24 Kasım 2024 Pazar

HAK HELAL ETME VE HIRSIZLIK

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM                                                         

Allah’ın adıyla Rahman Rahim.                                                                                                                                                          

                                                                                                                                                                     

Hakkını helal et deriz. Helallik isteriz. Bunu herkes yapar. Hatta İslam dininde olmayan cenaze namazı kılınır ve helallik istenir. Nedense cami papazı 3 kere sorar nasıl bilirdiniz diye insanlarda tanısa da tanımasa da, iyi bilmeselerde iyi bilirdik derler. Eee söylediğiniz şey bazı durumlarda yalan olmuyor mu? Ya adam iyi değilse, sende bunu biliyor veya bilmiyor iken iyi dersen bu yalancı şahitlik olmuyor mu? Bunun hesabını vereceğini bilmiyor musun ? Sonra hakkınızı helal edin yada ediyor musunuz diye sorar insanlarda helal ediyoruz derler genelde. Bunu da sanırım 3 defa sorarlar. Bu 3 sayısına takılmada nedir onu da çok anlamadım. Bir iki teorim var ama şu an paylaşmayacağım. Zaten bir dayanakları da yok varsa da uydurma ve zan. Peki bu ata dini uygulamasını sorgulamamız, akletmemiz ve Yüce Rabb'imiz aslında bize bu konuda ne demiş bilip ona göre hareket        etmemiz gerekmez mi?                                                                                                                      

Dikkat edelim uydurulan dinde, kendi yanlarından uydurdukları dinde ve bunun adına da İslam dedikleri dinde servis malzemelerinden biri de bu konudur. İslam dinine bir sürü şirk karıştıranlar bunu insanların anlamaması, uyanmaması için de dikkati dağıtmak adına bu kavramı kullanmaktadırlar. Bilindiği gibi şirk affedilmeyecek        bir günah olup sonucu süresiz cehennemdir. İşte insanlar buna aymasınlar diye bu kavramı allayıp pullayıp sanki en önemli emirmiş gibi en çok dikkat edilecek şey miş gibi parlatırlar.

Aman kul hakkıyla ölmeyin, Allah her şeyi affeder kul hakkını affetmez. Hatta bak hadiste neyle gelirseniz gelin kul hakkıyla gelmeyin diye servis ederler. Kul hakkını Allah affetmez ancak kul affeder gibi asılsız şeylerle Allah adına yalan uydurur, Allah'a iftira atarlar. Durum hiç de bu şekilde değildir. Tek affedilmeyecek günah şirktir ve kul hakkının detaylarını da Yüce Rabb'imiz bizlere öğretir Biricik Kur’an’ımızda.

Tabii ki kimsenin hakkına girmemek lazım, hakkaniyetli davranmak lazım, hakkı gözetmek lazım, haktan yana olmak lazım ama işler bize servis edilen gibi değil.                                                                                                                                                            

                                                                                                                                             

Şimdi kendimize hak helal etme ile ilgili birkaç soru sorarak başlayalım, bakalım cevapları biliyormu yuz ya da ne kadarını biliyoruz yada ne derece doğru biliyoruz.

Yüce Rabb'imiz bu konuda bize neler diyor?                                                                            

Hak helal etme konularında yaparken dayanağımız nedir ?                                                      

İslam’da izin verilen veya yapın denilen bir uygulama mı?                                                        

Hak helal edebilir miyiz? Eğer edebiliyorsak etmeli miyiz ?                                                       

Edebilirsek yapmalı mıyız?                                                                                                     

Hak helal edince bize hakkı geçen bu günahlarından hesaba çekilmeyecek mi?                        

Biz hakkımızı helal etsek de Rabb'imiz bundan doğacak hakkı bize vermeyecek mi?                 

Rabb'imizin üzerimize neleri hak olarak kıldığını biliyor muyuz? Hak helal etme/edebilme yetkisi de buna dahil mi?                                                       

Bizim hak ettiğimiz nedir,  hak edene hakkını teslim etmek üzerimize hak mı, hak eden aldığı hak ile nasıl davranmalı?                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                                     

Bu sorular ilk etapta aklıma gelenlerdir, çoğaltılabilir.  O zaman şimdi hep beraber bilmediklerimizi bize Öğreten Yüce Rabb’imizin bize zikir olarak rahmet ettiği Biricik elçimiz, Şerefli Kur’an’ımız vasıtası ile bakalım Alemlerin Rabb'i bu konuda bizlere neler öğretmiştir, ona göre nasıl davranmalıyız, ayetler ışığında incelemeye, anlamaya ve akletmeye çalışalım.     


HAK HELAL ETME - HIRSIZLIK  1 - YASİN ÖZKAN


HAK HELAL ETME - HIRSIZLIK  2 - YASİN ÖZKAN

                                                                                                                                                                                     

2/180  Yazıldı üzerinize; geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği zaman birine sizlerden ölüm; eğer terk ettiyse/bıraktıysa bir hayır; bir haktır* vasiyet321 anaya babaya ve yakınlık sahiplerine marufla291 ; takva sahipleri21 üzerinedir.                                                                                                                                   

*Vasiyet bırakmak engellenemez bir haktır. Ana-babanın ve yakınlık sahiplerinin bu vasiyette hakkı gözetilmelidir.

*                                                

2/188  Birbirinizin mallarını haksız şekilde yemeyin. Günah olduğunu bildiğiniz halde, başkasının bir kısım mallarına haksız yere sahip olabilmek için hukuki hileye başvurmayın.                                                                                

                                              

Hakkı olmayıp da başkalarının malına, parasına sahip olmak için hukuki hile de olsa hiçbir hile başvurmamamızı bunun günah olduğunu ayet net açıklar.                                                                                                                                                                                                     

*                                                

2/278  Ey iman edenler! Allah'a karşı takvalı olun. Eğer Mümin'seniz, ribadan geriye kalanı almayın.                                                                                                            

Riba yapılarak elde edilen fazlalık da haksız kazançtır. Riba faiz değildir. Ribayı riba konu başlığında  detaylı incelemeye çalışıcaz. Kabaca söylemek gerekirse günümüz tefeciliğidir.            Konu başlığında elimizden geldiğince detaylandırıcaz ancak şu an ribanın içeriği bu başlığın konusu değildir. Riaba dan gelen ve fazladan alınan para ile aldığın kişinin hakkına girmiş olur, haksız yere fazladan alınmış olur. Borçluyu zora sokmak olur.                                                                                                                                                                                                                                                     

*                                                

2/282  Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Yazan her kimse, onu adaletle yazsın. Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın,  yazsın. Borçlu olan da yazdırsın. Rabb'i olan Allah'a karşı takvalı olsun, ondan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Eğer borçlu aklı ermez, aciz veya kendi söyleyip yazdıramayacak durumda  birisi ise, velisi, onu adaletli bir şekilde yazdırsın. Erkeklerinizden de iki tanık tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, o zaman razı olacağınız tanıklardan bir erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın tanık tutun. Tanıklar, çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun çok olsun onu vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, tanıklık için daha sağlam ve şüphe etmemeniz için daha uygundur. Ancak, aranızda hemen devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman tanık bulundurun. Tanık olana da yazana da zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız kendinize kötülük yapmış olursunuz. Allah'a takvalı olun. Allah, size gerekli olanı öğretiyor. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir.                                                                                             

 

Kul hakkı ile ilgili olan bu ayet farklı yorumlara muhatap olsa da aslında borç alıp verme konusunda nasıl adaletli olunacağını bizlere açıklar. Bu borç mevzusunun yazılı olması hatta tanıklı olması gibi detayları Yüce Rabb'imiz bizlere vererek her iki tarafında hakkını koruması için doğru yolu göstermektedir. Bu ayette çevirilerde yada ayet açıklamalarında asıl inanılarak kendi inandıkları dine göre anlamlandırılma yapılmaktadır. Halbuki selim bir akıl ile düşünülürse ayet gayet açık olarak anlatır. Şöyle ki; Erkeklerden iki tanık tutun eğer iki erkek yoksa biri erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın şahit.          Bur dan şu sonuca vararlar. Kadınlar aptaldır, acizdir, aklı yetmez veya 2 kadın ancak 1 erkek eder v.s. Halbuki aklederek ve Kur’an’ın bütünlüğü düşünüldüğünde kesinlikle bu anlatılmaz. Kadın erkek birdir. Burda verilen mesaj kişisel koşullar nedeniyle (ticari koşullar veya akıl yetmezliği veya 1 kadın x 2 = 1 erkek  değil) tanıklığa gitmesi gereken zamanda yaşayabileceği zorluklar nedeniyledir. Adet dönemini sancılı geçiriyor olabilir (yataktan çıkamayanlar oluyor) , çocuklarını bırakamayabilir, hamile olup doğum yaklaşmış olabilir v.s.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

*                                                

3/161  Bir nebinin, emanete ihanet etmesi olur şey değildir! Kim ihanet ederse, Kıyamet Günü, ihanet ettiğiyle gelecektir. Sonra hiçbir haksızlık olmaksızın herkesin kazandığı tastamam verilecektir.                                                                                                                                                                                                                                                              

Nebilerin verilen emanete ihanet etmesinin mümkün olmadığını dolayısıyla eğer takvalı bir mümin isek bizinde asla bir emanete hıyanetlik etmemiz gerektiğini açıkça anlarız. Eğer verilen emanete ihanet edilirse kıyamet (ayakta durma) günü, yani hesap göreceğimiz gün bunun karşısına çıkacağını bildirir Yüce Rabb'imiz. Ayrıca da herkese hak ettiğini vericem der. Anlaşılan emanet edeni emaneti karşılığında, emanete ihanet edene de gene bu emanet karşılığında gereken karşılığı verecektir. Yani herkes hakkını alacak. Burada hak helali ile ilgili bir durumdan söz edilmemiştir. Emanete ihanet karşılığı, ihanet edilenin bir bağışlama yapması, veya onu helal etmesi söz konusu olsa bile sorumluluktan kurtulmadan bahsedilmez.                                                                                                                                                                        

*                                                

4/24   Ve sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler1 hariç, evli kadınlarla da evlenemezsiniz. Bu Allah’ın üzerinize yasasıdır. Bunların dışında kalanlar ise; muhsin olan2, musafihin3 olmayanları, mallarınızla almanız size helal kılındı. O halde, onlardan hangisiyle yararlandıysanız, ücretlerini üzerinde anlaştığınız şekilde verin. Anlaşma yaptığınız miktar üzerinde, karşılıklı olarak değişiklik yapmanızda bir sakınca yoktur. Allah, Her Şeyi Bilen ve En İyi Hüküm Veren’dir.                                                                                                                                                    

Anlaşma ile sahip olduğunuz (sağ ellerinizin sahip olduğu) yani kısaca bir sözleşme yaptığınız kimseler, nikah ahdi şeklinde bir anlaşma kastedilmektedir. Sözleşme yapılmadan evlenilemez denmektedir. İmam nikahı bu sözleşmeye girmez ki zaten sözleşme yapılmaz ki zaten de İslam’da dayanağı yoktur. Evlilik o toplumun uygun gördüğü şekilde Kur’an hudutlarında yapılabilir. Amaç insanlara evlendiği duyurulmalıdır. Fakat bir sözleşme olması gerekliliği vardır. İmam nikahında herşey sözlüdür Kur’an’a uygun değildir.

Evli olmayan İffetli kadınları veya evlilik dışı ilişki yaşayanları (bundan dönerlerse eğer) sözleşme gereği belirlenen ücreti kendilerine vererek evlenebiliriz. Bu başlık parası değildir. Eğer boşanma söz konusu olursa kadının belli bir süre geçimini sağlamasına yetecek kadar olan her iki tarafında mutabık kaldığı bir ücrettir. Veya parasını vereyim belli bir süre evli kalayım sonra başkasını alırım düşüncesi ile yapılmasına yol açan bir uygulama asla değildir. Kur’an’ın bütünlüğünde böyle bir evlilik uygulaması yoktur, evliliğin amacı bu değildir, bu ayeti yamultup bu düşünceye uydurmak isteyenler sapkın beyinlerle Kur’an’ın bütünlüğünü değil kendi hevalarını düşünerek ayeti istedikleri gibi anlarlar.

2 muhsin: hür, iffetli 3 musafihin ; evlilik dışı ilişki yaşayan                                            

Demek ki Evlilik sözleşmesi yapmadan evlenmek bize hak olarak verilmemiş, ayrıca kadının belli bir ücret alması ona hak olarak verilmiş, evli olan kadınlarla evlenmeye de hakkımız bulunmamaktaymış. Bu ve bu konuyla ilgili ayetler evlilik/boşanma başlığı altında incelemeye çalışıcaz. Bira daha detaylı bu konu çünkü. Mesela 4/22 de babalarınızın daha önce evlendiği kadınlarla evlenemezsiniz der. Buna da hakkımız yok ama hepsini tek tek yazmayacağım çünkü kendi konu başlığında incelemeye çalışıcam.                                                                                                                                                                                                                                                                                               

*                                                

4/29   Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa, haksız şekilde yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.    

4/30   Kim, düşmanlıkla ve haksızlıkla bunu yaparsa, onu yakında ateşe atacağız. Bu, Allah için pek kolaydır.                                                                                                                                                                                 

Ayet iman edenlere gelir. İman ettiyseniz ticaret yoluyla da olsa, her iki tarafın rızası da olsa haksızlık yapmayın. Satacağınız ürüne hak olan değeri verin. İki tarafın rızası olması halinde bile bu ticaret olsa bile demek ki hakkaniyetli olmalıyız. Rıza gösterilse de işin içinde bir haksızlık veya haksız kazanç var ise hakka girmiş oluyoruz. Düşmanlıkla ve haksızlıkla bunu yapanı ateşe atacak Rabb'imiz. Düşman olmadan ve iki tarafın rızası olarak bedelinden çok fazla değerle satılan ürün için bu ayet geçerli olmaz diye düşünerek kendimizi kandırmayalım. 1 liralık ürüne kar koyup 1,5 veya 2 liraya satmak yerine 5 liraya satarsak bu haksızlık olur. Riba olmaz fakat Haksız kazanç olur, haksızlıkla yapmış oluruz, aman dikkat edelim. Ve kendinizi öldürmeyin diye devam ediyor ayet. Bu çevirilerde kendinizi, öldürmeyin, birbirinizi öldürmeyin, kendinize kıymayın v.s. şeklinde değişik çeviriler var. Bu konuyu ölüm ve vefat başlığı altında incelemeye çalışıcam. Gerçek manada can almaktan mı, intihardan mı, yoksa bunu yaparsanız kendinize yazık edersiniz mi demek istiyor açıkcası şuan net bir fikrim yok. Konu bütünlüğünde, Kur’an bütünlüğünde kendi anladığımı anladığım şekliyle incelemeye çalışıcam Rabb'im izin verirse, İnşaallah furkan nasip eder doğruya ulaşırız.                                                                                                                                                                                                                                     

*                                                

4/33   Anne, baba ve akrabaların bıraktıklarına varisler belirledik. Yeminlerinizin bağladığı kimselere paylarını verin. Kuşkusuz, Allah her şeye tanıktır.                                                                                                                                                           

Varislere ne miras kaldıysa vermek, onların hakkını vermek üzerimize haktır. Eğer bu vasiyet bizim üzerimiz de ise. Tabii bunun ayrıntıları var önce borçları ödenecek. Sonra yemin nedir. Bu iki konuyu da kendi başlıklarında inceliycez. Yemin ve vasiyet/miras şeklinde.                                                                                                                                                                                    

*                                                

4/58   Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.                                                                                       

Yüce Rabb'imiz yetkiyi görevi hak edene vermemizi, onlarında hak ile hükmetmesini emretmektedir. Böyle olmadığında neler olduğunu görüyoruz, bizzat yaşadık ve yaşıyoruz değil mi? Anlayan anlamıştır.

Ayrıca bu konu ile ilgili neden bu durumdayız neden Allah yardım etmiyor gibi düşünceleriniz var ise Rabb’imin bir ayetini hatırlatayım sizlere. Yüce Rabb’im der ki; Toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Bu ne demek bizler halk olarak doğru yolda değiliz, hak ettiğimiz budur, biz hak yoluna girmedikçe yardım görenlerden de olamayacağız, Rabb’im yardım etmeyecek.                                                                                                                                                    

*                                                

4/110  Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet edici bulur.                                        

Kötülük yapan/haksızlık yapan (Rabb'imiz bu ikisini aynı kefeye koyar) kendisine haksızlık yapmış olur demektedir. Bağışlanma dileyeni de kabul edermiş. Çünkü rahmeti kesintisiz ve bağışlayıcı imiş Rabb’imiz. Yalnız bu bağışlama diğer ayetlerden öğrendiğimiz gibi aynı hataya düşmemeyi, tekrarlamamayı da kapsar.                                                                                                                                                         

*                                                

4/112  Kim bir yanlış yapar veya günah işler, sonra da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.                          

Yaptığımız yanlışı üstlenmeliyiz, hele ki suçsuz birinin üzerine atmamalıyız. Yanlış yaparsak veya günah işlersek bağışlanma dileyip bunu bir daha yapmamamız gerekirken bundan kurtulmak için birde başkasına yüklemeye çalışırsak sonuçlarının bizim için çok daha sıkıntılı olduğunu ayetten anlayabiliriz.                                                                                                                        

 

*                                                

4/114  Hak gözetmeyi, iyi şeyler yapmayı ve, insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin görüşmeleri hariç, onların gizli görüşmelerinde bir hayır yoktur. Kim bunları yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.                                                           

                                              

Kur’an indiği dönemde nebinin arkasından onun kötülüğü ve İslam’ı çökertmek için toplanmalar yapılıyormuş. Bunu belirten ayet genel manada bir şey için toplanıldığında bu hak gözetmek, iyi işler yapmak, ara düzeltmek için olmalı mesajını bizlere verir. Bunun dışındaki görüşmelerde hayır yoktur der. Hayır olan görüşmelerde bile bir çıkar, menfaat gözetmeden sadece Allah rızasını gözeterek yapılması gerektiğini açıklar.                                                                                              

 

*                                                

4/135  Ey iman edenler! Kendinizin, anne ve babanızın ve akrabalarınızın aleyhine bile olsa; tanıklık ettiğiniz kimseler, zengin de olsa, fakir de olsa, Allah için hakkaniyetli tanıklar olarak adaleti gerçek anlamıyla yerine getirin. Allah, onlara sizden daha yakındır. Haddi aşarak, tutkunuza tabi olmayın. Eğer gerçeği çarpıtıp, yüz çevirirseniz, Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

5/8     Ey iman edenler! Allah için gerçeğe bağlı kalmada kararlı olun! Hakkaniyetli tanıklar olun! Bir halka olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe yöneltmesin. Adil olun, bu, takvalı olmaya en uygun olandır. Allah'a karşı takvalı olun. Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.

33/70  Ey iman edenler! Allah'a takvalı davranın ve daima doğruyu söyleyin;                                                                                                                                                                                      

Herhangi bir şey için tanıklıkta, çok sevilen yakında olsa, çok zenginde olsa her ne olursa olsun hak neyse ona tanıklık edilmeli. Aksi halde Allah'ın hudutlarını aşmış oluruz.      Allah'ın ayetini yalanlamış oluruz, dünya menfaatleri için ahiret kazancına yüz çevirmiş oluruz. Allah her şeyi en iyi bilendir, en iyi görendir, en iyi duyandır. Allah'a takvalı olmanın bir yolu da daima doğruyu söylemektir ki bundan taviz vermemeliyiz hangi şart ve koşul oluşursa oluşsun. Zaten doğruyu söylemediğimiz durumlarda birinin yada birilerinin hakkına girmiş olma ihtimalimiz vardır.                                                                                                                                                                                                                   

*                                                

4/148  Allah, kendisine haksızlık yapılan kişinin dışında, kötü sözün açıkça dillendirilmesini sevmez. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.

4/149  Eğer bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü bağışlarsanız bilin ki, Allah da Çok Affedici'dir, Her Şeye Güç Yetiren'dir.

                                                          

Yüce Rabb'imiz kötü söz söylenmesini istemiyor. Fakat kötü söz söyleme hakkını haksızlık yapılana veriyor. Şöyle ki haksızlık yapılan ağzına geleni söylesin demek değil, kendine yapılan haksızlık net bir şekilde ortaya çıksın diye olanı biteni bütün açıklığıyla anlatsın manasındadır. 4/149 da bir kötülüğü bağışlayabilme veya iyiliği gizleme, açıklama yetkisini bize vermiş Rabb'imiz.

Bir iyiliği açıklamak veya gizlemek sanırım kendi yaptığımız ve bize yapılan iyilik her ikisini de kapsar diye düşünüyorum. Bir kötülüğü bağışlamak sadece bize yapılan bir kötülükten başka manaya gelmez. Başkasına yaptığımız kötülüğü bizim bağışlamamız söz konusu olamaz. Eğer bu kötülüğü bağışlarsanız Allah affedicidir her şeye gücü yeter der Rabb'imiz.

Yani biz bize yapılan bir kötülüğü bağışlarsak kötülüğü yapanın kötülüğünü Allah bağışlayacak mı anlamalıyız. Yoksa siz bir kötülüğü bağışlarsak Allah bende sizin bir/veya birden çok kötülüğünüzü bağışlarım mı der ayette yada her ikisi de doğru mu olacaktır. Bence bu değişkenlik gösterir. Mümin olanın Rabb'imiz suçlarını örtebileceğini, günahlarını bağışlayabileceğini söylemekle beraber şirk koşanlarında direk cehennemlik olduğunu söylemektedir. Bu mümin ile mümin veya mümin ile müşrik veya müşrik ile müşrik arasında olması ile bağlantılı diye düşünüyorum, Kur’an’ın genel bütünlüğüne baktığımda. Çalışmanın tamamı bittiğinde bütün olarak bakıldığında ise hakkı yenen kişi hakkını helal etse dahi hakkı yiyenin o sorumluluğundan kurtulamadığı, onun hesabının sorulacağını, kanaatine vardım (39/31 ayetini de dikkate alarak).  En doğrusunu Yüce Allah bilir. İncelemelerimize devam edelim.                                                                                                                                  

*                                                

5/38   Hırsızlık yapan erkeğin ve kadının, her ikisinin de ellerini, Allah'tan caydırıcı bir karşılık olarak kesin. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

5/39   Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder ve uslanırsa, kuşkusuz Allah onun tevbesini kabul eder. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                            

Hırsızlık başkasının malını, parasını alarak onun hakkı olanı elinden haksızlıkla almaktır. Yüce Rabb'imiz bu durumda hırsızlığı yapanın erkek olsun kadın olsun fark etmez elinin kesilmesini söyler. Hırsızlığın her türlüsü için bu geçerlidir. İlla bir eve girip bir şeyler çalan biri olarak düşünmeyelim. Şimdi bu ayet için çeşitli görüşler var.

Bunları dile getirelim. El anlamına gelen eydiyehuma [yed(ye-de-ye)] güç, kuvvet anlamına da gelebilir. Bir manaya göre gücünü, kuvvetini kesin yani gücünü elinden alın olarak anlam verilir. Bu güç kuvvet kesilmesi o günkü toplumsal değerlere göre karar verilip yasaya bağlanabilir. Bu güç kuvvet nasıl kesilecek belki hapsederek belki de artık başka bir yolla bilemiyorum.

Başka görüş direk elin kesilmesidir. Elde muhtemelen bilekten kesilir. Bu hırsızlık yapılmaması adına çok caydırıcı olacağından hırsızlığı büyük ölçüde engeller. Yalnız bu noktada şu kafama takılıyor, bir hain, bir sapkın, bir zorba v.s. şeklinde kötü örnek olarak gösterilen firavunun iman eden sihirbazlara verdiği cezada elleri ve ayaklarının çapraz kesilmesiydi. Yüce Rabb'imiz firavunu her yönüyle bize kötü örnek gösterirken onun verdiği cezayı hırsızlık için sizde aynısını yapın demesi bana çok mantıklı gelmiyor. Buna rağmen 5/33 ayetinde Allah düşmanlarına verilecek ceza olarak bu el ve ayak çapraz kesilmesini görüyorum. Aynı zamanda da erkeklerin elleri kesilerek veya hapsedilerek güçlerinin elinden alınması da sanki kadınların geçimini sağlaması üzerlerine hak olan erkekler için doğru gibi görünmüyor. Ama ayet hem kadına hem de erkeğe bu cezayı uygun görmüş.                            

Şahsi düşüncem elleri kesmek şu şekilde olabilir. Hırsızlık yapanlar için ellerinin üzerine keserek hep izi kalacak ve herkesin anlayacağı bir şekilde kesilerek onu damgalamak olabilir. Zaten eller en görünen yerlerden biridir. İnsanlar onu gördüklerinde bu hırsız diye tanırlar. Hem onu yapan hayatı boyunca bunu taşımak zorunda kalarak rencide          olur hem de eşine ve çocuklarına bakacak gücü olur. Birde bunu tekrar yapması söz konusu. Hapsedilen hapisten çıkarsa yapabilir, eli kesilende her ikisi kesilmezse zorda olsa yapabilir, eline işaret konulan da tekrar yapabilir. Allah'tan caydırıcı bir karşılık der Yüce Rabb'imiz bir daha yapamayacak şekilde demez artık bunlardan hangisi olursa tam bilemiyorum en doğrusunu Yüce Allah bilir. Yaptığından pişman olup (aldığını geri verecek) bir daha yapmazsa Allah tövbesini kabul ettiğini söyler. Tabii buda alıcağı ceza öncesi veya sonrası olması ve tövbe etse de gerçekten mi tövbe etti yoksa hikayeden mi tövbe etti bu olasılıklarla da alakalı olacaktır.

Tüm bu noktalar değerlendirildiğinde çıkardığın sonuç Allah bu konu hakkında rahmetinden bazı detayları bizlere bırakarak toplumun o zaman ki yaşayış, işleyiş ve yasalarına göre gerekli kuralları bize verdiği bilgileri baz alarak Kur’an’ın sınırları içinde kendimizin koymasını istemesidir diye düşünüyorum.                                                                                                                        

Bu ayette en çok kafama takılan her yönden kötü örnek olarak gösterilen firavunun sihirbazlara verdiği el ayak kesilme cezasını 5/33 de Allah neden bize de önerdi. Yoksa firavunun dinin de İslam kırıntıları mı vardı? Rabb’im izin verirse bulmaya çalışıcam bu benim için çok önemli bir konu.                                      

***********        

Bu aşağıda okuyacaklarınızı bu çalışma bitiminden aylar sonrası ekliyorum.

Üstte yazdıklarımı özellikle bıraktım. El kesme ve 5/33 ayeti hakkında kafamdaki sorular netleşti. Öncelikle 5/33 de Allah’ın verdiği bir ceza değil, o kavmin başına gelenleri anlatan bir durum bildiren ayettir. Yani firavunun kullandığı cezayı Yüce Allah sizde kullanın demiyor, bu onlara uygulananın, başlarına gelenin bu el ayak kesilme mevzusunun onlar için çok hazin, hüzünlü olduğunun durumunu bildiren bir ayettir. Bu ayeti anlamama yardımcı olan İbrahim Esinler’den Allah razı olsun.

Sonrasında hırsızın el kesme mevzusuna gelelim.

Şu an okuduğunuz bu paragrafı da çalışma sonrası ekliyorum. İbrahim esinlerin konuya bakışı için kendisinin yorumlarını yazıcam. Bana da daha mantıklı gelen elin üzerini çizerek hırsızı sonsuza kadar damgalamaktı, fakat ayetlerle bunu destekleyemediğimden net fikrim yoktu. Gene İbrahim Esinler bu bağlantıyı bulmuş. Okuduğumda kalbim mutmain oldu artık   bir ayet hakkında daha kesin kararımı vermiş oldum.

Yine Yüce Allah’ın sözleri vücut buldu. Her bilenin üzerinde bir bilen vardır, sözü dinler en güzeline uyarım, en güzel söz Kur’an’dır.

Buyurun okuyunuz;                                                                                                                  

                                                          

Çalan, başkalarına ait olanı haksız yere kendisinin yaparak insanlara zulmeden. Çalınan şey maddi ve manevi her şey olabilir. Büyük günahlardandır. Hırsızın elinin kesilmesi konusu 5:38 ayetinde incelenmiştir. 540Hırsız kadın ve erkeğin ellerinin kesilmesi gerektiğini net bir şekilde ayetten anlarız. Bu kesilme mutlak ki fiziksel bir kesme olmalıdır. Çünkü uygulanan bu işlem bir ceza statüsünde olmalı ve aynı zamanda Allah’tan ibretlik bir ders olmalıdır. Hem hırsızlık yapan kimseye hem de başka insanlara. Ancak şu durum karşımıza çıkar. El nasıl ve nereden kesilecektir? Elin ön koldan bağlantısı mı kesilecektir? Rabbimiz ayette buna bir işaret vermemiştir. Ancak Yüce Allah Kur’an’da asla bir eksiklik bırakmaz. Gerekli olanı gerektiği kadar verir. Kur’an’da yer almayan konularda ise marufla hükmetmemizi emreder. Yapmamız gereken ilk şey Kur’an’ın bütününe bakmaktır. Eller ve kesmek kelimelerini 7:124, 12:31, 20:71 ve 26:49 ayetlerinde geçtiğini görürüz. 7:124, 20:71 ve 26:49 ayetlerinde ellerin kesilmesi ayakların kesilmesiyle birlikte zikredilmiş ve firavunun bir ceza yöntemi olarak işaret edilmiştir. Bu 3 ayette ayrıca çapraz asılma eylemi de işaret edilmiştir. Sadece eller ve kesmek kelimeleri 5:31 ve 12:31 ayetlerinde zikredilmiştir. Bu nedenle 5:31 ayetinde ellerin nasıl kesilmesi gerektiğini Yüce Allah 12:31 ayetinde biz kullarına bildirmiş olmalıdır. Ayet şöyledir; 12:31 Ne zaman ki işitti (kadın) hilelerini/dalaverelerini  onların(kadınların); gönderdi üzerlerine onların (kadınların); ve hazırladı onlara bir dayanaklı oturak; ve verdi her birine onlardan bir bıçak; ve dedi: "Çık karşılarına onların"; öyle ki ne zaman gördüler onu; büyüttüler onu; ve kestiler ellerini; ve dediler: "Haşa/geri durma/engelleme Allah için; bu bir beşer değildir; ki bu ancak kerîm bir melektir." Yüce Rabbimiz bu durumu ellerin kesilmesi olarak bizlere bildiriyorsa bize düşen görev de 5:31 ayetinde ellerin kesilmesini de aynı şekilde anlamak olmalıdır. Durum aslında bu kadar basittir. Hırsız erkek ve kadının elleri başkalarının hırsızlık yaptıklarını anlayacakları şekilde keskin bir bıçakla iz bırakacak şekilde kesilmelidir. Elma soyarken elini ortalama düzeyde  kesen bir kimsenin sahip olduğu kesi kadar elin görünür yüzüne kesi yapılmalıdır. Acil servislere başvuran bıçakla gerçekleşen hatayla el kesme kesilerinin ortalaması alınabilir.     


*                                                

6/152  Olgunluk çağına erişinceye kadar, iyiliği için olmadıkça yetimin malına dokunmayın. Ölçü ve tartıyı hakkaniyetle yapın. Biz, gücünün yettiğinden fazlasını kişiye teklif etmeyiz. Yakın akrabanız da olsa konuştuğunuz zaman adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. O, size bunları böylece öğütte bulundu, umulur ki öğüt alırsınız.        

 

Yetimin malını haksızca yemek ve malının idaresine aklı yetince malını kendisine vermemek de hakka giriyor. Eğer ihtiyaç varsa ölçülü olarak yetimin malından kullanılabilir, ama ihtiyaç yoksa ellenmez ve olgunluk çağına gelince gerçek sahibine verilir. Yetimin iyi malları ile kötü mallar değiştirilmez. Eğer hakka girileceğinden endişe edilirse de yetimleri evlendirmeliyiz.                                                                                                                                                                                        

4/2   Yetimlere, mallarını verin; onların iyi mallarını kötü mallarınızla değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırarak yemeyin. Kuşkusuz, bu büyük bir vebaldir!

4/3     Eğer yetimler konusunda hakkaniyetli olamayacağınızdan korktuysanız, o zaman uygun olan o kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da Yeminle hak sahibi olduğunuzu nikahlayın. Haksızlık etmemek için en uygun olan budur.        

4/6     Yetimlerinizi, nikah çağına erişinceye kadar gözetleyin. Olgunluk yaşına geldiklerinde mallarını kendilerine verin. Büyüyünce onlara kalacak düşüncesiyle, mallarını acelece ve haddi aşarak yemeyin. Durumu iyi olan malı yemeye tenezzül etmesin. Durumu iyi olmayan da maldan uygun bir şekilde yararlansın. Onlara mallarını teslim ettiğinizde, onlar adına tanıklar bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.                                                                              

*                                                

7/29   De ki: “Emretti Rabbim eşitliği; ve kaldırıp doğrultun yüzlerinizi her bir mescitte16; ve çağırın O’nu (Allah’ı); halis/saf/katıksız kılanlar olarak O'na dini; başladığı gibi sizleri (yaratmaya); dönersiniz.                              

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.                                                

Her zaman haktan yana adaletten yana olmalı, hakkı gözetmeli haksızlığa kayıtsız kalmamalı her işimizde Allah'ın hudutlarının içinde olmalı bunun içinde Allah bizlere neleri öğütlemiş, neleri öğretmiş bunu iyi bilmeli bunun içinde salatı ikame etmeli yani her zaman Kur’an okumalı, çalışmalı, ayetler üzerinde düşünmeli, akletmeliyiz. Hayatımızın her anında ölçü vahiy olmalı, takvalı olmalı Kur’an’ı ölü kitabı değil yaşam kitabı yapmalıyız. Ayrıca bu ayette Yüce Rabb’imiz eşitlik emretmiştir. İnsanın insana üstünlüğü yoktur eşittir demiş. Bu kadın, erkek eşitliği, kanun karşısında eşitlik, din konusunda eşitlik v.s. akla ne gelirse eşitliktir. Kadını ikinci sınıf vatandaş yapan, adaletin parası olan yana işleyen, hevaları için insani değerlerinden vazgeçilen bir tağut rejimi kabul edilemez. İşin ehline verilmediği ve yönetici olduğu konuda adaleti gözetmeyen bir ülke yönetimi düşünülemez. Bu Kur’an’a göre doğru değildir. Kur’an’a göre yönetilmeyen, Kur’an’a göre hüküm verilmeyen bir yönetim sistemi doğru değildir. Kur’an yönetimi şeraittır. Şeriat deyince hemen yanlış anlaşılmalar oluyor. Çünkü şu an gerçek şerait ile yönetilen bir ülke yoktur. Şerait adı altında kendi hevalarına göre yönetiliyorlar. Şeriat yanlış anlaşılıyor.

Yönetimin adı ne olursa olsun farketmez. Allah’tan daha iyi hüküm veren, en doğruyu, en iyiyi Allah’tan daha iyi bilen olabilr mi? Zaten Yüce Rabb’im sınırları belirlemiş. Bu sınırlar içinde toplum kendi kurallarını uygulayabilir, bunu da serbest bırakmıştır. Hatta dünyanın idaresini insanoğluna bırakmıştır. Sevgili kardeşlerim şu an bu şeriatı uygulayan da yok uygulayabilecek olan da. Yanlış anlaşılmalara yol açmaması bakımından tekrar söylüyorum şu an ki kafanızdaki şeriat, Kur’an’ın şeriatı değil, yakın bile değildir. Şalvarla dolaş, peçeyle dolaş, kafa kes, zorla oruç tuttur, tutmuyomu meydan dayağı at  v.s. böyle bir şey asla değil. Yasaklar bellidir ama dileyen dilediğini yapar. Ceza ve ödül bu dünya da değil ahirette verilecektir. Asla kimseye zorla bir şey yaptırılmaz. Bizim dinimizde zorlama yoktur. Konuyu ele almaya çalışıcam kendi başlığında.                                                                                                                                                                                                                          

*                                                

7/85   Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı. Dedi ki: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Rabb'inizden size bir beyyinat gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanlara mallarını eksik vermeyin. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer mü'minler iseniz bu, sizin için hayırlı olandır."

11/84  Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben, sizi bir hayır içinde görüyorum. Ve sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." dedi.

11/85  "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yapın. Kimsenin malını eksik vermeyin. Bozguncular olarak yeryüzünde fesat çıkarmayın.

11/86  Eğer mü'minler iseniz, Allah'ın bıraktığı sizin için hayırlı olandır. Yoksa ben, gözetleyiciniz değilim."

17/35  Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Hayırlı ve iyi olan budur.

26/181 Ölçüde tam olun. Hak yiyenlerden olmayın."

26/182 Doğru terazi ile tartın."

26/183 "İnsanların mallarını değerinden düşürmeyin. Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın."

26/184 Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı takva sahibi olun."

55/7   Ve sema; onu yükseltti. Ve ölçüyü koydu.

55/8   Ölçüyü çiğnemeyin.

55/9   Tartıyı hakkaniyetle ayakta tutun. Ölçüyü eksiltmeyin.                                                                                                                                                                                                

                                                                                                                                                                                                                    

Ölçüyü tartıyı tam yapmak. Bu bir şey tartarken tam tartmak olduğu gibi yapılan alışverişte adaletli olmayı da kapsar. Ayrıca  yapılan her alışverişi, insan ilişkilerini, insan doğa ilişkilerini, konuşmayı, sevinmeyi, üzülmeyi v.s. gibi tüm eylemlerde ölçülü olmayı ve adaletli olmayı anlatır.

Bir şeyin hakkı ne ise ona göre davranmak, ona göre hareket etmektir. Bir alışverişte bir kilo şekeri de tam ölçüsünde tartmaktan, bir ticarette bir ürünün fiyatını belirlenken de olması gereken fiyatı koymaktan, sevindirici bir haber aldığında ölçülü sevinmekten, çok üzücü haber aldığında kendine zarar verme derecesinde üzülüp kendini harap etmemekten, doğaya zarar vermemekten, aşık olunca aklı devreden çıkarmamaktan tutunda aklınıza ne gelirse artık, her şeyde ölçülü olmaktır. Bu Kur’an’ın bütünlüğü düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuçtur. Sabırda bu şekildedir aslında ölçülü olmaktır. Sabır başına ne gelirse gelsin sus şükret değildir. Konu başlığında incelemeye gayret göstericem.

Bu ayetlerde direk mallarla ilgili adaletten bahsediyor çünkü ölçüyü ve tartıyı tam yapından sonra insanlara mallarını eksik vermeyin diyor Yüce Allah, ayrıca doğru terazi ile tartın mesajı da önemlidir. 11/84 de ölçü ve tartıda adalet gözetilmezse azap görüleceği ifade edilir. 11/86 ayetinde Allah'ın bıraktığı yani size ölçülendirdiği yani ölçüyü tartıyı tam yaptığınızdaki kazanç sizin için daha hayırlıdır, helal kazanç budur diğeri haramdır veya günahtır olarak anlayabiliriz. Yada Allah’ın bıraktığı haricinde aldıklarınız sizin için hayırlı değildir veya adaletsiz davrandığınız kısmın hesabı görülecek olarak da anlayabiliriz, aynı kapıya çıkar. Aynı zamanda Yüce Allah'ımız ölçüde ve tartıda hakkaniyet göstermeyenleri 11/85 ayetinde bozguncu olarak tanımlamaktadır. Bozgunculukta Kur’an’da hiç iyi görülmez unutmayalım.                                                                                                                                                                                                                                                                  

*                                                

12/79  "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah'a sığınırız. Yoksa haksızlık etmiş oluruz." dedi.                                                                                                                                                        

Yusuf’un kıssasıdır.  Bu kıssadan ayetin anlaşılması adına çok kısa bahsetmeye çalışalım. Yusuf’un başına bir çok olay geldikten sonra yönetici olur. Kardeşine eziyet eden diğer kardeşlerinden, kardeşini kurtarmak için melikin* su kabını kardeşinin (en küçük kardeş) yüküne koyar. Amacı küçük kardeşini diğer kardeşlerinin eziyetinden kurtarıp yanına almaktır. İçinde bulundukları zaman ve toplum kurallarına göre hırsızlık yapan alıkoyulur **. Babaları üzülmesin diye büyük kardeşler bizden birini al küçük kardeşin yerine derler Yusuf’a, Yusuf’da yasa gereği bunu yapamayacağını, bunun haksızlık olacağını söyler ve haksızlık yapmaktan Allah'a sığınırım der. Buraya kadar çıkaracağımız ders Allah'ın hudutları içinde, Kur’an hükümleri içinde toplum kendi yasalarını belirler. Allah rahmetinden bunu bizlere bırakmıştır. Yedi deniz bir araya gelse yedi daha ilave olsa (yedi Arapçada çokluğu temsil eder illa tam yedi olmayabilir en az yedi ve daha fazlası da olabilir)  ve yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa kelimeleri tükenmeyecek olan tüm alemleri en mükemmel şekilde eşi benzeri olmadan yaratan Yüce Allah isteseydi her şeyi tek tek bildiremez miydi. Haşa tabii ki bildirirdi. İşte bu Allah'ın büyüklüğünden, yüceliğinden, rahmetinden, dinde bizi zorlamamasından, bize zorluk çıkarmak istememesinden, kaldıracağımız yükten fazla yük yüklemek istememesindendir.

Ve ayrıca yoldan çıkmamamız içindir. Şöyle ki;

5/101 Ey iman47 etmiş kimseler! Sormayın şeylerden (ki) eğer ortaya çıkarılırsa sizlere kötü eder/huzursuz eder sizleri; ve eğer sorarsanız ondan indirilirken Kur'an; ortaya çıkarılır sizlere; affetti Allah ondan; ve Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.

5/102 Muhakkak sordu onu bir kavim/toplum sizlerden önce; sonra sabahladılar onunla kâfirler25 (olarak).



Ayrıca da en büyük yaratılış özelliğimiz olan aklı vermiştir. Bir zahmet vahiy hudutları içinde detaylandırmayı gereksinimlere göre analitik bir şekilde yapalım, yasaları, kuralları koyalım. Her toplumun yaşayışı, adetleri, örfleri kendine özgüdür. Buna göre kurallar belirlenmelidir. Yukarda hırsızlık konusundan bahsetmiştik 5/38 ve 5/39 da. Burada hapsetme yöntemi ile hırsızın gücü kesilmesi uygulanıyormuş diye anlıyorum. En doğrusunu Yüce Allah bilir.                                                                                                                                                                               

* Melik diye bahsedilmesi de Kur’an’ın ilahi olduğunun delilidir. Normalde Mısır’da firavunlar vardı. Firavun kral gibi padişah gibi bir ülkeyi yöneten kişiydi tek yetkisi, son söz olarak. Fakat Yusuf’un o döneme bakıldığında o dönemde firavun değil melik yani kral gibi bir yönetim olduğu anlaşılır ki o Kur’an’ın bahsettiği bu konunun o dönem de bilinmesi imkansızdı.

** Ayrıca Kur’an o dönemdeki yasalardan da bahsederek gene Kur’an zamanı insanların bilemeyeceği bir bilgi daha vermiştir. Buda Kur’an’ın ilahi olduğuna kanıttır.

31/27  Eğer yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsaydı; deniz ve yedi deniz daha ilave edilseydi, Allah'ın kelimeleri tükenmezdi. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir 

Kuran antik Mısır’da yargılamanın başının Melik olduğunu nereden biliyordu? Melik'in yasalarının din temelli olduğunu nereden biliyordu?


*                                                

16/90  Allah; adaleti, ihsanı ve yakınlarınızda olanlara yardım etmeyi, buyurmakta; fahşadan, münkerden ve beğyiden men etmektedir. İyice anlayıp tutmanız için size öğüt veriyor.                                                                                                                                                          

Yüce Rabb'imizin adaleti emrettiği diğer bir ayet.                                                                     

*                                                

22/60  Bu böyledir! Kim kendisine yapılan haksız bir saldırıya aynı oranda karşılık verirse, sonra yine saldırıya uğrarsa Allah ona yardım eder. Allah, Çok Affedici'dir, Çok Bağışlayıcı'dır.                                                            

 

Yapılan haksızlığa aynı oranda karşılık verilebilirmiş. Eğer gene haksızlık olursa Allah yardımcımız olurmuş.                                                                                                                                                                                   

*

5/42 Kulak verenlerdir yalana; yiyenlerdir suht542; öyle ki eğer gelirlerse sana; öyle ki hükmet aralarında ya da yüz çevir onlardan; ve eğer yüz çevirirsen onlardan öyle ki asla zarar veremezler sana bir şey; ve eğer hakemlik edersen öyle ki hükmet aralarında eşitlikle; doğrusu Allah sever eşitliği gözetenleri.


İnanan olsun yada olmasın, kim olursa olsun Yüce Allah herkese eşitlikle hükmedilmesini, adaletin gözetilmesini, haklıya hakkının verilmesini emreder.


*                                                

25/19  İşte onlar söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.                                                                                  

                                                          

İşte onlar diye kastedilen Allah'tan başkasına kulluk edenler olabilir. Yani siz onlara kulluk ettiniz onlarda sizin kulluğunu yalanladırlar olabilir. Yada işte onlar yani müşriklere doğru yolu söylediniz onlarda sizi yalanladılar olabilir diye düşünüyorum. Her iki halikarda da durum değişmez. Bunlar Allah'a karşı haksızlık etmişlerdir. Aslında net olarak kendilerine         karşı haksızlık etmiş olurlar Allah'ın gösterdiği yolda olmayarak. Artık azaptan kaçamaz ve yardımda alamazlarmış. Şefaat inancının da uydurma olduğuna delil bir ayettir. Bu haksızlığın sonu da azapmış, büyük bir azap hem de.                                                                                                                                                                                          

*                                                

26/227  Ancak inananlar, salihatı yapanlar, her zaman Allah'ın öğüdünü dinleyenler ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Zulmedenler, nasıl bir alt üst oluşla, alt üst olacaklarını yakında bileceklerdir.                                                                                                

                                                          

Haksızlığa uğradığımızda Kur’an’ı ölçü alarak kendimizi savunabiliriz/savunmalıyız. Bu haksızlığı yapanlarında zalimler olduğunu anlarız. Bizde bir haksızlık yaparsak zalimlerden oluruz dikkat edelim.                                                                                                                                      

*                                                

27/11  "Kim haksızlık yapar, sonra da yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki Ben, Çok Bağışlayıcı'yım ve Rahmeti Kesintisiz Olan'ım."

41/34  İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü iyilikle sav. Bir de bakmışsın ki seninle arasında düşmanlık olan kişi, candan velin oluvermiş.                                                                                              

Bu ayetle yapılan haksızlığı kötülük olarak bize öğretir Yüce Rahman'ımız. Aslında çeviri haksızlık yapar değil kim zulmederse olursa daha doğru olacaktır. Zulmetmekte haksızlığın bir çeşididir. Bu yaptığı kötülüğü iyilikle değiştirirse kendisinin (Allah'ın) çok bağışlayıcı ve rahmetinin kesintisiz olacağını söylüyor. İsteyerek ve ya istemeyerek yapılan bir haksızlık var ise ve Allah'ın kelamını önemsiyorsak, bize bildirdiklerinin gerçek olduğuna inanıyorsak ve takva sahibi olmak istiyorsak bunu iyilikle değiştirmeliyiz.                                                                                                                                                                            

*                                                

30/38  Öyleyse; yakınlara, miskine ve yol oğluna hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.                                                                                                                              

                                              

Miskin kelime anlamı olarak yoksul, düşkün olarak anlamlandırılsa da açlık sınırında yaşayan diye tanımlamak daha doğru ve kapsamlı bir tanım olacaktır.     Yolun oğlu/sebilin oğlu için çeşitli görüşler var. Yolsa kalmış veya Allah yolunda mücadele edenler diye genel tanımlansa da asıl anlamı evsizler olacaktır. Yakınlara demek, bize yakın olanlara demektir. Bu sadece akrabayı içermez. Komşu olabilir, arkadaş olabilir, ilçe, şehir veya ülkeden olabilir. Bu tarz ayetlerde yakınlık kan bağı olabileceği gibi, eş, dost, komşu, ülkedaş,din v.s. gibi yakınlıkları da kapsamaktadır. Hatta diğer yakınlıklar akraba yakınlığından (anne ve baba hariç) daha önceliklidir kanaatindeyim. Bu kimselerin üzerimizde hakkı varmış. Zaten başka ayetlerde gerek nifak, gerek zekat, gerekse sadaka ile neyi, nasıl ve ne şekilde olduğunu Yüce Rabb'imiz bizlere öğretiyor. Evet yapmamız gerektiğini öğrendik ama bu ayet aynı zamanda bu yapılacakların onların hakkı olduğunu bize bildirir. Bu yardımlardan da bizim yararımıza olacak bir çok faydalar vardır, hem onlar hem de yardımı yapan faydalanır. Allah'a yönelmek ve kurtuluşa ermek için bu eylemi gerçekleştirmemiz gerekir.                                                       

Yani Allah'ın bize verdiği rızıklardan onları rızıklandırmalıyız. Müşrikler gibi Allah'ın doyuracağını biz mi doyurucaz gibi sapkın bir düşünceye düşmeden neden Allah'ın bunu bizden istediğini bilmeliyiz. Bizim suçlarımı örtmek, günahlarımızı bağışlamak ister, bizleri dünyada ve ahirette daha iyi yararlandırmak ister, bizleri ve mallarımızı arındırmak ister. Onun içinde bizlerin gayret göstermesi gerekir. Bunun yolunu da Yüce Allah'ımız bize bu şekilde göstermektedir. Yoksa her canlının rızkını Yüce Allah kendisine yazmıştır. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, Allah’ın yanındaki hazineler tükenmez ve gücü her şeye yeter. Yardıma da asla ihtiyacı yoktur.

Ama bizim bu yaptığımıza karşılık fazlasıyla bizleri ödüllendirmek ister. Yüce Rabb’imin bağışlıyıcılığı, rahmeti, lütfu, affediciliği, merhameti, bizlere belki döneriz diye süre tanıması, affediciliği olmasaydı ne halde olurduk.                                                

 Yukarıda bahsettiğim konuları Yüce Rabb'im nasip ederse, infak,enfal, sadaka gibi konu başlıkları altında incelemeye çalışıcaz.                                                                                                                                                                                                                                             

*                                                

39/31  Sonra Kıyamet Günü hepiniz Rabb'inizin huzurunda davalaşacaksınız.                                                                                                             

Herkesin hesap gününde Rabb'imizin huzuruna çıkarak birbirimizden davalı ve davacı olarak davalaşacağımızı anlıyoruz. Birbirimizle hesaplaşacağımızı anlıyoruz. Herkes herkesle davalaşacaksa ben tüm haklarımı helal ettiğim kişi bu haklarından hesaba çekilmeyecekse benimle onun arasında (oda helal ettiyse) davalı ve davacı olunması, hesaplaşılması söz konusu olmayacaktır. Veya tek taraflı helal olduysa sadece davalı veya sadece davacı olur. İki taraf helal ettiyse de bu ortadan kalkar. Sadece hakkı geçenler davalaşacak demeyen ayet, davalaşacaksınız dediğinde ben insanın iletişime geçtiği herkes ile alacak verecek hesabına gireceğini anlıyorum. Benim anladığım yanlış olduğunu varsaysak da o zaman denmeliydi ki hakkını helal etmeyenler davalaşacak.

O zaman diyebiliriz ki hakkını helal etmek Allah huzurunda bu sorumluluğu kaldırmıyor, bu haktan doğacak hesap görülüyor. Tek taraflı hakkından vazgeçen ise ödülünü Allah'tan alır. 42/40 (aşağıda inceliycez). Yukarıda ki 4/149 ayetini de beraber okuyunuz lütfen.                                             

                                                                                                                                             

*                                                

81/8   O diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman;

81/9   Hangi suçtan dolayı öldürüldüğü!                                                                 

                                              

Cahiliye döneminde kız çocuklarını evlattan saymayıp, uydurdukları din gereği toprağa gömüyorlardı. Hiçbir şeyden haberi olmayan yeni doğmuş bir bebeğe bile, davalı taraf            olmasına rağmen, her şey ortada olmasına rağmen, bu olayla ilgili hiçbir irade sergileyemeyecek durumda olmasına rağmen, su götürmez şekilde haklı olmasına rağmen, karşı taraf bir karşılık olmadan can almasına rağmen gene de Rabb'imiz o bebeğe hangi suçtan öldürüldü diye sual gelecek diye bizleri öğütler. Bu ayetlerin üzerinde ayrı bir şekilde ve uzunca düşünelim lütfen.                                                                    

*                                                

42/39  Bir haksızlığa, zulme uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

49/9   Eğer Mü'minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin. Eğer ikisinden biri, diğerine saldırırsa, saldırgan olanlarla, Allah'ın emirlerine uygun davranıncaya kadar savaşın. Eğer böyle davranmaktan vazgeçerlerse o zaman adaletle aralarını düzeltin ve hakkaniyetli olun. Allah, haktan yana olanları sever.

60/8   Allah; sizi, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmaktan, onlara karşı hak neyse onu yapmaktan alıkoymaz. Kuşkusuz ki Allah, haktan ve haklıdan yana olanları sever.

42/40  Bir kötülüğün karşılığı o kötülük ölçüsündedir. Ama kim bağışlar ve düzeltici olursa artık onun karşılığı Allah'a aittir. Kuşkusuz O, haksızlık yapanları sevmez.

42/41  Kim de haksızlığa uğradıktan sonra hakkını alırsa, onun aleyhine bir yol tercih edilmez.

42/42  Fakat insanlara haksızlık yapanların ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların aleyhlerine bir yol tercih edilir. İşte onlar, kendileri için acı bir azap olanlardır.

42/43  Ancak kim sabreder ve bağışlarsa, büyüklük yapmış olur.                                                                                                                                                                 

                                                                      

Ayet öncesi iman edip Allah'a tevekkül edenlerden bahseder Yüce Rabb'imiz. Bazı özelliklerini ve ödüllerini söyledikten sonra konumuzla ilgili ayetlerden devam eder. Haksızlıkta yardımlaşmalıyız, destekleşmeliyiz ki haksızlığı gidermek daha kolay olsun. Haksızlığı kötülük ve zülüm olarak daha önceki ayetlerden görmüştük. Bu yapılan haksızlık yani kötülük karşılığında kötülük yapılacaksa ölçüsü aynı olmalı fakat daha önceki ayetlerden de anlaşıldığı gibi ve bu ayette de belirtildiği gibi bağışlamak karşılığını Allah'tan almak demek olacaktır. Bu yolun tercih edilmesi bağışlama ve düzeltici olma yolu bizlere öğütlenir. Yüce Rabb'imiz haksızlık yapanları sevmediğini ayette net şekilde belirtmiş. Haksızlık sonrası hakkını alan için aleyhinde bir yol tercih edilmediğini öğretir Rabb'imiz bize. Tam tersi haksızlık yapanların aleyhlerinde bir yol tercih ediliyor. Yani bir ceza, bir yaptırım veya buna benzer bir yol.

42/43 deki büyüklük yapmış olur çevirisine katılmıyorum. Kim sabereder ve bağışlarsa büyük bir iş yapmış veya değerli bir iş  yapmış veya önemli bir iş yapmış şeklinde bir çeviri daha doğru olacaktır. Yani yapılana aynı ölçüde kötülükle hakkı olduğu halde karşılık vermeyip, sabredip ve sonrasında affedici olmak tabiri doğru olacaksa her babayiğidin harcı değildir.

Yanlış anlaşılmasın bir haksızlıktan sonra devamlı haksızlık yapılmaya devam edilen bir durumda bu demek değildir susup sabret, sesini çıkarma bana sabretmem emredildi. Diğer ayetlerden anlaşılacağı gibi hakkımızı arıycaz, gerekli yerde konuşucaz fakat karşılık verme konusunda sabırlı ve affedici olmak bizim için daha iyi olacaktır. Sabretmemiz, affetmemiz, bağışlamamız iyi olacaktır diye öğütleyen tüm ayetlerde hakkı yenenin Allah katında karşılığını alacağını söylemekle beraber bu haktan vazgeçme sonrası hakka girenin bundan ceza almayacağı veya bu günahlardan sıyrılacağı, yada hakkı yenen hakkını helal edebileceğini gösteren bir işaret olmadığı gibi bu hakka girenin azap göreceği vurgulanmaktadır.                                                                                                                                                                                                                                                   

*                                                

83/1   Hile yapanların vay haline!

83/2   Onlar, alırlarken tam olarak ölçer, tartarlar.

83/3   Satarlarken eksik ölçer, tartarlar.

83/4   Onlar diriltileceklerini bilmiyorlar mı?         

83/5   Büyük bir gün için.

83/6   O gün insanlar alemlerin Rabb'inin divanında duracaklar.

83/7   Hayır! Kötülerin kayıtları kesinlikle siccindedir.                                                                                                                                                                                      

                                                                                                                                                                                                        

Ayetler apaçık. Hile yaparken hesap gününde tekrar dririlip yaratıcının karşısına geleceklerini bilmiyorlar mı? Az bir kazanç için sürekli olan ahireti satıyorlar. Bu gibi kişilerin kayıtları siccindeymiş. Siccin, İlluyun gibi her şeyin tek tek yazıldığı ve saklandığı kitap olduğunu öğretir Rabb’imiz bizlere. Farkı siccin azap göreceklerin ve kötü bir yerde tutulan kitap olması, illiyun ise cennetliklerin ve iyi bir yerde tutulan kitap olması şeklinde anlamlandırabiliyoruz ayetler ışığında. Hile yapanda zaten haksızlık yapmış demektir. Hile ile hakkı olmayana ulaşmıştır. Yüce Rabb'im tüm müminlerin kayıtlarının İlliyunda olmasını nasip etmesi dileklerimle. Bu ve bu tarz çok üzerinde durulmayan ama bilinmesi gerekli olan kavramları bilinmesi gerekenler konu başlığında inceliycez, Yüce Rabb'im izin verirse tabiiki.                                                                                                                                                                                  

*                                                        

Kul hakkı konusunda kısa bir not:

Kul hakkı haksızlık yapmamak, adaletli olmak, adaleti hakkı gözetmek demektir. Para veya mal ile sınırlı olmamaktadır. Bu yaptığınız anlaşma, kırmızı ışıkta geçme, korna çalarak        uyuyan birini rahatsız etme, iftira atma, dedikodu etme v.s şeklinde çoğaltabiliriz. Hakkından vazgeçenin muhatabının hesap gününde bu vazgeçilen haktan muaf olacağı deliline/işaretine şahsım adına rastlayamadım. Hadis uydurmasyonlarıyla Allah'a iftira atarak neyle gelirsen gel kul hakkıyla gelme gibi yalanlarla Allah'ın asla söylemediği sözleri söylemiş gibi göstererek aslında Allah'ın tek affetmeyeceği ve kesin süresiz cehennem azabı hak edilecek olan şirk günahından hedef saptırmak istenmektedir. Kul hakkı, hakka girmekmemek elbette ki önemlidir, asla önemsizleştiremeyiz ama bunu Allah affetmez ancak kul ile kul arasında görüleceği bir hesapmış gibi haşa Allah'ı devreden çıkaran ve asıl affedilmeyecek şirkin üzerine sünger çekilip önemsizleştirilip hatta böyle bir şey sanki yokmuş gibi gösterilmeye çalışan zihniyetedir lafım.

Tüm konu hakkında ki ayetleri incelemeye gayret gösterdik. Hangi ayette sen hakkını helal et hesap gününde bu kişiden hesap sormam tarzında bir anlatım var, hangi ayette kul hakkı affedilmez diye bir söylem var. Ama bir çok ayette şirkle gelirsen yerin süresiz cehennemdir der Yüce Rahman'ımız.                                                                                                                                        

 

Kul hakkı çerçevesinde Yüce Rabb'imizin insana/topluma verdiği yetkileri tespit edebildiğim kadar sıralayacak olursak;

                                                                                                                                 

1- Yetkiyi görevi ehline verme yetkisi ve sorumluluğu                                                               

2- Hak gözetmek için toplantı yapma yetkisi                                                                            

3- Hakkı yenene kötü söz söyleme yetkisi                                                                               

4- İyiliği açıklama veya gizleme yetkisi                                                                                    

5- Kötülüğü/haksızlığı bağışlama yetkisi                                                                                  

6- Kuran sınırları içinde toplumun kendi yasalarını oluşturma yetkisi                                         

7- Haksızlığa aynı oranda karşılık verme yetkisi                                                                      

8- Haksızlığa uğrayanın kendini savunma yetkisi                                                                     

9- Yapılan bir kötülüğü/haksızlığı iyilikle değiştirme yetkisi                                                       

10- Kötülüğün/haksızlığın karşısında aynı oranda aynı şekilde cevap verme yetkisi                   

11- Kötülüğe/haksızlığa sabretme yetkisi                                                                                

12- Bağışlama suretiyle doğacak hakkı Allah'tan talep edebilme/bekleme/umma yetkisi                                                                                                                                                          

 

Aşağıda da ayet bazında konu başlıklarıyla özet olarak yazmaya çalıştım.

                                                                                                                                             

2/180 Vasiyet bir haktır. Kişinin vasiyet bırakması üzerine vazife olduğu gibi aynı zamanda hakkıdır. Yakınlık sahibinin de bu vasiyeti koruması, göz önünde bulundurması, değiştirmemesi ve paylaşımı buna göre yapması üzerlerine haktır.

2/188    hile ile haksız yere başkalarının malına, parasına sahip olamayız,  bu günahtır.             

2/278    ribadan alınan fazlalık haksız kazançtır.                                                                      

3/161    emanete ihanet etmemeliyiz, yoksa hesabını veririz.                                                    

4/24     Evlilik sözleşmesi yapmadan evlenmek bize hak olarak verilmemiş, ayrıca kadının belli bir ücret alması ona hak olarak verilmiş, evli olan kadınlarla evlenmeyede hakkımız bulunmamaktaymış. 

4/29     Ticarette olsa, iki tarafında rızasıda olsa eğer haksız bir kazanç var ise hakka girmiş oluruz.

4/33     miraslar varislere hakkıyla ulaştırılmalı                                                                        

4/58     yetkiyi, görevi hak edene vermemiz bizim üzerimizde haktır                                         

4/58     hak eden yetkiyi, görevi aldığında adaletle hükmetmeside onun üzerine haktır              

4/110    Kötülük yapan kendine haksızlık etmiş olur, tövbe yolu açıktır.                                     

4/112    Kendi suçumuzu başkasına atarak iftira etmemeliyiz                                                    

4/114    hak gözetmek için toplantılar yapılabilir fakat bu toplantılardaki amaçta Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Asla bir menfaat veya çıkar gözetilmemelidir. Eğer dünya menfaati yerine Allah'ın ecri isteniyorsa.                                                                                                                     

4/135    her koşulda, her durumda tanıklığımızda hakkanyetli olmalıyız.                                    

4/135    Yalancı şahitlik durumunda Allah'ın hudutklarını aşmış oluruz                                       

4/148    kötü söz söyleme hakkı yalnız hakkı yenen kişi için, o konu ile ilgili izin verilmiştir          

4/149    iyiliği açıklama, gizleme ve kötülüğü bağışlama yetkisi insanlara verilmiştir.                   

5/38     hırsızlık hak yemektir                                                                                                 

6/152    yetimlerin haklarını gereği gibi gözetmeliyiz                                                                 

7/29     herzaman haktan,adaletten yana olmalıyız                                                                  

7/85     ölçüyü tartıyı tam yapmalıyız                                                                                      

11/84    ölçüyü tartıyı tam yapılmassa azap söz konusu olacaktır                                              

11/85    ölçüyü tartıyı tam yapıldığındaki kazanç helal kazançtır                                                

11/86    ölçüyü tartıyı tam yapmayanlar bozgunculuk yapmış olurlar                                          

12/79    kuranın sınırları içinde toplum kendi yasalarını oluşturabilir                                          

22/60    haksızlığa aynı oranda karşılık verilebilir                                                                     

25/19    Allah'a karşı yapılan haksızlık direk olarak kendine yapılmış haksızlıktır, sonu büyük azaptır.

26/227  haksızlığa uğranıldığından kendimizi savunabiliriz/savunmalıyız                                   

26/227  haksızlık yapanlar zalimlerdir                                                                                      

27/11    yapılan bir haksızlık, zülüm, kötülük iyilik ile değiştirilmeli                                             

30/38    yakınların, yolun oğlunun ve miskinin üzerimizde hakkı vardır.                                      

33/70    daima doğruyu söylemeliyiz                                                                                       

39/31    hesap günü herkes birbirinden davalı ve davacı olacak                                                

42/39    bir haksızlık görüldüğünde yardımlaşılır                                                                      

42/40    kötülüğün karşılığı kötülük kadardır                                                                             

42/40    kötülüğü/haksızlığı bağışlar ve düzeltici olursak bize karşılığını Allah verir                     

42/43    haksızlığı bağışlayıp, sabreden gerçekten zorlu bir iş yapmış olur                                                                                                                                               

 

 

Yaptığım çalışmada ulaştığım sonucu özetlersek ;

                                                                                                                                                                                            

Hesap gününde herkes birbirinden davalı olacak. Tüm hesaplar ve karşılıklar ne hak edildiyse hiçbir haksızlık olmadan verilecek. Hakkımızı bağışlayabileceğimizi de öğrendik. Aynı zamanda haksızlığa aynı oranda karşılık verebileceğimizi, haksızlığa karşı hakkımızı arayabileceğimizi de öğrendik. Bağışlarsak karşılığını Yüce Rabb'imizin vereceğinide öğrendik. Yüce Rabb'imizin inanların suçlarını örtüp, günahlarını bağışlayabileceğini de bize ayetlerinde öğretmişti.

Bağışlama yetkisini Yüce Rabb'imiz bize vermesine rağmen birisi birine isteyerek, istemeyerek, bilerek, bilmeyerek, farkında olarak, olmayarak hak geçtiğinde bundan haberi olsun yada olmasın, karşı tarafa hakkını helal et desin yada demesin karşı taraf hakkını helal etsin yada etmesin bu durumdan doğacak olan yükümlülüğün üzerinden kalktığına dair insana bir yetki verildiği konusunda Kur’an’da herhangi bir kanıta/delile/işarete rastlamadım.

Bağışlayan taraf hakkı yenen taraf olmakla beraber bu bağışlama bağışlayanın yararına olarak görüyorum, hakka gireni karşı taraf bağışlasa da hesap görülecektir diye ayetlerden anlıyorum. Dolayısıyla helalleşmek diye bir uygulamaya dair İslam’da bir uygulama olduğuna dair bir işaret yok. Helalleşme birbirlerinin üzerinden sorumluluğun kalktığına dair bir inançtır. Oysa bağışlama sadece madur olan tarafa verilmiştir. Bağışlamak, affetmek doğmuş olan hakkının karşılığını Allah'a havale etmek, Allah'tan talep etmektir ki bu yetki bize verilmiştir.

Bağışlar ve düzeltici işler yaparsak karşılığını Yüce Rabb'imiz verecektir. Buda en iyi karşılık veren Allah'tan karşılığı almak için dünyada alınacak karşılıktan vazgeçmektir. Bunu isteyen içinde herhangi bir şart yoktur. Karşıdakini bul helallik iste, ölünce hakkını helal et v.s. diye şartlar yoktur. Sadece bağışlamak ve düzeltici olmak gerekir. Yüzüne söylemeye de gerek yoktur Allah gizliyi ve daha gizlisini bilir. Kalben bağışlarsak olay bitmiştir.

Hakkını helal et veya hakkımı helal ettim deme safhasında oluşabilecek sıkıntı gördüğün ve anladığım kadarıyla Yüce Rabb'imizin bize bu şekilde bir yetki vermemiş olmasıdır. Bunun yerine hakkımdan vazgeçtim, yada bağışladım denmesi haddi aşmamak adına daha uygun olacaktır. Hakkımı helal ettim dersek de bunun dünya hakkından vazgeçmek bağışlamak olduğunun, ecrini Allah'tan beklediğinin ve karşı tarafta bu hesabın ahirette görüleceğinin bilincinde olması şartıyla kullanılabileceğini düşünüyorum.

Eğer yanılmıyorsam tespitlerim doğruysa Allah'ı devre dışı bırakıp ta HAŞA hesaptan kurtulduğu düşüncesi şirk sayılabilecek bir düşüncedir. Kur’an’a göre herkes herkesten davalı ve davacı olacak, kul hakkı da olsa, bağışlanmada olsa, helalleşmede olsa hesap görülecektir alacaklı alacağını alacaktır kanaatindeyim, ayetler ışığında vardığım sonuç budur.                                                                                                                                                                                          

 

 

EN DOĞRUSUNU YÜCE ALLAH BİLİR.


     










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder