sen kabirlerde olanlara asla duyuramazsın.                                                 

 

Bu ayet üzerinde düşünürken;

Dünyadayken kabire sesleniliyor da onlar kabirde olduğundan duymuyorlar diye bir yorum gelebilir ama ayet dikkatli okunduğunda kabirdeki neden duymaz yazıyor, ölü olduğu için. Ölü duyar mı. Ölü ölüdür. Hesap günü diriltilecektir. Tabii Allah kabir diye bize bildirdiği yer nasıl bir yerdir (mezar olarak düşünmek yanlış olur), bizi nerde tutar, hangi formda tutar yada sadece ruh veya sadece benlik olarak mı tutar bilemeyiz, o bilgiden bize verilmemiş, yada ben vakıf değilsem de bilen var ise söylesin.

Yalnız bu konuda şunu söyleyebilirim;

Yüce Allah’ımızın Dirilme gününde parmak uçlarına kadar tekrar bir araya getirmeye gücümün yetmeyeceğini mi sanıyorlar demesinden ve kemiklere et giydiririz işaretlerinden vücut formunda olarak tutulmadığımızı anlıyorum.     

En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Bu ayet kabirde olanın dünya ile ilişkisinin kesildiğine delildir. Net ve kesindir ki ölene kadar ne yaptıysan ölünce onunla kalırsın. Hesap günü bu yaptıklarınla hesaba çekilirsin. Müslüman olarak öldün yada Müslüman olmadan ölmedin, mümin yada müşrik öldün. İş işten geçmiştir. Ayrıca Kur’an’ın ölülere okunmasının anlamsız olduğuna kanıttır. Çünkü Kur’an zikirdir/öğüttür. Ölüler duymaz. Duyduğunu varsaysak bile artık onlar için iş işten geçmiştir. Arkasından onlara Kur’an okumak onlara bir fayda sağlamaz. Kur’an’da ölülere Kur’an okunmaz denmez fakat bu ve bunun gibi ayetlerle anlarız ki (başkada var) ölmüş insana Kur’an okumanın bir fayda sağlamadığıdır. Bunu din haline getirmek İslam harici başka dine uymak olur. Kur’an’ı anlamadığın dilde okumakta öşlere okumakta bence aynıdır. Ölüler duymaz, sen duyarsın ama anlamazsın arada fark yok.

Zaten Kur’an’ı insan, anlayacağı  dilde okumalı ve anlamalıdır. Dinde bir başkası başkasının adına bir ibadet edip de hasıl olan sevabı ona verebileceği hakkında bir ayet görmedim diride olsa ölüde. Kaldı ki Kur’an zaten yaşayanlar için öğüt, hatırlatma, aydınlanma, hakka ileten bir nur kaynağıdır. İslam dünyası Kur’an’ı hayatın içine almak, tüm yaşamı Kur’an’daki vahye göre yaşamak (takva) yerine ölülerin arkasından okunan bir ölü kitabı, duvarda duran bir süs aracı haline getirmiştir.

Kur’an’ı kendi dilinde anlayarak okuyan pek yoktur. Varsa da saçma sapan hadislere göre uydurulmaya çalışılan Kur’an meallerinin içinde boğulur insanlar. Kur’an’ı anlayarak okumak yerine aman bel altında durmasın, aman üstüne bir şey koyma, sen Arapça oku her harfi bilmem ne kadar sevap, sen Arapça oku Allah senin kalbine Kur’an’ı indirir (bunu bir sorum üzerine bizzat cami papazı bana söyledi) gibi saçmalıklarla insanı başka yönlere yönlendirirler.

Kur’an kağıt ve mürekkepten ibaret değildir. Kur’an kalplere hitap eder. Eder ederde okuduğunu anlarsan eder.

Örneğin içinde kanser tedavisi olan İngilizce bir metin okuyorsun. Ama anlamını bilmiyorsun anladığın dilde çevirmiyorsun. 40 sene boyunca okuyorsun ve bir gün kansere yakalanıyorsun. Anlamadan okuduğun ve kanserin tedavisi yazlı metin sana fayda sağlar mı? Anladığın dilden okursa faydalı olur. Yukarda parantez içinde altı çizili yazdığım başımdan geçen olayı anlatayım.

Bundan yıllar evvel bir cami papazına (henüz Kur’an çalışmıyorken bunların bir şey bildiğini zannederek ve din tüccarı olduklarını idrak etmeden önce) sorduğum soru şuydu. Kur’an’ı Arapçamı okumalıyız, Türkçe mi, hangisi daha sevap olur, hangisi daha iyi olur diye sordum. O da bana Arapça okumanın daha iyi olacağını söyledi. Dedim ki Arapça bilmiyorum, öğrenmeye de niyetim yok, sorumluluğumun da olduğunu sanmıyorum. Arapça okuyunca Allah'ın bana anlattıklarını nasıl öğrenicem ? Arapça okuyunca Allah'ın kalbimize onu indireceği gibi bir şey söyledi, yani Arapça okuyunca bir şekilde anlayacakmışız Yüce Allah’ın emirlerini. (Şu an Kur’an’dan anladığıma tamamen ters bir cevap) Bende ona şunu sordum eşimin annesi yaklaşık 65/70 senedir Arapça okuyor. Peygamberin ismini sordum bilemedi (gerçekten bilemedi), ilmihali Kur’an’dan daha büyük, önemli ve asıl kitabımız zannediyor (buda kesinlikle yaşandı) bu nasıl oldu o zaman dedim. Bir süre bakıştık, olay kaldı öyle.

Bu satırlarımı okuyanlara tavsiyemdir, sözlerine hadis, sünnet gibi uydurmasyonları karıştırmayan sayılı birkaç kişi var, onların meallerinden okuyunuz, eğer kendiniz çeviremiyorsanız. Eğer çeviren kişi hadis, sünnet diyorsa bilin ki Kur’an’ı bu zan inançlarına uydurarak çevirirler. İncelediğim ve emin olduğum şu anda çevirisi olan değerli Erhan Aktaş abimizin meallini gönül rahatlıhıyla okuyabilirsiniz (tam inceleme yapıldı). Edip Yükselin meali de iyidir, okuyabilirsiniz (tam inceleme yapılmadı). Sonia Cihangir çevirileride iyidir (tam inceleme yapılmadı)

Ve şu an 11/10/2024 itibariyle çevirisi devam eden benim gözümü açmama vesile olan, Kur’an’ı tam anlamıyla çeviren, kimsenin görmediği yerlerden ayetleri görebilen çok sevdiğim Prf.Dr.İbrahim Esinler hocamın (tüp bebek uzmanıdır kendisi ondan hocam diyorum) çevirisini okuyabilirsiniz. Henüz devam eden çeviri, internet siteleri ve dersleri için blog sayfasının en altında ve çalışmalarımızın farklı yerlerinden linklerine ulaşabilirsiniz.  Erhan Aktaş, Edip Yüksel ve Sonia Cihangir videolarına youtube dan ulaşabilirsiniz. Bu abilerimizin ve ablamızın da çok değerli paylaşımları mevcuttur.

Sadece Kur’an deyip, hakketen sadece Kur’an diyen başka kimseye rastlayamadım. Yoktur demiyorum, karşıma çıkmamış olabilir. Elbette olabilir.Çevirilerine videolarına bakarak net karar verdiğim isimlerdir bunlar yalnız Kur’an diyen. Çıkarsa detaylı bakıp karar vermeye gayret gösteririm.

Fakat bu üç isime şahsım adına an itibariyle YALNIZCA KURAN dedikleri kapsamında kefilim. Erhan ve Edip abi ve Sonia abla. Bu 3 değerli isimin genelde tüm görüşlerine katılmakla beraber katılmadığım yerler vardır. Ama bu katılmadığım yerler diğer hacı, hoca tayfasının insanı dinden çıkarıp şirke sokacak nitelikte asla değildir yanlış anlaşılmasın.

Fakat şu an tüm görüşlerine katıldığım tek isim İbrahim Esinlerdir. İbrahim hocaya sadece Yalnızca Kur’an dediğine ve de tüm görüşlerine şahsım adına kefilim. Tabii ki ilmim yettiği kadar katılabilirim kendisi benim çok üstümde bir bilgiye sahiptir.                                                                                                                                                                                         

*                                                

36/51  Sur'a üflenmiştir! İşte o zaman onlar, kabirlerinden Rabb'lerine akın ederler.

36/52  "Eyvah bize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu Rahman'ın uyardığı şeydir. Resuller doğru söylemişler." dediler.

36/53  Sadece tek bir sayha! İşte o zaman onların tamamı huzurumuza getirilirler.

36/54  Artık bugün kişi, hiçbir haksızlık görmeyecek. Sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.

39/68  Sur'a üflenmiş, Allah'ın dilediği hariç göklerde ve yerde olanlar çarpılıp yıkılıvermiştir. Sonra ona bir kez daha üfürüldüğü zaman onlar kalkarak bakınırlar.                                                                                                                                                                                           

 

İlk sura üfleniş her şey yok olacaktır. 36/51 İkinci sura üflenişte ise herkes kabirlerinden çıkıp Rabb'lerinin huzurunda toplanacaktır. Bu ikisi arasında herhangi bir diriliş, yaşayış yada azap olduğu hakkında bir kanıt, belge, ayet yoktur. Zaten diriliş sonrası hesap görüleceği de ayetlerden net anlaşılır. Adaleti tam ve doğru olan Yüce Allah’ın hesap öncesi yani kabirde henüz hesap görmeden kullarına azap edeceği düşünülemez suçlu olsalar da olmasalarda. Bunun bir de tabii ki suçlu olmayan kesimi var. Kabir azabına inan ve bunu hak ettiğini düşünen insan eğer kabirde azap görecek ise bu azaba muhatap olmayanlara da ödül verilmesi gerekir. Azap görmemek bunların ödülü diye düşünülebilir ama bu ödül değildir. Sadece ceza almamasıdır, ödül bunun neresinde. Cennet ve cehennem Kur’an’da bize bu şekilde mi anlatıldı ki kabir bu şekilde olsun.  Ayrıca bu kabirden kalkıp da Rabb'lerine koşan insanların kabri dünyada ki kabir değildir. Her ölen kişinin dünyada mezara gömülmediği gibi dirilişinde evrenin yok olduktan sonra yani yer başka yerle gök başka yer ile değiştirildikten sonra olduğunu öğretir Yüce Rabb'imiz. Demek ki Allah katında veya Yüce Allah'ın belirlediği bir yerde olacaktır bu kabir. Bu kabir dünyada bildiğimiz kabir değildir.

14/48 O gün değiştirilir  yer başka yere ve gökler de gelirler Allah'ın huzuruna tek (olan), kahhar (olan)                                                      

36/52 Eyvah bize yattığımız yerden bizi kim kaldırdı.Yattıkları yer kabir yani kabirde yatıyorlar. Burada tüm insanlıktan bahseder. Hani nerde kabir azabı, yatıyormuşuz ya kabirde işte. 36/53 Rabb'imizin huzuruna kabirden kalkıp geldik. Hesabımız görülecek. 36/54 İşte Allah'ın huzurunda hesap görülecek, haksızlıkta görmüycez. Ne yaptıysak karşılığını zerre haksızlık edilmeden Yüce Rabb'imiz bize verecek. Peki kabirde azap varsa nasıl olacak. Orda insanlar neden azap gördü, azap görmeyenin ödülü nerede. Kabir azabı diye sallayanlar sanırım bu detayı atlamışlar. 1 milyon yıl önce ölüp kabirde azap gören ile Saat zamanında evren yok olunca ölüpde kabir hayatı geçirmeyecek olana haksızlık olmadı mı. kabirde azap görüyosak ahirette neden hesap görülecek. İkisinin hesabı ayrı mı olacak? Eğer olacaksa Yüce Rabb’imiz bu detayı haşa kitabında bahsetmeyi mi unuttu. Hani Allah'ın huzurunda hesap görülecekti böyle dedi Rabb’imiz, sizin kabirde Allah’ın huzuruna çıkma var mı, hani hesap görüldükten sonra azap görülecekti, kabirde Allah'ın huzuruna mı çıktık. Hesabı görücek Allah hesap görülmeden mi kullara kabirde azap görmesine müsaade edecek yada bizzat izin verecek. Buna inanan Allah'ın adaletli olmadığına da inamış demektir.

Kabir azabı tamamen Allah'ın ayetlerine uymaz, zıttır, çelişir. Zaten insanları şirke sokmak için aynı şefaat (birinin şefaat edeceği gibi) gibi uydurmadır. Oysa ki Yüce Rabb'imizin dininde kabir azabı diye bir şey kesinlikle yoktur. Şefaat yetkisi de yalnızca Yüce Allah’ın elindedir. Hesap görmeden ödülde olmaz cezada Kur’an’ın bütünlüğüne uymaz. Kur’an’da çelişki yoktur. 39/68 de de belirtildiği gibi sura üflenir o an yaşayanlarda ölür, sura üflenir önce ölenler ve o an ölenler gelmiş geçmiş tüm insanlık kalkar. Hani arası nerde, yanınızdan uydurup İslam’a kaynak yapmaya çalıştıkları kabir azabı nerde?



Kabir azabının uydurma olduğuna delil olan bir ayet.



*                                                

39/26  Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı.                                                                                                                                                                                                                

Dünya ve ahiret, ödül ve ceza. Arada herhangi bir ödül, ceza, yaşam veya dirilme yoktur. Sadece dünyada ve sonrasında ahirette.                                                                                             

*                                                

40/11  Dediler ki: "Rabb'imiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık suçlarımızı itiraf ettik. Şimdi bu durumdan kurtulmanın bir yolu var mı?"

2/28   Nasıl kâfirlik yaparsınız (gerçeği yalanlayarak nankörlük edersiniz) Allah'a, siz ölüler iken sonra O sizi diriltti, sonra O öldürecek sonra O diriltecek, sonra O'na döndürüleceksiniz.   

44/56  Tatmazlar orada ölüm başka ilk ölümden ve onları korur azabından cehennem.

22/66  Ve size hayat veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra da sizi diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten çok nankördür.   

37/58  "Biz artık bir daha ölmeyeceğiz, öyle değil mi?"

37/59  "İlk ölümümüzden başka ölüm görmeyecek, azaba uğratılacaklar da olmayacağız."                                                                                                                                                     

30/40  O Allah ki, sizi yaratan, sonra sizi yaşatan, sonra sizi öldüren, sonra sizi diriltendir. Ortak koştuklarınızdan bunları yapacak olan var mı? Allah, onların şirk koştuklarından münezzehtir, yüceler yücesidir.

Açıklamamı dikkatlice okumanızı, ayet no verdiğim yerde ayete dönüp o ayet, okumanızı ve Aklederek anlamaya çalışmanızı önemle rica ederim. Sonrasında da aşağıdaki linke tıklayıp okumanızı rica ederim.                                    

Bu iki ölüm ve iki dirilme şu şekildedir. İlk ölüm diriyken ölmek değil yokken ölü olmaktır.  2/28 - 22/66. Yaratılmamış önceki halimiz ilk ölüm. İlk yaratılma ilk dirilme. Dünyadaki ölüm ikinci ölüm, ahiretteki dirilmede 2.dirilmedir.                                                                                                             

2/28 ayetinde de 22/66 ayetinde de bunu açık şekilde görürüz zaten. 2/28 sizi ölüler iken diriltti kelimesi ve 22/66 da da ve size hayat veren kelimesinden de hayat verildiğine göre öncesinde hayatta değiliz net anlaşılır. Ayrıca 30/40 ayetinde de sizi yaratan sonra sizi yaşatan ibaresinden de ilk dirilmenin ilk yaratılış olduğunu net anlarız.  

İlk yaratma, yoktan var etme de diyebiliriz yani atomlarımız dağınık halde iken ölü idik. Atomlarımız birleşti yaratıldık dirildik dünyaya geldik. İlk ölüm ve dirilme bu şekildedir. Sonrasında dünyada öldük ve gözümüzü ahirette hesap göreceğimiz gün açtık. 2. ölüm ve dirilmede budur.                                                     

Ayrıca 44/56 - 37/58 - 37/59 ayetlerinden de ikinci dirilişten sonra ölüm olmadığı net anlaşılır. 37/59 da bahsedilen gördükleri ilk ölüm de hayattayken öldükleri için tek ölüm gördüler, Yüce Rabb'imizin ilk ölüm diye bize anlattığı şekilde hayattayken bir ölüm söz konusu olmadığından haberimiz yoktu zaten. Allah bize öğretmese zaten de bilemezdik. Rabb'im yarattıklarının hepsine nasip etmediğini bizlere insanlara nasip etmiş bizi yaratılışımıza tanık tutmuştur. Benim anladığımla İbrahim Esinlerin anladığı aynı şeydir. Zaten hadis uydurmasyonlarını bırakıp, kendi inançlarını Kur’an’a söylettirmeye çalışmayan yalnızca Kur’an diyen, Kur’an’ı Kur’an ile açıklamaya, anlamaya gayret gösteren birisi aynı kanaate varacaktır. İbrahim Hocamızın detaylı incelemesini paylaşıyorum. Konu daha iyi anlaşılacaktır. Allah razı olsun çok güzel izah etmiş her zaman ki gibi.

Makale aşağıdaki gibidir;




Dünya hayatından ahiret hayatına geçiş ölümünden (ki bu ölümü tadarlar) başka hiçbir ölüm tatmayacaklardır. Yani ahirette süresiz şekilde ve ölümsüz olarak yaşayacaktır. Kâfirler de bir daha ölüm tatmayacaklardır. Onlar da cehennemde ölümü dileyeceklerdir ancak asla ölemeyeceklerdir. Her yandan ölüm gelmesine rağmen, ölmelerine izin verilmez/hükmedilmez.

Cennette olanlar istedikleri şeylerin içinde olacaklarından cennetten çıkmak istememelerine rağmen cehennemde olanlar ise oradan çıkmak istemelerine rağmen oraya geri döndürülerek, Yüce Rabb’imin dediği gibi deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyecekler. Cennete girememe demek cehennemde olma demektir. Ahirette 2 yerden birinde olacağız. Zaten bir yere gidip te oradan diğer yere geçme diye bir şey Kur’an’a göre mümkün değildir. Cennete giden cennette, cehenneme giden cehennemde süresiz kalacaktır.

Ben cehenneme gider günahlarım kadar yanar oradan cennete girerim diye düşünen varsa büyük hayal kırıklığına uğrar. Hatta bunu din olarak kabul ederse de şirk olur. Haberiniz olsun.                                                                         

20/44  Kim Rabb'ine mücrim olarak gelirse, onun yeri Cehennem'dir. Orada ne ölür ne de yaşar.

35/36  Kafirlere gelince, onlar için Cehennem ateşi vardır. Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar. Onların azaplarından da hafifletilmez. İşte bütün kafirleri böyle cezalandırırız.

87/12  Ki o, büyük ateşe atılacaktır.

87/13  Sonra orada ölüm de yok, yaşam da.                                                           

21/102 Onlar, Cehennem'in uğultusunu bile duymazlar. Ve onlar canlarının istediği şeylerin içinde sürekli kalacaklardır.

18/108 Orada devamlı kalırlar. Asla ayrılmak istemezler.

22/22  Azaptan kurtulmak için ne zaman oradan çıkmak isteyecek olurlarsa, yakıcı azabı tatmaları için oraya geri döndürülürler.

5/37   Ateşten çıkmak isterler. Onlar, o ateşten asla çıkamayacaklar. Onlar için kalıcı bir azap vardır.

7/40   Ayetlerimizi yalanlayan ve büyüklenenler var ya, onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar deve iğnenin deliğinden geçmedikçe, Cennet'e giremeyeceklerdir. Mücrimleri böyle cezalandırırız.                                                                                                                                                                                                                                        

Bu olaylar sonrası artık ölüm bitmiştir. Bu dünyanın ve dünya yaşamının, sınavımızın sonudur. Artık süresiz yaşam vardır. İnanlar içinde, inanmayan içinde. Tek fark ayrı yerlerde olmalarıdır. Herkes kendi çalışmasının sonucunda, kendi kazancına göre karşılığını alır ve hak ederek gittiği yer ne ise ora da ona göre süresiz yaşar. Takvalı olanlar ödüllendirilir, Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar ve şirk koşanlar ise cezalandırılır, süresiz olarak. Allah kimi nereye uygun görürse giden o gitiiği yerden çıkamayacaktır, orada kalıcıdır. Cehennemden çıkmalarına izin vermez Rabb'imiz Cennete giden de zaten çıkmaz istemez. Şirk koşanlar harici herkes için bağışlanma şansı olacaktır. Fakat şirk koşulduysa onun yeri net ve kesin cehennemdir, lütfen bu konuya çok dikkat edelim.              

Şirk başlığı altında elimden geldiğince Rabb’imin dilediğince çok detaylı incelemeye çalışacağım, kafalarda tek bir soru işareti kalmamasına dikkat ederk.                                                                                                                                     

                                                                      

13/22 Ve o kimseler, sabırla Rabb'lerine yönelirler ve salatı ikame ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak ederler, kötülüğü iyilikle savarlar; dünya yurdunun sonucu onlar içindir.

13/24 "Sabretmeniz nedeniyle size selam olsun. Dünya yurdunun sonu ne güzeldir."

13/25 Misaklerinden sonra Allah'ın ahdini bozanlar; Allah'ın bağlı kalınmasını istediği şeyle bağlarını koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlara lanet vardır ve dünya yurdunun kötü sonu onlarındır.

13/35 Takva sahiplerine söz verilen Cennet'in içinden ırmaklar akmaktadır, meyvesi ve gölgesi süreklidir. İşte bu takva sahiplerinin sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir.

13/42 Onlardan öncekiler de planlar yapmışlardı. Oysa Allah'ın planı bütün planları geçersiz kılar. Zira O, herkesin ne yaptığını bilir. Kafirler, bu yurdun sonunun kimin olduğunu bileceklerdir.


*                                            

40/46    Ateş; onlar sunulurlar ona sabah ve akşam ve saatin koptuğu gün sokun firavun ailesini azabın en çetinine.                                                                                                                

 

Firavun ve onun ehli sürekli olarak ateşe sunulur demektedir ayet. Sabah akşam bunu ifade eder. Sabah ve akşam ve saatin koptuğu gün derken sabah ve akşam ayrı saatin koptuğu zaman ayrı öyleyse bu arada bir yer daha var burasıda kabir. Bak sabah akşam dünyada mezardayken olur diye düşünmek Kur’an’a göre yanlıştır. Zaten daha önce de dediğim gibi Yüce Rabb’imizin bizi kabir dediği tutacak olduğu yerin nasıl bir yer olduğu belli değildir. Kur’an’da nebiye müşrikler için kabirlerinin başında durma ayetindeki kabir ile bizim dirilteceğimiz güne kadar kalacağımız kabir aynı şey değildir. Burada anlatılmak istenen şey onların saatin koptuğu gün sürekli kalacak oldukları cehenneme gideceklerini bildirir Yüce Rabb’imiz bizlere.
Aşağıdaki makaleyi inceleyelim.






40/46  Ateş; onlar sunulurlar ona sabah ve akşam ve saatin koptuğu gün sokun firavun ailesini azabın en çetinine.                                                                                           

 

Firavun ve onun ehli sürekli olarak ateşe sunulur demektedir ayet. Sabah akşam bunu ifade eder. Sabah ve akşam ve saatin koptuğu gün derken sabah ve akşam ayrı saatin koptuğu zaman ayrı öyleyse bu arada bir yer daha var burasıda kabir. Bak sabah akşam dünyada mezardayken olur diye düşünmek Kur’an’a göre yanlıştır. Zaten daha önce de dediğim gibi Yüce Rabb’imizin bizi kabir dediği tutacak olduğu yerin nasıl bir yer olduğu belli değildir. Kur’an’da nebiye müşrikler için kabirlerinin başında durma ayetindeki kabir ile bizim dirilteceğimiz güne kadar kalacağımız kabir aynı şey değildir. Burada anlatılmak istenen şey onların saatin koptuğu gün sürekli kalacak oldukları cehenneme gideceklerini bildirir Yüce Rabb’imiz bizlere.        

79/25  Allah da onu dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.                                               

Kabir azabına delil gösterdikleri ayeti bilerek yada bilmeyerek yanlış anlayanlara tokat gibi çarpacak bir ayet. Yukardaki açıklamamıza bir delil daha. Allah firavunu dünya ve ahiret azabı ile cezalandırdım diyor. Arada bir kabirde ceza olsa bunu söylemez miydi. Hadi oradan inkarcılar. Allah her şeyi açıklar. Apaçık her şeyi yazıp, her şeyden apaçık örnekler verdiğini söyleyen Yüce Allah bunu yazmadı da ölünde bize haşa süpriz mi yapacak. Siz ayetleri eğip büküp insanları şirke sokmak için uydurdunuz, şeytanın velilerisiniz siz. Ashabı meşemede yeriniz hazır mreaklanmayın.

Bakın bakalım bu detayı detayı bile veren Yüce Allah'ın sorumlu olacağımız bir şeyi bize bildirmemesi düşünülebilir mi?


44/29  Öyle ki, ağlamış değildi onlara gök ve yer; ve olmuş değildiler fırsat verilenler.




28/40 Sonra onu ve askerlerini yakalayıp suya gömdük. Bak bakalım, zalimlerin sonunun nasıl olduğuna!

28/41 Onları, ateşe çağıran önderler yaptık. Ve Kıyamet Günü onlara yardım edilmez.

28/42 Bu dünyada arkalarına bir lanet taktık. Kıyamet Günü ise onlar çirkinleştirilmiş olanlardandır.

Üç ayet bazında sırasıyla Yüce Allah firavun ve askerlerini kaçımılmaz sona gönderdi. Suda boğılacaklardı ve bundan kaçamazlardı. Onları yakaladı ve suda boğdu. Bu zalimlerin dünyadaki sonu oldu. Ve onları kıyamet günü yani hesap görüleceği gün tekrar diriltildiklerinde ateşe gidenlerin önderi yapmış. Bu dünyada lanetlemiş (kıssalarda var çeşitli belaları bize bildirmiş Rabb'imiz), diriltikleri günde çirkinleştirilmiş olacaklarmış. Bu dünyadan kıyamete yani dirilme gününe kadar olan macerada arada kabir azabı görebildiniz mi?






Eğer söylediklerinizin arkasındaysanız, kabirde azap var diyorsanız o zaman gelin içtenlikle Allah'ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim.

*                                                

52/47  Zulmedenler için bundan başka bir azap daha vardır. Ne var ki onların çoğu, bunun bilincinde değiller.

52/45  Artık onları cezalandırılacakları güne kavuşuncaya kadar kendi hallerine bırak.     

52/46  O gün planları onlara hiçbir yarar sağlamaz. Ve onlar yardım da olunmazlar.                                                                                                                                              

                                              

Ahirette hesaba çekilecekleri güne kadar zulmedenlerin kendi hallerine bırakılmasını söyler Yüce Allah'ımız. Hesap gününde ne yardım nede planları hiçbir şeyin işe yaramayacağını ne ektilerse onu biçeceklerini söyler. Sonra 52/47 de bundan başka azap daha vardır der. Azap yakın mı uzak mı bildirilmemiş. Ahiret azabına işaret edebileceği gibi dünyada başka azap olarak da anlayabiliriz. Yada her ikisinde de. Ahirette de türlü türlü azaplar var fakat bundan başka dediği için ayet dünya azabı olabilir ki, Rabb'imizin dünyada 2 defa azap verdiğini biliyoruz. 9/101 bakınız. Birde daha şiddetli bir azaba işaret olmadığından ahiret azabı olmayacağı dünya da bir azap görüleceği kanaatindeyim.

 

*                                                

54/6   O halde onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları hiç hoşlanmayacakları şeye çağıracak.

54/7   Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.

54/8   Çağırıcıya doğru koşan Kafirler: "Bu, çok zor bir gün." diyecekler.                                                                                                                                                  

                                                          

Neden nebiye yüz çevir diyor Rabb'imiz ve kim onlar ayetlerin öncesini okuyunuz. Konu bağlamında bizi ilgilendiren kabirlerden baygın gözle çıkılması. Buraya kadar ki çalışmamızdan çağrışım yapmıştır umarım. Zamanını bilemediğim uzunca bir süre kabirlerinde her şeyden habersiz, şu an dünyada uykuya veya komaya benzer bir halde olduklarından.

Tabii kabirde nasıl bir formda oluruz, asıl kabir nerededir (mezarda cesedimiz bulunur sadece cansız boş bir kabuk) Yüce Rabb'imiz bizi kabirde nasıl ne şekilde tutar, o uyku benzeri hal nasıldır bunlara cevap bulabileceğimiz bir bilgi bize vermemiştir. En azından ben göremedim. Yalnız yukarıdaki yazılarımda paylaştığım gibi dirilme insan formu benzeri olacağına dair işaretlerimiz var.  

Anlayamadığım veya henüz kavrayamadığım, başka insanların bu konu hakkında kavradığı şeyler de olabilir tabii. Şu Kur’an’dan Rabb'imin bana nasip ettiği bilgi düzeyinde bu ve bu benzeri sorular için bilgilendirme yapabileceğim en üst düzeyde elimden geldiğinde Rabb'imin izin verdiğince, dilimin döndüğünce açıklamaya, bildiğim ve anladığım her şeyi, ama doğru ama yanlış (yanlışsa da samimi olarak doğru bildiğimden aktarırırım) aktarmaya, detaylı şekilde açıklamaya gayret gösterdim, göstericem. Amacım Rabb’im neyi, nasıl ve ne kadar dediyse anlatmaya çalışmaktır.

Şu sorulabilir. Hani sen Kur’an apaçıktır, her şeyden örnekler apaçıktır, Kur’an mubindir, mufassaldır, din tamamlanmış/Kemale ermiştir, hiç bir şey eksik kalmamıştır, Kur’an’ı anlamak için kimsenin Kur’an’dan başka bir kaynağa veya açıklayacak birine ihtiyacım yoktur demiyor muydun. Neden Bu açıklamaları veya bu çalışmayı yapıyorsun? Aşağıdaki linkten bakabilirsiniz.




*                                                

70/42  Artık onları kendi hallerine bırak. Uyarıldıkları günleri gelip çatıncaya kadar gaflet içinde oyalanıp dursunlar.

70/43  O gün, onlar kabirlerinden fırlayıp çıkarlar. Sanki bir hedefe koşuyor gibi;

70/44  Gözlerinde korku, kendilerini zillet bürümüş halde. İşte bu, onların uyarıldıkları gündür.


80/19  Bir nutfeden yarattı. Sonra da ona kader takdir etti.

80/20  Sonra hak yolu ona kolaylaştırdı.

80/21  Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.

80/22  Sonra dilediği zaman onu diriltip ortaya çıkardı.                                                                                                                                                 

Çok yorumlamaya gerek yok. Konu özelinde Uyarıldıkları güne kadar gafletteler, ölürler, kabre girerler, uyarılıp umursamadıkları dirilme gününde de kabirden çıkarlar. Kabir azabı ve bunla ilgili uydurdukları şeylerden Kur’an’da bir delil, işaret v.s. Yoktur.

Bu kabirden çıkınca korku içinde olan kısım anladığım kadarıyla kafir olanlardır.                       

Şu noktaya dikkat edelim .Uyarıldıkları gün nedir. Rabb’imin uyardığı gün hesap günüdür. Hesap gününün geldiği gün ise her şey yok olduktan sonra yeni evrenler, cennet, ve cehennem gibi evrenlerin yaratıldıktan sonrasıdır. Yani Kur’an’ın asıl bahsettiği bizim yada sadece bilincimizin öldükten sonra transfer edildiği Yüce Allah katında bir yerdir. Çünkü dünya, evren v.s. yoktur o gün artık. O gün kabirlerden çıkacakmışız. Ve uyarıldığımız o günü görecekmişiz.

*                                                

71/17  "Allah, sizi yerden bir bitki gibi bitirdi."

71/18  "Sonra sizi toprağa döndürecek ve ardından bir çıkışla oradan çıkaracak."                                                                                                                       

                                              

Ölü iken bitkileri dirilttiği gibi diriltti Allah. Sonra öldürüp toprağa döndürecek ve hesap günü tekrar diriltecek. Bu 2 ölüm ve 2 yaşam diye Yüce Rabb'imizin bahsettiği yukarıda da işlediğimiz konudur. Ayrıca da görüldüğü gibi bu olaylar zincirinde arada bir dirilme yani kabirde dirilme, kabirde azap diye bir konu olmadığının bir daha ispatıdır. Bitki örneğini veriyor Yüce Rabb’imiz. Bu yaratılışın onun için çok kolay olduğunu belirtmesi yanı sıra, hiç ortada yokken yani ölüyken çıkardığına da işarettir. Dikkat edilirse toprağa tek giriş ve bir çıkışa da işaret vardır.

Yoktan var edilme yani ölüyken diriltetme, sonrası ölüm ve dirilme dir. Arası yok. Eğer bir kabir azabı olsaydı illa ki bir dirilme olmak zorunda idi. Ama böyle bir şey asla Kur’an’da işaret edilmiyor.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

7/25 Dedi: "Orada* hayat yaşarsınız ve orada* ölürsünüz; ve oradan* çıkarılırsınız**."

*Dünya gezegeni.

**Daha önce cennet evreninde yaşadığınız bir yerden bilinciniz nasıl çıkarıldıysa, Dünya gezegeninde öldüğünüzde bilinciniz evrenin dışına çıkarılır.

Ayetten anladığım dünyada yaşıyor, ölüyor ve oradan çıkarılıyoruz. Yani öldükten sonra dünyadan çıkarılma var. Tüm evrenin yok oluşundan sonra bir çıkarılma değil, ölüm sonrası çıkarılma. Bu manada da asıl kabir Allah katında bir yerde olduğunu bana anlatır.

*                       

50/44 O gün yer yarılır, onlar topraktan çabukça ayrılırlar. İşte bu, Bizim için kolay bir toplamadır.

30/25 Göklerin ve yerin, buyruğu ile durması, O'nun ayetlerindendir. Sonra bir tek çağırışla çağırdığı zaman yerden derhal çıkacaksınız.


100/9  Bilmez mi kabirlerde olanlar çıkarıldığı zaman

100/10 Ve göğüslerde olanlar açığa çıkarıldığı zaman,

100/11 İzin Günü Rabb'lerinin her şeylerinden haberdar olduğunu.


82/4   Kabirler alt üst edildiği zaman,

82/5   Herkes yaptığını ve yapmadığını bilecek.


102/1  Çoğaltma isteği sizi oyaladı.

102/2  Ta ki ölüp kabirlere girinceye kadar.

102/8  Sonra İzin Günü kesinlikle nimetten sorulacaksınız.                                                       


Önce şunu söyleyeyim. Rabb’imin 1 insan yaratması ile tüm insanlığı tekrar diriltmesi arasında kendisi için bir fark olmadığını, Yüce Allah için bu her ikisinin de kolay olduğunu bizlere bildirir 31/28 ayetinde.

Gizli, saklı kabirden çıktından sonra ortaya çıkacak. Hesap dirildikten sonra görülecek. Herkesin sakladığı gizlediği, tüm yaptıkları ortaya çıkmadan, hesap görülmeden herhangi bir karşılık verilmesi (ceza veya ödül/ cennet yada cehennem) söz konusu olamaz. Aksi takdirde Allah'ın adaletinden söz edilemez. Hesabı görecek olan Allah'tır.    

Kabiri bizim dünyada gömüldüğümüz yer olarak algılanması yanlış olacaktır. Evet bekleyeceğimiz, oradan çıkarılacağız bir yer var ve bu yer toprak olarak belirtilmiş. Orasının dünya olmadığı kesindir. Çünkü bu evren tamamiyle yok olacak ve cennet ve cehennem evrenleri yaratılacak. 

Bu bilgiler ışığında bu kabir artık nasıl bir yer ise ya Allah katında mı olacak ya da cennet cehennem yaratılırken diriltilecek olanların kabirlerinin olduğu farklı bir yerde tüm bunlardan bağımsız olacak, yoksa arafta bir yerde mi olacak bilemiyorum. Ama Yüce Allah'ın öğrettiği kadar yorumlamak gerekirse öldükten sonra dirilteceğimiz güne kadar bekleyeceğimiz bir yer var ve burada hiç bir şeyden habersiz bir şekilde hesap gününü bekliyor olucaz. Dirilteceğimiz gün de oradan çıkıp hesaba gideceğiz.

Kabirde şu an ki halimizden farklı bir formda olucaz, çünkü diriliş aynı zamanda tekrar yaratılış olacaktır. Dirildiğimizde ise bu halimize benzer bir formda olucaz. Çünkü ayetler incelendiğinde deriden, yeme içmeden bahseder Yüce Allah. Muhtemelen bu forma benzer bir formda olmamıza rağmen ahirette, sadece dünyayı ilgilendiren şeylerden arınmış olucaz. Mesela cennette kötü düşünceler olmaması gibi. Şahsi kanaatim cinsel organ ve tuvalet ihtiyacı, terleme, üşüme gibi dünyevi şeylerden de muaf olucaz. Bu benim düşüncem tabiiki.

Bu kanıya da şu içinde bulunduğuz evrenin, ademin kaldığı veya yeni yaratılacak olan cennet evreninden çok daha alçak, sıkıntılı ve yaşanması zor bir yer olması, ayrıca cennette kötü düşüncelere sahip olmayacağımızı Yüce Allah’ın bize öğretmesinden dolayı bu kanaate vardım.

En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                                                                                      

74/9   İşte o İzin Günü, çok zorlu bir gündür;

74/10  Kafirler için kolay olmayan.

74/11  Tek olarak yarattığım kişiyi Bana bırak.

55/46  Rabb'inin makamından korkanlar için iki cennet vardır.

6/62   Sonra onlar, gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülürler. Dikkat edin, hüküm yalnız O'nundur ve O, hesabı çabuk görendir.

32/10  Onlar: "Toprakta yok olup kaybolduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" dediler. Hayır; onlar, Rabb'lerine kavuşmayı yalanlıyorlar.                                                                                                                                                

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder