BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
salat/salli/salla : Aynı kökten türemektedirler. Her salli
ye her salla her salata namaz denmiş bu
şekilde çevrilmiştir. Salatın içini boşaltmışlar. Buda yetmemiş şirk aracı
yapmışlar.
Kavram anlamları aşağıdaki gibidir.
Salat/salla/salla geçtiği yerlere göre aşağıdaki gibi
anlamlara gelmektedir. Salat genel anlamı olarak kurana musallin olma, belirli
vakitlerde yapılan kuran dersleri/çalışmaları/anlayarak okumadır.
SALAT ;
108Müminlerin haftanın belirlenen bir gününde, sabah ve
akşam salâtlarından ayrı olarak, gündüz olmak koşuluyla toplumun belirlediği
bir zamanda ve sürede yaptıkları salât.
154 Toplumunu yöneldiği, takip ettiği amaç ve hedeflere
salât etme. Salâtlarını bilmiş olan göçmen kuşlar gibi toplumla aynı
istikamete doğru uçma.
5 Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve
sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
23 Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar
olarak çoğul.
142 O insana/insanlara ilgi-alaka gösterme, kale alma,
dikkate alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme.
Salatlar
:
22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması (52:48); hemen
arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması.
Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.
Salli
:
141İlgilenmek, alakadar olmak, kale almak, dikkate almak, ilgiyle takip etmek,
üzerlerine titremek.
Salla
:
112Salla edenler. Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz
çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar, umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar,
mühimseyenler,
13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz
çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak,
mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen
akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.
Salla/salat eylemini anlamak için biraz detaylı
inceleyelim. Çünkü ayette kullanılan yere göre biraz değişiklik gösterebilir.
İnsanın salla eylemi ile Allah’ın kuluna salla eylemi aynı değildir.
SALLA
EYLEMİ
-İnsanın
salla eylemi genel tanımı
Hedeflenen şeye yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale
almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, muhimsemek, tepkisiz kalmayarak üzerine
titremek, hedefi akıl/fikir klavuzluğunda takip etmek.
-İnsanın
Yüce Allah’a salla eylemi
Yüce Allah’ı kendisine bahşettiği akıl/fikir klavuzluğunda,
yarattığı şeyler üzerinden O'nu aramak ve bulmak; O' nu her daim takip etmek.
-İnsanın
Kur’an’a salla eylemi
Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an'a yüz
çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek,
tepkisiz kalmayarak Kur’an'ı bir hedef gibi belirleyip kendisine bahşedilen akıl/fikir
kılavuzluğunda takip etmek.
-İnsanın
insana salla eylemi
İlgilenmek, alakadar olmak, kale almak, dikkate almak,
ilgiyle takip etmek, üzerlerine titremek.
-Yüce
Allah'ın kuluna salla eylemi
Yüce Allah'ın kulunu gözünün önünden ayırmaması, hemen
arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması.
Yüce Allah'ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.52/48
salat (salat, sallanın isim halidir)
-insanın
salatı genel tanım
Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama, kale
alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salat edilen
şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme, akıl/fikir kılavuzluğunda
takip etmek.
-İnsanın
Yüce Allah’a salatı
Yüce Allah' kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda,
yarattığı şeyler üzerinden arama ve bulma; O'nu her daim takip etme.
-Yüce
Allah’ın kuluna salatı
Yüce Allah'ın kulunu gözünden ayırmaması 52/48 hemen
arkasından gözetlemesi/takip etmesi, koruması,kollaması, ilgisiz kalmaması.
Yüce Allah'ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.
-İnsanın
insana salatı
O insana/insanlara ilgi, alaka gösterme, kale alma, dikkate
alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme.
-Meleklerin
salla eylemi ve salatı
Yüce Allah'ın salla eylemini ve salatını yerine getirmek
şeklinde Kur’an’dan anlayabiliriz.
Ayetler ışığında Allah’ın izni ile incelemeye çalışalım.
2/3 Kimseler; iman47 ederler gayba62;
ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları
infak6 ederler.
salate
*Rablerini gözleriyle göremeseler de O'nun tecelli etmiş
olan isimlerine/sıfatlarına tanık olarak iman ederler/emin olurlar.
Salatı ayağa kaldırırlar. Kur’an derslerini hayata geçirirler.
Salat namaz değildir.
*
2/43 Ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve
verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.
s-salate
Salatları ayağa dikin canlı tutun ve zekatı verin ve boyun
eğin, teslim olun, boyun eğenlerle teslim olanlarla. Salat burada namaz kıl
olsaydı namaz kıl dedikten sonra rüku edin demesi anlamsız olurdu. Eğer bilinen
anlamda namazda rüku olsaydı. Namaz eğer şu anki haliyle olsaydı tekrar
ediyorum namazı(salat) kılın ve zekatı verin ve rüku edenlerle rüku edin. Demek
ki rüku namazla alakalı bir olay değil. Salatla alakalı. Kur’an ayetlerini çalıştıktan
sonra zihinle Allah'ın ayetlerini tanıyıp dize gelmektir. Fiziksel bir olay
olmaktan çok daha derindir.
*
2/45 Ve yardım/destek isteyin sabırla51; ve
salâtla5; ve doğrusu o (salât) mutlak bir büyüktür (yüktür); dışındadır
haşyetliler/huşulular53 üzerine (olan).
ve ssalati
Buradan anlarız ki salatlar sonrası Allah’tan yardım
isteyebiliriz. Ve salatın haşyet ve huşu duymayanlara ağır bir yük olduğunu
Yüce Rabb’imiz bildirmektedir. Zaten gösteriş için veya Allah’ın rızasını
kazanmak O’nun ayetlerini öğrenip ona göre yaşamak dini yalnızca Allaha has
kılmak şirksiz bir bilinçle Allah’ın doğru yoluna ulaşmak gibi amaçlar dışında
yapılırsa bunu yapana bu işin yük olacağı açıktır. Toplu salatlarda da insanlar
birbirlerine dayanışmada bulunmalı yardımlaşmalı.
Bu destek isteme neyle olacak. Sabırla (metanetle direnme, dengeyi bozmadan, mücadele ile) ve salatla. 2/153 e bakılsın.
Ayrıca başka bir açıdan da yardım isteyin sabırla ve salatla cümlesinden her şeyi bize öğreten Yüce Rabb'imiz yardım istemenin ve yardım etmenin hudutlarını da bizlere öğrettiğinden yardım istemeyi Kur'an'dan öğrenin demiş olabilir. Salatla yani Kur'an'la yardım isteyin şeklinde anlamlandırmak da yanlış olmayacaktır kanaatindeyim. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
2/83 Ve o zaman aldık bir
mîsâk129 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve
ana babayla bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de);
ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve dikin/ayağa
kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra döndünüz; bir az dışında sizlerden;
ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
s-salate
İsrailoğullarınla yapılan bir anlaşmadan bahseder Yüce Rabb’imiz.
Bu anlaşmaya göre sadece Allah’a kulluk edin, anaya, babaya, yakınlık sahibine,
yetimlere ve miskinlere güzellik yapın(iyi söz söyleyin, yardım edin) ve salatı
ayağa kaldırın dikin yapın (devamlılık da sağlayın) zekatı verin. Fakat bu
anlaşmaya uyan az olmuş karşı çıkmışlar.
*
2/110 Ve
dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için
önceden gönderdiklerinizi hayırdan; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında;
doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
s-salate
Salatı hayata geçirin. Zekatı verin yaptıklarınızın
karşılığını Allah katında mutlaka bulursunuz Allah her şeyi en iyi görendir.
Önceden yapılan hayırlı işleri sonradan Allah katında bulacakmışız. Bunlardan
ikisine örnek verir Yüce Rabb’imiz. Zekat vermek ve salatı ayağa kaldırmak.
Şimdi salat ve namaz ele alalım. Yat kalk yapıp anlamını bilmeden bir egsersiz
mi sizce hayırlı, yoksa salatın gerçek anlamı olan, Kur’an’ın gerçek salatı
olan Yüce Allah’ın ayetlerini okuyup öğrenmek mi ? Şöyle de düşünelim nefsimizi terbiye etmek için,
nefsimize uymamak için yat kalk mı yoksa Allah’ın ayetlerini çalışıp öğrenmek
mi?
*
2/125 Ve o zaman yaptık beyti/evi32 bilinci
geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in
dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden; bir salla13 yeri; ve
antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi32;
etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve
rükû11 edenlere; secde12 edenlere.
musallen
Beytin evi salla yeri musallin olma yeri için güvenli bir yer olarak belirlenmiş.
Burayı müşriklerden putlardan v.s. temizlenmesini istiyor İbrahim ve İsmail’den
Yüce Rabb’imiz. Bu yerlerin temizliği olabileceği gibi manevi temizlik şirkten arındırmada olabilir.
Temizlik konusu için 22/26 ya bakılsın. Çünkü buraya gelip etrafta dolaşanlar
ve kendini adayacaklar boyun eğip itaat edeceklerdir insanlar. Ve beynen diz
çöküp boyun eğeceklerdir. Burada
musallen kelimesi geçer. Genelde namaz veya salat yeri yada namaz kılma yeri
diye çevrilir fakat Burada aynı zamanda musallin olmaktan bahsedilir. Musallin
demek bir şeyi hemen arkasından takip
etmektir. Musallin kavramını ele aldık burada kısaca yazıyorum. Bir şeye
musallin olmak onu zihnen ve bedenen hemen arkasından izlemektir. İyi bir şeye de
musallin olunabilir kötü bir şeye de. Buradaki musallen kelimesi budur. Hak
yoluna musallin olunmasını emreder Yüce Rabbimiz.
littaifine kelimesini tavaf etmek diye çevriliyor.
Anlaşılan manada kabenin etrafında dönmek gibi fakat yanlış. Anlamı gitme/yürüme,
etrafta dolaşma/dolaşma eylemi, yolculuk etmek, ona gelmek, rastlamak, ziyaret
etmek, yaklaşmak, sık sık dolaşmak, kuşatmaktır. Tavaf olarak inceliycez. burada
musalline bakarsak İbrahim’i takip et manasında kullanılmıştır.
*
2/153 Ey iman47 etmiş kimseler! Yardım/destek
isteyin sabırla51; ve salâtla5; doğrusu Allah birliktedir sabredenlerle51.
ve ssalati
Burada gene Kur’an dersleri sonrası Allah bir yardım
istenmesi söz konusu. Buda dua ile olacaktır. Salat sonrası bir dua yapılmasının
doğru olacağını görüyoruz. Başka ayetlerde de olduğu gibi sabır önemli. 2/45 e
bakılsın.
Birkaç
konuya değinmek isterim, konuyla alakalı olduğunu düşünüyorum.
-Allaha
isyan etmemeliyiz bilmeliyiz ki başımıza ne gelirse kendi yaptığımızdandır hem
Allah bunların bir çoğunada engel olur.
42/30 Size isabet eden musibet kendi ellerinizle
yaptığınız şeyler yüzündendir. O, çoğuna da engel oluyor.
-Hoşlanmasak
da hayır hoşlansakda şer olabilir.
2/216 Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı.
Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza
giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
4/19 Ey
iman edenler! Kadınlara istemedikleri halde mirasçı olmanız, size helal
değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe, onlara vermiş olduğunuz şeylerin bir
kısmını almak için baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Şayet onlardan
hoşlanmıyorsanız, bilin ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır kılmış
olabilir.
-Her
zorluktan sonra veya zorlukla kolaylık vardır
65/7 Varlık sahibi olanlar, varlıklarına
göre karşılıksız yardım etsinler. Durumu müsait olmayan da Allah ne verdiyse
ondan versin. Allah, bir kimseyi, kendisine verdiğinden fazlasıyla sorumlu
tutmaz. Allah, zorluğun ardından bir kolaylık verecektir.
94/5 Zira
zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
-Başımıza
gelen şeyler iyide olsa kötü de olsa sınav için olabilir.
18/7 Biz,
hangisinin daha iyi şeyler yapacağına sınav olsun diye, yeryüzünde olan şeyleri
ilgi çekici yaptık.
21/35 Her nefs ölümü tadıcıdır. Sizi sınav olarak,
iyilik ve kötülükle sınarız. Ve siz, yalnız Bize döndürüleceksiniz.
76/2 İnsanı
karışık bir nutfeden yarattık. Onu sınava tabi tutacağız; bu nedenle onu duyan
ve gören bir varlık yaptık.
29/2 İnsanlar,
inandık demekle fitnelendirilmeden(sınav) bırakılacaklarını mı sanıyorlar.
39/49 İnsanın başı derde girdiği zaman Bize yönelir.
Sonra ona tarafımızdan bir yardım bahşettiğimizde: "Bu bana
bilgimden/yeteneğimden dolayı verilmiştir." der. Hayır! O bir
fitnedir(sınav). Ne var ki onların çoğu bilmezler.
*
2/157 İşte bunlar; onlaradır
salâtlar22 Rablerinden4; ve bir rahmet271; ve işte bunlar; onlardır doğru
yola kılavuzlular.
salevatun/salatlar
Bir musibetle karşılaştıklarında Allah’a dönecekleri bilen
ve bunu söyleyenleredir (2/156 bakılsın) Allah’ın koruması (salatlar) gözetmesi
rahmeti ve onlardır doğru yolda olanlar.
*
2/177 Değildir erdem ki çevirirsiniz yüzlerinizi
doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir; iman47 etti Allah'a
ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba (Kur’an’a); ve
nebilere/peygamberlere; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında
olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize;
ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve dikti/ayağa
kaldırdı salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenler antlaşmalarını
antlaştıkları zaman; ve sabrederler51 sefalette/sıkıntıda; ve başı
darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar doğru kimselerdir; ve
işte bunlar; onlardır muttakiler17.
s-salate
Yüzünüzü belli bir tarafa çevirmeniz erdem değildir. Erdemli olan kimse iman eden,
Allaha ve ahiret gününe inanan, meleklere kitaplara nebilere ve resullere
inanan sevdiği mallarından ihtiyacı olan yakındakilere yetimlere açlık
sınırında olanlara evsizlere isteyenlere veren
ve salatı devamlı yapıp zekatını veren anlaşmalarına uyanlar sıkıntıda
başı dertte seferberlikte bile sabredenlerdir ve bunlar doğru kimselerdir,
muttakilerdir. Aynı zamanda muttaki olmanın şartlarını da vermiş Yüce Rabb’imiz.
ÖNEMLİ
NOTLAR :
1- Ahiret gününe iman etmek sadece ahiretin olduğuna iman
etmek değildir. Kur’an’da geçen ahiret ile ilgili tüm bize öğretilene iman
etmektir.
2- Meleklere iman
etmek bize öğretilen melek kavramını anlamak ona göre iman etmektir. İki
kanatlı etrefta uçan bir şeyleri melek zannedersek Kur’an’ı ıskalamış oluruz.
3- Allaha iman etmek
şirk koşmadan tek ilahın Allah olduğu bilip astından ilahlar edinmemektir. Dini
yalnızca Allaha has kılmaktır. Kul olmanın kuralları içinde kul olmaktır.
4- Peygambere inanmak, hepsine inanmak olduğu gibi birbirlerinden
ayırt etmeden inanmaktır. Allah ile resulün arasını açmadan inanmaktır. Birini
birinden fazla seviyorum demek bile ayrımcılıktır. 53/56 - 4/152. Başka ayetlerde
vardır.
4/152 O kimseler ki Allah'a ve resullerine iman
edip, resuller arasında hiçbir ayırım yapmazlar. İşte onlara, gelecekte
ödülleri verilecektir. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti
Kesintisiz'dir.
53/56 Bu uyarıcı da ilk uyarıcılar gibi bir
uyarıcıdır.
5- Kitaba iman etmek Kur’an’a inanıyorum demek değildir. O’nu
duvara asıp süs eşyası olarak kullanmak değildir. Arapçasını anlamadan okumak
hiç değildir. Kitaba iman etmek demek Allah’ın bizlere olan kelamını açıp
anladığımız dilde okuyup öğrenip, çalışmaktır.
*
2/238 Koruyun/muhafaza edin salâtları23; ve
vusta/orta/en iyi salâtı24; ve dikelin/ayağa kalkın Allah için; kanaat edenler
(olarak).
s-salevati
Salatlar burada çoğul gelmiştir. Arapçada çoğul gelen
kelime ifade ettiği şey için en az 3 tür. Üç veya üçten fazla olmalıdır. Zaten
Kuranda emredilen salat da üçtür. Sabah salatı, akşam salatı ve toplantı salatı
olmak üzere Şerefli Kuranımızda geçmektedir. Yüce Rabb’imiz bu üç salatı ayağa
kaldırmamızı, muhafaza etmemizi, korumamızı, toplamda oluşturup ayağa dikmemizi
ve devam etmemizi öneriyor. Burda da vav bağlacı aynı 11/114 ayetindeki gibi
ayrı bir şeyi ifade etmez, vurgulama içindir. Orta, en iyi salatı da koruyun
diyor. Arapçada orta, en iyi manasında kullanılır.
Mesela onlarda söylenen ve bizde söylenen, onlarda
anlaşılan ve bizde anlaşılan bir cümleye örnek verelim. Masanın ortasına oturdu, dendiğinde bizde, Araplarda anlaşılan
Masanın en iyi yerine oturdu, olacaktır. Burada orta salat diye çevirmek çok
doğru olmayacaktır. En iyi salat dememiz Araplarda kullanılan manaya göre çok
daha doğru olacaktır. Onların anlayacağı dilde inmiştir biricik Kur’an’ımız.
Peki toplantı salatı büyük katılım olacağından en iyi
(orta) salat olduğunu söyledik de bunu kendi düşüncemizden mi söyledik. Allah
korusun. Onu da bize bilmediklerimizi öğreten Yüce Rabbimiz öğretmiştir.
62/9 Ey
iman47 etmiş kimseler; nida edildiğiniz/çağrıldığınız zaman
salât108 için toplanma/cuma günü; öyle ki yürüyün/hareketlenin Allah'ı
zikrine78 doğru; ve bırakın alışverişi; işte bunlarsınız; hayırlıdır
sizlere; eğer olduysanız bilenler.
2/239 Öyle ki eğer korktunuzsa; öyle ki yürüyenler
ya da binenler (olarak); öyle ki ne zaman emin/güvende oldunuz; öyle ki
anın/zikredin* Allah'ı; öğrettiği/bildirdiği gibi** sizlere; asla
bilir olmadığınızı.
*Korku durumu varsa emin/güvende oluncaya kadar salâtlarda
öğrenilen Kur'an'ın hatırlanması/zikredilmesi ertelenebilir. 238 ayetinde
işaret edilen salâtlar asla durdurulamaz. Ancak savaş durumunda kısaltılabilir
(4:101-102). Salâtlarda yani vakitli Kur'an derslerinde öğrenilen
Kur'an salât sonrası hatırlanacaktır. Yürürken de, binekler
üzerindeyken de. Her durumda. Ancak korku varsa Kur'an'ın hatırlanması
emin/güvende oluncaya kadar ertelenebilir.
*
2/277 Doğrusu kimseler; iman47 ettiler; ve
yaptılar sâlihât18; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve verdiler
zekâtı10; onlaradır ecirleri/karşılıkları; indindedir/katındadır Rablerinin4;
ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
s-salate
İman eden salihatı yapan, salatlarını yapan zekatını
verenin karşılıkları Allah katındadır. Onlara korku ve hüzün yoktur.
*
3/39 Öyle
ki nida etti/seslendi ona melekler133; ve o (Zekeriyyâ) bir kıyamda143;
salât5 eder mihrapta/özel alanda; “Doğrusu Allah müjdeler sana Yahya'yı;
doğrulayıp tasdikleyici Allah’tan bir kelimeyi; ve bir lider/önder; ve bir
kısıtlayan/sınırlayan (nefsini); ve bir nebi132; iyilerden/salihlerden.”
yusalli
Zekeriya’dan bir kıssa anlatır Rabbimiz. Özel bir alanda
salatını yapmaktadır. Kıyam konusunda ayetin açıklaması mevcut. İbadetini
yapar, Allah kelamlarını okur.
*
4/43 Ey
iman47 etmiş kimseler! Yaklaşmayın salâta5; ve sizler sarhoşlar/aklı
örtmüşler (olarak); ta ki bilersiniz dediğinizi; ve de bir cünüp136 (-ken)
–dışındadır bir yol gelip geçenler- ta ki guslederler/yıkanırlar/banyo
yaparlar; ve eğer oldunuz hastalar ya da bir sefer üzerine; ya da geldi
biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan ya da dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz
kadınlara; öyle ki asla bulamadınız bir su; öyle ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak
toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın yüzlerinize ve ellerinize; doğrusu Allah
oldu Afuv19; Gafûr20.
s-salate
Yüce Rabb’imizin bize abdesti öğrettiği bir ayettir. Abdest
konusunda detaylı incelemeye çalıştım. Salat öncesi temizlenmekten ve hangi
durumlarda salat yapılmaz detay vermektedir. Bu ayetten Kur’an’a abdestsiz
dokunulmaz çıkmaz. Veya Kur’an’a arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz
ayetinden de Kur’an’a abdestsiz dokunulmaz çıkmaz. Tamamen farklı bir şeyden
bahseder. Arınma mevzunu inceleyeceğiz. Buradaki temizlenme Kur’an çalışmaları
toplu olarak yapılacağından temiz olunması içindir. Ve ayrıca bu temizlik, Kur’an
çalışmaya başlamadan önce bir niyettir ve bedenen, zihinen hazırlık aşamasıdır.
*
4/77 Görmez
misin kimseleri? Denildi onlara; çekin ellerinizi; ve dikin/ayağa kaldırın
salâtı5; ve verin zekâtı10; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir
fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar
gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4!
Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir
ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır;
kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir
sicim137 (kadar).
s-salate
4/101 Ve darp ettiğiniz/vurduğunuz zaman (ayakları)
yerde/yeryüzünde; öyle ki yoktur sizlere bir günah ki kısarsınız salâttan5;
eğer korkarsanız/tedirgin olursanız ki işkence ederler kâfirlik25 etmiş
kimseler; doğrusu kâfirler25 oldular sizlere apaçık bir düşman.
s-salati
Sefere çıktığınızda korkup, tedirgin olduğunuzda (bir savaş
durumu söz konusu, can tehlikesi mevcut) salatı kısarsanız size günah yoktur
der Yüce Rabbimiz.
*
4/102 Ve olduğun zaman sen onların içinde; öyle ki
doğrult/dikleştir/ayağa kaldır onlara salâtı5; öyle ki doğrulsun/dikelsin/ayağa
kalksın bir tayfa/bir bölük onlardan seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar
silahlarını; öyle ki secde12 ettikleri zaman; öyle ki olsunlar onlar
sizlerin arkasından/ötesinden; gelsin diğer bir tayfa/bir bölük; asla
salla13 etmeyen; öyle ki salla13 etsinler seninle birlikte; ve
tutsunlar/alsınlar savunma tedbirlerini ve silahlarını; isterler
kâfirlik25 etmiş kimseler keşke gaflet/aymazlık içinde olsanız
silahlarınızdan ve metalarınızdan/eşyalarınızdan; öyle ki meyletseler üzerinize
tek bir meyille; ve yoktur bir günah sizlere; eğer oldu sizlerle bir eziyet
yağmurdan ya da oldunuz marazlılar/hastalar ki bırakın/koyun silahlarınızı; ve
tutun/alın savunma tedbirlerinizi; doğrusu Allah hazırladı kâfirler25 için
utanç verici bir azap.
s-salate yusallu fe lyusallu
Bu ayette (4/101 ile incelendiğinde) salatın sadece savaş
zamanında kısaltabileceği anlaşılıyor. Çevirilerde nebi Muhammet imam olup
insanlara bildiğimiz anlamıyla namaz kıldırdığı şeklinde meal yapılıyor yada şu
anki namazın bu şekilde olduğu bu ayete göre iddia ediliyor. Ayeti dikkatlice
inceleyelim.
İlk olarak sen olarak tekil geliyor. Onlara salatı ikame
ettirdiğin zaman tekil devam ediyor. Bir kısmı seninle birlikte salata dursun
ve silahlarını da alsınlar tekil devam ediyor, sonra secde etsinler diyor edin
demiyor. Yani gelen grup secde ediyor nebi değil. Sonra özne değişiyor sen olan
siz oluyor. Sizlerin arkasından salla etmeyen grup gelsin diyor. buraya kadar
klasik namaz olmadığı görülüyor. İmamlık yaptı denilen nebinin bir fiziksel
secdeye kapanmasını işaret etmiyor. Hatta kapanmadığını kolayca anlıyoruz.
Şimdi burada tam ne anlatılmak isteniyor bakalım. Savaş
sırasında salattan bahsediyor açıklıyor. Savaşta bile salatın terkedilmemesini
sadece kısaltılabileceğini anlatıyor. Secde burada kesinlikle yere kapanmak
değil zihinsel bir boyun eğme ve teslimiyettir. Ayrıca sizlerin arkasında
bulunsunlar geçiyor. Bu Arapça kelime (veraikum) kelimesidir bu kelime anlamı saklamak,
örtmek, bir şeyin arkasında örten, saklayan manasındadır. Yani birinin
sakladığı bir şeyin (bu ayette silahlar) başka bir insanın göremeyeceği
pozisyonda veya durumda olması anlamındadır. Şimdi tüm bunları gözden geçirip
nebi Muhammet ve etrafındakilere emredilen salatı anlamaya çalışalım. Öncelikle
burada bilinen namaz ve yere kapanmakla ilgili bir şey yok. Savaş sırasında
savaşacakların bir kısmı nebiye gelip salatı ikame ederler yani nebi Allah’ın
kelamını onlara deklere eder onlarda buna boyun eğer ve diz çökerler. Bunu yaparken sanırım en mantıklısı ve burada
anlatılan göre çember şeklinde olmaları ve nebinin ortalarında olması olabilir.
Bu sırada gelenlerin silahları da yanlarındadır. Salat bitene kadar diğerleri
tetikte olur sonra secde ettikten yani boyun eğdikten sonra diğer grup gelir ve
bu insanların hepsi bitene kadar devam eder.
*
4/103 Öyle ki, tamamladınız zaman salâtı5; öyle ki
zikredin/hatırlayın Allah'ı kıyam143 halindeler (olarak) ve oturan
(olarak) ve yanlarınız üzerine (yatar halde); öyle ki sakinleştiğiniz zaman;
öyle ki doğrultun/dikleştirin/ayağa kaldırın salâtı5; doğrusu salât5 oldu
müminler27 üzerine vakitli bir kitap.
s-salate
Salat bittiğinde Allah’ı zikredin ayakta oturarak yan yatarak
nasıl isterseniz diyor, güvende olduğunuzda salatı gereği gibi ayağa kaldırın bir önceki ayet savaş halinde salattan
bahseder yalnız savaşta salat kısaltılabilir. Güvende olduğunuzda yapmanız
gerektiği gibi salata devam edin der.
Yalnız burada dikkat edilecek en ama en önemli
nokta Yüce Rabbimizin müthiş bir işareti olan şu kelamlarıdır.
DOĞRUSU
SALAT MÜMİNLER ÜZERİNE VAKİTLİ BİR KİTAP OLDU. (sonuç kısmına bakılsın)
Bu ne
demektir. Bu 2önemli şeyi işaret eder.
1- Bu
kitaptan sorumlu olan yalnızca müminlerdir. Buradan 5 alt başlık çıkar.
a- Kitaptan
sorumlu olanlar sadece müminler (Yüce Rabb’imiz şerefli Kur’an’ımızda müminler,
inanlar, iman edenler diye başlar bu tarz ayetlerinde, sorumlu olanlar bu
kesimdir)2/254 – 2/172
b- Mümin
olmayanlar gereği gibi inanmadıklarından veya Allah nasip etmediğinden Kur’an’dan
herhangi bir şeyden sorumlu değillerdir. Allah dilediğini(hak edeni, gayret
göstereni bağışlar (müşrikler hariç) dilediğine de azap eder.29/21 ve birçok
ayette belirtir.
c- Dinde
zorlama yoktur, isteyen inanır isteyen küfreder. 30/44 - 41/51 - 76/3 - 2/256
d- Herkesin
dini kendinedir 109/6
e- Allah
insana serbest irade vermiştir. 18/29 -
41/51
2- Kitap
özellikle bazı vakitli zamanlarda mutlaka okunulması gereklidir(bunun dışında
her zaman okunabilir ki zaten her an hafızamızda olmalı). Çalışılması
gereklidir. Bunlar salatıl fecr, salatıl işa ve toplantı salatı, salatıl
vustadır. 2 alt başlık da buradan
çıkar.
a- Kur’an
okumak (anlayarak, kendi dilinde) belli vakitlerde belli sürelerde rutin olarak
okunmalıdır.
b- Kur’an’ın
gerçek salatı Kur’an okumak, öğrenmek, araştırmak, çalışmaktır.
41/51 Ayetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli
kalmazlar. O halde Kıyamet Günü ateşe atılan kimse mi yoksa Bize güven içinde
gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Kuşkusuz O, yaptığınız şeyleri en
iyi görendir.
29/21 O, Hak eden kimseye azap eder, hak eden
kimseye de rahmet eder. Ve O'na döndürüleceksiniz.
30/44 Kim küfrederse, küfrü kendi aleyhinedir. Kim
salihatı yaparsa, onlar kendileri için iyi bir gelecek hazırlamış olurlar.
109/6 "Sizin dininiz size, benim dinim de
bana."
18/29 De ki: "Hakk Rabb'inizdendir. O halde
dileyen iman etsin, dileyen küfretsin." Kuşkusuz Biz, zalimler için bir
ateş hazırladık. Çadır gibi onları kuşatan. Eğer yardım isterlerse, erimiş
maden gibi yüzleri haşlayan bir su yağdırılır. O ne kötü bir içecektir! Ve ne
kötü bir barınma yeridir.
76/3 Ona
doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur.
2/256 Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış
olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip, Allah'a inanırsa, kuşkusuz
ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten
ve Her Şeyi Bilen'dir.
2/254 Ey iman edenler! Size rızık olarak
verdiklerimizden infak edin; İçinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve
hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden önce. Gerçeği yalanlayan nankörler,
zalimlerin ta kendileridir.
2/172 Ey iman edenler! Eğer, sadece O'na kulluk
ediyorsanız, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin sağlıklı, temiz, ve iyi
olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin.
Not : Küfür kurandaki anlamı şu şekildedir.
كفر keferu Kef-Fe-Ra kafir
Kafir bir şeyi gizleyip örten demektir. Toprağa tohum atıp
üstünü örtene Arapçada kafir denir. Hatta Türkçede de kullanılır. Kur’an’da da
gerçeği saklayan, gizleyen, üstünü örten demektir.
Kef-Fe-Ra kelime anlamları: Gizlemek, örtmek, reddetmek,
inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak,
inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi şeklindedir. Türkçeye
girmiş halleri ise kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret şeklindedir.
Gerçeği inkar edenler veya yalancı nankörler şeklinde de kullanımı doğru olacaktır.
*
4/142 Doğrusu münâfıklar26 aldatmaya çalışırlar
Allah'ı; ve O (Allah) aldatır onları; ve dikeldikleri/ayağa kalktıkları zaman
salâta5; dikeldiler/ayağa kalktılar üşengeç/umursamaz; gösteriş yaparlar
insanlara; ve anmazlar Allah'ı; ancak biraz.
s-salati
Ayağa kalktıkları zaman salata. Yani salat için
ayaklandıkları zaman. Yani bir iş için hazırlanmaya başladıklarında.
Yerlerinden üşene üşene kalkanlar varmış. Bu münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlarmış
(kendileri akılsız olduklarından), ancak Allah onları aldatır. Anlaşılan üzere
yaptıkları boşa çıkacaktır bu insanların.
*
4/162 Fakat onlardan ilimde kök salanlar; ve
müminler27; iman47 ederler sana indirilene ve senden önce indirilene; ve
dikenlerdir/ayağa kaldıranlardır salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve
iman47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar;
getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir/karşılık.
s-salate
Özellikle ilimde derinleşenler ve müminler (mümin delille,
kanıtla inanandır) Nebiye iman ederler ve Kur’an’a. Bunlar nebinin itaat ettiği
şeye yani Kur’an’a iman ederek Salatı hayata geçirirler diri tutarlar sürekli
yaparlar (Kur’an çalışırlar). Zekatlarını da verirler ve ahiret gününe de iman
ederlermiş (ahiret gününe iman etmek sadece o günün varlığına inanmak değildir,
Kur’an’da anlatılan şekliyle inanmaktır, örneğin nebinin vs birinin şefaatine
inanan ahirete inanmıyor demektir.). Ve bu özellikleri taşıyan insanlara Allah büyük
bir karşılık vereceğini vaat eder.
*
5/6 Ey
iman47 etmiş kimseler! Dikeldiğiniz/ayağa kalktığınız zaman salâta5; öyle
ki gusledin/yıkayın yüzlerinizi ve ellerinizi dirseğe doğru; ve mesh
edin/sıvazlayın başlarınızı ve ayaklarınızı iki topuğa doğru; ve eğer oldunuz
bir cünüp136; öyle ki temizlenin/yıkanın; ve eğer oldunuz hastalar; ya da bir
sefer üzerinde; ya da geldi biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan; ya da
dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz kadınlara; ve asla bulamadınız bir su; öyle
ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın
yüzlerinize ve ellerinize ondan (topraktan/kumdan); razı olur değildir Allah
yapmaya sizlere zorluktan/darlıktan; fakat razı olur/arzular temizlemeye sizleri
ve tamamlamaya kendi nimetini sizlere; belki sizler şükredersiniz43.
s-salati
Salat için ayaklandığımız zaman bir hazırlık yapmamız
gerektiğinden bahseder(abdest dedikleri). Ve nasıl yapacağımız anlatılır.
Abdest konusunda inceledik. Ayrıca bu salat için bir niyetlenmedir. Bir beden
ve ruhun ön hazırlığıdır. İslam’da niyet etmek diye bir şey yoktur. Niyet etmek
detaylı incelemek istesem de böyle bir konunun varlığı Kur’an’da olmadığından
inceleyemeyiz. Bir ibadet için niyet edin veya niyet ile başlayın diye bir şey
İslam’da yoktur, her işe Allah’ın adı ile başlanır. Herhangi bir delil veya
işaret mevcut değildir. Yanlış bilinenler diye bir kısım açıp bu tarz konulara
orada değinmeye gayret göstericem.
*
5/12 Ve
ant olsun aldı Allah bir mîsâk129 İsrailoğullarından; ve gönderdik
onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğerdiktiniz/ayağa
kaldırdınız salâtı5; ve verdiniz zekâtı10; ve iman47 ettiniz
resullerime/elçilerime; ve desteklediniz onları; ve borç123 verdiniz
Allah'a güzel birborç123; mutlak kâfirlik25 ederim*; ve mutlak sokarım
sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim
kâfirlik25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet içinde
oldu/saptı düz yoldan.
s-salate
*Yüce Allah'ın mümin kimselerin bazı günahlarına
kâfirlik edeceği yani örtüp gizleyeceği bu ayette bildirilir.
Salatı ayağa kaldırmak. Sürekli diri tutmak.
Burada kafir kavramını açıklamak gerekir. Çünkü Allah
kafirlik ederim demiş. Bilinen yanlış anlamıyla bunu (kafir kelimesinin) idrak
etmemiz mümkün değil. Kafir demek örten/gizleyen manasındandır. Kafirlik etme örtmek
gizlemek demektir. Çiftçileri tohum atıp üzerini toprakla örttüğünde kafirlik
etmiş olurlar. Yani tohumun üzerini örtmüş olurlar. Kur’an’da da kullanımı
gerçeği örten/gizleyendir.
Bu ayette Yüce Rabb’imizin kafirlik etmesi demek ayette şu
şekildedir. Anlaşmamıza sadık kalırsak, salatı ayağa dikersek, zekatı verirsek
ve resullere iman edip destek olursak, Allaha borç verirsek (Allah’ın hiçbir şeye
ihtiyacı yoktur karşılıksız sadece Allah’ın ecrini düşünerek yapılan işlerdir)
bende sizin günahlarınızı bağışlar suçlarınızı örterim (kesin affedilmeyecekler
hariç, müşrik olmak gibi) cennetlerime sokarım diyor. Ama bundan sonra kim
kafirlik ederse (Allah’ın ayetlerini örterse) doğru yoldan sapmış olur. 4/103
ayetinde kafir kelime anlamlarını bulabilirsiniz.
*
5/55 Veliniz28 sizin
ancak Allah’tır; ve resulü/elçisidir O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir;
kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar
rükû11 edenlerdir.
s-salate
İnanların yardımcısı koruyucusu Allah, resulü ve iman etmiş
kimselerdir.(başka ayetlerde de ve burada da gördüğümüz gibi iman eden bir
kimse asla inanmayan bir kimseyi dost edinmemeli) bu iman etmiş yani delillerle
kesin inanmış kimseler aynı zamanda salatlarını (Kur’an çalışmasını) bırakmaz,
zekatlarını(vergilerini) verirler ve onlar Allah’a ve ayetlerine boyun eğer itaat
ederler. (veli, vekil, evliya çalışmasına bakınız)
Bilinen namazla alakası yok. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus daha
vardır. Eğer müminsek ancak iman etmiş kimseleri veli edinebiliriz(resul hayatta
olmadığı için şu devirde). Bu dünyadaki veliliktir. Ve de ilahi velilik içinde
bizlerin (iman edenlerin) velisi yalnızca Allah'tır.
*
5/58 Ve
davet/çağrı aldıkları zaman salâta5; edindiler/tuttular onu (salâtı) bir
eğlence ve oyun; işte bu; olmalarıyladır onların bir kavim/topluluk;
akletmezler. s-salati
Salata davet edildiklerinde onlardan bir kısmı eğlence
oyuna çevirmişler ciddiye almamışlar. Bu onların akletmediği içindir.
*
5/91 Ancak
arzu eder şeytân29 ki düşürsün aranıza husumet/düşmanlık ve nefret;
hamr138 içinde; ve şans oyunu/kumar (içinde); ve uzaklaştırmak/alıkoymak
Allah'ın zikrinden78 ve salâttan5; öyleyse sizler nehy edenler/geri
duranlar/dizginleyenler misiniz?
s-salati
Şeytanın bazı hilelerinden bahseder Yüce rabbimiz. Şeytanın
arzularından kendinizi dizginleyebilir misiniz der. Şeytandan Allah'a
sığınmamız lazım. Buda Kur'an’ı öğrenerek olur. Hamr her türlü aklı örten
şeydir. Alkol, uyuşturucu, hap v.s. Akll örtüldüğünde insan normalde
yapmayacağı şeyler yapabilir. Bunun etkisiyle de şeytan Allah'ın zikrinden ve
salattan engeller. Belki aklı örten herşeye aşırı sinir, aşk gibi kavramlarda
girebilir. Bu tarz durumlarda da insanların aklı örtülür sağlıklı karar
veremeyebilir. Tartışılabilecek bir konudur tabii ki.
Ayrıca şans oyunlarını da yasaklar Yüce Rabbimiz. Şans
oyunları salattan uzaklaştırır, Allah'ın zikrinden uzaklaştırır, insanlar
arasında düşmanlık olur, yuvalar yıkılır v.s.
Akıl örtüldüğünde olanlar ;
91/7 Ve
nefse (benliğe-kişiliğe) ve biçimlendiren onu
91/8 Öyle
ki, ilhan eti ona fücurunu ve takvasını
91/9 Mutlak
ki başarılı olur kimse, geliştirip-saflaştıran onu
91/10 Ve mutlak kaybeder kimse
Not :
Dikkat edelim Yüce Rabb'imiz verdiği örneklerde sırayla yazmıştır. Aynı burada
olduğu gibi. Ayetlere bakabilirsiniz. Çalışmamda da örnekledim. 22/40
açıklamasına bakılabilir.
Önce fücur sonra takva ilham etmiş Rabb’imiz. Alt benlik
yaratıldıktan sonra takva yaratılmıştır. Aklı örttüğümüzde takvayı örtmüş fücur
öne çıkmış olur. Artık takva ile değil içgüdüsel
olarak karar veririz ve kararlarımız mantıklı olmaz.
Fucür/Id(altbenlik) nedir/nasıl karar verir ;
- Zevk temelli karar verir
- Temel ve ilkel benliktir
- Ana kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçlarıdır ve
bunları bencilce yapar. (ahlak kuralları olmadan)
- Saldırganlık, kin,
vicdansızlık temellidir
İşte Rabb’imizin bize bahşettiği takva bunu dengeler,
bastırır, doğru mantıklı karar vermemizi sağlar. Aklı örttüğümüzde yani takvayı
örttüğümüzde fücur devreye girer. Takva örtüsü kalkınca da şeytanın oyuncağı
oluruz.
Şu anki insanı Yüce Rabb’imiz yeryüzüne halife
yapmıştır.6/165 Bu takvayı nasip ederek. Öncesi insanların takvası yoktu
(homosapien öncesi).
Şu anki insanı Yüce Rabb’imiz yeryüzüne halife yaparken meleklerde bir kıssası vardır. Onu
mutlaka okuyunuz. Bakara suresi 30 la 39 arası.
*
5/106 Ey
iman47 etmiş kimseler! Şahitlik/tanıklık (olsun) aranızda;
geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği zaman sizlerden birine ölüm; vasiyet esnasında
adil iki kişi (olsun) sizlerden; ya da başka iki kişi sizlerden olmayan; eğer
sizler darp ettiyseniz/vurduysanız (ayakları) yerde/yeryüzünde; o durumda
isabet etti size ölüm musibeti; tutun o ikisini salâttan5 sonra; öyle ki
yemin etsin o ikisi Allah'a eğer şüphelendiyseniz; satmayız onu (yemini) bir
bedele; ve eğer olsa (da) yakınlık sahibi ve de gizlemeyiz şahitliğini
Allah'ın; doğrusu biz o zaman mutlak günahkâr kimselerdeniz (diye).
s-salati
Vasiyet konusundan bahsedilmektedir. Vasiyet başlığı
altında inceleyelim. Ayet gayet açıktır. Salat ile ilgili kısmını açıklamaya
çalışalım. Ölmeden önce vasiyet etmemiz gerektiğini anlarız. Vasiyet
detaylarını almayacağım. Bunun salattan sonra yapılması gerektiğini bildirir.
Vefat öncesi vasiyet yazılı olmalıdır. Tercih adaletli ve salata gelen iki tanıdık
kimse olmalı. Vakitli salata gelen insanlar gerçek mümindir ve devamlı
geldiklerinden tanımış oluruz. Tanıdık bulunamazsa tanıdık olmayanda olabilir. Salatta
Kur’an’a teslim olma vardır. Dolayısıyla bu insanlar adaletli olacağından
vasiyet konusunda adaletli olacaklardır.
*
6/72 Ve
ki dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve takvalı21 olun O’na (Allah'a); ve O
ki; O’na haşr olunursunuz/bir araya getirilirsiniz.
s-salate
Salatı hayata geçirin sürekli yapın bırakmayın der Yüce
Rabb’imiz. Takvalı olmanın yolu da budur. Eğer Kur’an okur, çalışır ve
öğrenirsek ancak Allah’a takvalı olabiliriz. Yat kalk egzersizi ile değil.
Çünkü Yüce Rabb’imizin öğütleri Kur’an’dadır. Ve unutmayacağız dönüş yalnız
Allah’adır, O’nun huzurunda toplanacağız ve Allah hükmünü verecek.
*
6/92 Ve
bu; bir kitaptır; indirdik onu; mübarektir139; musaddıktır140 iki elleri
arasında olanı; ve uyarman içindir kentlerin anasını; ve kimseyi, çevresindedir
onun; ve kimseleri, iman47 ederler ahirete; iman47 ederler buna (kitaba);
ve onlar salâtlarını23 korurlar.
salatihim
Allah’ın yolunda olmanın tek yolu kitaba uymaktır. Buda
salat ile olur. Yat kalk namaz dedikleri egzersiz ile ne dediğini bilmeden
yapılan bir ibadetle doğru yolda olunamaz. Çünkü doğru yolun kılavuzu Kur’an’dır.
Anladığın dilde okumadan Allah’ın öğretilerini öğrenmeden bu yolda olmamız
mümkün değil. O zaman hacıya hocaya şuna buna muhtaç kalırız ki onların
söylediklerinin doğru olduğunu da bilemeyiz. Tek kılavuzumuz Kur’an’dır. Kur’an
Allah’ın kelamıdır. O zaman Allah’ımızın emri üzere salatlarımızı (Ku’ran’ı
anlayarak okuma/çalışma) koruyalım, ayağa dikelim ve bu şekilde koruyalım
devamlı olmasını sağlayalım.
*
6/162 De
ki: “Doğrusu benim salâtım5; ve adanmış tarzım*; ve hayatım; ve ölümüm; Allah
içindir; alemlerin Rabbi.
salati
6/162 Kul inne salati ve nusuki ve mahyaye ve memati lillahi
rabbil alemin.
*Yüce Allah Nebi Muhammed’in bunu söylemesini ister
dolayısıyla müminlere de gelir.
Bu ayette müthiş bir ayettir(tüm ayetler gibi). Yüce Rabb’imiz
bize ayette anlattığının dışında nasıl dua etmemiz gerektiğini işaret ettiği
bir ayettir aynı zamanda. Dualarımızda bunu kullanmalıyız diye düşünüyorum. Birde
cennet ehlindekilerin bir duasından bahseder ve onların duasının sonu budur
der. Bu duayı da tüm duamız bittikten sonra en sonda etmeliyiz diye
düşünüyorum. Birde dualarda Yüce Rabb’imizden rızık istememiz, lütfundan talep
etmemiz önemlidir. Dua kavram başlığında 6/162 ve 10/10 ayetleri detaylıca
Allah'ın izni ile ele almaya çalıştım. Detay için oradan bakabilirsiniz.
* Ayette nusuk diye geçer. Dua ederken nusuk diye söylemek
daha doğru olur diye düşünüyorum. Çünkü anlamı bağlamında tüm ibadetlerde girer
bu kapsama. Tüm kulluk eylemidir aslında. Adanma tarzı da demek doğru
olacaktır. Ama Arapça kelime olan nusuk denirse daha kapsayıcı olur
kanaatindeyim.
10/10 Duaları80 onları orada (cennette);
“Subhân'sın7 sen; ey Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri onların orada
(cennette); “selâm”’dır; ve çağrılarının/dualarının sonu ki
“hamd3 alemlerin Rabbi4 Allah'a”’dır.
*
7/170 Ve kimseler; sımsıkı sarılırlar/yapışırlar
kitaba (Kur’an’a); ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; doğrusu biz; zayi etmeyiz
muslihlerin30 ecrini/karşılığını.
s-salate
Salatı ayağa kaldırmak. Her ayetteki gibi ayakta salat
yapın(namaz kılın) yada bilinen şekliyle namazda ki bir hareket asla değildir.
Kur’an’a yapışmaktır, artık yapışmayı nasıl anlarsanız. Ben musallin olmak
olarak anlıyorum. Musallin kavram başlığından bakabilirsiniz.
*
8/3 Kimseler; dikerler/ayağa kaldırırlar
salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.
s-salate
Salatı hayata geçirmek. Salatı
hayatın içine alıp empoze etmek. Salatı ayağa kaldırıp dikmek. Bunu yapanlar
Allah’ın verdiği rızıklardan infak ederlermiş. Peki infak etmeleri gerektiğini,
neyi, nasıl ve ne şekilde infak edeceklerini nereden bilecekler. Tabii ki
salattan, yani Kur’an derslerinden. İnfak çalışmasına bakınız.
*
8/35 Ve
olmuş değildir salâtı5 onların*; beytin/evin32 yanındaki; ancak ıslık
çalma ve el çırpma; öyleyse tadın azabı; kâfirlik25 eder olduğunuzdan.
salatuhum
Salat yapılan yerde onların (bir kısım topluluğun) ibadet
diye yaptıkları şey ıslık çalma ve el çırpma gibi saçma sapan hareketlerdir.
Onlar bu şekilde kafirlik etmektedirler. Aynısının benzeri şimdi kabede
yaptıkları saçma sapan hareketlerdir din ile alakası olmayan. Kabenin etrafını
tavaf etmeleri (tavaf etrafında dönmek değildir) şeytan taşlama dedikleri gibi
v.s. asılsız işlerdir Kur’an’la alakası olmayan.
Dini öğreten Allah’tır. Nasıl oluyor da ibadet diye
Kur’an’da olmayan şeyleri yapıyorlar ve akledemiyorlar. Hadi hadis veya sünnet
uydurmalarına inanıp yapıyorlar diyelim. Bunların hepsinin zan olduğunu, ata
dini olduğunu da mı göremiyorlar. Ata dinini Yüce Allah’ın onaylamadığını ve zannın
haktan yana bir şey ortaya koyamayacağını damı bilemiyorlar. Bilemiyorlarsa
Allah bunu bize öğretiyor. Eğer salatı ikame etmiş olsalardı yat kalk egzersizi
yerin belki dönerlerdi.
Kabe toplanma
yeridir. 10 güne sınırlı değildir. İnsanlar her milletten toplanır Kur’an
üzerine, toplumsal sorunlar üzerine tartışır, konuşurlar. Yardımlaşma ve fikir
alışverişi yeridir. Hac ve tavaf konusunda bunları inceliycez.
Tavaf bişeyin etrafında deli dana gibi dönmek değildir. Bir
yere gitme ziyaret etme, dolaşmak manasındadır. Siz bir yere ziyarete
gittiğinizde etrafındamı dönüyorsunuz.
Tavaf
kelime anlamı : gitme/yürüme, etrafta dolaşma/dolaşma eylemi,
dolaşmak, dolaşmak/ pusulalamak, yolculuk etmek, ona gelmek, rastlamak, ziyaret
etmek, yaklaşmak, yaklaşmak, sık sık dolaşmak veya dolaşmak, kuşatmak
*Ayetten anlarız ki müşrikler de vakitli zamanlarda haram
evin yanında bir araya gelerek kendi salatlarını yani kendi dini
öğretilerini takip ediyorlarmış.
Bir yerin amacına yönelik olan özelliklerini ondan alırsanız
içi boş, anlamsız ve amaçsız bir yer olur. Örnek bir okuldan öğretmenleri
alırsanız orası okul olurmu. Sıralarda olsa, öğrenci bile olsa öğreten
olmadığın da okul olmaz orası taş bir
bina olur.
Aynı şekilde kabeninde içi boşaltılıp amacı dışına çıkmıştır.
İçinde Kur’an okunan, öğrenilen, çalışılan biryer iken etrafında deli dana gibi
dönülen taş bir bina oluğ, müşrik yuvası, şirk kaynağı olmuştur.
*
9/5 Öyle ki sonlandığı zaman haram
aylar34; öyleyse katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve
tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her
bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve
diktilerse/ayağa kaldırdılarsa salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest
bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.
s-salate
Bu ayet özelinde iki önemli konuyu ele almak isterim.
BİRİNCİ
KONU :
bu ayette de salatın ayağa kaldırılması hayata empoze
edilmesi söylenmektedir. Yalnız bu ayetin üzerinde biraz duralım işlerine
geldiği gibi çarpıtırlar bu ayeti günümüz dincileri/din tüccarları (aymazlar). bu
ayette geçen müşrikleri nerde bulursanız katledin den yola çıkarak kendilerini
cennete götüreceğini sanarak kuranın dokunulmaz kıldığı canları alırlar,
insanları öldürürler. Örneğin içki içilen bir yere bomba koyar sonrada Allah
için cihat ettik derler. Kur'an’dan sadece bir veya iki cümleyi alırlar. Ayetin
tamamı ne anlatır Kur’an’ın bağlamında ne demek ister ona bakmazlar. İşine
geleni alırlar. Yani Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmına kafirlik ederler.
Oysaki savaş inanların üstün gelmesi, inananla inanmayanların ayrılması, bir
sınav olması, sünnetullahın bir gereği olarak insanların bir kısmını bir kısmıyla
defetmesi v.b. sebeblerlerle yapılmaktadır. Bunu yüce Allah’ımız bize biricik
şerefli Kur’an’ımızda öğretmiştir. Ayrıca savaşma ile ilgili ayetlerde öldürün,
katledin yazdığı gibi (savaşta illaki bu olacaktır olmaması düşünülemez)
sonrasında esir almaktan, tutsak tutmaktan ve eğer düzelirlerse
bırakılmalarından bahseder. Hepsini öldürün demez. Sadece 8/67 hiçbir nebiye
tutsak almaz yakışmaz fakat üstünlük sağlayana kadar der 8/67. Sonrası
alınabilir. Bu ayetin devamına bakıldığında o zaman üstünlük sağlamadan esir
almak ve bu yolla dünya kazancı elde etme isteğinde olan bazı Müslümanlara
yanlış düşündüklerini ve yanlış yapmamaları gerektiği konusunda bir öğüttür.
Onun dışında düşmana bile iyikik le davranılması gerekiyor. Yukarıda
bahsettiğim konu ile ilgili ayet 47/4 tür.
Ayrıca katletmek Arapçada
öldürmek anlamına geldiği gibi, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derece
rahatsız etmek, zarar vermek anlamlarına da gelmektedir. İlla ve mutlaka
öldürün demek değildir. Öldürmek
gerekiyorsa öldürebilirsin ama illa amaç öldürmek değil aciz durumda kalınca da
tutsak edilecektir. Bu durumda savaş esnasında gerçekleşecek bir şeydir. Durduk
yerde bu müşrik bunu öldürelim Kur'an’a göre sapkın bir düşüncedir.
Çok önemli bir noktada Savaş esnasında olunsa bile yargısız
infaz yapılıp cana kıyılmaz.
4/94 Ey iman edenler! Allah yolunda sefere
çıktığınız zaman, iyice araştırın; size selam veren kimseye; dünya hayatının
geçici menfaatine göz dikerek: "Sen Mü'min değilsin." demeyin.
Allah'ın yanında sayısız ganimetler vardır. Daha önce siz de öyleydiniz de
Allah size iyilik yaptı. Öyleyse, iyice araştırın. Kuşkusuz, Allah, yaptığınız
her şeyden haberdardır.
Savaş
da sadece 2 sebeble yapılabilir.
1- Topraklarını/vatanını korumak için 22/40 fakat bir detay
belirtelim. Bizimle savaşanlarla ve haddi aşmamak kaydıyla.2/190
2- Zulmeden bir topluma karşı 22/39 (fakat öncesinde
zulmedenle son vermesi için savaş dışındaki çareler aranır.) zulüm sonlanıncaya
kadar savaşılır.
47/4 Kafirlerle
savaşa giriştiğiniz zaman, boyunlarını vurun. Güçlerini yok edince, bağı sıkıca
bağlayın . Ondan sonra bir bağışlama olarak veya fidye karşılığında savaş sona
erince onları serbest bırakın. Eğer Allah isteseydi onlardan savaşsız da
intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi
birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah
onların yaptıklarını asla karşılıksız bırakmaz.
8/67 Hiçbir
nebiye, yeryüzünde düşmana üstünlük sağlayıncaya kadar, esir almak yaraşmaz.
Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti istiyor. Allah, Mutlak
Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
22/39 Kendileriyle savaşılan kimselerin, zulme
uğramaları nedeniyle, savaşmalarına izin verildi. Kuşkusuz Allah, onlara yardım
etmeye kadirdir.
22/40 Kimseler; çıkarıldılar diyarlarından haksız
yere; sadece ki derler: “Rabbimiz4 Allah'tır”; fakat olmasaydı defetmesi
Allah'ın insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak yıkılırdı manastırlar;
ve kiliseler; ve salâtlar23; ve mescitler16; anılır orada Allah'ın ismi çokça;
ve mutlak yardım eder Allah O’na (Allah’a) yardım eden kimseye; doğrusu Allah
mutlak Kaviyy'dir72; Azîz'dir37.
2/190 Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah yolunda
onlarla savaşın. Ama haddi aşmayın. Kuşkusuz Allah, haddi aşanları sevmez.
Ayrıca
savaş ile ilgili Yüce Rabbimizin şu ayetlerinide konu bağlamında almamız
gerekiyor.
İki mümin grup veya kişilerin aralarındaki kavga, dövüş,
savaş olması halinde Yüce Rabb’imizin bize öğrettiği şekilde davranarak takvalı
olmalıyız. Ayetler şu şekildedir.
49/9 Eğer
Mü'minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin.
Eğer ikisinden biri, diğerine saldırırsa, saldırgan olanlarla, Allah'ın
emirlerine uygun davranıncaya kadar savaşın. Eğer böyle davranmaktan
vazgeçerlerse o zaman adaletle aralarını düzeltin ve hakkaniyetli olun. Allah,
haktan yana olanları sever.
49/10 İnananlar ancak kardeştir. Öyleyse
kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a için takva sahibi olun. Umulur ki
böylece merhamet olunursunuz.
İKİNCİ
KONU :
Dinde zorlama yoktur insan ister inanır ister küfreder.
Yüce Allah tarafından tek kabul edilecek olan İslam dini barış esenlik iyilik selam
dinidir. Şimdi inceleyelim bu ayete muhatap olanlar savaştalar. Haram ay olarak
belirtilen ve 4 ay savaşmama kararı alınan aylar belirlemişler. (o zamanki
anlaşmaya göre, şimdi bu anlaşmayı yaparsan tekrar 3 ay yap, 6 ay yada12 ay fark
etmez) Bu aylarda savaşmayı Rabb’imiz yasaklamış fakat diğer ayetlerden
anladığımız kadarıyla eğer karşı bir hareket olursa aynısıyla karşılık
verilebileceğini de söylüyor. Bu aylar bitince o müşrikleri yakaladığınız yerde
katledin/öldürün diyor ki bir savaş var ortada, savaş halindeyken yani sebepsiz
değil. Ama şuna dikkat edelim alayını öldürün demiyor. Tutun onları kuşatın
diyor yani yakalananı hapsedin diyor. Eğer ki tevbe eder salatlarını düzenli yapar
zekatı da verirlerse (demek ki toplumda çalışacaklar) bırakın diyor. Ayetleri
anlamaya çalışırken Kur’an’ın İslam’a genel bakışını, Kur’an’ın bütündeki
anlamı da göz önünde bulundurmak lazım. Hele ki ayetteki bir iki kelimeyi alıp
diğerlerini hiçe saymak ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmına kafirlik
etmek, ayetleri eğip bükmektir ki bunu Yüce Rabb’imiz yasaklıyor. Konu
bağlamında 9/11 ayetini de okumalıyız.
2/256 Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış
olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip, Allah'a inanırsa, kuşkusuz
ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten
ve Her Şeyi Bilen'dir.
76/3 Ona
(insana) doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden
biri olur.
*
9/11 Öyle
ki eğer tevbe33 ettilerse; ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa salâtı154; ve
verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir sizlere dinde; ve detaylı açıklarız
ayetleri; bilir bir kavim için.
s-salate
Tevbe ederler zekatı verirler toplumun salat ettiği şeylere
yani hedefleri doğrultusunda hareket ederlerse dinde kardeşlerinizdir. Savaşta
esir alınanlardan bahseder ayet.
*
9/18 İmar
eder Allah'ın mescitlerini16; ancak (bir) kimse (ki); iman47 etti Allah'a
ve ahiret gününe; ve dikti/ayağa kaldırdı salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve asla haşyet53 duymaz o;
ancak Allah'a; öyle ki belki bunlar; ki olurlar doğru yola kılavuzlananlardan.
s-salate
Salatı ayağa kaldırma. Mescitleri imar edenler ancak Allah
ve ahiret gününe iman edenler imar edebilirlermiş. Ve bu kimseler salatı ayağa
kaldıran, zekatı veren ve sadece Allah'a haşyet duyanlardır. Her mescit, adı
mescit diye mescit olamaz. Şirk koşulan yerler Kur'an’a mescit olmaz. Aynı
kiliseler v.s. gibi veya şu anki camiler gibi. Sadece Kur'an diyenler salatı
ikame edecek gerçek mescitler yaptırmalı. Bu mescitleri sadece Allah'ın adının
anıldığı Kur'an dersleri yapılacak gerçek mescitler olarak imar etmeliyiz.
Aslen Allah'a teslim olunan evrenin her yeri mescittir.
Allah'a beynen teslim olduğun her yer mescittir. Secde edilen yer önemli değil
secdenin neye edildiğidir. Salat sonrası Allah'a dua
edilir/edilebilir/edilmelidir.
*
9/54 Ve
mâni olmuş/engel olmuş değildir onlara ki kabul edilir onlardan infakları6;
ancak Allah'a ve O’nun resulüne/elçisine kâfirlik25 etmelerindendir; ve gelmezler
salâta5; ve ancak onlar üşengeç/umursamaz; ve infak6 etmezler; ve ancak
onlar kerhen/ istemeyerek.
s-salate
Allah’a ve resulüne kafirlik edenler, salata gelmeyenler
veya umursamaz/üşengeç olarak gelenler ve istemeyerek infak edenlerden bu
işlerinin sonucunda infakları kabul edilmez. Zaten başka ayetlerde de Allah’a
şirk koşmaları Allah’ın ayetlerini yalanlamaları ve doğru yolda olmamaları
nedeniyle Yüce Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracağını (hem dünyada hem
ahirette) bildirmektedir. Aşağıda bir iki örnek verelim. Bu örnekler Kur’an’da
çok yerde geçer.
3/21 Allah'ın
ayetlerini küfredenler, haksız yere nebilerini öldürenler, insanlardan
hakkaniyetli olmayı isteyenleri öldürenler var ya, onlara can yakıcı bir azabı
haber ver.
3/22 İşte
o kimselerin, dünyada da ahirette de yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onların hiçbir
yardımcıları da yoktur.
11/15 Kim
sadece dünya hayatını ve onun ziynetini isterse, onlara yaptıklarının
karşılığını eksiksiz veririz. Bu hususta onlara hiçbir haksızlık yapılmaz.
11/16 İşte
bu kimselere, ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Burada yaptıkları şeyler
boşa gitmiştir. Zaten yaptıkları bütün işleri geçersizdir.
*
9/71 Ve
mümin27 erkekler; ve mümin27 kadınlar; onların bir kısmı
velileridir28 bir kısmın; emrederler evrensel kabulleri/normları ve engellerler
iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten; ve dikerler/ayağa kaldırırlar
salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve itaat ederler Allah'a ve O’nun
resulüne/elçisine; işte bunlar, rahmet edecektir onlara Allah; doğrusu Allah
Azîzdir37; Hakîmdir9.
s-salate
Mümin kadınlar ve nimin erkekler bir kısmı bir kısmının
koruyucusudur. Ve ne yaparlar onu söyler ayette Yüce Rabbimiz. Bilinen namaz
kıl denmez. Kur’an çalışmayı/anlayarak okumayı ayağa kaldırın der. Kur’an
çalışmayı söyler çünkü mümindir bu insanlar. Kur’an’a inanırlar. Ve Kur’an’ı
bilirler. Salatı ayağa dikip/kaldırmışlardır. Çünkü bu insanlar iğrençlikten ve
çirkinlikten uzaktırlar, birbirlerine ve diğer insanlara da bu konuda tavsiyede
bulunurlar. Bu tavsiyelerde bulunmayı ve tavsiye edecekleri şeyleri de salatı
ikame ederek yani bilmediklerimizi bize Kur’an ile öğreten Rabb’imizin
kitabından öğrenirler. Yat kalk egzersizinden değil.
*
9/84 Ve
salla52 edilmez onlardan ölen birine; ebediyen/ilelebet; ve
kıyam143 etme onun kabrinde; doğrusu onlar kâfirlik25 ettiler Allah'a
ve resulüne/elçisine onun; ve öldüler; ve onlar fasıklar38 (olarak).
tusalli
Savaş zamanında savaşa çıkmayıp izin isteyen bir grup
olmuş. Sonraki savaşta da onlara savaşa çıkmak için izin verilmemiş (önceki
ayetlere bakılsın). Bu insanlara salla edilmez, kabirlerinin başında durulmaz
(gömme v.s. İşlerine ilgisiz kalınır), çünkü onlar Allah’a ve resulüne kafirlik
edip fasık olarak öldüler. Demek ki fasık olarak ölene ölüm sonrası hiçbir
işinde salla etmemeliyiz eğer
böyle olduğunu biliyorsak. Tam tersi içinde mümin olarak ölene de salla edilmeli.
Cenaze namazı kısmında daha detaylı incelemeye çalıştım.
*Yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak,
kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak üzerine titremek.
*
9/99 Ve
araplardan; kim iman47 eder Allah'a; ve ahiret gününe; ve tutar/edinir
infak6 ettiğini Allah’ın indinde/katında yakınlıklar; ve
salâtları142 resulün/elçinin; doğrusu o bir yakınlıktır onlara değil mi?;
sokacak onları Allah rahmetinin271 içine; doğrusu Allah Gafûr'dur20;
Rahîm'dir2.
salavatir
Arapların bir kısmı iman ettiğinde Allah'a ve ahiret
gününe, infak ettiğinde Allah'ın katında yakınlık ediniyorlar hem de resulün salatına
yani ilgi ve alakasına sahip oluyorlar. Ayet zaten Araplardan diye geliyor yani
o dönemde nebiyi bizzat görenler için
geçerli olabilecek bir şey resulün ilgi ve alakası, üzerine titremesini. 9/103
e de bakılabilir
*
9/103 Al mallarından onların bir sadaka39; temizler
onları (sadaka); ve arındırır onları (sadaka) kendisiyle; ve salli141 et onlara;
doğrusu senin salâtın142 sakinlik/dinginlik verir onlara; ve Allah
Semî'dir41; Alîm'dir8.
ve salli salateke
Sadaka insanların mallarını arındırıyor. Onlarla ilgilen
(nebi Muhammet) senin ilgin onlara sakinlik verir diyor Rabbimiz. Allah
işitendir bilendir diye ekliyor. Bu sadaka nebinin şahsına aldığı bir şey değil
kamuya dönecek olan kamu için harcanacak olan bir bedeldir.
Nebiye müminlere salli et diyor. Nebi birine namaz mı
kılcak. Tabii ki değil. Salli kavramı namaz kılmak değildir. Bu müminlerle
ilgilen demek istiyor. Senin salatın onlara dinginlik verir diyor. Salatın bir
manası da ilgilenmek alakadar olmak anlamına geldiğini ayet bağlamında
anlıyoruz. Zaten salli kelimesi ile geliyor ayette. Nebinin bu insanlarla
alakadar olması onlara dinginlik veriyormuş. 9/99 da bakılabilir.
*
10/87 Ve vahyettik Musa'ya ve kardeşine ki yerleşim
yeri edinin ikiniz kavminiz için; şehirde evler; ve yapın evlerinizi bir
kıble14; ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve müjdele müminleri27.
s-salate
Evlerinizi bir taraf yapın, tarafınızı belli ederek
buralarda salatı ikame edin/Kur’an dersleri yapın. Kıble kavramında incelemesi mevcut,
bakılabilir.
*
11/87 Dediler: “Ey Şuayb! Senin salâtın* mı
emreder sana ki terk ederiz babalarımızın/atalarımızın kulluk ettiğini; ya da
ki faaliyet içinde oluruz mallarımızda; istediğimizi; doğrusu sen; mutlak
sensin halim/yumuşak huylu; olgun/reşit
esalatuke
*Hemen arkasından takip ettiğin (dini öğreti)
Şuayb Allah’ın emri ile vahyi duyurduğunda, muhtemelen duydukları
ve uymaları istenen şeyler işlerine gelmediğinden senin takip ettiği şey,
uyduğun yol mu bunları yapmamızı söylüyor demişler.
Buradaki
salatı da namaz diye çevirsenize mealciler. Olmuyor değil mi? Ata dininden
gelen şeyleri terk etmemizi senin namazın mı buyuruyor diye çevirdiğinizde
olmuyor değil mi? O zaman ya ayette sıkıntı var, ya çeviride yada her
bulduğunuz salata namaz diye çevirmenizde değil mi? İnsanları uyutup sanki size
ihtiyaçları varmış gibi gösterdiğinizden dolayı ifşa olacağınızdan mı
korkuyorsunuz?
Tabii ki bu ayette söylenen senin namazın mı buyuruyor
değil, senin kitabın, senin yolun, senin dinin, sana öğretilenler diye
çevrilebilir. Bu Allah’ın yoludur. Kur’an’dır.
Diyeceksiniz ki Kur’an Muhammed zamanında indi Şuayp
zamanında Kur’an mı vardı ?
15/9 Zikri
Biz indirdik ve kesinlikle onun koruyucusu da Biziz.
15/10 Ve ant olsun ki senden önceki geçmiş
topluluklara da gönderdik.
*
11/114 Ve
dik/ayağa kaldır salâtı5 iki tarafında gündüzün170; ve yakınlarında
gecenin171; doğrusu güzellikler giderir rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir
zikirdir/hatırlatmadır hatırlayanlara.
s-salate
salat vakitlerini bildiriyor Yüce Allah’ımız. Bu ayeti
salat/vakit/sürede inceledik. Oradan bakabilirsiniz.
*
13/22 Ve kimseler; sabrederler51; arayan
Rablerinin4 yüzünü; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve infak
ettiler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve
alenen/bildirerek; ve savarlar/defederler güzellikle rezilliği/iğrençliği; işte
bunlar; onlaradır sonu diyarın/yurdun.
s-salate
Yüce Rabb’imiz bazı ayetlerinde anlayabilmemiz için mecaz
kullanır. Burada da Allah’ın yüzü demiş. İnsan yüzü gibi düşünmeyelim değil
mecaz olarak kullanmıştır. Tıpkı başka ayetlerde Allah’ın boyası, Allah’ın iki
eli, salatı ayağa kaldırın, Allah’ın eli ile gibi. Bu ayette de salatı devamlı
yapın diyor. Anlatılmak istenen daha doğrusu anlamamız gereken sabrederek Allah’ın
rızasını arayanlar (yaratılan her şeyde Allah'ı görmek mümkündür) salatı
sürekli yapmalı, infak etmeli Allah’ın verdiği rızıklardan, gizlice veya açık
(açık olarak yapılan infakta önemli nokta başa kakmamalı, karşı tarafı rencide
edecek şekilde olmamalı 2/262) güzel işler yaparak kötü şeylerden uzak
dururlar. İşte bu kimselerindir yurdun sonu. Yani ahirette kazançlı olacak
olanlar bu kimselerdir.
2/262 Mallarını Allah yolunda infak edip de ardından
yaptığı iyiliği başa kakmayarak yardımcı oldukları kimseleri incitmeyenlerin
ödülleri Rabb'leri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
2/138 Allah'ın boyası! Allah'tan daha iyi boyası
olan kim? Biz, yalnızca O'na kulluk edenlerdeniz.
5/64 Yahudiler:
"Allahın eli bağlıdır (sıkıdır)" dediler. Hay kendi elleri
bağlanası ve söyledikleri (bu söz) den dolayı mel'un olası (insanlar)! Hayır,
(Allahın) iki eli de açıkdır. Nasıl dilerse öyle infaak eder O.
Rabbinden sana indirilen (ayetler), onlardan bir çoğunun, andolsun ki,
azgınlığını, gavurluğunu artıracak. (Bununla beraber) biz onların arasına
kıyaamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bırakdık. Onlar ne zaman harb
için bir ateş tutuşdurdularsa Allah onu söndürdü (kendilerini daima yeniltiye
uğratdı). Yer yüzünde hep fesadcılığa koşarlar onlar. Allah ise fesada olanları
sevmez.
49/1 Ey
iman edenler! Allah'ın ve Resul'ünün iki eli arasında öne
geçmeyin. Allah'a için takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır,
Her Şeyi Bilen'dir.
*
14/31 De ki kullarıma; iman47 etmiş kimselere;
diksinler/ayağa kaldırsınlar salâtı5; ve infak
etsinler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek;
önceden ki gelir bir gün; yoktur bir alışveriş onda; ve yoktur bir dostluk.
s-salate
Bu ayette bazı noktalar çok önemli.
1- Salat,
infak (bu ayette olmayan başka ayetlerde yazılan zekat, sadaka v.s. Emir ve
öğütlerde) gibi yapılması istenen şeyler tüm insanlığa öğüt olarak gelmiyor.
İman edenlere geliyor. (iman etmek
delille emin olan teslim olan kimse). Buradan da insanın özgür iradeye sahip
olduğu ve ister inanıp isterse de küfredebileceği ortaya çıkar ki bunu ayet
olarak görebilirsiniz. Tabii ki Kur’an yani İslam tüm insanlık içindir ama izin
verilmeyen veya hak etmeyenler iman edemeyeceklerdir. Allah’ın dilediği, izin
verdiği veya hak eden kişiler iman edeceklerdir. Ve iman ederlerse de bu
ayetlere uymalıdırlar. İman ettiğini zannedip de Kur’an harici kaynakları dinde
hüküm koyucu olarak kabul edenler, İslam’da olmayan şeyleri din zannedenler,
hacı, hoca, evliyacık v.s. tayfasının İslam Harici söyledikleri şeylere uyanlar
istedikleri kadar iman ettik desinler. İslam’a iman etmemişlerdir.
2- O gün
yani hesap günü (izin günü veya din günü diye de geçer kanaatimce aynı diye
algılıyorum konuyu inceleyeceğim) alışveriş ve dostluk olmayacaktır. Diğer bu
bağlamda geçen ayetlerde bunu doğrular. Kimse kimseyi tanımaz bile yani kendi
derdine düşmüştür, herhangi bir özür, fidye v.s. kabul edilmez. Şefaat diye bir
şey kesinlikle yoktur. Daha doğrusu insana Allah dışında şefaat edecek yoktur
ve izin verdiği, görevlendirdiği melekler dışında şefaat yoktur. Allah'ın
takdir ettiği kimseler için meleklere şefaat etme (şefaati uygulama) yetkisi verilecek diye
anlıyorum Kur’an’ın bütünlüğünde. Yanlış anlaşılmasın meleklerin şefaati için
Allah onları görevlendirecek hüküm gene ve sadece Allah’ın olacak. Onlar sadece
uygulayıcı olarak görevlendirilecekler. Yani Yüce Allahtan başka dönüş yerimiz
ve yardımcımız olmayacaktır. Şefaat konusunu şefaat başlığında inceleyelim.
Kısaca anlatayım. Şefaat araya girip yardım etmektir. Şimdi
cennete de cehenneme de Allah gönderiyor zaten neyin arasına girecek zaten
kararı o veriyor denilebilir. Şöyle ki Allah sözünden dönmez. Sünnetullahında
değişiklik bulamazsın. Eğer birinin üzerine cehennem yazıldıysa (mesela tartısı
hafif geldiyse). Yüce Rabbimiz bu hükmü ile cehenneme girecektir. Bazı kulların
(cehennem üzerine hak olmayanların yani müşrikler hariç) suçları örtüp
günahları bağışlayabilir veya iyiliklerin karşılığını kat kat verme suretiyle
şefaat edecektir diye düşünüyorum. (müşrikler hariç). Mesela kutsal cana kıymak
haramdır ve yeri cehennemdir. Bu Allah’ın sözüdür. Kul Rabbine kavuştuğunda bu
yaptığından dolayı cehenneme gidecektir.
Allah’ın kesin hükmü budur. Ama şu veya bu nedenle Allah birini(müşrik
olmayan) bağışlamış yada bir veya birkaç davranışı yüzünden affetmiş cennetine
koymak istemiştir(Musa örneği gibi). Bunun için kendi rahmetinden iyiliklerinim
karşılığını katlayarak veya suçlarını
örtüp günahlarını bağışlayarak şefaat/yardım
edebilecektir. Bu örnek olarak yazdığım benim kanaatimdir olay daha iyi
anlaşılsın diye örneklemek istedim. Şefaat kavram başlığı altında Yüce Rabbimin
izniyle tam detaylı incelemeye çalışıcam. Buradaki yorumlarım Kur’an’dan
anladığım kadarıyla, anladığım şeylerdir. İlla böyle olur yada olacaktır diye
asla söyleyemem. Söylemek için Yüce Allah şu ayette böyle diyor demem gerekir.
Şefaat kavramına çalıştığım da daha spesifik düşüncem ve doğruya daha yakın bir
kanaatim oluşacaktır Allah’ın izni ile.
Ama değişmeyecek tek nokta şudur. Kulun kula şefaati
yoktur. Birinin yada birilerinin birine yada birilerine şefaat edeceğini
düşünmek şirktir, Allah’ın ayetlerini yalanlamaktır, Allah’ın ayetlerinden bir
kısmına inanıp bir kısmına kafirlik etmektir.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
*
14/37 Rabbimiz!4 Doğrusu ben (İbrahim)
yerleştirdim bir vadiye zürriyetimden; olmayan ekin sahibi; senin haram edilmiş
beytinin/evinin32 yanında; Rabbimiz!4 Dikmeleri/ayağa kaldırmaları için
salâtı5; öyle ki yap kalp gözleri insanlardan; kılavuzlanır onlara doğru; ve
rızıklandır onları meyvelerden; belki onlar şükrederler43.
s-salate
Bilinen namazda ayakta durmak ile alakası yok. Beyt
temizlendikten sonra orda salatı ikame etmeleri emredilmiş. Tıpkı nebi Muhammed’e
de temizlik sonrası emredildiği gibi.
*
14/40 Rabbim!4 Yap beni (İbrahim) diken/ayağa
kaldıran salâtı5; ve zürriyetimden/soyumdan; Rabbimiz!4 Ve kabul et duamı80.
s-salati
İbrahim’in duası. Allah’ın öğretilerini çalışmasını ve
çalışılmasını sağlamak için Allah'a çağrı yapmaktadır.
*
17/78 Dik/ayağa kaldır salâtı5; Güneş’in batmasından
gecenin171 karanlığına; ve fecrin55 toplanması (da); doğrusu
fecrin55 toplanması oldu bir tanık/şahit olunan.
s-salate
Dik ayağa kaldır salatı güneşin batmasından gecenin
karanlığına. Ve fecrin toplanması da (şafak/seher vakti, tan yeri). O şahitlidir yani görünür. Tam karanlıktan
ilk aydınlatma geliyor ve yavaş yavaş
aydınlanıyor. Salat zamanları günde 2 vakit ve toplantı salatı olarak 3 tür.
Toplantı salatını Cuma salatında inceleyelim. Güneş batar başlar gece
karanlığına kadar salatul işa ve fecr de salatul fecr şafak çizgisi belli olur
güneş doğana kadar. Salat vakit süre
kısmında detaylı inceledik.
*
17/110 De
ki: “Dua80 edin Allah (diye) veya dua80 edin Rahman1 (diye);
dua80 ettiğiniz hangisiyse”; öyle ki O'nadır en güzel isimler49; sesini
yükseltme salâtında5; sessiz (de) etme onu; bakın/ara arasında bunun bir yol. bisalatike
Bu ayette salatı ikame ederken nasıl davranacağımız bize
Yüce Allah’ımız tarafından öğretilmektedir. Bunu salatta ses konusunda
inceledik. Ayrıca salat sonrası dua etmemiz gerektiğini de anlıyoruz. Bunu da
dua kısmında inceleyelim.
*
19/31 Ve yaptı (Allah) beni (İsa) bir
mübarek/bereketlendirilmiş, her nerede olduysam; ve vasiyet etti bana
salâtı5 ve zekâtı10; daim olduğum (sürece) hayatta.
bis-salati
Meryem oğlu Mesih İsa’nın beşikteki konuşması. Aynı Kur’an
gibi İsa’da ona indirilen İncili çalışmasını Allah vasiyet etmiş İsa’ya. Ne zamana
kadar, hayatta olduğu süre boyunca. İsa’da Müslümandı, Dini İslam’dı yolu Allah
yoluydu. Şu anki Hıristiyanların durumu gibidir şu an ki kendine Müslüman
diyenlerin durumu.
Müminlerde kendilerine vakitlendirilmiş olan kitabı (Kur’an’ı)
hayat boyu taki ölene kadar çalışmalıdırlar.
*
19/55 Ve oldu (İsmail); emreder ahalisine/halkına
salâtı5 ve zekâtı10; ve oldu (İsmail) Rabbi4 indinde/katında razı
olunan.
bis-salati
Görüldüğü gibi her nebi salatı ve zekatı emretmiştir. Kur’an’da
geçen emir, bizim bildiğimiz emir değildir askerdeki emir gibi. Emir Kur’an’da
buyurmaktır, tavsiye etmektir, önermektir. Aksi halde anladığımız gibi bir emir
olsa başka seçenek kalmaz dı ki buda zorlama olur. Dinde zorlama yoktur. Yüce
Rabb’imiz inanmayı da inanmamayı da serbest bırakıp, 2 yol göstermiştir.
İsteyen özgür iradesiyle Hak yolunu tercih eder, isteyende diğer yolu. Doğru
yolda olmanın da, olmamamın da nasıl olacağını ve sonuçlarıyla birlikte bizlere
öğretmiştir.
16/9 Doğru yolu göstermek Allah'a aittir.
Yolun eğrisi de vardır. Eğer O dileseydi, hepinizi hidayete erdirirdi.
18/29 De
ki: "Hakk Rabb'inizdendir. O halde dileyen iman etsin, dileyen
küfretsin." Kuşkusuz Biz, zalimler için bir ateş hazırladık. Çadır gibi
onları kuşatan. Eğer yardım isterlerse, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir
su yağdırılır. O ne kötü bir içecektir! Ve ne kötü bir barınma yeridir.
2/256 Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış
olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip, Allah'a inanırsa,
kuşkusuz ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her
Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.
11/28 Dedi ki: "Ey halkım! Bakın! Ya ben
Rabb'imden açık bir kanıt üzerinde isem ve O'nun katından bana bir rahmet
verilmişse ve siz de bunu görmüyorsanız; istemediğiniz halde, onu size zorla
kabul ettirebilir miyim?"
*
19/59 Öyle ki halife65 oldu onlardan sonra bir
halef65; zayi ettiler/kaybettiler salâtı5; ve tabi oldular şehvetlerine; öyle
ki yakında karşılaşırlar bir yanılmaya/yanlışa sapmaya.
s-salate
Halife kavramı öncekinin yerine geçen sonra gelendir.
Çarpıtılmış islam dininde halife denen şahsiyetler vardır. Haşa Allahın
halifesi olmaz. Peygamberin halifesi olmaları içinde Allahın yetki/sultanlık vermesi
açık kanıt veya belge olması lazım6/165.Sonra gelip yerine geçen demek. Nebinin
yerine mi geçtiler. Her önüne gelen ben halifeyim demiş. Hesapta ben halifeyim
diyende salatı zayi etmiş, yoldan çıkmış.
Böyle halife mi olur. Öncekinden aldığı bayrağı taşımamış
hesapta onadan sonra yerine gelmişti hani. Başka peygamber gelmeyeceğine göre
nasıl halife oluyorlar. Bu konuyuda halife başlığı altında inceleyelim.
urana baktığımızda nebi geldiğinde bir çok insanlar
inanmamışlar. İnanlarda nebinin veftından bir süre sonra tekrar yanlış yola
sapmışlar. Bu hep böyle olmuş. Şu anki İslam dünyası(şirk dünyası) da böyledir.
İnsanların çoğu hüsrandadır. Bu herzaman böyle olduğuna göre Yüce Rabbimizde bu
ayette bunu açıkça belirttiğine göre şu anki iananılan şeyler ve yapılan
şeylerin doğru olması ne derece mümkündür.
Doğru olması mı yoksa yanlış olmasımı daha mantıklıdır. Ata
dininizde (Allah'ın istemediği) devammı edeceksiniz yoksa Kur'andan gerçek hak
yolunu mu öğreneceksiniz. Seçimi aklederek yapabilirsiniz.
33/40 Muhammed içinizden hiç birinizin babası
değildir; fakat Allah'ın Resul'ü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi en
iyi bilendir.
*
20/14 Doğrusu ben; benim Allah; yoktur ilah benim
dışında; öyle ki kulluk46 et bana; ve dik/ayağa kaldır salâtı5;
zikrim (Kur’an) için.
s-salate
Bu ayette Musa yaratıcısı olan Yüce Allah’ın vahyini ilk
defa alıyor. Ondan önce habersiz olduğu şeyleri Rabb’imiz ilk defa Musa’ya
öğretmeye vahy etmeye başlıyor. Buarda Yüce Rabb’imiz Musa’ya tam olarak ne
dedi beraber anlamaya çalışalım. Ben Allah’ım benden başka ilah yok diyor.
Ayrıca bana kulluk et ve zikrim için (Kur’an/öğüt) için salatı ikame et diyor. Daha
Allah’ı o an tanıyan Musa’ya namaz kıl (şu anki yapılan şekli ile) demesi
mantıklı mı? Yoksa öğütlerimi dinle, anla uygula demesi mi mantıklı. Zaten
İslam’dan habersiz olan Musa’nın fiziksel namaz kılması beklenebilir mi? Tıpkı
güneşin ayın v.s. fiziksel secde etmesi mümkün olmadığı gibi. Burada dikkat
edilecek yer zikrim/öğüdüm için salatı dik ayağa kaldır kısmı olmalıdır. İşaretimiz
budur. Allah’ın zikri için yani Allah’ın öğüdü/öğütleri yerine getirilerek
salat ikame edilmiş, dikip ayağa kaldırılmış olacaktır. Kur’an’daki salat Kur’an
çalışmak, anlamak, öğrenmektir.
Ancak bu şekilde
yani Yüce Allah’ın kelamı öğrenilerek dini yalnızca Allah’a has kılarak, kul
olmanın kuralları içinde Rabb’imize kulluk edebiliriz. Salatın amacı da bu
zaten. Zikrim/öğüdüm/Kur'an için Kur’an ile salatı ayağa kaldır sürekli devamlı
yap. Yat kalk olarak şu anda yapılan namazla mı olacak bu ne dediğini bilmeden
üç beş ayet okuyarak mı? Yoksa Allah’ın kelamlarını Kur'an çalışarak mı hangisi mantıklı. Her an Kur’an
okuyup çalışan her an ve her durumda Allah’ın ayetlerini hatırlar ona göre
davranır şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman hemen Allah’a sığınabilir.
Allah’a sığınmak konusunu inceleyeceği ama kısaca;
Allah’a sığınmak Kur’an ayetlerini öğrenip devamlı
çalışarak, hatırlayıp her durum da ve her olayda Allah’ın emrine göre, vahyine
göre, Allah’a takvalı olarak, Allah’ın hudutlarından çıkmadan, kul olmanın
kuralları içinde Yüce Allah’a kul olarak ve buna göre hareket ederek olur.
Yoksa hiçbir bilgi üzerine olmadan, hiçbir çabamız olmadan
eüzü besmele çekerek Allah’a sığınmak, Allah’ım sana sığınırım demek doğru
olmayacaktır. Takvalı olmak, şükretmek, çalışmak, gayret göstermek yok,
Allah’ım ben sana sığınıyorum demek boş olacaktır. Allah tabii ki sığınmayı
kabul eder veya etmez bilemem ama gayret gösterip çaba göstermeden alacağımız
karşılık için bir düşünmek gerekir.
Kendimizi vahiyle korumamız lazım, vahiyle korunanlardan
olmamız lazım, Bunun içinde vahyi bilmemiz lazım.
Bunun içinde Kur’an okumak, anlamak, çalışmak, öğrenmek
lazım.
Görüldüğü gibi her yol Şerefli Kur’an’ımıza çıkıyor.
*
20/132 Ve
emret ahaline/halkına salâtı5; ve bağlan sabırla51 ona (salâta); sormayız
sana bir rızık; biz rızıklandırırız seni; ve akıbet/son takvalılaradır21. bis-salati
Nebi Muhammed’e Yüce Rabb’imiz halkına salatı buyur,
tavsiye et ve sabırla salata bağlan, senden rızık istemiyorum ben seni
rızıklandırıyorum der. Tüm yapılanların sonucu takva için der. Şunu da
belirtelim ehline derken Yüce Allah aileyi kastetmemektedir. Onun yolunda hak
yolunda olan, onunla beraber olanlar onun ehlidir. Nuh’un oğlu Nuh’un yaptığı
gemiye binmeyerek boğulanlardan yani azap göreceklerden olduğun da Nuh 11/45
Rabbine Oğlum benim ehlimdendir. Boğulanlardan oldu.diye söyler. Allah 11/40 da
sular yükseldiği zaman ehlini ona bindir demişti. Rabbinin cevabı 11/46 o senin
ehlinden değildir, onun yaptığı doğru olmayan bir işti diye Allah'tan cevap
gelir. Ayetleri kısaca yazdım açıp okuyunuz lütfen. Bir de 11/46 da müthiş bir
öğüt gelir. Yüce Rabbimiz bilgin olmayan bir şeyi benden isteme diye öğütler.
Bizlerde dualarımızda Rabb’imizden bilmediğimiz bir şeyi
söylemekten ve bilmediğimiz bir şeyi Allah’tan istemekten Allah’ım sana
sığınırız diye dua etmeliyiz kanaatindeyim. Çünkü musibet konusun da
işleyeceğimiz gibi bir şeylerin bize dünya ve ahiret getirisini bilemeyiz.
Hayır sandığımız şey şer, şer sandığımız şey hayır olabilir. Biz bilemeyiz
Allah bilir.
*
21/73 Ve yaptık onları emirler/liderler; doğru yola
kılavuzlarlar emrimizle; ve vahyettik onlara faaliyet yapmayı;
hayırlar/iyilikler; ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve
verenler zekâtı10; ve oldular bize kulluk46 edenler.
s-salati
Sonuçta emredilen her şeyi yapmanın yolu Kur’an’ı anlayarak
okumaktan geçiyor.
*
22/35 Kimseler; anıldığı zaman Allah korkar
kalpleri; ve sabredenler51 kendileri üzerine isabet edene; ve
dikenler/ayağa kaldıranlar salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları
infak6 ederler.
s-salati
Bazı kimselerin Allah anıldığında kalplerinin korktuğundan
Allah’tan çekindiğinden ve başlarına gelen şeyin Allah tarafından olduğunu
bilip belki de sınav olabileceğini idrak edip sabrettikleri, Kur’an okumayı ve
çalışmayı diri tuttuklarını ve Allah’ın verdiklerinden infak ettiklerini
söylüyor Yüce Rabbimiz.
*
22/40 Kimseler; çıkarıldılar diyarlarından haksız
yere; sadece ki derler: “Rabbimiz4 Allah'tır”; fakat olmasaydı defetmesi
Allah'ın insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak yıkılırdı
manastırlar; ve kiliseler; ve salâtlar23; ve mescitler16; anılır orada Allah'ın
ismi çokça; ve mutlak yardım eder Allah O’na (Allah’a) yardım eden kimseye; doğrusu
Allah mutlak Kaviyy'dir72; Azîz'dir37.
ve salevatun
Bazı kimseler sadece Rabb’imiz Allah’tır dedikleri için
yurtlarında çıkarılmış zulme uğramışlar. Allah insanların bir kısmını bir
kısmıyla defeder onu söylüyor. Allah bunu yapmasaydı Allah’ın anıldığı
manastırlar ve kiliseler ve salatlar ve mescitler mutlaka yıkılırdı. Allah
kendisine yardım edene mutlaka yardım eder. Allah Kaviydir, Azizdir.
Şimdi burada birkaç nokta var ki çok önemli. Yani ayet
tamamen çok önemli diğer tüm ayetler gibi ama bu ayette bazı noktaların biraz daha
fazla üzerinde ince düşünülmesi gerekir kanaatindeyim.
1-
Rabbimiz yalnızca Allah diyenler genelde ya eziyet görmüşler yada ötelenmişler.
Aynı şu andaki gibi yalnızca Kur’an diyenler gibi. Yalnız Kur’an diyenler
Yalnız Allah derler. Detaya girmiycem. 22/40 ayetini Aklederek okuyan anlar
zaten.
2- Rabb’im
insanların bir kısmını bir kısmıyla defeder. Yada kendi yok eder. 2/251 - 6/53
- 69/5 - 25/20
3- Allah’a
yardım edene Allah’da yardım eder. 22/40 Peki 2 ve 3 şıkları için şu soruyu
soralım. Her şeye güç yetiren, yardıma ihtiyacı olmayan tüm varlıkları yaratıp
rızıklandıran(çoğaltabiliriz) Yüce Yaratıcımız neden insanları insanlarla
savıyor. İstese kendi yok eder ve ayetlerde örnekleri var. Ve neden Allah bana
yardım edene yardım ederim diyor, yardıma ihtiyacı yoktur, O’nun yardımına
muhtaç olanlar bizlerin O varlığın üzerinde tek egemendir, mutlak güç
sahibidir.
Çünkü Allah bunlarla bizi sınava sokar. İnananla inanmayan
net şekilde delilli bir şekilde ayrılsın diye. Ayrıca Allah bizi ödüllendirmek
ve affetmek ister. Kimsenin kafir olmasını dilemez. Bunun için çaba
göstermemizi ister. Allah’ın sünnetullahı bellidir. Sözü en doğru olandır. Ama
söz üzerimize hak oldu. Eğer bir çabamız olmazsa bir vesilemizde olmaz. Allah
sözünden dönmez.
4- Manastırlar, kiliseler ve salatlar ve mescitler diye bir sırayla
bize bildirmiş bize Yüce Rabbimiz. Ne var bunda diye düşünebilirsiniz; Şöyle ki;
ayetler bir şeyler sıralandığı zaman oluş sırasına göre veya bir mana çıkacak
sıraya göre söyler Rabb’imiz benim tespit ettiğim kadarıyla. 16/78 - 22/5 -
23/12 - 13,14,15 - 32/7,8 - 40/67
ayetlerine bakıp bilimsel olarak incelerseniz anlarsınız.(başka ayetlerde var) Manastır,
kilise ve mescidin arasına salat eklemiş. Bu sıralamanın başında veya sonunda
olsaydı dikkatimi çekmezdi ama arada söylemiş. Şimdi kilise ve manastırda
zamanında hak dininin ibadeti yapılıyordu. Mescitte şu anki cami diye
düşünülebilir ama Allah’a ibadet ettiği her yer mescittir. Bu üçü genelde bir
yapıyı işaret eder. Salatlar ise Kur’an dersi yapma Kur’an çalışmasıdır. Tabii
bunu da bir yapıda da yapılabilir, dışarıda da yada binekde de. Bunu neden bu
şekilde arada kullanmış ilahi işaret nedir açıkcası çözemedim ama aklımda
inşaallah çözmeyi nasip eder Rabbim.
69/5 Bu
nedenle Semud halkı büyük bir yıkımla yok edildi.
11/95 Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Tıpkı Semud
gibi, Medyen de yok olup gitti.
6/53 Biz,
böylece onların bir kısmını, bir kısmı ile fitnelendirdik ki: "Allah'ın,
aramızdan lütfuna layık gördüğü kimseler bunlar mıdır?" desinler diye.
Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
25/20 Kesinlikle Biz, senden önce de yemek yiyen ve
çarşılarda dolaşan resullerden farklı resul göndermedik. Ve sizin bir kısmınızı
bir kısmınız için sınav kıldık. Bakalım sabrediyor musunuz? Rabb'in Her Şeyi
Gören'dir.
2/251 Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar.
Davud, Calut'u öldürdü. Allah, O'na güç ve hikmet verdi. O'na dilediğinden
öğretti. Eğer, Allah, insanların bir
kısmını bir kısmıyla savmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ancak, Allah, bütün
alemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.
*
22/41 Kimseler; eğer güçlendirsek/sağlam şekilde
yerleştirsek yerde/yeryüzünde; dikerlerdi/ayağa kaldırırlardı salâtı5; ve
verirlerdi zekâtı10; ve emrederlerdi ma'rûfla73; ve engellerlerdi/yasaklarlardı
iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten; ve Allah'adır akıbeti
emirlerin/işlerin.
s-salate
Eğer salatı ikame edenlere yöneticilik verirse Rabb’imiz bu
kişiler de salatı dikerler ayağa kaldırır ve zekatı verirlerdi ve insanlara da
böyle yapmalarını emrederlerdi, marufla her türlü aşırılığı/çirkinliği
engellerlerdi.
Belki dikkatinizi çekmiştir 4.(Nisa) surenin 59. Ayetinde ulil emri geçer. Ama sizden olan
ulil emre itaat edin tam da budur. Bu işin ehli demektir.
Kısaca açıklamaya çalışayım bu ayetle birleştirerek. Eğer
her hangi bir iş için yönetici seçeceğiniz/atıyacağınız (artık toplumda bu olay
nasıl işliyorsa) sizden olan, salatı
ikame eden ve işin ehli olan
birini atayın. Eğer böyle olursa 22/41 ayetindeki gibi olacaktır ve o zamanda
4/59 ayetindeki gibi itaat söz konusu olur. Çünkü danişacağımız veya olması
gereken iş hakkında itaat edilecek kişi hem mümin, hem Kur’an bilen hemde o
işin ehli olacaktır.
Konu bağlamında 4/83 ayetini de okuyunuz lütfen.
*Çalışmalarımda çok az da
olsa bazı ayet no sunu verip ayeti yazmadıklarım vardır. Özellikle küçük
bir kısmında bu şekilde yaptım. Affınıza sığınarak Kur’an’ın kendisi açılıp
okunsun istememdir. Allah razı olsun, yazılarımı okuduğunuz için.
*
22/78 Ve mücadele edin Allah uğrunda, gerçek/hak
mücadelesi (-yle) onun; O seçti sizi; ve yapmış değildir üzerinize dinde hiçbir
güçlük/zorluk; babanız İbrahim'in inanç öğretisi; O (Allah) önceden
isimlendirdi sizi, müslim45; ve bunda, olması için resûlün/elçinin üzerinize
bir tanık/bir şahit; ve olmanız için sizin tanıklar/şahitler insanlar üzerine;
öyleyse kaldırıp ayakta tutun salâtı5 ve verin zekâtı10; ve sarılın
Allah'a; O'dur mevlânız68. Öyle ki bir muhteşem mevlâ68; ve bir muhteşem
nasîr69.
s-salate
Ayette önemli noktaları belirtmeye çalışayım. Nebi Muhammet’te
İbrahim’in inanç sistemine tabii idi dolayısıyla bizlerde. Hesap gününde
nebiler/resuller kavimlerin üzerine şahit gelecekler ve her kavimden de
şahitler gelecek. Önceden de Müslim olarak nitelendirilmiştir. Gelen tüm
nebi/resuller ve kitaplar(şeriatta bazı değişiklikler vardır 6/146) aynı hak
dinini getirmişlerdir(aynı vahiy gelmiştir). Bu dini yani İslam’ı yaşayabilmenin
tek yolu da Allah’ın bize öğrettiklerini sadece Kur’an’dan öğrenmektir. Bunun
içinde Kur’an’ı anlayarak okumak, araştırmak, delillere ulaşmak, emir, öğüt ve
kıssaları anlamak değerlendirmek, Kur’an’dan ders çıkarmakla olur. Yoksa yat
kalk üç beş ayeti anlayarak yada anlamadan oku şeklinde kesinlikle olmaz.
Ayrıca çok önemli bir nokta Mevla yalnızca Allah’tır. Ondan
başka birine Mevla demek kesinlikle şirktir. (celalettin Rumiye diyolar mesela)
Ayrıca mücadele edin Allah uğruna hak mücadelesi ile der Rabb’imiz. Mücadelemiz
Kur’an’a uygun olursa hak mücadelesi olur. Kur’an’ın çerçevesi içinde kalırsak
her zaman hak yolunda oluruz. Bunu
yapmak içinde Kur’an’ı bilmemiz lazım. Kur’an’ın her an aklımızda olması lazım.
Bunu da ancak her zaman Kur’an çalışarak sağlayabiliriz.
Ayrıca dinde bizim için zorluk yoktur zorlama da 22/78 –
2/256 . Rabb’imiz dinde bize zorluk istemiyor. Rabb’imiz bizim için muhteşem Mevla
(sahip) ve muhteşem nasir (yardımcı) olduğunu söylüyor2/256. Mevla sadece Yüce
Allah'tır. Celalettin rumi gibi birine/birilerine haşa Mevla/Mevlana demek
şirktir. Konu açılmışken Rabb (efendi) de yalnızca Yüce Rabb’imizdir. Başka
efendimiz yoktur. Peygambere veya herhangi birine/bir şeye efendi demek de
şirktir.
6/146 Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram
ettik; onlara, sığır ve koyunun iç yağlarını da haram ettik. Sırtlarında
taşıdıkları, bağırsaklarına ve kemiklerine karışan yağlar hariç. Bu,
azgınlıkları nedeniyle onlara verdiğimiz cezadır. Kuşkusuz Biz, doğru
olanlarız.
2/256
Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış olandan kesin olarak
ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip, Allah'a inanırsa, kuşkusuz ki kopması mümkün
olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi
Bilen'dir.
22/78
Allah yolunda gerektiği gibi cihad edin. O sizi seçti. Dinde size bir zorluk
yüklemedi. Bu atanız İbrahim'in milleti. O, daha önce de şimdi de sizi
Müslümanlar olarak isimlendirdi. Resul, size tanık olsun, siz de diğer
insanlara. Öyleyse salatı ikame edin, zekatı yapın ve Allah'a sımsıkı bağlanın.
O, sizin mevlanızdır. Ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.
*
23/2 Kimseler;
onlar salâtlarında23 haşyetlilerdir53.
salatihim
23/9 Ve
kimseler; onlar kendi salâtlarını23 korurlar.
salevatihim
Kurtuluşa eren müminlerin(bir önceki ayet) Kur’an
okurlarken Allah’a duydukları derin saygıdan yürekleri ürpererek okurlar. Yani
isteyerek, anlayarak ve bilincinde olarak isteyerek Kur’an çalışırlar ve bunu
korurlar, süreklilik arz ettirirler.
*
24/37 Adamlar (ki); oyalamaz onları ticaret; ve de
alışveriş; zikrinden Allah'ın; ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar
salâtı5; ve verenler zekâtı10; korkarlar bir günden; ters döner onda kalpler;
ve gözler.
s-salati
Arapçada bir topluluğa hitap edilirken gramer gereği o
toplumda bir erkek dahi var ise eril gelir. Burada sadece erkekler kast
edilmemiştir. Ticaret yada alışveriş Allah'ın zikrinden ve salatı ikame etmekten
alıkoyamaz/koymamalı.
*
24/41 Görmez misin? Doğrusu Allah'ı;
tesbih57 eder O’nu, göklerdeki162 ve yerdeki/yeryüzündeki kimse; ve
kuş164; saflar halinde; her biri muhakkak ki bildi kendi salâtını75; ve
tesbihini57; ve Allah bilendir onların yaptıklarını.
salatehu
Rabb’imiz kuşun (göçmen kuşların) salatını ve tesbihini
bildiklerini bize örnek verir. Demek ki kuşlarda tespih eder salat eder. Peki
nasıl olacak bu. Kuşlar Allah Allah mı derler tespihleri nedir (tespih konusunu
inceledik) yada namaz mı kılarlar. Hiç bu şekilde kuş gördün mü? Allah’ın sözü
en doğrudur. Kur’an’da çelişkide olmaz yanlışlık da. Allah yapıyorlar dediğine
göre demek ki yapıyorlar. Ama şu anki anladığımız şekilde değil. Yani bizim anladığımız
ve uyguladığımız şeyin yanlış olduğunu görüyoruz. Yanlış olan kavramları yanlış
anlamamız ve uygulamaya da yanlış geçirmemizdir. Dolayısıyla Kur’an’ın gerçek
salatını ıska geçiyoruz. Ve diyor ki görmez misin. Demek ki görebiliyormuşuz.
Hadi arayın namaz kılan veya elinde (eğer eli olsaydı) şimdikilerin gibi 33 lük
tesbihi ile dolaşan kuş. Tesbih çeken kuş. Eğer göremediyseniz demek ki tespihi ve salatı doğru anlamamışız
yada doğru anlamamıza engel olmuşlar. Kavramın içini boşaltıp anlamsız bir şeye
yönlendirmişler bizleri.
24/56 Ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve verin
zekâtı10; ve itaat edin resule/elçiye76; belki sizler merhamet edilirsiniz.
s-salate
Resule itaat Kur’an’a itaattir. Resul Kur’an’dan başka bir
şey getirmemiştir. Kur’an dışında Allah’tan vahiy aldıysa da (mesela yakında zafer
kazacaksın gibi v.s.) bu Kur’an’a girmediyse dinde kaynak olamaz. Resullerin
dini olmaz. Resul aldığı vahyi iletir ki zaten vahiy ile Allah’ın dini
öğrettiğini ayetlerden anlayabiliriz. Resul dinde 2. bir kaynak değildir. Resul
sadece müjdeliyici ve uyarıcıdır. Uyduruk hadis ve sünnet gibi zan (hadis ve
sünnetin tamamı ve uydurulmuş ne varsa hepsi) içerirler. Zan dinde kaynak olmaz.
Hadis konusunda inceliycez. Hadis kuranda söz demektir.
93/7 Seni şaşırmış bulup, doğru yolu
göstermedi mi?
25/56
Biz, seni haberci ve uyarıcı olmanın dışında başka bir şey için göndermedik.
10/36 Onların çoğu, ancak zanna uyarlar. Kuşkusuz
zan hakikatin yerini tutamaz. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilendir.
53/28 Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri
yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan, "gerçekten" yana
hiçbir değer taşımaz.
6/116 Eğer
yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar yalnız var sayıyorlar.
2/78 İçlerinde
ummiler vardır. Kitabı bilmezler. Kuruntularından başka bir şey bilmezler.
Ancak zanda bulunuyorlar.
10/66 İyi bilin ki göklerde ve yerde kim varsa
Allah'ındır. Oysaki Allah'ın yanı sıra başkasına tabi olanlar neye tabi
oluyorlar? Onlar, ancak zanna tabi olmuş oluyorlar. Ve onlar ancak saçmalıyorlar.
*
24/58 Ey iman47 etmiş kimseler! İzin istesin
sizlerden kimseler; malik oldu sağ elleriniz77; ve kimseler; asla ulaşmayanlar
erginliğe sizlerden; üç vakitlerde; fecir55 salâtı5 öncesinde;
ve öğlende elbiselerinizi bir kenara bıraktığınız zaman; ve sonrasında akşam56 salâtı5;
üçtür avret/edep (zamanı) sizlere; yoktur sizlere; ve yoktur onlara bir günah
bunlardan sonra; bir kısmınızın bir kısım üzerine dolaşmaları; işte böyledir;
beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; ve Allah Alîm'dir8; Hakîm'dir9.
salati salati
24/58 Ya eyyuhellezine amenu li yeste'zinkumullezine meleket
eymanukum vellezine lem yeblugul hulume minkum selase merrat, min kabli salatil fecri, ve hinetedaune siyabekum minez zahirat, ve min ba'di salatil ışai, selasu avratin lekum, leyse aleykum ve la aleyhim cunahun ba'de hunn,
tavvafune aleykum ba'dukum ala ba'd, kezalike yubeyyinullahu lekumul ayat,
vallahu alimun hakim.
Sabah ve akşam salatlarının isimlerini öğretiyor Rabbimiz müminlere.
Daha önce de bahsettiğimiz gibi sabah salatı; salatil fecr ve akşam salatı;
salatıl işa.
*
27/3 Kimseler;
dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete
onlar; kesinleşirler/emin olurlar.
Salatı hayatlarına empoze edenler zekatlarını verirler ve
ahiretten kesin emin olurlar. Mümin olabilmek için ahirete de inanmak gerekir.
Sadece var olduğuna değil. Hesaba çekileceğine ve sonucunda 2 yerden birine
gideceğine ve Yüce Rabb’imizin ahiret ile ilgili bizi bilgilendirdiği her şeye.
Salatı ayağa diktiğimizde hergün kuran okuduğumuzda bu bilgileri öğrenmiş ve
taze tutmuş oluyoruz.
*
29/45 Oku vahyedileni sana kitaptan; ve dik/ayağa
kaldır salâtı5; doğrusu salât5 engeller/men eder fahşâttan81; ve
münkerden82; ve mutlak ki zikri78 Allah'ı en büyüktür; ve Allah bilir
ürettiklerinizi.
s-salate s-salate
Vahyi kitaptan okuyarak salat ayağa kalkıyor. Salat da
fahşadan ve münkerden engelliyor. Ve Allah’ı zikretmiş oluyoruz okurken ve
sonraları için. Ayrıca Allah’ın zikri yani öğüdü yani Kur’an yani Allah’ın
kelamı en büyükmüş. Bu bilinen namaz olsaydı nasıl fahşadan ve münkerden
engelleyecek. Bir çok örneği var bu nasıl Müslüman 5 vakit namaz kılıyor her türlü
yamukluk var dediklerimiz yok mu? Allah’ın sözü en doğrudur. Kur’an her zaman
doğru söyler. En iyi söz Kur’an’dır. Allahın zikri en büyüktür. Burada yaman
bir çelişki yok mu yat kalk aymazlık namazı yapanları bu namaz diye yaptıkları
şey bunları neden engellemedi.
Çünkü Allah’ın öğütlerinden bir haber papağan bir şeyler
söyleyip yat kalk yapmaktan ibarettir salatı yanlış anladıklarından dolayı. Ne
dedikleri hakkında fikirleri yok olsa da farketmez birkaç ayetle sınırlıyorlar.
Zaten okudukları şeylerin bir kısmı Kur’an’da yok hatta şirk içeriyor ondan da
haberleri yok. Salat diye yaptıkları şeyde birçok defa okudukları fatihanın
anlamını bilmezler. Fatiha okurlar ayakta (Kur’an’da var) Allah’a sadece sana
itaat eder sana kulluk ederiz derler anlamını da bilmeden sonra oturup
ettehıyyatü (Kur’an’da yok) diye bir şey okurlar nebiye sana selam olsun
derler. Bu nasıl bir çelişki. Allah ölüler duymaz der, Allah’ı çağırırken başka
isimler anmayın der. Haşa nebi Allah gibi her an hazır mı ki selam olsun
diyorsunuz. Bu nasıl bir gafilliktir, asıl bir aymazlıktır, ibadet diye şirk
yapıyorsunuz akletmezmisiniz?
Burada çok detaya girmeyeceğim, çalışmalarımın içinde
belirttim (başka yapılan Kur’an’a ters şeylerde mevcut yapılanların İslam’la
alakası olmayan) baştan sona yanlış zaten Kur’an’la alakası yok bu
yapılanın. Bu namaz diye bilinip yapılan şey boştur, aymazlıktır, Kur’an’ın
salatı değildir hatta şu haliyle şirktir. Eğer
bu salat Kur’an’ın salatı olsaydı bu ayet 29/45 tecelli ederdi namaz kılanlarda.
Etmediğine göre, Allah’ın sözü en doğru söz olduğuna göre bu yapılan ritüel
kurandaki bahsedilen değildir.
*
30/31 Dönenler (olun) O'na (Allah'a); ve
takvalı21 olun O'na ; ve dikin/ayağa kaldırın salâtı5; ve olmayın
müşriklerden36.
s-salate
Müşrik olmamak için öğüt verir Yüce Rahman’ımız bizlere.
Demek ki müşrik olmamak salatı ayağa dikmemiz lazım. Müşrik olmamanın da
takvalı olmanın da yolu salatı ikame etmekmiş. Peki nasıl müşrik olunmaz ve
Allah’a nasıl takvalı olunur namaz kılarak mı öğreneceksin bir düşün? Yoksa
Kur’an’ın gerçek salatı olan Kur’an öğrenerek mi? Kur’an çalışıp Allah'ın emir
ve yasaklarınız öğrenip ona göre yaşarsak Kur’an ayetleri hafızamızda her an
taze kalırsa (devamlı çalışıldığı için) Allah'ın izni ile müşrik olmayız. Kur’an
çalışmak bizi müşrik olmaktan alıkoyar ayettende net anlaşılır. Ya şu an
yapılan yat kalk egsersizi bize ne yarar sağlar. Allah'ı anlamadan dediklerini
bilmeden yatıp kalkmanın kime ne faydası var. Kur’an’da çok önem verilen salat
hangisi olmalı. Tespihimizi (yaratılış özelliğimizi) yani aklımızı kullanırsak
cevaba ulaşırız ki zaten sonuç kısmında salatın Kur’an çalışmak, Kur’an
ayetleri okumak, öğrenmek olduğuna dair delillerimizi ayetler ışığında Allah'ın
izni ile sunmaya çalışıcaz.
*
31/4 Kimseler;
dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete
onlar; kesinleşirler/emin olurlar.
s-salate
Burdada salatı ikame edenler ve zekatı verenler ahiretten
emin olanlardır manasındadır.
*
31/17 Ey oğlum! Dik/ayakta tut salâtı5; ve emret
ma'rûfu73; ve engelle/yasakla münkerden82; ve sabret51 üzerine isabet
edene; doğrusu bunlar azimden/engelleri aşma kararlılığından işlerdir.
s-salate
Lokman’ın oğluna öğüdü. Lokman nebi veya resul değildi
fakat Allah'ın hikmet verdiği bir kuluydu. 31/12 okuyunuz.
*
33/33 Ve vakarlı olun/oturaklı olun
(kadınlar) evlerinizde; ve cazibe sergilemeyin (kadınlar) ilk
cahiliye cazibe sergilemesi (gibi); ve dikin/ayakta tutun
(kadınlar) salâtı5; ve verin (kadınlar) zekâtı10; ve itaat edin
(kadınlar) Allah'a ve resulüne/elçisine76; ancak arzu eder Allah gidermek
sizlerden pisliği; beyt/ev32 ahalisi! Ve temizler sizleri bir temizlik
(-le).
s-salate
Kadınlara özel gelen bir öğüt var. Anlaşılan cahiliyede bir
cazibe sergilemesi yapıyorlarmış Allah bunu yapmayın diyor ve başka tavsiyeler
veriyor. Bu ayette genelde yanlış anlaşılan kadınlar evinizde oturun çıkmayın
dışarı diye bir şey söylenmiyor. Buradaki temizlikte fiziksel değildir. Ruhsal
bir temizliktir batıldan arınmadır. Yoksa kadınlara siz pissiniz denmiyor. Salat
ve zekat kadınlar içinde geçerli, tıpkı tüm ibadetler ile ödül ve ceza kadın,
erkek ayrımı olmadığı gibi.
*
33/43 O (Allah) ki salât22 eder sizlere; ve
melekleri (de) onun; çıkarmak için sizleri karanlıklardan aydınlığa/nura; ve
oldu O (Allah) müminlere27 bir Rahîm2.
yusalli
Her salatı salliyi namaz diye çevirenler bunu namaz diye
çevirememişler. Çünkü çevirselerdi Haşa Allah ve melekleri insana namaz kılar
diye çevireceklerdir. Kılmak eylemini de uydurmuşlar zaten. Demek ki kavramda
yanlışınız var. Aynı şeyi bir ayette başka diğer ayette başka, işinize geldiği
gibi evirip çevirerek Kur'an’ın mesajını örtüyorsunuz. Kur’an genel anlam
bütünlüğüne bakılarak kavramlar ona göre anlamlandırılıp anlaşılması gerekir.
Allah’ın ve meleklerinin bizleri karanlıktan aydınlığa
çıkarmak için yardım ettiklerini söyler Rabbimiz. Müminler Allah'ın gözlerinin
önündedir, dualarına cevap verir, ilgilenir, korur manasındadır. Rabbimiz
yardım etmeyi dilediğinde onun ulaşması için dilerse melekleri görevlendirir.
Peki neden Yüce Rabb’imiz bize bu yardımları yaparmış. Bizleri karanlıktan
aydınlığa çıkarmak için/karanlıktan çünkü aydınlığa çıkmamızı ister. Ve Allah
Müminler üzerine bir rahim oldu. Yüce Allah’ın rahim sıfatı, Rahman sıfatının
tecelli etmiş halidir.
Neden müminler, aydınlık nedir, karanlık nedir, neden Allah
müminleri aydınlığa çıkarmak ister, Allah istediğini yapar aydınlığa çıkarmak
ister diyor çıkarırım neden demiyor, Allah'ın yardıma ihtiyacı yok ki neden yardımlar
meleklerle ulaşıyor? Tüm bunlar ve çok
daha fazlası için yalnızca Kur'an. Hepsinin cevaplarını Biricik şerefli Kur'an’ımızda
var. Bunların cevaplarını çaba gösterip Kur'an’dan araştırıp bulmanızı rica
ederim. Yada Kur'an çalışmaya başlarsanız cevaplar kendiliğinden gelir. Gecesi
kadirde Kur'an’ın indiği gibi sizde Kur'an okuyarak onu kendinize
indirebilirsiniz. Önemli olan kağıt ve mürekkep değil önemli olan içindeki Allah'ın kelamlarıdır.
33/56 ayeti ile anlam bağlamındadır.
Çalışmalarımızda bu sorulara da cevaplamayı umuyorum.
*
33/56 Doğrusu Allah ve melekleri onun
salât22 ederler nebiye/peygambere; ey iman etmiş kimseler;
salât83 edin ona; ve teslim olun bir teslim (-le).
yusallune sallu
33/43 ayetindeki
gibi burada da Allah ve meleklerin nebiye namaz kılması mümkün değildir. Allah
ve meleklerin nebiye ve iman edenlere gözetip, koruması, kollamasından bahseder
ayet. Sizde ona teslim olup (nebi kastediliyor dolayısıyla İslam dinine) yardım
edin.
*
35/18 Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici
başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu
(yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile)
yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar
Rablerinden4 gaybla62*; ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve kim
zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak
zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a
doğrudur dönüş yeri.
s-salate
*Gözleriyle görmedikleri halde.
Kimse başkasının yükünü yüklenemez, yükü yüklenen
tarafından çağırılsa bile yükü taşıyandan herhangi bir şey yüklenemez. Yakınlık
sahibi oldukların dahi olsa (nebi Muhammed’in) ancak uyarırsın Allah’a derin
saygı duyanlar ve görmeden Allah’ın bize öğrettiği gayba ve Allah’a inanlar
senin çağrına karşılık verir. Ve akabinde salatı ayağa diker (Kur’an çalışması)
zekatı verirler Allah’ın emri olduğu için. Nefsi arınmış olur. Dönüş Allah’adır.
Buradaki yük insanın günahları olabilir, yaptığı şeyler olabilir, eğer kendine
çağıran biri ise yoldan çıkarttıklarının vebali olabilir aklınız ne gelirse.
Burada dikkat edilecek nokta herkes ne yaptıysa onu
taşıyacaktır. Yakınlık sahibi birine bile yardım edemeyeceğiz. Hatta Nebi
Muhammed bile yardım edemeyecek kendi yakınlık sahibine. Uyduruk hadislere
inanan nebi bana şefaat edecek diyor. Nebi kendi bana bile ne yapılacağını
bilmiyorum der, Allah nebinin de kendi yakınlarına yardım edemeyeceğini
söylüyor kaldı ki sen nebiden 1400 yıl sonra yaşamışsın, seni tanımaz etmez
(tanısa da bişey değişmez) şefaat etme şansı nedir sence? Kal dı ki şefaate
inanmak Kur’an’a göre şirktir. Aklını kullanmaz mısın? Allah kelamlarına bu
kadar uzak mısın? Bir bilgin, bir yol göstericin olmadan ve Allah kelamı da
açıkça var iken, hala tamamı zan olan uyduruk hadisleri mi tercih
edeceksin? Allah dururken şeytanımı veli
edineceksin. Keyfin bilir.
Peygamberin izinden gittiğini sanıp ta şeytan öğretileri olan
hadisleri takip edip ahirette hesap gününde iki elini ısırıp resulün tuttuğu
yolu tutsaydım keşke dediğinde iş işten geçmiş olacak, haberin ola.
*
35/29 Doğrusu kimseler okurlar Allah'ın kitabını; ve
diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve infak6 ettiler
rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice; ve alenen/bildirerek;
umarlar bir ticaret; asla perişan olmaz.
s-salate
Allah’ın kitabını okuyarak ancak salatı ayağa kaldırır
dikeriz. Kur’an’ın gerçek salatı/namazı budur. Yat kalk egzersizi değil ve bu egzersiz
de okudukları üç beş ayetle Allah’ın kelamı anlaşılamaz. Namazda okudukları bir
kısım şeyler Kur’an’da olmayan uyduruk şeylerdir ki bunlarda şirk içerir. Ezan
kısmında incelemeye çalıştım. Ayrıca salatı ikame eden kişiler infak da ederlermiş. Açık veya gizli
şekilde. Ve bu ticaretten asla pişman olmamayı umarlarmış. Umarlar çünkü kabul
edecek Allah’tır. Allah’ın azabından emin olunmaz.
*
42/38 Ve kimseler; cevap verdiler/icabet ettiler
Rablerine4; ve diktiler/ayağa kaldırdılar salâtı5; ve işleri/emirleri
şuradır/danışmadır aralarında; ve rızıklandırdığımızdan infak6 ederler.
s-salate
Bazı kimseler Allah’ın emirlerine icabet etmişler ve
böylece salatı ayağa kaldırıp Kur’an dersleri yapmışlar. Ayetler ve toplumsal
konularda tartışmışlar, danışmışlar. Ayrıca Allah’ın verdiği rızıktan infak
etmişler.
*
58/13 Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz
arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete
geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki dikin/ayağa kaldırın
salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resulüne/elçisine76; ve
Allah haberdardır yaptıklarınızdan.
s-salate
Salatı ayağa kaldırmak, bilinen namazı yat kalk kıl demek
değil. Nebiye özel bir şey sormak isterseniz sadaka verin demişti Yüce Rabb’imiz.
Bu ayette bundan bahseder. Tevbe etti Allah sizlere diyor. Allah nasıl tevbe
eder ne demek istedi bunu Tevbe konusunda inceleyelim. Tevbe anlam olarak bir şeyi
bir daha yapmamak üzere bırakmaktır. Burada ise kastedilen bu sadaka size ağır
geldi, Bu zorluktan sizi döndürdüm, bu sadakayı almaktan vazgeçtim demektedir.
*
62/9 Ey
iman47 etmiş kimseler; nida edildiğiniz/çağrıldığınız zaman
salât108 için toplanma/cuma günü; öyle ki yürüyün/hareketlenin Allah'ı
zikrine78 doğru; ve bırakın alışverişi; işte bunlarsınız; hayırlıdır
sizlere; eğer olduysanız bilenler.
lissalati
Öncelikle burada çağrı herkese değil iman etmiş
kimseleredir. Sonrasında bir çağırılma vardır. Muhtemelen tam zamanı belli
değildir. Çünkü şu anda yaptıkları Cuma namazı olarak düşündüğümüz de ezan
dedikleri (Kur’an’da yeri yoktur çağırılmadan bahseden ayette var ama bu illa
ezan değildir her türlü çağırılma olabilir ezan dinde kutsal bir şey değildir)
okunmadan zaten insanlar caminin yolunu tutmuş yada camide olurlar. (şu an
camiler ibadet yeri değildir, şirk yuvasıdır. Mescit kavramında inceliycez.) Bu
kararlaştırılmış bir gün olabilir illa Cuma günü olmak zorunda değildir ki zaten
ayette geçen Cuma kelimesi herhangi bir günü ifade etmez. Cuma kelimesinin
anlamları aşağıdaki gibidir.
Cuma, toplamak veya bir araya getirmek, bir araya getirmek,
sözleşme yapmak, bir araya getirmek veya bir araya getirmek, birleştirmek veya
bağlamak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek uzlaştırmak veya
uzlaştırmak, bir şey (giysi eşyası gibi) giymek, oluşturmak/düzenlemek/
yerleşmek, cemaatle dua etmek, bir konuda karar vermek/karar vermek/karar
vermek, görüş birliğine veya birleştirmek, bir şeyi hazırlamak veya hazırlamak,
bir şeyi kurutmak, bir başkasıyla komplo kurmak veya birlik olmak, biriyle bir
arada yaşamak, kompakt/sıkıştırılmış/sıkıştırılmış olmak/yapmak, enerjisini
harcamak, uzlaşmak veya kavramak veya kapsamak, girmek veya girmek, başka
biriyle buluşmak veya birlikte olmak. gibi anlamlara gelmektedir.
Haftanın herhangi bir gününü ifade etmez. O zaman göre
herhangi bir gün belirlenebilir. Cuma gününün kutsallığı yoktur kutsal olan
kararlaştırılan günde orda toplanıp salatı ayağa kaldırıp dikmek yani topluca Kur’an
okumak, Kur’an çalışmak, Kur’an ayetleri üzerinde düşünüp, fikir yürütüp,
tartışmaktır.
İman edenlere alışverişi bırakıp Allah’ın zikrine gidin
eğer bilenlerdenseniz bu sizin için hayırlıdır diğer her şeyden denmektedir.
Allah’ın zikri, nedir Allah'ın zikri. Namaza mı gelin diyor. Allah'ın zikri
nedir. Allah’ın öğüdüne koşun diyor. Allah’ın zikri Kur’an’dır(zikir
çalışmasına bakınız) Bu ayette, bu ayetteki öğüde koşun veya namaza gelin
demiyor. Allah’ın zikrine gidin. Allah'ın zikrine bir çağrı var.
Her şeyi bırakıp Kur’an okumaya, çalışmaya gidip diyor Yüce
Rabb'imiz. Benim zikrime gelin diyor. Çünkü Kur’an müminler üzerine vakitli bir
kitaptır.
*
62/10 Öyle ki tamamlandığı/sonlandığı zaman
salât108; öyle ki dağılın yeryüzüne; ve arayın/bakının fazlından/lütfundan
Allah'ın; ve zikredin78 Allah'ı çokça; belki sizler felaha
erersiniz/başarırsınız.
s-salatu
Bir önceki ayette alışverişi bırakın denmesi bu toplanma
salatının gündüz olması gerektiğini bize anlatır. Ve bu ayette de gündüz
bittiğini. Çünkü Allah’ın lütfundan aramak için yeryüzüne dağılın diyor. Biz
yine Kur’an’dan biliyoruz ki Allah’ın lütfundan aramamız gereken zaman gündüz
vaktidir (30/23 ve başka birçok ayette de geçer) ve bu dağılmadan sonra Allah’ın
zikrini de bırakmayacağız. Zikir konusunda zikir nedemek detaylı incelemeye
çalıştık.
*
70/22 Dışındadır musallin112.
l-musalline
Musallin genelde namaz kılanlar diye çevrilir. Hiçbir
alakası yoktur. Bir şeyi arkasından bedenen ve zihnen çok yakın bir şekilde
takip etmektir(Musallin çalışmasına bakınız). Musallin sadece Kur’an için
musallin olmak şeklinde de düşünülmemeli. Elbette doğru şeye musallin sadece
Kur’an’a musallin olunmaktır ama başka şeylere de musallin olunabilir. Musallin
çalışmasından107/4 suresine bakılabilir. Önceki ayetleri okuyalım. Yüce Rabb’imin
belirttiği bazı şeyler var. Musallin bunların dışındadır diyor. Tabii burada Kur’an’a
musallin olan kastediliyor.
*
70/23 Kimseler; onlar
salâtlarında23 daimîlerdir/devamlılardır.
salatihim
Musallin olmanın gerekliliği yada musallinlerin özelliği
salatlarında devamlı olmak.
*
70/34 Ve kimseler; onlar salâtlarını23 korurlar.
salatihim
Kur’an’a musallin olanlar
*
73/20 Doğrusu Rabbin4 bilir ki sen
dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin171 üçte ikisinden yakınına; ve
yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa
(da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir
geceyi171 ve gündüzü170; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu;
öyle ki tevbe33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni
Kur'an’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darp
ederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar
fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler35 Allah yolunda;
öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan (Kur’an’dan); ve dikin/ayağa kaldırın
salâtı5; ve verin zekâtı10; ve borç verin123 Allah'a; güzel bir borç123;
ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir;
bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) daha hayırlıdır; ve en büyük
bir ecirdir/karşılıktır; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu
Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2. s-salate
Kısaca açıklamaya çalışayım nebi Muhammet ve bir grup
gecenin bazı bölümlerinde salat için kalkarlarmış. Ne zaman kalkacaklarını bilmeleri
için Allah gece ile gündüzü bir ölçü yapmış (bu ölçü sadece bunun için değil
tabi ki). Kur’an’dan kolay geleni çalışın diyor Rabb’imiz. Bunu şu an
kıldıkları namazda okudukları (zammı suremi ne diyorlar) dualardan kısa olanı
okuyun diye algılıyorlar bu bana doğru tespit gibi gelmiyor.
Şı şekilde yorumlamak daha doğru geliyor bana;
Bildiğiniz gibi 2 çeşit ayet vardır. Muhkem ve müteşabih.
Müteşabih okunduğunda içinde birden fazla anlamı olan yani bir çok şey anlatabilen
ayetlerdir ki bu ayetlere bilim ile bakıldığında bu tecelli eder. Muhkem
ayetler ise okunduğunda normal akıl düzeyi olan bir insan anlar ki bunlar
kitabın anasıdır ve sorumlu olduğumuz, sınava tabi olacağımız ayetlerdir. Bu
ayetler neyi, nasıl yapacağımızı, neleri yapmayacağımızı nelere dikkat
edeceğimizi v.s. belirtirler. Benim kanaatimce kolay gelen ayet dediği Rabb’imin
bu ayetlerdir.
Yani okuyunca anlaşılabilen, üzerinde çok düşünmeden,
araştırma yapmadan okunduğunda kişiye direk hitap eden ayetleri kastetmektedir.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.
Burada Allah tövbe etti sizlere diyor. Tövbeyi kendi kısmında
inceliycez. Burada Allah affetti sizleri ve bazı şeylerden sizi muaf tuttu,
rahmetinden, bağışlayıcılığından ve kullarını çok sevip zorluk
istemediğinden bazı yapılması
gerekenlerden vazgeçti manasındadır. Verdiğim rızıklardan insanları
yararlandırarak bana borç verin ki bende karşılığını en güzel şekilde vereyim
diyor. Kıyam çalışmasında yorumlamaya çalıştım. Oradan da bakılabilir.
*
74/43 Dediler: “Asla olmayız musallinden112”
l-musalline
Kur’an’a musallin olmayanlar, Kur’an’ı takip etmeyenler, Kur’an
yolunda olmayanlar. Aslında Kur’an harici herhangi birşeye her ne olursa olsun
musalllin olanlardır.
*
75/31 Öyle ki, doğruyu tasdiklemedi; ve
salla13 etmedi.
salla
Cehenneme atılacak olan bir insanın yaptıklarından bahseder
75. sure. Bu ayetteki kimse doğru olan yolu kabul etmediğini ve bu yoldan
gitmediğini anlatır Yüce Rabb’imiz. Surenin tamamı okunursa anlamı daha iyi
anlaşılacaktır. Bu kişi yalanlayıp, yüz çevirmiş. Bu kişinin Yüce Rabb’imizin
ayetlerini, ayetlerdeki doğruları tasdiklemedi, yalanladı ve salla etmedi, yüz
çevirdi, ilgilenmedi, kaale almadı, hedefi belirleyip takip etmedi şeklinde (Türkçe sallamadı diyebiliriz) bir tavır
takındığını görmekteyiz.
Eğer tam tersi olsaydı ayette, salla kavramının doğruyu
tastikledi, tastikleyenleri yalanlamadı ve salla edenlere de yüz çevirmedi,
ilgilendi, kaale aldı hedefi belirleyip takip etti şeklinde kullanımını
görecektik.
*
87/15 Rabb'inin adını anıp salla eden.
fe salla
Bu surede de cehenneme atılacak olan birinden ve başka
şeylerden bahseder. Her sure gibi muhteşem bir suredir. Kısacık birkaç cümlede
öyle işaretler, öğütler var dır ki. Sure tamamı okunmalı çok güzel şeyler
öğretiyor Yüce Rabbimiz.
Rabb’imizin adının Yüce olduğunu, tesbih etmemiz
gerektiğini, her şeyi Allah’ın yaratıp düzene koyduğunu, doğru yolu
gösterdiğini, ölüyü diriden, diriyi de ölüden çıkardığını, nebiye Kur’an’ı
ezberlettiğini, Allah’ın gizliyi de açık olanı da bildiğini, öğüt verilmesi
gerektiğini ama öğüdün Allah’a huşu(derin saygı) duyanlara ancak fayda
vereceğini, şaki(azgınlaşmış, bahtsız) olanın Kur’an’dan kaçınacağı, bu
kaçınmanın onu cehenneme götüreceği, cehennemde ölümünde yaşamında olmadığı, bundan
kurtuluşun arınma ile olacağı (tevhid inancı ile yalnızca Kur’an deyip,
uydurmasyonlardan, zanlardan sıyrılmak) yani Rabb’imizin adını anıp salla etmemiz
arınmamızı sağlayacaktır*, insanların dünya hayatını
tercih ettiğini fakat asıl hayırlı ve kalıcı olan ahiret hayatı olduğunu, başka
kitaplarında olduğu, bunların bazılarının Kur’an’da ismi geçmediği, tüm
kitapların ve tüm nebi ve resullerin aynı dini getirdiğini anlatır sure. Sanki
Kur’an’ın küçük bir özeti gibi olan Ala suresi toplam 19 ayettir. Ama anlattıkları
ise müthiş işaretler, öğütler vermektedir. Lailaheillallah. Subhanallah.
* Salla edenler. Yüce Allah’ın biricik dini olan
İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar,
umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler,
*Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani
Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız
kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip,
kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.
Birkaç başlığı örneklemek isterim.
Mesela cehennemde ölümde yok yaşamda diyor. Başka ayetlerin
ışığında da cehennemde yaşanamaz da ölünemez de. 87/13 Her yerden ölüm geldiği
halde izin verilmez ki ölsünler deniliyor. 14/17 Bunun kurtuluşunu da Yüce Allah’ımız bu
ayette arınan kimse kurtulmuştur diyor, 87/14 Rabbin adını anıp salla eden.
Burayı biraz açarsak eger arınan kimse nedir. Başka bir ayette Kur’an’a
arındırılmışlardan başkası dokunamaz diyor çevirirken abdestsiz Kur’an’a
dokunmayın diye çeviriliyor. Bu iki arınmada birbirine benziyor aslında. Surede
arınmanın cevabı da var zaten. İncelediğimiz bu 87/15 ayeti. Biraz açmak
gerekirse konuyu;
Arınmış kişi kendini tüm şeytan öğretilerinden (hadis, sünnet,
icma v.s.) temizlemiş, tüm putlardan, Allah’tan başka ilahlardan arındırmış
(şehy, şıh, hacı, hoca, efendi v.s.) ve dini yalnızca Allah’a has kılarak,
Allah’ın isminin yanında başka isimler anmayarak ve Allah’ı birleyerek (tevhid
inancı) yaşamını sürdüren Allah’a ortak koşmayan kişi arınmıştır.
Zaten işte Kur’an’ı anlayacak olanlarda bu insanlardır. Kur’an’a
bunlar dokunabilir. Daha doğrusu herkes Kur’an’a dokunabilir de buradaki
dokunma fiziksel değildir işte bunlar gerçek anlamda anlayabilirler. Rabb’inin
adını anıp salla edende kanaatimce Allah taraftarlarıdır. Her zaman Allah’ı ve
ayetlerini düşünüp ,salatı ikame eden, Allah’ın yolundan ayrılmayanlar bu yolda
Allah’ın dinine çağırıp yardımlaşanlardır her konuda hem din hem toplumsal yardımlaşma
yapanlar, kul olmanın kuralları içinde, Allah’ın hudutları içinde olanlardır.
Buradaki Kur’an’a dokunma fiziksel bir dokunma değildir. Kitap şeklinde ki Kur’an
kağıt ve mürekkepten ibarettir. Onu kutsal yapan içindekinin Allah’ın kelamı
olmasıdır. Eğer bu anlamada Kur’an’a dokunamayıp, değiştiremeyecek 15/9
olsalardı türlü türlü saçma sapan mealler ortaya çıkmazdı. Rabb’imizin
kastettiği şey bu değildir. Şunu da ekleyeyim 56/79 için çevirilerde Kur’an’a
sadece melekler dokunur veya abdest almadan Kur’an’a dokulmaz şeklinde
çeviriler de vardır. Kesinlikle yanlıştır ve kesinlikle katılmıyorum. Kur’an’ın korunması ilahi bir korunmadır.
Kur’an Yüce Rabb’imizin matematiksel 19 sistemi ile ayet, cümle, kelime ve harf
bazında müthiş bir koruma ile korunmaktadır.
87/13 Sonra orada ölüm de yok, yaşam da.
14/17 Onu yutmaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecekler.
Her yanından kendilerine ölüm geldiği halde yine de ölemeyecekler. Ardından da
daha ağır bir azap tadacaklar.
87/14 Doğrusu arınan kimse kurtuluşa ermiştir;
56/79 Ona arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz.
15/9 Zikri
Biz indirdik ve kesinlikle onun koruyucusu da Biziz.
*
96/10 Bir kulu; salla13 ettiği zaman.
salla
Alak suresi (sure isimleri kutsal değildir) vahyin ilk
ayeti olduğu kabul edilir. Kur’an’ı nebiye Yüce Allah öğretmiştir ve ayetler
iniş sırasına göre değil Allah’ın emrettiği şekilde Cibril vasıtası ile nebi
Muhammed tarafından dizilmiştir*. Bu sayede Kur’an’ı koruyan 19 mucizesi
tecelli etmiştir. 19 mucizesine kısaca çalışmamda yer vericem. Temelini
anlatmaya çalışıcam. Tecelli eden mucizeleri görmek için İbrahim Esinlerin Kur’an
mucizeleri derslerine bakabilirsiniz.
Bu sureyi (96.sure) kendi bağlamı için komple okunmasını
tavsiye ederim. Bu sure bağlamında bir kul salla ederken diğer kul engel
oluyormuş. Ya o salla eden doğru yoldaysa takvayı buyuruyorsa diyor Rabb’im
(hepsi bu ayette değil tabii ki öncesini sonrasını okuyalım) Takvaya çağıran, Kur’an’a
çağıran bir kula engel oluyormuşlar. Bu kulun kesinlikle Kur’an’a salla
ettiğini anlıyoruz. Bu surenin ilk vahiy olduğunu kabul edersek de bence Allah’ın
ayetlerini duyurmaya, yaymaya insanları Allah’ın yoluna çağırmaya çalışırlarken
bazıları da buna tüm güçleriyle engel oluyorlar diye anlayabiliriz.
*Kur’an’da bu söylediğim şey bu şekilde elbette yazmamaktadır.
Allah korusun bende hevamdam veya Kur’an harici bir şeyden bilgi sahibi olup da
bunu paylaşmıyorum. Tabii ki Kur’an ayetlerinden anladığım budur. Konuyu izah
edeyim.
1-Kur’an’ı nebiye Yüce Allah öğretmiştir.
55/1 Rahman.
55/2 Kur'an'ı öğretti.
*
2- Bu iki arka arkaya gelen ayette, önce 58/12 de nebi ile özel konuşurken sadaka verin diyen Yüce Rabb’imizin hemen arkasından 58/13 de bu sadaka vermek size ağır geldi, artık vazgeçtim, vermenize gerek yok demesi, ayetlerin arka arkaya gelmesinden ötürü sure ve hatta ayet olarak Kur’an’ın farklı zamanlarda farklı şekillerde ve farklı sıralarda nebiye ezberletildiğini bana anlatıyor. Bu emredilen nebiyle özel konuşma öncesi sadaka vermek bir süre uygulanmış olmalı ki, bu uygulamanın ağır gelmesi bir çok kişi tarafından görülmüş olması anlaşılmaktadır. Yani 58/12 ve58/13 ayetlerinin nebiye bildirilmesi arasında bir süre geçmiş olması gereklidir. Oysaki bu ayetler Kur'an'da arka arkayadır. Yada 58/13 sonrası başka ayetler bildirilip sonrası 58/13 bildirilmiştir. Buda bana Kur'a'da ayetlerin iniş sırasında olmadığını işaret eder.
58/12 Ey
iman edenler! Resul'le gizli bir şey konuşacağınız zaman, gizli bir şey
konuşmanızdan önce sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlıdır ve daha temizdir
Ancak bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti
Kesintisiz'dir.
58/13
Gizli bir şey konuşmadan önce sadaka vermek ağır geldi değil mi? Bunu
yapamayınca Allah, size tevbe etti.. Artık salatı ikame edin, zekatı yapın;
Allah'a ve Resul'üne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
-Ezberletildiğini nerden çıkarıyordun denirse de;
75/16
Telaşla, geçiştirmeye çalışarak, dilini dolaştırıp durma!
75/17
Kuşkusuz, onun toplanması ve okunması Bize aittir.
75/18 O
halde onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna tabi ol.
75/19 Sonra, onun beyanı yalnızca Bize aittir.
*
3-Aşağıda
bahsedilen ayetlerde Yüce Allah Cibril ile kuluna nasıl vahyettiğini anlatır.
53/7 O, yüksek bir ufuktaydı.
53/8 Sonra yaklaştı ve sarktı.
53/9 Böylece iki yay aralığı kadar, hatta
daha yakın oldu.
53/10
Kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.
-Bu
ayetlerde Allah kendisinden bahsediyor olabilir ve Cibrilin vahyi ilettiğini
nerden çıkartıyorsun denirse;
2/97 De ki kim Cibril'e düşmansa, Bilsin ki
O, onu iki eli arasındakileri tasdik edici olarak Allah'ın izni ile senin
kalbine çokça indirdi. Müminler için bir hidayet ve müjde olarak.
*Bu ayetten Kur’an’ın nebiye Cibril vasıtası
ile indirildiğini anlarız.
42/51
Allah'ın, bir beşer ile konuşması söz konusu değildir. Ancak, vahiy ile veya
bir perde arkasından veya bir resul göndererek, izni ile dilediğini vahyetmesi
dışında. Kuşkusuz O, Çok Yüce'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
*Bu ayettende Allah’ın bir beşerle konuşmasının mümkün olmadığını ve vahyi iletmek için üç yol kullandığını ve bu yolların hangisi olduğunu anlarız. Yukarıda ki vahiy iletmede Allah kendisi bizzat iletmemiştir.
*
4-Kur’anın
nebi Muhammet tarafından yazılması/yazdırılması ve dizilmesi.
52/2 Satır satır yazılmış Kitap'a,
52/3 Üzerine yazı yazılmış, yayılmış ince
deriye.
25/5 Ve "O, onun yazdırdığı ve sabah akşam ona dikte ettikleri evvelkilerin masallarıdır." dediler.
-Kur’an
nebi zamanında tamamiyle yazılmışır.
6/7 Biz, sana kağıt üzerine yazılı bir metin indirmiş olsaydık da onlar da ona elleriyle dokunsalardı yine de Kafirler "Bu, ancak apaçık bir sihirdir." derlerdi.
5/3 …….Bana huşu duyun. Bugün, sizin için
dininizi kemale erdirdim/ikmal ettim ve sizin üzerinize nimetimi tamamladım.
Sizin için din olarak İslam'ı seçtim/ beğendim. ………
*
98/5 Ve
emredilmişler değildiler; ancak kulluk46 etmeleri Allah'a; has kılanlar
O’na (Allah’a) dini; hanifler117; ve dikerler/ayağa kaldırırlar salâtı5; ve
verirler zekâtı10; ve işte budur kıyam143 din.
s-salate
Allah'a kulluk etmek, dini yalnızca Allah'a has kılmak,
hanif olmaları (tevhid inancı) salatta devamlılık, zekat vermek dışında bir şey
emredilmedi, işte ayağa kalkmış din budur.
*
107/5 Kimseler; onlar salâtlarında119 gaflet
içindedirler.
salatihim
Maun suresini okumamız lazım. Dini yalanlayanlar, yetimi
itip kakanlar, miskini doyurmaya teşvik etmeyenler, Kur’an harici başka şeye
musallin(yakından takip etmek) olanlar
salatlarında gaflettelermiş. Demek ki bunlarda salat ediyorlarmış ama bu Kur’an’ın
salatı olmuyor yaptıkları tamamen yararsız boş bir şey oluyor. Ayrıca bunlar
gösteriş yaparlarmış ve ufak bir yardım dahi yapmazlarmış. Bilmem bir şey çağrıştırdı mı? Bu yat kalk
salat/namaz diye egzersiz yapanlar üç beş dua okuyup anlamını bilmeden yanında
da şirk içeren Kur’an’da olmayan üç beş dua edenler aklınıza geldi mi. Peki
şuna bak 5 vakit namaz kılıyor her türlü üç kağıtçılık veya şunu bunu yapıyor
dediğiniz olmadı mı? İşte bunlar salatlarında gaflette olanlar. Gerçek Kur’an
salatı yapmayanlar. Kur’an’ın salatı diye aymazlık ve gaflet içindeler. Sadece
salat, salli, salla, tevbe, zikir, tesbih, kıyam, secde gibi kavramların içini
boşaltıp, salat geçen yerlere de namaz diye bir şey uydurmuşlar. Artık bunu
akletmemiz gerekiyor. Arkadaşlar Kur’an’da namaz geçmez. Namaz kılmak diye bir
şey yok. Salatı ikame etmek var. Ayetlere bakıp akletmezmisiniz. Zanlara ve ata
dinine mi uyacaksınız. Ata dininde ısrar edenlerden mi olmak istiyorsunuz.
Oysaki her gün 2 defa Kur’an çalışan Allah’ın bize
öğrettiklerini öğrenmek için gayret gösteren biri bu duruma düşer mi? Gerçekten
Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanıp cennete gitmek isteyen biri bu duruma
düşmez. Kur’an’ın gerçek salatı bu yat kalk egzersizi değildir.
Önce beyinle secde, kıyam edilir. Düz yat kalk anlamadan
bir iki sure okumak insanı ancak gaflette bırakır. Kur’an okuyun, eğer okuyup da gene namaz kılmak buluyorsanız o zaman
onu yapın. Çalışmamın sonuç kısmında sizlere delillerle Kur’an’ın gerçek
salatını anlatmaya çalışıcam Allah izin verdiği kadarıyla.
*
108/2 Öyle
ki salla13 et Rabbine; ve göğüsleyerek karşı dur.
fesalli
Rabb’ine ilgisiz kalma, Rabb’inin arkasından koş, bu yolda
karşına çıkacak veya başına gelecek şeylere göğüsleyerek karşı dur, mücadeleni
et.
Çünkü bu tarz şeyler bizler için sınavdır. Her zorlukta
kolaylık vardır. Hoşlandığımız bir şeyde şer, hoşlanmadığımız bir şeyde hayır
olabilir. Allah bilir biz bilemeyiz.
Salatı ayağa kaldıran/ diken kimselerin
bazı özellikleri Kuran'a göre aşağıdaki gibi verebiliriz.
* Yüce Allah'ın astından dinde hüküm koyucu edinmezler
* Şirk koşmazlar
* Ortak koşmazlar
* Sadece Kur’an derler
* Kur’an harici dinde hüküm koyan söylenti/hadis
kitaplarına tabi olmazlar
* Mezhepleri, tarikatları, imamları olmaz
* Her zaman her işlerinde Yüce Allah'a dönerler
* Uyanık oldukları durumda her zaman Yüce Allah'ı düşünür,
Onun yüce sıfatlarını derinlemesine kavramaya çalışırlar
* Her durumda Allah'a sığınırlar (sadece sözle değil
eylemle)
* Zekatlarını verirler
* Takva sahibidirler
* Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı bir şeyi yapmaktan
sakınırlar
* Rabb’lerinin yüzünü ararlar (Kur’an okuyarak Allah’ın
isimlerinin/sıfatlarının tecelli etmesine tanık olurlar)
* Her daim Rabb’lerine gidecek bir yol ararlar, Yüce
Allah'ı akıllarından hiç çıkarmazlar
* Gayba inanırlar. Yüce Allah'ı görmeseler de, ahiret
evrenini görmeseler de Kur’an'a itimat eder, güvenir, iman ederler
* Allah'ın verdiği rızıklardan iyi ve temiz olanlardan açıkça
veya gizlice infak ederler
* Sadece Yüce Allah'a tevekkül ederler
* Kötülüğü iyilikle savarlar. İğrençliğe, rezilliğe aynı
şekilde cevap vermezler. Düzeltme amacı ile karşılık verirler
* Salihatı yaparlar
* Allah uğrunda mücadele ederler. Bu mücadeleleri Kur’an
ile birlikte olur. Kur’an’la cihat ederler. Kur’an doğruyu ve yanlışı furkanla
birbirinden bıçak gibi ayırır
* Rüku ederler, Kur’an için dize gelirler, Kur’an için baş
eğerler.
* Resule/elçiye itaat ederler. Resule itaat Kur’an’a itaat
olduğunu resulün Kur’an'dan başka bir şey getirmediğini bilirler
* Bu evrenin yok olacağını Rabb'imizin başka evrenler
(cennet, cehennem) yaratacağını bilirler
* Erdemli kimselerdir
1- iman ederler
a Allaha ve ahiret gününe
b Meleklere
c Kitaba (Kur’an’a)
d Nebilere/peygamberlere
2- sevdikleri maldan verirler
a Her türlü yakınlık sahibine
b Yetimlere
c Açlık sınırında yaşayanlara
d Yolun oğluna/evsize
e İsteyenlere/talep edenlere
3- boyunduruğu çözerler
a Başkasının kontrolüne girmiş olanlara özgürlük sağlarlar
4- Antlaşma şartlarını yerine getirirler
a Sözlerine güvenilir. Sinsi hareket etmez, arkadan iş çevirmezler
* Sabrederler/metanetli direnirler.
* Zor zamanlarda bile dengelerini kaybetmezler. Başlarına
gelenden kurtulmak için evrensel kabullerle mücadele ederler
* Salih amel yaparlar. Bozuk olanı düzeltirler. Yanlışa
sessiz kalmazlar. Her zaman doğrultucu düzeltici işler peşinde koşarlar
* Sadece Kur'an okumakla kalmaz, ayetlerin tecellisini daha
iyi anlamak için pozitif bilimlerde derinleşmeye çalışırlar
* Kula kulluk edercesine bir alçak gönüllülük yapmazlar
* Sadece Yüce Allah'a haşyet/huşu duyarlar
* Sadece Kur'an diyenleri desteklerler, Allah'a çağırırlar
* Allah'a güzel bir borç verirler (Yüce Allah'ın kendi
üzerine yazdığı şeyleri hiçbir karşılık beklemeden sadece eciri Allah'tan
bekleyerek Allah adına yapmak)
* Evrensel iyileri kabul eder, emreder, toplumda hakim
olması için çabalarlar
* Evrensel kötüleri yasaklarla
* Kendilerine isabet edene sabrederler, metanetle
direnirler.
* Azim gerektiren işlerde engelleri aşma kararlılığı
gösterirler
*Rablerinin çağrısına yani Kur'an’a cevap verirler, icabet
ederler. Kur'ana sağır ve dilsiz olmazlar
* Kur'an’a sımsıkı sarılır, sadece Kur'an’ın emir ve
yasaklarına uyarlar
salat صلو Slw Sad-Lam-Vav
salli صلو Slw Sad-Lam-Vav
salla صلو Slw Sad-Lam-Vav
musallin صلو Slw Sad-Lam-Vav
türevler
salat salate, s-salate, ve ssalati, s-salate, ve ssalati, salevatun, s-salevati,
lissalati, s-salati, salati, s-salati, salatihim,
salatuhum, salateke, esalatuke, bisalatike,
bis-salati, salevatihim, salatehu, salavatir
salli tusalli, ve
salli, yusalli, yusallune, fe lyusallu, yusallu, sallu
salla salla, fe salla,
fesalli
AYETLERDE GEÇEN NUMARALARIN AÇIKLAMALARIDIR
1En yüce merhametli.
2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut
bulduran.
3En yüce övgü/methetme.
4Efendi, komuta eden.
5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam)
akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması.
Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve
sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in
doğuşuyla biter).
6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel
şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.
7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.
8 Bilen
9Bilge/bilgelikle hükmeden.
10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme.
Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan
payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca
göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri
döndürülür.
11Beynin (bedenle
veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.
12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.
13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz
çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak,
mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine
bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.
14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.
16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her
yer.
17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her
şeyden sakınanlar.
18Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler.
19Affeden.
20Bağışlayan.
21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut
olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak
durmayı işaret eder.
22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması
(52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması,
ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.
23Müminlerin her gün
belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı
gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul.
24Müminlerin kendi belirledikleri bir toplantı gününde
(gündüz vakitlerinde) düzenli olarak her hafta yaptıkları salât.
25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp
üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam
alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır.
Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de
kâfirdirler.
26İç yüzünü
gizleyen. İki yüzlü.
27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun
evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi
olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.
28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu
evliyadır.
29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir
kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp
ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak
insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân
olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa,
doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan
saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır.
Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu
için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği
ayete göre anlam verilmelidir.
30Sâlih işler yapan. Sâlihâtı
(düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler) yapan.
32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev,
mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.
33Dönmek, vazgeçmek.
34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların
belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.
35Öldürmek, savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede
rahatsız etmek, zarar vermek.
36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce
Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm
koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek.
Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.
37Güç yetiren.
38Sapkın, doğru yoldan çıkan.
39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan
özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi
sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.
41İşiten.
43Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç
için ayaklanması/hareketlenmesi.
45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek İslam dinine
(sadece/saf Kur'an'a) tabi olmuş olan. İslam: İnsan bilincinin Yüce
Allah ile arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya
teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler
için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.
46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı
bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce
Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine
tabi olmak.
47Akılcı delillerle/kanıtlarla
emin olma.
49Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak
'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel
isimler/sıfatlar O'nadır.
51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü
kaybetmeden direnme/karşı durma.
52Hedeflenen şeye yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale
almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak üzerine
titremek, hedefi akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek
53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet
ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.
54Sermaye. Yararlanma.
55Şafak/tanyeri/seher.
56Güneş'in batmasıyla başlar. Gecenin tam kararmasıyla
biter.
57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp
ilerlemek.
62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.
65Sonrası gelen, halef.
68Sahip
69Yardımcı
72Kuvvetli.
73Evrensel kabuller/normlar.
75Bir göçmen kuşun kendisine verilen jeomanyetik GPS
sistemini kullanarak bir hedefe doğru (göç) zihnen ve bedenen uçması.
76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir.
Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere
itaat etmek asla değildir.
77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren
kadın ve erkek. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi
yapmış olan çalışanlar
78Hatırlatma, öğüt. Kur'an da bir zikirdir. Yüce
Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere
hatırlatır.
80Çağırma.
81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.
82İğrençleştirilmiş/çirkinleştirilmiş.
83Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama,
kale alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salât
edilen şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme.
95Kur'an'da 3 tür
sadaka işaret edilmiştir. Bu ayetteki sadaka kamu hizmetinden, kamu
görevlisinden faydalananların kamuya verdikleri harçtır.
108Müminlerin haftanın belirlenen bir gününde, sabah ve
akşam salâtlarından ayrı olarak, gündüz olmak koşuluyla toplumun belirlediği
bir zamanda ve sürede yaptıkları salât.
112Salla edenler. Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a
yani Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar,
umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine
bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip edenler.
113Açlık sınırında yaşayan.
117Tek tanrıcı, monoteist.
118Musallin kelimesi normalde Kur'an'a salla edenler için
kullanılır. Salla edenler; Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani
Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar, umursayanlar,
kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler,
tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen
akıl/fikir kılavuzluğunda takip edenlerdir. 107:4 ayetinde geçen musallin
kelimesiyse Kur'an haricinde hadislere/söylentilere salla edenleri işaret eder.
Yüce Allah bu musallinin yanlış hedefe musallin olduklarını bildirmiştir.
119Kur'an'da işaret edilen salât normalde müminlerin
belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi
yaparak Kur’an’ın peşinden koşmasıdır. 107:5 ayetinde işaret edilen salât ise
hiçbir işe yaramayan, gaflet/aymazlık içinde yapılan salâttır. Ne dediğini
bilmeden/anlamadan, alemlere rahmet olan ayetleri papağan gibi tekrar ederek
kılınan namaz.
123Yüce Allah'ın kendisine yazmış olduğu şeyleri O'nun
adına yapmak. Örnek; açlık çeken bir kimseyi Yüce Allah
adına doyurmak.
129Antlaşma/sözleşme/ahit. İnsan bilincinin
hiperuzayda/arşta Yüce Allah'la yaptığı sözleşme. Özü; tek tanrıcı olmak,
şirke girmemek, kutsal kitaplara tabi olmak, resullerle kutsal kitapların
arasını ayırmamak, şeytanın adımlarını takip etmemek. Kısacası sadece Kur'an'ın
emir ve yasaklarına tabi olmak.
130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan
yakınlığı vb.
131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan.
132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi
değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.
133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i
Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar.
Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim
yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen
elçilerdir.
136Temizlikten uzak kalmak, kopmak.
137Evrenimizin en küçük yapıtaşı
1.6x10-35 metre uzunluğunda, ipliksi, fitil benzeri titreşen bir
sicimdir. İpliksi, fitil benzeri yapılardır.
138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan
her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.
139Bereketli, uğurlu.
140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici
değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici.
141İlgilenmek, alakadar olmak, kale almak, dikkate almak,
ilgiyle takip etmek, üzerlerine titremek.
142O insana/insanlara ilgi-alaka gösterme, kale alma,
dikkate alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme
143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç
için ayaklanması/hareketlenmesi.
154Toplumunu yöneldiği, takip ettiği amaç ve hedeflere
salât etme. Salâtlarını bilmiş olan göçmen kuşlar gibi toplumla aynı
istikamete doğru uçma.
162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip
baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler
de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Evren tekil
olarak bir göktür. Bu gök içindeki her bir yer de göktür.
Örnek; galaksinin içindeki bir bulutsu da bir göktür. Bu nedenle
gökler çok sayıda gök içeren evrenimizi işaret eder.
164Saflar halinde uçan kuş. Göçmen kuşlar. Kendilerine
bahşedilen jeomanyetik GPS sistemini takip ederek yılda iki kez göç etmeleri
salâtlarıdır.
170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır.
Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in
kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.
171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır.
Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve
Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.
226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.
271Anne rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder