BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah’ın
adıyla Rahman Rahim.
Hakkını helal et deriz. Helallik isteriz. Bunu herkes
yapar. Hatta İslam dininde olmayan cenaze namazı kılınır ve helallik istenir. Nedense cami papazı 3 kere sorar nasıl
bilirdiniz diye insanlarda tanısa da tanımasa da, iyi bilmeselerde iyi bilirdik
derler. Eee söylediğiniz şey bazı durumlarda yalan olmuyor mu? Ya adam iyi
değilse, sende bunu biliyor veya bilmiyor iken iyi dersen bu yalancı şahitlik olmuyor
mu? Bunun hesabını vereceğini bilmiyor musun ? Sonra hakkınızı helal edin yada
ediyor musunuz diye sorar insanlarda helal ediyoruz derler genelde. Bunu da
sanırım 3 defa sorarlar. Bu 3 sayısına takılmada nedir onu da çok anlamadım.
Bir iki teorim var ama şu an paylaşmayacağım. Zaten bir dayanakları da yok
varsa da uydurma ve zan. Peki bu ata dini uygulamasını sorgulamamız, akletmemiz
ve Yüce Rabb'imiz aslında bize bu konuda ne demiş bilip ona göre hareket etmemiz gerekmez mi?
Dikkat edelim uydurulan dinde, kendi yanlarından
uydurdukları dinde ve bunun adına da İslam dedikleri dinde servis
malzemelerinden biri de bu konudur. İslam dinine bir sürü şirk karıştıranlar
bunu insanların anlamaması, uyanmaması için de dikkati dağıtmak adına bu
kavramı kullanmaktadırlar. Bilindiği gibi şirk affedilmeyecek bir günah olup sonucu süresiz
cehennemdir. İşte insanlar buna aymasınlar diye bu kavramı allayıp pullayıp
sanki en önemli emirmiş gibi en çok dikkat edilecek şey miş gibi parlatırlar.
Aman kul hakkıyla ölmeyin, Allah her şeyi affeder kul
hakkını affetmez. Hatta bak hadiste neyle gelirseniz gelin kul hakkıyla
gelmeyin diye servis ederler. Kul hakkını Allah affetmez ancak kul affeder gibi
asılsız şeylerle Allah adına yalan uydurur, Allah'a iftira atarlar. Durum hiç de
bu şekilde değildir. Tek affedilmeyecek günah şirktir ve kul hakkının
detaylarını da Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir Biricik Kur’an’ımızda.
Tabii ki kimsenin hakkına girmemek lazım, hakkaniyetli
davranmak lazım, hakkı gözetmek lazım, haktan yana olmak lazım ama işler bize
servis edilen gibi değil.
Şimdi kendimize hak helal etme ile ilgili
birkaç soru sorarak başlayalım, bakalım cevapları biliyormu yuz ya da ne
kadarını biliyoruz yada ne derece doğru biliyoruz.
Yüce Rabb'imiz bu konuda bize neler diyor?
Hak helal etme konularında yaparken dayanağımız nedir ?
İslam’da izin verilen veya yapın denilen bir uygulama mı?
Hak helal edebilir miyiz? Eğer edebiliyorsak etmeli miyiz ?
Edebilirsek yapmalı mıyız?
Hak helal edince bize hakkı geçen bu günahlarından hesaba
çekilmeyecek mi?
Biz hakkımızı helal etsek de Rabb'imiz bundan doğacak hakkı
bize vermeyecek mi?
Rabb'imizin üzerimize neleri hak olarak kıldığını biliyor muyuz?
Hak helal etme/edebilme yetkisi de buna dahil mi?
Bizim hak ettiğimiz nedir,
hak edene hakkını teslim etmek üzerimize hak mı, hak eden aldığı hak ile
nasıl davranmalı?
Bu sorular ilk etapta aklıma gelenlerdir, çoğaltılabilir. O zaman şimdi hep beraber bilmediklerimizi bize Öğreten Yüce Rabb’imizin bize zikir olarak rahmet ettiği Biricik elçimiz, Şerefli Kur’an’ımız vasıtası ile bakalım Alemlerin Rabb'i bu konuda bizlere neler öğretmiştir, ona göre nasıl davranmalıyız, ayetler ışığında incelemeye, anlamaya ve akletmeye çalışalım.
HAK HELAL ETME - HIRSIZLIK 1 - YASİN ÖZKAN
HAK HELAL ETME - HIRSIZLIK 2 - YASİN ÖZKAN
*
2/180 Yazıldı üzerinize; geldiği/ulaştığı/ziyaret
ettiği zaman birine sizlerden ölüm; eğer terk ettiyse/bıraktıysa bir hayır; bir
haktır* vasiyet321 anaya babaya ve yakınlık sahiplerine
marufla291 ; takva sahipleri21 üzerinedir.
*Vasiyet bırakmak engellenemez bir haktır. Ana-babanın ve yakınlık sahiplerinin bu vasiyette hakkı gözetilmelidir.
*
2/188 Birbirinizin mallarını haksız şekilde yemeyin.
Günah olduğunu bildiğiniz halde, başkasının bir kısım mallarına haksız yere
sahip olabilmek için hukuki hileye başvurmayın.
Hakkı olmayıp da başkalarının malına, parasına sahip olmak
için hukuki hile de olsa hiçbir hile başvurmamamızı bunun günah olduğunu ayet
net açıklar.
*
2/278 Ey iman edenler! Allah'a karşı takvalı olun.
Eğer Mümin'seniz, ribadan geriye kalanı almayın.
Riba yapılarak elde edilen fazlalık da haksız kazançtır.
Riba faiz değildir. Ribayı riba konu başlığında
detaylı incelemeye çalışıcaz. Kabaca söylemek gerekirse günümüz
tefeciliğidir. Konu başlığında
elimizden geldiğince detaylandırıcaz ancak şu an ribanın içeriği bu başlığın
konusu değildir. Riaba dan gelen ve fazladan alınan para ile aldığın kişinin
hakkına girmiş olur, haksız yere fazladan alınmış olur. Borçluyu zora sokmak
olur.
*
2/282 Ey iman edenler! Belli bir süre için
birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Yazan her kimse, onu adaletle
yazsın. Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın. Rabb'i olan
Allah'a karşı takvalı olsun, ondan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Eğer borçlu
aklı ermez, aciz veya kendi söyleyip yazdıramayacak durumda birisi ise, velisi, onu adaletli bir şekilde
yazdırsın. Erkeklerinizden de iki tanık tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, o
zaman razı olacağınız tanıklardan bir erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona
hatırlatacak iki kadın tanık tutun. Tanıklar, çağrıldıkları zaman
kaçınmasınlar. Az olsun çok olsun onu vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin.
Bu, Allah katında en adil, tanıklık için daha sağlam ve şüphe etmemeniz için
daha uygundur. Ancak, aranızda hemen devredip durduğunuz ve peşin olarak
yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur.
Alışveriş yaptığınız zaman tanık bulundurun. Tanık olana da yazana da zarar
verilmesin. Eğer bunu yaparsanız kendinize kötülük yapmış olursunuz. Allah'a
takvalı olun. Allah, size gerekli olanı öğretiyor. Ve Allah, Her Şeyi
Bilen'dir.
Kul hakkı ile ilgili olan bu ayet farklı yorumlara muhatap
olsa da aslında borç alıp verme konusunda nasıl adaletli olunacağını bizlere
açıklar. Bu borç mevzusunun yazılı olması hatta tanıklı olması gibi detayları
Yüce Rabb'imiz bizlere vererek her iki tarafında hakkını koruması için doğru
yolu göstermektedir. Bu ayette çevirilerde yada ayet açıklamalarında asıl
inanılarak kendi inandıkları dine göre anlamlandırılma yapılmaktadır. Halbuki
selim bir akıl ile düşünülürse ayet gayet açık olarak anlatır. Şöyle ki;
Erkeklerden iki tanık tutun eğer iki erkek yoksa biri erkek ve biri
şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın şahit. Bur dan şu sonuca vararlar. Kadınlar aptaldır, acizdir,
aklı yetmez veya 2 kadın ancak 1 erkek eder v.s. Halbuki aklederek ve Kur’an’ın
bütünlüğü düşünüldüğünde kesinlikle bu anlatılmaz. Kadın erkek birdir. Burda
verilen mesaj kişisel koşullar nedeniyle (ticari koşullar veya akıl yetmezliği
veya 1 kadın x 2 = 1 erkek değil) tanıklığa
gitmesi gereken zamanda yaşayabileceği zorluklar nedeniyledir. Adet dönemini
sancılı geçiriyor olabilir (yataktan çıkamayanlar oluyor) , çocuklarını
bırakamayabilir, hamile olup doğum yaklaşmış olabilir v.s.
*
3/161 Bir nebinin, emanete ihanet etmesi olur şey
değildir! Kim ihanet ederse, Kıyamet Günü, ihanet ettiğiyle gelecektir. Sonra
hiçbir haksızlık olmaksızın herkesin kazandığı tastamam verilecektir.
Nebilerin verilen emanete ihanet etmesinin mümkün
olmadığını dolayısıyla eğer takvalı bir mümin isek bizinde asla bir emanete
hıyanetlik etmemiz gerektiğini açıkça anlarız. Eğer verilen emanete ihanet
edilirse kıyamet (ayakta durma) günü, yani hesap göreceğimiz gün bunun
karşısına çıkacağını bildirir Yüce Rabb'imiz. Ayrıca da herkese hak ettiğini vericem
der. Anlaşılan emanet edeni emaneti karşılığında, emanete ihanet edene de gene
bu emanet karşılığında gereken karşılığı verecektir. Yani herkes hakkını
alacak. Burada hak helali ile ilgili bir durumdan söz edilmemiştir. Emanete ihanet karşılığı, ihanet edilenin bir
bağışlama yapması, veya onu helal etmesi söz konusu olsa bile sorumluluktan
kurtulmadan bahsedilmez.
*
4/24 Ve
sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler1 hariç, evli kadınlarla da
evlenemezsiniz. Bu Allah’ın üzerinize yasasıdır. Bunların dışında kalanlar ise;
muhsin olan2, musafihin3 olmayanları, mallarınızla almanız size helal
kılındı. O halde, onlardan hangisiyle yararlandıysanız, ücretlerini üzerinde
anlaştığınız şekilde verin. Anlaşma yaptığınız miktar üzerinde, karşılıklı
olarak değişiklik yapmanızda bir sakınca yoktur. Allah, Her Şeyi Bilen ve En
İyi Hüküm Veren’dir.
Anlaşma ile sahip olduğunuz (sağ ellerinizin sahip olduğu)
yani kısaca bir sözleşme yaptığınız kimseler, nikah ahdi şeklinde bir anlaşma
kastedilmektedir. Sözleşme yapılmadan evlenilemez denmektedir. İmam nikahı bu
sözleşmeye girmez ki zaten sözleşme yapılmaz ki zaten de İslam’da dayanağı
yoktur. Evlilik o toplumun uygun gördüğü şekilde Kur’an hudutlarında
yapılabilir. Amaç insanlara evlendiği duyurulmalıdır. Fakat bir sözleşme olması
gerekliliği vardır. İmam nikahında herşey sözlüdür Kur’an’a uygun değildir.
Evli olmayan İffetli kadınları veya evlilik dışı ilişki
yaşayanları (bundan dönerlerse eğer) sözleşme gereği belirlenen ücreti
kendilerine vererek evlenebiliriz. Bu başlık parası değildir. Eğer boşanma söz
konusu olursa kadının belli bir süre geçimini sağlamasına yetecek kadar olan
her iki tarafında mutabık kaldığı bir ücrettir. Veya parasını vereyim belli bir
süre evli kalayım sonra başkasını alırım düşüncesi ile yapılmasına yol açan bir
uygulama asla değildir. Kur’an’ın bütünlüğünde böyle bir evlilik uygulaması
yoktur, evliliğin amacı bu değildir, bu ayeti yamultup bu düşünceye uydurmak
isteyenler sapkın beyinlerle Kur’an’ın bütünlüğünü değil kendi hevalarını
düşünerek ayeti istedikleri gibi anlarlar.
2 muhsin: hür, iffetli 3 musafihin ; evlilik dışı ilişki
yaşayan
Demek ki Evlilik sözleşmesi yapmadan evlenmek bize hak
olarak verilmemiş, ayrıca kadının belli bir ücret alması ona hak olarak
verilmiş, evli olan kadınlarla evlenmeye de hakkımız bulunmamaktaymış. Bu ve bu
konuyla ilgili ayetler evlilik/boşanma başlığı altında incelemeye çalışıcaz.
Bira daha detaylı bu konu çünkü. Mesela 4/22 de babalarınızın daha önce
evlendiği kadınlarla evlenemezsiniz der. Buna da hakkımız yok ama hepsini tek
tek yazmayacağım çünkü kendi konu başlığında incelemeye çalışıcam.
*
4/29 Ey
iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla
da olsa, haksız şekilde yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Kuşkusuz, Allah, size
karşı çok merhametlidir.
4/30 Kim,
düşmanlıkla ve haksızlıkla bunu yaparsa, onu yakında ateşe atacağız. Bu, Allah
için pek kolaydır.
Ayet iman edenlere gelir. İman ettiyseniz ticaret yoluyla
da olsa, her iki tarafın rızası da olsa haksızlık yapmayın. Satacağınız ürüne
hak olan değeri verin. İki tarafın rızası olması halinde bile bu ticaret olsa
bile demek ki hakkaniyetli olmalıyız. Rıza gösterilse de işin içinde bir
haksızlık veya haksız kazanç var ise hakka girmiş oluyoruz. Düşmanlıkla ve
haksızlıkla bunu yapanı ateşe atacak Rabb'imiz. Düşman olmadan ve iki tarafın
rızası olarak bedelinden çok fazla değerle satılan ürün için bu ayet geçerli
olmaz diye düşünerek kendimizi kandırmayalım. 1 liralık ürüne kar koyup 1,5
veya 2 liraya satmak yerine 5 liraya satarsak bu haksızlık olur. Riba olmaz
fakat Haksız kazanç olur, haksızlıkla yapmış oluruz, aman dikkat edelim. Ve
kendinizi öldürmeyin diye devam ediyor ayet. Bu çevirilerde kendinizi, öldürmeyin,
birbirinizi öldürmeyin, kendinize kıymayın v.s. şeklinde değişik çeviriler var.
Bu konuyu ölüm ve vefat başlığı altında incelemeye çalışıcam. Gerçek manada can
almaktan mı, intihardan mı, yoksa bunu yaparsanız kendinize yazık edersiniz mi
demek istiyor açıkcası şuan net bir fikrim yok. Konu bütünlüğünde, Kur’an
bütünlüğünde kendi anladığımı anladığım şekliyle incelemeye çalışıcam Rabb'im
izin verirse, İnşaallah furkan nasip eder doğruya ulaşırız.
*
4/33 Anne,
baba ve akrabaların bıraktıklarına varisler belirledik. Yeminlerinizin
bağladığı kimselere paylarını verin. Kuşkusuz, Allah her şeye tanıktır.
Varislere ne miras kaldıysa vermek, onların hakkını vermek
üzerimize haktır. Eğer bu vasiyet bizim üzerimiz de ise. Tabii bunun
ayrıntıları var önce borçları ödenecek. Sonra yemin nedir. Bu iki konuyu da
kendi başlıklarında inceliycez. Yemin ve vasiyet/miras şeklinde.
*
4/58 Allah,
emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle
hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kuşkusuz,
Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
Yüce Rabb'imiz yetkiyi görevi hak edene vermemizi,
onlarında hak ile hükmetmesini emretmektedir. Böyle olmadığında neler olduğunu
görüyoruz, bizzat yaşadık ve yaşıyoruz değil mi? Anlayan anlamıştır.
Ayrıca bu konu ile ilgili neden bu durumdayız neden Allah
yardım etmiyor gibi düşünceleriniz var ise Rabb’imin bir ayetini hatırlatayım
sizlere. Yüce Rabb’im der ki; Toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah
onların durumunu değiştirmez. Bu ne demek bizler halk olarak doğru yolda
değiliz, hak ettiğimiz budur, biz hak yoluna girmedikçe yardım görenlerden de
olamayacağız, Rabb’im yardım etmeyecek.
*
4/110 Kim
bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder de, sonra Allah'tan bağışlanma
dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet edici bulur.
Kötülük yapan/haksızlık yapan (Rabb'imiz bu ikisini aynı
kefeye koyar) kendisine haksızlık yapmış olur demektedir. Bağışlanma dileyeni
de kabul edermiş. Çünkü rahmeti kesintisiz ve bağışlayıcı imiş Rabb’imiz.
Yalnız bu bağışlama diğer ayetlerden öğrendiğimiz gibi aynı hataya düşmemeyi,
tekrarlamamayı da kapsar.
*
4/112 Kim bir yanlış yapar veya günah işler, sonra
da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık
bir günah yüklenmiş olur.
Yaptığımız yanlışı üstlenmeliyiz, hele ki suçsuz birinin
üzerine atmamalıyız. Yanlış yaparsak veya günah işlersek bağışlanma dileyip
bunu bir daha yapmamamız gerekirken bundan kurtulmak için birde başkasına
yüklemeye çalışırsak sonuçlarının bizim için çok daha sıkıntılı olduğunu
ayetten anlayabiliriz.
*
4/114 Hak gözetmeyi, iyi şeyler yapmayı ve,
insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin görüşmeleri hariç, onların gizli
görüşmelerinde bir hayır yoktur. Kim bunları yalnızca Allah'ın rızasını
kazanmak için yaparsa, ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.
Kur’an indiği dönemde nebinin arkasından onun kötülüğü ve
İslam’ı çökertmek için toplanmalar yapılıyormuş. Bunu belirten ayet genel
manada bir şey için toplanıldığında bu hak gözetmek, iyi işler yapmak, ara
düzeltmek için olmalı mesajını bizlere verir. Bunun dışındaki görüşmelerde
hayır yoktur der. Hayır olan görüşmelerde bile bir çıkar, menfaat gözetmeden
sadece Allah rızasını gözeterek yapılması gerektiğini açıklar.
*
4/135 Ey
iman edenler! Kendinizin, anne ve babanızın ve akrabalarınızın aleyhine bile
olsa; tanıklık ettiğiniz kimseler, zengin de olsa, fakir de olsa, Allah için
hakkaniyetli tanıklar olarak adaleti gerçek anlamıyla yerine getirin. Allah,
onlara sizden daha yakındır. Haddi aşarak, tutkunuza tabi olmayın. Eğer gerçeği
çarpıtıp, yüz çevirirseniz, Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
5/8 Ey
iman edenler! Allah için gerçeğe bağlı kalmada kararlı olun! Hakkaniyetli
tanıklar olun! Bir halka olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe yöneltmesin.
Adil olun, bu, takvalı olmaya en uygun olandır. Allah'a karşı takvalı olun.
Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
33/70 Ey
iman edenler! Allah'a takvalı davranın ve daima doğruyu söyleyin;
Herhangi bir şey için tanıklıkta, çok sevilen yakında olsa,
çok zenginde olsa her ne olursa olsun hak neyse ona tanıklık edilmeli. Aksi
halde Allah'ın hudutlarını aşmış oluruz. Allah'ın
ayetini yalanlamış oluruz, dünya menfaatleri için ahiret kazancına yüz çevirmiş
oluruz. Allah her şeyi en iyi bilendir, en iyi görendir, en iyi duyandır. Allah'a
takvalı olmanın bir yolu da daima doğruyu söylemektir ki bundan taviz vermemeliyiz
hangi şart ve koşul oluşursa oluşsun. Zaten doğruyu söylemediğimiz durumlarda birinin
yada birilerinin hakkına girmiş olma ihtimalimiz vardır.
*
4/148 Allah, kendisine haksızlık yapılan kişinin
dışında, kötü sözün açıkça dillendirilmesini sevmez. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi
Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
4/149 Eğer bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya
bir kötülüğü bağışlarsanız bilin ki, Allah da Çok Affedici'dir, Her Şeye Güç
Yetiren'dir.
Yüce Rabb'imiz kötü söz söylenmesini istemiyor. Fakat kötü
söz söyleme hakkını haksızlık yapılana veriyor. Şöyle ki haksızlık yapılan
ağzına geleni söylesin demek değil, kendine yapılan haksızlık net bir şekilde
ortaya çıksın diye olanı biteni bütün açıklığıyla anlatsın manasındadır. 4/149
da bir kötülüğü bağışlayabilme veya iyiliği gizleme, açıklama yetkisini bize
vermiş Rabb'imiz.
Bir iyiliği açıklamak veya gizlemek sanırım kendi
yaptığımız ve bize yapılan iyilik her ikisini de kapsar diye düşünüyorum. Bir
kötülüğü bağışlamak sadece bize yapılan bir kötülükten başka manaya gelmez.
Başkasına yaptığımız kötülüğü bizim bağışlamamız söz konusu olamaz. Eğer bu
kötülüğü bağışlarsanız Allah affedicidir her şeye gücü yeter der Rabb'imiz.
Yani biz bize yapılan bir kötülüğü bağışlarsak kötülüğü
yapanın kötülüğünü Allah bağışlayacak mı anlamalıyız. Yoksa siz bir kötülüğü bağışlarsak
Allah bende sizin bir/veya birden çok kötülüğünüzü bağışlarım mı der ayette
yada her ikisi de doğru mu olacaktır. Bence bu değişkenlik gösterir. Mümin
olanın Rabb'imiz suçlarını örtebileceğini, günahlarını bağışlayabileceğini
söylemekle beraber şirk koşanlarında direk cehennemlik olduğunu söylemektedir.
Bu mümin ile mümin veya mümin ile müşrik veya müşrik ile müşrik arasında olması
ile bağlantılı diye düşünüyorum, Kur’an’ın genel bütünlüğüne baktığımda. Çalışmanın
tamamı bittiğinde bütün olarak bakıldığında ise hakkı yenen kişi hakkını helal
etse dahi hakkı yiyenin o sorumluluğundan kurtulamadığı, onun hesabının
sorulacağını, kanaatine vardım (39/31 ayetini de dikkate alarak). En doğrusunu Yüce Allah bilir.
İncelemelerimize devam edelim.
*
5/38 Hırsızlık
yapan erkeğin ve kadının, her ikisinin de ellerini, Allah'tan caydırıcı bir
karşılık olarak kesin. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
5/39 Kim
yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder ve uslanırsa, kuşkusuz Allah onun
tevbesini kabul eder. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti
Kesintisiz'dir.
Hırsızlık başkasının malını, parasını alarak onun hakkı
olanı elinden haksızlıkla almaktır. Yüce Rabb'imiz bu durumda hırsızlığı
yapanın erkek olsun kadın olsun fark etmez elinin kesilmesini söyler. Hırsızlığın
her türlüsü için bu geçerlidir. İlla bir eve girip bir şeyler çalan biri olarak
düşünmeyelim. Şimdi bu ayet için çeşitli görüşler var.
Bunları dile getirelim. El anlamına gelen eydiyehuma
[yed(ye-de-ye)] güç, kuvvet anlamına da gelebilir. Bir manaya göre gücünü,
kuvvetini kesin yani gücünü elinden alın olarak anlam verilir. Bu güç kuvvet kesilmesi
o günkü toplumsal değerlere göre karar verilip yasaya bağlanabilir. Bu güç
kuvvet nasıl kesilecek belki hapsederek belki de artık başka bir yolla
bilemiyorum.
Başka görüş direk elin kesilmesidir. Elde muhtemelen
bilekten kesilir. Bu hırsızlık yapılmaması adına çok caydırıcı olacağından hırsızlığı
büyük ölçüde engeller. Yalnız bu noktada şu kafama takılıyor, bir hain, bir
sapkın, bir zorba v.s. şeklinde kötü örnek olarak gösterilen firavunun iman
eden sihirbazlara verdiği cezada elleri ve ayaklarının çapraz kesilmesiydi.
Yüce Rabb'imiz firavunu her yönüyle bize kötü örnek gösterirken onun verdiği
cezayı hırsızlık için sizde aynısını yapın demesi bana çok mantıklı gelmiyor. Buna
rağmen 5/33 ayetinde Allah düşmanlarına verilecek ceza olarak bu el ve ayak
çapraz kesilmesini görüyorum. Aynı zamanda da erkeklerin elleri kesilerek veya
hapsedilerek güçlerinin elinden alınması da sanki kadınların geçimini sağlaması
üzerlerine hak olan erkekler için doğru gibi görünmüyor. Ama ayet hem kadına
hem de erkeğe bu cezayı uygun görmüş.
Şahsi düşüncem elleri kesmek şu şekilde olabilir. Hırsızlık
yapanlar için ellerinin üzerine keserek hep izi kalacak ve herkesin anlayacağı
bir şekilde kesilerek onu damgalamak olabilir. Zaten eller en görünen yerlerden
biridir. İnsanlar onu gördüklerinde bu hırsız diye tanırlar. Hem onu yapan
hayatı boyunca bunu taşımak zorunda kalarak rencide olur hem de eşine ve çocuklarına bakacak gücü olur. Birde
bunu tekrar yapması söz konusu. Hapsedilen hapisten çıkarsa yapabilir, eli
kesilende her ikisi kesilmezse zorda olsa yapabilir, eline işaret konulan da
tekrar yapabilir. Allah'tan caydırıcı bir
karşılık der Yüce Rabb'imiz bir daha yapamayacak şekilde demez artık bunlardan
hangisi olursa tam bilemiyorum en
doğrusunu Yüce Allah bilir. Yaptığından pişman olup (aldığını geri verecek)
bir daha yapmazsa Allah tövbesini kabul ettiğini söyler. Tabii buda alıcağı
ceza öncesi veya sonrası olması ve tövbe etse de gerçekten mi tövbe etti yoksa
hikayeden mi tövbe etti bu olasılıklarla da alakalı olacaktır.
Tüm bu noktalar değerlendirildiğinde çıkardığın sonuç Allah
bu konu hakkında rahmetinden bazı detayları bizlere bırakarak toplumun o zaman ki
yaşayış, işleyiş ve yasalarına göre gerekli kuralları bize verdiği bilgileri
baz alarak Kur’an’ın sınırları içinde kendimizin koymasını istemesidir diye
düşünüyorum.
Bu ayette en çok kafama takılan her yönden kötü örnek
olarak gösterilen firavunun sihirbazlara verdiği el ayak kesilme cezasını 5/33
de Allah neden bize de önerdi. Yoksa firavunun dinin de İslam kırıntıları mı
vardı? Rabb’im izin verirse bulmaya çalışıcam bu benim için çok önemli bir
konu.
***********
Bu aşağıda okuyacaklarınızı bu çalışma bitiminden aylar
sonrası ekliyorum.
Üstte yazdıklarımı özellikle bıraktım. El kesme ve 5/33
ayeti hakkında kafamdaki sorular netleşti. Öncelikle 5/33 de Allah’ın verdiği
bir ceza değil, o kavmin başına gelenleri anlatan bir durum bildiren ayettir.
Yani firavunun kullandığı cezayı Yüce Allah sizde kullanın demiyor, bu onlara
uygulananın, başlarına gelenin bu el ayak kesilme mevzusunun onlar için çok
hazin, hüzünlü olduğunun durumunu bildiren bir ayettir. Bu ayeti anlamama
yardımcı olan İbrahim Esinler’den Allah razı olsun.
Sonrasında hırsızın el kesme mevzusuna gelelim.
Şu an okuduğunuz bu paragrafı da çalışma sonrası ekliyorum.
İbrahim esinlerin konuya bakışı için kendisinin yorumlarını yazıcam. Bana da
daha mantıklı gelen elin üzerini çizerek hırsızı sonsuza kadar damgalamaktı,
fakat ayetlerle bunu destekleyemediğimden net fikrim yoktu. Gene İbrahim Esinler bu bağlantıyı
bulmuş. Okuduğumda kalbim mutmain oldu artık
bir ayet hakkında daha kesin kararımı vermiş oldum.
Yine
Yüce Allah’ın sözleri vücut buldu. Her bilenin üzerinde bir bilen vardır, sözü
dinler en güzeline uyarım, en güzel söz Kur’an’dır.
Buyurun okuyunuz;
Çalan, başkalarına ait olanı haksız yere kendisinin yaparak insanlara zulmeden. Çalınan şey maddi ve manevi her şey olabilir. Büyük günahlardandır. Hırsızın elinin kesilmesi konusu 5:38 ayetinde incelenmiştir. 540Hırsız kadın ve erkeğin ellerinin kesilmesi gerektiğini net bir şekilde ayetten anlarız. Bu kesilme mutlak ki fiziksel bir kesme olmalıdır. Çünkü uygulanan bu işlem bir ceza statüsünde olmalı ve aynı zamanda Allah’tan ibretlik bir ders olmalıdır. Hem hırsızlık yapan kimseye hem de başka insanlara. Ancak şu durum karşımıza çıkar. El nasıl ve nereden kesilecektir? Elin ön koldan bağlantısı mı kesilecektir? Rabbimiz ayette buna bir işaret vermemiştir. Ancak Yüce Allah Kur’an’da asla bir eksiklik bırakmaz. Gerekli olanı gerektiği kadar verir. Kur’an’da yer almayan konularda ise marufla hükmetmemizi emreder. Yapmamız gereken ilk şey Kur’an’ın bütününe bakmaktır. Eller ve kesmek kelimelerini 7:124, 12:31, 20:71 ve 26:49 ayetlerinde geçtiğini görürüz. 7:124, 20:71 ve 26:49 ayetlerinde ellerin kesilmesi ayakların kesilmesiyle birlikte zikredilmiş ve firavunun bir ceza yöntemi olarak işaret edilmiştir. Bu 3 ayette ayrıca çapraz asılma eylemi de işaret edilmiştir. Sadece eller ve kesmek kelimeleri 5:31 ve 12:31 ayetlerinde zikredilmiştir. Bu nedenle 5:31 ayetinde ellerin nasıl kesilmesi gerektiğini Yüce Allah 12:31 ayetinde biz kullarına bildirmiş olmalıdır. Ayet şöyledir; 12:31 Ne zaman ki işitti (kadın) hilelerini/dalaverelerini onların(kadınların); gönderdi üzerlerine onların (kadınların); ve hazırladı onlara bir dayanaklı oturak; ve verdi her birine onlardan bir bıçak; ve dedi: "Çık karşılarına onların"; öyle ki ne zaman gördüler onu; büyüttüler onu; ve kestiler ellerini; ve dediler: "Haşa/geri durma/engelleme Allah için; bu bir beşer değildir; ki bu ancak kerîm bir melektir." Yüce Rabbimiz bu durumu ellerin kesilmesi olarak bizlere bildiriyorsa bize düşen görev de 5:31 ayetinde ellerin kesilmesini de aynı şekilde anlamak olmalıdır. Durum aslında bu kadar basittir. Hırsız erkek ve kadının elleri başkalarının hırsızlık yaptıklarını anlayacakları şekilde keskin bir bıçakla iz bırakacak şekilde kesilmelidir. Elma soyarken elini ortalama düzeyde kesen bir kimsenin sahip olduğu kesi kadar elin görünür yüzüne kesi yapılmalıdır. Acil servislere başvuran bıçakla gerçekleşen hatayla el kesme kesilerinin ortalaması alınabilir.
*
6/152 Olgunluk çağına erişinceye kadar, iyiliği için
olmadıkça yetimin malına dokunmayın. Ölçü ve tartıyı hakkaniyetle yapın. Biz,
gücünün yettiğinden fazlasını kişiye teklif etmeyiz. Yakın akrabanız da olsa
konuştuğunuz zaman adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. O, size
bunları böylece öğütte bulundu, umulur ki öğüt alırsınız.
Yetimin malını haksızca yemek ve malının idaresine aklı
yetince malını kendisine vermemek de hakka giriyor. Eğer ihtiyaç varsa ölçülü
olarak yetimin malından kullanılabilir, ama ihtiyaç yoksa ellenmez ve olgunluk
çağına gelince gerçek sahibine verilir. Yetimin iyi malları ile kötü mallar
değiştirilmez. Eğer hakka girileceğinden endişe edilirse de yetimleri evlendirmeliyiz.
4/2
Yetimlere, mallarını verin; onların iyi mallarını kötü mallarınızla
değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırarak yemeyin.
Kuşkusuz, bu büyük bir vebaldir!
4/3 Eğer
yetimler konusunda hakkaniyetli olamayacağınızdan korktuysanız, o zaman uygun
olan o kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer o takdirde de adaleti
gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da Yeminle hak
sahibi olduğunuzu nikahlayın. Haksızlık etmemek için en uygun olan budur.
4/6 Yetimlerinizi,
nikah çağına erişinceye kadar gözetleyin. Olgunluk yaşına geldiklerinde
mallarını kendilerine verin. Büyüyünce onlara kalacak düşüncesiyle, mallarını
acelece ve haddi aşarak yemeyin. Durumu iyi olan malı yemeye tenezzül etmesin.
Durumu iyi olmayan da maldan uygun bir şekilde yararlansın. Onlara mallarını
teslim ettiğinizde, onlar adına tanıklar bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter.
*
7/29 De
ki: “Emretti Rabbim eşitliği; ve kaldırıp doğrultun yüzlerinizi her bir
mescitte16; ve çağırın O’nu (Allah’ı); halis/saf/katıksız kılanlar olarak O'na
dini; başladığı gibi sizleri (yaratmaya); dönersiniz.
16Beynin
(bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.
Her zaman haktan yana adaletten yana olmalı, hakkı
gözetmeli haksızlığa kayıtsız kalmamalı her işimizde Allah'ın hudutlarının
içinde olmalı bunun içinde Allah bizlere neleri öğütlemiş, neleri öğretmiş bunu
iyi bilmeli bunun içinde salatı ikame etmeli yani her zaman Kur’an okumalı,
çalışmalı, ayetler üzerinde düşünmeli, akletmeliyiz. Hayatımızın her anında
ölçü vahiy olmalı, takvalı olmalı Kur’an’ı ölü kitabı değil yaşam kitabı
yapmalıyız. Ayrıca bu ayette Yüce Rabb’imiz eşitlik emretmiştir. İnsanın insana
üstünlüğü yoktur eşittir demiş. Bu kadın, erkek eşitliği, kanun karşısında
eşitlik, din konusunda eşitlik v.s. akla ne gelirse eşitliktir. Kadını ikinci
sınıf vatandaş yapan, adaletin parası olan yana işleyen, hevaları için insani
değerlerinden vazgeçilen bir tağut rejimi kabul edilemez. İşin ehline
verilmediği ve yönetici olduğu konuda adaleti gözetmeyen bir ülke yönetimi
düşünülemez. Bu Kur’an’a göre doğru değildir. Kur’an’a göre yönetilmeyen,
Kur’an’a göre hüküm verilmeyen bir yönetim sistemi doğru değildir. Kur’an
yönetimi şeraittır. Şeriat deyince hemen yanlış anlaşılmalar oluyor. Çünkü şu
an gerçek şerait ile yönetilen bir ülke yoktur. Şerait adı altında kendi
hevalarına göre yönetiliyorlar. Şeriat yanlış anlaşılıyor.
Yönetimin adı ne olursa olsun farketmez. Allah’tan daha iyi
hüküm veren, en doğruyu, en iyiyi Allah’tan daha iyi bilen olabilr mi? Zaten
Yüce Rabb’im sınırları belirlemiş. Bu sınırlar içinde toplum kendi kurallarını
uygulayabilir, bunu da serbest bırakmıştır. Hatta dünyanın idaresini
insanoğluna bırakmıştır. Sevgili kardeşlerim şu an bu şeriatı uygulayan da yok
uygulayabilecek olan da. Yanlış anlaşılmalara yol açmaması bakımından tekrar
söylüyorum şu an ki kafanızdaki şeriat, Kur’an’ın şeriatı değil, yakın bile
değildir. Şalvarla dolaş, peçeyle dolaş, kafa kes, zorla oruç tuttur, tutmuyomu
meydan dayağı at v.s. böyle bir şey asla
değil. Yasaklar bellidir ama dileyen dilediğini yapar. Ceza ve ödül bu dünya da
değil ahirette verilecektir. Asla kimseye zorla bir şey yaptırılmaz. Bizim
dinimizde zorlama yoktur. Konuyu ele almaya çalışıcam kendi başlığında.
*
7/85 Medyen'e
de kardeşleri Şuayb'ı. Dedi ki: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin
için O'ndan başka ilah yoktur. Rabb'inizden size bir beyyinat gelmiştir. Ölçüyü
ve tartıyı tam yapın. İnsanlara mallarını eksik vermeyin. Düzeltildikten sonra
yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer mü'minler iseniz bu, sizin için hayırlı
olandır."
11/84 Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı
gönderdik. "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah
yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben, sizi bir hayır içinde görüyorum.
Ve sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." dedi.
11/85 "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı
hakkaniyetle yapın. Kimsenin malını eksik vermeyin. Bozguncular olarak
yeryüzünde fesat çıkarmayın.
11/86 Eğer mü'minler iseniz, Allah'ın bıraktığı
sizin için hayırlı olandır. Yoksa ben, gözetleyiciniz değilim."
17/35 Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile
tartın. Hayırlı ve iyi olan budur.
26/181 Ölçüde
tam olun. Hak yiyenlerden olmayın."
26/182 Doğru
terazi ile tartın."
26/183 "İnsanların
mallarını değerinden düşürmeyin. Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık
çıkarmayın."
26/184 Sizi
ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı takva sahibi olun."
55/7 Ve
sema; onu yükseltti. Ve ölçüyü koydu.
55/8 Ölçüyü
çiğnemeyin.
55/9 Tartıyı
hakkaniyetle ayakta tutun. Ölçüyü eksiltmeyin.
Ölçüyü
tartıyı tam yapmak. Bu bir şey tartarken tam tartmak olduğu gibi
yapılan alışverişte adaletli olmayı da kapsar. Ayrıca yapılan her alışverişi, insan ilişkilerini,
insan doğa ilişkilerini, konuşmayı, sevinmeyi, üzülmeyi v.s. gibi tüm
eylemlerde ölçülü olmayı ve adaletli olmayı anlatır.
Bir şeyin hakkı ne ise ona göre davranmak, ona göre hareket
etmektir. Bir alışverişte bir kilo şekeri de tam ölçüsünde tartmaktan, bir
ticarette bir ürünün fiyatını belirlenken de olması gereken fiyatı koymaktan,
sevindirici bir haber aldığında ölçülü sevinmekten, çok üzücü haber aldığında
kendine zarar verme derecesinde üzülüp kendini harap etmemekten, doğaya zarar
vermemekten, aşık olunca aklı devreden çıkarmamaktan tutunda aklınıza ne
gelirse artık, her şeyde ölçülü olmaktır. Bu Kur’an’ın bütünlüğü düşünüldüğünde
ortaya çıkan sonuçtur. Sabırda bu şekildedir aslında ölçülü olmaktır. Sabır
başına ne gelirse gelsin sus şükret değildir. Konu başlığında incelemeye gayret
göstericem.
Bu ayetlerde direk mallarla ilgili adaletten bahsediyor
çünkü ölçüyü ve tartıyı tam yapından sonra insanlara mallarını eksik vermeyin
diyor Yüce Allah, ayrıca doğru terazi ile tartın mesajı da önemlidir. 11/84 de
ölçü ve tartıda adalet gözetilmezse azap görüleceği ifade edilir. 11/86
ayetinde Allah'ın bıraktığı yani size ölçülendirdiği yani ölçüyü tartıyı tam
yaptığınızdaki kazanç sizin için daha hayırlıdır, helal kazanç budur diğeri
haramdır veya günahtır olarak anlayabiliriz. Yada Allah’ın bıraktığı haricinde
aldıklarınız sizin için hayırlı değildir veya adaletsiz davrandığınız kısmın
hesabı görülecek olarak da anlayabiliriz, aynı kapıya çıkar. Aynı zamanda Yüce
Allah'ımız ölçüde ve tartıda hakkaniyet göstermeyenleri 11/85 ayetinde bozguncu
olarak tanımlamaktadır. Bozgunculukta Kur’an’da hiç iyi görülmez unutmayalım.
*
12/79 "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden
başkasını alıkoymaktan Allah'a sığınırız. Yoksa haksızlık etmiş oluruz."
dedi.
Yusuf’un kıssasıdır.
Bu kıssadan ayetin anlaşılması adına çok kısa bahsetmeye çalışalım. Yusuf’un
başına bir çok olay geldikten sonra yönetici olur. Kardeşine eziyet eden diğer
kardeşlerinden, kardeşini kurtarmak için melikin* su
kabını kardeşinin (en küçük kardeş) yüküne koyar. Amacı küçük kardeşini diğer
kardeşlerinin eziyetinden kurtarıp yanına almaktır. İçinde bulundukları zaman
ve toplum kurallarına göre hırsızlık yapan alıkoyulur **.
Babaları üzülmesin diye büyük kardeşler bizden birini al küçük kardeşin yerine
derler Yusuf’a, Yusuf’da yasa gereği bunu yapamayacağını, bunun haksızlık
olacağını söyler ve haksızlık yapmaktan Allah'a sığınırım der. Buraya kadar
çıkaracağımız ders Allah'ın hudutları içinde, Kur’an hükümleri içinde toplum
kendi yasalarını belirler. Allah rahmetinden bunu bizlere bırakmıştır. Yedi
deniz bir araya gelse yedi daha ilave olsa (yedi Arapçada çokluğu temsil eder
illa tam yedi olmayabilir en az yedi ve daha fazlası da olabilir) ve yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa kelimeleri
tükenmeyecek olan tüm alemleri en mükemmel şekilde eşi benzeri olmadan yaratan Yüce
Allah isteseydi her şeyi tek tek bildiremez miydi. Haşa tabii ki bildirirdi. İşte
bu Allah'ın büyüklüğünden, yüceliğinden, rahmetinden, dinde bizi zorlamamasından,
bize zorluk çıkarmak istememesinden, kaldıracağımız yükten fazla yük yüklemek
istememesindendir.
Ve ayrıca yoldan çıkmamamız içindir. Şöyle ki;
5/101 Ey iman47 etmiş kimseler! Sormayın şeylerden (ki) eğer
ortaya çıkarılırsa sizlere kötü eder/huzursuz eder sizleri; ve eğer sorarsanız
ondan indirilirken Kur'an; ortaya çıkarılır sizlere; affetti Allah ondan; ve
Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
5/102 Muhakkak sordu onu bir kavim/toplum
sizlerden önce; sonra sabahladılar onunla kâfirler25 (olarak).
Ayrıca da en büyük yaratılış özelliğimiz olan aklı vermiştir.
Bir zahmet vahiy hudutları içinde detaylandırmayı gereksinimlere göre analitik
bir şekilde yapalım, yasaları, kuralları koyalım. Her toplumun yaşayışı,
adetleri, örfleri kendine özgüdür. Buna göre kurallar belirlenmelidir. Yukarda
hırsızlık konusundan bahsetmiştik 5/38 ve 5/39 da. Burada hapsetme yöntemi ile
hırsızın gücü kesilmesi uygulanıyormuş diye anlıyorum. En doğrusunu Yüce Allah
bilir.
* Melik diye bahsedilmesi de Kur’an’ın ilahi
olduğunun delilidir. Normalde Mısır’da firavunlar vardı. Firavun kral gibi
padişah gibi bir ülkeyi yöneten kişiydi tek yetkisi, son söz olarak. Fakat
Yusuf’un o döneme bakıldığında o dönemde firavun değil melik yani kral gibi bir
yönetim olduğu anlaşılır ki o Kur’an’ın bahsettiği bu konunun o dönem de
bilinmesi imkansızdı.
** Ayrıca Kur’an o dönemdeki yasalardan da
bahsederek gene Kur’an zamanı insanların bilemeyeceği bir bilgi daha vermiştir.
Buda Kur’an’ın ilahi olduğuna kanıttır.
31/27 Eğer yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsaydı; deniz ve yedi deniz daha ilave edilseydi, Allah'ın kelimeleri tükenmezdi. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir
*
16/90 Allah; adaleti, ihsanı ve yakınlarınızda
olanlara yardım etmeyi, buyurmakta; fahşadan, münkerden ve beğyiden men
etmektedir. İyice anlayıp tutmanız için size öğüt veriyor.
Yüce Rabb'imizin adaleti emrettiği diğer bir ayet.
*
22/60 Bu böyledir! Kim kendisine yapılan haksız bir
saldırıya aynı oranda karşılık verirse, sonra yine saldırıya uğrarsa Allah ona
yardım eder. Allah, Çok Affedici'dir, Çok Bağışlayıcı'dır.
Yapılan haksızlığa aynı oranda karşılık verilebilirmiş.
Eğer gene haksızlık olursa Allah yardımcımız olurmuş.
*
5/42 Kulak verenlerdir yalana; yiyenlerdir suht542; öyle ki eğer gelirlerse sana; öyle ki hükmet aralarında ya da yüz çevir onlardan; ve eğer yüz çevirirsen onlardan öyle ki asla zarar veremezler sana bir şey; ve eğer hakemlik edersen öyle ki hükmet aralarında eşitlikle; doğrusu Allah sever eşitliği gözetenleri.
İnanan olsun yada olmasın, kim olursa olsun Yüce Allah herkese eşitlikle hükmedilmesini, adaletin gözetilmesini, haklıya hakkının verilmesini emreder.
*
25/19 İşte onlar söylediklerinizden dolayı sizi
yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve
sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.
İşte onlar diye kastedilen Allah'tan başkasına kulluk
edenler olabilir. Yani siz onlara kulluk ettiniz onlarda sizin kulluğunu
yalanladırlar olabilir. Yada işte onlar yani müşriklere doğru yolu söylediniz
onlarda sizi yalanladılar olabilir diye düşünüyorum. Her iki halikarda da durum
değişmez. Bunlar Allah'a karşı haksızlık etmişlerdir. Aslında net olarak
kendilerine karşı haksızlık etmiş
olurlar Allah'ın gösterdiği yolda olmayarak. Artık azaptan kaçamaz ve yardımda
alamazlarmış. Şefaat inancının da uydurma olduğuna delil bir ayettir. Bu
haksızlığın sonu da azapmış, büyük bir azap hem de.
*
26/227 Ancak inananlar, salihatı yapanlar, her zaman
Allah'ın öğüdünü dinleyenler ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini
savunanlar hariç. Zulmedenler, nasıl bir alt üst oluşla, alt üst olacaklarını
yakında bileceklerdir.
Haksızlığa uğradığımızda Kur’an’ı ölçü alarak kendimizi
savunabiliriz/savunmalıyız. Bu haksızlığı yapanlarında zalimler olduğunu
anlarız. Bizde bir haksızlık yaparsak zalimlerden oluruz dikkat edelim.
*
27/11 "Kim haksızlık yapar, sonra da yaptığı
kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki Ben, Çok Bağışlayıcı'yım ve Rahmeti Kesintisiz
Olan'ım."
41/34 İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü
iyilikle sav. Bir de bakmışsın ki seninle arasında düşmanlık olan kişi, candan
velin oluvermiş.
Bu ayetle yapılan haksızlığı kötülük olarak bize öğretir
Yüce Rahman'ımız. Aslında çeviri haksızlık yapar değil kim zulmederse olursa
daha doğru olacaktır. Zulmetmekte haksızlığın bir çeşididir. Bu yaptığı
kötülüğü iyilikle değiştirirse kendisinin (Allah'ın) çok bağışlayıcı ve
rahmetinin kesintisiz olacağını söylüyor. İsteyerek ve ya istemeyerek yapılan
bir haksızlık var ise ve Allah'ın kelamını önemsiyorsak, bize bildirdiklerinin
gerçek olduğuna inanıyorsak ve takva sahibi olmak istiyorsak bunu iyilikle
değiştirmeliyiz.
*
30/38 Öyleyse; yakınlara, miskine ve yol oğluna
hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar
kurtuluşa erenlerdir.
Miskin kelime anlamı olarak yoksul, düşkün olarak
anlamlandırılsa da açlık sınırında yaşayan diye tanımlamak daha doğru ve
kapsamlı bir tanım olacaktır. Yolun
oğlu/sebilin oğlu için çeşitli görüşler var. Yolsa kalmış veya Allah yolunda
mücadele edenler diye genel tanımlansa da asıl anlamı evsizler olacaktır. Yakınlara
demek, bize yakın olanlara demektir. Bu sadece akrabayı içermez. Komşu
olabilir, arkadaş olabilir, ilçe, şehir veya ülkeden olabilir. Bu tarz
ayetlerde yakınlık kan bağı olabileceği gibi, eş, dost, komşu, ülkedaş,din v.s.
gibi yakınlıkları da kapsamaktadır. Hatta diğer yakınlıklar akraba
yakınlığından (anne ve baba hariç) daha önceliklidir kanaatindeyim. Bu
kimselerin üzerimizde hakkı varmış. Zaten başka ayetlerde gerek nifak, gerek
zekat, gerekse sadaka ile neyi, nasıl ve ne şekilde olduğunu Yüce Rabb'imiz bizlere
öğretiyor. Evet yapmamız gerektiğini öğrendik ama bu ayet aynı zamanda bu
yapılacakların onların hakkı olduğunu bize bildirir. Bu yardımlardan da bizim yararımıza
olacak bir çok faydalar vardır, hem onlar hem de yardımı yapan faydalanır.
Allah'a yönelmek ve kurtuluşa ermek için bu eylemi gerçekleştirmemiz gerekir.
Yani Allah'ın bize verdiği rızıklardan onları
rızıklandırmalıyız. Müşrikler gibi Allah'ın doyuracağını biz mi doyurucaz gibi
sapkın bir düşünceye düşmeden neden Allah'ın bunu bizden istediğini bilmeliyiz.
Bizim suçlarımı örtmek, günahlarımızı bağışlamak ister, bizleri dünyada ve
ahirette daha iyi yararlandırmak ister, bizleri ve mallarımızı arındırmak
ister. Onun içinde bizlerin gayret göstermesi gerekir. Bunun yolunu da Yüce
Allah'ımız bize bu şekilde göstermektedir. Yoksa her canlının rızkını Yüce
Allah kendisine yazmıştır. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, Allah’ın yanındaki
hazineler tükenmez ve gücü her şeye yeter. Yardıma da asla ihtiyacı yoktur.
Ama bizim bu yaptığımıza karşılık fazlasıyla bizleri
ödüllendirmek ister. Yüce Rabb’imin bağışlıyıcılığı, rahmeti, lütfu, affediciliği,
merhameti, bizlere belki döneriz diye süre tanıması, affediciliği olmasaydı ne
halde olurduk.
Yukarıda bahsettiğim
konuları Yüce Rabb'im nasip ederse, infak,enfal, sadaka gibi konu başlıkları
altında incelemeye çalışıcaz.
*
39/31 Sonra Kıyamet Günü hepiniz Rabb'inizin
huzurunda davalaşacaksınız.
Herkesin hesap gününde Rabb'imizin huzuruna çıkarak
birbirimizden davalı ve davacı olarak davalaşacağımızı anlıyoruz. Birbirimizle
hesaplaşacağımızı anlıyoruz. Herkes herkesle davalaşacaksa ben tüm haklarımı
helal ettiğim kişi bu haklarından hesaba çekilmeyecekse benimle onun arasında
(oda helal ettiyse) davalı ve davacı olunması, hesaplaşılması söz konusu
olmayacaktır. Veya tek taraflı helal olduysa sadece davalı veya sadece davacı
olur. İki taraf helal ettiyse de bu ortadan kalkar. Sadece hakkı geçenler davalaşacak
demeyen ayet, davalaşacaksınız dediğinde ben insanın iletişime geçtiği herkes
ile alacak verecek hesabına gireceğini anlıyorum. Benim anladığım yanlış
olduğunu varsaysak da o zaman denmeliydi ki hakkını helal etmeyenler
davalaşacak.
O zaman diyebiliriz ki hakkını helal etmek Allah huzurunda
bu sorumluluğu kaldırmıyor, bu haktan doğacak hesap görülüyor. Tek taraflı
hakkından vazgeçen ise ödülünü Allah'tan alır. 42/40 (aşağıda inceliycez). Yukarıda
ki 4/149 ayetini de beraber okuyunuz lütfen.
*
81/8 O
diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman;
81/9 Hangi
suçtan dolayı öldürüldüğü!
Cahiliye döneminde kız çocuklarını evlattan saymayıp,
uydurdukları din gereği toprağa gömüyorlardı. Hiçbir şeyden haberi olmayan yeni
doğmuş bir bebeğe bile, davalı taraf olmasına
rağmen, her şey ortada olmasına rağmen, bu olayla ilgili hiçbir irade
sergileyemeyecek durumda olmasına rağmen, su götürmez şekilde haklı olmasına
rağmen, karşı taraf bir karşılık olmadan can almasına rağmen gene de Rabb'imiz
o bebeğe hangi suçtan öldürüldü diye sual gelecek diye bizleri öğütler. Bu
ayetlerin üzerinde ayrı bir şekilde ve uzunca düşünelim lütfen.
*
42/39 Bir haksızlığa, zulme uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.
49/9 Eğer
Mü'minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin.
Eğer ikisinden biri, diğerine saldırırsa, saldırgan olanlarla, Allah'ın
emirlerine uygun davranıncaya kadar savaşın. Eğer böyle davranmaktan
vazgeçerlerse o zaman adaletle aralarını düzeltin ve hakkaniyetli olun. Allah,
haktan yana olanları sever.
60/8 Allah;
sizi, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere
iyilik yapmaktan, onlara karşı hak neyse onu yapmaktan alıkoymaz. Kuşkusuz ki
Allah, haktan ve haklıdan yana olanları sever.
42/40 Bir kötülüğün karşılığı o kötülük
ölçüsündedir. Ama kim bağışlar ve düzeltici olursa artık onun karşılığı Allah'a
aittir. Kuşkusuz O, haksızlık yapanları sevmez.
42/41 Kim de haksızlığa uğradıktan sonra hakkını
alırsa, onun aleyhine bir yol tercih edilmez.
42/42 Fakat insanlara haksızlık yapanların ve
yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların aleyhlerine bir yol tercih edilir.
İşte onlar, kendileri için acı bir azap olanlardır.
42/43 Ancak kim sabreder ve bağışlarsa, büyüklük
yapmış olur.
Ayet öncesi iman edip Allah'a tevekkül edenlerden bahseder
Yüce Rabb'imiz. Bazı özelliklerini ve ödüllerini söyledikten sonra konumuzla
ilgili ayetlerden devam eder. Haksızlıkta yardımlaşmalıyız, destekleşmeliyiz ki
haksızlığı gidermek daha kolay olsun. Haksızlığı kötülük ve zülüm olarak daha
önceki ayetlerden görmüştük. Bu yapılan haksızlık yani kötülük karşılığında
kötülük yapılacaksa ölçüsü aynı olmalı fakat daha önceki ayetlerden de
anlaşıldığı gibi ve bu ayette de belirtildiği gibi bağışlamak karşılığını
Allah'tan almak demek olacaktır. Bu yolun tercih edilmesi bağışlama ve
düzeltici olma yolu bizlere öğütlenir. Yüce Rabb'imiz haksızlık yapanları
sevmediğini ayette net şekilde belirtmiş. Haksızlık sonrası hakkını alan için
aleyhinde bir yol tercih edilmediğini öğretir Rabb'imiz bize. Tam tersi haksızlık
yapanların aleyhlerinde bir yol tercih ediliyor. Yani bir ceza, bir yaptırım
veya buna benzer bir yol.
42/43 deki büyüklük yapmış olur çevirisine katılmıyorum.
Kim sabereder ve bağışlarsa büyük bir iş yapmış veya değerli bir iş yapmış veya önemli bir iş yapmış şeklinde bir
çeviri daha doğru olacaktır. Yani yapılana aynı ölçüde kötülükle hakkı olduğu
halde karşılık vermeyip, sabredip ve sonrasında affedici olmak tabiri doğru
olacaksa her babayiğidin harcı değildir.
Yanlış anlaşılmasın bir haksızlıktan sonra devamlı
haksızlık yapılmaya devam edilen bir durumda bu demek değildir susup sabret,
sesini çıkarma bana sabretmem emredildi. Diğer ayetlerden anlaşılacağı gibi
hakkımızı arıycaz, gerekli yerde konuşucaz fakat karşılık verme konusunda
sabırlı ve affedici olmak bizim için daha iyi olacaktır. Sabretmemiz,
affetmemiz, bağışlamamız iyi olacaktır diye öğütleyen tüm ayetlerde hakkı
yenenin Allah katında karşılığını alacağını söylemekle beraber bu haktan
vazgeçme sonrası hakka girenin bundan ceza almayacağı veya bu günahlardan
sıyrılacağı, yada hakkı yenen hakkını helal edebileceğini gösteren bir işaret
olmadığı gibi bu hakka girenin azap göreceği vurgulanmaktadır.
*
83/1 Hile
yapanların vay haline!
83/2 Onlar,
alırlarken tam olarak ölçer, tartarlar.
83/3 Satarlarken
eksik ölçer, tartarlar.
83/4 Onlar
diriltileceklerini bilmiyorlar mı?
83/5 Büyük
bir gün için.
83/6 O
gün insanlar alemlerin Rabb'inin divanında duracaklar.
83/7 Hayır!
Kötülerin kayıtları kesinlikle siccindedir.
Ayetler apaçık. Hile yaparken hesap gününde tekrar dririlip
yaratıcının karşısına geleceklerini bilmiyorlar mı? Az bir kazanç için sürekli
olan ahireti satıyorlar. Bu gibi kişilerin kayıtları siccindeymiş. Siccin,
İlluyun gibi her şeyin tek tek yazıldığı ve saklandığı kitap olduğunu öğretir
Rabb’imiz bizlere. Farkı siccin azap göreceklerin ve kötü bir yerde tutulan
kitap olması, illiyun ise cennetliklerin ve iyi bir yerde tutulan kitap olması
şeklinde anlamlandırabiliyoruz ayetler ışığında. Hile yapanda zaten haksızlık
yapmış demektir. Hile ile hakkı olmayana ulaşmıştır. Yüce Rabb'im tüm
müminlerin kayıtlarının İlliyunda olmasını nasip etmesi dileklerimle. Bu ve bu
tarz çok üzerinde durulmayan ama bilinmesi gerekli olan kavramları bilinmesi
gerekenler konu başlığında inceliycez, Yüce Rabb'im izin verirse tabiiki.
*
Kul
hakkı konusunda kısa bir not:
Kul hakkı haksızlık yapmamak, adaletli olmak, adaleti hakkı
gözetmek demektir. Para veya mal ile sınırlı olmamaktadır. Bu yaptığınız
anlaşma, kırmızı ışıkta geçme, korna çalarak
uyuyan birini rahatsız etme, iftira atma, dedikodu etme v.s şeklinde
çoğaltabiliriz. Hakkından vazgeçenin muhatabının hesap gününde bu vazgeçilen
haktan muaf olacağı deliline/işaretine şahsım adına rastlayamadım. Hadis
uydurmasyonlarıyla Allah'a iftira atarak neyle gelirsen gel kul hakkıyla gelme
gibi yalanlarla Allah'ın asla söylemediği sözleri söylemiş gibi göstererek
aslında Allah'ın tek affetmeyeceği ve kesin süresiz cehennem azabı hak edilecek
olan şirk günahından hedef saptırmak istenmektedir. Kul hakkı, hakka girmekmemek
elbette ki önemlidir, asla önemsizleştiremeyiz ama bunu Allah affetmez ancak
kul ile kul arasında görüleceği bir hesapmış gibi haşa Allah'ı devreden çıkaran
ve asıl affedilmeyecek şirkin üzerine sünger çekilip önemsizleştirilip hatta
böyle bir şey sanki yokmuş gibi gösterilmeye çalışan zihniyetedir lafım.
Tüm konu hakkında ki ayetleri incelemeye gayret gösterdik. Hangi
ayette sen hakkını helal et hesap gününde bu kişiden hesap sormam tarzında bir
anlatım var, hangi ayette kul hakkı affedilmez diye bir söylem var. Ama bir çok
ayette şirkle gelirsen yerin süresiz cehennemdir der Yüce Rahman'ımız.
Kul
hakkı çerçevesinde Yüce Rabb'imizin insana/topluma verdiği yetkileri tespit
edebildiğim kadar sıralayacak olursak;
1- Yetkiyi görevi ehline verme yetkisi ve sorumluluğu
2- Hak gözetmek için toplantı yapma yetkisi
3- Hakkı yenene kötü söz söyleme yetkisi
4- İyiliği açıklama veya gizleme yetkisi
5- Kötülüğü/haksızlığı bağışlama yetkisi
6- Kuran sınırları içinde toplumun kendi yasalarını
oluşturma yetkisi
7- Haksızlığa aynı oranda karşılık verme yetkisi
8- Haksızlığa uğrayanın kendini savunma yetkisi
9- Yapılan bir kötülüğü/haksızlığı iyilikle değiştirme
yetkisi
10- Kötülüğün/haksızlığın karşısında aynı oranda aynı
şekilde cevap verme yetkisi
11- Kötülüğe/haksızlığa sabretme yetkisi
12- Bağışlama suretiyle doğacak hakkı Allah'tan talep
edebilme/bekleme/umma yetkisi
Aşağıda
da ayet bazında konu başlıklarıyla özet olarak yazmaya çalıştım.
2/180 Vasiyet bir haktır. Kişinin vasiyet bırakması üzerine vazife olduğu gibi aynı zamanda hakkıdır. Yakınlık sahibinin de bu vasiyeti koruması, göz önünde bulundurması, değiştirmemesi ve paylaşımı buna göre yapması üzerlerine haktır.
2/188 hile ile
haksız yere başkalarının malına, parasına sahip olamayız, bu günahtır.
2/278 ribadan
alınan fazlalık haksız kazançtır.
3/161 emanete
ihanet etmemeliyiz, yoksa hesabını veririz.
4/24 Evlilik
sözleşmesi yapmadan evlenmek bize hak olarak verilmemiş, ayrıca kadının belli
bir ücret alması ona hak olarak verilmiş, evli olan kadınlarla evlenmeyede
hakkımız bulunmamaktaymış.
4/29 Ticarette
olsa, iki tarafında rızasıda olsa eğer haksız bir kazanç var ise hakka girmiş
oluruz.
4/33 miraslar
varislere hakkıyla ulaştırılmalı
4/58 yetkiyi,
görevi hak edene vermemiz bizim üzerimizde haktır
4/58 hak eden
yetkiyi, görevi aldığında adaletle hükmetmeside onun üzerine haktır
4/110 Kötülük yapan
kendine haksızlık etmiş olur, tövbe yolu açıktır.
4/112 Kendi
suçumuzu başkasına atarak iftira etmemeliyiz
4/114 hak gözetmek
için toplantılar yapılabilir fakat bu toplantılardaki amaçta Allah'ın rızasını
kazanmak olmalıdır. Asla bir menfaat veya çıkar gözetilmemelidir. Eğer dünya
menfaati yerine Allah'ın ecri isteniyorsa.
4/135 her koşulda,
her durumda tanıklığımızda hakkanyetli olmalıyız.
4/135 Yalancı
şahitlik durumunda Allah'ın hudutklarını aşmış oluruz
4/148 kötü söz
söyleme hakkı yalnız hakkı yenen kişi için, o konu ile ilgili izin verilmiştir
4/149 iyiliği
açıklama, gizleme ve kötülüğü bağışlama yetkisi insanlara verilmiştir.
5/38 hırsızlık hak
yemektir
6/152 yetimlerin
haklarını gereği gibi gözetmeliyiz
7/29 herzaman
haktan,adaletten yana olmalıyız
7/85 ölçüyü
tartıyı tam yapmalıyız
11/84 ölçüyü
tartıyı tam yapılmassa azap söz konusu olacaktır
11/85 ölçüyü
tartıyı tam yapıldığındaki kazanç helal kazançtır
11/86 ölçüyü
tartıyı tam yapmayanlar bozgunculuk yapmış olurlar
12/79 kuranın
sınırları içinde toplum kendi yasalarını oluşturabilir
22/60 haksızlığa
aynı oranda karşılık verilebilir
25/19 Allah'a karşı
yapılan haksızlık direk olarak kendine yapılmış haksızlıktır, sonu büyük
azaptır.
26/227 haksızlığa
uğranıldığından kendimizi savunabiliriz/savunmalıyız
26/227 haksızlık
yapanlar zalimlerdir
27/11 yapılan bir
haksızlık, zülüm, kötülük iyilik ile değiştirilmeli
30/38 yakınların,
yolun oğlunun ve miskinin üzerimizde hakkı vardır.
33/70 daima doğruyu
söylemeliyiz
39/31 hesap günü
herkes birbirinden davalı ve davacı olacak
42/39 bir haksızlık
görüldüğünde yardımlaşılır
42/40 kötülüğün
karşılığı kötülük kadardır
42/40 kötülüğü/haksızlığı
bağışlar ve düzeltici olursak bize karşılığını Allah verir
42/43 haksızlığı
bağışlayıp, sabreden gerçekten zorlu bir iş yapmış olur
Yaptığım
çalışmada ulaştığım sonucu özetlersek ;
Hesap gününde herkes birbirinden davalı olacak. Tüm
hesaplar ve karşılıklar ne hak edildiyse hiçbir haksızlık olmadan verilecek.
Hakkımızı bağışlayabileceğimizi de öğrendik. Aynı zamanda haksızlığa aynı
oranda karşılık verebileceğimizi, haksızlığa karşı hakkımızı arayabileceğimizi de
öğrendik. Bağışlarsak karşılığını Yüce Rabb'imizin vereceğinide öğrendik. Yüce
Rabb'imizin inanların suçlarını örtüp, günahlarını bağışlayabileceğini de bize
ayetlerinde öğretmişti.
Bağışlama yetkisini Yüce Rabb'imiz bize vermesine rağmen
birisi birine isteyerek, istemeyerek, bilerek, bilmeyerek, farkında olarak,
olmayarak hak geçtiğinde bundan haberi olsun yada olmasın, karşı tarafa hakkını
helal et desin yada demesin karşı taraf hakkını helal etsin yada etmesin bu
durumdan doğacak olan yükümlülüğün üzerinden kalktığına dair insana bir yetki
verildiği konusunda Kur’an’da herhangi bir kanıta/delile/işarete rastlamadım.
Bağışlayan taraf hakkı yenen taraf olmakla beraber bu
bağışlama bağışlayanın yararına olarak görüyorum, hakka gireni karşı taraf
bağışlasa da hesap görülecektir diye ayetlerden anlıyorum. Dolayısıyla
helalleşmek diye bir uygulamaya dair İslam’da bir uygulama olduğuna dair bir
işaret yok. Helalleşme birbirlerinin üzerinden sorumluluğun kalktığına dair bir
inançtır. Oysa bağışlama sadece madur olan tarafa verilmiştir. Bağışlamak,
affetmek doğmuş olan hakkının karşılığını Allah'a havale etmek, Allah'tan talep
etmektir ki bu yetki bize verilmiştir.
Bağışlar ve düzeltici işler yaparsak karşılığını Yüce
Rabb'imiz verecektir. Buda en iyi karşılık veren Allah'tan karşılığı almak için
dünyada alınacak karşılıktan vazgeçmektir. Bunu isteyen içinde herhangi bir şart
yoktur. Karşıdakini bul helallik iste, ölünce hakkını helal et v.s. diye
şartlar yoktur. Sadece bağışlamak ve düzeltici olmak gerekir. Yüzüne söylemeye de
gerek yoktur Allah gizliyi ve daha gizlisini bilir. Kalben bağışlarsak olay
bitmiştir.
Hakkını helal et veya hakkımı helal ettim deme safhasında
oluşabilecek sıkıntı gördüğün ve anladığım kadarıyla Yüce Rabb'imizin bize bu
şekilde bir yetki vermemiş olmasıdır. Bunun yerine hakkımdan vazgeçtim, yada bağışladım
denmesi haddi aşmamak adına daha uygun olacaktır. Hakkımı helal ettim dersek de
bunun dünya hakkından vazgeçmek bağışlamak olduğunun, ecrini Allah'tan
beklediğinin ve karşı tarafta bu hesabın ahirette görüleceğinin bilincinde
olması şartıyla kullanılabileceğini düşünüyorum.
Eğer yanılmıyorsam tespitlerim doğruysa Allah'ı devre dışı
bırakıp ta HAŞA hesaptan kurtulduğu düşüncesi şirk sayılabilecek bir
düşüncedir. Kur’an’a göre herkes herkesten davalı ve davacı olacak, kul hakkı da
olsa, bağışlanmada olsa, helalleşmede olsa hesap görülecektir alacaklı
alacağını alacaktır kanaatindeyim, ayetler ışığında vardığım sonuç budur.
EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder